İçindekiler
Uzlaştırma nedir? Bazı suçlarda şüpheli veya sanık ile mağdur ya da suçtan zarar görenin, tarafsız bir uzlaştırmacı aracılığıyla anlaşarak uyuşmazlığı sona erdirmesini sağlayan bir ceza muhakemesi kurumudur. Devletin cezalandırma tekeline dayanan klasik yöntemin yanında, tarafların iradesine alan açan bu kurum, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 253-255. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu rehberde uzlaştırmanın ne olduğunu, hangi suçlarda uygulandığını, süreci, sonuçlarını ve uygulamadaki ayrıntılarını ele alıyoruz.
Uzlaştırma Nedir?
Uzlaştırma, kanunda sayılan ve kural olarak daha az ağır görülen suçlarda, ceza davası yürütülmeden ya da sürmekteyken tarafların anlaşmasına imkân tanıyan bir alternatif çözüm yöntemidir. Suç şüphesi ortadan kalkmaz; ancak taraflar bir edim (örneğin zararın giderilmesi ya da özür) üzerinde anlaşırsa, fail hakkında kovuşturmaya yer olmadığına veya davanın düşmesine karar verilir. Burada “uzlaştırma” süreci, “uzlaşma” ise bu sürecin olumlu sonucunu ifade eder. Uzlaştırma zorunlu bir aşamadır: kapsamdaki suçlarda bu yola gidilmeden dava açılamaz.
Uzlaştırmanın Hukuki Niteliği
Uzlaştırma kurumu iki yönlüdür. Bir yandan, gerçekleştiğinde davanın açılmasını engelleyen veya açılmış davayı düşüren bir muhakeme hukuku kurumudur. Öte yandan, sonucu itibarıyla cezalandırmayı ortadan kaldırdığı için maddi ceza hukuku bakımından da etki doğurur. Bu çift yönlü yapı, uzlaştırmanın yalnızca usule ilişkin bir formalite olmadığını; failin cezai sorumluluğunun akıbetini doğrudan belirleyen esaslı bir kurum olduğunu gösterir. Bu nedenle uzlaştırma teklifinin doğru değerlendirilmesi, hem mağdur hem de şüpheli açısından kritik öneme sahiptir.
Uzlaştırma ile Arabuluculuk Aynı Şey mi?
Uygulamada en sık karıştırılan konulardan biri, uzlaştırma ile arabuluculuk arasındaki farktır. Arabuluculuk, hukuk uyuşmazlıklarına (örneğin işçi-işveren veya ticari alacak ihtilaflarına) ilişkin bir alternatif çözüm yöntemidir. Uzlaştırma ise yalnızca ceza muhakemesine özgüdür ve bir suç şüphesinin varlığını gerektirir. Arabuluculukta amaç özel hukuk alacağının çözümüyken; uzlaştırmada amaç, suçtan doğan uyuşmazlığın cezai sonuç doğurmadan giderilmesidir. İki kurumun süreci, görevli kişileri (arabulucu / uzlaştırmacı) ve hukuki sonuçları birbirinden ayrıdır.
Hangi Suçlar Uzlaştırmaya Tabidir?
Kanun koyucu her suçu uzlaştırmaya uygun görmemiştir. Uzlaştırma kapsamına kural olarak iki grup suç girer: soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı suçlar ile CMK’da açıkça sayılan belirli suçlar. Kamu düzenini ağır biçimde sarsan suçlar (örneğin kasten öldürme, uyuşturucu ticareti) ile cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar uzlaştırma kapsamı dışındadır; bu istisna özellikle önemlidir. Ayrıca uzlaştırma kapsamındaki bir suç, kapsama girmeyen başka bir suçla birlikte işlenmişse, uzlaştırma hükümleri uygulanmaz. Aşağıdaki tablo, uzlaştırmaya tabi başlıca suçları, ilgili maddeyi, şikâyete bağlı olup olmadığını ve öngörülen ceza miktarını göstermektedir.
Uzlaşmaya Tabi Suçların Tablosu
| SIRA NO | SUÇUN ADI | MADDE/FIKRA | ŞİKÂYETE TABİ Mİ? | KANUNDA ÖNGÖRÜLEN CEZA MİKTARI |
| 1 | Kasten yaralama | 86/1 | Hayır | Bir yıl altı aydan üç yıla kadar hapis cezası |
| 2 | Kasten yaralama | 86/2 | Evet | Altı aydan bir yıl altı aya kadar hapis veya adlî para cezası, suçun kadına karşı işlenmesi halinde dokuz aydan bir yıl altı aya kadar hapis veya adlî para cezası |
| 3 | Kasten yaralamanın ihmali davranışla işlenmesi | 88 | – | – |
| 4 | Taksirle yaralama | 89/1 | Evet | Dört aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası |
| 5 | Taksirle yaralama | 89/2 | Evet, (bilinçli taksir halinde hayır) | Birinci fıkraya göre belirlenen cezanın, yarı oranında artırılması |
| 6 | Taksirle yaralama | 89/3 | Evet(bilinçli taksir halinde hayır | Birinci fıkraya göre belirlenen cezanın bir kat artırılması |
| 7 | Taksirle yaralama | 89/4 | Evet(bilinçli taksir halinde hayır | Dokuz aydan beş yıla kadar hapis cezası |
| 8 | Tehdit | 106/1 birinci cümle | Hayır | Altı aydan iki yıla kadar hapis cezası |
| 9 | Tehdit | 106/1 ikinci cümle | Hayır | Dokuz aydan iki yıla kadar hapis cezası |
| 10 | Tehdit | 106/1 üçüncü cümle | Evet | İki aydan altı aya kadar hapis cezası veya adli para cezası |
| 11 | Konut dokunulmazlığının ihlali | 116/1 | Evet | Altı aydan iki yıla kadar hapis cezası |
| 12 | Konut dokunulmazlığının ihlali | 116/2 | Evet | Altı aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezası |
| 13 | Konut dokunulmazlığının ihlali | 116/4 | Hayır | Bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası |
| 14 | İş ve çalışma hürriyetinin ihlali | 117/1, 119/1-c | Evet | Altı aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası |
| 15 | Kişilerin huzur ve sükununu bozma | 123/1 | Evet | Üç aydan bir yıla kadar hapis cezası |
| 16 | Kişinin hatırasına hakaret | 130/1 | Evet | Üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası |
| 17 | Kişinin hatırasına hakaret | 130/2 | Evet | Üç aydan iki yıla kadar hapis cezası |
| 18 | Haberleşmenin gizliliğini ihlal | 132/1 | Evet | Bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası |
| 19 | Haberleşmenin gizliliğini ihlal | 132/2 | Evet | İki yıldan beş yıla kadar hapis cezası |
| 20 | Haberleşmenin gizliliğini ihlal | 132/3 | Evet | Bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası |
| 21 | Kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması | 133/1 | Evet | İki yıldan beş yıla kadar hapis cezası |
| 22 | Kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması | 133/2 | Evet | Altı aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası |
| 23 | Kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması | 133/3 | Evet | İki yıldan beş yıla kadar hapis ve dört bin güne kadar adlî para cezası |
| 24 | Özel hayatın gizliliğini ihlal | 134/1 | Evet | Bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası |
| 25 | Özel hayatın gizliliğini ihlal | 134/2 | Evet | İki yıldan beş yıla kadar hapis cezası |
| 26 | Hırsızlık | 141/1 | Hayır | Bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası |
| 27 | Paydaş veya elbirliği ile malik olunan mal üzerinde veya bir hukuki ilişkiye dayanan alacağı tahsil amacıyla hırsızlık | 144/1-a,1-b | Evet | İki aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezası |
| 28 | Kullanma hırsızlığı | 146/1 | Evet | – |
| 29 | Mala zarar verme | 151/1 | Evet | Dört aydan üç yıla kadar hapis veya adlî para cezası |
| 30 | Hakkı olmayan yere tecavüz | 154/1 | Evet | Altı aydan üç yıla kadar hapis ve bin güne kadar adlî para cezası |
| 31 | Güveni kötüye kullanma | 155/1 | Evet | Altı aydan iki yıla kadar hapis ve adlî para cezası |
| 32 | Güveni kötüye kullanma | 155/2 | Hayır | Bir yıldan yedi yıla kadar hapis ve üç bin güne kadar adlî para cezası |
| 33 | Bedelsiz senedi kullanma | 156/1 | Evet | Altı aydan iki yıla kadar hapis ve adlî para cezası |
| 34 | Dolandırıcılık | 157/1 | Hayır | Bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adlî para cezası |
| 35 | Dolandırıcılık daha az cezayı gerektiren hal | 159/1 | Evet | Altı aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezası |
| 36 | Kaybolmuş veya hata sonucu ele geçmiş eşya üzerinde tasarruf | 160/1 | Evet | Bir yıla kadar hapis veya adlî para cezası |
| 37 | Suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi | 165 | Hayır | Altı aydan üç yıla kadar hapis ve on bin güne kadar adlî para cezası |
| 38 | Açığa imzanın kötüye kullanılması | 209/1 | Evet | Üç aydan bir yıla kadar hapis cezası |
| 39 | Aile hukukundan kaynaklanan yükümlülüğün ihlali | 233/1 | Evet | Bir yıla kadar hapis cezası |
| 40 | Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması | 234/1 | Hayır | Üç aydan bir yıla kadar hapis cezası |
| 41 | Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması | 234/2 | Hayır | Birinci fıkra kapsamında verilen cezanın bir katı oranında artırılması |
| 42 | Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması | 234/3 | Evet | Üç aydan bir yıla kadar hapis cezası |
| 43 | Ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgelerin açıklanması | 239/1 | Evet | Bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adlî para cezası |
| 44 | Ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgelerin açıklanması | 239/2 | Evet | Bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adlî para cezası |
| 45 | Ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgelerin açıklanması | 239/3 | Hayır | Birinci fıkraya göre belirlenen cezanın üçte biri oranında artırılması |
Uzlaştırmanın Geçerlilik Şartları
Bir dosyada uzlaştırma yoluna gidilebilmesi için üç temel şartın bir arada bulunması gerekir:
- Suçun kapsamda olması: Fiilin, yukarıdaki tabloda görülen uzlaştırmaya tabi suçlardan biri olması gerekir. Kapsam dışı suçlarda uzlaştırma uygulanmaz.
- Soruşturulabilir/kovuşturulabilir olması: Ortada yeterli şüphe uyandıran bir fiil bulunmalı; şikâyete bağlı suçlarda altı aylık şikâyet süresi geçirilmemiş olmalıdır.
- Gönüllülük (irade serbestisi): Taraflar herhangi bir baskı altında kalmadan karar vermelidir. Uzlaşma teklifinden itibaren tarafların üç gün içinde kararını bildirmesi gerekir; bu süre içinde yanıt verilmezse teklif reddedilmiş sayılır.
Uzlaştırma Süreci Nasıl İşler?
Uzlaştırma, hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında gündeme gelebilir ve belirli adımlardan oluşur:
- Dosyanın büroya gönderilmesi: Suçun uzlaştırma kapsamında olduğu anlaşıldığında dosya, Cumhuriyet başsavcılığı bünyesindeki uzlaştırma bürosuna gönderilir.
- Uzlaştırmacı atanması: Büro, siciline kayıtlı uzlaştırmacılar arasından tarafsız bir uzlaştırmacı görevlendirir.
- Teklif ve kabul: Uzlaştırmacı, taraflara uzlaşma teklifini ulaştırır. Taraflar üç gün içinde kabul veya ret yönünde irade bildirir.
- Müzakere: Teklif kabul edilirse, uzlaştırmacının yönetiminde gizli müzakereler yürütülür ve taraflar bir edim üzerinde anlaşmaya çalışır.
- Rapor: Süreç olumlu ya da olumsuz sonuçlandığında uzlaştırmacı bir rapor düzenleyerek büroya verir. Bu rapor, sürecin akıbeti ve zamanaşımının yeniden işlemeye başlaması bakımından belirleyicidir.
Uzlaşmada Edim Türleri
Uzlaşma her zaman “para ödemek” anlamına gelmez. Taraflar çok çeşitli edimler üzerinde anlaşabilir; aşağıdaki örnekler çoğaltılabilir:
- Maddi veya manevi zararın tamamen ya da kısmen giderilmesi,
- Bir kamu kurumuna ya da hayır kurumuna bağış yapılması,
- Mağdurdan veya toplumdan kamuya açık biçimde özür dilenmesi,
- Bir eğitim programına katılma ya da belirli bir süre gönüllü çalışma.
Edim, derhal yerine getirilebileceği gibi ileri tarihli ya da taksitli de kararlaştırılabilir. Edimin niteliği, sürecin nasıl sonuçlanacağını doğrudan etkiler.
Uzlaştırmaya Hâkim Olan İlkeler
- Gizlilik: Uzlaştırma müzakereleri gizli yürütülür. Müzakerelere katılmaktan haklı bir mazeret olmaksızın imtina eden taraf, uzlaşmayı kabul etmemiş sayılır.
- Delil yasağı: Müzakereler sırasında yapılan açıklamalar, herhangi bir soruşturma, kovuşturma veya davada delil olarak kullanılamaz. Bu güvence, tarafların açık konuşabilmesini sağlar.
- Tekrar yasağı: Uzlaştırmanın sonuçsuz kalması hâlinde aynı suç için yeniden uzlaştırma yoluna gidilemez.
- Kişisellik: Birden çok kişinin birlikte işlediği suçlarda yalnızca uzlaşan kişi uzlaşmadan yararlanır.
Uzlaşma Sağlanırsa Ne Olur?
Taraflar anlaşır ve edim derhal yerine getirilirse, soruşturma aşamasında kovuşturmaya yer olmadığına, kovuşturma aşamasında ise davanın düşmesine karar verilir. Edim ileri tarihe bırakılmış veya taksitlendirilmişse, fail edimini yerine getirene kadar süreç askıda tutulur; edim tam olarak yerine getirildiğinde aynı sonuç doğar. Buna karşılık fail kararlaştırılan edimi yerine getirmezse, uzlaşma gerçekleşmemiş sayılır ve soruşturma ya da kovuşturmaya kaldığı yerden devam edilir. Uzlaşmanın en önemli avantajı, failin hakkında mahkûmiyet hükmü kurulmadan dosyanın kapanması ve böylece sabıka kaydı doğmamasıdır.
Uzlaşma Sağlanamazsa Sonuçları
Uzlaşma teklifinin reddedilmesi ya da müzakerelerin olumsuz sonuçlanması hâlinde “uzlaşmama” durumu ortaya çıkar:
- Dava süreci: Savcılık iddianame düzenler ve kamu davası açılır. Fail, mahkemece suçlu bulunursa hapis ya da adli para cezası alabilir.
- Yargılama giderleri: Uzlaşmayı reddeden ve sonunda mahkûm olan sanık, uzlaştırmacı ücreti ve tebligat gibi giderleri ödemek durumunda kalabilir.
- HAGB ile ilişki: Uzlaşmanın reddedildiği durumlarda failin sonradan pişmanlık göstererek zararı gidermesi, HAGB gibi lehe kurumların değerlendirilmesinde önem taşıyabilir.
Uzlaştırma ve Dava Zamanaşımı
Uzlaştırma süreci, dava zamanaşımını da etkiler. Taraflardan birine ilk uzlaşma teklifinde bulunulduğu tarihte zamanaşımı durur. Teklif reddedilirse durmuş olan zamanaşımı ret tarihinde yeniden işlemeye başlar. Teklif kabul edilip müzakere aşamasına geçilirse, zamanaşımı müzakereler boyunca durmaya devam eder ve uzlaştırmacının raporunu büroya verdiği tarihte yeniden işler. Bu kurallar, özellikle zamanaşımı sınırına yaklaşan dosyalarda sürecin doğru takip edilmesini zorunlu kılar.
Uzlaştırmacı Kimdir ve Nasıl Atanır?
Uzlaştırmacı, tarafları bir araya getirip müzakereyi yöneten tarafsız bir kişidir. Hukuk fakültesi mezunları ile diğer belirli koşulları taşıyan kişiler, eğitim ve sınav sürecinin ardından Adalet Bakanlığı’nın tuttuğu uzlaştırmacı siciline kaydolur. Dosya uzlaştırma bürosuna geldiğinde, büro bu sicilden bir uzlaştırmacı görevlendirir. Uzlaştırmacının görevi taraflardan birini kayırmak değil; gönüllülük temelinde, tarafların özgür iradesiyle bir edim üzerinde anlaşmasını kolaylaştırmaktır. Bu tarafsızlık, sürecin meşruiyetinin temelini oluşturur.
Uzlaştırma ile Şikâyetten Vazgeçme Aynı Şey mi?
İki kurum sıkça karıştırılsa da farklıdır. Şikâyete bağlı bir suçta mağdurun şikâyetinden vazgeçmesi, doğrudan davanın düşmesine yol açar ve karşılığında bir edim gerektirmez. Uzlaştırma ise yapılandırılmış bir süreçtir; uzlaştırmacı atanır, taraflar bir edim üzerinde anlaşır ve bu anlaşma yerine getirildiğinde dosya kapanır. Ayrıca şikâyetten vazgeçme yalnızca şikâyete bağlı suçlarda mümkünken, uzlaştırma kapsamı kanunda sayılan resen kovuşturulan bazı suçları da içerir. Dolayısıyla uzlaştırma, şikâyetten vazgeçmeye göre hem daha kapsamlı hem de mağdurun somut bir karşılık elde etmesini sağlayan bir yoldur. Soruşturma ve kovuşturmanın usul kurallarına dair bilgiyi ceza muhakemesi İstanbul bağlamında bulabilirsiniz.
Sıkça Sorulan Sorular (SSS)
Uzlaşma teklifini kabul etmek zorunda mıyım?
Hayır. Uzlaştırma gönüllülük esasına dayanır; taraflar teklifi reddedebilir. Ancak teklife üç gün içinde yanıt verilmezse, teklif reddedilmiş sayılır.
Her suçta uzlaşmaya gidilebilir mi?
Hayır. Yalnızca kanunda sayılan suçlar ile şikâyete bağlı suçlar uzlaştırmaya tabidir. Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar ve kamu düzenini ağır biçimde ihlal eden suçlar kapsam dışıdır.
Uzlaşmada mutlaka para mı ödenir?
Hayır. Edim para olabileceği gibi özür dileme, bağış, eğitim programına katılma veya gönüllü çalışma gibi farklı biçimlerde de kararlaştırılabilir.
Uzlaşma sabıkaya işler mi?
Hayır. Uzlaşma sağlanıp dosya kapandığında ortada bir mahkûmiyet hükmü bulunmadığından sabıka kaydı oluşmaz.
Vekilim benim adıma uzlaşmayı kabul edebilir mi?
Vekilin uzlaşmaya ilişkin özel yetkisi varsa, vekile yapılan uzlaştırma teklifi geçerli sayılır ve vekil müvekkili adına uzlaşma iradesini kullanabilir.
Genel Değerlendirme
Uzlaştırma, tarafların iradesine alan açarak hem mağdurun zararının hızla giderilmesini hem de failin mahkûmiyet almadan süreci sonlandırmasını mümkün kılan önemli bir kurumdur. Sürecin doğru yönetilmesi; teklifin süresinde değerlendirilmesi, edimin niteliğinin doğru belirlenmesi ve zamanaşımı gibi usuli hususların takibi bakımından uzmanlık gerektirir.
Uzlaştırma Hakkında Öne Çıkan Yargıtay Kararları ve Yorumları
Aşağıdaki kararlar Yargıtay karar arama sisteminden konuya göre seçilmiş olup, her içtihat önce kısa bir özet, ardından kararın belirleyici cümlesi ve uygulamadaki anlamına ilişkin bir değerlendirme ile sunulmuştur.
1. Uzlaştırmaya Tabi Suçlarda Dava Zamanaşımının Durması
Karar özeti: Dava zamanaşımı, taraflardan birine ilk uzlaşma teklifinde bulunulduğu tarihte durur. Teklif reddedilirse zamanaşımı ret tarihinde yeniden işlemeye başlar; teklif kabul edilip müzakereye geçilirse, uzlaştırmacının raporunu büroya verdiği tarihte yeniden işler. Olayda teklif reddedildiğinden, ayrıca rapor düzenlenmesi gerekmemiştir.
“…uzlaştırma girişiminin sonuçsuz kalması, müzakere sürecinin başlamaması nedeniyle artık uzlaşma raporunun düzenlenmesinin gerekmemesi… katılanın uzlaşma teklifini ret tarihi olan… dava zamanaşımının yeniden işlemeye başladığı…” (Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2022/15 E. – 2022/627 K.)
Değerlendirme: Karar, zamanaşımının “durma” anı ile “yeniden işleme” anının teklifin akıbetine göre nasıl belirleneceğini netleştirir. Teklif daha en baştan reddedilmişse rapor aranmaz; zamanaşımı ret tarihinde devreye girer. Bu ayrım, zamanaşımı sınırındaki dosyalarda gün hesabını doğrudan etkilediği için savunma açısından kritik öneme sahiptir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2022/15 E. – 2022/627 K. Sayılı İlamı Tam Metni
“İçtihat Metni”
Dolandırıcılık suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda sanık …’un, TCK’nın 157/1, 62, 52/2, 52/4, 53/1 ve 58/9. maddeleri uyarınca 3 yıl 4 ay hapis ve 16.660 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, taksitlendirmeye, hak yoksunluğuna ve hapis cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ilişkin … 12. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 17.07.2013 tarihli ve 125-47 sayılı hükmün sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 24.05.2017 tarih ve 1460-1669 sayı ile;
“…Diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Ancak;
a) Hüküm tarihinden sonra, 28.06.2014 tarihli ve 29044 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 6545 sayılı Yasa’nın 34. maddesiyle 5237 sayılı Yasa’nın 157. maddesinde yapılan değişikliklerin gözetilmesi gerekliliği,
b) 26.02.2009 tarihli 5739 sayılı Yasa’nın 4. maddesi ile 5237 sayılı TCK’nın 50. maddesinin 6. fıkrasında yer alan ‘yaptırımın’ ibaresinin ‘tedbirin’ olarak değiştirilmesi, keza 5739 sayılı Yasa’nın 5. maddesi ile 5275 sayılı CGTİHK’nın 106. maddesinin 4 ve 9. fıkralarının değiştirilmesi ve aynı Yasa maddesinin 10. fıkrasının yürürlükten kaldırılmış olduğu hususları dikkate alındığında, infazı kısıtlar şekilde, adli para cezasının ödenmemesi hâlinde bu cezanın hapse çevrileceğine hükmolunması,
c) Sanıkların TCK’nın 53/1. maddesinin (a), (b), (c), (d) ve (e) bentlerinde öngörülen hakları kullanmaktan yoksun bırakılmalarına, TCK’nın 53/3. maddesi gereğince sanıkların koşullu salıverilmesi hâlinde TCK’nın 53/1-c maddesinde belirtilen kendi alt soyları üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkilerini kullanmalarından yoksunluklarına son verilmesine, diğer haklar yönünden ise kısıtlılığın hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar sürdürülmesine karar verilmişse de; 24.11.2015 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 gün, 2014/140-2015/85 esas ve karar sayılı kararı ile TCK’nın 53/1-b maddesinde yazılı, ‘seçme, seçilme ve diğer siyasi hakları kullanmaktan’ ibaresinin iptal edilmiş olması,” isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.
… 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 19.07.2017 tarihli ve 299-224 sayılı yetkisizlik kararı ile dosyanın gönderildiği ve bozmaya uyan … Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda taraflar arasında uzlaşma sağlanamaması üzerine 21.03.2018 tarih ve 56-32 sayı ile önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar verilmiştir.
Bu hükmün de sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 15. Ceza Dairesince 31.03.2021 tarih ve 1242-3826 sayı ile onanmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 29.09.2021 tarih ve 95528 sayı ile;
“… Cumhuriyet Başsavcılığının 18.06.2009 tarihli iddianamesi ile sanık ve arkadaşları hakkında dava açıldığı, iddianamede hükümlü … hakkında suç tarihi olarak 2008 – 2009 yıllarının gösterildiği, ayrıntılı tarih verilmediği, 17.07.2013 tarihinde … 12. Ağır Ceza Mahkemesinin verdiği kararda suç tarihi olarak 2008 – 2009 yıllarının gösterildiği, 19.07.2017 tarihinde … 11. Ağır Ceza Mahkemesinin verdiği kararda suç tarihi olarak 2008 – 2009 yıllarının gösterildiği, 21.03.2018 … Ağır Ceza Mahkemesinin verdiği kararda suç tarihi olarak 2008 – 2009 yıllarının gösterildiği, dosyanın incelenmesinde hükümlü …’un dolandırıcılık suçunu işlediği tarihin 30.03.2009 olduğu, Yargıtay 15. Ceza Dairesinin onama kararının 31.03.2021 olduğu, buna göre TCK’nın 66/1, 67/4. maddelerine göre zamanaşımı süresinin dolduğu,” görüşüyle, itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK’nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 11. Ceza Dairesince 21.10.2021 tarih ve 39077-8982 sayı ile; “Hükümlüye yüklenen ‘dolandırıcılık’ suçunun 5237 sayılı TCK’nın 157/1. maddesinde öngörülen cezasının türü ve üst sınırı itibarıyla tabi olduğu aynı Kanun’un 66/1-e ve 67/4. maddelerinde öngörülen olağanüstü dava zamanaşımı süresinin 5271 sayılı CMK’nın 253/21. maddesi gereğince ‘şüpheli, mağdur veya suçtan zarar görenden birine ilk uzlaşma teklifinde bulunulduğu’ 19.01.2018 tarihi ile uzlaştırma raporunun düzenlendiği 30.01.2018 tarihine kadar duran zamanaşımı süresi de dikkate alındığında, 30.03.2009 suç tarihinden temyiz inceleme tarihine kadar dolmadığı,” şeklindeki gerekçeyle itiraz nedeninin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
İtirazın kapsamına göre inceleme sanık … hakkında katılan …’ya yönelik dolandırıcılık suçundan verilen mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; uzlaştırma işlemleri sürecinde dava zamanaşımının ne zaman durup ne zaman işlemeye başlayacağının ve bunun sonucuna göre sanığa atılı dolandırıcılık suçunun dava zamanaşımına uğrayıp uğramadığının belirlenmesine ilişkin ise de Yargıtay İç Yönetmeliği’nin 27. maddesi uyarınca öncelikle; uzlaştırma işlemleri sürecinde dava zamanaşımının ne zaman durmuş olduğunun tespiti bakımından eksik araştırma ile karar verilip verilmediğinin değerlendirilmesi gerekmektedir.
İncelenen dosya kapsamından;
… Cumhuriyet Başsavcılığınca asker arkadaşları olan mağdurlara telefonla ulaşıp bulundukları yerde yaşlı bir kişinin Osmanlı dönemine ait çok sayıda altın bulduğunu ve altınları birlikte pazarlayabileceklerini söylemek suretiyle mağdurlara önce gerçek altın numunesi verip mağdurların yüklü miktarda parayla tekrar geri gelmelerini sağlayarak ikinci gelişte mağdurları dolandırmak amacıyla örgüt kurma suçundan yürütülen soruşturma kapsamında; inceleme dışı sanık … …’in asker arkadaşı olan ve …’da oturan katılan …’yı arayarak gömü altın bulduklarını söyleyip katılanın … ili, …ilçesine gelmesini sağladığı, katılanı ilçenin girişinde inceleme dışı sanık … … ile kendisini … olarak tanıtan bir şahsın karşıladığı, birlikte bir evin önüne gittikleri, evde bulunan diğer bir şahsın da kendisini … ismiyle tanıttığı, evin arka tarafındaki samanlıkta içerisinde 2.600 adet altın olduğunu söyledikleri bir çanta göstererek katılandan çantanın içerisinden rastgele bir adet altın seçmesini istedikleri, katılanın da elini çantanın içine sokup karıştırarak numune olarak bir adet altın aldığı ve …’a döndüğünde kuyumcuya giderek altının gerçek bir altın olduğunu öğrendiği, bunun üzerine daha fazla altın almak amacıyla 30.03.2009 tarihinde 6.000 TL ile tekrar …ilçesine gittiği, evin önünde inceleme dışı sanık … … ile … isimli şahsın katılanı karşıladıkları, … isimli şahsın “Birimiz burada kalalım, birimiz de parayı anneme götürelim, köylü kadın olduğu için anlamıyor.” diyerek katılandan parayı alıp eve girdiği, 5-6 dakika sonra da evin kapısına kadar giden inceleme dışı sanık … …’in katılana “Arkamdan yavaş yavaş gel.” diye seslenerek eve girdiği, inceleme dışı sanık … …’den 1-2 dakika sonra eve giren katılanın içeride kimse olmadığını görünce dolandırıldığını anladığı ve aynı gün kolluğa müracaat ettiği, dosya kapsamındaki benzer diğer olaylarda kendisini … olarak tanıtanın inceleme dışı sanık …, … olarak tanıtanın ise sanık … olduğunun belirlendiği, olayda kullanılan evin inceleme dışı sanık …’e ait olduğu, inceleme dışı sanık …ın ise suçun planlanmasında rol aldığı olaya ilişkin olarak … Cumhuriyet Başsavcılığının 18.06.2009 tarihli ve 383-30 sayılı iddianamesi ile sanık … ve inceleme dışı sanıklar …, … ve …ın TCK’nın 220/5, inceleme dışı sanık … …’in TCK’nın 157/1. maddesi ve inceleme dışı sanık …’ün ise TCK’nın 39/2-c maddesi yollamasıyla aynı Kanun’un 157/1. maddesi gereğince cezalandırılmaları istemiyle açılan kamu davasının yapılan yargılaması neticesinde … 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 17.07.2013 tarihli ve 125-47 sayılı kararı ile; inceleme dışı sanık …’ın örgüt yöneticisi olarak kabul edilip örgütün faaliyeti çerçevesinde katılana yönelik işlenen dolandırıcılık suçundan TCK’nın 220/5, sanık … ile inceleme dışı sanıklar … ve …ın örgüt üyesi oldukları kabul edilip inceleme dışı sanık … … ile birlikte TCK’nın 37. maddesi yollamasıyla aynı Kanun’un 157/1, 62, 52/2-4, 53/1 ve 58/9. maddeleri uyarınca 3 yıl 4 ay hapis ve 16.660 TL adli para cezası; inceleme dışı sanık …’ün ise TCK’nın 157/1, 39, 62, 52/2-4, 53/1 ve 58/9. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis ve 8.320 TL adli para cezası ile cezalandırılmalarına karar verildiği,
İnceleme dışı sanıklar … … ve …. hakkındaki mahkûmiyet hükümlerinin temyiz edilmeksizin kesinleştiği,
Sanık … ile inceleme dışı sanıklar …, … ve … hakkındaki mahkûmiyet hükümlerinin ise adı geçenlerin müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 24.05.2017 tarih ve 1460-1669 sayı ile Yerel Mahkeme karar tarihinden sonra 02.12.2016 tarihli ve 29906 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun’un 34. maddesiyle dolandırıcılık suçunun (madde 157) uzlaştırma kapsamına alınması nedeniyle uzlaştırma girişiminde bulunulması gerektiğinden bahisle bozulmasına karar verildiği,
… 11. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 19.07.2017 tarihli ve 299-224 sayılı yetkisizlik kararı ile dosyanın gönderildiği ve bozmaya uyan … Ağır Ceza Mahkemesince 20.12.2017 tarihli ve 2017/56 sayılı müzekkere ile dosyanın … Cumhuriyet Başsavcılığı Uzlaştırma Bürosuna gönderildiği,
… Cumhuriyet Başsavcılığı Uzlaştırma Bürosunun 02.01.2018 tarihli ve 2017/341 sayılı uzlaştırıcı görevlendirme tutanağı ile…’ın uzlaştırmacı olarak görevlendirilmesine karar verildiği, uzlaştırmacının dosyayı 10.01.2018 tarihinde teslim aldığı,
Uzlaştırmacı… tarafından 19.01.2018 tarihinde imzalanan uzlaşma teklif formunda (Ek 1/b) katılan …’nın adresinin “… Mahallesi, … Sokak, No: 15/1, Sancaktepe, …” olarak gösterildiği, katılan …’nın uzlaştırma teklif formunun “Şahsıma yapılan uzlaşma teklifini inceleyip üç gün içinde beyanda bulunmak istiyorum.” kısmı ile “Şahsıma yapılan uzlaşma teklifini kabul etmiyorum.” kısmını 29.01.2018 tarihinde imzalayarak aynı gün ……. PTT şubesinden …” gönderi numarası ile uzlaşma teklif formunu … F Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna gönderdiği,
Dosyada ve UYAP Bilişim Sisteminde uzlaştırmacı… tarafından 19.01.2018 tarihinde imzalanan uzlaşma teklif formunun katılana huzurda veya posta yolu ile hangi tarihte tebliğ edildiğine dair bir bilgi ve belgenin bulunmadığı,
Uzlaştırmacı… tarafından 30.01.2018 tarihli yazı ile katılanın uzlaşmayı kabul etmediğinin uzlaştırma bürosuna bildirildiği, uzlaştırma bürosu Cumhuriyet savcısınca da 02.02.2018 tarihli ve 2017/341 sayılı yazı ile dosyanın … Ağır Ceza Mahkemesine gönderildiği,
… Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda 21.03.2018 tarih ve 56-32 sayı ile taraflar arasında uzlaşma sağlanamaması üzerine önceki hüküm gibi sanık … ile inceleme dışı sanıklar …, … ve …’ün mahkûmiyetlerine karar verildiği,
Hükümlerin sanık … ile inceleme dışı sanıklar …, … ve … tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 15. Ceza Dairesince 31.03.2021 tarih ve 1242-3826 sayı ile;
“Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 25.04.2017 tarihli, 2014/1460 esas, 2017/1669 karar sayılı bozma ilamından sonra katılan …’a 19.01.2018 tarihinde ilk uzlaştırma teklifinin yapıldığı, 30.01.2018 tarihinde uzlaşmanın sağlanamadığına ilişkin raporun savcılığa iade edildiği anlaşılmakla, Ceza Muhakemesi Uzlaştırma Yönetmeliği’nin 34. maddesindeki süreler gözetilerek yapılan incelemede;
Sanıkların savunması, katılanların beyanı, teşhis tutanağı ve dosya kapsamından; sanıkların atılı dolandırıcılık suçlarını işlediğinin sabit olduğu gerekçesine dayanan mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik bulunmamıştır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 12.02.2013 tarihli ve 2012/13-1438 esas – 2013/53 karar sayılı ilamında belirtildiği üzere; sanıklar hakkında tekerrüre esas alınan ilamın kararda gösterilmemesi infaz aşamasında dikkate alınabileceğinden bozma nedeni yapılmamıştır.
Bozmaya uyularak yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanıkların temyiz itirazlarının reddi ile hükümlerin onanmasına,” karar verildiği,
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca ise 29.09.2021 tarih ve 95528 sayı ile;
“Dosyanın incelenmesinde hükümlü …’un dolandırıcılık suçunu işlediği tarihin 30.03.2009, Yargıtay 15. Ceza Dairesinin onama kararının 31.03.2021 olduğu, buna göre TCK’nın 66/1 ve 67/4. maddelerine göre zamanaşımı süresinin dolduğu,” görüşüyle, itiraz kanun yoluna başvurulduğu,
CMK’nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 11. Ceza Dairesince 21.10.2021 tarih ve 39077-8982 sayı ile; “Olağanüstü dava zamanaşımı süresinin 5271 sayılı CMK’nın 253/21. maddesi gereğince ‘şüpheli, mağdur veya suçtan zarar görenden birine ilk uzlaşma teklifinde bulunulduğu’ 19.01.2018 tarihi ile uzlaştırma raporunun düzenlendiği 30.01.2018 tarihine kadar duran zamanaşımı süresi de dikkate alındığında, 30.03.2009 olan suç tarihinden temyiz inceleme tarihine kadar dolmadığı,” gerekçesiyle itirazın yerinde görülmediği,
Diğer taraftan hakkındaki mahkûmiyet hükmü temyiz edilmeksizin kesinleşen inceleme dışı sanık Ayhan Yılmaz yönünden uzlaştırma girişiminde bulunulması talebinin reddine ilişkin … 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 11.08.2017 tarihli ve 761 değişik … sayılı kararına itirazın … 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 13.11.2017 tarihli ve 955 değişik … sayılı kararı ile kabul edilerek uzlaştırma girişiminde bulunulması gerektiğine karar verilmesi üzerine … 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 07.12.2017 tarihli ve 2011/1 sayılı müzekkeresi ile dosyanın … Cumhuriyet Başsavcılığı Uzlaştırma Bürosuna gönderildiği, uzlaştırmacı …tarafından imzalanan 20.12.2017 tarihli uzlaşma teklif formunu katılan …’nın 22.12.2017 tarihinde; 27.12.2017 tarihli uzlaşma teklif formunu ise inceleme dışı sanık …ın 27.12.2017 tarihinde kabul ederek imzaladıkları, 27.12.2017 tarihli uzlaştırma raporunda katılan … adına 20.12.2017 tarihinde davetiye çıkarıldığının ve katılanın 23.12.2017 tarihinde telefon ile araması üzerine uzlaştırmanın amacının ve hukuki sonuçlarının anlatıldığının ve katılanın da uzlaşmak istediğini beyan ettiğinin belirtildiği,
Anlaşılmaktadır.
5237 sayılı TCK’nın “Dolandırıcılık” başlıklı 157. maddesi; “Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlayan kişiye bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası verilir.” şeklinde düzenlenmiştir.
TCK’nın 66. maddesinde, kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça kamu davasının maddede yazılı sürelerin geçmesiyle ortadan kalkacağı düzenlenmiş, maddenin birinci fıkrasının (e) bendinde beş yıldan fazla olmamak üzere hapis ya da adli para cezasını gerektiren suçlarda bu sürenin sekiz yıl olacağı hüküm altına alınmış, aynı maddenin ikinci fıkrasında ise fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurmuş olup da onbeş yaşını doldurmamış olanlar hakkında, bu sürenin yarısının; onbeş yaşını doldurmuş olup da onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında ise, üçte ikisinin geçmesiyle kamu davasının düşeceği belirtilmiştir.
Dava zamanaşımı kural olarak tamamlanmış suçlarda suçun işlendiği günden, teşebbüs hâlinde kalan suçlarda son hareketin yapıldığı günden, kesintisiz suçlarda kesintinin gerçekleştiği ve zincirleme suçlarda son suçun işlendiği günden, çocuklara karşı üstsoy veya bunlar üzerinde hüküm ve nüfuzu olan kimseler tarafından işlenen suçlarda çocuğun onsekiz yaşını bitirdiği günden itibaren işlemeye başlayacaktır. Suçun işlendiği gün zamanaşımı süresinin birinci günüdür. Zira suçun işlendiği gün dahi kamu davasının açılması mümkündür. Bu nedenle dava zamanaşımının da dava açmak hakkı mevcut olduğu andan itibaren başlaması tabiidir. Kanun koyucu bazı hâllerde dava zamanaşımının süresinin başlangıcını özel olarak belirlemek gereğini hissetmiştir. Örneğin, iftira suçunda mağdurun fiili işlemediğinin sabit olduğu, evlenme yasaklarına aykırılık suçlarında ise evlenmenin iptali kararının kesinleştiği tarihten itibaren dava zamanaşımının işlemeye başlayacağı kabul edilmiştir (TCK m. 267/8 ve 230/4.).
Dava zamanaşımı suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâlleri de göz önünde bulundurularak kanunda öngörülen soyut cezası ve şüpheli veya sanığın yaşına göre belirlenen sürenin son günün hitamı ile gerçekleşecektir. Zamanaşımı süresinin son günü zamanaşımı süresine dâhildir.
Dava zamanaşımı süresinin kesintisiz bir şekilde işleyip tamamlanması mümkün ise de sürenin işlemesi sırasında bir takım engellerle karşılaşılması da söz konusu olabilir. Bu engeller zamanaşımının durması ve kesilmesi hâlleridir.
Dava zamanaşımının durması, kanunda açıkça sayılan bazı hâllerde soruşturma veya kamu davasının yürütülememesinden dolayı, bu hâlin ortaya çıkmasından, kalkması anına kadar geçen sürede zamanaşımının işlememesini ifade etmektedir. Zamanaşımını durduran nedenlerin varlığı hâlinde, zamanaşımı süresi en son kesen işlemden itibaren, durdurucu nedenin ortaya çıktığı ana kadar işleyecek, bu engelin kalkmasıyla duran zamanaşımı süresi kaldığı yerden işlemeye başlayacaktır. Zamanaşımı süresinin hesaplanmasında ise önceden işleyen süre ile sonradan işleyen süreler birbirine eklenmek suretiyle zamanaşımı süresi belirlenecektir. Dava zamanaşımının durmasının kabul edilmesinin nedeni, suçun soruşturma veya kovuşturma makamlarınca takip ediliyor olmasına rağmen kanunda sayılan bazı engel nedenlerden dolayı soruşturma veya kovuşturmanın yürütülmesinin mümkün olmamasına dayanmaktadır (Faruk Erem, … Danışman, … Emin Artuk, Ümanist Doktrin Açısından Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, …, 1997, s. 1013.). Durma kabul edilmezse ortaya çıkan engel hâl nedeniyle işin uzaması sonucu davanın zamanaşımına uğraması söz konusu olabilecektir. Ancak davanın devam etmesini önleyebilecek her türlü engel dava zamanaşımının durdurmasını haklı göstermeyeceğinden, kanun açıkça bu sonuç ve etkiyi doğurabilecek hâlleri sınırlı bir şekilde saymıştır. Bu kapsamda 765 sayılı TCK’nın 107. maddesinde; “Hukuku âmme dâvasının ikamesi mezuniyet veya karar alınmasına yahut diğer bir mercide halli lâzım gelen bir meselenin neticesine bağlı bulunduğu takdirde mezuniyet ve kararın alınmasına yahut meselenin halline kadar müruruzaman durur.”, 5237 sayılı TCK’nın 66/1. maddesinde ise “Soruşturma ve kovuşturma yapılmasının, izin veya karar alınması veya diğer bir mercide çözülmesi gereken bir meselenin sonucuna bağlı bulunduğu hâllerde; izin veya kararın alınmasına veya meselenin çözümüne veya kanun gereğince hakkında kaçak olduğu hususunda karar verilmiş olan suç faili hakkında bu karar kaldırılıncaya kadar dava zamanaşımı durur.” hükümlerine yer verilmiştir. Her iki düzenleme arasındaki fark 5237 sayılı TCK’da, 765 sayılı TCK’daki “hukuku âmme dâvasının ikamesi” ibaresi yerine “soruşturma ve kovuşturma yapılması” ibaresinin tercih edilmesi ve yeni bir durma nedeni ihdas edilerek kanun gereğince hakkında kaçak olduğu hususunda karar verilmiş olan suç faili hakkında bu karar kaldırılıncaya kadar dava zamanaşımının duracağının kabul edilmesidir. Dava zamanaşımını durduran sebepler anılan maddelerde sayılanlarla sınırlı olmayıp Ceza Muhakemesi Kanunu’nda ve özel ceza kanunları ile ceza içeren kanunlarda bu konuda hükümler mevcuttur. Nitekim uyuşmazlık konusu olan CMK’nın 253/21. maddesinde şüpheli, mağdur veya suçtan zarar görenden birine ilk uzlaşma teklifinde bulunulduğu tarihten itibaren, uzlaştırma girişiminin sonuçsuz kaldığı ve en geç, uzlaştırmacının raporunu düzenleyerek uzlaştırma bürosuna verdiği tarihe kadar dava zamanaşımının duracağı kabul edilmiştir.
Dava zamanaşımının kesilmesi ise kanunda açıkça sayılan bazı hukuki fiillerden dolayı, o ana kadar işlemiş olan dava zamanaşımı süresinin işlememiş sayılmasını ve dava zamanaşımı süresinin yeni baştan işlemeye başlamasını ifade etmektedir. Suçun doğurduğu içtimai sarsıntı devam ettiği müddetçe suçlunun cezalandırılmasında kamu faydası olduğu esasından, dava canlı ve harekette iken zamanaşımı olmayacağı, davanın canlı ve hareketli olduğunu gösteren hadiselerin zamanaşımını keseceği sonucu çıkarılmıştır (Nurullah Kunter, Ceza Hukukunda Zamanaşımı, Yayımlanmamış Doçentlik Tezi, s. 92.). Durma sebepleri gibi kesme sebeplerinin de kanunda açıkça gösterilmesi gerekir. 765 sayılı TCK’da dava zamanaşımını kesen nedenler bakımından, dava zamanaşımı süresi bir yıldan az ve fazla olan suçlar olmak üzere ikili bir ayrıma gidilmiş ve bu suçlar için birbirlerinden farklı kesme nedenleri belirlenmiş, birinci gruba giren suçlarda her türlü usuli muamelenin dava zamanaşımını keseceği kabul edilmiş iken ikinci gruba giren suçlarda kesme nedenleri tek tek ve sınırlı sayıda gösterilmiştir. 5237 sayılı TCK’da ise bu şekilde bir ayrıma gidilmeksizin bütün suçlar bakımından kesme nedenleri ortak olarak düzenlenmiştir. 765 sayılı TCK’nın 104. maddesinde dava zamanaşımının; mahkûmiyet hükmü, yakalama, tevkif, celb veya ihzar müzekkereleri, adli makamlar huzurunda sanığın sorguya çekilmesi, sanık hakkında son tahkikatın açılmasına dair karar veya Cumhuriyet savcısı tarafından mahkemeye yazılan iddianame ile kesileceği öngörülmüş, 5237 sayılı TCK’nın 67/2. maddesinde ise yakalama, celb, ihzar müzekkereleri ve sanık hakkında son tahkikatın açılmasına dair olan karara yer verilmeyerek daha dar kapsamlı biçimde ve kesme nedenlerinin sirayeti konusunda nesnel sistem esas alınarak bir suçla ilgili olarak şüpheli veya sanıklardan birinin savcı huzurunda ifadesinin alınması veya sorguya çekilmesi, şüpheli veya sanıklardan biri hakkında tutuklama kararının verilmesi, iddianame düzenlenmesi, sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa, mahkûmiyet kararı verilmesi hâlinde dava zamanaşımının kesileceği kabul edilmiştir. Aynı maddenin üçüncü fıkrası gereğince kesen bir nedenin bulunması hâlinde zamanaşımı, kesilme gününden itibaren yeniden işlemeye başlayacak, dava zamanaşımını kesen birden fazla nedenin bulunması hâlinde ise son kesme nedeninin gerçekleştiği tarih esas alınacak, dördüncü fıkrası uyarınca da kesilme hâlinde, zamanaşımı süresi ilgili suça ilişkin olarak kanunda belirlenen sürenin en fazla yarısına kadar uzayacaktır.
Anayasa’nın 38. maddesinde dava zamanaşımının kanunilik ilkesi kapsamında olduğu benimsenmiş olup dava zamanaşımını durduran veya kesen nedenlerin kanunda açıkça gösterilmesi gerekir, bu nedenlerin yorum veya kıyas yoluyla genişletilmesi mümkün değildir.
Öte yandan Ceza Genel Kurulunun süreklilik gösteren birçok kararında açıkça vurgulandığı üzere, yargılama yapılmasına engel olup davayı düşüren hâllerden biri olan zamanaşımının yargılama sırasında gerçekleşmesi hâlinde, mahkeme ya da Yargıtay, resen zamanaşımı kuralını uygulayarak kamu davasının düşmesine karar verecektir.
Bu aşamada ön soruna ilişkin uyuşmazlık konusunun isabetli bir şekilde çözüme kavuşturulabilmesi için uzlaştırma kurumu ile ilgili temel bazı bilgilerin verilmesi, daha sonra da uzlaştırma sürecinde dava zamanaşımının ne zaman durup ne zaman işlemeye başlayacağı hususlarının ele alınması gerekmektedir.
1- Uzlaştırma kurumu:
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin 17.09.1987 tarihli 410. toplantısında alınan Ceza Adaletinin Sadeleştirilmesi Hakkında Üye Devletlere Yönelik 18 Sayılı Tavsiye Kararında;
“Ceza adaletinin işleyişini hızlandırma ve sadeleştirme işleminde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin özellikle 5. ve 6. maddelerinde öngörülen şartların dikkate alınması gerektiği göz önüne alınarak; Mahkemelere intikal eden ceza davalarının kabarıklığı ve özellikle hafif cezaları gerektirenler ile ceza yargılamasındaki uzunluğun neden olduğu sıkıntılara bakılarak …yetkili makamlarca ceza işlerinde savcılık ve mahkeme dışı anlaşmalar sağlanması, bu tür ihtilafların uzlaşma yolu ile halledilmesinin tavsiye edilmesi” kabul edilmiştir.
Benzer düşünce ve ihtiyaçlar sonucu Türk Ceza Hukuku Sistemine dâhil edilen ve 02.12.2016 tarihli ve 29906 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun’un 34. maddesiyle yapılan değişikliğe kadar “uzlaşma” başlığı altında düzenlenen uzlaştırma kurumu, uyuşmazlığın yargı dışı yolla ve fakat adli makamlar denetiminde çözümlenmesini amaçlayan bir alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemidir. Uzlaştırma; bu kapsama giren suçlarda, fail ve mağdurun suçtan doğan zararın giderilmesi konusunda anlaşmalarına bağlı olarak devletin de ceza soruşturması veya kovuşturmasından vazgeçmesi ve suçun işlenmesiyle bozulan toplumsal düzenin … yoluyla yeniden tesisini sağlayıcı nitelikte bir hukuksal kurumdur.
01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK’nın 73. maddesinin sekizinci fıkrasında, “Suçtan zarar göreni gerçek kişi veya özel hukuk tüzel kişisi olup, soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı bulunan suçlarda, failin suçu kabullenmesi ve doğmuş olan zararın tümünü veya büyük bir kısmını ödemesi veya gidermesi koşuluyla mağdur ile fail özgür iradeleri ile uzlaştıklarında ve bu husus Cumhuriyet savcısı veya hâkim tarafından saptandığında kamu davası açılmaz veya davanın düşürülmesine karar verilir.” hükmü ile uzlaşma kurumuna, aynı tarihte yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK’nın 253, 254 ve 255. maddelerinde ise, uzlaşmanın şartları, yöntemi, sonuçları, kovuşturma aşamasında uzlaşma ile birden fazla failin bulunması hâlinde uzlaşmanın nasıl gerçekleşeceğine ilişkin hükümlere yer verilmiştir.
19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanun’un 2. maddesiyle, TCK’nın 73. maddesinin başlığında yer alan “uzlaşma” ibaresi metinden çıkarılmış, 45. maddesiyle de aynı maddenin 8. fıkrası yürürlükten kaldırılmış, yine 24 ve 25. maddeleri ile CMK’nın 253 ve 254. maddeleri değiştirilmiştir.
Yapılan bu düzenlemeye göre uzlaştırmanın bir ceza muhakemesi kurumu olduğu açık ise de birey ile devlet arasındaki ceza ilişkisini sona erdirmesi nedeniyle maddi ceza hukukunu da ilgilendirdiği tartışmasızdır.
CMK’nın 5560 sayılı Kanun’un 24. maddesi ile değiştirilen 253. maddesinde uzlaşmanın kapsamı;
“(1) Aşağıdaki suçlarda, şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar gören gerçek veya özel hukuk tüzel kişisinin uzlaştırılması girişiminde bulunulur:
a) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı suçlar.
b) Şikâyete bağlı olup olmadığına bakılmaksızın, Türk Ceza Kanununda yer alan;
1. Kasten yaralama (üçüncü fıkra hariç, madde 86; madde 88),
2. Taksirle yaralama (madde 89),
3. Konut dokunulmazlığının ihlali (madde 116),
4. Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması (madde 234),
5. Ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgelerin açıklanması (dördüncü fıkra hariç, madde 239)
suçları.
(2) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olanlar hariç olmak üzere; diğer kanunlarda yer alan suçlarla ilgili olarak uzlaştırma yoluna gidilebilmesi için, kanunda açık hüküm bulunması gerekir.
(3) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olsa bile, etkin pişmanlık hükümlerine yer verilen suçlar ile cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda, uzlaştırma yoluna gidilemez.” şeklinde belirlenmiş iken, 09.07.2009 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5918 sayılı Kanun’un 8. maddesiyle CMK’nın 253. maddesinin üçüncü fıkrasına “Uzlaştırma kapsamına giren bir suçun, bu kapsama girmeyen bir başka suçla birlikte işlenmiş olması hâlinde de uzlaşma hükümleri uygulanmaz.” cümlesi eklenmiş,
02.12.2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun’un 34. maddesi ile yapılan değişiklikle madde başlığı “Uzlaştırma” olarak değiştirilmiş ve;
“(1) Aşağıdaki suçlarda, şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar gören gerçek veya özel hukuk tüzel kişisinin uzlaştırılması girişiminde bulunulur:
a) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı suçlar.
b) Şikâyete bağlı olup olmadığına bakılmaksızın, Türk Ceza Kanununda yer alan;
1. Kasten yaralama (üçüncü fıkra hariç, madde 86; madde 88),
2. Taksirle yaralama (madde 89),
3. Tehdit (madde 106, birinci fıkra),
4. Konut dokunulmazlığının ihlali (madde 116),
5. Hırsızlık (madde 141),
6. Dolandırıcılık (madde 157),
7. Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması (madde 234),
8. Ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgelerin açıklanması (dördüncü fıkra hariç, madde 239),
suçları.
c) Mağdurun veya suçtan zarar görenin gerçek veya özel hukuk tüzel kişisi olması koşuluyla, suça sürüklenen çocuklar bakımından ayrıca, üst sınırı üç yılı geçmeyen hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlar.
(2) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olanlar hariç olmak üzere; diğer kanunlarda yer alan suçlarla ilgili olarak uzlaştırma yoluna gidilebilmesi için, kanunda açık hüküm bulunması gerekir.
(3) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olsa bile, cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda, uzlaştırma yoluna gidilemez. Uzlaştırma kapsamına giren bir suçun, bu kapsama girmeyen bir başka suçla birlikte işlenmiş olması hâlinde de uzlaşma hükümleri uygulanmaz…” şeklindeki düzenlemeyle kapsamı genişletilmiş,
24.10.2019 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7188 sayılı Kanun’un 26. maddesi ile uzlaştırma kapsamına giren suçların sayısı bir kez daha artırılarak, TCK’nın 155. maddesindeki güveni kötüye kullanma, aynı Kanun’un 165. maddesindeki suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi suçu ve 117. maddesinin ilk fıkrasındaki … ve çalışma hürriyetini ihlal suçu ile bu suçun birden fazla kişiyle birlikte işlenmesi nitelikli hâline ilişkin 119. maddenin birinci fıkrasının (c) bendi kapsam içerisine alınmış. CMK’nın 253. maddesinin üçüncü fıkrasındaki “birlikte” ibaresinden sonra gelmek üzere “aynı mağdura karşı” ibaresi eklenmiş ve onikinci fıkrasında yer alan “en çok yirmi gün daha” ibaresi “her defasında yirmi günü geçmemek üzere en fazla iki kez” şeklinde değiştirilmiş,
Son olarak 27.05.2022 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7406 sayılı Kanun’un 12. maddesi ile de; 253. maddenin üçüncü fıkrasında yer alan “suçlarda,” ibaresinin “suçlarda ve ısrarlı takip suçunda (madde 123/A),” şeklinde değiştirilmesi ile birlikte CMK’nın 253. maddesi;
“(1) Aşağıdaki suçlarda, şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar gören gerçek veya özel hukuk tüzel kişisinin uzlaştırılması girişiminde bulunulur:
a) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı suçlar.
b) Şikâyete bağlı olup olmadığına bakılmaksızın, Türk Ceza Kanununda yer alan;
1. Kasten yaralama (üçüncü fıkra hariç, madde 86; madde 88),
2. Taksirle yaralama (madde 89),
3. Tehdit (madde 106, birinci fıkra),
4. Konut dokunulmazlığının ihlali (madde 116),
5. … ve çalışma hürriyetinin ihlali (madde 117, birinci fıkra; madde 119, birinci fıkra (c) bendi),
6. Hırsızlık (madde 141),
7. Güveni kötüye kullanma (madde 155),
8. Dolandırıcılık (madde 157),
9. Suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi (madde 165)
10. Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması (madde 234)
11. Ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgelerin açıklanması (dördüncü fıkra hariç, madde 239),
suçları.
c) Mağdurun veya suçtan zarar görenin gerçek veya özel hukuk tüzel kişisi olması koşuluyla, suça sürüklenen çocuklar bakımından ayrıca, üst sınırı üç yılı geçmeyen hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlar.
(2) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olanlar hariç olmak üzere; diğer kanunlarda yer alan suçlarla ilgili olarak uzlaştırma yoluna gidilebilmesi için, kanunda açık hüküm bulunması gerekir.
(3) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olsa bile, (…) cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda ve ısrarlı takip suçunda (madde 123/A), uzlaştırma yoluna gidilemez. Uzlaştırma kapsamına giren bir suçun, bu kapsama girmeyen bir başka suçla birlikte aynı mağdura karşı işlenmiş olması hâlinde de uzlaşma hükümleri uygulanmaz.
(4) Soruşturma konusu suçun uzlaşmaya tâbi olması ve kamu davası açılması için yeterli şüphenin bulunması hâlinde, dosya uzlaştırma bürosuna gönderilir. Büro tarafından görevlendirilen uzlaştırmacı, şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar görene uzlaşma teklifinde bulunur. Şüphelinin, mağdurun veya suçtan zarar görenin reşit olmaması halinde, uzlaşma teklifi kanunî temsilcilerine yapılır. Uzlaştırmacı, uzlaşma teklifini açıklamalı tebligat veya istinabe yoluyla da yapabilir. Şüpheli, mağdur veya suçtan zarar gören, kendisine uzlaşma teklifinde bulunulduktan itibaren üç gün içinde kararını bildirmediği takdirde, teklifi reddetmiş sayılır.
(5) Uzlaşma teklifinde bulunulması halinde, kişiye uzlaşmanın mahiyeti ve uzlaşmayı kabul veya reddetmesinin hukukî sonuçları anlatılır.
(6) Resmî mercilere beyan edilmiş olup da soruşturma dosyasında yer alan adreste bulunmama veya yurt dışında olma ya da başka bir nedenle mağdura, suçtan zarar görene, şüpheliye veya bunların kanunî temsilcisine ulaşılamaması halinde, uzlaştırma yoluna gidilmeksizin soruşturma sonuçlandırılır.
(7) Birden fazla kişinin mağduriyetine veya zarar görmesine sebebiyet veren bir suçtan dolayı uzlaştırma yoluna gidilebilmesi için, mağdur veya suçtan zarar görenlerin hepsinin uzlaşmayı kabul etmesi gerekir.
(8) Uzlaşma teklifinde bulunulması veya teklifin kabul edilmesi, soruşturma konusu suça ilişkin delillerin toplanmasına ve koruma tedbirlerinin uygulanmasına engel değildir.
(9) (Mülga: 24/11/2016-6763/34 md.)
(10) Bu Kanunda belirlenen hâkimin davaya bakamayacağı haller ile reddi sebepleri, uzlaştırmacı görevlendirilmesi ile ilgili olarak göz önünde bulundurulur.
(11) Görevlendirilen uzlaştırmacıya soruşturma dosyasında yer alan ve Cumhuriyet savcısınca uygun görülen belgelerin birer örneği verilir. Uzlaştırma bürosu uzlaştırmacıya, soruşturmanın gizliliği ilkesine uygun davranmakla yükümlü olduğunu hatırlatır.
(12) Uzlaştırmacı, dosya içindeki belgelerin birer örneği kendisine verildikten itibaren en geç otuz gün içinde uzlaştırma işlemlerini sonuçlandırır. Uzlaştırma bürosu bu süreyi her defasında yirmi günü geçmemek üzere en fazla iki kez daha uzatabilir.
(13) Uzlaştırma müzakereleri gizli olarak yürütülür. Uzlaştırma müzakerelerine şüpheli, mağdur, suçtan zarar gören, kanunî temsilci, müdafi ve vekil katılabilir. Şüpheli, mağdur veya suçtan zarar görenin kendisi veya kanunî temsilcisi ya da vekilinin müzakerelere katılmaktan imtina etmesi halinde, uzlaşmayı kabul etmemiş sayılır.
(14) Uzlaştırmacı, müzakereler sırasında izlenmesi gereken yöntemle ilgili olarak Cumhuriyet savcısıyla görüşebilir; Cumhuriyet savcısı, uzlaştırmacıya talimat verebilir.
(15) Uzlaşma müzakereleri sonunda uzlaştırmacı, bir rapor hazırlayarak kendisine verilen belge örnekleriyle birlikte uzlaştırma bürosuna verir. Uzlaşmanın gerçekleşmesi halinde, tarafların imzalarını da içeren raporda, ne suretle uzlaşıldığı ayrıntılı olarak açıklanır. Uzlaştırma bürosu soruşturma dosyasını, raporu ve varsa yazılı anlaşmayı Cumhuriyet savcısına gönderir.
(16) Uzlaşma teklifinin reddedilmesine rağmen, şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar gören uzlaştıklarını gösteren belge ile en geç iddianamenin düzenlendiği tarihe kadar Cumhuriyet savcısına başvurarak uzlaştıklarını beyan edebilirler.
(17) Cumhuriyet savcısı, uzlaşmanın, tarafların özgür iradelerine dayandığını ve edimin hukuka uygun olduğunu belirlerse raporu veya belgeyi mühür ve imza altına alarak soruşturma dosyasında muhafaza eder.
(18) Uzlaştırmanın sonuçsuz kalması halinde tekrar uzlaştırma yoluna gidilemez.
(19) Uzlaşma sonucunda şüphelinin edimini def’aten yerine getirmesi halinde, hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilir. Edimin yerine getirilmesinin ileri tarihe bırakılması, takside bağlanması veya süreklilik arzetmesi halinde, 171 inci maddedeki şartlar aranmaksızın, şüpheli hakkında kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilir. Erteleme süresince zamanaşımı işlemez. Kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararından sonra, uzlaşmanın gereklerinin yerine getirilmemesi halinde, 171 inci maddenin dördüncü fıkrasındaki şart aranmaksızın, kamu davası açılır. Uzlaşmanın sağlanması halinde, soruşturma konusu suç nedeniyle tazminat davası açılamaz; açılmış olan davadan feragat edilmiş sayılır. Şüphelinin, edimini yerine getirmemesi halinde uzlaşma raporu veya belgesi, 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 38 inci maddesinde yazılı ilam mahiyetini haiz belgelerden sayılır.
(20) Uzlaştırma müzakereleri sırasında yapılan açıklamalar, herhangi bir soruşturma ve kovuşturmada ya da davada delil olarak kullanılamaz.
(21) Şüpheli, mağdur veya suçtan zarar görenden birine ilk uzlaşma teklifinde bulunulduğu tarihten itibaren, uzlaştırma girişiminin sonuçsuz kaldığı ve en geç, uzlaştırmacının raporunu düzenleyerek uzlaştırma bürosuna verdiği tarihe kadar dava zamanaşımı ile kovuşturma koşulu olan dava süresi işlemez.
(22) Uzlaştırmacıya … Bakanlığı tarafından belirlenen tarifeye göre ücret ödenir. Uzlaştırmacı ücreti ve diğer uzlaştırma giderleri, yargılama giderlerinden sayılır. Uzlaşmanın gerçekleşmesi halinde bu giderler Devlet Hazinesi tarafından karşılanır.
(23) Uzlaşma sonucunda verilecek kararlarla ilgili olarak bu Kanunda öngörülen kanun yollarına başvurulabilir.
(24) Her Cumhuriyet başsavcılığı bünyesinde uzlaştırma bürosu kurulur ve yeteri kadar Cumhuriyet savcısı ile personel görevlendirilir. Uzlaştırmacılar, avukatların veya hukuk öğrenimi görmüş kişilerin yer aldığı, … Bakanlığı tarafından belirlenen uzlaştırmacı listelerinden görevlendirilir. Uzlaştırmacı, hazırladığı raporu, tutanakları ve varsa yazılı anlaşmayı büroya gönderir. Uzlaştırma süreci sonunda soruşturma dosyaları, uzlaştırma bürosunda görevli Cumhuriyet savcıları tarafından sonuçlandırılır.
(25) Uzlaştırmacıların nitelikleri, eğitimi, sınavı, görev ve sorumlulukları, denetimi, eğitim verecek kişi, kurum ve kuruluşların nitelikleri ve denetimleri ile uzlaştırmacı sicili, uzlaştırmacılar ve eğitim kurumlarının listelerinin düzenlenmesi, Cumhuriyet başsavcılığı bünyesinde kurulan uzlaştırma bürolarının çalışma usul ve esasları, uzlaştırma teklifi ile müzakere usulü, uzlaştırma anlaşması ve raporda yer alacak konular ile uygulamaya dair diğer hususlara ilişkin usul ve esaslar, … Bakanlığınca çıkarılan yönetmelikle düzenlenir.” şeklinde madde mevcut hâlini almıştır.
Diğer taraftan 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren CMK’nın “Mahkeme tarafından uzlaştırma” başlıklı 254. maddesi;
“(1) Kamu davasının açılması halinde, uzlaşmaya tâbi bir suç söz konusu ise, uzlaştırma işlemleri 253 üncü maddede belirtilen usule göre, mahkeme tarafından da yapılır.
(2) Uzlaşmanın gerçekleşmesi halinde davanın düşmesine karar verilir.” şeklinde iken, 19.12.2006 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanun’un 25. maddesi ile;
“(1) Kamu davası açıldıktan sonra kovuşturma konusu suçun uzlaşma kapsamında olduğunun anlaşılması halinde, uzlaştırma işlemleri 253 üncü maddede belirtilen esas ve usûle göre, mahkeme tarafından yapılır.
(2) Uzlaşma gerçekleştiği takdirde, mahkeme, uzlaşma sonucunda sanığın edimini def’aten yerine getirmesi halinde, davanın düşmesine karar verir. Edimin yerine getirilmesinin ileri tarihe bırakılması, takside bağlanması veya süreklilik arz etmesi halinde; sanık hakkında, 231 inci maddedeki şartlar aranmaksızın, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilir. Geri bırakma süresince zamanaşımı işlemez. Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildikten sonra, uzlaşmanın gereklerinin yerine getirilmemesi halinde, mahkeme tarafından, 231 inci maddenin onbirinci fıkrasındaki şartlar aranmaksızın, hüküm açıklanır.” biçiminde değiştirilmiş,
02.12.2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun’un 35. maddesi ile CMK’nın 254. maddesinin birinci fıkrası;
“Kamu davası açıldıktan sonra kovuşturma konusu suçun uzlaşma kapsamında olduğunun anlaşılması halinde, kovuşturma dosyası, uzlaştırma işlemlerinin 253 üncü maddede belirtilen esas ve usûle göre yerine getirilmesi için uzlaştırma bürosuna gönderilir.” şeklinde yeniden düzenlenmiştir.
Bu düzenlemeler göz önüne alındığında, uzlaştırma gerek 5560 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikten önce, gerekse 5560 ve 6763 sayılı Kanun’larla yapılan değişiklikler sonrası asıl olarak soruşturma evresinde yapılması gereken bir işlem ise de her ne suretle olursa olsun uzlaştırma usulü uygulanmaksızın dava açılması veya suçun uzlaştırma kapsamında olduğunun ilk defa duruşmada anlaşılması hâlinde kovuşturma aşamasında da uzlaştırmanın mümkün olduğu kabul edilmelidir.
Uzlaştırma usulü uygulanmaksızın dava açılması veya suçun uzlaştırma kapsamında olduğunun ilk defa duruşmada anlaşılması hâlinde uzlaştırmanın uygulanması gerekmekte olup uzlaşma başarıyla gerçekleşir ve edim bir defada yerine getirilirse kamu davasının düşmesine karar verilecektir.
Öte yandan, CMK’nın “Birden çok fail bulunması hâlinde uzlaşma” başlıklı 255. maddesinde yer alan “Aralarında iştirak ilişkisi olsun veya olmasın birden çok kişi tarafından işlenen suçlarda, ancak uzlaşan kişi uzlaşmadan yararlanır.” hükmü ile Yönetmelik’in 7. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Aralarında iştirak ilişkisi olsun veya olmasın birden çok kişi tarafından işlenen suçlarda uzlaştırma hükümleri her bir şüpheli ya da sanık için ayrı ayrı değerlendirilir, ancak uzlaşan kişi uzlaşmadan yararlanır.” hükmü gereğince birden fazla kişi tarafından işlenen suçlarda uzlaştırmanın, her bir fail bakımından ayrı ayrı yürütülmesi gerekmektedir.
Buna göre; birden çok sanık veya şüpheli varsa her sanık için ayrı ayrı uzlaşma önerisi yapılacaktır. Ancak sanıklardan birinin uzlaşmadan faydalanması diğer sanıkları etkilemeyecek, yani sirayet etmeyecektir. Uzlaşmanın, her iki tarafın özgür iradelerine ve kabullerine dayanması nedeniyle, her sanık-mağdur uzlaşmasının ayrı şekilde yürütülmesi işin doğası gereğidir. Zira, sanıklardan birisinin mağdur ile uzlaşması hâlinde, bu sonucun diğer sanık veya şüphelilere teşmil edilmesi ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesine aykırı olacaktır (Anayasa Mahkemesinin 01.10.2009 tarihli ve 106-124 sayılı kararı.).
2- Uzlaştırma sürecinde dava zamanaşımının ne zaman durup ne zaman işlemeye başlayacağı:
Öncelikle uyuşmazlık konusu ile ilgili olduğu ölçüde uzlaşma teklifinde bulunulması, uzlaşmanın mahiyeti ve uzlaşmayı kabul veya reddetmenin hukukî sonuçlarının anlatılması, uzlaştırma girişiminin sonuçsuz kalması, müzakere aşaması ve rapor düzenlenmesi konularının ele alınıp son olarak dava zamanaşımının işlemeyeceği sürenin başlangıç ve bitiş tarihleri üzerinde durulmasında fayda bulunmaktadır.
a) Uzlaşma teklifinde bulunulması, uzlaşmanın mahiyeti ve uzlaşmayı kabul veya reddetmenin hukukî sonuçlarının anlatılması; 5271 sayılı CMK’nın 253. maddesinin dördüncü fıkrasında soruşturma konusu suçun uzlaşmaya tâbi olması ve kamu davası açılması için yeterli şüphenin bulunması hâlinde soruşturma dosyasının, aynı Kanun’un 254. maddesinin birinci fıkrasında da kamu davası açıldıktan sonra kovuşturma konusu suçun uzlaşma kapsamında olduğunun anlaşılması hâlinde kovuşturma dosyasının uzlaştırma bürosuna gönderileceği öngörülmüştür.
Her iki durumda da CMK’nın 253. maddesinin dördüncü fıkrasının 2 ve 4. cümlelerine göre uzlaştırma bürosu tarafından görevlendirilen uzlaştırmacı, şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar görene ya da sanığa uzlaşma teklifinde bulunacak olup uzlaşma teklifini açıklamalı tebligat veya istinabe yoluyla da yapabilecektir.
CMK’nın 253. maddesine dayanılarak çıkarılıp 05.08.2017 tarihli ve 30145 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Ceza Muhakemesinde Uzlaştırma Yönetmeliği’nin “Uzlaşma teklifi” başlıklı 29. maddesinin birinci, üçüncü, beşinci ve altıncı fıkraları;
“(1) Uzlaştırmacı; şüpheli, sanık, katılan, mağdur veya suçtan zarar görene uzlaşma teklifinde bulunur…
(3) Uzlaştırmacı, uzlaşma teklifini büro aracılığıyla açıklamalı tebligat, istinabe veya Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) yoluyla da yapabilir…
(5) Uzlaştırmacı tarafından yapılacak uzlaşma teklifi, Ek-4’te yer alan uzlaşmanın mahiyeti ile uzlaşmayı kabul veya reddetmenin hukukî sonuçlarının bulunduğu Uzlaşma Teklif Formu’nda yer alan bilgilerin açıklanması ve teklif formunun hazır bulunan ilgiliye imzalatılarak verilmesi suretiyle yapılır. Uzlaştırmacı tarafından bilgilendirme yükümlülüğünün yerine getirildiğine ve uzlaşma teklifinde bulunulduğuna ilişkin formun imzalı örneği uzlaştırma evrakı içine konulur.
(6) Uzlaştırmacının uzlaşma teklifinde bulunacağı şüpheli, sanık, katılan, mağdur veya suçtan zarar gören ya da kanunî temsilcilerine iletişim araçlarıyla ulaşılamaması hâlinde açıklamalı uzlaşma teklifi büro aracılığıyla yapılır. Bu işlem uzlaştırmacının, büroya başvurarak teklif formunu vermesi üzerine gerçekleştirilir…”,
Aynı Yönetmelik’in beşinci maddesinin beşinci fıkrası ise;
“(5) Uzlaştırma sürecine başlanmadan önce şüpheli veya sanık ile mağdur veya suçtan zarar gören; hakları, uzlaşmanın mahiyeti ve verecekleri kararların hukukî sonuçları hakkında bilgilendirilir.” şeklinde düzenlenmiştir.
Uzlaştırmacı, uzlaşma teklifinde bulunduğu tarafa öncelikle uzlaştırmanın mahiyeti, uzlaştırmayı kabul veya reddetmenin hukuki sonuçlarının bulunduğu Uzlaşma Teklif Formu’nda yer alan bilgileri açıklayacaktır. Bu bilgilerin açıklanmasının ardından Uzlaşma Teklif Formu’nu hazır bulunan taraflara imzalatacak ve bir suretini de ilgiliye verecektir. Uzlaşma teklifinin öncelikle yüz yüze yapılması esas olup bunun yapılamaması durumunda açıklamalı tebligat, istinabe ve SEGBİS yöntemleri de kullanılabilecektir.
Uzlaştırmacının, açıklamalı tebligatı uzlaştırma bürosu aracılığıyla yapması gerekmektedir. İlgili bölümleri uzlaştırmacı tarafından doldurulan Uzlaşma Teklif Formu’nu alan uzlaştırma bürosunca ilgilisinin adresine tebligat düzenlenecektir. Tebligatın usulüne uygun yapılması, hem tarafın bilgilendirilmesi hem de uzlaşmayı kabul veya reddin bir hak olduğu uzlaştırma usulünün doğru şekilde uygulanması bakımından önem taşımaktadır.
Uzlaşma Teklif Formu’nun imzalatılması ile birlikte uzlaştırma teklif aşaması sonuçlanmış olacaktır.
b) Uzlaştırma girişiminin sonuçsuz kalması; İlk olarak CMK’nın 253. maddesinin altıncı fıkrası ile Yönetmelik’in 7. maddesinin on ikinci fıkrası hükümleri birlikte dikkate alındığında, resmî mercilere beyan edilmiş olup da soruşturma veya kovuşturma dosyasında yer alan adreste bulunmama veya yurt dışında olma ya da başka bir nedenle mağdura, suçtan zarar görene, şüpheliye, sanığa veya kanunî temsilcisine ulaşılamaması hâlinde uzlaştırma yoluna gidilmeksizin soruşturma veya kovuşturma sonuçlandırılacaktır.
İkinci olarak, CMK’nın 253. maddesinin son cümlesine göre; şüpheli, mağdur veya suçtan zarar gören, kendisine uzlaşma teklifinde bulunulduktan itibaren üç gün içinde kararını bildirmediği takdirde, teklifi reddetmiş sayılır. Benzer şekilde Yönetmelik’in 30. maddesinde de uzlaşma teklifinde bulunulanlardan herhangi biri üç gün içinde teklifi yapan uzlaştırmacıya kararını bildirmediği takdirde, uzlaşma teklifi reddedilmiş sayılacaktır. Diğer bir ihtimal de uzlaşma teklifinde bulunulan tarafın uzlaşma teklifini açıkça kabul etmediğini beyan etmesi durumudur. Uzlaşma teklifini taraflardan biri reddetmiş sayıldığı veya açıkça reddettiği hâllerde CMK’nın 255. maddesi hükmü saklı kalmak üzere, ayrıca diğerlerine uzlaşma teklifinde bulunulmayacak ve uzlaştırma yoluna gidilmeksizin soruşturma veya kovuşturma sonuçlandırılacaktır. Yönetmelik’in 34. maddesinin ikinci fıkrasına göre de; uzlaşma teklifine süresi içerisinde cevap verilmemesi ya da teklifin reddedilmesi hâlinde uzlaştırma girişimi sonuçsuz kalmış sayılır.
Taraflardan birine ulaşamama, uzlaşma teklifinin reddedilmiş sayılması veya reddedilmesi durumlarında teklif aşamasında uzlaştırma girişimi olumsuz sonuçlanmıştır ve bu husus bir tutanakla tespit edilip dosyasına konularak uzlaştırma işlemlerine son verilecektir.
c) Müzakere aşaması ve rapor düzenlenmesi; Taraflardan birinin uzlaşma teklifini kabul ederek Uzlaşma Teklif Formu’nu imzalaması hâlinde ise diğer tarafa da usulüne uygun şekilde uzlaşma teklifinde bulunulması gerekmektedir. Diğer tarafın da uzlaşma teklifini kabul etmesi ile artık uzlaşma sürecinde müzakere aşamasına geçilmiş olacaktır. CMK’nın 253. maddesinin on üçüncü fıkrasına göre uzlaştırma müzakereleri gizli olarak yürütülecek ve uzlaştırma müzakerelerine şüpheli, mağdur, suçtan zarar gören, kanunî temsilci, müdafi ve vekil katılabilecektir.
Müzakere aşaması değişik şekillerde sonuçlanabilir. Birinci ihtimal, uzlaşma sürecinde müzakere aşamasına geçildikten sonra taraflardan biri müzakerelere katılmaktan imtina ederse uzlaşmayı kabul etmemiş sayılır. İkinci ihtimal, müzakere sürecinde tarafların aralarında bir anlaşmaya varamamaları hâlidir. Üçüncü ihtimal ise, uzlaştırmanın bir anlaşma ile sonuçlanmasıdır. Son ihtimalde taraflar uzlaştırma sonunda belli bir edimin yerine getirilmesi hususunda anlaşmaya vardıkları takdirde Yönetmelik’in 33. maddesinde belirlenen edimlerden bir ya da birkaçını veya bunların dışında belirlenen hukuka ve ahlaka uygun başka bir edimi kararlaştırabilirler. CMK’nın 253. maddesinin on dokuzuncu fıkrasının son cümlesine göre belirlenen edimin yerine getirilmemesi hâlinde uzlaşma raporu 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 38. maddesinde yazılı ilam mahiyetini haiz belgelerden sayılır. Diğer yandan taraflar uzlaştırma süreci sonunda edimsiz olarak da uzlaşabilirler.
CMK’nın 253. maddesinin on beşinci fıkrasına göre; uzlaşma müzakereleri sonunda uzlaştırmacı, bir rapor hazırlayarak kendisine verilen belge örnekleriyle birlikte uzlaştırma bürosuna verir. Uzlaşmanın gerçekleşmesi hâlinde, tarafların imzalarını da içeren raporda, ne suretle uzlaşıldığı ayrıntılı olarak açıklanır. Uzlaştırma bürosu soruşturma dosyasını, raporu ve varsa yazılı anlaşmayı Cumhuriyet savcısına gönderir. Yönetmelik’in 25. maddesine göre de uzlaştırmacı, uzlaştırma işlemlerinin sonuçlandırıldığı tarihten itibaren Yönetmelik ekinde yer alan Uzlaştırma Raporu Örneği’ne uygun, tarafların edimlerini ayrı ayrı, şüphe ve tereddüte yer vermeyecek ve mümkünse sıra numarası içerecek şekilde taraf sayısından bir fazla olarak hazırladığı raporu, kendisine verilen belge örneklerini ve varsa yapmış olduğu masrafları gösteren belge, gider pusulası veya rayice uygun yazılı beyanı UYAP’ta düzenlenecek tutanak ile uzlaştırma bürosuna teslim eder.
Kanun ve Yönetmelik hükümleri birlikte değerlendirildiğinde uzlaştırma raporunun ancak müzakere aşamasına geçilmesi durumunda hazırlanacağı anlaşılmaktadır.
d) Dava zamanaşımının işlemeyeceği sürenin başlangıç ve bitiş tarihleri;
Kanun koyucu uzlaştırma sürecine mahsus özel bir durma nedeni ihdas etmiş ve CMK’nın 253. maddesinin 21. fıkrasında; “Şüpheli, mağdur veya suçtan zarar görenden birine ilk uzlaşma teklifinde bulunulduğu tarihten itibaren, uzlaştırma girişiminin sonuçsuz kaldığı ve en geç, uzlaştırmacının raporunu düzenleyerek uzlaştırma bürosuna verdiği tarihe kadar dava zamanaşımı ile kovuşturma koşulu olan dava süresi işlemez.” demek suretiyle belinlenen sürenin dava zamanaşımı ve dava süresinin hesabında dikkate alınmayacağını öngörmüştür.
Kovuşturma evresi de dikkate alınarak benzer biçimde düzenlenen Yönetmelik’in 34. maddesinin birinci fıkrasında da; “Şüpheli, sanık, katılan, mağdur veya suçtan zarar görenden birine ilk uzlaşma teklifinde bulunulduğu tarihten itibaren, uzlaştırma girişiminin sonuçsuz kaldığı ve en geç uzlaştırmacının raporunu düzenleyerek büroya verdiği tarihe kadar dava zamanaşımı ile kovuşturma koşulu olan dava süresi işlemez.” hükmü yer almaktadır.
Kanun ve Yönetmelik’teki düzenlemeler dikkate alındığında, ön soruna ilişkin uyuşmazlık konusu bakımından dava zamanaşımının taraflardan birine ilk uzlaşma teklifinde bulunulması ile duracağı anlaşılmaktadır. Uzlaşma teklifinin tarafa ulaştığı veya usulüne uygun şekilde ulaşmış sayıldığı hâllerde dava zamanaşımı duracaktır.
Duran zamanaşımının tekrar işlemeye başlayacağı iki hâlden ilki uzlaştırma girişiminin sonuçsuz kalmasıdır. Yönetmelik’in 34. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca uzlaşma teklifi yapıldıktan sonra uzlaşma teklifine süresi içerisinde cevap verilmemesi ya da teklifin reddedilmesi hâlinde uzlaştırma girişimi sonuçsuz kalmış sayılacak ve zamanaşımı tekrar işlemeye başlayacaktır.
Duran zamanaşımının tekrar işlemeye başlayacağı ikinci hâl ise uzlaştırmacının raporunu düzenleyerek büroya vermesidir. Zira uzlaştırma müzakerelerine geçildiğinde müzakereler devam ettiği sürece dava zamanaşımı süresi duracaktır. Tarafların uzlaştırma müzakerelerine katılmaktan imtina etmesi, müzakereler sırasında taraflardan birinin yazılı veya sözlü olarak uzlaşmadan vazgeçtiğini bildirmesi ya da uzlaşmanın anlaşma ile sonuçlanması üzerine düzenlenen raporun uzlaştırma bürosuna verildiği tarihten itibaren dava zamanaşımı yeniden işlemeye başlayacaktır.
Bu açıklamalar ışığında ön sorun konusu değerlendirildiğinde;
Uzlaştırma sürecinde dava zamanaşımı, taraflardan birine ilk uzlaşma teklifinde bulunulduğu tarihte duracaktır. Uzlaşma teklifinin reddedilmesi ile birlikte uzlaştırma girişimi sonuçsuz kalmış sayılacağı için duran zamanaşımı ret tarihinde tekrar işlemeye başlayacaktır. Uzlaşma teklifinin kabul edilerek müzakere aşamasına geçilmesi hâlinde ise taraflardan birine ilk uzlaşma teklifinde bulunulduğu tarihte duran dava zamanaşımı müzakereler devam ettiği sürece duracak ve uzlaştırma müzakeresinin olumlu veya olumsuz sonuçlandığına ilişkin uzlaştırmacının raporunu düzenleyerek uzlaştırma bürosuna verdiği tarihte yeniden işlemeye başlayacaktır.
Sanığa atılı dolandırıcılık suçunun yaptırımı TCK’nın 157/1. maddesi uyarınca 1 yıldan 5 yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezası olup TCK’nın 66/1-(e) maddesi uyarınca bu suçun asli dava zamanaşımı süresi sekiz yıl, 67/4. maddesi göz önüne alındığında ise kesintili dava zamanaşımı süresi on iki yıldır.
Daha ağır cezayı gerektiren başka bir suçu oluşturma ihtimali bulunmayan ve 30.03.2009 tarihinde gerçekleştiği iddia edilen eylemle ilgili olarak, sanık …’a atılı suça ilişkin dava zamanaşımını kesen son işlem sanık … ile inceleme dışı sanıklar …, … ve … hakkında verilen 21.03.2018 tarihli mahkûmiyet hükmü olup bu tarihten sonra dava zamanaşımını kesen başkaca bir sebep bulunmamaktadır.
Diğer taraftan, birden çok sanık tarafından işlenen suçlarda, uzlaştırma hükümlerinin her bir sanık için ayrı ayrı değerlendirileceği ve ancak uzlaşan sanığın uzlaşmadan yararlanacağı, her sanık için ayrı ayrı uzlaşma önerisi yapılacağı, dolayısıyla katılan … ile inceleme dışı sanık …ın uzlaşmalarının katılanın sanık … ile de uzlaştığı anlamına gelmediği göz önünde tutulmalıdır.
… Cumhuriyet Başsavcılığı Uzlaştırma Bürosunca görevlendirilen ve 10.01.2018 tarihinde dosyayı teslim alan uzlaştırmacı tarafından katılan … adına düzenlenip 19.01.2018 tarihinde imzalanan Uzlaşma Teklif Formu’nda katılanın adresinin “Yenidoğan Merve Mahallesi, … Sokak, No: 15/1, Sancaktepe …” olarak gösterildiği, dosyada ve UYAP Bilişim Sisteminde uzlaştırmacı tarafından 19.01.2018 tarihinde imzalanan uzlaşma teklif formunun katılana hangi tarihte tebliğ edildiğine dair bir bilgi ve belgenin bulunmadığı, katılanın uzlaştırma teklif formunu “Şahsıma yapılan uzlaşma teklifini kabul etmiyorum.” şeklinde 29.01.2018 tarihinde imzalayarak aynı gün … Samandıra PTT şubesinden … F Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna gönderilmek üzere postaya verdiği, uzlaştırmacının da 30.01.2018 tarihli yazı ile katılanın uzlaşmayı kabul etmediğinin uzlaştırma bürosuna bildirdiği olayda;
Uzlaşma teklifinin katılan tarafından reddedilmesi nedeniyle uzlaştırma girişiminin sonuçsuz kalması, müzakere sürecinin başlamaması nedeniyle artık uzlaşma raporunun düzenlenmesinin gerekmemesi ve uzlaştırmacının imzaladığı 30.01.2018 tarihli yazının da uzlaşma raporu niteliğinde olmaması hususları dikkate alındığında; katılanın uzlaşma teklifini ret tarihi olan 29.01.2018 tarihinde dava zamanaşımının yeniden işlemeye başladığı, ancak uzlaştırmacı tarafından 19.01.2018 tarihinde imzalanan uzlaşma teklif formunun katılana hangi tarihte tebliğ edildiğinin araştırılarak sonucuna göre dava zamanaşımının durduğu tarihin belirlenmesi gerektiği gözetilmeden eksik araştırma ile karar verildiği kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle kabulüne, Özel Dairenin onama kararının kaldırılmasına ve Yerel Mahkemece sanık … hakkında dolandırıcılık suçundan verilen mahkûmiyet hükmünün uzlaştırma işlemleri sürecinde dava zamanaşımının ne zaman durmuş olduğunun tespiti bakımından eksik araştırma ile karar verilmesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının DEĞİŞİK GEREKÇE İLE KABULÜNE,
2- Yargıtay (Kapatılan) 15. Ceza Dairesinin 31.03.2021 tarihli ve 1242-3826 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,
3- … Ağır Ceza Mahkemesinin 21.03.2018 tarihli ve 56-32 sayılı sanık … hakkında dolandırıcılık suçundan verilen mahkûmiyet hükmünün uzlaştırma işlemleri sürecinde dava zamanaşımının ne zaman durmuş olduğunun tespiti bakımından eksik araştırma ile karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
4- Yerel Mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesi nedeniyle sanığın bu suça ilişkin cezasının İNFAZININ DURDURULMASINA, başka bir suçtan hükümlü veya tutuklu olmadığı takdirde derhâl salıverilmesi için YAZI YAZILMASINA,
5- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 11.10.2022 tarihinde yapılan müzakerede oy birliği ile karar verildi.
2. CMK m. 253/7’deki “Tüm Mağdurların Kabulü” Şartının İstisnası
Karar özeti: Birden fazla mağduru bulunan bir suçta uzlaştırma için kural olarak tüm mağdurların kabulü gerekir. Ancak taksirle yaralamada (TCK m. 89/4), her mağdur diğerlerinden bağımsız olarak uzlaşabilir. Mağdurlardan biri kabul etmezse failin eylemi 89/4 yerine 89/1-2-3 kapsamında değerlendirilir; uzlaşmak isteyen mağdur ile fail arasında uzlaştırma yine de yürütülmelidir.
“…her bir mağdurun, diğerlerinden bağımsız olarak ayrıca uzlaşabileceğinin… kabul eden mağdur ya da suçtan zarar görenlerin uzlaşma haklarını kullanmalarına da yasal engel olmadığının kabulünde zorunluluk vardır.” (Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2021/383 E. – 2024/330 K.)
Değerlendirme: Karar, “hepsinin kabulü” kuralını mutlak olmaktan çıkarır ve çok mağdurlu taksirli yaralamada her mağdur için ayrı bir uzlaşma yolu tanır. Pratikte bu, bir mağdurun reddinin diğerlerinin uzlaşma hakkını ortadan kaldırmadığı; failin hukuki durumunun, uzlaşan mağdurlar yönünden ayrıca değerlendirilmesi gerektiği anlamına gelir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2021/383 E. – 2024/330 K. Sayılı İlamı Tam Metni
“İçtihat Metni”
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Taksirle birden fazla kişinin yaralanmasına neden olma suçundan sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 89/4, 62, 50/1-a, 52/2-4 ve 53/6. maddeleri uyarınca 4.500 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına, taksitlendirmeye ve sürücü belgesinin 6 ay süre ile geri alınmasına ilişkin İstanbul 11. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 24.12.2015 tarihli ve 242-648 sayılı hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 24.11.2020 tarih, 7787-6294 sayı ve oy çokluğu ile “Sanık hakkında hükmedilen hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesi sırasında adli para cezasına esas alınan tam gün sayısının gösterilmeyerek TCK’nın 52/3. maddesine aykırı hareket edilmesi,” eleştirisiyle TCK’nın 52. maddesinin uygulanması yönünden düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir.
Çoğunluk görüşüne iştirak etmeyen Daire Üyesileri … ve S. Sezer;
Temyiz incelemesine konu somut olayda; Sanık …’in sevk ve idaresindeki aracı kusurlu bir şekilde kullanarak, katılan sürücü … ile mağdur …’nın basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek derecede yaralanmasına neden olduğu, katılan … ile Mağdur …’nın yaralanmalarından dolayı şikayetçi oldukları, şüphelinin uzlaşmak istediği, katılan …’in de uzlaşmak istediği, mağdur …’ya uzlaşma teklif edildiği ancak …’nın 3 gün içinde bu teklife olumlu cevap vermemesi nedeniyle uzlaşmayı reddettiğinin kabulü ile taksirle yaralama suçunun iki mağdurunun da uzlaşmayı kabul etmemeleri nedeniyle şüpheli ile katılan … arasındaki uzlaştırma işlemleri tamamlanmadan şüpheli hakkında, mağdurlar … ve …’nın taksirle yaralanmalarına neden olduğu iddiasıyla TCK’nın 89/4. maddesi gereğince cezalandırılması istemiyle açılan kamu davasında, ilk derece mahkemesince TCK’nın 89/4. maddesi gereğince verilen mahkumiyet hükmünün, uzlaşmak isteyen katılan … ile uzlaşmak isteyen sanık arasında CMK’nın 253/254. madelerinde öngörülen uzlaştırma işlemleri yapılarak tamamlanarak sanık ile katılan …’in arasında uzlaşma sağlanması halinde suç vasfının TCK’nın 89/1. maddesine dönüşeceği dolayısıyla ilk derece mahkemesinin mahkumiyet kararının, açıklanan uzlaştırma işlemleri yerine getirilerek sonucuna göre sanığın hukuki durumu tekrar değerlendirilmek üzere bozulmasına karar verilmesi gerekirken Dairenin ilk derece mahkemesi kararının düzeltilerek onanması yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.” görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
II. İTİRAZ SEBEPLERİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 28.01.2021 tarih ve 60386 sayı ile; “Sanık …’in sevk ve idaresindeki aracı kusurlu bir şekilde kullanarak, katılan sürücü … ile mağdur …’nın basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek derecede yaralanmasına neden olduğu, katılan … ile mağdur …’nın yaralanmalarından dolayı şikâyetçi oldukları, sanık …’in uzlaşmak istediği, katılan …’in de uzlaşmak istediği, mağdur …’ya uzlaşma teklif edildiği ancak …’nın 3 gün içinde bu teklife olumlu cevap vermemesi nedeniyle uzlaşmayı reddettiğinin kabul edildiği,
Taksirle yaralama suçunda, yaralanan iki mağdurunun da uzlaşmayı kabul etmesi gerektiği, ancak mağdur …’nın uzlaşma talebini kabul etmediği nedenle, CMK’nın 253/7. ve Yönetmeliğin 7/3. maddesi gereği, mağdurların tamamının uzlaşmamış olması nedeniyle uzlaştırma işlemi tamamlanamamıştır. Oysa kanunun tek ceza öngördüğü taksirli fiil ile birden fazla kişinin yaralanması halinde her bir mağdur ile ayrı ayrı uzlaştırma yoluna gidilmesi gerektiği kabul edilmektedir. Buna göre, uzlaşmak isteyen sanık … ile katılan … arasındaki uzlaştırma işlemleri tamamlanmalıdır. Sanık … hakkında, mağdurlar … ve …’nın taksirle yaralanmalarına neden olduğu iddiasıyla TCK’nın 89/4. maddesi geregince cezalandırılması istemiyle açılan kamu davasında, ilk derece mahkemesince TCK’nın 89/4. maddesi gereğince verilen mahkumiyet hükmünün, uzlaşmak isteyen katılan … ile uzlaşmak isteyen sanık arasında CMK’nın 253/254. madelerinde öngörülen uzlaştırma işlemleri yapılarak tamamlanarak sanık ile katılan …’in arasında uzlaşma sağlanması durumunda suç vasfının TCK’nın 89/1. maddesine dönüşeceği ve dolayısıyla ilk derece mahkemesinin mahkumiyet kararının, açıklanan uzlaştırma işlemleri yerine getirilerek sonucuna göre sanığın hukuki durumu tekrar değerlendirilmek üzere bozulmasına karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulmasının usul ve yasaya aykırı olduğu,” düşüncesiyle itiraz yoluna başvurmuştur.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 12. Ceza Dairesince 12.10.2021 tarih ve 1634-6796 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
III. UYUŞMAZLIK KONUSU
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; birden fazla mağdurun bulunduğu taksirle yaralama suçunda uzlaştırmanın gerçekleşebilmesi için mağdurların tamamının uzlaşmayı kabul etmesinin gerekli olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
IV. OLAY VE OLGULAR
İncelenen dosya kapsamından;
Sanığın sevk ve idaresindeki otomobille gündüzün meskûn mahal içindeki otoyolda seyir hâlindeyken sol şeride geçmek istediği sırada katılan … idaresindeki araca çarptığı, direksiyon hâkimiyetini kaybeden adı geçen katılanın da geriden gelmekte olan başka bir araca çarpması neticesinde katılan … ve diğer araçta bulunan şikâyetçi …’nın basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaralandıkları, kontrolsüzce şerit değiştirmesi sebebiyle tam kusurlu olan sanığa isnat edilen taksirle birden fazla kişinin yaralanmasına neden olma suçunun, suç tarihi itibarıyla CMK’nın 253. maddesi uyarınca uzlaşma hükümlerine tâbi olduğu, soruşturma evresinde sanığa ve katılan … ile şikâyetçi …’ya uzlaşma teklif edildiği, sanık ile katılan …’in uzlaşmak istediklerine yönelik beyanda bulunmalarına rağmen şikâyetçi …’nın usulüne uygun olarak posta yoluyla yapılan uzlaşma teklifine üç gün içerisinde yanıt vermemesi nedeniyle uzlaşmayı kabul etmediği sonucuna ulaşıldığı, bunun üzerine Cumhuriyet savcılığınca CMK’nın 253/7. maddesi gereğince usulüne uygun teklif yapılmasına karşın taraflardan birinin teklifi kabul etmemesi nedeniyle ayrıca katılan … ile sanık arasında uzlaştırma yoluna gidilemeyeceğinden bahisle sanığın 89/4 ve 53/6. maddeleri uyarınca cezalandırılması talebiyle kamu davası açıldığı,
Yerel Mahkemece sanığın sabit görülen taksirle birden fazla kişinin yaralanmasına neden olma suçundan TCK’nın 89/4, 62, 50/1-a, 52/2-4 ve 53/6. maddeleri uyarınca 4.500 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına, taksitlendirmeye ve sürücü belgesinin 6 ay süre ile geri alınmasına karar verildiği,
Anlaşılmaktadır.
V. GEREKÇE
Konu ile ilgili düzenlemeler şöyledir:
“Uzlaştırma
Madde 253
(1) Aşağıdaki suçlarda, şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar gören gerçek veya özel hukuk tüzel kişisinin uzlaştırılması girişiminde bulunulur:
a) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı suçlar.
b) Şikâyete bağlı olup olmadığına bakılmaksızın, Türk Ceza Kanununda yer alan;
…
2. Taksirle yaralama (madde 89),
…
(7) Birden fazla kişinin mağduriyetine veya zarar görmesine sebebiyet veren bir suçtan dolayı uzlaştırma yoluna gidilebilmesi için, mağdur veya suçtan zarar görenlerin hepsinin uzlaşmayı kabul etmesi gerekir.
…
(19) Uzlaşma sonucunda şüphelinin edimini def’aten yerine getirmesi halinde, hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilir. Edimin yerine getirilmesinin ileri tarihe bırakılması, takside bağlanması veya süreklilik arzetmesi halinde, 171 inci maddedeki şartlar aranmaksızın, şüpheli hakkında kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilir.
…”
“Mahkeme tarafından uzlaştırma
“Madde 254
(1) Kamu davası açıldıktan sonra kovuşturma konusu suçun uzlaşma kapsamında olduğunun anlaşılması halinde, kovuşturma dosyası, uzlaştırma işlemlerinin 253 üncü maddede belirtilen esas ve usûle göre yerine getirilmesi için uzlaştırma bürosuna gönderilir.
(2) (Değişik:7/11/2024-7531/17 md.) Uzlaşma gerçekleştiği takdirde, mahkeme, uzlaşma sonucunda sanığın edimini def’aten yerine getirmesi halinde, davanın düşmesine karar verir. Edimin yerine getirilmesinin ileri tarihe bırakılması, takside bağlanması veya süreklilik arzetmesi halinde durma kararı verilir.
…”
1. Tanım ve genel değerlendirmeler
Uzlaştırma, düzenlendiği CMK’nın 253-255. maddelerinde tanımlanmış değildir. Ancak Anglo-Sakson menşe’li bir kurum olan uzlaştırma; “bağımsız üçüncü bir tarafın (uzlaştırmacı-mediator), uyuşmazlığın taraflarının rızaya dayalı anlaşmasını desteklemek suretiyle uyuşmazlığın çözümünü kolaylaştırması süreci” (John D. Feerick, “Toward Uniform Standarts of Conduct for Mediators”, Suoth Texas Law Review, Vol. 38, 1997, s. 478; Maureen E. Laflin, “Remarks on Case-Management Criminal Mediation”, Idaho Law Review, Vol. 40, 2004, s. 577, aktaran Olgun Değirmenci, Onarıcı Adalet Uygulaması Olarak Ceza Muhakemesinde Uzlaştırma,1. Baskı, Seçkin Yayınevi, Ankara 2020, s. 87) olarak tanımlanmış,
Ceza Muhakemesinde Uzlaştırma Yönetmeliği’nin 4. Maddesinde, bu kuruma ilişkin; “(yasada belirlenmiş) suç(lar) nedeniyle şüpheli veya sanık ile mağdur, suçtan zarar gören veya kanuni temsilcisinin, Kanun ve bu Yönetmelikteki usul ve esaslara uygun olarak uzlaştırmacı tarafından anlaştırılmaları suretiyle uyuşmazlığın giderilmesi süreci” ifadelerine yer verilmiştir.
Anayasa Mahkemesine göre; “ceza hukukunda uzlaşma, işlendiği konusunda yeterli şüphe bulunan bir suçtan dolayı, mağdurun tatmin edilmesi suretiyle fail ve mağdur arasındaki uyuşmazlığın giderilmesini amaçlayan, mağdurun ve failin uzlaşmaları halinde soruşturma veya kovuşturmanın kaldırılmasını sağlayan bir kurum” dur.
Ceza Genel Kurulu ise uzlaştırmayı; “uyuşmazlığın yargı dışı yolla ve fakat adli makamlar denetiminde çözümlenmesini amaçlayan bir alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemidir. Uzlaştırma; bu kapsama giren suçlarda, fail ve mağdurun suçtan doğan zararın giderilmesi konusunda anlaşmalarına bağlı olarak, devletin de ceza soruşturması veya kovuşturmasından vazgeçmesi ve suçun işlenmesiyle bozulan toplumsal düzenin barış yoluyla yeniden tesisini sağlayıcı nitelikte bir hukuksal kurum” (CGK 10.07.2018 tarihli ve 35-337 sayılı kararı) olarak tanımlamıştır.
“Uzlaşma” müessesesi Türk Ceza ve Ceza Yargılaması Hukukuna 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK ve 5271 sayılı CMK ile geçmiş, CMK’nın konuya ilişkin 253 ve 254. maddeleri 06.12.2006 tarihli ve 5560 sayılı Kanun ile değiştirilerek, müessese daha geniş kapsama ve daha etkin sonuç verecek bir uygulamaya kavuşturulmuştur.
“Uzlaşma”nın biçimi itibariyle bir ceza yargılaması müessesesi olduğu açık ise de sonuçları itibariyle maddi ceza hukukunu da ilgilendirdiği tartışmasızdır.
Kanun koyucu uzlaşmanın düzenlendiği CMK’nın 253. maddesinin gerekçesinde müesseseyle hangi amacı güttüğünü açıklamaktadır. Anılan gerekçede; “…XXI. Yüzyıl adalet sistemi, ceza adaleti yerine getirilirken, mağdurun tatmin edilmesini de ön plâna çıkarmış bulunmaktadır. Suça karşı sadece ceza yaptırımı yeterli değildir; zararın giderilmesi ve onarım en başta gelen amaç sayılmalıdır… uzlaşmanın hedefi suçun işlenmesinden sonra fail ve mağdur arasında meydana gelen çekişmeyi, hâkim veya Cumhuriyet savcısının ya da onların atayacakları bir uzlaştırmacının girişimleriyle çözmek hem adaleti sağlamak ve hem de mağduru tatmin etmektir. Böylece zarar giderilince fail ile mağdur arasında barış sağlanabilecektir. Gerçi uzlaşma dışındaki bir kısım yollarla da tazminatın sağlanması olanağı vardır. Ancak uzlaşma kurumunda zararın giderilmesi onarım yanında ayrıca bir moral unsurunun da sağlanmasını olanaklı kılmaktadır. Uzlaşma böylece özel önleme işlevine yardım ettiği gibi genel olarak kamunun yararlarının korunmasını da sağlamaktadır…” ifadelerine yer verilmekte, TBMM Adalet Komisyonunun CMK’ya ilişkin raporunda da uzlaşmanın suç mağdurunun uğradığı zararların karşılanmasını mümkün kılabilmek açısından etkin bir yol olarak öngörüldüğü belirtilmektedir.
Ekonominin gelişmeye başlayıp sosyal yaşamın karmaşık hâle dönüşmesiyle alışılan suçların yanı sıra yeni birçok suç tipi ortaya çıkmıştır. Bu durum mahkemelerin iş yüklerinin hızla artmasına ve ceza yargılamalarının uzamasına neden olmuştur. Öte yandan ceza yargılamasında mağdurun daha fazla ön plana çıkmaya başlamasıyla uyuşmazlıkların dava konusu olmadan ve mağdurun tatmin edilmesiyle sonuçlandırılması gereksinimi doğmuştur.
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin bazı tavsiye kararlarında, basit nitelikteki suçlarda, adli makamların uyuşmazlığın kovuşturma öncesinde ve mahkeme dışında uzlaşma yolu ile hâlledilmesinin üye ülkelere tavsiye edilmesi kabul edilmiştir. Yine ceza yargılamasının en önemli amacının suçun işlenmesiyle doğan maddi ve manevi mağduriyetin giderilmesi olduğu Birleşmiş Milletlerin 29.11.1985 tarihli deklarasyonunda da vurgulanmıştır.
Bu gelişmelerin sonucu ve yansıması olarak; Türk ceza yargılaması sistemine alınan uzlaşmanın, sadece sanığa değil aynı zamanda ve öncelikle mağdurun zedelenen hukukunun düzeltilmesine hizmet amacı güttüğü ve böylece taraflar arasında suç nedeniyle oluşan husumetin giderilmesini de temin ederek toplum huzurunu tesis etmeyi hedeflediği tartışmasızdır (CGK 06.11.2007 tarihli ve 212-229 sayılı kararı).
Yasal dayanağı, madde gerekçesinde ortaya konan amacı ve tanımları doğrultusunda uzlaştırmanın felsefi temellerinin, geleneksel ceza adalet anlayışından tamamen farklı yeni bir ceza adalet anlayışı olarak tezahür eden “onarıcı adalet” düşüncesine dayandığı söylenmelidir.
Fail merkezli olan ceza adaleti anlayışına karşılık onarıcı adalet, mağdur, fail ve toplum olmak üzere üç grupla da ilgilenmektedir. Onarıcı adalet, suç ve adalet olguları yanında mağdur, fail, toplum ve ceza adalet sisteminin rolüne geleneksel ceza adalet sisteminden farklı bir bakış açısı sunmaktadır. Buna göre suçun temel niteliği, kişisel ve toplumsal ilişkileri zedelemesidir. Suç sadece hukuk düzenini ihlal eden bir eylem değil, sosyal ve toplumsal düzeni bozan bir insan tarafından diğer bir insana karşı yapılan haksızlıktır. Ceza adaletinin amacı, suç nedeniyle ortaya çıkan zararın giderilmesi ile kişisel ve toplumsal ilişkilerin onarılarak mümkün olduğu kadar eski hâline getirilmesidir. Mağdura onarma sürecine katılma için mutlaka bir seçim hakkı verilmelidir. Bu katılımın içeriğinde bilgilendirilme, faille diyalog, faille karşılıklı olarak uyuşmazlığın çözümü, zararların giderilmesi, korkuların azalması ve güven duygusunun artması gibi hususlar yer almaktadır. Faile, mutlaka mağdura ve topluma karşı olan sorumluluğunu ve yükümlülüklerini üstlenmesi için bir fırsat verilmelidir. Bu fırsatlar ise failin, yükümlülüklerinin belirlenmesi sürecine katılması, mağdurla yüz yüze gelmesi, eyleminin mağdur üzerindeki etkilerini anlaması, telafi yollarını bulması şeklindedir. Ceza adalet sistemi, mağdur ve faili bir araya getirmek için ceza olgusuna alternatif olacak onarıcı adalet uygulamalarının geliştirilmesine gayret göstermeli ve bu uygulamaları takip etmelidir (Mark S. Umbreit/Robert B. Coates, “Multicultural Implication of Restorative Justice”, Federal Probation, Volume: 63, Issue: 2, December 1999, s. 44). Onarıcı adalet, ihlal edilen kurala ve failin cezalandırılmasına odaklanmak yerine, öncelikli olarak dikkatini zarar gören kişiye vermekte ve ortaya çıkan zararın mümkün olduğunca giderilmesine çalışmaktadır. Ayrıca faile verdiği zararları giderebilmesi için bir fırsat sunulması gerektiğini söylemektedir. Bu nedenle fail verdiği zararı kabul etmeye ve ardından bu zararı gidermeye teşvik edilmelidir. Bu fikir onarıcı adaletin temel ilkelerinden birisini teşkil etmektedir (Ekrem Çetintürk, Onarıcı Adalet ve Ceza Adalet Sisteminde Uzlaştırma, 1. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara-2017, s. 11- 12).
2- Taksirle yaralama (TCK madde 89) suçunun normatif yapısı
Taksirle yaralama (TCK’nın 89. maddesi) suçunun, CMK’nın 253/1-b/2. maddesi kapsamında uzlaştırmaya tabi olduğunda kuşku yoktur. Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Başsavcılığı arasında çıkan uyuşmazlık; TCK’nın 89/4. maddesindeki hükmünün, CMK’nın 253/7.maddesinde yer alan “Birden fazla kişinin mağduriyetine veya zarar görmesine sebebiyet veren bir suçtan dolayı uzlaştırma yoluna gidilebilmesi için, mağdur veya suçtan zarar görenlerin hepsinin uzlaşmayı kabul etmesi gerekir.” şeklindeki düzenlemede öngörülen “bir suç” kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceğine ilişkindir. Bu nedenle ihtilafın çözümü bağlamında TCK’nın 89/4. maddesinin normatif yapısı üzerinde de durulmalıdır.
Ceza Muhakemesinde Uzlaştırma Yönetmeliği’nin 7/4. maddesi şöyledir: “Birden fazla suç olmasına rağmen kanunda tek ceza öngörülen hallerde her suç için ayrı ayrı uzlaştırma yapılır.” Doktrinde Yerdelen, Özbek ve eserin ortak yazar grubuna göre işbu Yönetmelik hükmü, TCK’nın 89/4. maddesinde birden fazla suç olduğunu açıklamak için düzenlenmiştir. Anılan norm, aynı nev’iden fikri içtimaın özel bir türüdür (Erdal Yerdelen – M. Serdar Özbek vd, Ceza Muhakemesi Hukukunda Uzlaştırma, s.151).
Konu ile ilgili olarak doktrinde ve keza:
Koca ve Üzülmez’e göre; TCK’nın 89/4. maddesi kapsamında birden fazla kişinin taksirle yaralanması hâlinde birden fazla (mağdur sayısınca) suç oluşur (Koca-Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Gözden Geçirilmiş ve Genişletilmiş 6. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara 2019, s. 265).
… ve …’a göre; TCK’nın 89/4. maddesinde, tek fiil ile farklı mağdurlara karşı gerçekleşen aynı nevi’den fikri içtima vardır. Ama kanun koyucu böyle bir durumda içtimaya ilişkin genel kurallara (TCK’nın 43/2. maddesi) göre çözüme gidilmesi yerine özel bir içtima hükmü sevk etmiş ve tek ceza verilmesini öngörmüştür (Berrin … – Murat …, Ceza Muhakemesi Hukukunda Uzlaştırma, 2. Baskı, Seçkin Yayınevi, Ankara 2019, s. 65-66).
Değirmenci’ye göre; Burada tek bir hareket ve birden fazla norm ihlali söz konusudur. Dolayısıyla, birden fazla kişinin yaralanması durumunda, norm ihlali birden fazla olduğundan suçun birden fazla olduğu sonucuna varmamız gereklidir. TCK’nın 89/4. maddesinde yer alan düzenleme, birden fazla kişinin taksirle yaralanması durumunda tek bir suçun oluştuğu sonucuna gitmemiz için yeterli değildir. Nitekim bu durumda da TCK’nın 43/2. maddesi kapsamında aynı nev’iden fikri içtima durumu olmasına rağmen kanun koyucu, taksirle yaralama ile ilgili özel bir içtima hükmüne yer vermiştir (Değirmenci, s. 190)
Feyzioğlu, Ekici ve Yemenici’ye göre de; TCK’nın 89/4. maddesi uyarınca taksirli fiille birden fazla kişinin yaralanmasına neden olunması hâlinde birden fazla kişinin yaralanması nedeniyle birden fazla suç vardır, “bir suç”tan bahsedilemez (Metin Feyzioğlu, “Uzlaştırma Teklifi ve Taraflara Bildirilmesi”, Uğur Alacakaptana Armağan, C. 1, 2008, s. 336-337, Şahin Ekici – Meral Yemenici, “6763 sy Kanunla Yapılan Değişiklikler Işığında Ceza Muhakemesi Hukukunda Uzlaştırma”, Erciyes Üniversitesi HFD, Cilt 13, 2018/1).
Keza Göktürk’e göre; tek bir fiille birden fazla kişinin yaralanmasını düzenleyen TCK’nın 89/4.maddesindeki düzenleme, özel bir içtima hükmü olarak kabul edilmelidir. Söz konusu düzenleme, aynı nev’iden fikri içtimaa ilişkin genel hüküm karşısında özel bir içtima hükmüdür. Zira burada dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık teşkil eden tek bir fiil bulunmakta ve birden fazla aynı suç (taksirle yaralama) aynı anda farklı kişilere karşı işlenmektedir.
Burada “bileşik suç”tan söz edilemez. Kanunda bağımsız bir suç olarak tanımlanan fiil, bir başka suçun temel şekline veya nitelikli şekline ilişkin unsurunu oluşturabilir; fail hakkında ayrıca bu suçtan dolayı cezaya hükmolunmaz. Bileşik suç tanımında yer alan fiiller, norm karşısında ortak bir hukuki değerlendirmeye tabi tutulmak suretiyle tek bir fiil bulunduğu kabul edilir. Bileşik suç, tipik fiil tekliğinin örneklerinden biridir. Şayet, bileşik suç niteliği taşıyan ayrı bir suç tanımı yoksa, her bir fiil ayrı bir suça sebebiyet verdiği için gerçek içtima kuralı uygulanır. Hâlbuki, TCK’nın 85/2. maddesi hükmünde, öldürme ve/veya yaralama neticelerine sebebiyet veren tek bir fiil bulunduğu gibi; TCK’da bu düzenlemeye yer verilmese idi, duruma göre aynı ya da farklı nev’iden fikri içtimaa ilişkin genel hükümler (TCK’nın 43/2 veya 44. maddesi) uygulanacak idi. Bu itibarla, TCK’nın 85/2. maddesi bileşik suç niteliğini taşıyan ayrı bir suç tanımı değildir; fikri içtimaa ilişkin özel bir düzenlemedir. Karşılığında bağımsız bir ceza öngörülmüş olması da bunu değiştirmez. Fiil sayısı üzerinde bir etkisi bulunmayan netice, sadece haksızlık muhtevası üzerinde etkilidir. Bu düzenlemede de ortaya çıkan ölüm ve yaralama şeklindeki neticelerin sayısı haksızlığın yoğunluğu üzerinde etkili olduğu için iki ve on beş yıl gibi alt ve üst basamaklar arasındaki makasın geniş tutulduğu bir ceza belirlenmesi yoluna gidilmiştir. Şayet bu düzenlemeye yer verilmeyip TCK’nın 43/2 yahut 44.maddesinin uygulanması ile yetinilse idi, faile verilecek ceza haksızlık muhtevasını tüketmede yetersiz kalacak idi (Neslihan Göktürk, Fikri İçtima (Suçların İçtimaı), 1. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara 2013, s. 191-192).
Anılan normun, özgün bir haksızlık/suç tanımı yapmadığı açıktır. Suçun işleniş şekli, zaman, ve sair özellikleri temelinde, basit hâline (TCK’nın 89/1. maddesi) nazaran bir nitelikli hâl düzenlemesi olmadığı da ortadadır. Tek bir fiille birden fazla aynı suçun işlenmesi hâlini düzenlediğinden karşılığında bağımsız bir ceza öngörülmüş olsa da birleşik/mürekkep suçtan bahsedilemez. Bu nedenlerle anılan normun, taksirle birden fazla kişinin yaralanmasına ilişkin “özel bir içtima hükmü” olarak düzenlendiğinin ve bünyesinde mağdur sayısınca suçu barındıran hâliyle “bir suç” cümlesinden olarak addedilmemesi gerektiğinin kabulü lazım gelir.
3. Suçların içtimaı konusuna giren hususlarda uzlaştırma sorunu
TCK’nın 43/3. maddesi dışında çeşitli suçlarla bağlantılı olarak, aynı nev’iden fikri içtima bulunmasına rağmen ya gerçek içtima kuralının uygulanmasını yahut cezanın artırılmasını öngören özel içtima hükümlerine yer verilebilir. Özel içtima hükümlerinin uygulanması gereken hâllerde ayrıca TCK’nın 43. maddesinin 2. fıkrası uygulanmaz. Örneğin tek bir fiille birden fazla kişinin yaralanmasını düzenleyen TCK’nın 89/4. maddesindeki düzenleme, özel bir içtima hükmü olarak kabul edilmelidir. Söz konusu düzenleme, aynı nev’iden fikri içtimaa ilişkin genel hüküm karşısında özel bir içtima hükmüdür. Zira burada dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık teşkil eden tek bir fiil bulunmakta ve birden fazla aynı suç (taksirle yaralama) aynı anda farklı kişilere karşı işlenmektedir (Göktürk, s. 191-192).
Doktrinde uzlaştırma ile ilgili özel çalışmaları olan yazarların kahir ekseriyeti, TCK’nın 89/4. maddesindeki düzenlemenin, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık teşkil eden tek bir fiil ile birden fazla aynı suçun (taksirle yaralama) aynı anda farklı kişilere karşı işlenmesi nedeniyle, bünyesinde mağdur sayısınca ayrı suçu barındıran özel bir içtima hükmü olması itibarıyla her bir suçun mağdurunun, diğerlerinden bağımsız olarak ayrıca uzlaşabileceği düşüncesindedirler (…-…, s. 66, Feyzioğlu, s. 337, Ekici Şahin/Yemenici, s. 489, Değirmenci, s. 190, Yerdelen – Özbek, s. 151). Çetintürk ise farklı gerekçe ile aynı görüşü savunmaktadır (Çetintürk, s. 517).
Hatta … ve …, TCK’nın 89/4. maddesinin kapsamına giren bir olayda iki mağdur ya da suçtan zarar gören bulunduğunda birisi şikâyet etmediğinde, şikâyetinden vazgeçtiğinde veya uzlaştığında, şikâyet eden, vazgeçmeyen veya uzlaşmayan diğer kişi nedeniyle fail hakkında yapılan yargılamada artık 89/4 değil, bir yaralama kaldığından taksirle yaralama (TCK’nın 89/1-3) hükümleri gereğince ceza belirlenmesi düşüncesindedir (… – …, s. 66).
Şu hâlde amaç ve felsefi arka planı ortaya konan uzlaştırmaya ilişkin ceza normları yorumlanırken; geleneksel, şeklî ve normatif odaklı bakış açısının, mağdur-sanık-toplum merkezli onarıcı adalet parametrelerini esas alan bir yaklaşıma müncer olması zorunluluğuna işaret etmek gerekir. Bir kişinin başka birisine yaptığı adaletsizliğin düzeltilmesi sorumluluğunun temeline (Mustafa Erdoğan, Hukuk ve Adalet Hukuk Yayınları, s. 89) dayanan düzeltici (onarıcı) adalet anlayışı, öncelikle haksız bir müdahaleye maruz kalan mağdur hakkının yerine ikamesini önceler. Buna bağlı olarak da sanığı kişisel ve toplumsal bir sorumluluğa sevk eder. Böylece kamu düzeni spesifik olay bağlamında yeniden tesis edilmiş, toplum barış ve huzuru sağlanmış olur. Zikredilen amaçların aynı zamanda ceza adalet politikasının nihai hedeflerini teşkil ettiğinde de kuşku yoktur. Nihayet önemle vurgulamak gerekir ki, düzeltici/onarıcı adalet anlayışı bağlamında uzlaşma; sadece sanık için bir sorumluluk değil, mağdur için de bir haktır. Bu nedenle amaca hizmet edecek yorum; ne sanığı sorumluluktan kurtarmalı ne de mağduru bu hakkından etmelidir.
Diğer taraftan, taksirle yaralama suçunun, CMK’nın 253/1-b/2 maddesi kapsamında uzlaştırmaya tabi olduğunda kuşku yoktur. Ayrıntılı gerekçelerine ilgili bölümde yer verildiği üzere; TCK’nın 89/4.maddesi, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık teşkil eden tek bir fiil ile birden fazla aynı suçun (taksirle yaralama) aynı anda farklı kişilere karşı işlenmesi itibarıyla aynı nev’iden fikri içtimaa ilişkin genel kural (madde 43/2) karşısında özel bir içtima hükmü olduğundan CMK’nın 253/7. maddesinde yer alan; “Birden fazla kişinin mağduriyetine veya zarar görmesine sebebiyet veren bir suçtan dolayı uzlaştırma yoluna gidilebilmesi için, mağdur veya suçtan zarar görenlerin hepsinin uzlaşmayı kabul etmesi gerekir.” şeklindeki düzenlemede öngörülen “bir suç” kapsamında değerlendirilemez.
Bu durumda, uzlaştırma kurumuna tabi olması için hukuki engel bulunmayan TCK’nın 89/4.maddesine istinaden yürütülmekte olan bir ceza soruşturması ya da görülmekte olan bir dava kapsamında;
a. Her bir (suçun) mağdurun(un), diğerlerinden bağımsız olarak ayrıca uzlaşabileceğinin,
b. Birden fazla mağdur ya da suçtan zarar görenin bulunduğu hâllerde, bunlardan sadece birisi uzlaşmayı kabul etmez ise şüpheli/sanığın eyleminin anılan Kanun’un 89/4. maddesi değil ve fakat 89/1(2-3). maddeleri bağlamında tartışılıp değerlendirilmesi gerektiğinin,
c. Birden fazla mağdur ya da suçtan zarar görenin bulunduğu hâllerde, bunlardan birden fazlasının uzlaşmayı kabul etmemesi hâlinde, şüpheli/sanığın eyleminin anılan Kanun’un 89/4. maddesi bağlamında değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmamakta ise de kabul eden mağdur ya da suçtan zarar görenlerin uzlaşma haklarını kullanmalarına da yasal engel olmadığının kabulünde zorunluluk vardır.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Taksirle katılan … ile şikâyetçi …’nın basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek derecede yaralanmalarına sebep olmak suçundan sanık hakkında yapılan yargılama neticesinde, anılan suçun CMK’nın 253. maddesi uyarınca uzlaşma hükümlerine tâbi olması nedeniyle soruşturma evresinde sanığa ve katılan … ile şikâyetçi …’ya uzlaşma teklif edildiği, sanık ile katılan …’in uzlaşmak istediklerine yönelik beyanda bulunmalarına rağmen şikâyetçi …’nın usulüne uygun olarak yapılan uzlaşma teklifine üç gün içerisinde yanıt vermemesi nedeniyle uzlaşma teklifini reddetmiş sayıldığı, Cumhuriyet savcılığınca CMK 253/7.maddesi gereğince usulüne uygun teklif yapılmasına rağmen taraflardan birinin teklifi kabul etmemesi nedeniyle ayrıca katılan … ile sanık arasında uzlaştırma yoluna gidilemeyeceğinden bahisle 89/4. maddeleri uyarınca cezalandırılması talebiyle hakkında kamu davası açılan sanığın aynı suçtan mahkûmiyetine karar verildiği anlaşılan olayda;
Uzlaştırma kurumuna tabi olması için yasal engel bulunmayan TCK’nın 89/4.maddesi kapsamında görülmekte olan dava kapsamında; her bir (suçun) mağdurun(un), diğerlerinden bağımsız olarak ayrıca uzlaşabileceğinde ve birden fazla mağdur ya da suçtan zarar görenin bulunduğu hâllerde, bunlardan sadece birisi uzlaşmayı kabul etmez ise sanığın eyleminin anılan Kanun’un 89/4. maddesi değil ve fakat 89/1(2-3). maddeleri bağlamında tartışılıp değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmadığından Yerel Mahkeme hükmünün, uzlaşmak isteyen sanık ile uzlaşmak isteyen katılan … arasında uzlaştırma işlemleri yapılıp tamamlanarak uzlaşma sağlanması hâlinde sonucuna göre sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması nedenleriyle bozulmasına karar verilmelidir.
Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı yerindedir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan altı Ceza Genel Kurulu Üyesi; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
VI. KARAR
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 24.11.2020 tarih ve 7787-6294 sayılı düzeltilerek onama kararının KALDIRILMASINA,
3- İstanbul 11. Asliye Ceza Mahkemesinin 24.12.2015 tarihli ve 242-648 sayılı hükmünün, uzlaşmak isteyen sanık ile uzlaşmak isteyen katılan … arasında uzlaştırma işlemleri yapılıp tamamlanarak sanık ile katılan …’in arasında uzlaşma sağlanması hâlinde sonucuna göre sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması nedenleriyle BOZULMASINA,
4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 06.11.2024 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
3. Özel Yetkili Vekilin Uzlaştırmayı Kabul Edebilmesi
Karar özeti: Vekâletnamede uzlaşmaya ilişkin özel yetki bulunması hâlinde, vekile yapılan uzlaştırma teklifi geçerlidir ve vekil müvekkili adına uzlaşma iradesini kullanabilir. Bu husus gözetilmeden verilen karar hukuka aykırıdır.
“…vekaletnamede müşteki vekilinin uzlaşmaya ilişkin özel yetkisi bulunması karşısında, vekile yapılan uzlaştırma teklifinin geçerli olduğu gözetilmeden… karar verilmesinde isabet görülmediğinden…” (Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2018/4558 E. – 2018/17633 K.)
Değerlendirme: Karar, uzlaşma iradesinin bizzat tarafça mı yoksa vekille mi kullanılabileceği sorusuna açıklık getirir. Belirleyici ölçüt, vekâletnamedeki özel yetkidir: bu yetki varsa vekile yapılan teklif geçerli sayılır. Uygulamada bu, dosyaya sunulan vekâletnamenin kapsamının önceden kontrol edilmesini gerekli kılar.
Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2018/4558 E. – 2018/17633 K. Sayılı İlamı Tam Metni
“İçtihat Metni”
Basit yaralama, hakaret ve tehdit suçlarından şüpheli … hakkında yapılan soruşturma evresi sonunda … Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 08/11/2017 tarihli ve 2017/7424 soruşturma, 2017/2689 esas, 2017/1831 sayılı iddianamenin iadesine dair … 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 01/12/2017 tarihli ve 2017/571 sayılı iddianame değerlendirme kararına yönelik itirazın reddine ilişkin mercii … 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 12/02/2018 tarihli ve 2018/179 değişik iş sayılı kararı, Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’nün 18/06/2018 gün ve 94660652-105-81-3814-2018-Kyb sayılı istemleri ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 29/06/2018 gün ve 2018/55517 sayılı bozma düşüncesini içeren ihbarnamesiyle Daireye gönderilmiş olduğu görülmekle, dosya incelendi:
Kanun yararına bozma isteyen ihbarnamede;
Dosya kapsamına göre, … 1. Asliye Ceza mahkemesince, müşteki yerine avukatının uzlaşma teklif formunu imzaladığından bahisle iddianamenin iadesine karar verilmiş ise de;
5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 253/13 maddesinde yer alan, ” Uzlaştırma müzakereleri gizli olarak yürütülür. Uzlaştırma müzakerelerine şüpheli, mağdur, suçtan zarar gören, kanunî temsilci, müdafi ve vekil katılabilir. Şüpheli, mağdur veya suçtan zarar görenin kendisi veya kanunî temsilcisi ya da vekilinin müzakerelere katılmaktan imtina etmesi halinde, uzlaşmayı kabul etmemiş sayılır.” ve Ceza Muhakemesinde Uzlaştırma Yönetmeliğinin 31/1 maddesinde yer alan, “Uzlaştırma müzakerelerine şüpheli, sanık, katılan, mağdur, suçtan zarar gören, kanunî temsilci, müdafi ve vekil katılabilir. Şüpheli, sanık, katılan, mağdur veya suçtan zarar görenin kendisi veya kanunî temsilcisi, müdafi ya da vekilinin haklı bir mazereti olmaksızın müzakerelere katılmaktan imtina etmesi hâlinde, ilgili taraf uzlaşmayı kabul etmemiş sayılır.” şeklindeki düzenlemeler ve vekaletname de müşteki vekilinin uzlaşmaya ilişkin özel yetkisi bulunması karşısında, vekile yapılan uzlaştırma teklifinin geçerli olduğu gözetilmeden, itirazın kabulü yerine yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmediğinden, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozma talebine dayanılarak ihbar olunduğu anlaşılmıştır.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Sair tehdit, hakaret ve kasten yaralama suçlarından düzenlenen iddianamenin mahkemesince iade edilmesine, itiraz mercii tarafından verilen karara, kanun yararına bozma talebinin içeriğine, Yargıtay Kanunu’nun 14. maddesine, Yargıtay Büyük Genel Kurulunun 09/02/2018 gün ve 2018/1 sayılı kararına, hakaret suçu için Kanunda öngörülen cezanın diğer suçlar için öngörülen cezalardan ağır olmasına göre, kanun yararına bozma isteminin incelenmesi, Yüksek … Ceza Dairesinin görevine girdiğinden, Dairemizin GÖREVSİZLİĞİNE, dosyanın ilgili Daireye gönderilmesine, 17/10/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir. Diğer yazılarımızı görmek için Hukuki Makaleler sayfasını, hizmet verdiğimiz diğer alanları görmek için Hizmetlerimiz sayfasını ziyaret edebilirsiniz.
Av. Sinan Karabacak Cep Tel: +90 535 671 88 95
Yasal Uyarı: Bu makale Av. Sinan Karabacak tarafından, yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. Her dava kendine özgü koşullar içermektedir. Hukuki danışmanlık için lütfen iletişime geçiniz.

43 Yorumlar