İstanbul Ticaret Hukuku Avukatı

Son güncelleme: 20 Ağustos 2026

İçindekiler

İstanbul Ticaret Hukuku Avukatı

Ticari alacağınız tahsil edilemiyor, bir çek veya senet karşılıksız çıktı, ortaklarınızla anlaşmazlık yaşıyorsunuz, bir sözleşme imzalamadan önce riskleri görmek istiyorsunuz ya da şirketinizin genel kurul sürecinde usul hatası yapmaktan çekiniyorsunuz — bu sayfada İstanbul’da ticaret hukuku kapsamındaki süreçlerin nasıl işlediğini, hangi adımların hangi sürede atıldığını ve büromuzun bu süreçlerde nasıl çalıştığını bulacaksınız.

İstanbul Ticaret Hukuku Avukatı Ne İş Yapar?

Ticaret hukuku avukatı, tacirler arasındaki veya tacir ile üçüncü kişiler arasındaki ticari nitelikli uyuşmazlıkların çözümünde ve ticari faaliyetlerin hukuka uygun yürütülmesinde danışmanlık ve dava vekilliği yapan hukukçudur. Görev alanı iki eksende toplanır: önleyici hukuk (sözleşme hazırlama, risk analizi, şirket yapılandırması) ve uyuşmazlık çözümü (dava, icra takibi, arabuluculuk, tahkim).

Büromuzda sunulan başlıca hizmetler şunlardır:

  • Ticari alacakların icra takibi yoluyla tahsili
  • Çek, bono ve poliçeden (kambiyo senetlerinden) kaynaklanan uyuşmazlıklar
  • Ticari sözleşmelerin hazırlanması, incelenmesi ve revizyonu
  • Şirketler hukuku: kuruluş, ana sözleşme değişikliği, genel kurul ve yönetim kurulu süreçleri
  • Ortaklar arası uyuşmazlıklar, hisse devri ve şirket birleşmeleri
  • Haksız rekabet davaları
  • İflas ve konkordato süreçleri
  • Menfi tespit ve istirdat davaları
  • Ticari nitelikli enerji uyuşmazlıkları (abonelik sözleşmeleri, kayıp-kaçak bedeli itirazları — bkz. aşağıdaki bölüm)

Aşağıdaki bölümlerde bu hizmet alanlarının her biri, hangi durumlarda gündeme geldiği ve nasıl bir süreç izlediği açısından ayrı ayrı ele alınmaktadır.

Bu hizmetlerin ortak paydası, ticari ilişkinin genellikle devam eden bir ilişki olmasıdır. Bir tedarikçiyle, bir bayiyle veya bir ortakla yaşanan uyuşmazlık çoğu zaman tek seferlik bir olay değil, süregelen bir iş ilişkisinin parçasıdır. Bu nedenle ticaret hukukunda izlenen strateji, yalnızca “davayı kazanmak” değil, mümkün olduğunca ticari ilişkiyi de gözeterek en az hasarla ve en hızlı şekilde sonuç almaktır. Bazı durumlarda bu, dava yerine arabuluculuğu; bazı durumlarda ise doğrudan icra takibini öne çıkarmayı gerektirir.

Ticari Dava Nedir? Mutlak ve Nispi Ticari Davalar

TTK m.4 uyarınca ticari davalar iki gruba ayrılır:

Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına bakılmaksızın kanun gereği ticari sayılan davalardır. İflas davaları, konkordato davaları, kambiyo senetlerinden kaynaklı davalar, acentelikle ilgili davalar ve fikri mülkiyet hukukuna ilişkin davalar bu gruba girer. Bu davalarda tarafların tacir sıfatı taşıması aranmaz; konunun kanunda ticari sayılması yeterlidir.

Nispi ticari davalar ise hem tarafların tacir olmasını hem de uyuşmazlığın her iki tarafın da ticari işletmesini ilgilendirmesini şart koşar. Ticari alacak, sözleşme ihlali ve cari hesap uyuşmazlıklarının büyük bölümü bu kategoridedir.

Bir davanın ticari sayılması, uygulanacak usul kurallarını doğrudan etkiler: görevli mahkeme, zamanaşımı süresi, ihtar şekli ve delil kuralları (ticari defterlerin delil gücü gibi) adi davalardan farklıdır. Bu nedenle bir uyuşmazlığın ticari nitelikte olup olmadığının doğru tespiti, sürecin başında atılması gereken ilk adımdır.

Ticari davalarda görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesidir; bu mahkemenin bulunmadığı yerlerde Asliye Hukuk Mahkemesi ticaret mahkemesi sıfatıyla davaya bakar.

Ayrıca, davanın konusuna göre basit yargılama usulü ile yazılı yargılama usulü arasındaki fark da önemlidir. Belirli bir parasal sınırın altında kalan ticari davalarda basit yargılama usulü uygulanır; bu usul, dilekçe sayısının ve duruşma sıklığının daha sınırlı olduğu, nispeten daha hızlı işleyen bir süreçtir. Dava değeri ve dava türü net şekilde belirlenmeden hangi usulün uygulanacağı ve buna bağlı olarak sürecin ne kadar süreceği kestirilemez.

İstanbul İlinde Ticaret Mahkemeleri: Güncel Yapı

Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu‘nun 18.02.2026 tarih ve 282 sayılı kararıyla İstanbul’daki ticaret yargısında köklü bir yapısal değişikliğe gidilmiştir. Bu düzenlemeyle Bakırköy, İstanbul Anadolu (Kartal) ve Küçükçekmece Asliye Ticaret Mahkemelerinin faaliyetleri durdurulmuş; bu mahkemelerdeki tüm dosyalar, 10 ve 17 Temmuz 2026 tarihlerinde iki aşamada, Çağlayan’daki İstanbul Asliye Ticaret Mahkemelerine devredilmiştir. Yeni yapıyla birlikte İstanbul Asliye Ticaret Mahkemelerinin yargı çevresi, artık tek bir ilçeyle veya ağır ceza mahkemesi bölgesiyle sınırlı olmayıp İstanbul ilinin mülki sınırları olarak belirlenmiştir.

Bunun pratik sonucu şudur: Bahçelievler, Bakırköy, Küçükçekmece, Kartal, Avcılar, Beylikdüzü veya İstanbul’un herhangi bir ilçesinde yerleşik bir işletmenin ticari davası, artık tek bir merkezde — Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi bünyesinde faaliyet gösteren Asliye Ticaret Mahkemelerinde görülmektedir. Büromuz Bahçelievler’de yer aldığından, müvekkillerimizin ticari dosyalarını bu yeni merkezi yapıya göre takip ediyoruz.

Bu merkezileşmenin taraflar açısından öne çıkan sonuçları:

  1. Tek yargı çevresi, tek başvuru noktası: Hangi ilçede yerleşik olursanız olun, ticari davanız aynı adliyede görülür; bu, önceki dönemde sık karşılaşılan yetkisizlik itirazı riskini önemli ölçüde azaltır.
  2. Uzmanlaşma ve iş bölümü: Çağlayan’da tek çatı altında 30’a yakın Asliye Ticaret Mahkemesi Başkanlığı faaliyet göstermektedir; resmî gerekçe, ticari davalarda uygulama birliğinin sağlanması ve yargılama süresinin kısaltılmasıdır.
  3. Geçiş dönemi dikkat gerektirir: Devir işlemleri nedeniyle esas numarası, mahkeme numarası ve duruşma günlerinde değişiklik olabilir; devam eden bir dosyanız varsa UYAP üzerinden güncel mahkeme ve esas bilgisinin teyit edilmesi önerilir.
  4. İcra dairesi ve tebligat süreçleri bu değişiklikten ayrı olarak, alacaklının veya borçlunun yerleşim yerine göre şekillenmeye devam etmektedir; ticari dava ile icra takibinin yürütüleceği yer her zaman aynı olmayabilir.

Yetkili mahkemenin tespiti, sözleşmede ayrı bir yetki veya tahkim şartı bulunup bulunmadığına göre de değişebilir. Ticari bir sözleşmede yetki şartı yoksa, HMK’nın genel yetki kuralları devreye girer; bu da davalının yerleşim yeri, sözleşmenin ifa yeri veya haksız fiilin işlendiği yer gibi kriterlere göre değerlendirilir. Sözleşmede geçerli bir yetki sözleşmesi varsa, öncelik ona verilir.

Ticari Sözleşmelerin Hazırlanması ve İncelenmesi

Ticari hayatın büyük bölümü sözleşmeler üzerinden yürür ve sözleşmedeki her eksik veya belirsiz madde, ileride bir uyuşmazlığın kaynağı olabilir. Sözleşme aşamasında sunduğumuz hizmetler:

  • Alım-satım, tedarik ve distribütörlük sözleşmeleri: Teslim, ödeme, ayıp ihbarı ve fesih koşullarının net şekilde düzenlenmesi.
  • Bayilik, acentelik ve franchise sözleşmeleri: Münhasırlık, sözleşme süresi, fesih sonrası yükümlülükler ve TTK m.122 kapsamındaki denkleştirme talebi ihtimalinin baştan öngörülmesi.
  • Hizmet ve danışmanlık sözleşmeleri: Kapsamın, teslim edilecek işin ve ödeme takviminin ihtilafa yer bırakmayacak açıklıkta yazılması.
  • Gizlilik (NDA) ve rekabet yasağı sözleşmeleri: Özellikle ortaklık öncesi görüşmelerde veya çalışan/danışman ilişkilerinde ticari sırrın korunması.

Her sözleşmede dikkat edilen ortak unsurlar: tarafların doğru ve eksiksiz tanımlanması, uygulanacak hukuk ve yetkili mahkeme veya tahkim şartı, cezai şart ve tazminat hükümlerinin işlerliği, mücbir sebep tanımı ve fesih koşullarıdır. Tacirler arası sözleşmelerde TBK m.182/3’teki hâkimin cezai şartı indirme yetkisi, genel ahlaka aykırılık hali dışında uygulanmaz — bu da ticari sözleşmelerde cezai şartın daha caydırıcı kurgulanabilmesi anlamına gelir.

Sözleşme incelemesi, yalnızca yeni bir sözleşme imzalanmadan önce değil, mevcut bir sözleşme ilişkisinde sorun çıktığında da devreye girer. Örneğin bir tedarik sözleşmesinde karşı taraf teslimatı geciktiriyorsa, önce sözleşmedeki temerrüt ve ayıp ihbarı hükümlerinin ne söylediği incelenir; bu hükümler net değilse TBK’nın genel hükümlerine göre değerlendirme yapılır. Sözleşmenin baştan iyi kurgulanmış olması, bu tür bir uyuşmazlıkta hangi tarafın haklı olduğunun tespitini büyük ölçüde kolaylaştırır.

Ayrıca dijitalleşmeyle birlikte yaygınlaşan elektronik sözleşmeler ve e-imza ile kurulan ticari ilişkiler de aynı özenle değerlendirilir; elektronik ortamda kurulan bir ticari ilişkinin ispat gücü, geleneksel yazılı sözleşmelerden farklı kurallara tabi olabilir.

Kambiyo Senetleri: Çek, Bono ve Poliçe Uyuşmazlıkları

Çek ve bono kaynaklı uyuşmazlıklar, ticaret hukuku dosyalarının en sık karşılaşılan türüdür. Bu alanda karşılaşılan başlıca durumlar:

  • Karşılıksız çek: Bankanın karşılıksızlık şerhi düşmesinin ardından alacaklı, kambiyo senetlerine özgü icra takibini (İİK m.167) başlatabilir. Ayrıca 5941 sayılı Çek Kanunu kapsamında ayrı bir süreç de gündeme gelebilir.
  • Bono ve poliçeye dayalı takip: İİK m.167 uyarınca genel haciz yoluna göre daha hızlı işleyen, kambiyo senetlerine özgü hızlandırılmış icra usulü uygulanır.
  • Menfi tespit ve istirdat davaları: Borcu bulunmadığını düşünen ya da haksız yere ödeme yapmış olan taraf için en güçlü savunma araçlarıdır.
  • İmza itirazı: Senetteki imzanın kendisine ait olmadığını iddia eden borçlu, icra mahkemesinde imza itirazında bulunabilir; bu itiraz kabul edilirse takip durur.

Kambiyo senetlerinde süreler diğer alacak türlerine göre daha kısa ve daha kesindir; bu nedenle elde bir çek veya bono varsa, hangi takip yolunun seçileceği ve sürelerin ne zaman başladığı, sürecin en başında netleştirilmelidir.

Kambiyo senedine dayalı icra takibinin genel haciz yoluna göre en önemli farkı, borçlunun itiraz süresinin ve itirazın etkisinin farklı düzenlenmiş olmasıdır. Kambiyo senetlerine özgü takipte borçlunun itiraz süresi 5 gündür ve itiraz, takibi kendiliğinden durdurmaz; borçlunun icra mahkemesine ayrıca başvurarak takibin durdurulmasını talep etmesi gerekir. Bu farkın bilinmemesi, alacaklı veya borçlu tarafın süre kaçırmasına yol açabilecek kritik bir ayrıntıdır.

Şirketler Hukuku: Kuruluştan Ortaklık Uyuşmazlıklarına

Şirketler hukuku, ticaret hukukunun günlük pratikte en çok danışmanlık gerektiren alanıdır. Başlıca hizmet başlıkları:

  • Şirket kuruluşu: Şirket türünün (anonim, limited) iş modeline uygun seçilmesi, ana sözleşmenin hazırlanması, MERSİS kaydı ve ticaret siciline tescil süreçlerinin takibi.
  • Ana sözleşme değişiklikleri: Sermaye artırımı/azaltımı, faaliyet konusu değişikliği gibi işlemlerin usulüne uygun yürütülmesi.
  • Genel kurul ve yönetim kurulu süreçleri: Toplantı çağrısı, gündem, karar alma usulü ve tutanak düzenlenmesinde şekil şartlarına uyum — çünkü usul hatası, sonradan genel kurul kararının iptali davasına (TTK m.445) kapı aralar.
  • Hisse devri: Limited şirketlerde noter onaylı devir sözleşmesi ve ticaret siciline tescil zorunluluğu; anonim şirketlerde nama yazılı paylarda esas sözleşmede aksi öngörülmedikçe daha esnek devir imkânı.

Şirket türü seçimi, ileride yaşanabilecek uyuşmazlıkların şeklini de belirler. Anonim şirketlerde hisse devri daha esnek olduğundan ortaklık yapısı değişkenlik gösterebilir; bu da yeni ortakların şirkete girişinin ve mevcut ortakların çıkışının nispeten daha az prosedürel sürtünmeyle gerçekleşmesi anlamına gelir. Limited şirketlerde ise pay devrinin noter huzurunda yapılması ve tescil edilmesi zorunlu olduğundan, süreç daha kontrollü ancak daha yavaş işler. Sorumluluk açısından, her iki şirket türünde de ortaklar kural olarak koydukları sermaye ile sorumludur; ancak limited şirketlerde kamu borçlarına ilişkin olarak şirket müdürünün şahsi sorumluluğu doğabileceği unutulmamalıdır — bu, özellikle müdürlük görevini üstlenen ortaklar için önemli bir ayrıntıdır.

  • Ortaklar arası uyuşmazlıklar: Özellikle aile şirketlerinde veya profesyonel bir ortaklık sözleşmesi olmadan kurulan ortaklıklarda sık görülen yönetim ve kâr paylaşımı anlaşmazlıkları; limited şirketlerde ortaklıktan çıkma ve çıkarma davaları (TTK m.640).
  • Şirket müdürünün/yöneticinin azli: Haklı sebebe dayalı azil süreçlerinin, tazminat riskini de gözeterek yürütülmesi.

Genel kurul kararının iptali davasında dava açma süresi kararın alındığı tarihten itibaren 1 aydır ve bu süre hak düşürücüdür — bu nedenle usule aykırılık fark edildiğinde hızlı hareket edilmesi gerekir.

Şirketler hukukunda karşılaşılan uyuşmazlıkların önemli bir bölümü, aslında şirket kuruluşu aşamasında önlenebilecek türdendir. Örneğin ortaklık payının, kâr dağıtımının ve yönetim yetkisinin ana sözleşmede net şekilde düzenlenmemesi, ortaklar arasında güven ilişkisi bozulduğunda ciddi bir ihtilaf zeminine dönüşür. Bu nedenle özellikle iki veya daha fazla ortağın bir araya geldiği şirketlerde, kuruluş aşamasında bir ortaklık/pay sahipleri sözleşmesi hazırlanması, ana sözleşmenin asgari şartlarının ötesinde bir güvence sağlar. Şirket kurulduktan sonra ortaya çıkan bir anlaşmazlıkta bu tür bir sözleşmenin varlığı ya da yokluğu, sürecin ne kadar hızlı ve öngörülebilir ilerleyeceğini doğrudan etkiler.

Haksız Rekabet Davaları

TTK m.54-63 kapsamında düzenlenen haksız rekabet, dürüst ve bozulmamış rekabetin korunmasını amaçlar. Uygulamada en sık karşılaşılan haksız rekabet biçimleri:

  • Eski çalışanın işverenin müşteri portföyünü veya ticari sırrını yeni işverene taşıması
  • Rakip firma hakkında gerçeğe aykırı, karalayıcı beyanlarda bulunulması (özellikle internet ve sosyal medya üzerinden)
  • Taklit ürün veya aldatıcı ambalaj/reklam kullanımı
  • Haksız fiyat kırma yoluyla piyasanın bozulması

Haksız rekabete maruz kalan taraf; tespit davası (eylemin haksız rekabet oluşturduğunun tespiti), men davası (eylemin durdurulması), eski hale getirme davası ve maddi/manevi tazminat davası açabilir. Haksız rekabet aynı zamanda suç teşkil ettiğinden, ilgili Cumhuriyet Başsavcılığı’na şikâyette bulunulması da mümkündür. İspat aşamasında yazılı belgeler, tanık beyanları ve dijital deliller (e-posta, reklam arşivleri, ekran görüntüleri) belirleyici rol oynar.

Haksız rekabet davalarında zamana karşı hareket etmek özellikle önemlidir. Zarar büyüdükçe hem ispat hem de tazminat hesaplaması zorlaşır; bu nedenle haksız rekabet teşkil eden bir eylem fark edildiğinde, önce ihtiyati tedbir talebiyle eylemin durdurulmasının sağlanması, ardından esas davanın yürütülmesi genellikle en etkili stratejidir. Özellikle internet üzerinden yürütülen karalama ve itibar zedeleme eylemlerinde, içeriğin kalıcı hale gelmeden erişiminin engellenmesi talep edilebilir.

Ticari Alacak Tahsilinde Süreç: Adım Adım

Vadesi geçmiş bir ticari alacağın tahsili, her aşamasında hak düşürücü süreler barındıran bir süreçtir. Genel hatlarıyla izlenen yol:

  1. Belge toplama: Sözleşme, fatura, irsaliye, yazışmalar ve varsa kambiyo senedi bir araya getirilir; alacağın muaccel olduğu tespit edilir.
  2. İhtarname: TTK m.18/3 gereği tacirler arası ihtarın noter kanalıyla gönderilmesi, sonraki dava ve takip süreçleri açısından önem taşır.
  3. Arabuluculuk başvurusu: Konusu bir miktar para olan ticari alacak ve tazminat taleplerinde, dava açmadan önce arabulucuya başvurmak TTK m.5/A gereği dava şartıdır. Süreç 6 hafta içinde tamamlanmalı, gerekirse 2 hafta uzatılabilir. Aşağıdaki bölümde bu süreç ayrıca ele alınmaktadır.
  4. İcra takibi türünün belirlenmesi: Elde çek, bono veya poliçe varsa kambiyo senetlerine özgü icra takibi (İİK m.167); yoksa genel haciz yoluyla ilamsız takip (İİK m.42) uygulanır.
  5. Takibin başlatılması ve tebligat: Ödeme veya icra emri borçluya tebliğ edilir; borçlunun itiraz süresi 7 gündür.
  6. İtiraz halinde: Borçlu itiraz ederse takip durur. Alacaklı, itirazın kaldırılmasını (icra mahkemesinden) veya itirazın iptalini (1 yıl içinde dava yoluyla) talep edebilir.
  7. Haciz ve satış: Takip kesinleştikten sonra borçlunun mal varlığına haciz uygulanır; tahsilat menkul/gayrimenkul satışıyla sağlanır.
  8. Tacir borçlu iflasa tabi ise: Borçlunun acizliği halinde iflas yoluyla takip (İİK m.155-171) veya doğrudan iflas davası gündeme gelebilir.
  9. Konkordato başvurusu yapılmışsa: Süreç durur, alacağın komiserliğe bildirilerek kayıt ettirilmesi gerekir (bkz. SSS bölümü).

Bu sürecin toplam süresi, borçlunun itiraz edip etmemesine, mal varlığının durumuna ve mahkemenin/icra dairesinin iş yüküne göre değişir. Aşağıdaki tablo, senaryoya göre yaklaşık süre farkını göstermektedir; bu süreler dosyanın somut koşullarına göre değişebilecek genel gözlemlerdir, taahhüt niteliği taşımaz.

SenaryoYaklaşık Süreç
Borçlu itiraz etmiyor, mal varlığı belirginBirkaç ay içinde tahsilat
Borçlu itiraz ediyor, itirazın kaldırılması yoluna gidiliyorBirkaç ay – yarım yıl
Borçlu itiraz ediyor, itirazın iptali davası açılıyorBir yılı aşabilir
Borçlu iflasa sürükleniyor veya konkordatoya başvuruyorBir yıldan uzun, çok aşamalı süreç

Bu nedenle sürecin başında, borçlunun mali durumuna dair ön bir değerlendirme yapmak, izlenecek stratejiyi (doğrudan icra mi, önce ihtiyati haciz mi) belirlemede yol göstericidir.

İflas ve Konkordato Süreçleri

Ekonomik zorluk yaşayan bir tacirin karşılaşabileceği iki farklı hukuki yol vardır: iflas ve konkordato. Bu iki kavram sıkça karıştırılsa da farklı amaçlara hizmet eder.

İflas, borçlarını ödeyemeyen bir tacirin (iflasa tabi borçlunun) mal varlığının, mahkeme kararıyla tasfiye edilerek alacaklılar arasında kanunda öngörülen sıraya göre paylaştırılması sürecidir. Alacaklı, borçlunun acizliğini iflas yoluyla takip (İİK m.155-171) yoluyla ortaya koyabilir veya doğrudan iflas davası açabilir.

Konkordato ise borçlunun, alacaklılarıyla belirli bir ödeme planı üzerinde anlaşarak faaliyetini sürdürmesine imkân tanıyan bir süreçtir. Konkordato talebiyle birlikte mahkeme geçici veya kesin mühlet kararı verir; bu mühlet süresince borçluya karşı yeni icra takibi başlatılamaz ve mevcut takipler durur. Alacaklı açısından önemli olan, bu süreçte pasif kalmamak; alacağını süresi içinde konkordato komiserliğine bildirip kayıt ettirmektir (bkz. SSS bölümü).

Hem alacaklı hem borçlu tarafında, bu iki sürecin doğru zamanda ve doğru şekilde değerlendirilmesi, tarafların hak kaybı yaşamaması açısından belirleyicidir. Bir tacirin iflas erteleme ya da konkordato yoluna başvurup başvurmayacağı kararı, şirketin mali tablosu, alacaklı sayısı ve borç yapısı gibi pek çok unsura bağlı olarak değerlendirilmelidir.

Ticari Uyuşmazlıklarda Arabuluculuk: Dava Şartı mı, Seçenek mi?

2019’dan itibaren, konusu bir miktar para olan ticari alacak ve tazminat talepleri, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında arabulucuya başvuru dava şartı haline gelmiştir (TTK m.5/A). Bu, arabulucuya başvurmadan doğrudan dava açılmasının, davanın usulden reddiyle sonuçlanacağı anlamına gelir.

Arabuluculuğun taraflar açısından pratik avantajları:

  • Mahkeme sürecine göre çok daha hızlı sonuçlanır (yasal üst sınır 6+2 hafta)
  • Gizlilik ilkesiyle yürütülür; ticari itibar korunur
  • Anlaşmayla sonuçlanan tutanak, icra edilebilir (ilam niteliğinde) belge sayılır

Dava şartı arabuluculuk kapsamına girmeyen başlıca istisnalar: ticari işletmeye ilişkin olmayan havale ve vedia işlemleri, fikir ve sanat eserlerine ilişkin haklardan doğan davalar, özel kanunla ayrı bir çözüm yolu öngörülen uyuşmazlıklar.

Bunun dışında, dava şartı kapsamına girmeyen uyuşmazlıklarda da taraflar ihtiyari arabuluculuğa başvurabilir; bu, özellikle uzun soluklu ticari ilişkinin bozulmadan sürdürülmesi istendiğinde tercih edilen bir yoldur.

Arabuluculuk sürecinde avukatla temsil zorunlu olmasa da, tarafların bu süreçte hukuki destek almadan katılması genellikle önerilmez. Arabuluculuk tutanağında yer alan ifadeler, uzlaşma sağlanamaması halinde açılacak davada karşı taraf lehine delil oluşturabilir; bu nedenle görüşme öncesinde hangi taleplerin, hangi çerçevede ve hangi sınırlar içinde dile getirileceğinin önceden planlanması, sürecin sonucunu doğrudan etkiler.

Ticaret Hukukunda Enerji Sektörü Kaynaklı Uyuşmazlıklar

Enerji hukuku alanında edindiğim deneyim, ticaret hukuku pratiğimde özellikle bir noktada değer kazanıyor: enerji tedarikçisi ile tacir müşteri arasındaki ticari nitelikli uyuşmazlıklar. Bu kesişim alanı çoğu ticaret hukuku bürosunda ayrı bir uzmanlık olarak ele alınmıyor, ancak pratikte sık karşılaşılan bir dosya türüdür:

  • İşletmelere yönelik elektrik/doğalgaz abonelik sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar
  • Kayıp-kaçak bedeli ve tahakkuk itirazlarının tacir müşteriler açısından değerlendirilmesi
  • Enerji tedarik sözleşmelerinde cezai şart ve fesih hükümlerinin ticari iş niteliğiyle birlikte yorumlanması
  • Sayaç uyuşmazlıklarında bilirkişi sürecinin teknik ve hukuki boyutlarının birlikte yürütülmesi
  • Toplu konut yönetimleri veya işyeri siteleri ile enerji dağıtım şirketleri arasındaki ticari nitelikli sözleşme uyuşmazlıkları

Bu tür dosyalarda hem ticaret hukukunun usul kurallarına (arabuluculuk şartı, görevli mahkeme, zamanaşımı) hem de enerji mevzuatının teknik detaylarına aynı anda hâkim olmak, sürecin hızını ve sonucunu doğrudan etkiler. Bir tacirin enerji tedarikçisiyle yaşadığı uyuşmazlık, çoğu zaman hem ticari dava usulüne hem de sektöre özgü teknik bilirkişi değerlendirmesine tabi olduğundan, bu iki alanın birlikte değerlendirilmesi önem taşır.

Somut olarak, bir işyerine yapılan kayıp-kaçak veya tahakkuk itirazı incelenirken yalnızca hukuki süreç değil, sayaç okuma yöntemi, tahakkuk hesaplama formülü ve ilgili teknik yönetmeliklerin ne söylediği de değerlendirmeye dahil edilir. Bu, salt ticaret hukuku bilgisiyle veya salt teknik bilgiyle eksik kalacak bir değerlendirmedir; ikisinin bir arada yürütülmesi, itirazın hem hukuki hem teknik zeminde güçlü kurulmasını sağlar.

Ücretlendirme Nasıl Belirlenir?

Avukatlık ücreti, Avukatlık Kanunu m.164 gereği İstanbul Barosu’nun yıllık asgari ücret tarifesinin altında belirlenemez. Ticaret hukuku dosyalarında uygulama şu şekildedir:

  • Alacak takibi ve icra dosyalarında genellikle nispi vekâlet ücreti (uyuşmazlık değerine bağlı) uygulanır.
  • Sözleşme incelemesi ve danışmanlık hizmetlerinde maktu ücret esas alınır.
  • Dava vekilliğinde dosyanın kapsamı, delil durumu ve tahmini süreç uzunluğuna göre ücret netleştirilir.
  • Arabuluculuk süreçlerinde ayrı bir arabulucu ücreti söz konusu olup bu, avukatlık ücretinden bağımsızdır.

Kesin ücret, dosyanın niteliği görüşülmeden belirlenemez; ilk görüşmede somut bilgi verilir. Güncel rakamların yıldan yıla değiştiğini ve İstanbul Barosu’nun yayımladığı tarifeye göre şekillendiğini belirtmek isteriz.

Ücretlendirmede şeffaflık, ticari ilişkinin sağlıklı yürümesi kadar avukat-müvekkil ilişkisinin sağlıklı yürümesi için de önemlidir. Bu nedenle görüşmenin başında dosyanın tahmini kapsamı, olası ek masraflar (bilirkişi ücreti, arabulucu ücreti, harç ve tebligat giderleri gibi) ve ödeme planı konusunda net bir çerçeve çizilir; sürecin ilerleyen aşamalarında sürpriz maliyetle karşılaşılmaması hedeflenir.

Ticaret Hukukunda Sık Kullanılan Kavramlar

Aşağıdaki kısa tanımlar, ticaret hukuku ile ilk kez karşılaşan işletme sahiplerinin sık sorduğu temel kavramları özetler.

Tacir: Bir ticari işletmeyi kısmen dahi olsa kendi adına işleten gerçek veya tüzel kişi. Ticaret şirketleri, kuruluşlarıyla birlikte kendiliğinden tacir sıfatı kazanır.

Ticari işletme: Esnaf işletmesi sınırını aşan düzeyde gelir sağlamayı hedefleyen, devamlı ve bağımsız şekilde yürütülen ekonomik faaliyet bütünü (TTK m.11).

Ticari iş: Bir tarafı tacir olan ve o tarafın ticari işletmesini ilgilendiren, ya da kanunda doğrudan ticari sayılan iş ve işlemler.

Basiretli tacir: Tacirlerin, ticari faaliyetlerinde deneyimsizlik iddiasında bulunamayacağı, ticari örf ve adetlere uygun ve öngörülü davranmakla yükümlü olduğu ilkesi.

Cari hesap: Tarafların karşılıklı alacaklarını ayrı ayrı talep etmek yerine, belirli aralıklarla hesap keserek bakiyeyi talep ettikleri sözleşme ilişkisi.

Kambiyo senedi: Çek, bono ve poliçeyi kapsayan, kanunda özel bir icra takip usulüne (İİK m.167) tabi tutulmuş kıymetli evrak türü.

Denkleştirme talebi (TTK m.122): Acentelik sözleşmesinin sona ermesinde, acentenin müvekkile kazandırdığı müşteri portföyünün sözleşme sonrasında da fayda sağlamaya devam etmesi halinde acentenin talep edebileceği tazminat.

Bu kavramların her biri, yukarıdaki bölümlerde ilgili süreç ve dava türleriyle birlikte daha ayrıntılı ele alınmıştır.

Sık Karşılaşılan Ticari Uyuşmazlık Senaryoları

Aşağıda, ticaret hukuku pratiğinde sıkça karşılaşılan durum tiplerini, bu sayfanın önceki bölümlerinde anlatılan süreçlerle ilişkilendirerek özetliyoruz. Bu senaryolar genel bilgilendirme amaçlıdır; her dosyanın kendi somut koşulları farklı sonuçlar doğurabilir.

Fatura ödemeyen müşteri: Mal veya hizmet teslim edilmiş, fatura kesilmiş ancak ödeme yapılmamışsa, önce noter kanalıyla ihtarname gönderilir. Ödeme yine gelmezse ve tutar bir miktar paraysa, dava açmadan önce arabulucuya başvurulması zorunludur. Arabuluculukta anlaşma sağlanamazsa, elde kambiyo senedi (çek/bono) varsa hızlandırılmış icra yolu, yoksa genel haciz yoluyla ilamsız takip başlatılır.

Ortaklardan biri şirketi bilgilendirmeden büyük harcama yapıyor: Bu durumda önce ana sözleşmedeki temsil ve yönetim yetkisinin sınırları incelenir. Yetki aşımı tespit edilirse, hem şirket içi azil süreci hem de zarara uğrayan ortaklar veya şirket adına tazminat talebi gündeme gelebilir.

Bir bayilik sözleşmesi tek taraflı feshedildi: Sözleşmenin süreli mi süresiz mi olduğu, fesih bildirim süresine uyulup uyulmadığı ve TTK m.122’deki denkleştirme talebinin koşullarının oluşup oluşmadığı incelenir. Haksız fesih tespit edilirse kâr mahrumiyeti ve yapılan yatırımlara ilişkin tazminat talep edilebilir.

Eski bir çalışan, müşteri portföyünü yeni işine taşıdı: Bu, TTK m.54-63 kapsamında haksız rekabet teşkil edebilir. Öncelikle ihtiyati tedbir yoluyla eylemin durdurulması, ardından tespit ve tazminat davası açılması değerlendirilir. Delillerin (e-posta, CRM kayıtları, tanık beyanları) hızla toplanması, davanın gücünü doğrudan etkiler.

Bir işletme, enerji tedarikçisinden gelen yüksek faturaya itiraz etmek istiyor: Tahakkukun dayanağı (sayaç okuması, kayıp-kaçak hesaplaması, sözleşme hükümleri) incelenir; itiraz süreci hem ticari usul kurallarına hem ilgili teknik mevzuata göre yürütülür (bkz. yukarıdaki enerji sektörü bölümü).

Sıkça Sorulan Sorular

Ticari davalarda arabuluculuğa başvurmak zorunlu mu?

Evet. TTK m.5/A uyarınca, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan ticari alacak ve tazminat taleplerinde dava açılmadan önce arabulucuya başvurulması dava şartıdır. Arabulucuya başvurmadan açılan dava, usulden reddedilir.

Ticari alacaklarda zamanaşımı süresi kaç yıldır?

Genel ticari alacaklarda zamanaşımı süresi TBK m.146 atfıyla 10 yıldır; ancak çeklerde ibraz tarihinden itibaren 3 yıl, bonolarda vade tarihinden itibaren TTK m.778 atfıyla m.749 gereği 3 yıllık özel zamanaşımı uygulanır.

Karşılıksız çek çıkarsa ne yapmalıyım?

Bankanın karşılıksızlık şerhi düşmesinin ardından, kambiyo senetlerine özgü icra takibi (İİK m.167) başlatılabilir. Ayrıca 5941 sayılı Çek Kanunu kapsamında ayrı bir karşılıksız çek süreci de gündeme gelebilir. Süreler hak düşürücü olduğundan gecikmeden hareket edilmesi önemlidir.

Anonim şirketlerde avukat bulundurma zorunluluğu var mı?

Avukatlık Kanunu m.35 uyarınca, esas sermayesi belirli bir eşiği (Cumhurbaşkanı kararıyla güncellenen tutar) aşan anonim şirketlerin sözleşmeli bir avukat bulundurması zorunludur. Bu yükümlülüğe uyulmaması, her ay için idari para cezasına yol açar.

Şirket ortakları arasındaki anlaşmazlık dava konusu olabilir mi?

Evet. Şirket yapısına (limited/anonim) ve somut uyuşmazlığa göre; genel kurul kararlarının iptali (TTK m.445), ortaklıktan çıkarma, hisse devri iptali gibi farklı dava türleri gündeme gelebilir. Öncelikle şirket ana sözleşmesinin ilgili hükümleri incelenmelidir.

İtirazın iptali davası ile itirazın kaldırılması arasındaki fark nedir?

İtirazın kaldırılması icra mahkemesinde, daha hızlı ve sınırlı bir incelemeyle yürütülür. İtirazın iptali davası ise Asliye Ticaret Mahkemesi’nde açılan, daha kapsamlı bir yargılamadır ve 1 yıllık süreye tabidir. Hangi yolun tercih edileceği elde bulunan belge ve delillere göre değişir.

Menfi tespit davası ne zaman açılır?

Haksız bir icra takibine maruz kalan borçlu, borcu bulunmadığının tespiti için menfi tespit davası açabilir. Takip devam ederken açılabileceği gibi, ödeme yapıldıktan sonra istirdat davasına da dönüşebilir.

Haksız rekabet davası kimlere karşı açılabilir?

TTK m.54-63 kapsamında, ticari dürüstlük kuralına aykırı davranan rakiplere, eski çalışanlara veya markayı/ticari sırrı izinsiz kullanan üçüncü kişilere karşı tespit, men, eski hale getirme ve tazminat davaları açılabilir.

Ticari sözleşmede yetkili mahkeme belirtilmemişse nereye dava açılır?

Sözleşmede yetki şartı yoksa, TTK ve HMK’nın genel yetki kuralları (davalının yerleşim yeri, sözleşmenin ifa yeri gibi) uygulanır. Tacirler arası sözleşmelerde yetki sözleşmesi geçerliyse öncelik ona verilir.

Konkordato başvurusu yapılan bir şirketten alacağım varsa ne yapmalıyım?

Konkordato mühleti süresince alacaklıya karşı icra takipleri durur, ancak alacak hukuken varlığını korur. Alacaklının, mühlet kararında belirtilen süre içinde alacağını komiserliğe bildirip kayıt ettirmesi gerekir; aksi halde alacağın konkordato projesine dahil edilmesinde sorun yaşanabilir.

Acentelik sözleşmesi sona erdiğinde tazminat talep edilebilir mi?

TTK m.122 uyarınca, acentelik sözleşmesinin sona ermesinde acente, müvekkilin sözleşme bittikten sonra da acentenin getirdiği müşteri portföyünden fayda sağlamaya devam etmesi halinde denkleştirme talebinde bulunabilir. Bu tazminatın tavanı, son beş yılın yıllık ortalama komisyonudur.

Ticari defterler mahkemede delil olarak kullanılabilir mi?

Evet. TTK m.82 uyarınca tacirin usulüne uygun tutulmuş ticari defterleri, hem lehine hem aleyhine delil teşkil eder. HMK m.222 ve TTK m.83 hükümleri, defterlerin usulüne uygunluğu halinde mahkemece delil olarak değerlendirileceğini öngörür.

Fatura itirazı için süre var mı?

Evet. Tacirler arasında düzenlenen bir faturaya, faturayı alan taraf tebliğ tarihinden itibaren 8 gün içinde itiraz etmezse, fatura içeriğini kabul etmiş sayılır. Bu süre, ticari hayatta sıkça gözden kaçan ama sonuç doğurucu bir süredir.

Bir sözleşmede tahkim şartı varsa mahkemeye dava açılabilir mi?

Geçerli bir tahkim şartı bulunması halinde, taraflardan biri mahkemede dava açarsa, karşı taraf tahkim itirazında bulunabilir ve dava usulden reddedilir. Tahkim şartının kapsamı ve geçerliliği, sözleşmenin ilgili maddesinin dikkatle incelenmesini gerektirir.

Şirketimin genel kurul toplantısında usul hatası yapıldığını fark ettim, ne yapmalıyım?

Kararın kanuna, esas sözleşmeye veya dürüstlük kuralına aykırı olduğunu düşünüyorsanız, kararın alındığı tarihten itibaren 1 ay içinde Asliye Ticaret Mahkemesi’nde iptal davası açmanız gerekir; bu süre hak düşürücüdür. Toplantı tutanağı, çağrı belgeleri ve hazirun listesi gibi belgelerin süresi içinde temin edilmesi önemlidir.

Ticari alacak davası açmadan önce ihtiyati haciz talep edebilir miyim?

Evet. Borçlunun mal kaçırma riski varsa, dava veya icra takibinden önce ya da eş zamanlı olarak mahkemeden ihtiyati haciz kararı talep edilebilir. Bunun için alacağın varlığına dair yaklaşık ispat yeterli olup, teminat yatırılması genellikle istenir. İhtiyati haciz, alacağın fiilen tahsil edilebilirliğini korumak açısından önemli bir araçtır.

İki ortaklı bir limited şirkette ortak, şirketi yönetimden dışlıyor; ne yapabilirim?

Bu durumda öncelikle şirket ana sözleşmesindeki yönetim ve temsil yetkisi hükümleri incelenir. Diğer ortağın yetkisini aşan veya şirketin zararına işlemler yaptığı tespit edilirse, hem azil talebi hem de tazminat davası gündeme gelebilir; bazı durumlarda haklı sebeple fesih veya ortaklıktan çıkma davası da bir seçenektir. Hangi yolun izleneceği, somut olayın ve ana sözleşme hükümlerinin incelenmesiyle netleşir.

Yurt dışındaki bir firmayla yaptığım sözleşmeden doğan uyuşmazlık Türk mahkemelerinde görülebilir mi?

Sözleşmede yetkili mahkeme veya tahkim şartı varsa öncelik ona verilir. Böyle bir şart yoksa, milletlerarası özel hukuk kuralları çerçevesinde Türk mahkemelerinin yetkisi değerlendirilir; sözleşmenin ifa yeri, tarafların yerleşim yeri gibi unsurlar belirleyici olur. Uluslararası unsurlu ticari uyuşmazlıklarda tahkim (özellikle ISTAC gibi kurumsal tahkim merkezleri), yabancı tarafla olan ilişkilerde sıklıkla tercih edilen bir çözüm yoludur.

Neden Av. Sinan Karabacak ile Çalışmalısınız?

  • Enerji hukuku deneyimiyle desteklenen ticaret hukuku pratiği: Tacirlerin enerji tedarikçileriyle yaşadığı uyuşmazlıklarda ek bir teknik bakış açısı sunulur.
  • Doğrudan avukat sorumluluğu: Dosyanız bir ekibe değil, doğrudan sorumlu avukata emanettir; süreç boyunca aynı kişiyle iletişim kurarsınız.
  • Şeffaf süreç yönetimi: Her aşamada (arabuluculuk, icra takibi, dava) hangi adımın ne kadar süreceği ve neden gerekli olduğu net şekilde anlatılır.
  • Çok yönlü hukuki bakış açısı: Ticaret hukukunun yanı sıra icra-iflas, kira ve enerji hukuku alanlarındaki deneyim, bir ticari uyuşmazlığın bu alanlarla kesiştiği durumlarda (örneğin bir işyeri kirası uyuşmazlığının ticari alacakla birleşmesi gibi) bütüncül bir değerlendirme imkânı sağlar.

Ticaret hukuku dosyalarında en sık karşılaşılan sorun, sürecin geç başlatılmasıdır. Bir alacak tahsili, bir sözleşme ihlali veya bir ortaklık anlaşmazlığı ne kadar erken hukuki değerlendirmeye alınırsa, izlenebilecek seçenekler o kadar geniş olur. Zamanaşımı süreleri dolmadan, deliller kaybolmadan ve karşı tarafın mal varlığı azalmadan harekete geçilmesi, sonucu doğrudan etkileyen bir faktördür.

İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.

Av. Sinan Karabacak – Cep Tel: +90 535 671 88 95

Avukat Sinan Karabacak

Avukat Sinan Karabacak

Avukat · İstanbul Barosu, Sicil No: 52130, Doğrulama

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden 2014'te mezun oldu. İstanbul Barosu'na bağlı avukatlık yapmaktadır. Enerji hukukundaki önceki deneyimleri nedeniyle başta kaçak elektrik ve voltaj dengesizliği davaları olmak üzere ceza hukuku, aile hukuku ve iş hukuku gibi alanlarda hukuki danışmanlık ve dava takibi hizmeti vermektedir.

Hakkımızda →LinkedIn →