İçindekiler
Adli para cezası, Türk ceza hukukunun en sık uygulanan yaptırımlarından biridir. Failin ekonomik özgürlüğünü kısıtlayan bu yaptırım türü; koşulları, çeşitleri ve ödenmemesi hâlinde doğurduğu sonuçlar bakımından dikkatli bir değerlendirme gerektirmektedir. Bu makalede 5237 sayılı TCK ve 5275 sayılı CGTİHK çerçevesinde adli para cezası kapsamlı biçimde ele alınmaktadır.
A-Adli Para Cezasının Tanımı
Adli para cezası; bir suç nedeniyle mahkeme tarafından hükmolunan ve bireyin belirli bir miktar parayı Devlet hazinesine ödemesini emreden cezai bir yaptırımdır. Bu yaptırım, özgürlüğü bağlayıcı cezalara alternatif ya da tamamlayıcı nitelikte uygulanmaktadır.
5237 sayılı TCK m. 52 uyarınca adli para cezası, beş günden az ve yedi yüz otuz günden fazla olmamak koşuluyla belirlenen gün sayısının, bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktarla çarpılması suretiyle hesaplanır. Günlük tutar en az yirmi, en fazla yüz Türk lirası olarak belirlenmiş olmakla birlikte mahkeme, sanığın kişisel ve ekonomik durumunu gözetmek zorundadır.
Adli para cezası; idari para cezasından kesinlikle farklıdır. İdari para cezaları bir idari makam tarafından verilirken adli para cezası yalnızca yetkili mahkeme kararıyla hükmolunur, adli sicile işler ve ödenmemesi doğrudan hapis cezasına dönüşebilir.
B-Adli Para Cezasının Çeşitleri
1-Doğrudan (Asıl) Adli Para Cezası
Kanun koyucu bazı suçlarda yaptırım olarak doğrudan adli para cezasını öngörmüştür. Hâkim, bu suçlarda hapis cezasına hükmetme seçeneğine sahip değildir; kanunun öngördüğü bu yaptırımı uygulamak zorundadır. Örneğin TCK m. 163 kapsamındaki bazı suçlar bu niteliktedir.
2-Seçimlik (Alternatif) Adli Para Cezası
Kanunda “hapis cezası veya adli para cezası” şeklinde seçimlik yaptırım öngörülen suçlarda mahkeme, iki seçenekten birini tercih edebilmektedir. Hâkim bu takdir yetkisini kullanırken sanığın kişisel ve sosyal durumunu, suçun işleniş biçimini, kastını ve pişmanlığını değerlendirmek durumundadır.
3-Hapis Cezasından Çevrilen Adli Para Cezası
Kanunda asıl yaptırım olarak hapis cezası öngörülmüş olmakla birlikte TCK’nın ilgili hükümleri çerçevesinde hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesi söz konusu olabilmektedir. Bu hâl aşağıdaki başlıkta ayrıntılı ele alınmaktadır.
C-Hapis Cezasının Adli Para Cezasına Çevrilme Şartları
5237 sayılı TCK m. 50, kısa süreli hapis cezasının adli para cezasına çevrilebileceğini düzenlemektedir. Bu hükmün uygulanabilmesi için bazı koşulların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir:
- Bir yıl veya daha az süreli hapis cezası: Hükmolunan hapis cezasının bir yılı aşmaması şarttır. İki yılı aşmayan hapis cezaları ilk kez suç işleyenler için ayrıca değerlendirilebilir.
- Kasıtsız suç istisnası: Taksirle işlenen suçlarda hapis cezası miktarına bakılmaksızın çevirme yapılabilir; bu sebeple taksirli suçlarda mahkeme daha geniş bir takdir yetkisine sahiptir.
- Sanığın kabul etmesi gerekmez: Çevirme işlemi için sanığın rızası aranmaz; mahkeme re’sen karar verebilir.
- Cezanın tam olarak belirlenmesi: Önce kesin hapis cezasına hükmedilmeli, ardından çevirme yapılmalıdır. Doğrudan belirsiz para cezasına karar verilemez.
- Önceki mahkûmiyet kararı bulunmaması: Daha önce hapis cezasına mahkûm edilmemiş olmak, çevirme konusunda mahkemenin lehte takdir yetkisini kullanmasını kolaylaştırır.
Çevirme oranı, TCK m. 50/3 uyarınca bir gün hapis cezasının bir gün adli para cezasına karşılık gelmesi biçiminde hesaplanır. Başka bir deyişle, 30 gün hapis cezası 30 gün birim adli para cezasına çevrilecek; bu gün sayısı günlük miktar ile çarpılarak toplam ceza elde edilecektir.
D-Adli Para Cezasında Erteleme ve Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması
1-Adli Para Cezasının Ertelenmesi
5237 sayılı TCK m. 51 hükmü uyarınca hapis cezasının ertelenmesi mümkündür; ancak adli para cezaları doğrudan ertelenemez. Bu kural mutlaktır: Mahkeme, hapis cezasını erteledikten sonra bu cezayı adli para cezasına çevirmişse artık söz konusu para cezası da erteleme kapsamından çıkmaktadır.
Bununla birlikte hapis cezasının önce ertelenmesi, ardından para cezasına çevrilmesi uygulamada tartışmalı olmuştur. Yargıtay’ın yerleşik içtihadına göre bu sıralama hukuka aykırıdır; önce çevirme yapılmalı, ardından erteleme değerlendirmesi yapılmalıdır. Şayet hapis cezası adli para cezasına çevrilmişse artık erteleme hükümleri uygulanamaz.
2-Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB)
5271 sayılı CMK m. 231 çerçevesinde düzenlenen HAGB kurumu, adli para cezaları bakımından da uygulanabilir. HAGB kararı verilebilmesi için şu koşulların sağlanması gerekir:
- Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm edilmemiş olması.
- Hükmolunan cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezası olması.
- Suçun işlenmesiyle oluşan zararın giderilmiş olması (mağdurun uğradığı zararın tazmin edilmesi).
- Sanığın yeniden suç işlemeyeceğine dair mahkemede kanaat oluşması.
- Sanığın HAGB kararına açıkça itiraz etmemesi.
HAGB kararının verilmesinin ardından sanık, beş yıllık denetim süresine tabi tutulur. Bu süre içinde kasıtlı yeni bir suç işlenmemesi ve denetimli serbestlik yükümlülüklerine uyulması hâlinde dava düşer, herhangi bir mahkûmiyet kararı adli sicile işlemez. Aksi hâlde geri bırakılan hüküm açıklanır ve ceza infaza konu olur.
HAGB ile Ertelemenin Farkı
Ertelemede mahkûmiyet kararı kesinleşir ve adli sicile işler; yalnızca infazı askıya alınır. HAGB‘de ise hüküm açıklanmaz; koşulların yerine getirilmesi hâlinde dava düşer ve adli sicile herhangi bir kayıt düşülmez.
E-Adli Para Cezasının Ödeneceği Yer
Adli para cezasının tahsiline ilişkin usul ve esaslar 5275 sayılı CGTİHK (Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun) ile bu kanuna dayalı çıkarılan Yönetmelik’te düzenlenmektedir.
Kesinleşen mahkeme kararı, infaz için Cumhuriyet Başsavcılığı İnfaz Bürosuna gönderilir. Büro, ödeme emrini sanığa tebliğ eder. Görüleceği üzere adli para cezası katılana ya da müşteki tarafa değil devlet hazinesine ödenmektedir. Adli para cezası genellikle şu yollarla ödenmektedir:
- Banka havalesi yoluyla: Cumhuriyet Başsavcılığının bildirdiği Hazine hesabına, mahkeme kararında belirtilen dosya numarası yazılarak yatırılır.
- Adliye veznesine nakden: İnfaz bürosuna ya da adliye veznelerine bizzat gidilerek ödeme yapılabilir.
- PTT veya e-Devlet üzerinden: Günümüzde bazı ödemeler e-Devlet kapısı üzerinden de gerçekleştirilebilmektedir; ancak bu yöntemin her dava için geçerli olup olmadığı ilgili savcılıktan teyit edilmelidir.
Tebligat alındıktan itibaren otuz gün içinde ödeme yapılması gerekmektedir. Bu süre içinde ödeme yapılmaması veya taksit düzenlemesine başvurulmaması hâlinde kanuni sonuçlar doğar. Ekonomik güçlük söz konusuysa CGTİHK m. 106/3 uyarınca ödemenin aylık taksitler hâlinde yapılması mahkemeden talep edilebilir.
F-Adli Para Cezasının Ödenmemesinin Sonuçları
Adli para cezasının zamanında ödenmemesi, son derece ağır hukuki sonuçlar doğurmaktadır. Bu sonuçlar 5275 sayılı CGTİHK m. 106’da düzenlenmiştir:
Adli para cezasını ödemeyen hükümlü hakkında, Cumhuriyet Başsavcılığı’nın kararıyla ceza, her gün karşılığı bir gün olmak üzere kamuya yararlı bir işte çalışmaya çevrilir.
Kamuya yararlı çalışmayı da kabul etmeyen veya bu yükümlülüğü yerine getirmeyen hükümlünün adli para cezası, doğrudan hapis cezasına çevrilir.
- Ödeme emrinin tebliği: İnfaz bürosu, kesinleşen kararı hükümlüye tebliğ eder ve 30 günlük ödeme süresi başlar.
- Kamuya yararlı çalışmaya çevirme: Süresinde ödenmeyen ceza öncelikle kamuya yararlı bir işte çalıştırma yaptırımına çevrilir. Hükümlü bu seçeneği kabul etmek zorunda değildir; ancak reddetmesi bir sonraki aşamayı tetikler.
- Hapis cezasına çevirme: Kamuya yararlı çalışmanın reddedilmesi ya da yerine getirilmemesi hâlinde Cumhuriyet Savcısı, cezanın kalanını hapis cezasına çevirir.
- Cezaevine alınma: Hapis cezasına çevrilen tutar oranında hükümlü cezaevine alınır. Çevirme oranı birebir uygulanır: 30 gün adli para cezası = 30 gün hapis.
Bunların yanı sıra ödenmemiş adli para cezası, genel haciz hükümleri çerçevesinde icraya da verilebilir. Cumhuriyet Başsavcılığı, cezanın tahsili için hükümlünün mal varlığına yönelik icra işlemi başlatabilir. Bu yol, hapis cezasına çevirmeye alternatif değil tamamlayıcı niteliktedir.
Son olarak belirtmek gerekir ki, adli para cezasının tamamı ya da bir kısmı ödenirse ödenen miktar, infaz edilecek hapis günü sayısından mahsup edilir. Dolayısıyla kısmi ödeme dahi hükümlünün yararına sonuç doğurur.
G-Adli Para Cezası Yorum
Adli para cezası, yüzeyde sıradan bir ödeme yükümlülüğü gibi görünse de koşullarına uyulmaması hâlinde hapis cezasına dönüşebilen, adli sicili etkileyen ve bireyin sosyal ile ekonomik yaşamı üzerinde derin izler bırakan ciddi bir cezai yaptırımdır.
Hapis cezasından çevirme, HAGB ve erteleme kurumlarının birbiriyle ilişkisi, uygulamada sıkça karışıklığa yol açmaktadır. Her somut olayda hangi kurumun uygulanacağı, sanığın sabıka kaydı, suçun niteliği ve mahkemenin takdir yetkisi gibi pek çok değişkene bağlıdır.
Bu nedenle adli para cezasına ilişkin herhangi bir süreçle karşılaşıldığında, hak kayıplarının önüne geçebilmek adına deneyimli bir ceza avukatından hukuki destek alınması büyük önem taşımaktadır.
H- Adli Para Cezası Hakkında Yargıtay Kararları ve Yorumları
65 Yaşını Bitirmiş Sanıkta Zorunlu Çevirme (TCK m.50/3) Halinde Kısa Süreli Hapis Adli Para Cezasına da Çevrilebilir
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2012/1528 E. – 2014/62 K., 11.02.2014 T.
Kararın Özeti
Taksirle yaralama (hapis ile adli para cezasının seçimli öngörüldüğü bir suç) nedeniyle, suç tarihinde 65 yaşını bitirmiş sanık hakkında yerel mahkeme temel ceza olarak hapsi tercih edip 5 ay kısa süreli hapse hükmetmiştir. Uyuşmazlık, bu cezanın TCK m.50/3 uyarınca adli para cezasına çevrilip çevrilemeyeceği noktasındadır. Ceza Genel Kurulu, çevrilebileceğine karar vererek Özel Daire’nin bozma kararını isabetli bulmuş ve Başsavcılık itirazını reddetmiştir.
Yargıtayın Gerekçesi
TCK m.50/2, seçimli suçta hapis tercih edilmişse cezanın adli para cezasına çevrilmesini yasaklar. Ancak m.50/3, 18 yaşını doldurmamış veya 65 yaşını bitirmiş kişiler ile 30 gün/daha az hapiste zorunlu çevirme öngörür ve burada hiçbir sınırlama yapmaz. Madde gerekçesinde de bu hallerde cezanın “adli para cezasına veya diğer seçenek tedbirlerden birine” çevrileceği açıkça belirtilmiştir. Bu nedenle m.50/2’deki yasak, m.50/3’teki zorunlu çevirmeyi engellemez; ceza adli para cezasına da çevrilebilir.
“…para cezası dahil seçenek yaptırımlardan birine çevrilebileceği açıkça hükme bağlanmıştır.”
Değerlendirme
Bu karar, m.50/2 ile m.50/3 arasındaki ilişkiyi netleştirir. Genel kural (m.50/2) şudur: Seçimli suçta hâkim hapsi tercih etmişse, kısa süreli olsa dahi bu ceza artık adli para cezasına çevrilemez (yalnızca diğer seçenek yaptırımlara çevrilebilir). Ancak 18 yaş altı ve 65 yaş üstü sanıklar için m.50/3 özel bir koruma getirir: bu kişilerde zorunlu çevirme yapılır ve çevrilebilecek yaptırımlar arasında adli para cezası da vardır. Pratik sonuç: korunan yaş grubundaki bir sanık, hapis tercih edilmiş olsa bile, m.50/2 yasağına takılmadan adli para cezası lehine değerlendirilebilir. Bu, savunma açısından önemli bir lehe argümandır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2012/1528 E. – 2014/62 K. Sayılı İlamı Tam Metni
“İçtihat Metni”
Taksirle yaralama suçundan sanık A.. K..’in 5237 sayılı TCK’nun 89/1, 89/2-b, 62 ve 51. maddeleri uyarınca 5 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve ertelemeye ilişkin, Yenice Sulh Ceza Mahkemesince verilen 26.03.2009 gün ve 153-29 sayılı hükmün o yer Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 26.12.2011 gün ve 14526-9818 sayı ile;
“Suç tarihinde 65 yaşını bitirmiş olan sanığa verilen kısa süreli hapis cezasının TCK’nun 50/3. maddesi uyarınca, aynı maddenin 1. fıkrasında yazılı seçenek yaptırımlardan birine çevrilmesinin zorunlu olduğunun gözetilmemesi” isabetsizliğinden oyçokluğuyla bozulmasına karar verilmiş,
Daire üyeleri S. Ö. ve M. M. Yönder, “5237 sayılı TCK’nun 89/1, 2-b maddesi kapsamında mağdurun taksirle yaralanmasına neden olan sanık A.. K.. hakkında hüküm kurulurken mahkemece seçimlik cezalardan para cezası yerine kısa süreli hapis cezasının tercih edilmiş olması karşısında; suç tarihinde 65 yaşını tamamlamış olan sanığa verilen cezanın TCK’nın 50/3. maddesi uyarınca aynı maddenin 1. fıkrasında yazılı seçenek yaptırımlara çevrilmesinin zorunlu olduğu, sanık hakkında hüküm kurulurken adli para cezası yerine hapis cezasının tercih edilmiş olduğu, TCK’nın 50/2. fıkrası da gözönüne alınarak sanığın cezasının TCK’nın 50/1. maddesinde yazılı olan adli para cezası dışındaki seçenek yaptırımlardan birisine çevrilmesinin zorunlu olduğu” düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
Yargıtay C.Başsavcılığı ise 16.02.2012 gün ve 298290 sayı ile;
“Sanık 05.05.1933 doğumlu olup, suç tarihi olan 28.05.2008 tarihi itibarıyla 65 yaşından büyük olup, sabıka kaydı bulunmamaktadır.
Mahkemece sanık hakkında TCK’nun 89/1, 89/2-b 51/1. maddesi uyarınca erteli 5 ay hapis cezası tayin olunmuştur. Tayin olunan ceza miktar yönünden kısa süreli olup, TCK’nun 50/3. maddesinin uygulama zorunluluğu kapsamındadır.
Ancak atılı taksirle yaralama suçunda hürriyeti bağlayıcı ceza veya adli para cezası seçenek olarak öngürülmüş olup, mahkemece hürriyeti bağlayıcı ceza tercih edilmiştir. TCK’nun 50/2. maddesinde yer alan ‘hapis cezasına hükmedilmişse,artık adli para cezasına çevrilemez’ ilkesi herkes için bağlayıcı olup, yaş büyüklüğe veya küçüklüğünde TCK’nun 50/1. maddesindeki seçenek yaptırımlardan adli para cezası dışında kalan diğer seçenek yaptırımların tercih edilmesi zorunludur” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
5271 sayılı CMK’nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 12. Ceza Dairesince 27.11.2012 gün ve 27105-23632 sayı ile; itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; suç tarihinde 65 yaşını bitirmiş olan sanığa, seçimlik cezanın öngörüldüğü bir suçtan tercihen verilen kısa süreli hapis cezasının TCK’nun 50/3. maddesi uyarınca, adli para cezasına çevrilmesinin mümkün olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
5237 sayılı TCK’nun “Kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımlar” başlıklı 50. maddesinin 1. fıkrası “Kısa süreli hapis cezası, suçlunun kişiliğine, sosyal ve ekonomik durumuna, yargılama sürecinde duyduğu pişmanlığa ve suçun işlenmesindeki özelliklere göre;
a)Adlî para cezasına,
b) Mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hâle getirme veya tazmin suretiyle, tamamen giderilmesine,
c) En az iki yıl süreyle, bir meslek veya sanat edinmeyi sağlamak amacıyla, gerektiğinde barınma imkânı da bulunan bir eğitim kurumuna devam etmeye,
d) Mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle, belirli yerlere gitmekten veya belirli etkinlikleri yapmaktan yasaklanmaya,
e) Sağladığı hak ve yetkiler kötüye kullanılmak suretiyle veya gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranılarak suç işlenmiş olması durumunda; mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle, ilgili ehliyet ve ruhsat belgelerinin geri alınmasına, belli bir meslek ve sanatı yapmaktan yasaklanmaya,
f) Mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle ve gönüllü olmak koşuluyla kamuya yararlı bir işte çalıştırılmaya, çevrilebilir”,
2. fıkrası; “Suç tanımında hapis cezası ile adlî para cezasının seçenek olarak öngörüldüğü hâllerde, hapis cezasına hükmedilmişse; bu ceza artık adlî para cezasına çevrilmez”,
3. fıkrası ise; “Daha önce hapis cezasına mahkûm edilmemiş olmak koşuluyla, mahkûm olunan otuz gün ve daha az süreli hapis cezası ile fiili işlediği tarihte onsekiz yaşını doldurmamış veya altmışbeş yaşını bitirmiş bulunanların mahkûm edildiği bir yıl veya daha az süreli hapis cezası, birinci fıkrada yazılı seçenek yaptırımlardan birine çevrilir”,
Şeklinde düzenlenmiştir.
Maddenin 3. fıkrasının gerekçesi; “Maddenin üçüncü fıkrasında, kısa süreli hapis cezasının adli para cezası veya diğer seçenek tedbirlerden birine çevrilmesi açısından mahkemenin takdir yetkisinin olmadığı hâller belirlenmiştir. Bu hâllerde, mahkeme kısa süreli hapis cezasını adli para cezasına veya diğer seçenek tedbirlerden birine çevirecektir. Bunun için kişinin daha önce hapis cezasına mahkûm edilmemiş olması ve hükmolunan hapis cezasının otuz günden fazla olmaması gerekir. Keza, daha önce hapis cezasına mahkûm edilmemiş olmak koşuluyla, fiili işlediği tarihte onsekiz yaşını doldurmamış veya altmışbeş yaşını bitirmiş bulunanların mahkûm edildiği bir yıl veya daha az süreli hapis cezası, birinci fıkrada yazılı seçenek yaptırımlardan birine çevrilir” şeklindedir.
Maddenin birinci fıkrasında sanığa hükmedilen bir yıl veya daha az süreli hapis cezasının seçenek yaptırımlara çevrilebileceği düzenlenmiş olup maddede “çevrilebilir” kelimesine yer verilmiş olduğundan hakimin kısa süreli hapis cezasını birinci fıkrada belirtilen seçenek yaptırımlardan birine çevirme zorunluluğu bulunmamaktadır. Kısa süreli hapis cezasının seçenek yaptırıma çevrilip çevrilmemesi, çevrilmesi halinde hangi seçenek yaptırıma çevrileceği hususları dosya içeriğine göre hakimin takdirine bırakılmıştır.
İkinci fıkrada adli para cezasına çevirme yasağı düzenlenmiş olup, adli para cezası ile hapis cezasının seçimlik olarak düzenlendiği bir suçtan hüküm kurulurken temel cezanın tercihen hapis cezası olarak seçilmesinden sonra, sonuç hapis cezası kısa süreli olsa dahi 50. maddenin 1. fıkrasında sayılan seçenek yaptırımlardan adli para cezasına çevrilemeyecektir. Ancak adli para cezası dışındaki diğer seçenek yaptırımlardan birine çevrilmesine bir engel bulunmamaktadır.
Üçüncü fıkrada ise seçenek yaptırımlara çevirmenin zorunlu olduğu haller düzenlenmiş olup, buna göre daha önce hapis cezasına mahkum edilmemiş olmak kaydıyla, mahkum olunan otuz gün ve daha az süreli hapis cezası ile suç tarihinde onsekiz yaşını doldurmamış veya altmışbeş yaşını bitirmiş bulunanların mahkum olduğu kısa süreli hapis cezasının seçenek yaptırımlardan birine çevrilmesi zorunludur. Burada hakime takdir hakkı tanınmamış olup, şartların oluşması halinde fıkrada belirtilen sürelerdeki hapis cezalarını maddenin birinci fıkrasında sayılan seçenek yaptırımlardan birine çevrilmesi zorunlu kılınmıştır. Kanun koyucu seçenek yaptırımlara çevirme noktasında bir sınırlama getirmemiş, hapis cezasının birinci fıkrada belirtilen seçenek yaptırımlardan herhangi birine çevrileceğini belirtmiş, nitekim madde gerekçesinde; “bu hâllerde, mahkeme kısa süreli hapis cezasını adli para cezasına veya diğer seçenek tedbirlerden birine çevirecektir” denilmek suretiyle kısa süreli hapis cezasının para cezası dahil seçenek yaptırımlardan birine çevrilebileceği açıkça hükme bağlanmıştır.
Maddenin üçüncü fıkrasındaki şartları taşıyan sanık hakkında seçimlik yaptırım öngörülen bir suçtan mahkumiyet hükmü kurulurken temel cezanın tercihen hapis cezası olarak seçilmesinden sonra bu cezanın üçüncü fıkra gereğince adli para cezasına çevrilip çevrilemeyeceğinin uyuşmazlığın çözümü açısından belirlenmesi gerekmektedir.
Maddenin ikinci fıkrasında yasaklayıcı bir düzenleme yapan kanun koyucunun, üçüncü fıkrada hiçbir sınırlama yapmaksızın zorunlu çevirme hallerini düzenlemiş olması ve fırka gerekçesinde de fıkrada belirtilen sürelerdeki hapis cezalarının açıkça adli para cezasına da çevrilebileceğini belirtilmiş bulunması karşısında, sanık hakkında hükmedilen hapis cezasının adli para cezasına da çevrilebileceğinin kabulü gerekmektedir.
Öğretide de bu konuya ilişkin olarak; “Hakaret suçunu düzenleyen TCK’nun 125/1 inci maddesi, fiilin cezasını, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası olarak öngörmüştür. Hakim seçim imkanı olmasına rağmen sanığı para cezasına değil, kısa süreli hapis cezasına mahkum etmişse, bu ceza artık paraya çevrilemez. Bununla birlikte, suç tanımında adli para cezası ile hapis cezasının seçimlik olduğu bazı hallerde, hapis cezası tercih edilip, somut ceza belirlendiğinde, 50/3’te yer alan ceza sınırının altında bir hapis cezasına ulaşılırsa, kanaatimizce diğer şartları mevcutsa, adli para cezasına çevirmek mümkündür” (M.Emin Artuk-Ahmet Gökcen-A.Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara 2014, 8. Baskı, s. 706) şeklinde görüşe yer verilmiştir.
Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Sanığa yüklenen taksirle yaralama suçu için seçimlik olarak hapis cezası ile adli para cezası öngörülmüş olup, suç tarihinde 65 yaşından büyük olan sanık hakkında temel ceza olarak hapis cezasını tercih eden yerel mahkemece, sonuç olarak hükmedilen 5 ay kısa süreli hapis cezasının 5237 sayılı TCK’nun 50/3. maddesi gereğince aynı kanunun 50/1. maddesinde belirtilen para cezası dahil seçenek yaptırımlardan birine çevrilmesi gerektiğinin gözetilmemesi usul ve kanuna aykırıdır.
Bu itibarla, yerel mahkeme hükmünün bozulmasına ilişkin Özel Daire kararı isabetli olduğundan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan yedi Genel Kurul Üyesi; “Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmesi gerektiği” düşüncesiyle karşı oy kullanmışlar
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
2-Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına TEVDİİNE, 11.02.2014 günü yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.
Hapis Cezası Alt Sınırdan Verilmişken Adli Gün Para Cezasında Alt Sınırdan Uzaklaşılması Çelişki Oluşturur
Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 2006/5743 E. – 2007/2640 K., 02.04.2007 T.
Kararın Özeti
Göçmen kaçakçılığı suçundan mahkûm edilen sanık hakkındaki hüküm birden çok yönden bozulmuştur. Adli para cezasıyla ilgili temel sakatlık şudur: Mahkeme, hürriyeti bağlayıcı cezayı “alt sınırdan uzaklaşmayı gerektiren neden bulunmadığı” gerekçesiyle asgari hadden belirlemiş; buna karşılık adli gün para cezasını belirlerken TCK m.52’deki alt sınırdan uzaklaşarak fazla ceza tayin etmiştir.
Yargıtayın Gerekçesi
Aynı hükümde hapis cezası için alt sınırdan uzaklaşmayı gerektirir bir neden görülmediği belirtilmişken, adli para cezasının gün sayısı bakımından alt sınırdan uzaklaşılması kendi içinde çelişkilidir ve fazla cezaya yol açmıştır. Karar ayrıca teşebbüs (TCK m.35) hükmünün uygulanmaması, takdiri indirimin (TCK m.62) gerekçesiz biçimde uygulanmaması ve karar başlığında suç yeri/zamanının yazılmaması yönlerinden de bozulmuştur.
“…hürriyeti bağlayıcı cezanın asgari hadden verilmesine karşın, adli gün para cezası belirlenirken … alt sınırdan uzaklaşılması suretiyle fazla ceza tayini…”
Değerlendirme
Bu karar, adli para cezasının gün sayısının belirlenmesinde iç tutarlılık ilkesini ortaya koyar. Mahkeme, temel hapis cezasını alt sınırdan veriyorsa, aynı olaya ilişkin takdir gerekçesi adli para cezası için de geçerli olmalıdır; hapis için “uzaklaşmayı gerektiren neden yok” denilip para cezası gün sayısının yükseltilmesi mantıksal ve hukuki çelişkidir. Savunma açısından bu, sık rastlanan ve gözden kaçan bir bozma kalemidir: hapis ve adli para cezasının temel/gün belirlemelerinin aynı takdir gerekçesine dayanması denetlenmelidir. Tutarsızlık varsa, fazla belirlenen para cezası bozma sebebidir.
Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2006/5743 E. – 2007/2640 K. Sayılı İlamı Tam Metni
“İçtihat Metni”
Göçmen kaçakçılığı suçundan sanık Alanur ‘un yapılan yargılaması sonunda; hükümlülüğüne dair Hatay 1. Asliye Ceza Mahkemesinden verilen 16.9.2005 gün ve 967 esas, 784 karar sayılı hükmün süresi içinde Yargıtay’ca incelenmesi sanık müdafii tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı C.Başsavcılığından tebliğname ile 9.6.2006 günü daireye gönderilmekle incelendi:
Gereği görüşülüp düşünüldü:
5237 sayılı TCK.nun 53/1. maddesine göre anılan madde ve fıkrada belirtilen hakları kullanmaktan yoksun bırakılmanın kasten işlenmiş bir suçtan dolayı verilen hapis cezasına mahkumiyetin kanuni sonucu olması nedeniyle infaz aşamasında nazara alınması mümkün görüldüğünden bozma nedeni yapılmamıştır.
Yerinde görülmeyen sair itirazların reddine; ancak,
1- Karar başlığında suçun işlendiği yer ve zaman diliminin yazılmaması suretiyle CMK.nun 232/2-c madde ve fıkrasına aykırılık yapılması,
2- Alt sınırdan uzaklaşmayı gerektirir takdiri ve yasal neden görülmediği gerekçesiyle hürriyeti bağlayıcı cezanın asgari hadden verilmesine karşın, adli gün para cezası belirlenirken TCK. nun 52. maddesinde gösterilen alt sınırdan uzaklaşılması suretiyle fazla ceza tayini,
3- Sanığın, İstanbul’da çalışmak amacıyla yasadışı yollardan Türkiye’ye girmiş yabancı uyruklu 34 göçmeni Hatay İli Ovakent Beldesinde bulunan evinde birkaç gece barındırması şeklindeki eyleminin, göçmenlerin nihai amacı ve sanığın evinde kalış süreleri de dikkate alındığında, ülkede kalmalarına imkan sağlamaya teşebbüs aşamasında kaldığı gözetilip sanık hakkında aynı yasanın 35. maddesinin de uygulanması gerektiği halde, suçun tamamlandığı kabul edilerek, fazla ceza tayini,
4- Duruşma tutanaklarına yansımış olumsuz hal ve hareketi görülmeyen ve sabıkasız olan sanık hakkında, herhangi bir gerekçeye dayanılmaksızın “dosya kapsamına göre cezadan başkaca artırma ve eksiltme yapılmasına takdiren yer olmadığına” denilmek suretiyle 5237 sayılı TCK.nun 62.maddesinin uygulanmaması,
Bozmayı gerektirmiş sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan CMUK.nun 321. maddesi gereğince hükmün bu sebeplerden dolayı istem gibi (BOZULMASINA), 2.4.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Çocuk Sanık Seçenek Tedbiri Yerine Getirmezse Kısa Süreli Hapis İnfaz Edilemez (TCK m.50/6 Çocuklara Uygulanmaz)
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2013/789 E. – 2014/56 K., 11.02.2014 T.
Kararın Özeti
Hırsızlık malını bilerek kabul etme suçundan, 15-18 yaş grubundaki çocuk sanık hakkında verilen kısa süreli hapis cezası, TCK m.50/1-d uyarınca belirli yerlere gitmekten yasaklanma tedbirine çevrilmiştir. Yerel mahkeme, tedbirin gereği yerine getirilmezse m.50/6 uyarınca hapsin infaz edileceğini ihtar etmiştir. Uyuşmazlık, m.50/6’nın çocuklara uygulanıp uygulanmayacağıdır. Ceza Genel Kurulu, m.50/6’nın çocuklar hakkında uygulanamayacağına karar vererek Özel Daire’nin bozmasını isabetli bulmuştur.
Yargıtayın Gerekçesi
5275 sayılı Kanun m.106/4, çocuğa hükmedilen adli para cezası ödenmezse hapse çevrilemeyeceğini düzenler. 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu m.4/i ise, çocuklar hakkında özgürlüğü kısıtlayıcı tedbir ve hapse en son çare olarak başvurulmasını ilke edinmiştir. Bu ilkeler ışığında, seçenek tedbirin gereğini yerine getirmeyen çocuk sanık hakkında m.50/6 uygulanarak kısa süreli hapis infaz edilemez; bunun yerine başka bir seçenek yaptırıma veya adli para cezasına çevrilmesi gerekir. TCK m.50/6 yalnızca yetişkinler içindir.
“…hapis cezasının tamamen ya da kısmen infazına karar verilmeyerek, adli para cezasına çevrilme de dahil olmak üzere, … diğer seçenek yaptırımlardan birisine çevrilmesi gerekmektedir.”
Değerlendirme
Bu karar, çocuk sanıklar bakımından “hapsin en son çare olması” ilkesinin infaz aşamasına yansımasını gösterir. Yetişkinlerde, seçenek tedbirin yerine getirilmemesi kısa süreli hapsin infazıyla sonuçlanır (m.50/6). Ancak çocuklarda bu yol kapalıdır: tedbir yerine getirilmese bile çocuk hapse gönderilemez; mahkeme, adli para cezası dahil başka bir seçenek yaptırıma yönelmek zorundadır. Bu, çocuğun korunması ilkesinin yetişkin rejiminden ayrıldığı temel noktalardan biridir. Çocuk müdafii açısından, infaz aşamasında m.50/6 ihtarına dayanılarak hapis infazı talep edilmesi halinde, bu içtihat doğrudan bir itiraz dayanağıdır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2013/789 E. – 2014/56 K. Sayılı İlamı Tam Metni
“İçtihat Metni”
Sanık hakkında hırsızlık suçundan açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonucunda eylemin hırsızlık malını bilerek kabul etmek suçunu oluşturduğu kabul edilerek 5237 sayılı TCK’nun 165/1, 31/3, 62, 50 ve 52. maddeleri uyarınca 3 ay 10 gün hapis ve 40 Lira adli para cezası ile cezalandırılmasına, TCK’nun 50. maddesinin (d) bendi gereğince sanığın almış olduğu 3 ay 10 gün hapis cezası süresi kadar ikametgahının bulunduğu ildeki içkili gazino ve eğlence yerlerine gitmekten yasaklanmasına, cezanın bu şekilde infazına ve “TCK’nun 50/6. maddesi gereğince hüküm kesinleştikten sonra C.Savcılığınca yapılan tebligata rağmen 30 gün içerisinde seçenek yaptırımın gereklerinin yerine getirilmesine başlanmaması veya başlanıp da devam edilmemesi halinde hükmü veren mahkemece kısa süreli hapis cezasının tamamen veya kısmen infazına karar verileceğinin sanığa ihtarına” ilişkin, Kütahya 1. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 03.06.2010 gün ve 373-449 sayılı hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 2. Ceza Dairesince 28.02.2013 gün ve 29265-4150 sayı ile;
“…Diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Ancak,
5237 sayılı TCK’nun 50/3. maddesinde daha önce hapis cezası ile mahkum olmayan 18 yaşını doldurmamış çocukların mahkum edildiği bir yıl veya daha az süreli hapis cezalarının aynı maddenin birinci fıkrasında yazılı seçenek yaptırımlardan birine çevrileceği belirtilmiş, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 106/4. maddesinde ‘Çocuklar hakkında hükmedilen adli para cezasının ödenmemesi halinde bu ceza hapse çevrilemez, bu takdirde onbirinci fıkra hükmü uygulanır’ şeklinde düzenleme yapılmıştır.
Her ne kadar 5237 sayılı TCK’nun 50/6. maddesinde seçenek tedbirin yerine getirilmemesi halinde tedbire çevrilen kısa süreli hapis cezasının tamamen veya kısmen infazına karar verileceği belirtilmiş ise de, yukarıda açıklanan düzenlemeler karşısında 5237 sayılı TCK’nun 50/6. maddesinin çocuklar yönünden uygulanamayacağı, hükmolunan seçenek tedbirin yerine getirilmemesi halinde diğer seçenek tedbirlerden birine veya adli para cezasına karar verilebileceği sonucuna varılmaktadır.
Bu itibarla, kısa süreli hapis cezasından çevrilen seçenek tedbirin yerine getirilmemesi halinde hapis cezasının tamamen veya kısmen infaz edileceği ihtarı yapılamayacağı gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 21.03.2013 gün ve 333851 sayı ile;
“…Çocuk sanık hakkında kısa süreli hürriyeti bağlayıcı ceza TCK’nun 50/3. maddesi uyarınca TCK’nun 50/1/c maddesindeki seçenek yaptırıma çevrilmiştir. Mahkeme gerekçesinde TCK’nun 50/6. maddesi uyarınca seçenek tedbirin yerine getirilmemesi halinde tedbire çevrilen kısa süreli hapis cezasının tamamen veya kısmen infazına karar verileceği belirtilmiştir.
Burada tartışılması gereken sorun 5237 sayılı Kanunun 50/6. maddesinin çocuk sanıklar hakkında uygulanıp uygulanamayacağı noktasında toplanmaktadır.
5237 sayılı Kanunun 50. maddesi, çocuk sanıklar hakkında, önceden hapis cezasına hükmedilmemiş olması şartıyla, kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezaların para veya yasada sayılı seçenek yaptırımlara çevrilmesini öngörmüştür. 5275 sayılı Kanunun para cezalarının infazını düzenleyen 106. maddesinin 4. fıkrasında ise, çocuklar hakkında hükmedilen adli para cezasının ödenmemesi halinde, bu cezaların hapse çevrilemeyeceğini ancak amme alacağının tahsili yöntemine başvurularak tahsilat yapılacağı belirtilmektedir. Kanunun diğer seçenek yaptırımların infazını düzenleyen 109. maddesinde ise, TCK’nun 50. maddedeki diğer seçenek yaptırımların infaz rejiminin tüzükte gösterileceği belirtilmektedir. Tüzüğün 51. maddesinde ise, bir eğitim kurumuna devam etme yaptırımının infazı düzenlenerek, ‘Hükümlünün, haklı, geçerli ve gerektiğinde belgelendirilebilen mazereti olmaksızın on gün içinde gelmemesi ve otuz gün içinde seçenek yaptırımın infazına başlanmaması halinde durumun Cumhuriyet başsavcılığı aracılığı ile mahkemeye bildirileceği’ bildirilmiştir.
5237 sayılı Kanunun 50/6. maddesinde ise, ‘seçenek tedbirin gereklerinin yerine getirilmesine başlanmaması veya başlanıp da devam edilmemesi halinde, hükmü veren mahkeme kısa süreli hapis cezasının tamamen veya kısmen infazına karar verir ve bu karar derhal infaz edilir. Bu durumda, beşinci fıkra hükmü uygulanmaz’ denilmektedir.
Çocuk sanıklar hakkında, sadece adli para cezasının infazı açısından bir istisna getirilerek, hükmedilen adli para cezasının ödenmemesi halinde, bu cezaların hapse çevrilemeyeceğini ancak amme alacağının tahsili yöntemine başvurularak tahsilat yapılacağını düzenlemiştir. Oysa diğer seçenek yaptırımların düzenlendiği infaz yasası ve uygulama tüzüğünde böyle bir istisnaya yer verilmemiştir. Kanaatimizce kanun koyucunun bu tercihi bilinçli bir tercihtir. Asıl cezaya dönüşen adli para cezasının ödenememesi çocuk olan sanıklar hakkında ağır bir sonuçtur ve artık ekonomik bir yaptırıma dönüşmüş olan cezanın hürriyeti bağlayıcı ceza olarak infazı telafisi imkansız sonuçlar doğuracaktır. Oysa aralarında eğitim kurumuna devam etme yaptırımının da bulunduğu diğer seçenek yaptırımlar için bu durum sözkonusu olmayacak, sanığın doğrudan hürriyeti bağlayıcı ceza tehdidine maruz kalmamak konusunda önemli bir insiyatifi bulunacak, deyim yerinde ise kendi kaderi kendi elinde olacaktır. Ancak seçenek yaptırımların gereğini yerine getirmeyen sanığın, çocuk olsa bile mahkeme tarafından kısa süreli hapis cezasının tamamen veya kısmen infazına karar verilebilecektir.
Öte yandan, Özel Dairenin kabulü gibi genişletici bir yorum ile hükmolunan seçenek tedbirin yerine getirilmemesi halinde diğer seçenek tedbirlerden birine veya adli para cezasına karar verilebilme imkânının, kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezası seçenek yaptırımlara çevrilen ve yaptırımları gereğini yerine getirmeyen çocuk sanıkların cezalarının, hiçbir surette hürriyeti bağlayıcı ceza olarak infaz edilemeyeceği, özellikle kötü niyetli çocuk sanıkların, bu hakkı kötüye kullanabileceği sonucuna vardıracaktır ki, bu görüşe katılmak mümkün görünmemektedir. Yine, 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunun 4(i) maddesinde yazılı çocuklar hakkında özgürlüğü kısıtlayıcı tedbirler ile hapis cezasına en son çare olarak başvurulması ilkesi de göstermektedir ki çocuk sanıklar hakkında kısa süreli de dahil olmak üzere hapis cezası verilerek cezaları infaz edilebilecektir” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurarak Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün onanmasına karar verilmesi talebinde bulunmuştur.
CMK’nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 2. Ceza Dairesince 21.11.2013 gün ve 9906-27384 sayı ile, itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
Sanığın hırsızlık malını bilerek kabul etme suçundan cezalandırılmasına karar verilen olayda, Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; hakkında hükmolunan kısa süreli hapis cezası 5237 sayılı TCK’nun 50/1. maddesinde yer alan seçenek yaptırımlara çevrilen çocuk sanığın seçenek tedbirin gereklerini yerine getirmemesi halinde aynı maddenin 6. fıkrası uyarınca hapis cezasının tamamen ya da kısmen infazına mı karar verileceği yoksa diğer seçenek tedbirlere ya da adli para cezasına mı hükmolunması gerektiğinin belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Yerel mahkemece 15-18 yaş grubu içerisinde olan çocuk sanık hakkında hırsızlık malını bilerek kabul etmek suçundan 5237 sayılı TCK’nun 165/1, 31/3 ve 62. maddeleri uyarınca 3 ay 10 gün hapis ve 40 Lira adli para cezasına hükmolunduğu ve hürriyeti bağlayıcı cezanın, aynı kanunun 50/d maddesi gereğince “sanığın almış olduğu hapis cezası süresi kadar ikametgahındaki ilde bulunan içkili gazino ve eğlence yerlerine gitmekten yasaklanmasına tedbirine çevrilmesine, cezanın bu şekilde infazına,
TCK’nun 50/6. maddesi gereğince hüküm kesinleştikten sonra C.Savcılığınca yapılan tebligata rağmen 30 gün içerisinde seçenek yaptırımın gereklerinin yerine getirilmesine başlanmaması veya başlanıp da devam edilmemesi halinde hükmü veren mahkemece kısa süreli hapis cezasının tamamen veya kısmen infazına karar verileceğinin sanığa ihtaratına” karar verildiği,
Anlaşılmaktadır.
5237 sayılı TCK’nun “Kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımlar” başlıklı 50. maddesi; “(1) Kısa süreli hapis cezası, suçlunun kişiliğine, sosyal ve ekonomik durumuna, yargılama sürecinde duyduğu pişmanlığa ve suçun işlenmesindeki özelliklere göre;
a) Adli para cezasına,
b) Mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle, tamamen giderilmesine,
c) En az iki yıl süreyle, bir meslek veya sanat edinmeyi sağlamak amacıyla, gerektiğinde barınma imkanı da bulunan bir eğitim kurumuna devam etmeye,
d) Mahkum olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle, belirli yerlere gitmekten veya belirli etkinlikleri yapmaktan yasaklanmaya,
e) Sağladığı hak ve yetkiler kötüye kullanılmak suretiyle veya gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranılarak suç işlenmiş olması durumunda; mahkum olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle, ilgili ehliyet ve ruhsat belgelerinin geri alınmasına, belli bir meslek ve sanatı yapmaktan yasaklanmaya,
f) Mahkum olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle ve gönüllü olmak koşuluyla kamuya yararlı bir işte çalıştırılmaya,
Çevrilebilir.
(2) Suç tanımında hapis cezası ile adli para cezasının seçenek olarak öngörüldüğü hallerde, hapis cezasına hükmedilmişse; bu ceza artık adli para cezasına çevrilmez.
(3) Daha önce hapis cezasına mahkum edilmemiş olmak koşuluyla, mahkum olunan otuz gün ve daha az süreli hapis cezası ile fiili işlediği tarihte onsekiz yaşını doldurmamış veya altmışbeş yaşını bitirmiş bulunanların mahkum edildiği bir yıl veya daha az süreli hapis cezası, birinci fıkrada yazılı seçenek yaptırımlardan birine çevrilir.
(4) Taksirli suçlardan dolayı hükmolunan hapis cezası uzun süreli de olsa; bu ceza, diğer koşulların varlığı halinde, birinci fıkranın (a) bendine göre adli para cezasına çevrilebilir. Ancak, bu hüküm, bilinçli taksir halinde uygulanmaz.
(5) Uygulamada asıl mahkumiyet, bu madde hükümlerine göre çevrilen adli para cezası veya tedbirdir.
(6) Hüküm kesinleştikten sonra Cumhuriyet savcılığınca yapılan tebligata rağmen otuz gün içinde seçenek tedbirin gereklerinin yerine getirilmesine başlanmaması veya başlanıp da devam edilmemesi halinde, hükmü veren mahkeme kısa süreli hapis cezasının tamamen veya kısmen infazına karar verir ve bu karar derhal infaz edilir. Bu durumda, beşinci fıkra hükmü uygulanmaz.
(7) Hükmedilen seçenek tedbirin hükümlünün elinde olmayan nedenlerle yerine getirilememesi durumunda, hükmü veren mahkemece tedbir değiştirilir” hükmünü içermektedir.
Maddenin uyuşmazlık konusunu ilgilendiren altıncı fıkrasında, kısa süreli hapis cezası yerine hükmolunan adli para cezasının veya tedbirin gereklerinin yerine getirilmemesinin hukukî sonuçları düzenlenmiş olup, hüküm kesinleştikten sonra Cumhuriyet savcılığınca yapılan tebligata rağmen otuz gün içinde seçenek yaptırımın gereklerinin yerine getirilmesine başlanmaması veya başlanıp da devam edilmemesi hâlinde, hükmü veren mahkemece kısa süreli hapis cezasının tamamen veya kısmen infazına karar verilecek ve bu karar derhâl infaz edilecektir. Bu durumda, uygulamada asıl mahkumiyet kısa süreli hapis cezası olacaktır. Hükmolunan seçenek tedbirin hükümlünün elinde olmayan nedenlerle yerine getirilememesi durumunda ise, aynı maddenin 7. fıkrası uyarınca hükmü veren mahkemece tedbir değiştirilecektir.
Öte yandan 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un “Adli para cezasının infazı” başlıklı 106. maddesinin uyuşmazlıkla ilgili 4. ve 11. fıkralarında ise;
“(4) Çocuklar hakkında hükmedilen adli para cezasının ödenmemesi halinde, bu ceza hapse çevrilemez. Bu takdirde onbirinci fıkra hükmü uygulanır…
(11) İnfaz edilen hapsin süresi, adli para cezasını tamamıyla karşılamamış olursa, geri kalan adli para cezasının tahsili için ilam, Cumhuriyet Başsavcılığınca mahallin en büyük mal memuruna verilir. Bu makamlarca 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanuna göre kalan adli para cezası tahsil edilir” hükmü yer almakta olup, çocuklar hakkında hükmedilen adli para cezasının ödenmemesi halinde, bu cezaların hapse çevrilemeyeceği, ancak amme alacaklarının tahsili yöntemine başvurularak tahsil edileceği öngörülmüştür.
Kanunun diğer seçenek yaptırımların infazını düzenleyen 109. maddesinde ise kısa süreli hapis cezası yerine Türk Ceza Kanununun 50. maddesine göre hükmedilen seçenek yaptırımların infazında uygulanacak rejimin tüzükte gösterileceği belirtilmektedir.
Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük’ün 51. maddesinin uyuşmazlıkla ilgili belirli yerlere gitmekten veya belirli etkinlikleri yapmaktan yasaklanma yaptırımının infazına ilişkin 4. fıkrasında da;
“a) Belirli yerlere gitmekten veya belirli etkinlikleri yapmaktan yasaklanma yaptırımının infazı, hükümlünün mahkeme kararıyla mahkum olduğu hapis cezasının yarısından, bir katına kadar süreyle belirli yerlere gitmekten ya da belirli etkinlikleri yapmaktan yasaklanması şeklinde yerine getirilir,
b) Kesinleşen mahkeme kararında gösterilen belirli yerlere gitmekten veya belirli etkinliklere katılmaktan yasaklanma yaptırımı içeren ilâm Cumhuriyet başsavcılığına verilir. Cumhuriyet başsavcılığınca ilâm denetimli serbestlik ve yardım merkezi şube müdürlüğü ya da bürosuna gönderilir. Bu birim tarafından, yapılacak tebligatta on gün içinde hükümlünün kararın infazı için başvurması istenir. Başvurması halinde hükümlüye belirli yerlere gitmekten veya belirli etkinliklere katılmaktan yasaklanma yaptırımının infaz şekli bildirilir. Hükümlünün haklı, geçerli ve gerektiğinde belgelendirilebilen mazereti olmaksızın on gün içinde gelmemesi ve otuz gün içinde seçenek yaptırımın infazına başlanmaması hâlinde durum Cumhuriyet başsavcılığı aracılığı ile mahkemeye bildirilir” şeklinde düzenleme yer almaktadır.
Geçerli bulunan hukuk kurallarına göre suç oluşturan fiili işlediği sabit olan kişiye verilecek cezanın amacı başlangıçta kefaret (ödetme) anlayışına dönük iken, zaman içerisinde bu anlayıştan vazgeçilerek hükümlünün ıslahı ve topluma kazandırılması hedeflenmiştir. 5275 sayılı Kanunun 3. maddesinde de; ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazı ile ulaşılmak istenilen temel amacın, öncelikle genel ve özel önlemeyi sağlamak, bu maksatla hükümlünün yeniden suç işlemesini engelleyici etkenleri güçlendirmek, toplumu suça karşı korumak, hükümlünün yeniden sosyalleşmesini teşvik etmek, üretken ve kanunlara, nizamlara ve toplumsal kurallara saygılı, sorumluluk taşıyan bir hayat biçimine uyumunu kolaylaştırmak olduğu açıklanmıştır.
5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununun “Temel ilkeler” başlıklı dördüncü maddesinin (i) bendinde ise; “(1) Bu Kanunun uygulanmasında, çocuğun haklarının korunması amacıyla;…..
i) Çocuklar hakkında özgürlüğü kısıtlayıcı tedbirler ile hapis cezasına en son çare olarak başvurulması,
İlkeleri gözetilir” şeklinde düzenleme öngörülmüştür.
Görüldüğü gibi, çocuk sanıklar hakkında verilen hükümlerin infazının ana amacı çocuk haklarının korunması, çocuğun gelecekte yeniden suç işlemekten uzak kalabilmesi ve böylece toplumun da yeni suçlardan korunmasının yanısıra, onun yeniden sosyalleşmesinin temini ile topluma kazandırılmasıdır. Çocuk sanık hakkında hükmolunan ve son çare olarak düşünülen hürriyeti bağlayıcı cezanın infazı mümkündür, ancak bu ceza kısa süreli olup TCK’nun 50. maddesi uyarınca adli para cezasına ya da diğer seçenek yaptırımlara çevrilmişse, adli para cezasının ödenmemesi ya da seçenek yaptırımların yerine getirilmemesi halinde artık kısa süreli hapis cezasının tamamen ya da kısmen infazına karar verilemeyecektir.
Çocuk sanıklar hakkında, sadece adli para cezasının infazı açısından bir istisna getirilerek hükmedilen adli para cezasının ödenmemesi halinde, bu cezaların hapse çevrilemeyeceği ancak amme alacaklarının tahsili yöntemine başvurularak tahsil edileceğinin düzenlenmiş olması ve diğer seçenek yaptırımlar yönünden böyle bir istisnaya yer verilmemesi nedeniyle TCK’nun 50. maddesinin 6. fıkrasının çocuk sanıklar hakkında da uygulanmasının mümkün olduğu ileri sürülebilir ise de; 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununun 4/i maddesinde çocuk haklarının korunması amacıyla özgürlüğü sınırlayıcı tedbirler ile hapis cezasına en son çare olarak başvurulması ilkesine işaret edilmesine göre, tıpkı adli para cezasının ödenmemesi halinde, bu cezanın hapse çevrilmesi yasağına benzer şekilde, diğer seçenek yaptırımların gereğini yerine getirmeyen çocuk sanık hakkında da kısa süreli hapis cezasının tamamen veya kısmen infazına karar verilemeyeceği ve adli para cezasına çevrilme de dahil olmak üzere diğer seçenek yaptırımlara hükmolunması seçeneklerinin değerlendirilmesi gerektiğinin kabulü kanun koyucunun amacına daha uygun olacaktır.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
5237 sayılı TCK’nun 50. maddesinin 6. fıkrası ile yalnızca yetişkin sanıklarla ilgili bir düzenleme öngörüldüğü ve anılan bu düzenlemenin çocuk sanıklarla ilgili olarak uygulama imkanı bulunmadığından, hakkında hükmolunan kısa süreli hapis cezası 5237 sayılı TCK’nun 50. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde yer alan seçenek yaptırıma çevrilen, ancak seçenek tedbirin gereklerini yerine getirmeyen çocuk sanık hakkında, aynı maddenin 6. fıkrası uyarınca hapis cezasının tamamen ya da kısmen infazına karar verilmeyerek, adli para cezasına çevrilmede dahil olmak üzere, 50. maddenin birinci fıkrasında yer alan diğer seçenek yaptırımlardan birisine çevrilmesi gerekmektedir.
Bu nedenle, yerel mahkeme hükmü seçenek yaptırımın gereklerinin yerine getirilmesine başlanmaması veya başlanıp da devam edilmemesi halinde kısa süreli hapis cezasının tamamen veya kısmen infazına karar verilmesi yönünden isabetsizdir.
Bu itibarla, yerel mahkeme hükmünün bozulmasına ilişkin Özel Daire kararı isabetli olup, itirazın reddine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan dört Genel kurul Üyesi; “5237 sayılı TCK’nun 50. maddesinin 6. fıkrası çocuk sanıklar hakkında da uygulanabileceğinden itirazın kabulüne karar verilmesi gerektiği” düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 11.02.2014 günlü müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.
İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir. Diğer yazılarımızı görmek için Hukuki Makaleler sayfasını, hizmet verdiğimiz diğer alanları görmek için Hizmetlerimiz sayfasını ziyaret edebilirsiniz.
Av. Sinan Karabacak Cep Tel: +90 535 671 88 95
Yasal Uyarı: Bu makale Av. Sinan Karabacak tarafından, yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. Her dava kendine özgü koşullar içermektedir. Hukuki danışmanlık için lütfen iletişime geçiniz.

34 Yorumlar