İstanbul Miras Avukatı

Son güncelleme: 21 Ağustos 2026

İçindekiler

İstanbul miras avukatı olarak; yasal mirasçılık, saklı pay, tenkis, muris muvazaası, mirasçılıktan çıkarma ve mirasın reddi başta olmak üzere miras hukukunun tüm alanlarında hukuki danışmanlık ve dava takip hizmeti sunulmaktadır. Miras hukuku; bir kişinin ölümüyle birlikte geride bıraktığı malvarlığının, haklarının ve borçlarının yasal mirasçılara ya da atanmış mirasçılara nasıl geçeceğini düzenleyen hukuk dalıdır ve Türk Medeni Kanunu md. 495–682 arasında düzenlenir.

Adalet Bakanlığı 2025 Adli İstatistikleri’ne göre veraset (mirasçılık belgesi) davaları, Türkiye genelinde hukuk mahkemelerine açılan davalar arasında en yüksek sayıya ulaşan dava türlerinden biridir ve İstanbul, taşınmaz değerlerinin yüksekliği nedeniyle bu davaların ekonomik açıdan en ağır sonuçlandığı ildir. Bu nedenle miras uyuşmazlıklarında deneyimli bir avukatla çalışmak, hem hak kaybını önlemek hem de süreci doğru yönetmek açısından belirleyicidir.

1. Yasal Mirasçılar Kimlerdir ve Miras Pay Oranları Nedir?

Türk Medeni Kanunu, vasiyetname bulunmadığında yasal mirasçıları zümre sistemi ile belirler. Üst zümrede mirasçı varsa alt zümre mirastan pay alamaz (TMK md. 495-497). Sağ kalan eş, hangi zümreyle birlikte mirasçı olduğuna göre değişen oranda her hâlükârda mirasçıdır (TMK md. 499).

Sağ Kalan Eşin Miras Payı

TMK md. 499 uyarınca sağ kalan eşin payı şu şekildedir:

  1. Birinci zümre (altsoy) ile birlikte mirasçı olursa: mirasın 1/4‘ü
  2. İkinci zümre (ana-baba) ile birlikte mirasçı olursa: mirasın 1/2‘si
  3. Üçüncü zümre (büyükana-büyükbaba) ile birlikte mirasçı olursa: mirasın 3/4‘ü; bunlar da yoksa mirasın tamamı

Hiç yasal mirasçı yoksa mirasın tamamı eşe kalır; eş de yoksa miras Devlete geçer (TMK md. 501).

Birinci Zümre – Altsoy

Miras bırakanın çocukları ve torunları birinci zümreyi oluşturur (TMK md. 495). Çocuklar eşit pay alır; mirasbırakandan önce ölmüş çocuğun payı, halefiyet ilkesi gereği kendi altsoyuna (torunlara) geçer. Evlilik dışı doğan ve soybağı kurulmuş çocuklar ile evlatlık, evlilik içi çocuklarla tam eşit miras hakkına sahiptir (TMK md. 498, 500).

İkinci Zümre – Ana ve Baba

Birinci zümre mirasçısı yoksa miras, mirasbırakanın anne ve babasına geçer; onlar da yoksa yerlerini halefiyet yoluyla kendi altsoyları (mirasbırakanın kardeşleri) alır (TMK md. 496). Bir tarafta hiç mirasçı yoksa mirasın tamamı diğer taraftaki mirasçılara kalır.

Üçüncü Zümre – Büyükana ve Büyükbaba

İkinci zümre de yoksa büyükanne ve büyükbabalar ile onların altsoyları miras alır (TMK md. 497). Ana veya baba tarafından olan büyükanne-büyükbabalardan biri altsoyu bulunmaksızın mirasbırakandan önce ölmüşse, payı kendi çocuğuna; çocuğu yoksa aynı taraftaki diğer büyükanne-büyükbabaya geçer. Bir taraftaki büyükanne-büyükbabanın ikisi de altsoysuz olarak ölmüşse, o tarafa düşecek miras diğer tarafa kalır.

Halefiyet İlkesi ve Uygulamadaki Önemi

Zümre sisteminde her derecede geçerli olan halefiyet ilkesi, mirasbırakandan önce ölen bir mirasçının payının, kendi altsoyuna aktarılması anlamına gelir. Örneğin mirasbırakanın üç çocuğundan biri kendisinden önce vefat etmişse, o çocuğun payı kendi çocuklarına (mirasbırakanın torunlarına) eşit olarak geçer; pay, sağ kalan diğer çocuklara yeniden dağıtılmaz.

İstanbul’daki miras uyuşmazlıklarında, özellikle birden fazla evlilikten çocukları olan veya bir kısım mirasçısı yurt dışında yaşayan mirasbırakanlarda, halefiyet zincirinin doğru kurulması mirasçılık belgesinin (veraset ilamının) hatasız düzenlenmesi açısından kritik önem taşır. Zümre ve halefiyet hesabında yapılan bir hata, sonradan mirasçılık belgesinin iptali davasına konu olabilir.

2. Saklı Pay Nedir? Kimleri Kapsar?

Saklı pay, miras bırakanın ölüme bağlı tasarruflarıyla dahi kısıtlayamayacağı, kanunun belirli mirasçılar lehine güvence altına aldığı asgari miras payıdır (TMK md. 505-506). Saklı paylı mirasçılar; altsoy, ana-baba ve sağ kalan eştir. 2007 yılında 5650 sayılı Kanun’la kardeşlerin saklı payı kaldırılmıştır — kardeşler artık saklı pay hakkına sahip değildir.

TMK md. 506’ya göre saklı pay oranları:

  1. Altsoy (çocuklar, torunlar): yasal payının 1/2‘si
  2. Ana ve baba: yasal payının 1/4‘ü (her biri için ayrı ayrı)
  3. Sağ kalan eş: altsoy veya ana-baba zümresiyle birlikte mirasçı olması hâlinde yasal payının tamamı; diğer hâllerde yasal payının 3/4‘ü

Miras bırakan, saklı paylı mirasçının hakkını çiğneyen bir kazandırma yapmışsa — örneğin bir malı piyasa değerinin altında devretmiş veya bağışlamışsa — etkilenen mirasçı tenkis davası açarak saklı payının tamamlanmasını talep edebilir.

Tasarruf Edilebilir Kısmın Hesaplanması

Mirasbırakanın saklı pay dışında serbestçe tasarruf edebileceği kısım, TMK md. 505 uyarınca saklı paylı mirasçı bulunup bulunmadığına göre değişir: altsoy, ana-baba veya eş varsa mirasbırakan yalnızca saklı paylar dışında kalan kısımda tasarrufta bulunabilir; bu mirasçılardan hiçbiri yoksa mirasın tamamında tasarruf serbestisi vardır. Tasarruf edilebilir kısmın hesabı, terekenin ölüm günündeki durumuna göre yapılır; hesaplamada mirasbırakanın borçları, cenaze giderleri, terekenin mühürlenmesi ve yazımı giderleri ile mirasbırakanla birlikte yaşayan kişilerin üç aylık geçim giderleri düşülür (TMK md. 507). Sağlararası karşılıksız kazandırmalar da tenkise tabi oldukları ölçüde bu hesaba terekeye eklenerek dahil edilir (TMK md. 508).

Saklı Pay İhlali Ne Zaman Ortaya Çıkar?

Uygulamada saklı pay ihlali en sık şu durumlarda görülür: mirasbırakanın hayattayken taşınmazını tek bir çocuğuna veya üçüncü bir kişiye emsal bedelin çok altında devretmesi, tüm malvarlığını vasiyetname ile tek bir mirasçıya bırakması, veya sağlığında yaptığı bağışların saklı paylı mirasçıların payını fiilen sıfıra indirmesi. Bu durumların her birinde etkilenen mirasçı, önce tasarrufun niteliğine göre (bağış mı, gerçek satış mı) doğru dava türünü seçmeli; gerçek bir bağış söz konusuysa tenkis davası, satış görünümü altında gizlenmiş bir bağış söz konusuysa muris muvazaası davası yoluna gidilmelidir. İki dava türü arasındaki bu ayrım, davanın hangi mahkemede görüleceğini ve zamanaşımı sürecini doğrudan etkilediğinden, dava açılmadan önce doğru hukuki nitelendirmenin yapılması belirleyicidir.

3. Muris Muvazaası (Mirastan Mal Kaçırma) Nedir?

Muris muvazaası; miras bırakanın, mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak amacıyla gerçekte bağışlamak istediği bir taşınmazı, tapuda satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi görünümünde devretmesidir. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 1.4.1974 tarihli ve 1974/1 E., 1974/2 K. sayılı kararı, bu davalarda hâlâ temel dayanaktır.

1974 tarihli İBK’nın kurduğu ilkeye göre muris muvazaasının varlığından söz edebilmek için şu şartların bir arada bulunması aranır:

  1. Görünüşteki işlem: Tapuda satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi gibi resmi şekilde açıklanan, ancak tarafların gerçek iradesine uymayan bir işlem yapılmış olmalıdır.
  2. Muvazaa anlaşması: Miras bırakan ile devralan arasında, görünüşteki işlemin hüküm doğurmayacağına dair örtülü bir anlaşma bulunmalıdır.
  3. Mirastan mal kaçırma kastı: İşlemin, mirasçıları miras hakkından yoksun bırakma amacı taşıması gerekir.
  4. Gizli sözleşme: Görünüşteki işlemin ardında, miras bırakanın gerçek iradesini yansıtan bağış niteliğinde gizli bir sözleşme bulunmalıdır.

İBK’nın sonuç bölümü açıktır: Saklı pay sahibi olsun ya da olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçıların, görünürdeki satış sözleşmesinin muvazaalı olduğunu ve gizli bağış sözleşmesinin de şekil koşulundan yoksun bulunduğunu ileri sürerek dava açabileceklerine (…) karar verildi. Bu nedenle muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil davasını, saklı paylı olsun olmasın miras hakkı zedelenen her mirasçı açabilir.

Zamanaşımı: Muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil davası zamanaşımına veya hak düşürücü süreye tabi değildir; mutlak butlan yaptırımına tabi olduğundan miras açıldıktan sonra her zaman açılabilir.

Güncel Yargıtay Uygulaması: Devrin Kimden Geldiği Belirleyicidir

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin 2026/1386 E., 2026/2216 K. sayılı ve 25.03.2026 tarihli kararında, dava konusu taşınmazın doğrudan mirasbırakan tarafından değil, üçüncü bir kişiden davalıların murisine devredildiği bir olayda, 1974 tarihli İBK’nın uygulama alanının bulunmadığına, zira İBK’nın yalnızca mirasbırakanın kendisinin yaptığı muvazaalı devirleri kapsadığına hükmedilmiştir.

Karar, muris muvazaası iddiasının incelenebilmesi için devrin bizzat mirasbırakandan gelmesi gerektiğini teyit etmektedir; aksi hâlde işlem “menkul bağışı” niteliğinde değerlendirilip ancak tenkis hükümlerine tabi olabilir. Aynı kararda, terditli (kademeli) dava açılmış olması hâlinde — yani önce tapu iptali, olmazsa tenkis talep edilmesi durumunda — mahkemenin her iki talebi de ayrı ayrı ve kendi hukuki koşulları içinde incelemesi gerektiği; tenkis talebinin süre yönünden reddedilmesinin tapu iptali talebinin esastan incelenmesine engel olmadığı da ortaya konmuştur.

Muvazaanın İspatı ve Delil Değerlendirmesi

Muris muvazaası davalarında ispat yükü davacı mirasçıya aittir ve muvazaa iddiası her türlü delille (tanık dahil) ispatlanabilir. Mahkemeler; satış bedelinin gerçek piyasa değeriyle orantılı olup olmadığını, alıcının devir tarihindeki ekonomik durumunun bu bedeli ödemeye elverişli olup olmadığını, bedelin banka kayıtlarıyla gerçekten ödendiğini ve mirasbırakanın satışı yapmakta haklı-makul bir nedeninin bulunup bulunmadığını birlikte değerlendirir. Banka kaydıyla ödemenin gösterilmesi muvazaa iddiasını çürüten en güçlü delildir; buna karşılık nakit ödeme iddiası ile hiçbir kayda dayanmayan devirler muvazaa şüphesini güçlendirir. Mirasbırakanın gerçek iradesinin mal kaçırmak değil, örneğin bakımını üstlenen bir yakınını ödüllendirmek olduğu ortaya konursa, mahkemeler muvazaa iddiasını reddedebilir.

4. Tenkis Davası Nedir? Nasıl Açılır?

Tenkis davası; miras bırakanın saklı paylı mirasçıların haklarını ihlal eden ölüme bağlı tasarruflarının veya sağlar arası kazandırmalarının, saklı payı karşılayacak ölçüde indirilmesini amaçlayan davadır (TMK md. 560-571).

Tenkise Tabi Kazandırmalar

TMK md. 565 uyarınca aşağıdaki karşılıksız kazandırmalar, ölüme bağlı tasarruflar gibi tenkise tabidir:

  1. Mirasçılık sıfatını kaybeden yasal mirasçıya miras payına mahsuben yapılan sağlararası kazandırmalar
  2. Miras haklarının ölümden önce tasfiyesi amacıyla yapılan kazandırmalar
  3. Mirasbırakanın serbestçe dönme hakkını saklı tutarak yaptığı bağışlamalar (ölümünden önceki bir yıl içindeki âdet üzere hediyeler hariç)
  4. Saklı pay kurallarını etkisiz kılmak amacıyla yapılan açık kazandırmalar

Tenkis Sırası

Tenkiste önce ölüme bağlı tasarruflardan başlanır; bunlar yetmezse en yeni tarihli sağlararası kazandırmadan başlanarak geriye doğru tenkis yapılır (TMK md. 570). Kamu tüzel kişilerine ve kamuya yararlı dernek/vakıflara yapılan kazandırmalar en son sırada tenkis edilir.

Zamanaşımı

TMK md. 571 uyarınca tenkis davası açma hakkı, mirasçının saklı payının zedelendiğini öğrendiği tarihten itibaren 1 yıl ve her hâlde vasiyetnamelerde açılma tarihinden, diğer tasarruflarda mirasın açılması tarihinden itibaren 10 yıl geçmekle düşer.

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi’nin 2025/5144 E., 2025/5236 K. sayılı kararında vurgulandığı üzere, mirasbırakanın ölüm tarihi hangi kanun döneminde ise (743 sayılı eski Kanun ya da 4721 sayılı TMK) o dönemin süre hükümleri uygulanır; bu ayrım özellikle eski tarihli miras bırakanlarda süre hesabını doğrudan etkiler. Aynı kararda, mirasta denkleştirme talebinin tenkisten farklı olarak zamanaşımına (hak düşürücü süreye değil) tabi olduğu ve bu sürenin miras taksim sözleşmesi yapılmışsa sözleşme tarihinden itibaren işlemeye başladığı teyit edilmiştir.

Terditli Dava: Tenkis ve Muris Muvazaası Birlikte Talep Edilebilir mi?

Uygulamada aynı taşınmaz devri hem muris muvazaası hem de tenkis hükümlerine konu olabileceğinden, davacı mirasçılar çoğu zaman terditli (kademeli) dava açar: önce tapu iptali ve tescil talep edilir, bu talep kabul görmezse ikinci sırada tenkis istenir. Bu strateji özellikle devrin niteliğinin (gerçek satış mı, örtülü bağış mı) dava açılmadan önce kesin olarak belirlenemediği durumlarda tercih edilir. Ancak tenkis talebinin süre yönünden reddedilme riski her zaman göz önünde bulundurulmalı; zira tenkis davasının 1 yıllık kısa süresi, muris muvazaası davasının süresiz oluşundan çok daha erken dolabilir.

Tenkis Hesabında Bilirkişi İncelemesinin Rolü

Tenkis davalarında saklı payın ne ölçüde zedelendiğinin belirlenmesi, çoğunlukla gayrimenkul değerleme uzmanı bilirkişi incelemesini gerektirir. Bilirkişi, tenkise konu taşınmazın devir tarihindeki gerçek değerini, terekenin ölüm günündeki aktif ve pasifini ve saklı pay oranını birlikte hesaplayarak mahkemeye rapor sunar. İstanbul’da taşınmaz değerlerinin yüksekliği ve emsal karşılaştırmasının karmaşıklığı nedeniyle, bu bilirkişi sürecinin usulüne uygun yürütülmesi — özellikle emsal taşınmazların doğru seçilmesi ve değerleme tarihinin doğru belirlenmesi — davanın sonucunu doğrudan etkiler.

5. Mirasçılıktan Çıkarma (Iskat) Nedir?

Mirasçılıktan çıkarma (ıskat), miras bırakanın saklı paylı mirasçısını geçerli bir sebebe dayanarak ölüme bağlı bir tasarrufla mirastan yoksun bırakmasıdır (TMK md. 510-513).

Iskat Sebepleri (TMK md. 510)

  1. Mirasçının, mirasbırakana veya mirasbırakanın yakınlarından birine karşı ağır bir suç işlemesi
  2. Mirasçının, mirasbırakana veya ailesine karşı aile hukukundan doğan yükümlülüklerini önemli ölçüde yerine getirmemesi

İspat Yükü ve Sonuç

TMK md. 512 uyarınca ıskatın geçerli olması için sebebin tasarrufta açıkça belirtilmesi gerekir. Iskat edilen mirasçı itiraz ederse, sebebin varlığını ispat yükü ıskattan yararlanan mirasçıya aittir. Sebep ispatlanamaz veya tasarrufta belirtilmemişse, tasarruf mirasçının saklı payı dışında (tasarruf nisabı oranında) yerine getirilir ve dava tenkis davasına dönüşür.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 2015/11250 E., 2015/20949 K. sayılı kararında, vasiyetnamede ıskat sebebi gösterilmiş olsa dahi bu sebebin ispatlanamaması hâlinde davanın doğrudan vasiyetnamenin tam iptaline değil, TMK md. 512/3 uyarınca tasarrufun saklı pay dışında geçerli sayılmasına ve tenkis hükümleri çerçevesinde devam ettirilmesine karar verilmesi gerektiği vurgulanmıştır.

Hukuk Genel Kurulu’nun 2009/2-437 E., 2009/450 K. sayılı kararı da aynı ilkeyi teyit etmekte; ayrıca miras bırakanın ıskat sebebi olarak inandığı olayların gerçekte var olmaması durumunda dahi bu inancın “aşikâr bir yanılma” oluşturmadıkça ıskatın tasarruf nisabı oranında geçerli kalacağını belirtmektedir.

Iskat edilen mirasçının altsoyu, o kimse mirasbırakandan önce ölmüş gibi kendi saklı payını isteyebilir (TMK md. 511).

Iskat Sebeplerinin Somut Örnekleri

Uygulamada TMK md. 510/1’de düzenlenen “ağır suç” kavramı; mirasbırakana veya yakınlarına karşı işlenen kasten öldürme, kasten yaralama, hakaret, tehdit gibi suçları kapsayabilir; ancak suçun ağırlığı her somut olayda mahkemece değerlendirilir. TMK md. 510/2’deki “aile hukukundan doğan yükümlülüklerin önemli ölçüde yerine getirilmemesi” ise, örneğin bakıma muhtaç mirasbırakana karşı süreklilik arz eden ilgisizlik, nafaka yükümlülüğünün ihmali veya mirasbırakanı terk etme gibi davranışları kapsar. Her iki sebepte de belirleyici olan, davranışın münferit bir olay değil, mirasbırakanla mirasçı arasındaki ilişkiyi esaslı biçimde zedeleyen süreklilik arz eden bir tutum olmasıdır.

Borç Ödemeden Aciz Nedeniyle Iskat (TMK md. 513)

TMK md. 513, cezai ıskattan farklı bir mekanizma öngörür: mirasbırakan, hakkında borç ödemeden aciz belgesi bulunan altsoyunu, yalnızca saklı payının yarısı için mirasçılıktan çıkarabilir; ancak bu yarıyı ıskat edilenin doğmuş ve doğacak çocuklarına özgülemesi zorunludur. Bu düzenlemenin amacı, borçlu mirasçının payının doğrudan onun alacaklılarına gitmesini önleyerek, payın torunlara (mirasbırakanın altsoyuna) intikalini güvence altına almaktır. Miras açıldığında aciz belgesinin hükmü kalmamışsa veya borç tutarı mirasçının payının yarısını aşmıyorsa, ıskat edilenin talebi üzerine çıkarma iptal edilir.

6. Ölüme Bağlı Tasarruflar: Vasiyetname ve Miras Sözleşmesi

Ölüme bağlı tasarruf, hukuki sonuçlarını miras bırakanın ölümüyle doğuran tek taraflı veya sözleşmesel irade açıklamasıdır. Başlıca türleri vasiyetname ve miras sözleşmesidir.

Vasiyetname Türleri (TMK md. 531-541)

TürŞekil ŞartıYasal Dayanak
Resmî vasiyetnameNoter/sulh hâkimi huzurunda, iki tanık eşliğinde düzenlenirTMK md. 532-537
El yazılı vasiyetnameBaştan sona mirasbırakanın el yazısıyla; yıl, ay, gün ve imza şartTMK md. 538
Sözlü vasiyetOlağanüstü hâllerde iki tanığa beyan; hâkim/notere bir ay içinde bildirilmezse geçersizTMK md. 539-541

El yazılı vasiyetnamede bilgisayar çıktısı veya başkasının el yazısıyla hazırlanan belgeler geçersizdir. Sözlü vasiyet, olağanüstü hâlin ortadan kalkmasından bir ay sonra kendiliğinden hükümden düşer (TMK md. 541).

Miras Sözleşmesi

Miras sözleşmesi, miras bırakan ile mirasçı veya üçüncü kişi arasında karşılıklı irade beyanlarıyla kurulan ölüme bağlı tasarruftur (TMK md. 527, 545). Vasiyetnameden temel farkı, tek taraflı olarak geri alınamamasıdır — ancak tarafların karşılıklı rızasıyla sona erdirilebilir (TMK md. 546). Geçerlilik şartı, resmî vasiyetname şeklinde, her iki tarafın aynı anda memur ve iki tanık huzurunda imzalamasıdır.

Miras sözleşmesi iki türe ayrılır: olumlu miras sözleşmesi, mirasbırakanın mirasını veya belirli bir malını sözleşme yaptığı kişiye bırakma yükümlülüğü altına girdiği sözleşmedir (TMK md. 527); mirastan feragat sözleşmesi ise mirasçının, mirasbırakanın sağlığında ileride hak kazanacağı miras payından karşılıklı veya karşılıksız olarak vazgeçtiği sözleşmedir (TMK md. 528). Feragat eden kişi mirasçılık sıfatını kaybeder; karşılık sağlanarak yapılan feragat, sözleşmede aksi öngörülmedikçe feragat edenin altsoyunu da kapsar. Mirasbırakan, miras sözleşmesi yapmış olsa dahi malvarlığında sağlığında serbestçe tasarruf etmeye devam edebilir; ancak sözleşmedeki yükümlülükle bağdaşmayan sonraki tasarruflarına veya bağışlarına itiraz edilebilir.

Vasiyetnameden Dönme ve Sonraki Tasarrufların Etkisi

Mirasbırakan, kanunda öngörülen şekillerden birine uyarak yeni bir vasiyetname yaparak önceki vasiyetnamesinden her zaman dönebilir; dönme, vasiyetnamenin tamamına veya bir kısmına ilişkin olabilir (TMK md. 542). Vasiyetname ayrıca yok edilerek de geri alınabilir (TMK md. 543). Önceki vasiyetname ortadan kaldırılmadan yeni bir vasiyetname yapılmışsa, kuşkuya yer bırakmayacak biçimde önceki vasiyetnameyi tamamlamadıkça sonraki vasiyetname öncekinin yerini alır (TMK md. 544) — bu nedenle birden fazla vasiyetnamesi bulunan mirasbırakanların dosyalarında hangi vasiyetnamenin geçerli olduğunun tespiti, miras avukatının ilk incelemesi gereken konulardan biridir.

7. Vasiyetnamenin İptali Davası

Vasiyetnamenin iptali davası, aşağıdaki sebeplerden biriyle açılabilir (TMK md. 557):

  1. Tasarrufun, mirasbırakanın tasarruf ehliyeti bulunmadığı bir sırada yapılmış olması
  2. Tasarrufun yanılma, aldatma, korkutma veya zorlama sonucu yapılmış olması
  3. Tasarrufun içeriğinin veya bağlı olduğu koşulun hukuka ya da ahlaka aykırı olması
  4. Tasarrufun kanunda öngörülen şekil şartlarına uyulmadan yapılmış olması

Zamanaşımı (TMK md. 559): İptal davası, davacının tasarrufu, iptal sebebini ve kendi hak sahipliğini öğrendiği tarihten itibaren 1 yıl; her hâlde vasiyetnamelerde açılma tarihinden itibaren iyiniyetli davalılara karşı 10 yıl, iyiniyetli olmayanlara karşı 20 yıl geçmekle düşer.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 2019/1116 E., 2019/10008 K. sayılı kararında ele alınan olayda, mirasçının ıskat sebebi olarak gösterilen iddiaların (vekâletin kötüye kullanılması) ilgili ceza yargılamasında beraatle sonuçlanmış olması, ıskat sebebinin varlığının ispatlanamadığı yönünde güçlü bir delil olarak değerlendirilmiştir — bu da ıskat içerikli vasiyetnamelerde ceza dosyası sonuçlarının hukuk davasındaki ispat yükünü doğrudan etkileyebileceğini göstermektedir.

Vasiyetnamenin İptali ile Tenkis Davası Arasındaki Fark

Vasiyetnamenin iptali davası, tasarrufun tamamen hükümsüz kılınmasını amaçlar ve ehliyetsizlik, irade sakatlığı veya şekil eksikliği gibi tasarrufun kuruluşuna ilişkin sakatlıklara dayanır. Tenkis davası ise vasiyetnamenin geçerliliğini sorgulamaz; yalnızca saklı payı aşan kısmın indirilmesini talep eder. Uygulamada bu iki dava türü sıklıkla birlikte, terditli olarak açılır: önce vasiyetnamenin tümüyle iptali istenir, bu talep reddedilirse ikinci sırada saklı pay oranında tenkis talep edilir. Hangi davanın öncelikle açılacağının belirlenmesi, vasiyetnamedeki sakatlığın niteliğine (şekil mi, irade mi, yoksa yalnızca saklı pay ihlali mi) bağlıdır ve bu ayrımın hatalı yapılması, davanın süre yönünden reddi riskini doğurabilir — zira iptal davasının 1 yıllık süresi ile tenkis davasının 1 yıllık süresi farklı olaylardan (öğrenme anından) işlemeye başlayabilir.

8. Mirasın Reddi ve Mirasın Hükmen Reddi

Gerçek Ret

Yasal ve atanmış mirasçılar mirası reddedebilir (TMK md. 605/1). Ret, mirasçının mirasbırakanın ölümünü öğrendiği tarihten itibaren 3 ay içinde, sulh mahkemesine sözlü veya yazılı, kayıtsız şartsız beyanla yapılır (TMK md. 606, 609). Süresi içinde reddedilmeyen miras kayıtsız şartsız kazanılmış olur (TMK md. 610).

Mirasın Hükmen Reddi

TMK md. 605/2 uyarınca, mirasbırakanın ölümü tarihinde ödemeden aczi açıkça belli veya resmen tespit edilmişse, miras reddedilmiş sayılır — mirasçının ayrıca bir irade açıklamasına veya süreye gerek yoktur. Bu, “hükmî ret” olarak adlandırılır ve tereke alacaklılarına karşı def’i yoluyla her zaman ileri sürülebilir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 16.04.2008 tarihli kararında, mirasbırakanın ölüm tarihinde herhangi bir taşınmazının, vergi mükellefiyetinin veya gelirinin bulunmadığının resmi kayıtlarla (tapu, vergi dairesi, SGK) tespit edilmesi hâlinde, mirasçıların ayrıca dava açmasına gerek kalmaksızın hükmî reddin varlığının kabul edilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Karar, hükmen ret savunmasının tereke alacaklısı tarafından açılan rücuan tazminat davasında dahi bir defi olarak ileri sürülebileceğini teyit etmektedir.

Ret Hakkının Kaybı ve Zımni Kabul

TMK md. 610 uyarınca, ret süresi dolmadan mirasçı sıfatıyla tereke işlemlerine karışan, terekenin olağan yönetimi niteliğinde olmayan işler yapan veya tereke mallarını gizleyen ya da kendisine mal eden mirasçı, artık mirası reddedemez. Bu nedenle borca batık olabileceğinden şüphelenilen bir mirasta, mirasçının 3 aylık süre içinde tereke malları üzerinde tasarruf niteliğinde işlem yapmaktan (örneğin banka hesabından para çekmek, taşınmazı kiraya vermek) kaçınması büyük önem taşır; aksi hâlde zımni kabul gerçekleşmiş sayılabilir. Buna karşılık, zamanaşımı veya hak düşürücü sürelerin dolmasını önlemek amacıyla dava açılması veya icra takibi yapılması, ret hakkını ortadan kaldırmaz.

Resmi Defter Tutma: Ret ile Kabul Arasındaki Ara Yol

Terekenin borca batık olup olmadığından emin olamayan mirasçılar için kanun, üçüncü bir seçenek sunar: resmi defter tutma (TMK md. 619 vd.). Mirasçı, 3 aylık ret süresi içinde sulh hâkimine başvurarak terekenin resmi deftere geçirilmesini talep edebilir; bu süreçte tereke aktif ve pasifi resmi olarak tespit edilirken mirasçının kişisel malvarlığı güvence altındadır. Defter tutma sonunda tereke aktifleri pasifleri karşılıyorsa miras kabul edilmiş, karşılamıyorsa reddedilmiş sayılır. İstanbul’da özellikle ticari faaliyeti olan veya çok sayıda taşınmaz/şirket hissesine sahip mirasbırakanların terekelerinde, bu yol sıklıkla tercih edilir; zira gerçek ret ile mirasın kabulü arasında acele karar vermek yerine, terekenin gerçek durumunu resmi olarak tespit etme imkânı sağlar.

9. Miras Sebebiyle İstihkak Davası

Miras sebebiyle istihkak davası, mirasçılık sıfatına sahip olduğu hâlde tereke mallarını elinde bulundurmayan mirasçının, bu malları elinde tutan üçüncü kişilere karşı açtığı davadır (TMK md. 637-638). Davalı, tereke malını zamanaşımı yoluyla kazandığını ileri süremez.

Zamanaşımı (TMK md. 639): Davacının mirasçılığını ve iyiniyetli davalının tereke malını elinde bulundurduğunu öğrendiği tarihten itibaren 1 yıl, her hâlde mirasbırakanın ölümünden veya vasiyetnamenin açılmasından itibaren 10 yıl; iyiniyetli olmayan davalılara karşı 20 yıl.

Bu dava türü uygulamada, mirasçılık belgesi tartışmalı olan veya tereke mallarının bir kısmına üçüncü bir kişi tarafından el konulan hâllerde başvurulur. Davanın kabulü hâlinde tereke veya terekeye dahil mal, davacıya zilyetliğe ilişkin hükümler uyarınca teslim edilir; davalı, tereke malını zamanaşımı yoluyla kazandığını savunma olarak ileri süremez (TMK md. 638). Hâkim, davacının talebi üzerine hakkın korunması için davalının güvence göstermesi veya tapu kütüğüne şerh verilmesi gibi gerekli önlemleri alabilir (TMK md. 637).

10. Mirasta Denkleştirme

Denkleştirme (TMK md. 669-675), miras bırakanın sağlığında altsoyuna yaptığı karşılıksız kazandırmaların (çeyiz, kuruluş sermayesi, malvarlığı devri, borçtan kurtarma vb.) miras paylaşımında hesaba katılmasıdır. Altsoy mirasçılar, aksi mirasbırakan tarafından açıkça belirtilmedikçe, aldıkları kazandırmaları terekeye geri vermekle yükümlüdür (TMK md. 669).

Geri vermekle yükümlü mirasçı, dilerse aldığını aynen geri verir, dilerse payından fazla olsa bile değerini miras payına mahsup ettirir (TMK md. 671). Eğitim-öğrenim giderleri (alışılmışın dışındaki kısım hariç) ve olağan hediyeler denkleştirmeye tabi değildir (TMK md. 674-675).

Denkleştirme ile Tenkis Arasındaki Fark

Denkleştirme ve tenkis, uygulamada sık karıştırılan iki farklı kurumdur. Tenkis, saklı payı koruma mekanizmasıdır ve yalnızca saklı paylı mirasçılar tarafından, saklı pay ihlal edildiğinde kullanılabilir. Denkleştirme ise saklı pay ihlali aranmaksızın, yalnızca altsoy mirasçılar arasında eşitliği sağlama amacı taşır ve mirasbırakanın sağlığında bir çocuğuna yaptığı kazandırmanın, miras paylaşımında diğer çocuklarla dengelenmesini sağlar.

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi’nin yukarıda anılan 2025/5144-5236 sayılı kararında da bu iki talebin ayrı hukuki rejimlere (tenkiste hak düşürücü süre, denkleştirmede zamanaşımı süresi) tabi olduğu açıkça vurgulanmıştır. Uygulamada mirasçılar genellikle her iki talebi birlikte, kademeli olarak ileri sürer: önce denkleştirme, mümkün olmazsa tenkis.

Denkleştirme Yöntemi

TMK md. 671 uyarınca geri verme borcu iki şekilde yerine getirilebilir:

  1. Aynen iade: Denkleştirmeye tabi değer, hesaben miras payına eklenerek paylaşım buna göre yapılır.
  2. Mahsup: Alınan değer miras payını aşıyorsa, mirasçı fazlasını terekeye iade eder veya değerini miras payından düşürür.

Denkleştirme, kazandırmanın denkleştirme anındaki değerine göre hesaplanır (TMK md. 673); bu da özellikle taşınmaz devirlerinde, devrin üzerinden uzun yıllar geçmişse güncel piyasa değerinin bilirkişi marifetiyle tespitini gerektirir.

11. Ortaklığın Giderilmesi (İzale-i Şüyu) Davası

Miras yoluyla birden fazla mirasçıya geçen taşınmazlarda, paylaşım tamamlanana kadar mirasçılar arasında elbirliği mülkiyeti oluşur; hiçbir mirasçı, diğerlerinin rızası olmadan kendi payını serbestçe devredemez veya taşınmazı tek başına satamaz. Mirasçılar taksim konusunda anlaşamazsa, herhangi bir mirasçı ortaklığın giderilmesi (izale-i şüyu) davası açarak taşınmazın fiziki olarak bölünmesini veya bölünme mümkün değilse satılarak bedelin paylar oranında dağıtılmasını talep edebilir.

Bu dava Sulh Hukuk Mahkemesi’nde görülür ve dava açılmadan önce arabuluculuğa başvurulması zorunludur. Mahkeme öncelikle taşınmazın aynen (fiziki olarak) paylaşılıp paylaşılamayacağını araştırır; mümkün değilse satış suretiyle paylaşmaya karar verir ve satış, icra dairesi marifetiyle açık artırma yoluyla gerçekleştirilir. Mirasçılardan biri veya birkaçı, dilerse açık artırmaya kendisi de katılarak taşınmazı satın alabilir.

İstanbul’da özellikle kentsel dönüşüm sürecindeki binalarda bu dava türü kritik bir işlev üstlenir: kentsel dönüşüm sözleşmesinin geçerli olabilmesi tüm paydaşların (mirasçıların) imzasını gerektirdiğinden, tek bir mirasçının imza vermemesi veya payının belirsiz olması, tüm dönüşüm sürecini fiilen durdurabilir. Bu tıkanıklığı aşmanın hukuki yolu, izale-i şüyu davası açarak mahkeme kararıyla ortaklığı sona erdirmektir.

12. Tereke Tespiti ve Terekenin Yönetimi

Tereke, mirasbırakanın ölümü anındaki tüm aktif ve pasif değerlerinin bütünüdür: taşınmazlar, banka hesapları, araçlar, şirket hisseleri, alacaklar ve borçlar. Mirasbırakanın malvarlığına ilişkin şüphe veya tartışma bulunması hâlinde, mirasçılar Sulh Hukuk Mahkemesi’ne başvurarak tereke tespiti talep edebilir. Bu dava, özellikle mirasbırakanın ölümünden önce veya hemen sonra bazı malvarlığı değerlerinin gizlendiğinden, devredildiğinden veya saklandığından şüphelenildiği hâllerde önem kazanır ve ilerleyen aşamada açılacak tenkis veya muris muvazaası davalarının sağlam bir delil zeminine oturmasını sağlar.

Tereke envanterinin doğru çıkarılması, hem reddi miras kararının sağlıklı verilebilmesi hem de tenkis hesabının yapılabilmesi için ön koşuldur. Mirasbırakanın vasiyetinde bir vasiyeti yerine getirme görevlisi atanmışsa (TMK md. 550 vd.), bu kişi terekedeki malların, hakların ve borçların listesini düzenlemek, terekeyi yönetmek, tereke alacaklarını tahsil edip borçlarını ödemek ve terekenin paylaşılması için plan hazırlamakla görevlidir; görevini yerine getirirken sulh hâkiminin denetimine tabidir (TMK md. 552, 555).

13. Veraset İlamı (Mirasçılık Belgesi) Nasıl Alınır?

Veraset ilamı (mirasçılık belgesi), yasal veya atanmış mirasçıların kimler olduğunu ve miras paylarını gösteren resmi belgedir; tapu intikali, banka işlemleri ve araç devirlerinde zorunlu olarak aranır. TMK md. 598 uyarınca, başvurusu üzerine mirasçı oldukları belirlenen kişilere sulh hâkimi veya noter tarafından bu belge düzenlenir.

Mirasçılık belgesi, ihtilafsız (çekişmesiz) durumlarda noterden, taraflar arasında uyuşmazlık varsa veya yabancılık unsuru bulunuyorsa Sulh Hukuk Mahkemesi’nden alınır — yabancı unsurlu miraslarda yalnızca mahkeme yetkilidir, noter bu belgeyi düzenleyemez. Mirasçılık belgesi, TMK md. 7 anlamında mirasçılık sıfatının varlığına karine teşkil eder; ancak aksi ispat edilebilen geçici (adi) bir karinedir, kesin hüküm oluşturmaz.

Mirasçılık belgesi talep etme yetkisi bulunmayan kişiler arasında boşanmış eş, mirastan feragat eden, mirası reddeden, ölüme bağlı tasarrufla açıkça mirastan çıkarılan ve mirastan yoksun kalan kişiler sayılabilir. Belgenin hatalı düzenlenmesi hâlinde — örneğin bir mirasçının sehven atlanması veya zümre sırasının yanlış uygulanması — ilgili mirasçı Sulh Hukuk Mahkemesi’nde mirasçılık belgesinin iptali davası açabilir; bu dava herhangi bir zamanaşımı veya hak düşürücü süreye tabi değildir.

14. Miras Planlaması: Ölümden Önce Alınabilecek Hukuki Önlemler

Miras hukukunda uyuşmazlıkların büyük bölümü, mirasbırakanın hayattayken alacağı basit ama doğru hukuki önlemlerle önlenebilir. İstanbul’da yüksek değerli taşınmazlara ve karmaşık aile yapılarına sahip mirasbırakanlar için aşağıdaki adımlar özellikle önem taşır:

  1. Vasiyetname veya miras sözleşmesi ile iradenin açıkça belirlenmesi. Yasal mirasçılık kurallarına bırakmak yerine, mirasbırakanın kimin ne alacağını önceden ve şekil şartlarına uygun biçimde belirlemesi, ölümden sonraki belirsizliği büyük ölçüde azaltır.
  2. Saklı pay hesabının önceden yapılması. Bir mirasçıya ağırlıklı kazandırma yapılmadan önce, bu kazandırmanın diğer mirasçıların saklı payını ne ölçüde etkileyeceğinin hesaplanması, ileride açılacak tenkis davalarının önüne geçer.
  3. Sağlararası devirlerde gerçek bedelin belgelenmesi. Bir taşınmazın gerçekten satıldığı durumlarda dahi, bedelin banka kayıtlarıyla ödenmesi ve devrin gerekçesinin (varsa bakım ihtiyacı, ticari amaç vb.) yazılı olarak kayıt altına alınması, ileride açılabilecek muris muvazaası iddialarına karşı en güçlü savunma aracıdır.
  4. Denkleştirmeye tabi kazandırmalarda mirasbırakanın iradesinin açıkça belirtilmesi. Bir çocuğa yapılan kazandırmanın denkleştirmeye tabi olup olmayacağı önceden açıkça belirtilmezse, bu konu miras açıldığında mirasçılar arasında ayrı bir uyuşmazlık konusu hâline gelebilir.
  5. Vasiyeti yerine getirme görevlisi atanması. Özellikle şirket hissesi veya çok sayıda taşınmaz içeren büyük terekelerde, güvenilir bir vasiyeti yerine getirme görevlisinin atanması, terekenin dağınık ve ihtilaflı yönetilmesini önler ve paylaşım sürecini hızlandırır.

Bu adımların her biri, mirasbırakanın hayattayken bir miras avukatına danışarak atacağı nispeten küçük hukuki adımlarla uygulanabilir; buna karşılık bu önlemler alınmadan gerçekleşen ölümlerde, aynı sorunların dava yoluyla çözülmesi genellikle yıllar sürer.

15. İstanbul Miras Avukatı Ücretleri 2026

Miras avukatı ücreti, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin belirlediği alt sınırın altında olamaz; bu sınırın üzerinde ücret ise dava değerine, uyuşmazlığın karmaşıklığına ve sürecin hangi aşamasında olunduğuna göre serbestçe belirlenir. İstanbul Barosu’nun tavsiye niteliğindeki güncel ücret çizelgesi aşağıdaki referans değerleri içerir:

İşlem / Dava TürüGörevli MahkemeReferans Ücret
Mirasçılık Belgesi (Veraset İlamı)Sulh HukukAsgari ücret tarifesi tabanı
Mirasın Reddi / Terekeye İhtiyati TedbirSulh HukukAsgari ücret tarifesi tabanı
Ortaklığın Giderilmesi (İzale-i Şüyu)Sulh HukukTaban ücret + dava değerinin belirli bir yüzdesi
Tenkis ve Mirasta İade DavasıAsliye HukukTaban ücret + dava değerinin belirli bir yüzdesi
Muris Muvazaası (Tapu İptali)Asliye HukukTaban ücret + dava değerinin belirli bir yüzdesi
Vasiyetnamenin İptali DavasıAsliye HukukTaban ücret + dava değerinin belirli bir yüzdesi
Vasiyetname DüzenlenmesiNoter/DanışmanlıkSabit danışmanlık ücreti

Tenkis, muris muvazaası ve tapu iptali gibi konusu para ile ölçülebilen davalarda, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin kademeli yüzde cetveli uygulanır ve dava değeri yükseldikçe oran kademeli olarak düşer. Kesin ücret, dosyanın somut koşullarına göre görüşme sırasında belirlenir.

16. Miras Davalarında Zamanaşımı ve Hak Düşürücü Süreler

Dava / İşlemSüreBaşlangıçYasal Dayanak
Mirasın (gerçek) reddi3 ayÖlümü/mirasçılığı öğrenmeTMK md. 606
Tenkis davası1 yıl / her hâlde 10 yılÖğrenme / mirasın açılmasıTMK md. 571
Vasiyetnamenin iptali1 yıl / 10-20 yılÖğrenme / açılma tarihiTMK md. 559
Miras sebebiyle istihkak1 yıl / 10-20 yılÖğrenme / ölüm-açılmaTMK md. 639
Muris muvazaası (tapu iptali)Süresiz1974/1-2 sayılı İBK
Mirasçılık belgesinin iptaliSüresizYerleşik içtihat
Mirasın hükmen reddiSüresiz (def’i)TMK md. 605/2

17. İstanbul Yargı Çevresi ve Yetkili Mahkeme

Miras davalarında yetkili mahkeme, kural olarak mirasbırakanın son yerleşim yeri mahkemesidir. Görevli mahkeme dava türüne göre değişir: mirasçılık belgesi, mirasın reddi ve ortaklığın giderilmesi (izale-i şüyu) Sulh Hukuk Mahkemesi’nde; tenkis, muris muvazaasına dayalı tapu iptali, vasiyetnamenin iptali ve miras sebebiyle istihkak davaları Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülür.

AdliyeKonumBaşlıca Yargı Çevresi
İstanbul Adliyesi (Çağlayan)ŞişliŞişli, Beyoğlu, Beşiktaş, Sarıyer, Kâğıthane, Fatih, Bayrampaşa
İstanbul Anadolu AdliyesiKartalKadıköy, Üsküdar, Ataşehir, Maltepe, Kartal, Pendik, Tuzla, Ümraniye, Sancaktepe, Çekmeköy, Sultanbeyli, Beykoz, Şile, Adalar
Bakırköy AdliyesiBakırköyBakırköy, Bahçelievler, Bağcılar, Zeytinburnu, Güngören, Esenler
Küçükçekmece AdliyesiKüçükçekmeceKüçükçekmece, Avcılar, Başakşehir
Büyükçekmece AdliyesiBüyükçekmeceBüyükçekmece, Beylikdüzü, Esenyurt
Gaziosmanpaşa AdliyesiGaziosmanpaşaGaziosmanpaşa, Sultangazi, Arnavutköy, Eyüpsultan

Miras davalarında görev ve yetki kurallarının doğru uygulanması, davanın esasına girilmeden önce çözülmesi gereken bir usul meselesidir. Yanlış mahkemede açılan bir dava, görevsizlik veya yetkisizlik kararıyla sonuçlanır ve dosyanın doğru mahkemeye gönderilmesi süreci aylarca uzatabilir — bu da özellikle kısa süreli davalarda (örneğin 1 yıllık tenkis süresi işlerken) hak kaybına yol açabilir.

18. İstanbul Miras Avukatının Önemi

İstanbul gibi büyük bir metropolde miras uyuşmazlıkları çoğunlukla yüksek değerli taşınmazları, şirket paylarını ve karmaşık tereke yapılarını kapsar. Bu nedenle miras hukuku alanında deneyimli bir avukatla çalışmak, sürecin hem hukuki hem de maddi açıdan doğru yönetilmesini sağlar:

  • Miras hukuku; Türk Medeni Kanunu, İcra ve İflas Kanunu ile tapu mevzuatının kesiştiği teknik bir alandır. Uzman bir avukat, uygulanacak hükümleri ve hak düşürücü süreleri eksiksiz takip eder.
  • Muris muvazaası ve tenkis gibi davaların başarıyla sonuçlandırılması, doğru delil stratejisi kurulmasını ve güncel Yargıtay içtihatlarına hâkim olmayı gerektirir.
  • Mirasçılar arasındaki arabuluculuk süreçlerinde tarafsız ve hukuki zemine dayalı bir müzakere yürütülmesine katkı sağlar.
  • İstanbul mahkemelerindeki yoğun iş yükü, dava süreçlerinde usul hatalarını en aza indirmeyi zorunlu kılar; bir dilekçedeki eksiklik veya yanlış mahkemede dava açılması, aylarca sürecek gecikmelere yol açabilir.

Tek başına yürütülen bir miras davası, süre aşımı, hatalı dava dilekçesi veya delil yetersizliği gibi nedenlerle geri dönülemez hak kayıplarına yol açabilir. Muris muvazaasında ispat yükü mirasçıya aittir; tenkis ve vasiyetnamenin iptali davalarında kısa hak düşürücü süreler mevcuttur ve bu süreler kaçırıldığında dava hakkı tamamen yitirilir; ortaklığın giderilmesi davalarında yanlış taraf gösterilmesi veya eksik tescil talebi davanın reddine neden olabilir.

19. Sıkça Sorulan Sorular

Muris muvazaası davası zamanaşımına uğrar mı?

Hayır. Muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil davası, 1974/1-2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca mutlak butlan yaptırımına tabidir ve herhangi bir zamanaşımı veya hak düşürücü süreye bağlı değildir. Miras açıldıktan sonra aradan uzun yıllar geçmiş olsa dahi dava açılabilir.

Tenkis davası kaç yıl içinde açılmalıdır?

TMK md. 571 uyarınca tenkis davası, saklı payın zedelendiğinin öğrenildiği tarihten itibaren 1 yıl, her hâlde vasiyetnamelerde açılma tarihinden, diğer tasarruflarda mirasın açılması tarihinden itibaren 10 yıl içinde açılmalıdır. Bu süreler geçtikten sonra dava hakkı düşer.

Kardeşlerin saklı payı var mıdır?

Hayır. 2007 yılında 5650 sayılı Kanun ile TMK md. 506’da yapılan değişiklikle kardeşlerin saklı payı kaldırılmıştır. Saklı paylı mirasçılar bugün yalnızca altsoy, ana-baba ve sağ kalan eştir.

Mirasçılıktan çıkarılan (ıskat edilen) kişi hiçbir şey alamaz mı?

Iskat geçerliyse mirasçı hiçbir pay alamaz ve tenkis davası da açamaz (TMK md. 511). Ancak ıskat sebebi ispatlanamazsa veya tasarrufta belirtilmemişse, tasarruf mirasçının saklı payı dışında geçerli sayılır ve mirasçı saklı payını tenkis davasıyla talep edebilir (TMK md. 512/3).

Mirasın hükmen reddi için dava açmak şart mıdır?

Hayır. TMK md. 605/2 uyarınca mirasbırakanın ölüm tarihinde ödemeden aczi açıkça belliyse miras kendiliğinden reddedilmiş sayılır; mirasçının ayrıca dava açmasına gerek yoktur. Bu durum, tereke alacaklısı bir dava açtığında def’i yoluyla da ileri sürülebilir.

Mirasın gerçek reddi için süre kaçırılırsa ne olur?

TMK md. 606 uyarınca 3 aylık ret süresi kaçırılırsa mirasçı, mirası kayıtsız şartsız kazanmış sayılır (TMK md. 610) ve mirasbırakanın borçlarından kişisel malvarlığıyla da sorumlu olur. Terekenin borca batık olduğu resmen tespit edilebiliyorsa, bu durumda TMK md. 605/2 kapsamında hükmen ret savunması gündeme gelebilir.

Muris muvazaası davasını kimler açabilir?

1974 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca, saklı paylı olsun ya da olmasın, miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar bu davayı açabilir. Dava hakkı yalnızca saklı paylı mirasçılarla sınırlı değildir.

Miras davalarında hangi mahkeme yetkilidir?

Kural olarak mirasbırakanın son yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir. İstanbul’da ikamet edilen ilçeye göre Bakırköy, Çağlayan, Anadolu (Kartal), Gaziosmanpaşa, Küçükçekmece veya Büyükçekmece Adliyesi yetkili olabilir; dava türüne göre de Sulh Hukuk veya Asliye Hukuk Mahkemesi görevlidir.

Veraset ilamı noterden mi, mahkemeden mi alınır?

İhtilafsız (çekişmesiz) durumlarda mirasçılık belgesi doğrudan noterden alınabilir. Ancak mirasçılar arasında uyuşmazlık varsa veya yabancılık unsuru bulunuyorsa (mirasçılardan biri yabancı uyrukluysa veya yurt dışında ikamet ediyorsa) belge yalnızca Sulh Hukuk Mahkemesi’nden alınabilir; noter bu durumlarda yetkili değildir.

Mirasçılık belgesi kesin hüküm müdür, iptal edilebilir mi?

Hayır, mirasçılık belgesi TMK md. 7 uyarınca yalnızca mirasçılık sıfatının varlığına karine teşkil eden geçici (adi) bir belgedir; kesin hüküm oluşturmaz. Belgede hata bulunduğu (örneğin bir mirasçının atlanması veya zümre sırasının yanlış uygulanması) tespit edilirse, ilgili kişi Sulh Hukuk Mahkemesi’nde mirasçılık belgesinin iptali davası açabilir; bu dava herhangi bir süreye tabi değildir.

Tenkis davası ile denkleştirme davası aynı şey midir?

Hayır. Tenkis, saklı payı koruma amaçlı bir davadır ve yalnızca saklı paylı mirasçılar tarafından, saklı pay ihlal edildiğinde açılabilir; hak düşürücü süreye tabidir. Denkleştirme ise altsoy mirasçılar arasında eşitliği sağlama amacı taşır, saklı pay ihlali aranmaz ve zamanaşımı süresine (hak düşürücü süre değil) tabidir. İki talep genellikle birlikte, kademeli olarak ileri sürülür.

Kentsel dönüşümde bir mirasçı imza vermezse ne olur?

Elbirliği mülkiyetindeki bir taşınmazda kentsel dönüşüm sözleşmesinin geçerli olabilmesi tüm mirasçıların imzasını gerektirir. İmza vermeyen bir mirasçı bulunması hâlinde diğer mirasçılar, ortaklığın giderilmesi (izale-i şüyu) davası açarak mahkeme kararıyla taşınmazın satışını veya paylaşımını sağlayabilir; bu süreç öncesinde arabuluculuğa başvurulması zorunludur.

İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.

Av. Sinan Karabacak – Cep Tel: +90 535 671 88 95

Yasal Uyarı: Bu makale, yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. Her dava kendine özgü koşullar içermektedir. Hukuki danışmanlık için lütfen iletişime geçiniz.

Avukat Sinan Karabacak

Avukat Sinan Karabacak

Avukat · İstanbul Barosu, Sicil No: 52130, Doğrulama

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden 2014'te mezun oldu. İstanbul Barosu'na bağlı avukatlık yapmaktadır. Enerji hukukundaki önceki deneyimleri nedeniyle başta kaçak elektrik ve voltaj dengesizliği davaları olmak üzere ceza hukuku, aile hukuku ve iş hukuku gibi alanlarda hukuki danışmanlık ve dava takibi hizmeti vermektedir.

Hakkımızda →LinkedIn →