İçindekiler
Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması Nedeniyle Boşanma Davası (TMK m.166/1-2)
Türk hukukunda boşanma davalarının büyük çoğunluğu, evlilik birliğinin temelinden sarsılması gerekçesiyle açılmaktadır. Bu gerekçe, yasada “genel boşanma sebebi” olarak düzenlenmiş olup zina veya terk gibi somut bir olayı ispat etme zorunluluğu olmaksızın evliliğin sürdürülemez hale geldiğini mahkemeye göstermenize olanak tanır. Peki bu dava nasıl açılır, mahkeme neye bakar ve süreçte nelere dikkat etmek gerekir? Bu yazıda tüm bu soruları sade bir dille yanıtlıyoruz.
Genel Boşanma Sebebi Nedir? (TMK m.166)
Türk Medeni Kanunu‘nun 166. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şu hükmü içermektedir:
“Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.”
“Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise veya evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir.”
Kanun metninden anlaşılacağı üzere mahkemenin boşanmaya hükmedebilmesi için tek bir temel koşul vardır: ortak hayatın artık sürdürülemez hale gelmiş olması. Bu, oldukça geniş kapsamlı bir kavramdır ve pek çok farklı yaşam koşulunu kapsayabilir.
“Temelinden Sarsılma” Ne Anlama Gelir?
Evlilik birliğinin temelinden sarsılması; eşler arasındaki güven, saygı ve ortak yaşam iradesinin, artık evliliği sürdürmeleri kendilerinden makul olarak beklenemeyeceğini ifade eder. Mahkemeler bu değerlendirmeyi somut olgulara dayandırır.
Uygulamada evlilik birliğinin temelinden sarsılması iddiasına delil olarak gösterilen durumlar oldukça çeşitlidir:
- Süregelen tartışmalar, şiddetli geçimsizlik
- Eşlerden birinin ya da her ikisinin fiziksel veya duygusal şiddete maruz kalması
- Cinsel ilişkinin uzun süredir sona ermesi
- Birbirini aşağılama, hakaret
- Güven sarsıcı davranışlar (mesajlar, ilişkiler)
- Bağımsız yaşam sürdürme, ortak konutu terk etme
- Aile içi iletişimin tamamen kopması
Bu liste sınırlı değildir; hâkim her davayı kendi koşullarında değerlendirerek sarsılmanın gerçek ve ciddi olup olmadığına karar verir.
Kusur Kimin? İspat Yükümlülüğü Kime Ait?
Kusur Değerlendirmesi ve Önemi
Genel boşanma sebebinde mahkeme, eşlerin evliliğin bitmesine neden olan olayları ve bu olaylardaki kusur oranını belirler. Bu belirleme yalnızca boşanma kararı için değil, aynı zamanda nafaka ve tazminat talepleri için de belirleyicidir.
- Boşanmaya neden olan olaylarda daha ağır kusurlu olan eş, karşı taraftan maddi ve manevi tazminat talep edemez.
- Yoksulluk nafakasına hükmedilebilmesi için nafaka talep eden eşin, nafaka yükümlüsüne göre daha az kusurlu ya da kusursuz olması gerekir.
- Her iki tarafın da eşit kusurlu olduğu durumlarda dava yine de kabul edilebilir; ancak tazminat talepleri buna göre şekillenir.
Davacı Daha Ağır Kusurlu İse Ne Olur?
TMK 166/2 ilk cümle “…davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır…” şeklindedir. Böyle bir durumda davalının itirazı üzerine mahkeme bu itirazın hakkın kötüye kullanılması niteliği taşıyıp taşımadığı ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar için korunmaya değer bir yararın kalıp kalmadığı hususlarını değerlendirir. Bu iki koşul da gerçekleşiyorsa, davacı daha kusurlu olsa bile boşanmaya hükmedilir. Bu düzenleme, fiilen bitmiş evliliklerde diğer eşin süresiz bir “veto” kullanmasını engeller.
Çekişmeli Boşanmada Süreç
Dava Açılması
Evlilik birliğinin temelinden sarsılması gerekçesiyle boşanma davası, eşlerden herhangi birinin ikamet ettiği ya da son altı ay içinde birlikte oturdukları yer aile mahkemesinde açılır. Dilekçede şunlar yer almalıdır:
- Evliliğin ne zaman ve nasıl bozulduğuna dair somut vakıalar
- Sarsılmanın neden derin ve kalıcı olduğu
- Boşanmanın yanı sıra talep edilen fer’î sonuçlar: nafaka, velayet, tazminat, eşya paylaşımı
Delil Toplama ve Tanıklar
Genel boşanma sebebinde ispat yükü davacıdadır. Mahkemede kullanılabilecek deliller şunlardır:
- Tanık beyanları: Aile içi durumu bizzat gözlemlemiş kişilerin ifadeleri.
- Yazışmalar ve mesajlar: Hakaret, tehdit veya güven sarsıcı davranışları belgeleyen WhatsApp mesajları, e-postalar, sosyal medya paylaşımları. Bu belgelerin hukuka uygun yollarla elde edilmesi önemlidir; aksi hâlde delil olarak kabul edilmeyebilir.
- Resmi belgeler: Şikâyet tutanakları, hastane kayıtları
- Bilirkişi raporu: Çocukların velayetinin tartışmalı olduğu davalarda pedagog veya psikolog raporları mahkeme tarafından istenebilir.
Delillerin hangi yollarla elde edilebileceği ve hangilerinin mahkemede kabul göreceği konusunda bir avukattan destek almanız büyük önem taşır.
Yargılama Aşamaları
Çekişmeli boşanma davaları genellikle şu aşamalardan geçer:
- Ön inceleme duruşması: Tarafların iddia ve savunmaları netleştirilir, sulh imkânı araştırılır.
- Tahkikat duruşmaları: Deliller toplanır, tanıklar dinlenir, varsa bilirkişi görüşü alınır.
- Sözlü yargılama: Taraflar son beyanlarını sunar.
- Karar: Mahkeme somut olayın özelliklerine davanın kabulüne ya da reddine karar verir.
Bu süreç; davanın karmaşıklığına, mahkemenin iş yüküne ve tarafların tutumuna bağlı olarak birkaç aydan birkaç yıla kadar uzayabilir.
Boşanma Kararında Fer’î Sonuçlar
Boşanmanın yanı sıra mahkemenin aynı davada hükmedeceği konular şunlardır:
Velayet
Ortak çocukların velayeti hangi eşe bırakılacağı, çocuğun üstün yararı esas alınarak belirlenir. Mahkeme gerekli gördüğünde pedagog veya psikolog raporu ister.
Nafaka
Boşanma davasında üç farklı nafaka türü gündeme gelebilir:
- Tedbir nafakası: Dava süresince ekonomik açıdan zayıf taraf için
- İştirak nafakası: Velayeti almayan tarafın çocuğun giderlerine katkısı
- Yoksulluk nafakası: Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olan, kusursuz ya da daha az kusurlu eş için
Maddi ve Manevi Tazminat
Boşanma yüzünden mevcut veya beklenen menfaati zedelenen, kişilik hakkı saldırıya uğrayan eş; kusurlu olan diğer eşten tazminat talep edebilir. Örneğin; Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2020/1006 E. – 2020/2138 K. Sayılı İlamında “Türk Medeni Kanunu’nun 174/2. maddesinde boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan tarafın kusurlu olan diğer taraftan manevi tazminat isteyebileceği düzenlemesi yer almaktadır. Davalı erkeğin eşini aşağılaması kadının kişilik haklarına saldırı teşkil eder. Toplanan delillerden, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebep olan olaylarda manevi tazminat talep eden kadının ağır yada eşit kusurlu olmadığı anlaşılmaktadır. O halde, bölge adliye mahkemesince tarafların sosyal ve ekonomik durumları, tazminata esas olan fiilin ağırlığı ile hakkaniyet kuralları dikkate alınarak davacı kadın yararına uygun miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde reddi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.” şeklinde karar vermiştir. Karara göre Yargıtay; ilk derece mahkemesi kararını boşanmada daha az kusurlu kadına tarafların ekonomik ve sosyal durumları ile tazminata konu eylemin ağırlığı da dikkate alınarak tazminata hükmedilmesi için bozmuştur.
Anlaşmalı Boşanmayla Farkı
Evlilik birliğinin temelinden sarsılması gerekçesi, hem çekişmeli hem de anlaşmalı boşanmanın yasal dayanağıdır. Kanunun 166. maddesinin üçüncü fıkrası, tarafların anlaşması hâlinde sarsılmanın varlığının zaten kabul edildiğini öngörür. Eşinizle velayet, nafaka ve mal paylaşımı konularında uzlaşabiliyorsanız, çok daha kısa ve az maliyetli olan anlaşmalı yolu tercih etmek mantıklı olabilir. Bu konuda anlaşmalı boşanma hakkındaki yazımıza bakabilirsiniz.
Genel Boşanma Sebebi Yazı Hakkında Değerlendirme
Evlilik birliğinin temelinden sarsılması, Türk boşanma hukukunun en kapsamlı ve en sık kullanılan gerekçesidir. Zina veya terk gibi somut olayları ispat etme zorunluluğu olmaksızın, evliliğin sürdürülemez hale geldiğini ortaya koymanıza imkân tanır. Bununla birlikte, kusur tespitinin nafaka ve tazminat üzerindeki doğrudan etkisi, delil yönetiminin özenle yapılmasını zorunlu kılar.
Her dava kendine özgü koşullar taşıdığından, hukuki değerlendirme için mutlaka bir avukata danışmanızı tavsiye ederiz.
Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması Nedeniyle Boşanma Nedenleri Hakkında Yargıtay Kararları
<<<Eşten Habersiz Kredi Çekmek Boşanma Sebebidir…>>>
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2013/7472 E.- 2013/20745 K. Sayılı İlamı
“İçtihat Metni”
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm, davacı kadın tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: Yapılan soruşturma ve toplanan delillerden davalı kocanın eşinden habersiz krediler çekerek borçlandığı ve evlilik birliğinden kaynaklanan görevlerini yerine getirmediği, anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davacı dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre, boşanmaya (TMK.md. 166/1) karar verilecek yerde, yetersiz gerekçe ile davanın reddi doğru bulunmamıştır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 12.09.2013 (Per.)
<<<Erkek tarafından kadının maaş kartına el konulması ekonomik şiddet olup, boşanmaya sebebiyet veren olaylarda erkeğin ağır kusurlu olduğu anlaşılmıştır.…>>>
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2024/5619 E. – 2025/2664 K. Sayılı İlamı
“İçtihat Metni”
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı-karşı davalı kadın vekili tarafından kusur belirlemesi, yoksulluk nafakası ile tazminatların reddi ve tedbir nafakası miktarı yönünden temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı karşı davalı kadın vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2-Taraflar arasında görülen evlilik birliğinin temelinden sarsılması hukuki nedenine dayalı karşılıklı boşanma davasının yapılan yargılaması sonunda, İlk Derece Mahkemesince, davacı- karşı davalı kadının eşine yeterince açık davranmayarak, sadakat yükümlülüğünü şüpheye düşüren davranışlar sergilediği, davalı -karşı davacı erkeğin sonradan sona erdirmiş olsa bile kadına bir dönem maaş kartına el koyarak ekonomik şiddet uyguladığı, kadının kendi kazandığı parasıyla dahi arkadaşlarıyla kahve içmeye eşinin ekonomik şiddetinden ötürü gitmediği, erkeğin telefonda yabacı bir kadınla mesajlaşarak sadakat yükümlülüğünü şüpheye düşüren davranışlar sergilediği, kızına eşiyle arasını düzeltmesi konusunda duygusal ve psikolojik şiddet uyguladığı, çocuklara ve eşine zaman zaman hakaret ettiği, eşine zaman zaman boşanmaması konusunda tehditlerde bulunduğu, erkeğin ağır kusurlu tutum ve davranışları neticesinde evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı gerekçesi davaların kabulü ile tarafların boşanmalarına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararına karşı taraf vekilleri tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş ve Bölge Adliye Mahkemesince erkeğe izafe edilen “sonradan sona erdirmiş olsa bile bir dönem maaş kartına el koyarak ekonomik şiddet uyguladığı, davacı karşı davalının kendi kazandığı parasıyla dahi arkadaşlarıyla kahve içmeye eşinin ekonomik şiddetinden ötürü gitmediği, davalı karşı davacı erkeğin telefonda yabacı bir kadınla mesajlaşarak sadakat yükümlülüğünü şüpheye düşüren davranışlar sergilediğine” dair kusurların tarafların daha önce ayrılıp barışmasından önce meydana gelmiş olan olaylar olup affedilmiş oldukları için yeniden hükme esas alınmayacağı, Mahkemenin de kabulünde olduğu üzere kadının maaş kartını halen erkeğin kullanmadığı, erkeğin eşine ekonomik şiddet uyguladığına dair iddianın görgüye dayalı tanık anlatımı ile ispat edilmiş olmadığı, erkeğin doktora öğrencisi olan dava dışı bir kadınla ilişkisi olduğuna dairde dosyaya yansıyan somut, yorum yollu olmayan tanık anlatımının bulunmadığı, öğrenci-öğretmen ilişkisi olarak nitelendirilmesi gerektiği, dolayısıyla da bu hususun erkeğe kusur olarak yüklenemeyeceği, kadının, kendisinin de kabulünde olduğu üzere, eve, başkasına aşık olduğu zehabını uyandıracak bir yazı yazıp bıraktığı, yine evin anahtarını değiştirmek suretiyle erkeğin eve girememesine neden olup aradaki gerginliği artırdığı, … sarsıcı şekilde bir kaç geceyi evden ayrı geçirdiği, erkeğin de eşiyle boşanmak istemediğinden sadece bir defaya mahsus şekilde eşini ve ortak çocuğu tehdit ettiği buna göre evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında tarafların eşit kusurlu oldukları gerekçesi ile kusura ilişkin gerekçenin düzeltilmesine karar verilmiştir. Yapılan incelemede Bölge Adliye Mahkemesince belirlenen ve gerçekleşen kusurlu davranışlara göre boşanmaya sebebiyet veren olaylarda erkeğin ağır kusurlu olduğu anlaşılmıştır. Bu itibarla, tarafların eşit kusurlu olduğuna hükmedilmesi doğru bulunmamış ve kararın bozulmasını gerektirmiştir.3.4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 174 üncü maddesinin birinci fıkrasında mevcut ve beklenen bir menfaati boşanma yüzünden haleldar olan kusursuz yada daha az kusurlu olan tarafın, kusurlu taraftan uygun bir tazminat isteyebileceği, aynı maddenin ikinci fıkrasında boşanmaya sebebiyetlermiş olaylar yüzünden kişilik hakları saldırıya uğrayan tarafın, kusurlu olandan manevî tazminat isteyebileceği öngörülmüştür. Yukarıdaki paragrafta açıklandığı üzere, evlilik birliğinin sarsılmasına sebep olan olaylarda tazminat isteyen davacı- karşı davalı kadının ağır ya da eşit kusurlu olmadığı, erkeğin kusurlu eylemlerinin kadının kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği ve boşanma sonucu bu eşin, en azından diğerinin maddî desteğini yitirdiği anlaşılmıştır. O halde, Mahkemece, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, tazminata esas olan fiilin ağırlığı ile 4721 sayılı Kanun’un 4 üncü maddesi ile 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 50 nci ve 51 inci maddelerinde düzenlenen “hakkaniyet kuralları” da dikkate alınarak davacı- karşı davalı kadın yararına uygun miktarda maddî ve manevî tazminata hükmedilmesi gerekirken, hatalı kusur belirlemesinin sonucu olarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
KARAR: Açıklanan sebeplerle;
1.Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının kusur belirlemesi ve tazminatlar yönünden BOZULMASINA,
2.Davacı karşı davalı kadın vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozma kapsamı dışında kalan temyize konu bölümlerinin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Temyiz peşin harcının istek halinde yatırana iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,13.03.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
<<<Kadında vajinismus rahatsızlığı bulunması halinde eşler birlikte tedaviye katılmalıdırlar. Aksi durumda tedaviden kaçınan taraf boşanmada kusurludur.>>>
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2015/22961 E.- 2016/9519 K. Sayılı İlamı
“İçtihat Metni”
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm temyiz edilerek; temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması istenilmekle; duruşma için belirlenen 10.05.2016 günü temyiz eden davalı … …. ile vekili gelmedi. Karşı taraf davacı …vekili Av. … geldi. Gelenin konuşması dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için duruşmadan sonraya bırakılması uygun görüldü. Bugün dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
Toplanan delillerden vajinismus olan kadının tedavi için tedavi kurumlarına başvurduğu, tedavi gördüğü, ancak bu tedavi süresinde katılım, ve çözüm arayışını birlikte sürdürmesi gerekli olan erkek eşin kadını tedavisi sırasında yalnız bıraktığı, onunla beraber tedaviyi sürdürmediği, bu nedenle kadının tedavisinden bir sonuç alınamadığı anlaşılmaktadır.
Bu durumda vajinismus problemi nedeniyle cinsel ilişki kurulamaması kadına kusur olarak yüklenemeyeceği gibi davacı erkeğin dava ve cevaba cevap dilekçelerinde ileri sürmediği (HMK m. 119/1-e, 136/2) ancak tanık beyanlarında geçen hakaret vakıaları da davaya esas alınamayacağı nazara alınarak boşanma davasının reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 10.05.2016 (Salı)
<<< Taraflar 29.08.2012 tarihinde evlenmiş dava ise 08.10.2012 tarihinde açılmıştır. Evliliğin fiilen yaklaşık 15 gün devam ettiği ve cinsel birleşmenin gerçekleşmesi için eşlerden beklenen makul sürenin geçmediği, erkeğin eşine bu konuda makul süre tanımadığı, kadının vajinismus tedavisinden kaçındığının ispatlanamadığı anlaşılmaktadır. Buna göre; kadının cinsel birliktelikten kaçınması ve buna yönelik tedaviye yanaşmaması vakıalarının kendisine kusur olarak yüklenmesi ve bu kusur belirlemesine göre erkeğin davasının kabulüne karar verilmesi doğru değildir…>>>
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2018/5437 E. – 2019/2300 K. Sayılı İlamı
“İçtihat Metni”
Yukarıda tarihi, konusu ve tarafları gösterilen hükmün; onanmasına dair Dairemizin 15.05.2018 gün ve2016/24053 – 2018/6192 sayılı ilamıyla ilgili karar düzeltme isteminde bulunulmakla, evrak okundu, gereğidüşünüldü;6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 1.10.2011 tarihinde yürürlüğe girmiş ise de, bu Kanuna 6217sayılı Kanunla ilave edilen geçici 3. maddenin (1.) bendinde, bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce verilen kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanunun 26.09.2014 tarihli ve5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ila 454. madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunacağı hükme bağlandığından, karar düzeltme talebinin incelenmesi gerekmiştir. Mahkemece, davalı-karşı davacı erkeğin boşanma davasının kabulü ile tarafların boşanmalarına ve boşanmanın fer’ilerine, davacı-karşı davalı kadının boşanma davasının ise reddine karar verilmiş davacı-karşı davalı kadın tarafından her iki dava yönünden temyiz edilen hüküm Dairemizin 15.05.2018 tarih ve2016/24053 esas – 2018/6192 karar sayılı ilamıyla onanmış, davacı-karşı davalı kadın tarafından her ikidava yönünden karar düzeltme kanun yoluna başvurulmuştur. Mahkemece, tarafların evlendikten sonra cinsel ilişkiye giremedikleri, bu yüzden birbirlerini suçladıkları, dinlenen tanık beyanlarından davacı-karşı davalı …’nin beyanına göre hatanın kendisinde olduğunu kabul ettiği,
Adli Tıp Kurumu raporunda ise …… …….’in yapılan muayenesinde vajinismus belirtilerinin tespit edildiği, tespit edilen bulguların uygun süre ve nitelikte eşlerin her ikisinin de katılması gereken cinsel terapi ile düzelebileceği ancak söz konusu terapinin tarafların yeterli motivasyon ve katılımı olmadığından gerçekleşmediği, dolayısı ile taraflar arasında yaşanan çatışmalar nedeni ile Özel E…… H…………’nin 22/02/2013 tarihli cevabi yazısına ekli raporda ……….’nin 06/09/2012 tarihinde ruhsal muayenesinin yapıldığı, sıkıntı, durgunluk, keyifsizlik şikayetlerinin tespit edildiği, ancak hastanın daha sonra kontrole gelmediğinin belirtildiği, bu sebeple muayenesinin yapılamadığı ve kontrole gitmeyen …….’nin rahatsızlığının giderilemediği ve bu yüzden de evlilik birliğinin sona erdiği, evlilik birliğinin sonaermesinde …………….’ten kaynaklanan kusur nedeni ile evlilik birliğinin sona erdiği kabul edilerek tarafların boşanmalarına karar verildiği anlaşılmaktadır. Yapılan yargılama ve toplanan delillerden; tarafların evliliğinden çok kısa süre sonra, erkeğin yurt dışına çalışmaya gittiği, döndükten sonra ise tanık, beyanlarına göre 3 gün kadar birlikte kaldıkları ve erkeğin tekrar yurt dışına gittiği, gitmeden önce kadını ailesinin evine tekrar alacağını beyan ederek bıraktığı, sonrasında ise kadına “seni istemiyorum ” diye telefon mesajları gönderdiği anlaşılmaktadır.
Mahkemece kadından kaynaklanan sebeplerle cinsel ilişkinin gerçekleşmediği, bu sebeple kadının kusurlu olduğu kabul edilmiş ise de; kadın yönünden verilen 29/07/2013 tarihli Adli Tıp Kurumu raporunda, ……………’in yapılan muayenesinde vajinismus belirtilerin tespit edildiği, tespit edilen bulguların uygun süre ve nitelikte eşlerin her ikisinin de katılması gereken cinsel terapi ile düzelebileceği ancak söz konusu terapinin tarafların yeterli motivasyon ve katılımı olmadığından gerçekleşmediği, aile- içi çatışmaların mevcut olduğu dolayısı ile …………….’in cinsel ilişkiye girmesini engelleyecek ruhsal ve anatomik patoloji saptanmadığının belirtildiği görülmüştür.” denmektedir. Taraflar 29.08.2012 tarihinde evlenmiş dava ise 08.10.2012 tarihinde açılmıştır. Evliliğin fiilen yaklaşık 15 gün devam ettiği ve cinsel birleşmenin gerçekleşmesi için eşlerden beklenen makul sürenin geçmediği, erkeğin eşine bu konuda makul süre tanımadığı, kadının tedaviden kaçındığının ispatlanamadığı anlaşılmaktadır. Buna göre; kadının cinsel birliktelikten kaçınması ve buna yönelik tedaviye yanaşmaması vakıalarının kendisine kusur olarak yüklenmesi ve bu kusur belirlemesine göre erkeğin davasının kabulüne karar verilmesi doğru değildir.
Boşanmaya sebep olan olaylarda eşini tekrar almak üzere ailesinin evine bırakan ancak geri almayarak birlikte yaşamaktan kaçınan ve eşine “seni istemiyorum” şeklinde telefon mesajları gönderen davalı-karşı davacı erkeğin tamamen kusurlu olduğunun kabulü gerekir. O halde, davacı-karşı davalı kadının boşanma davasının kabulüne, davalı-karşı davacı erkeğin boşanma davasının reddine karar verilmesi gerekirken mahkemece, delillerin takdirinde hataya düşülerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır. Yukarıda açıklanan sebeplerle, davacı-karşı davalı kadının karar düzeltme isteğinin kabulüne, Dairemizin15.05.2018 tarih ve 2016/24053 esas – 2018/6192 karar sayılı onama ilamının davacı-karşı davalı kadının davasının reddi, davalı-karşı davacı erkeğin davasının kabulü yönlerinden kaldırılmasına, hükmün davacı-karşı davalı kadının davasının reddi, davalı-karşı davacı erkeğin davasının kabulü yönlerinden bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir.
<<<Büyü yaptırma güven sarsıcı hareket niteliğinde olup, boşanmada büyü yaptıran taraf kusurludur.>>>
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2012/8568 E. – 2012/28396 K. Sayılı İlamı
“İçtihat Metni”
Taraflar arasındaki “boşanma” ve “karşı boşanma” davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm, davalı-davacı kadın tarafından; kocanın kabul edilen boşanma davası, reddedilen kendi boşanma davası, kusur belirlemesi, yoksulluk nafakası, tazminatlar, ziynetler ve yargılama giderleri yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
1-Davalı-davacı asıl 4.6.2012 tarihli dilekçe ile hükmün boşanma kararına ilişkin bölümleri hakkındaki temyiz itirazlarından feragat ettiğinden, boşanma hükmüne yönelik temyiz itirazlarının feragat nedeniyle reddine,
2-Davalı-davacının diğer yönlere ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;
a-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre davalı-davacı kadının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yersizdir
b-Mahkemece; davalı-davacı kadın tamamen kusurlu kabul edilerek boşanmaya karar verilmiş ise de; yapılan soruşturma ve toplanan delillerden, davacı-davalı kocanın eşine fiziksel şiddet uyguladığı, buna karşılık davalı-davacı kadının ise kocasını ve ailesini sürekli olarak hatalı ve suçlu göstermeye çalışıp, eşi ve kayınvalidesine etki edeceği düşüncesiyle büyü yaptırmaya çalıştığı; böylelikle kocasının güven duygusunun zedelenmesine yol açtığı anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu durum karşısında; evlilik birliğinin temelinden sarsılması ve boşanmaya neden olan olaylarda, tarafların eşit kusurlu olduklarının kabulü gerekir. Durum böyleyken; mahkemece davalı-davacı kadının daha ağır kusurlu olarak kabul edilmesi doğru olmadığı gibi; yoksulluk nafakası (TMK.m.175) talep ettiği halde; kadının bu talebi hakkında olumluya da olumsuz bir karar verilmemesi de usul ve yasaya aykırı olmuştur (HMK.m.26).
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda 2/b bendinde gösterilen sebeple kusur belirlemesi ve yoksulluk nafakası yönünden BOZULMASINA, temyize konu diğer bölümlerinin ise yukarıda 2/a bendinde gösterilen sebeple ONANMASINA, boşanma bölümüne yönelik temyiz itirazının ise yukarıda 1. bentte gösterilen sebeple feragat nedeniyle REDDİNE, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.27.11.2012 (salı)
<<<Boşanma davasında ileri sürülen karşı tarafın bipolar afektif bozukluk olduğuna dair iddialar karşısında bu hastalığın iyileşmesine olanak bulunup bulunmadığı hususunda resmi sağlık kurulu raporu alınmalıdır.>>>
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2016/16503 E. – 2018/5217 K. Sayılı İlamı
“İçtihat Metni”
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı erkek tarafından; yoksulluk nafakası yönünden, davalı kadın tarafından ise; tüm yönlerden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
Eşlerden biri akıl hastası olup da, bu yüzden ortak hayat diğer eş için çekilmez hale gelirse, hastalığın geçmesine olanak bulunmadığı resmi sağlık kurulu raporuyla tespit edilmek koşuluyla boşanma kararı verilebilir (TMK m.165). Davalı kadına ait dosya arasında bulunan sağlık kurulu raporlarında kadın da bulunan “bipolar afektif bozukluk” hastalığının iyileşmesine olanak bulunup bulunmadığı konusunda bir açıklama bulunmamaktadır. Davalı kadında saptanan bu hastalığın iyileşmesine olanak bulunup bulunmadığı resmi sağlık kurulu raporu ile tespit edilmeden, yetersiz rapora dayanılarak hüküm kurulması doğru bulunmamış ve bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre davacı erkeğin yoksulluk nafakasına yönelik temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatıranlara geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 18.04.2018
<<<Davacı-davalının intihara ve çocuğunu boğmaya kalkıştığı, ev işlerini yapmadığı çocuğuna ve eşine gerekli ilgi ve sevgiyi göstermediği toplanan delillerle anlaşıldığına göre, bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan bırakmayacak nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davalı-davacı (koca)dava açmakta haklıdır.>>>
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2010/9587 E. – 2011/10887 K. Sayılı İlamı
“İçtihat Metni”
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm boşanma davası yönünden temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Mahkemece; davacı-davalının ev işlerini yapmadığı, çocuğuna ve eşine gerekli ilgi ve sevgiyi göstermediği, çocuğunu boğmaya ve intihara kalkıştığı sabit kabul edilmiş, bu durumun bunalım geçirmesinden kaynaklandığı davranışlarının iradi olmadığı sebebiyle boşanma davasının reddine karar verilmiştir. Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesinden verilen 9.2.2010 tarihli sağlık kurulu raporunda davacı-davalıya “reaktif depresyon” tanısı konulduğu, akli dengesinin akıllıca yaşam sürdürmek için yeterli olduğu, iradesinin verdiği kararlar ve hareketleri üzerinde etkili olduğu, basit düzeydeki ruhsal depresyonun vesayeti gerektirmediği bildirilmiştir.
Raporda yer alan bu açıklamalar karşısında davacı-davalının eylemlerinin iradi olmadığı kabul edilemez. Davacı-davalının intihara ve çocuğunu boğmaya kalkıştığı, ev işlerini yapmadığı çocuğuna ve eşine gerekli ilgi ve sevgiyi göstermediği toplanan delillerle anlaşıldığına göre, bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan bırakmayacak nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davalı-davacı (koca)dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre, boşanma davasının kabulü ile boşanmaya (TMK.m.166/1) karar verilecek yerde yetersiz gerekçe ile boşanma davasının reddi doğru bulunmamıştır.
SONUÇ: Davalı-davacı-(koca)’nın temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 20.06.2011 (Pzt.)
İstanbul / Bakırköy bölgesinde yer alan Avukat Sinan Karabacak dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir. Aile hukuku alanındaki hizmetlerimiz için İstanbul Boşanma Avukatı sayfamızı, Aile Hukuku alanındaki makalelerimiz için https://sinankarabacak.com/category/yazilar/aile-hukuku/ sayfamızı, diğer makaleler için https://sinankarabacak.com/hukuki-makaleler/ sayfasını ziyaret edebilirsiniz.
Av. Sinan Karabacak Cep Tel: +90 535 671 88 95
Yasal Uyarı: Bu makale, yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. Her dava kendine özgü koşullar içermektedir. Hukuki danışmanlık için lütfen iletişime geçiniz.
