Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması ve Çekişmeli Boşanma Davası (TMK-166)

evlilik birliğinin temelinden sarsılması

İçindekiler

Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması Nedeniyle Boşanma Davası (TMK m.166/1-2)

Çekişmeli boşanma, eşlerin boşanma ve/veya nafaka, velayet, tazminat gibi sonuçlarında anlaşamadığı, evlilik birliğinin temelinden sarsılması gerekçesine (TMK m.166/1-2) dayanan dava türüdür. Türk hukukunda boşanma davalarının büyük çoğunluğu, evlilik birliğinin temelinden sarsılması gerekçesiyle çekişmeli dava olarak açılmaktadır. Bu gerekçe, yasada “genel boşanma sebebi” olarak düzenlenmiş olup zina veya terk gibi somut bir olayı ispat etme zorunluluğu olmaksızın evliliğin sürdürülemez hale geldiğini mahkemeye göstermenize olanak tanır. Peki bu dava nasıl açılır, mahkeme neye bakar ve süreçte nelere dikkat etmek gerekir? Bu yazıda tüm bu soruları sade bir dille yanıtlıyoruz.

Genel Boşanma Sebebi Nedir? (TMK m.166)

Türk Medeni Kanunu‘nun 166. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şu hükmü içermektedir:

“Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.”

“Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise veya evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir.”

Kanun metninden anlaşılacağı üzere mahkemenin boşanmaya hükmedebilmesi için tek bir temel koşul vardır: ortak hayatın artık sürdürülemez hale gelmiş olması. Bu, oldukça geniş kapsamlı bir kavramdır ve pek çok farklı yaşam koşulunu kapsayabilir.

Genel Sebep mi, Özel Sebep mi? Zina/Terk ile Karşılaştırma ve Terditli Dava

Kanun, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasının yanında zina (TMK m.161) ve terk (TMK m.164) gibi “özel boşanma sebepleri” de düzenlemiştir. Bu sebepler arasındaki seçim, salt hukuki değil stratejik bir tercihtir:

  • İspat standardı: Zina davasında karşı cinsle fiilen cinsel ilişkiye girildiğinin; terk davasında ise en az 4 ay süren ortak hayata son verme ve buna eklenen usulüne uygun 2 aylık ihtar sürecinin ispatı gerekir. Genel sebepte böyle katı bir ispat eşiği yoktur; güven sarsıcı davranışların bütünü yeterlidir.
  • Hak düşürücü süre: Zina ve terk davaları, öğrenmeden itibaren 6 ay ve her hâlde olaydan itibaren 5 yıl içinde açılmazsa hak düşer (TMK m.161/2). Genel sebepte böyle bir süre sınırı yoktur; olay ne zaman gerçekleşmiş olursa olsun, kusur değerlendirmesinde dikkate alınabilir.
  • Mahremiyet: Uygulamada pek çok avukat, aldatma iddiasını “zina” başlığı yerine evlilik birliğinin temelinden sarsılması kapsamında “güven sarsıcı davranış” olarak sunmayı tercih eder; böylece dosyada cinsel ilişkinin doğrudan ispatı gibi mahremiyeti zedeleyen bir yargılama yapılmaksızın aynı sonuca ulaşılabilir.

Bu iki yol birbirini dışlamaz. Uygulamada davacı, terditli (kademeli) dava açarak asıl talebini zina veya terke, ikincil (yedek) talebini ise evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına dayandırabilir (HMK m.111). Böylece mahkeme özel sebebin şartlarının oluşmadığına kanaat getirse dahi, aynı olguları genel sebep çerçevesinde değerlendirerek davayı reddetmek zorunda kalmaz.

Dava Reddedilirse Ne Olur? Fiili Ayrılık ve 2024-2025 Değişikliği (TMK m.166/4)

Boşanma davanız herhangi bir sebeple reddedilir ve bu karar kesinleşirse, taraflar arasında ortak hayat yeniden kurulamadığı takdirde TMK m.166/4 uyarınca 1 yıl sonra kusur ya da çekilmezlik yeniden ispatlanmaksızın taraflardan biri tekrar boşanma davası açabilir. Bu 1 yıllık süre, 14.11.2024 tarihinde yürürlüğe giren 7532 sayılı Kanun ile önceki 3 yıllık süreden indirilmiştir.

Değişikliğin kaynağı, Anayasa Mahkemesi’nin 22.02.2024 tarihli, 2023/116 E. – 2024/56 K. sayılı kararıdır. Mahkeme, üç yıllık bekleme süresinin fiilen sona ermiş bir evlilikte taraflara ölçüsüz bir külfet yüklediğini ve Anayasa’nın 13. ve 20. maddelerine aykırı olduğunu tespit ederek hükmü iptal etmiştir. Karar 19.04.2024 tarihli ve 32522 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmış; TBMM ise iptalin yürürlüğe gireceği tarihten önce davranarak 7532 sayılı Kanun’la süreyi 3 yıldan 1 yıla indirmiş ve boşluğu doldurmuştur.

Bu yol, genel boşanma sebebinden (TMK m.166/1-2) farklı bir ihtimali düzenler: burada kusur veya ortak hayatın çekilmezliği yeniden ispat edilmez; tek koşul, ret kararının kesinleşmesinden itibaren 1 yıl boyunca fiilen ortak hayatın kurulamamış olmasıdır.

“Temelinden Sarsılma” Ne Anlama Gelir?

Evlilik birliğinin temelinden sarsılması; eşler arasındaki güven, saygı ve ortak yaşam iradesinin, artık evliliği sürdürmeleri kendilerinden makul olarak beklenemeyeceğini ifade eder. Mahkemeler bu değerlendirmeyi somut olgulara dayandırır.

Uygulamada evlilik birliğinin temelinden sarsılması iddiasına delil olarak gösterilen durumlar oldukça çeşitlidir:

  • Süregelen tartışmalar, şiddetli geçimsizlik
  • Eşlerden birinin ya da her ikisinin fiziksel veya duygusal şiddete maruz kalması
  • Cinsel ilişkinin uzun süredir sona ermesi
  • Birbirini aşağılama, hakaret
  • Güven sarsıcı davranışlar (mesajlar, ilişkiler)
  • Bağımsız yaşam sürdürme, ortak konutu terk etme
  • Aile içi iletişimin tamamen kopması

Bu liste sınırlı değildir; hâkim her davayı kendi koşullarında değerlendirerek sarsılmanın gerçek ve ciddi olup olmadığına karar verir.

Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması Nedeniyle Boşanma Nedenleri Örnekleri

Aşağıdaki örnekler, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına ilişkin kararlarından derlenmiştir; her başlık somut bir olay tipini ve mahkemenin bu olaya yaklaşımını özetler.

Hangi Davranış Hangi Şiddet/Kusur Türüne Girer?

Aşağıdaki Yargıtay Kararlarından alıntılanan 26 örnek olay, uygulamada karşılaşılan başlıca kusur türlerine göre sınıflandırılmıştır. Aynı davada birden fazla tür bir arada görülebilir; sınıflandırma, dava dilekçesinde hangi olguların birlikte anlatılması gerektiğini görmenizi kolaylaştırmak içindir.

Kusur/Şiddet TürüÖrnekler
Ekonomik Şiddet/İhmalEşten habersiz kredi çekmek, maaş kartına el koyma, ev aboneliklerini iptal ettirme, aşırı ve kontrolsüz harcama
Duygusal/Psikolojik İhmalVajinismus tedavisinde desteksiz bırakma, özel günlerde yalnız bırakma, aile müdahalesine tepkisiz kalma, ailelerin evliliğe karşılıklı müdahalesine izin vermek, eşi zorla taşınmaya zorlamak
Güven Sarsıcı DavranışlarBüyü yaptırma, aldatma/sadakatsizlik, hukuka aykırı yollarla delil toplanmasına yol açan davranışlar
BağımlılıkAlkol bağımlılığı, kumar bağımlılığı
Kişisel Özgürlüğün KısıtlanmasıEvden çıkmasına izin vermeme (eve kapatma), evi sık sık terk etme
Sağlık Temelli UyuşmazlıklarBipolar afektif bozukluk (TMK m.165 kapsamında), intihara kalkışma ve çocuğa ilgisizlik, aşırı temizlik takıntısı (obsesif kompülsif bozukluk)
Evliliğin Erken Sona ErmesiEvliliğin kısa sürede terk edilmesi
Sosyal Yaşamı İhmal EtmeSürekli maça/halı sahaya giderek eşi ve çocuğu ihmal etmek
Cinsel ŞiddetEşi cinsel ilişkiye (ters ilişkiye) zorlamak

Eşten Habersiz Kredi Çekmek

Eşinden habersiz kredi çekerek borçlanmak ve evlilik birliğinden kaynaklanan yükümlülükleri yerine getirmemek, evlilik birliğini temelinden sarsan bir kusur sayılır. Yargıtay bu tür bir olayda şu tespiti yapmıştır:

“Yapılan soruşturma ve toplanan delillerden davalı kocanın eşinden habersiz krediler çekerek borçlandığı ve evlilik birliğinden kaynaklanan görevlerini yerine getirmediği anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir.”

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2013/7472 E. – 2013/20745 K. (12.09.2013)

Maaş Kartına El Koyma (Ekonomik Şiddet)

Eşin maaşına veya banka kartına rızası dışında el konulması ekonomik şiddet sayılır ve boşanmada ağır kusur olarak değerlendirilir. Yargıtay, sonradan iade edilmiş olsa bile bu davranışı ağır kusur kabul etmiştir:

“Davalı-karşı davacı erkeğin sonradan sona erdirmiş olsa bile kadına bir dönem maaş kartına el koyarak ekonomik şiddet uyguladığı, erkeğin ağır kusurlu tutum ve davranışları neticesinde evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı gerekçesiyle davaların kabulü ile tarafların boşanmalarına karar verilmiştir.”

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2024/5619 E. – 2025/2664 K. (13.03.2025)

Vajinismus Tedavisinde Eşin Desteği

Vajinismus nedeniyle cinsel ilişki kurulamaması tek başına kadına kusur olarak yüklenemez; tedavi sürecinde eşini yalnız bırakan taraf kusurlu sayılır:

“Toplanan delillerden vajinismus olan kadının tedavi için tedavi kurumlarına başvurduğu, tedavi gördüğü, ancak… erkek eşin kadını tedavisi sırasında yalnız bıraktığı… Bu durumda vajinismus problemi nedeniyle cinsel ilişki kurulamaması kadına kusur olarak yüklenemez.”

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2015/22961 E. – 2016/9519 K. (10.05.2016)

Evliliğin Kısa Sürede Terk Edilmesi

Evliliğin fiilen çok kısa sürmesi ve eşe cinsel birliktelik için makul süre tanınmaması hâlinde, ayrılığa neden olan taraf kusurlu sayılır:

“Taraflar 29.08.2012 tarihinde evlenmiş, dava ise 08.10.2012 tarihinde açılmıştır. Evliliğin fiilen yaklaşık 15 gün devam ettiği ve cinsel birleşmenin gerçekleşmesi için eşlerden beklenen makul sürenin geçmediği, erkeğin eşine bu konuda makul süre tanımadığı… anlaşılmaktadır.”

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2018/5437 E. – 2019/2300 K. (15.05.2018, karar düzeltme)

Büyü Yaptırma

Eşin güvenini zedelemek amacıyla büyü yaptırmaya çalışmak, güven sarsıcı bir davranış olup boşanmada kusur olarak değerlendirilir:

“Davalı-davacı kadının kocasını ve ailesini sürekli olarak hatalı ve suçlu göstermeye çalışıp, eşi ve kayınvalidesine etki edeceği düşüncesiyle büyü yaptırmaya çalıştığı; böylelikle kocasının güven duygusunun zedelenmesine yol açtığı anlaşılmaktadır.”

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2012/8568 E. – 2012/28396 K. (27.11.2012)

Bipolar Afektif Bozukluk (Akıl Hastalığı)

Eşin akıl hastalığına dayalı boşanma talebinde, hastalığın iyileşme imkânı bulunmadığının resmî sağlık kurulu raporuyla kanıtlanması zorunludur (TMK m.165):

“Eşlerden biri akıl hastası olup da, bu yüzden ortak hayat diğer eş için çekilmez hale gelirse, hastalığın geçmesine olanak bulunmadığı resmi sağlık kurulu raporuyla tespit edilmek koşuluyla boşanma kararı verilebilir (TMK m.165). …hastalığın iyileşmesine olanak bulunup bulunmadığı konusunda bir açıklama bulunmamaktadır.”

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2016/16503 E. – 2018/5217 K. (18.04.2018)

İntihara Kalkışma ve Çocuğa İlgisizlik

İradeyi ortadan kaldırmayan basit düzeydeki bir ruhsal rahatsızlık sırasında intihara kalkışma ve çocuğa ilgisizlik gösterme, kusur değerlendirmesinde dikkate alınır:

“Davacı-davalının intihara ve çocuğunu boğmaya kalkıştığı, ev işlerini yapmadığı çocuğuna ve eşine gerekli ilgi ve sevgiyi göstermediği toplanan delillerle anlaşıldığına göre, bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan bırakmayacak nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir.”

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2010/9587 E. – 2011/10887 K. (20.06.2011)

Hukuka Aykırı Delil: Gizli Ses Kaydı

Eşin bilgisi dışında alınan ses kaydı hukuka aykırı delildir ve hükme esas alınamaz; ancak aynı olay başka delillerle ispatlanmışsa dava yine kabul edilir:

“Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere ve özellikle davacı kadın tarafından mahkemeye delil olarak sunulan ve davalı erkeğin bilgisi dışında kaydedilen ses kaydının hukuka aykırı delil olması sebebiyle hükme esas alınamayacağının, ancak erkeğin güven sarsıcı eylemlerinin dinlenen tanıkların beyanları ile de ispatlandığının anlaşılmasına göre usul ve kanuna uygun olup davalı erkek vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.”

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2024/5509 E. – 2025/1915 K. (24.02.2025)

Evi Sık Sık Terk Etme

Değişik zamanlarda ve sık sık ortak konutu terk ederek birlik görevlerini ihmal eden taraf, boşanmada tam kusurlu sayılabilir:

“Yapılan yargılama ve toplanan delillerden davalı kadının değişik zamanlarda ve sık sık ortak konutu terk etmek suretiyle birlik görevlerini ihmal ettiği anlaşılmıştır. Mahkemece kabul edilen ve gerçekleşen kusurlu davranışlara göre evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebebiyet veren olaylarda davalı kadın tam kusurludur.”

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2016/11192 E. – 2018/1785 K. (12.02.2018)

Ev Aboneliklerini İptal Ettirme (Ekonomik İhmal)

Müşterek evin elektrik, su, doğalgaz gibi aboneliklerini iptal ettirerek eşini ve çocukları soğuk ve karanlık bir evde bırakmak, ekonomik ihmal türünde ağır bir kusur sayılır:

“İleri sürülen vakıalar yönünden yapılan incelemede dinlenen tanıklardan davacının annesinin, kızkardeşinin ve apartman görevlisinin tanık anlatımlarının bu hususta netlik barındırdığı, aboneliklerin davalı erkek tarafından kapatıldığı anlaşılmakla söz konusu iddianın ispatlandığı hususunda yeterli kanaate varılmış olup bu halde, taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir.”

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2023/830 E. – 2023/3809 K. (11.07.2023)

Tepki Niteliğindeki Davranışa Kusur Yüklenemez

Haksız bir fiile (hakaret, aşağılama gibi) karşı gösterilen tepki niteliğindeki bir davranış, o eşe ayrıca kusur olarak yüklenemez:

“Tarafların bu vakıaya yönelik beyanlarından, erkeğin eşinin sesini porno sitesindeki kadının sesine benzeterek onu suçlaması üzerine yaşanan tartışma neticesinde yatakların ayrıldığı anlaşılmış olup, kadının davranışı eşinin kusurlu davranışına karşı gösterilen tepki niteliğindedir. Bu itibarla, davalı kadına ‘Yatakları ayırarak eşine cinsel şiddet uyguladığı’ vakıasının kusur olarak yüklenmesi doğru bulunmamıştır.”

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2021/3275 E. – 2021/3815 K. (24.05.2021)

Eşi Özel Günlerde Yalnız Bırakma (Duygusal İhmal)

Eşine karşı ilgisiz davranmak, onu doğum günü ve evlilik yıldönümü gibi özel günlerde ve sosyal ortamlarda yalnız bırakmak, boşanmada kusur olarak değerlendirilir:

“Davalı-karşı davacı kadının mahkemece kabul edilen ve gerçekleşen kusurlu davranışları yanında, davacı-karşı davalı erkeğin de eşine karşı ilgisiz olduğu, eşini sürekli özel günlerde ve sosyal ortamlarda yalnız bıraktığı ve boşanmaya sebebiyet veren olaylarda, kusurlu olduğu anlaşılmaktadır.”

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2015/20218 E. – 2016/13513 K. (04.10.2016)

Eş Ailesinin Müdahalesine Tepkisiz Kalma

Eşin ailesinin evliliğe sürekli müdahale etmesine karşı tepkisiz ve sessiz kalmak, kusur olarak değerlendirilebilir:

“Bu barışmadan sonra, davacı kocanın, ailesinin evliliğe müdahalesine tepkisiz kaldığı anlaşılmaktadır. Davalı kadının ise, barışma olayından sonra gerçekleşmiş bir kusurlu davranışı kanıtlanamamıştır.”

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2010/16117 E. – 2011/16745 K. (24.10.2011)

Aldatma / Sadakatsizlik

Eşin sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışları, tanık beyanı ve arama kaydı gibi somut delillerle ispatlandığında boşanmada ağır kusur olarak değerlendirilir:

“Davacı erkeğin sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışları nedeniyle kusurunun daha ağır olduğu kabul edilerek, davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına karar verilmiştir.”

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2024/1045 E. – 2024/8634 K. (18.11.2024)

Alkol Bağımlılığı

Eşin alkol bağımlılığı, tıbbi olarak remisyonda (kontrol altında) olsa bile evlilik birliğine ait yükümlülüklerin yerine getirilmemesine yol açıyorsa kusur olarak değerlendirilir:

“Davacı-davalı koca için … Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalından verilen raporda alkol bağımlılığı remisyon tanısı konulmuş ve evlilik birliğini bozacak nitelikte olmadığı belirtilmiş ise de; birlik görevlerini yerine getirmediğinin anlaşılmış bulunmasına göre… usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA… karar verildi.”

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2011/17208 E. – 2012/12890 K. (14.05.2012) — ayrıca bkz. güncel karar: 2024/2470 E. – 2024/4423 K. (10.06.2024)

Kumar Bağımlılığı

Düzenli çalışmayıp bahis/kumar oyunlarına yönelen ve evin geçimine maddi destek sağlamayan eş, boşanmada tam kusurlu sayılabilir:

“Davalının düzenli olarak çalışmadığı, eve yeterli maddî destekte bulunmadığı gibi sürekli olarak bahis oyunları oynadığı, davalı erkeğin tam kusurlu davranışları ile evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı gerekçesiyle boşanma davasının kabulüne karar verilmiştir.”

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2023/6813 E. – 2024/3583 K. (16.05.2024)

Evden Çıkmasına İzin Vermeme (Eve Kapatma)

Eşin evden çıkmasına izin vermemek, kişisel özgürlüğünü kısıtlayan bir kusur türü olarak boşanma davasında değerlendirilir. Yargıtay’ın onadığı bir kararda, eşine fiziksel şiddet uygulayan, evden çıkmasına izin vermeyen ve ortak çocuğu annesinden uzak tutan erkeğin bu davranışları birlikte ağır kusur olarak kabul edilmiştir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2023/4660 E. – 2024/3261 K. (08.05.2024)

Aşırı ve Kontrolsüz Harcama

Aşırı harcama yaparak aileyi borç batağına sürüklemek ve eşin ekonomik yetersizliğini öne sürerek onu aşağılamak, kusur teşkil eder:

“Kadının… aşırı harcama yaparak aileyi borç batağına sürüklediği, ‘standartlarım yüksek’ diyerek erkeğin ekonomik olarak yetmediğini belirterek erkeği aşağılayıp hakaret ettiği… anlaşılmakla, kadının ağır kusurlu olduğu gerekçesiyle tarafların boşanmalarına karar verilmiştir.”

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2023/3348 E. – 2023/2309 K. (10.05.2023) — ayrıca bkz. 2013/11197 E. – 2013/25252 K.

Aşırı Temizlik Takıntısı (Obsesif Kompülsif Bozukluk)

Eşin temizlik konusunda hastalık derecesinde titizlik göstermesi — örneğin uzun saatler duşta kalması, evi sürekli aşırı miktarda temizlik malzemesiyle temizlemesi, çocuğun ellerini “kirli” gerekçesiyle sürekli yıkaması — diğer eşi ve varsa çocuğu evde huzursuz kılacak boyuta ulaştığında, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına yol açan bir kusur olarak değerlendirilebilir:

“…kadının ise temizlik titizliğinin erkek yönünden çekilmez hale geldiğinin anlaşıldığı, erkeğin ağır, kadının ise az kusurlu davranışları nedeniyle evlilik birliği temelinden sarsıldığından kadının boşanma ile yoksulluğa düşeceği… gerekçesi ile asıl ve karşı davanın kabulü ile… tarafların boşanmalarına… karar verilmiştir.”

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2023/3963 E. – 2024/479 K. (24.01.2024)

Benzer bir başka olayda, kadının obsesif kompülsif bozukluk tanısıyla tedavi görmesi ve aşırı temizlik takıntısının aile yaşamını zorlaştırması yanında, kadının birden fazla kişiyle sosyal medya üzerinden cinsel içerikli yazışmalar yapması da güven sarsıcı davranış olarak değerlendirilmiş ve kadın ağır kusurlu bulunmuştur:

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2023/4326 E. – 2024/2689 K. (18.04.2024)

Eşi ve Çocuğu İhmal Ederek Sürekli Maça/Halı Sahaya Gitmek

Eşini sürekli yalnız bırakarak arkadaşlarıyla vakit geçirmek, halı saha maçlarına ve maç izlemeye gitmek; bu sırada aile içi tartışmalarda öfke kontrolü kaybederek ortak çocuğu tehlikeye atacak şekilde davranmak ve ev eşyalarına zarar vermek, evlilik birliği görevlerinin ihmali sayılır:

“…davalı erkeğin birliktelik sürecinde kadını yalnız bırakarak halı saha maçına, maç izlemeye gittiği, bu zamanlarda yalnız kalmaması için davacı kadının kız kardeşini evlerine çağırdığı… ve buna göre birlik görevlerini ihmal ettiği, tarafların ayrılmasına neden olan tartışmada davalı erkeğin ortak çocuğu kucağına alarak kendisini odaya kilitlediği… boşanmaya neden olan olaylarda davalı erkeğin tamamen kusurlu olduğu… gerekçesiyle… tarafların boşanmalarına… karar verilmiştir.”

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2022/10741 E. – 2023/2179 K. (04.05.2023)

Eşi Cinsel İlişkiye (Ters İlişkiye) Zorlamak

Eşini rızası dışında cinsel ilişkiye (ters ilişkiye) zorlamak, hem evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında tam kusur teşkil eder hem de mağdur eşin kişilik haklarına saldırı niteliğinde olduğundan ayrıca manevi tazminat gerektirir:

“…davalı erkeğin, davacı kadına fiziksel şiddet uyguladığı gibi mahkemenin de kabulünde olduğu üzere boşanmaya neden olan olaylarda eşine ters ilişkide bulunan davalı erkek tamamen kusurludur. Davalı erkeğin boşanmaya neden olan kusurlu davranışları, davacı kadının kişilik haklarına saldırı niteliğindedir. Kadının ters ilişki kurulmasına ilişkin eylem nedeniyle koca aleyhine ceza kovuşturması yapılması için şikayette bulunmaması boşanma davasında kadın yararına manevi tazminata hükmedilmesine engel değildir.”

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2014/25102 E. – 2015/10482 K. (25.05.2015)

Ailelerin Evliliğe Karşılıklı Müdahalesine İzin Vermek ve Eşi Zorla Taşınmaya Zorlamak

Kocanın eşini istemediği bir yere (örneğin köye) taşınmaya zorlaması ve bu konuda kendi ailesinin müdahalesine izin vermesi; buna karşılık kadının da kendi ailesinin evliliğe müdahalesine izin vererek eşini aşağılaması, taraflardan her ikisinin de evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında eşit kusurlu sayılmasına yol açabilir. Eşit kusurlu bulunan eş lehine maddi/manevi tazminata hükmedilemeyeceğine dikkat edilmelidir:

“…davalı kocanın davacı eşini köye taşınmak için zorladığı, ailesinin bu konuda müdahalesine izin verdiği, buna karşılık davacı kadının da ailesinin evliliğe müdahalesine izin vererek eşini aşağıladığı, gerçekleşen bu duruma göre evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında tarafların eşit kusurlu olduğu anlaşılmaktadır. Eşit kusurlu eş yararına boşanmanın fer’i (eki) olan maddi ve manevi tazminat verilemez.”

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2012/22543 E. – 2013/8331 K. (27.03.2013)

Eşe Sürekli Yalan Söylemek

Eşin maddi konularda (örneğin altınların nereye harcandığı) ya da sağlık durumu hakkında (hamilelik iddiası gibi) evlilik boyunca sürekli gerçek dışı beyanlarda bulunması, güven ilişkisini zedeleyen bir kusur davranışıdır. Aşağıdaki kararda, bu davranışla birlikte diğer eşin de çocuk sahibi olma konusunda sürekli baskı kurması, tarafların eşit kusurlu sayılmasına ve boşanmaya yol açmıştır:

“…davalı kadının sürekli yalan söylediği ve davacı erkeğin ise; kadına çocuk konusunda sürekli baskı uyguladığı bu haliyle tarafların eşit kusurlu olduğu anlaşıldığından davanın kabulüne, evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle tarafların boşanmalarına… karar verilmiştir.”

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2023/4931 E. – 2024/1567 K. (07.03.2024)

Eş Değiştirme (Swinger) Teklifinde Bulunmak

Eşine, kendi arkadaş çevresiyle eş değiştirerek cinsel ilişkide bulunmayı teklif etmek, sadakat yükümlülüğünün ağır biçimde ihlali sayılır. Yargıtay bu talebi; alkol bağımlılığı, birden fazla kişiyle birliktelik yaşama, ilişkide bulunduğu kişilere para gönderme ve ev giderlerini karşılamama gibi diğer kusurlu davranışlarla birlikte değerlendirerek erkeği ağır kusurlu bulmuştur:

“…erkeğin sürekli alkol kullandığı, birden çok kadınla birliktelik yaşamak suretiyle sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği, ilişkisi olduğu kadınlara para gönderdiği, onların faturalarını ödediği, evin faturalarını ödemediği… kadına, kendi arkadaşları ile eş değiştirerek cinsel ilişkide bulunmayı teklif ettiği… bu haliyle erkeğin ağır kusurlu kadının az kusurlu olduğu anlaşılmakla…”

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2023/5312 E. – 2024/2904 K. (25.04.2024)

Eşi Borç Almaya Zorlamak ve Kredi Çektirmek

Eşini çevresinden borç istemeye zorlamak, adına kredi çektirmek ve bu süreçte eşini veya ailesini tehdit etmek, ekonomik şiddet niteliğinde ağır bir kusur davranışıdır. Aşağıdaki kararda erkeğin; kadını borç istemeye zorlaması, kredi çektirmesi, kadını uzun süre ailesinin yanında bırakması ve evin geçimine katkı sağlamaması nedeniyle tam kusurlu bulunduğu görülmektedir:

“…evlilik birliğinin yürümemesinde kadını çevresinden borç istemesi için zorlayan, kadını ve kadının ailesini tehdit eden, kadına kredi çektiren, kadını sık sık ailesinin yanına bırakan ve uzunca bir süre eve getirmeyen, evin geçimine katkı sağlamayan erkeğin tam kusurlu olduğu, davacı kadının kusursuz olduğunun anlaşılmasına göre davanın kabulüne… karar verilmiştir.”

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2023/8543 E. – 2024/5392 K. (04.07.2024)

Eşya Biriktirme Hastalığı (İstifçilik)

İhtiyaç olmamasına rağmen sürekli alışveriş yapma ve eve gıda/mutfak eşyası biriktirme (istifçilik) alışkanlığı, tedaviyi kabul etmeme ile birleştiğinde evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında ağır kusur olarak değerlendirilebilir. Aşağıdaki olayda kadının bu davranışına, eşinin yemeğine sakinleştirici katması da eklenince kadın ağır kusurlu bulunmuştur:

“…kadının takıntılı olduğu ve tedaviye yanaşmadığı, eşinin yemeğine sakinleştirici koyduğu, biriktirme alışkanlığının bulunduğu, davalı erkeğin ise ortak haneyi terk ettiği, bu haliyle kadının ağır kusurlu olduğu gerekçesi ile davanın kabulüne, tarafların evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanmalarına… karar verilmiştir.”

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2024/245 E. – 2024/8041 K. (31.10.2024)

Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması Sayılmayan veya Tek Başına Yeterli Olmayan Haller

Çocuk sahibi olamamak, evlilik öncesinde yaşanmış olaylar, iyileşme imkânı bulunan bir hastalık ve affedilmiş davranışlar; Yargıtay içtihadına göre tek başına evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebi veya kusur olarak kabul edilmez. Dava dilekçesi hazırlanırken bu ayrımın bilinmesi, gerçek dışı veya zayıf bir vakıaya dayanarak davanın zayıflatılmasını önler.

  • Çocuk sahibi olamamak tek başına boşanma sebebi değildir. Yargıtay, taraflardan birinin çocuğunun olmamasının başlı başına boşanma sebebi sayılamayacağını, ancak bu sürece eşlik eden kusurlu davranışların (örneğin tedavi sürecinde eşi yalnız bırakmak) ayrıca değerlendirileceğini kabul etmiştir (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2013/17407 E. – 2013/29843 K., 17.12.2013).
  • Tarafların zaten bildiği bir sağlık/tedavi sürecinin, o süreci bilen kişilerle paylaşılması “mahrem sır ihlali” sayılmaz. Yakın tarihli bir Hukuk Genel Kurulu kararında, kadının eşinin kısırlık tedavisini üçüncü kişilerle (iş arkadaşları, hastane çalışanları) paylaşması kusur olarak yüklenmek istenmiş; ancak Kurul, bu bilginin zaten taraflarca bilinen ve sır niteliği taşımayan bir husus olduğunu belirterek kusur isnadını kaldırmıştır: “…tarafların bu yönde tedavi gördüklerinin bilindiği, bu vakıanın eşler arasında kalması gereken sır niteliğinde olmadığı anlaşılmaktadır. Bu nedenlerle, davacı-karşı davalı kadına bu vakıanın kusur olarak yüklenemeyeceği anlaşılmış…” (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2023/949 E. – 2025/394 K., 25.06.2025)
  • İyileşme imkânı bulunan bir hastalığın kendisi, tek başına boşanma sebebi değildir. TMK m.165 yalnızca iyileşmesi resmî sağlık kurulu raporuyla imkânsız olduğu tespit edilen akıl hastalığını özel bir boşanma sebebi olarak düzenler; bunun dışındaki hastalıklarda değerlendirilen şey hastalığın kendisi değil, tarafların birbirine gösterdiği (ya da göstermediği) destektir.
  • Evlilik öncesinde yaşanmış ve eşe açıklanmamış olaylar, kural olarak evlilik birliği içi kusur değerlendirmesinin konusu olmaz; bu tür olaylar ancak nişanın bozulması veya evliliğin iptali gibi ayrı hukuki yollarla gündeme gelebilir.
  • Affedilmiş veya barışma sonrası yeniden gündeme getirilmemiş olaylar da kusur değerlendirmesi dışında tutulur — bu konudaki ayrıntılar için yukarıdaki “Affedilen veya Hoşgörüyle Karşılanan Olaylar” başlığına bakabilirsiniz.
  • Evlilik öncesi cinsel deneyim (bakire olmama), kusur oluşturmaz. Sadakat yükümlülüğü evlilik birliğinin kurulmasıyla başlar (TMK m.185); bu nedenle eşin evlenmeden önce yaşadığı cinsel ilişki boşanma davasında kusur olarak yüklenemez. Yargıtay bu ilkeyi istikrarlı biçimde uygulamaktadır: “Tarafların sadakat yükümlülüğü evlilik birliğinin kurulmasıyla başlar (TMK m.185). Davalı kadının evlilik öncesi cinsel ilişki yaşamış olması (bakire olmaması) boşanma davasında davalı kadın için kusur oluşturmaz.” (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2015/16257 E. – 2016/7382 K., 12.04.2016; aynı yönde 2016/13682 E. – 2018/4285 K., 02.04.2018 — bu ikinci kararda ayrıca hukuka aykırı yollarla, rızası dışında elde edilen ses kaydına dayanılarak da kusur yüklenemeyeceği vurgulanmıştır).
  • Kripto para yatırımı yapmak, tek başına kusur oluşturmaz. Yargıtay, kripto paranın günümüz ekonomik koşullarında uygulanagelen bir yatırım aracı olduğunu, eşinden habersiz kripto para alınmasının tek başına kusur teşkil etmeyeceğini kabul etmiştir: “…kripto para, yatırım amacıyla yapılmasının günün ekonomik koşulları bağlamında uygulanagelen bir yatırım aracı olduğu, yalnızca ‘kripto para almak’ eyleminin kusur teşkil etmeyeceği…” (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2024/2844 E. – 2024/9880 K., 12.12.2024; aynı yönde 2025/15 E. – 2025/7108 K., 10.09.2025).
  • Eşi hakkında yasal şikâyette/suç duyurusunda bulunmak, kusur sayılmaz. Kanunun tanıdığı bir hakkın kullanılması karşı tarafa kusur olarak yüklenemez. Yargıtay, kadının kendisini tehdit ettiği gerekçesiyle eşi hakkında şikâyette bulunmasının “yasal şikayet hakkının kullanılması sebebiyle kadına kusur olarak yüklenmesinin isabetsiz olduğuna” karar vermiştir (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2025/15 E. – 2025/7108 K., 10.09.2025).
  • İspatlanamayan/soyut iddialarla açılan dava kabul edilmez. “Asılsız şikâyette bulundu”, “eşyaları alıp evi terk etti” gibi somut tanık beyanı ve delille desteklenmeyen genel iddialar, boşanma davasının kabulü için yeterli görülmez; buna karşılık haklı bir sebeple (örneğin ısrarlı taleplere direnmek amacıyla) evi terk eden eşin bu davranışı kendisine kusur olarak yüklenemez. Yargıtay, ispatlanamayan iddialarla açılan davanın reddine ilişkin kararı onamıştır (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2022/11557 E. – 2023/2576 K., 23.05.2023).

Kusur Kimin? İspat Yükümlülüğü Kime Ait?

Kusur Değerlendirmesi ve Önemi

Genel boşanma sebebinde mahkeme, eşlerin evliliğin bitmesine neden olan olayları ve bu olaylardaki kusur oranını belirler. Bu belirleme yalnızca boşanma kararı için değil, aynı zamanda nafaka ve tazminat talepleri için de belirleyicidir.

  • Boşanmaya neden olan olaylarda daha ağır kusurlu olan eş, karşı taraftan maddi ve manevi tazminat talep edemez.
  • Yoksulluk nafakasına hükmedilebilmesi için nafaka talep eden eşin, nafaka yükümlüsüne göre daha az kusurlu ya da kusursuz olması gerekir.
  • Her iki tarafın da eşit kusurlu olduğu durumlarda dava yine de kabul edilebilir; ancak tazminat talepleri buna göre şekillenir.

Uygulamada ve doktrinde kusur beş dereceye ayrılarak değerlendirilir:

Kusur DerecesiAnlamıDava/Tazminat Sonucu
KusursuzBoşanmaya sebep olan hiçbir olayda payı yokTazminat ve nafaka talep edebilir
Az KusurluKarşı tarafa göre daha hafif kusurluTazminat ve nafaka talep edebilir
Eşit KusurluTaraflar kusurda dengeliDava kabul edilir; tazminat talebi genelde reddedilir
Ağır KusurluKarşı taraftan daha fazla kusurluTazminat talep edemez; davalının itiraz hakkı doğar (TMK 166/2)
Tam KusurluBoşanmaya tek başına sebep olmuşDavayı kendisi açamaz; nafaka/tazminat talep edemez

Davacı Daha Ağır Kusurlu İse Ne Olur?

TMK 166/2 ilk cümle “…davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır…” şeklindedir. Böyle bir durumda davalının itirazı üzerine mahkeme bu itirazın hakkın kötüye kullanılması niteliği taşıyıp taşımadığı ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar için korunmaya değer bir yararın kalıp kalmadığı hususlarını değerlendirir. Bu iki koşul da gerçekleşiyorsa, davacı daha kusurlu olsa bile boşanmaya hükmedilir. Bu düzenleme, fiilen bitmiş evliliklerde diğer eşin süresiz bir “veto” kullanmasını engeller.

Bu düzenlemenin arkasındaki temel ilke, hukukumuzda “kimse kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemez” kuralıdır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bu ilkeyi açıkça şöyle formüle etmiştir: “Bu durumda, davacının davalıdan daha fazla kusurlu olduğu itiraz yoluyla ispat edilirse, davanın reddedilmesi gerekir. Bu sonuç, bir kimsenin kendi kusuruna dayanarak hak kazanamaması ilkesinden doğan bir sonuçtur.” (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2014/594 E. – 2015/2795 K., 04.12.2015). Aynı Kurul, itiraz hakkının sınırını da somut bir olayla göstermiştir: davalı eş aslında boşanmayı istediği hâlde salt davacıdan daha fazla maddi imkân koparmak amacıyla itiraz etmiş; Kurul bunu hakkın kötüye kullanılması niteliğinde bularak boşanma yönündeki kararı onamıştır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2013/2-1043 E. – 2013/1539 K., 06.11.2013).

Affedilen veya Hoşgörüyle Karşılanan Olaylar Kusur Sayılır mı?

Hayır; kural olarak taraflardan birinin açıkça affettiği veya barışma sonrasında yeniden gündeme getirmediği olaylar, sonraki kusur değerlendirmesinde dikkate alınmaz. Nitekim Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2024/5619 E. – 2025/2664 K. Sayılı İlamına konu olayda taraflar bir kez ayrılıp barıştıktan sonra, barışmadan önce yaşanan bazı olaylar (maaş kartına el konulması gibi) yeniden dava konusu edilmiş; mahkeme bu olayların affedilmiş sayıldığını ve kusur belirlemesinde tekrar hükme esas alınamayacağını kabul etmiştir. Bu nedenle dava dilekçesinde, dayanılan olayın ne zaman öğrenildiği ve sonrasında tarafın buna nasıl tepki verdiği (barışma mı, ayrılık mı) açıkça belirtilmelidir; aksi hâlde mahkeme o olayı kusur değerlendirmesinin dışında tutabilir.

“Af” iddiasının kabulü için de yüksek bir eşik aranır; salt ceza yargılamasında şikâyetten vazgeçmek, medeni hukuk anlamında af sayılmaz. Yargıtay bu ayrımı şöyle açıklamıştır: “Kadının ceza davasında şikayetten vazgeçmesi erkeği cezadan kurtarmaya yönelik olup, erkeği affettiği anlamına gelmediği gibi affın kabul edilebilmesi için kayıtsız şartsız bir irade beyanının mevcut olması ya da en azından affı gösterir fiili bir tutum ve davranışın gerçekleşmiş olması gerekmekte olup, ayrıca af olgusunu iddia edenin bunu somut delillerle ispatı lazımdır.” (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2018/1054 E. – 2018/2622 K., 27.02.2018)

Kusur Oranı Tazminat ve Nafakayı Nasıl Etkiler? (Yargıtay Örnekleriyle)

Kusur belirlemesi soyut kalmaz; doğrudan parasal sonuç doğurur. Yakın tarihli bir Hukuk Genel Kurulu kararı, eşit kusurlu bulunan eşin lehine tazminata hükmedilemeyeceğini şöyle açıklamıştır: “Kanun koyucu; evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olan olaylarda eşit kusurlu davranışlar sergileyen eşlere, boşanma sebebiyle ekonomik durumda meydana gelecek azalmaları tamamlama borcu yüklememiştir.” Somut olayda ilk derece mahkemesi kadını “ağır kusurlu” kabul ederek erkek lehine tazminata hükmetmiş; ancak Yargıtay, kadına yüklenen kusur olgusunun (bkz. yukarıdaki “sayılmayan haller”) isabetsiz olduğunu, tarafların aslında eşit kusurlu olduğunu tespit ederek tazminat hükmünü bozmuştur (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2023/949 E. – 2025/394 K., 25.06.2025).

Tazminatın miktarı da kusur derecesiyle birlikte hakkaniyet ilkesine göre belirlenir; Yargıtay, az kusurlu eş lehine takdir edilen tazminatı düşük bulduğu bir kararda şu kriterlere işaret etmiştir: “Tarafların tespit edilen ekonomik ve sosyal durumları, boşanmaya yol açan olaylardaki kusur dereceleri, paranın alım gücü, kişilik haklarına yapılan saldırı ile ihlâl edilen mevcut ve beklenen menfaat dikkate alındığında… Türk Medeni Kanununun 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi ile Türk Borçlar Kanununun 50 ve 52. maddesi hükmü dikkate alınarak daha uygun miktarda maddi (TMK m. 174/1) ve manevi (TMK m. 174/2) tazminat takdiri gerekir.” Aynı kararda mahkeme, düzenli ve sürekli geliri bulunan kadının yoksulluğa düşmeyeceğini tespit ederek yoksulluk nafakası talebinin reddi gerektiğine de hükmetmiştir: “Toplanan delillerden davalı kadının çalıştığı, sürekli ve düzenli gelirinin bulunduğu, boşanma nedeni ile yoksulluğa düşmeyeceği anlaşılmıştır. Türk Medeni Kanununun 175. maddesi koşulları oluşmamıştır.” (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2015/11952 E. – 2016/4115 K., 03.03.2016)

Çekişmeli Boşanmada Süreç

Çekişmeli Boşanma Davasının Açılması

Evlilik birliğinin temelinden sarsılması gerekçesiyle boşanma davası, eşlerden herhangi birinin ikamet ettiği ya da son altı ay içinde birlikte oturdukları yer aile mahkemesinde açılır. Dilekçede şunlar yer almalıdır:

  • Evliliğin ne zaman ve nasıl bozulduğuna dair somut vakıalar
  • Sarsılmanın neden derin ve kalıcı olduğu
  • Boşanmanın yanı sıra talep edilen fer’î sonuçlar: nafaka, velayet, tazminat, eşya paylaşımı

Çekişmeli Boşanmada Dava Dilekçesi Nasıl Hazırlanmalı? (Dilekçe Stratejisi)

Dilekçenin gücü, “şiddetli geçimsizlik yaşadık” gibi soyut ifadelerde değil, somut ve kronolojik olay anlatımında yatar; hâkim dilekçeyi okuduğunda hangi tarihte, nerede, hangi olayın yaşandığını görebilmelidir. Bu noktada iki usul hukuku kuralı belirleyicidir:

  • Delillerin dilekçede gösterilmesi zorunluluğu (HMK m.119): Dayanılan tüm deliller (tanık, yazışma, belge, bilirkişi talebi) dilekçede açıkça belirtilmelidir; dilekçede yer almayan bir delil sonradan sunulmak istendiğinde karşı taraf itiraz edebilir.
  • İddianın genişletilmesi yasağı (HMK m.141): Taraflar açıkça anlaşmadıkça, ön inceleme duruşmasından sonra dilekçede yer almayan yeni bir olay davaya eklenemez. Bu nedenle dava açılmadan önce yaşanan tüm olayların dilekçede eksiksiz anlatılması kritik önem taşır.

Uygulamada sık karşılaşılan hatalar:

  • Olayların tarih ve yer belirtilmeden, genel geçer ifadelerle anlatılması
  • Delil listesinin eksik bırakılması veya sonradan eklenmeye çalışılması
  • Yalnızca duyum tanığı (başkasından duyma) gösterilip görgü tanığı bildirilmemesi; mahkemeler bizzat gözleme dayalı tanıklığa daha fazla ağırlık verir
  • Kusur değerlendirmesini etkileyecek bir olayın (örneğin barışma sonrası tekrar gündeme gelen bir olayın nasıl ve ne zaman öğrenildiğinin) dilekçede açıklanmadan bırakılması

Dilekçenin standart bir iskeleti şu bölümlerden oluşur:

  1. Mahkemeye hitap ve taraf bilgileri: Yetkili aile mahkemesi, davacı ve davalının kimlik/adres bilgileri.
  2. Konu: “Evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanma, nafaka, velayet ve tazminat talebi” şeklinde davanın konusunun özetlenmesi.
  3. Açıklamalar (olaylar): Evlilik tarihi ve varsa çocuklardan başlanarak, kusur teşkil eden olayların tarih sırasına göre, kim-ne zaman-nerede-ne yaptı formatında anlatılması.
  4. Hukuki sebepler: TMK m.166 başta olmak üzere dayanılan kanun maddeleri.
  5. Deliller: Tanık ad-soyad ve adresleri, yazışma/fotoğraf/belge listesi, bilirkişi incelemesi talebi (HMK m.119 gereği eksiksiz sayılmalıdır).
  6. Sonuç ve istem: Boşanmaya, velayete, nafaka türlerine, maddi/manevi tazminata ve varsa geçici önlemlere ilişkin somut, rakamlandırılmış talepler.

Bu iskelet genel bir kılavuzdur; her dosyanın somut olayına göre uyarlanması ve mümkünse bir avukat tarafından hazırlanması, delil ve iddia genişletme yasaklarından (HMK m.141) doğacak hak kayıplarını önler.

Çekişmeli Boşanmada Delil Toplama ve Tanıklar

Genel boşanma sebebinde ispat yükü davacıdadır. Mahkemede kullanılabilecek deliller şunlardır:

  • Tanık beyanları: Aile içi durumu bizzat gözlemlemiş kişilerin ifadeleri.
  • Yazışmalar ve mesajlar: Hakaret, tehdit veya güven sarsıcı davranışları belgeleyen WhatsApp mesajları, e-postalar, sosyal medya paylaşımları. Bu belgelerin hukuka uygun yollarla elde edilmesi önemlidir; aksi hâlde delil olarak kabul edilmeyebilir.
  • Resmi belgeler: Şikâyet tutanakları, hastane kayıtları
  • Bilirkişi raporu: Çocukların velayetinin tartışmalı olduğu davalarda pedagog veya psikolog raporları mahkeme tarafından istenebilir.

Delillerin hangi yollarla elde edilebileceği ve hangilerinin mahkemede kabul göreceği konusunda, süreci baştan doğru yönetmek için bir boşanma avukatından destek almanız büyük önem taşır.

Çekişmeli Boşanmada Hukuka Aykırı Delil: Gizli Ses Kaydı Kullanılabilir mi?

Kural olarak hayır. Eşin bilgisi veya rızası dışında kaydedilen ses kaydı hukuka aykırı delil sayılır ve mahkeme bu kaydı hükmüne esas alamaz; Türk Ceza Kanunu’nun 132. maddesi haberleşmenin gizliliğini ihlali ayrıca suç olarak da düzenlemiştir. Ancak bu, davanın kaybedileceği anlamına gelmez: aynı olay tanık beyanı gibi hukuka uygun başka bir delille ispatlanabiliyorsa dava yine kabul edilebilir. Nitekim Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2024/5509 E. – 2025/1915 K. Sayılı İlamında, kadının sunduğu ve erkeğin bilgisi dışında alınan ses kaydının hukuka aykırı delil olması sebebiyle hükme esas alınamayacağı, ancak erkeğin güven sarsıcı eylemlerinin dinlenen tanık beyanlarıyla da ispatlandığı gerekçesiyle boşanma kararı onanmıştır.

Sahipliği İspatlanamayan Dijital Yazışmalar Delil Sayılır mı?

Hayır, tek başına sayılmaz. Kime ait olduğu ve yazışmadaki muhatabın kim olduğu ispatlanamayan sosyal medya veya internet yazışmaları, diğer delillerle desteklenmedikçe tek başına bir vakıanın ispatı için yeterli kabul edilmez. Yargıtay bu ilkeyi şöyle açıklamıştır: “Elektronik ortamdaki fotoğraf, film, görüntü veya ses kaydı gibi veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcılar, diğer delillerle desteklendikleri takdirde ‘delil’ olarak hükme esas alınabilir. Bu veriler tek başına vakıaların ispatına yeterli değildir… Kim tarafından oluşturulduğu ve yazışmalarda geçen muhatapların kim olduğu belli olmayan, internet ortamı üzerinden yapılan görüşme kayıtları tek başına vakıaların ispatında dikkate alınamaz.” (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2016/17151 E. – 2018/5463 K., 24.04.2018)

Uygulamayı bir araya getirdiğimizde, bir elektronik/dijital verinin (mesaj, fotoğraf, ses/görüntü kaydı) mahkemece hükme esas alınabilmesi için genellikle şu koşulların birlikte gerçekleşmesi aranır:

  1. Hukuka uygun yollarla elde edilmiş olması (gizlice kaydedilmemiş, ele geçirilmemiş olması),
  2. Kime ait olduğunun ve muhatabının kim olduğunun ispatlanabilmesi,
  3. Tanık beyanı, bilirkişi raporu veya başka bir belge gibi en az bir farklı delille desteklenmesi,
  4. İçeriğin bütünlük içinde sunulması (parça/kesit hâlinde, bağlamından koparılmış olmaması),
  5. Karşı tarafça içeriğin inkâr edilmesi hâlinde, gerekiyorsa bilirkişi incelemesiyle doğrulanabilmesi.

Bu koşullardan biri eksik olduğunda delil tamamen değersiz hâle gelmez; ancak tek başına yeterli kabul edilmez ve mutlaka başka delillerle birlikte değerlendirilir.

Ceza Mahkemesi Kararı Boşanma Davasını Bağlar mı?

Hayır. Aile mahkemesi, aynı olaya ilişkin bir ceza yargılamasında verilen beraat veya mahkûmiyet kararıyla bağlı değildir. İki yargı kolunun ispat standardı farklıdır: ceza yargılamasında “şüpheden sanık yararlanır” ilkesi gereği makul şüphenin bulunmaması aranırken, hukuk (aile) mahkemesinde hâkim, dosyadaki delilleri serbestçe değerlendirerek vicdani kanaatine göre karar verir. Bu nedenle eşinizin, örneğin hakaret veya tehdit suçlamasıyla açtığınız ceza davasında delil yetersizliğinden beraat etmiş olması, aynı olayın boşanma davasında kusur olarak değerlendirilmesine engel değildir; aile mahkemesi hâkimi aynı olguyu dosyadaki diğer delillerle (tanık, yazışma vb.) birlikte yeniden değerlendirebilir.

Çekişmeli Boşanmada Yargılama Aşamaları

Çekişmeli boşanma davaları genellikle şu aşamalardan geçer:

  1. Ön inceleme duruşması: Tarafların iddia ve savunmaları netleştirilir, sulh imkânı araştırılır.
  2. Tahkikat duruşmaları: Deliller toplanır, tanıklar dinlenir, varsa bilirkişi görüşü alınır.
  3. Sözlü yargılama: Taraflar son beyanlarını sunar.
  4. Karar: Mahkeme somut olayın özelliklerine davanın kabulüne ya da reddine karar verir.

Bu süreç; davanın karmaşıklığına, mahkemenin iş yüküne ve tarafların tutumuna bağlı olarak birkaç aydan birkaç yıla kadar uzayabilir.

Çekişmeli Boşanma Davası Ne Kadar Sürer?

Çekişmeli boşanma davası, istinaf ve temyiz aşamaları dahil ortalama 3-5 yıl sürebilir; anlaşmalı boşanmada bu süre tek duruşmayla birkaç haftaya iner. Aşağıdaki tablo, aşamalara göre ortalama süreleri ve süreyi etkileyen başlıca faktörleri özetler:

AşamaOrtalama SüreSüreyi Etkileyen Faktörler
Anlaşmalı boşanmaTek duruşma, birkaç haftaProtokolün eksiksiz hazırlanmış olması, tarafların duruşmada hazır bulunması
Çekişmeli boşanma (ilk derece mahkemesi)Ortalama 1-2 yılDelil ve tanık sayısı, bilirkişi incelemesi gerekip gerekmediği, mahkemenin iş yükü
İstinaf (Bölge Adliye Mahkemesi)Ortalama 8-14 ayDosyanın kapsamı, BAM’ın iş yükü; her karara karşı istinaf yolu açık değildir
Temyiz (Yargıtay)Ortalama 1-2 yılYalnızca hukuka aykırılık iddiasıyla ve kesinlik sınırını aşan kararlarda başvurulabilir
Toplam (çekişmeli, tüm aşamalar)Ortalama 3-5 yılYukarıdaki tüm faktörlerin bir araya gelmesi

Bu süreler genel ortalamalardır; her dosyanın süresi mahkemeye, tarafların tutumuna ve delil durumuna göre değişir.

Çekişmeli Boşanma Davası Harcı ve Vekâlet Ücreti Ne Kadar?

Evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına dayalı boşanma davası, konusu para ile ölçülemeyen davalardandır; bu nedenle nispi değil maktu (sabit) harca tabidir. 2026 yılı itibarıyla dava açılırken ödenen başlıca kalemler şunlardır:

  • Başvurma harcı ve peşin karar ve ilam harcı: her ikisi de maktu tutarda, dava dilekçesi verilirken ödenir.
  • Gider avansı: tebligat ve tanık/bilirkişi masraflarını karşılamak üzere mahkeme veznesine yatırılan, dosyanın seyrine göre değişen bir tutardır.
  • Vekâlet ücreti: dava bir avukatla takip ediliyorsa, Türkiye Barolar Birliği’nin her yıl güncellediği Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAÜT), aile mahkemesi davaları için bir asgari sınır belirler; taraflar arasındaki sözleşmeyle bu tutarın üzerinde bir ücret kararlaştırılabilir.

Boşanmanın yanında ziynet eşyası (altın) veya mehir alacağı gibi parayla ölçülebilen bir talep de dava dilekçesine eklenmişse, bu talep için ayrıca nispi harç hesaplanır ve tamamlanmadan bu husustaki talep incelenemez; boşanmanın eki olan (nafaka, tazminat gibi) talepler bu kapsamda değildir. Yargıtay bu ayrımı şöyle vurgulamıştır: “Davacı kadının dava dilekçesindeki talep ettiği ziynet alacağı boşanmanın eki niteliğinde olmayıp nispi harca tabidir… Nispi harç tamamlattırılmadan müteakip işlemler yapılamaz.” (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2013/17407 E. – 2013/29843 K., 17.12.2013)

Son olarak, davayı kaybeden taraf; kazanan tarafın ödediği yargılama giderleri ve varsa avukatlık ücretinin bir kısmını da karşı taraf vekâlet ücreti olarak öder. Güncel harç ve vekâlet ücreti tutarları her yıl değiştiğinden, dava açmadan önce net bir maliyet öngörüsü için bir boşanma avukatına danışmanız isabetli olur.

6284 Sayılı Kanun Kapsamında Koruma Talepleri

Evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına yol açan olay şiddet veya tehdit içeriyorsa, boşanma davasından tamamen bağımsız olarak 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun kapsamında koruyucu ve önleyici tedbir talep edilebilir. Bu tedbirler; şiddet uygulayanın müşterek konuttan uzaklaştırılması, eve veya işyerine yaklaşmama, iletişim kurmama, silah bulundurmama gibi yükümlülükleri kapsar.

  • 6284 sayılı Kanun kapsamındaki tedbir talebi, boşanma davası açılmış olmasını gerektirmez; dava açılmadan önce de, dava sırasında da talep edilebilir.
  • Başvuru Aile Mahkemesine yapılır; Aile Mahkemesi bulunmayan yerlerde Sulh Ceza Hâkimliği, gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde ise mülki amir (kaymakam/vali) tedbir kararı verebilir.
  • 6284 tedbiri almış olmak, boşanma davasının otomatik olarak kabul edileceği anlamına gelmez; ancak tedbir kararına konu olay ve gerekçeler, sonraki boşanma davasında kusur ispatı için güçlü bir delil teşkil edebilir.

Geçici Önlemler (TMK m.169)

TMK m.169 uyarınca boşanma veya ayrılık davası açılınca hâkim, davanın devamı süresince gerekli olan geçici önlemleri kendiliğinden (re’sen) almak zorundadır; taraflardan ayrıca bir talep gelmesi şart değildir. Bu önlemler arasında müşterek konutun eşlerden birine ve varsa ortak çocuklara özgülenmesi, çocukla kişisel ilişki düzenlemesi, tedbir nafakası ve mal rejimine ilişkin önlemler yer alır.

Müşterek konutun eşlerden birine özgülenmesine ilişkin ara kararlar, geçici hukuki koruma niteliğinde olduğundan istinaf/temyiz yolu farklı işler; bölge adliye mahkemesinin bu konudaki kararı kesindir ve Yargıtay’a taşınamaz:

“Bölge Adliye Mahkemelerinin, geçici hukuki korumalar hakkında verdikleri kararları 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 362 nci maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi uyarınca kesin nitelikte olup temyiz edilemeyen kararlardandır.”

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2025/7698 E. – 2026/2020 K. (23.02.2026)

Boşanma Kararında Fer’î Sonuçlar

Boşanmanın yanı sıra mahkemenin aynı davada hükmedeceği konular şunlardır:

Velayet

Ortak çocukların velayeti hangi eşe bırakılacağı, çocuğun üstün yararı esas alınarak belirlenir. Mahkeme gerekli gördüğünde pedagog veya psikolog raporu ister. Velayet tayininde mahkeme şu unsurları birlikte değerlendirir:

  • Çocuğun yaşı, cinsiyeti ve sağlık durumu
  • Kardeşlerin birbirinden ayrılmaması ilkesi
  • Ebeveynin çocuğa ayırabileceği zaman, ilgi ve şefkat düzeyi
  • Ayırt etme gücüne sahip çocuğun mahkemece dinlenerek alınan kendi görüşü
  • Velayeti alacak ebeveynin, çocuğun diğer ebeveynle ilişkisini destekleyip desteklemediği

Çocuğun görüşünün alınması yalnızca uygulama pratiği değil, doğrudan yasal bir zorunluluktur. Türkiye’nin taraf olduğu Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 12. maddesi, görüşlerini oluşturma yeteneğine sahip çocuğun kendisini ilgilendiren her konuda görüşünü serbestçe ifade etme hakkını güvence altına alır ve çocuğu etkileyen adli kovuşturmalarda çocuğun bizzat veya bir temsilci aracılığıyla dinlenmesini öngörür. Bu güvence, iç hukukumuzda TMK m.339/3‘teki “ana ve baba, olgunluğu ölçüsünde çocuğa hayatını düzenleme olanağı tanır; önemli konularda olabildiğince onun düşüncesini göz önünde tutar” hükmüyle örtüşür. Uygulamada mahkemeler, ayırt etme gücüne sahip çocuğun görüşünü almadan velayet kararı verdiğinde, bu eksiklik istinaf/temyiz aşamasında bozma sebebi olarak kabul edilmektedir.

Velayet Sahibi Ebeveynin Ölümü Halinde Ne Olur?

Velayet kendisine bırakılan ebeveynin ölümü hâlinde velayet, kanunen kendiliğinden sağ kalan diğer ebeveyne geçmez; hâkimin durumu yeniden değerlendirmesi gerekir.

“Çocuğun velayeti boşanma kararı ile eşlerden birine verildikten sonra bu eşin ölümüyle velayet kendiliğinden sağ kalan diğer eşe geçmez. Böyle bir durumda; hakim kararıyla velayetin diğer ebeveyne verilmesi veya velayetin sağ kalan ebeveyne verilmesi uygun bulunmadığı taktirde; çocuğa vasi atanmak üzere vesayet makamına ihbarda bulunulması gerekir. Bu sürecin sonuna kadar velayet askıda kalır.”

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2024/8297 E. – 2024/8680 K. (18.11.2024)

Velayetin Kaldırılması (TMK m.348)

Anne veya babanın deneyimsizliği, hastalığı, başka bir yerde bulunması gibi nedenlerle velayet görevini gereği gibi yerine getirememesi veya çocuğa karşı yükümlülüklerini ağır biçimde savsaklaması hâlinde hâkim velayet hakkını kaldırabilir; ancak her ihmal bu ağırlıkta sayılmaz.

“Anne ve babanın, deneyimsizliği, hastalığı, başka bir yerde bulunması veya benzeri sebeplerle velayet görevini gereği gibi yerine getirememesi; ana ve babanın çocuğa yeterli ilgiyi göstermemesi veya ona karşı yükümlülüklerini ağır biçimde savsaklamaları halinde hakim velayet hakkını kaldırabilir (TMK.md.348). Davacı kocanın velayet görevini ihmal ettiği sabit ise de; bu ihmali, velayetin kaldırılmasını gerektirecek ağırlıkta değildir.”

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2013/12267 E. – 2013/26094 K. (12.11.2013)

Nafaka

Boşanma davasında üç farklı nafaka türü gündeme gelebilir:

  • Tedbir nafakası: Dava süresince ekonomik açıdan zayıf taraf için
  • İştirak nafakası: Velayeti almayan tarafın çocuğun giderlerine katkısı
  • Yoksulluk nafakası: Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olan, kusursuz ya da daha az kusurlu eş için

Nafaka Her Yıl Ne Kadar Artar?

Yerleşik Yargıtay uygulamasına göre nafaka miktarı, TÜİK’in açıkladığı ÜFE (üretici fiyat endeksi) oranında artırılır; TEFE+TÜFE ortalaması gibi farklı formüller doğru kabul edilmez. Yoksulluk nafakası ayrıca, tarafların mali durumlarındaki değişiklik veya hakkaniyetin gerektirdiği hâllerde ayrı bir davayla artırılabilir veya azaltılabilir (TMK m.176/4).

“Hükmedilen nafakanın yıllık artış oranına ilişkin yerleşmiş Yargıtay Uygulamaları gözönünde bulundurularak ‘ÜFE’ oranının dikkate alınması gerekirken TEFE+TÜFE/2 oranında artışa karar verilmiş olması doğru değildir.”

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 2015/17028 E. – 2016/2227 K. (22.02.2016) — yoksulluk nafakası artırım davasında da aynı ilke uygulanır: Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 2015/10008 E. – 2015/19218 K. (30.11.2015)

Boşanma Sonrası Soyadı: Kadın Evlilik Soyadını Kullanmaya Devam Edebilir mi?

TMK m.173/1 uyarınca boşanan kadın, kural olarak evlenmeden önceki soyadını yeniden alır. Ancak aynı maddenin ikinci fıkrası bir istisna tanır: kadın, evlilik soyadını kullanmakta hukuki yararı bulunduğunu ispat ederse ve bunun kocaya bir zarar vermeyeceği anlaşılırsa, mahkemeden veya boşanma kararının kesinleşmesinden sonra ayrı bir davayla, evlilik soyadını kullanmaya devam etmesine izin verilmesini isteyebilir. Uygulamada; mesleki tanınırlık (örneğin o soyadıyla bilinen bir kariyer), ortak çocuklarla aynı soyadını taşıma isteği gibi gerekçeler hukuki yarar olarak kabul edilebilmektedir. Bu talep, boşanma davasının içinde de ileri sürülebilir; ayrıca dava açmaya gerek yoktur.

Çekişmeli Boşanma Davasında Maddi ve Manevi Tazminat

Boşanma yüzünden mevcut veya beklenen menfaati zedelenen, kişilik hakkı saldırıya uğrayan eş; kusurlu olan diğer eşten tazminat talep edebilir. Örneğin; Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2020/1006 E. – 2020/2138 K. Sayılı İlamındaTürk Medeni Kanunu’nun 174/2. maddesinde boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan tarafın kusurlu olan diğer taraftan manevi tazminat isteyebileceği düzenlemesi yer almaktadır. Davalı erkeğin eşini aşağılaması kadının kişilik haklarına saldırı teşkil eder. Toplanan delillerden, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebep olan olaylarda manevi tazminat talep eden kadının ağır yada eşit kusurlu olmadığı anlaşılmaktadır. O halde, bölge adliye mahkemesince tarafların sosyal ve ekonomik durumları, tazminata esas olan fiilin ağırlığı ile hakkaniyet kuralları dikkate alınarak davacı kadın yararına uygun miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde reddi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.” şeklinde karar vermiştir. Karara göre Yargıtay; ilk derece mahkemesi kararını boşanmada daha az kusurlu kadına tarafların ekonomik ve sosyal durumları ile tazminata konu eylemin ağırlığı da dikkate alınarak tazminata hükmedilmesi için bozmuştur.

Çekişmeli Boşanmanın Anlaşmalı Boşanmayla Farkı

Evlilik birliğinin temelinden sarsılması gerekçesi, hem çekişmeli hem de anlaşmalı boşanmanın yasal dayanağıdır. Kanunun 166. maddesinin üçüncü fıkrası, tarafların anlaşması hâlinde sarsılmanın varlığının zaten kabul edildiğini öngörür. Eşinizle velayet, nafaka ve mal paylaşımı konularında uzlaşabiliyorsanız, çok daha kısa ve az maliyetli olan anlaşmalı yolu tercih etmek mantıklı olabilir. Bu konuda anlaşmalı boşanma hakkındaki yazımıza bakabilirsiniz.

Evlendikten sonra 1 yıl dolmadan boşanma davası açılabilir mi? Evet — evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedenine dayanan çekişmeli boşanma davası için kanunda herhangi bir asgari evlilik süresi aranmaz; evlendikten hemen sonra bile bu davayı açabilirsiniz. Halk arasında karıştırılan “1 yıl” şartı yalnızca anlaşmalı boşanma yoluna özgüdür.

“Evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi hâlinde, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır.” (TMK m.166/3)

Bu bir yıllık süre, yalnızca eşlerin birlikte anlaşarak boşanabilmesi için aranan bir karine süresidir; evlilik henüz bir yılını doldurmamışsa taraflar anlaşsalar dahi mahkeme bu maddeye dayanarak “sarsılma karinesini” doğrudan uygulayamaz. Ancak bu durumda dahi eşlerden biri, evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını somut olgularla (kusur, geçimsizlik) ispatlayarak çekişmeli davayı yine açabilir ve mahkeme bu olguları inceleyerek boşanmaya karar verebilir; tek fark, ispat yükünün TMK m.166/1-2‘deki genel kurala göre (davacı tarafından somut kusur/olgu gösterilerek) yürümesidir.

Sık Sorulan Sorular

Evlilik birliğinin temelinden sarsılması ile şiddetli geçimsizlik aynı şey midir?

Evet, aynı hukuki kurumdur. 1926 tarihli eski Medeni Kanun’da “şiddetli geçimsizlik” olarak anılan bu boşanma sebebi, 2002’de yürürlüğe giren 4721 sayılı TMK’da “evlilik birliğinin temelinden sarsılması” (m.166/1-2) adıyla düzenlenmiştir; halk arasında hâlâ eski adıyla kullanılır.

Dava açmak için tek bir büyük olay mı gerekir, yoksa küçük anlaşmazlıkların birikmesi yeterli mi?

Tek başına yeterli değildir; sürekli tartışma, iletişimsizlik gibi olaylar birlikte değerlendirilerek ortak hayatı çekilmez kıldığı ispatlanmalıdır. Ancak tek bir ağır olay (örneğin şiddet veya aldatma) da tek başına yeterli sayılabilir.

Boşanmaya daha çok ben sebep olduysam yine de dava açabilir miyim?

Evet, TMK m.166/1’e göre davacının kusursuz olması şart değildir; karşı tarafın en az bir miktar kusuru varsa dava açılabilir. Davalı tamamen kusursuzsa ve itiraz ederse dava reddedilir; hakkın kötüye kullanılması hâli (TMK m.166/2) bu kuralın istisnasıdır.

Eşimin sunduğu gizli ses kaydı veya mesajlar mahkemede delil olarak kullanılabilir mi?

Kural olarak hayır; eşin bilgisi veya rızası dışında alınan ses kaydı hukuka aykırı delil sayılır ve hükme esas alınamaz (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2024/5509 E. – 2025/1915 K.). Ancak aynı olay tanık beyanı gibi başka bir delille ispatlanabiliyorsa dava yine de kabul edilebilir.

Boşanma davam reddedildi, tekrar ne zaman dava açabilirim?

Ret kararının kesinleşmesinden itibaren 1 yıl içinde ortak hayat yeniden kurulamamışsa, TMK m.166/4 uyarınca kusur ispatlanmaksızın yeniden boşanma davası açılabilir. Bu süre, 14.11.2024’te yürürlüğe giren 7532 sayılı Kanun ile 3 yıldan 1 yıla indirilmiştir.

Davalı eş boşanmak istemiyorsa dava otomatik olarak reddedilir mi?

Hayır. Davalının itirazı ancak kendisi kusursuz veya daha az kusurluysa dikkate alınır; davalı da kusurluysa veya itirazı sırf inatla ya da intikam amacıyla yapılıyorsa (TMK m.166/2, hakkın kötüye kullanılması) mahkeme yine boşanmaya karar verebilir.

Bu davada nafaka, velayet ve tazminat aynı dosyada mı karara bağlanır?

Evet, fer’î talepler (velayet, nafaka, maddi ve manevi tazminat) aynı boşanma davası içinde talep edilip aynı kararla hükme bağlanır; mal paylaşımı ise ayrı bir davanın konusudur.

Şiddetli geçimsizlik davasında tanık göstermek zorunlu mudur?

Hayır, zorunlu değildir; yazışma, fotoğraf, resmi belge, bilirkişi raporu gibi başka deliller de kullanılabilir. Ancak sözlü veya fiziksel şiddet ve güven sarsıcı davranış gibi iddialar uygulamada büyük ölçüde tanık beyanıyla ispatlandığından, en az 2 tanık gösterilmesi önerilir.

Eşimi bir olay için affettim ama sonra pişman oldum; bu olayı dava dilekçesine yazabilir miyim?

Yazılabilir; ancak Yargıtay uygulamasında, barışma sonrası affedildiği anlaşılan veya barışmadan önce yaşanıp yeniden gündeme getirilmeyen olaylar kusur belirlemesinde etkisiz sayılabilir (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2024/5619 E. – 2025/2664 K.). Bu nedenle dilekçede olayın ne zaman öğrenildiği ve tepkinin nasıl gösterildiği açıkça belirtilmelidir.

Bu davayı hangi mahkemede açmam gerekir?

TMK m.168 uyarınca boşanma davası, eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son 6 ay birlikte oturulan yer Aile Mahkemesinde açılabilir; seçim hakkı davacıya aittir. Aile Mahkemesi bulunmayan yerlerde Asliye Hukuk Mahkemesi bu sıfatla davaya bakar.

Çocuğumuz olmuyor, bu durum tek başına boşanma sebebi sayılır mı?

Hayır, tek başına yeterli değildir; Yargıtay çocuksuzluğun başlı başına boşanma sebebi sayılamayacağını kabul etmektedir (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2013/17407 E. – 2013/29843 K.). Ancak tedavi sürecinde eşin desteksiz bırakılması veya tedaviyi reddetmek gibi buna eşlik eden kusurlu davranışlar ayrıca ve bağımsız olarak değerlendirilir.

Eşim hakkında açtığım ceza davası beraatle sonuçlandı; bu durum boşanma davamı olumsuz etkiler mi?

Hayır. Aile mahkemesi, ceza mahkemesinin beraat veya mahkûmiyet kararıyla bağlı değildir; iki yargı kolunun ispat standardı farklıdır. Aynı olay, boşanma davasında dosyadaki tanık beyanı veya yazışma gibi diğer delillerle yeniden değerlendirilerek kusur olarak kabul edilebilir.

1 yıl dolmadan boşanma davası açılabilir mi?

Evet; evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedenine dayanan çekişmeli boşanma davası için evlilik süresine ilişkin bir asgari şart yoktur, evlendikten hemen sonra bile dava açılabilir. Yalnızca anlaşmalı boşanma yolunda TMK m.166/3 uyarınca evliliğin en az bir yıl sürmüş olması aranır; bu süre dolmadan taraflar anlaşarak boşanamaz, fakat bu durum çekişmeli dava açmalarına engel teşkil etmez.

Çekişmeli Boşanma Davası Hakkında Değerlendirme

Evlilik birliğinin temelinden sarsılması, Türk boşanma hukukunun en kapsamlı ve en sık kullanılan gerekçesidir. Evlilik birliğinin temelinde sarsılması gerekçesi ile açılan davalar aile mahkemesinde çekişmeli dava olarak yürütülür. Evlilik birliğinin temelinde sarsılması gerekçesi zina veya terk gibi somut olayları ispat etme zorunluluğu olmaksızın, evliliğin sürdürülemez hale geldiğini ortaya koymanıza imkân tanır. Bununla birlikte, kusur tespitinin nafaka ve tazminat üzerindeki doğrudan etkisi, delil yönetiminin özenle yapılmasını zorunlu kılar.

İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir. Hizmet verdiğimiz diğer alanları görmek için Hizmetlerimiz sayfasını ziyaret edebilirsiniz. Konuyla ilgili diğer yazılarımız: Asgari Ücretle Çalışan Eş Yoksulluk Nafakası Alabilir Mi?Aile Konutu Nedir? Aile Konutu Şerhi ve Eş RızasıAnlaşmalı Boşanma Dilekçesi ve Protokolü.

Av. Sinan Karabacak Cep Tel: +90 535 671 88 95

Yasal Uyarı: Bu makale, yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. Her dava kendine özgü koşullar içermektedir. Hukuki danışmanlık için lütfen iletişime geçiniz.

Avukat Sinan Karabacak

Avukat Sinan Karabacak

Avukat · İstanbul Barosu, Sicil No: 52130, Doğrulama

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden 2014'te mezun oldu. İstanbul Barosu'na bağlı avukatlık yapmaktadır. Enerji hukukundaki önceki deneyimleri nedeniyle başta kaçak elektrik ve voltaj dengesizliği davaları olmak üzere ceza hukuku, aile hukuku ve iş hukuku gibi alanlarda hukuki danışmanlık ve dava takibi hizmeti vermektedir.

Hakkımızda →LinkedIn →

Benzer Yazılar

6 Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir