Türk Ceza Hukukunda Şeriklik (Suça İştirak) Nedir? Kavram, Türleri ve Şeriklik Hakkında Yargıtay Kararları

şeriklik nedir türk ceza hukukunda şeriklik kavramı bağcılar avukat sinan karabacak

A- Şeriklik Nedir? Genel Olarak Şeriklik Kavramı

Suç, kural olarak tek bir kişi tarafından işlenebileceği gibi, birden fazla kişinin irade ve eylemlerinin bir araya gelmesiyle de gerçekleşebilir. İşte bu noktada karşımıza çıkan “şeriklik” kurumu, ceza hukukunun en tartışmalı ve teknik alanlarından birini oluşturmaktadır. Şeriklik; birden fazla kişinin aynı suçun işlenmesine farklı biçimlerde katılması olgusunu ifade eder ve bu katılımın hukuki sonuçları, kişinin aldığı ceza miktarını doğrudan belirler: müşterek fail ve dolaylı fail, suçun tamamından fail gibi sorumlu tutulurken; azmettiren failin aldığı cezanın aynısını alır; yardım eden ise suçun cezası ağırlaştırılmış müebbet hapis ise 15 ila 20 yıl, müebbet hapis ise 10 ila 15 yıl arasında hapisle, diğer suçlarda ise cezanın yarısı indirilerek cezalandırılır. Bu farkların hangi somut olguya dayandığının belirlenmesi hem teorik hem de pratik açıdan büyük önem taşımaktadır.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK), şerikliği 37 ila 41. maddeleri arasında düzenlemiş; fail, müşterek fail, dolaylı fail, azmettiren ve yardım eden gibi kavramları açık bir sistematik içinde tanımlamıştır. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu da 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda, 765 sayılı Kanun’daki “asli iştirak-feri iştirak” ayrımının terk edilerek suça iştirakte faillik ve şeriklik ayrımının öngörüldüğünü, azmettirme ve yardım etmenin şeriklik kavramı içinde değerlendirildiğini belirtmiştir (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2016/938 E., 2018/133 K. sayılı kararı). Bu düzenleme, önceki 765 sayılı Kanun’un nispeten muğlak ve eksik tutumunu gidermeye yönelik olup modern ceza hukuku ilkelerine uygun bir yapı ortaya koymaktadır.

Bu makalede şeriklik kavramı; fail ve şerik arasındaki temel ayrım, faillik türleri olan müşterek faillik ve dolaylı faillik, şerikliğin türleri olan azmettirme ve yardım etme kurumları ile Yargıtay’ın bu konudaki yerleşik içtihadı çerçevesinde ele alınacaktır.

B- Faillik ve Şeriklik Ayrımı

Ceza hukukunda “fail” kavramı, suçun kanuni tanımındaki eylemi bizzat gerçekleştiren kişiyi ifade eder. Buna karşın “şerik”, suçun icrasında doğrudan yer almaksızın başkasının suç işlemesini sağlayan ya da kolaylaştıran kişidir. Bu ayrım salt teorik bir mesele olmaktan öte, sanığın cezalandırılma biçimi ve miktarı bakımından somut ve kritik sonuçlar doğurmaktadır.

TCK’nın benimsediği sisteme göre şeriklik, faillikten bağımsız bir suç oluşturmaz; şerik, başkasının işlediği suça katılmaktadır. Bu nedenle şeriklik, “bağımlı katılım” şeklinde nitelendirilir ve asıl fiilin hukuka aykırı olması ön koşuluna bağlıdır. Diğer bir anlatımla fail cezalandırılabilir nitelikte bir eylem gerçekleştirmemişse, şerikin de cezalandırılması mümkün değildir; bu ilke doktrinde “bağlılık kuralı” (aksesuar ilkesi) olarak adlandırılmakta ve TCK m. 40’ta düzenlenmektedir. Buna göre kanuni tanımdaki fiili gerçekleştirmeyen veya özel faillik vasfını taşımadığı için fail olamayan bir suç ortağı, gerçekleşen fiilden bağlılık kuralı uyarınca sorumlu tutulur (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2016/938 E., 2018/133 K. sayılı kararı).

Fail ile şerik arasındaki en belirleyici ölçüt, Yargıtay’ın yerleşik içtihadında “fiil üzerindeki hâkimiyet” olarak formüle edilmiştir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, konuyu en net biçimde şu cümleyle ortaya koymuştur: “Yardım etme’yi müşterek faillikten ayıran en önemli unsur, kişinin suçun işlenişi sırasında fiil üzerinde ortak hâkimiyetinin bulunmamasıdır” (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2016/938 E., 2018/133 K. sayılı kararı). Kişinin eyleminin bir suça katılma aşamasına ulaşıp ulaşmadığının, ulaşmışsa da katılma düzeyinin belirlenmesi için; eylemin yapılması hususunda verilen kararın, bu kararın icra ediliş biçiminin, olay öncesi, sırası ve sonraki davranışların birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir.

C- Müşterek Faillik (TCK m. 37/1)

TCK’nın 37. maddesinin birinci fıkrasına göre, “Suçun kanuni tanımında yer alan fiili birlikte gerçekleştiren kişilerden her biri, fail olarak sorumlu olur.” Müşterek faillik, birden fazla kişinin ortak bir suç işleme kararıyla ve işbölümü çerçevesinde birlikte hareket etmesi halidir. Bu kurumda her bir fail, suçun tamamından sorumlu tutulur; zira irade birliği ve eylem bütünlüğü mevcuttur. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu, müşterek faillerin hareketlerinin bir bütün olarak adeta tek kişinin fiili gibi değerlendirildiğini, ancak bunun müşterek faillerin mutlaka aynı miktarda cezayla cezalandırılacağı anlamına gelmediğini vurgulamıştır (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2015/1163 E., 2018/382 K. sayılı kararı).

Müşterek failliğin oluşabilmesi için Yargıtay’ın yerleşik uygulamasına göre şu iki şartın birlikte gerçekleşmesi gerekir:

  1. Failler arasında birlikte suç işleme kararı bulunmalıdır (sübjektif unsur),
  2. Suçun işlenişi üzerinde birlikte hâkimiyet kurulmalıdır (objektif unsur).

Fiil üzerinde ortak hâkimiyetin kurulup kurulmadığının belirlenmesinde, suç ortaklarının suçun icrasında üstlendikleri rollerin ve katkılarının taşıdığı önem göz önünde bulundurulmalıdır; suç ortaklarının katkısının diğerinin fiilini tamamladığı durumlarda da müşterek faillik söz konusu olur (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2019/587 E., 2022/502 K. sayılı kararı). Uygulamada bu ilke somut olaylara şöyle yansımaktadır: bir kasten öldürme olayında faili telefonla olay yerine çağıran, onu güvenlik kontrolünden geçirmeden binaya sokan ve olay sonrasında delil karartmak amacıyla mağdurun telefonunu alarak birlikte kaçan sanık, faille fikir ve irade birliği içinde hareket ederek eylem üzerinde ortak hâkimiyet kurduğundan müşterek fail sayılmıştır (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2017/182 E., 2018/133 K. sayılı kararı). Aynı şekilde, grup hâlinde işlenen bir kasten yaralama olayında, diğer sanıkla aynı suç işleme kararı altında olay üzerinde birlikte hâkimiyet kuran sanık müşterek fail kabul edilmiş ve müşterek faillerin her birinin, suçun nitelikli hâllerinden de (TCK m. 86/3-e) sorumlu tutulması gerektiğine hükmedilmiştir (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2015/1163 E., 2018/382 K. sayılı kararı).

Yağma suçlarında sıkça karşılaşılan gözcülük/araç kullanma rolü de bu ölçütle çözümlenmektedir. Yargıtay 6. Ceza Dairesi, müşterek faillikte her failin her eylemi bizzat gerçekleştirmesinin gerekmediğini, fonksiyonel iş bölümü çerçevesinde herkesin kendi üzerine düşeni yapıp sonucu birlikte oluşturmasının yeterli olduğunu belirtmiştir; buna göre “şayet gözcünün fiili olmadan yağma suçunun gerçekleştirilmesi mümkün değilse gözcü müşterek faildir, aksi takdirde şeriktir.” Mağduru takip eden aracı kullanan, suça sürüklenen çocuğu olay yerine taşıyan ve eylemden sonra birlikte kaçan sanık bu nedenle müşterek fail sayılmış; birden fazla müşterek fail bulunduğundan eylem nitelikli yağma (TCK m. 149/1-c) olarak nitelendirilmiştir. Daire ayrıca bu nitelikli hâlin yalnızca müşterek fail sayısı birden fazla olduğunda uygulanacağını, azmettiren veya yardım edenlerin çokluğunun bu sonucu doğurmayacağını da vurgulamıştır (Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 2022/5182 E., 2024/2304 K. sayılı kararı).

Müşterek failin sorumluluğu ise yalnızca üzerinde anlaşılan veya öngörülebilen sonuçlarla sınırlıdır. Birlikte hırsızlık yapmak üzere plan yapan iki kişiden biri eve girip diğeri dışarıda araçta beklerken, içeride mağdurun bağırması üzerine failin ele geçirdiği silahla tehdide başvurarak eylemin ani biçimde yağmaya dönüşmesi hâlinde, bu gelişmeden habersiz olan ve silahın varlığını bile bilmeyen gözcü sanık yağma suçundan sorumlu tutulamaz; zira hırsızlığı planlayan şerikler ancak görmedikleri alanlarda gerçekleşen eylemin doğal ve öngörülebilir sonuçlarından sorumludur (Yargıtay 13. Ceza Dairesinin 2019/10670 E., 2020/1564 K. sayılı kararı). Bir başka deyişle, “müştekinin evinin dışında bekleyen ve aniden gelişen yağma suçuna iştirak iradesi bulunmayan sanığın yağma suçundan sorumlu tutulamayacağı” kabul edilmiştir.

D- Dolaylı Faillik (TCK m. 37/2)

Uygulamada sıkça azmettirmeyle karıştırılan ancak ondan tamamen farklı sonuçlar doğuran bir başka faillik türü de “dolaylı faillik”tir. TCK m. 37/2 uyarınca, “Suçun işlenmesinde bir başkasını araç olarak kullanan kişi de fail olarak sorumlu tutulur. Kusur yeteneği olmayanları suçun işlenmesinde araç olarak kullanan kişinin cezası, üçte birden yarısına kadar artırılır.” Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun da belirttiği üzere, TCK m. 37’nin birinci fıkrasında müşterek faillik, ikinci fıkrasında ise dolaylı faillik düzenlenmiştir (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2019/587 E., 2022/502 K. ve 2013/1975 E., 2014/17242 K. sayılı kararları).

Dolaylı faillikte, arka plandaki kişi (dolaylı fail) suçun icra hareketlerini bizzat gerçekleştirmez; ancak icra hareketlerini gerçekleştiren kişi üzerinde öyle bir hâkimiyet kurar ki, bu kişi özgür iradesiyle değil âdeta bir araç konumunda hareket eder. Uygulamada dolaylı faillik en çok şu hâllerde gündeme gelir:

  1. Kusur yeteneği bulunmayan bir kişinin (örneğin akıl hastası veya ceza sorumluluğu bulunmayan çocuğun) suç işlemek için araç olarak kullanılması,
  2. Hataya düşürülen veya gerçek durumdan habersiz bırakılan bir kişinin, bilmeden suç unsurunu gerçekleştirecek şekilde yönlendirilmesi,
  3. Cebir veya tehditle iradesi tamamen ortadan kaldırılan bir kişinin suçun icra hareketini yapmaya zorlanması.

Dolaylı failliği azmettirmeden ayıran temel nokta da tam olarak buradadır: azmettirmede fail, kendi özgür iradesiyle ve suçun bilincinde olarak hareket eder; azmettiren yalnızca bu iradenin oluşmasına neden olmuştur. Dolaylı faillikte ise icra hareketini yapan kişi özgür iradeyle hareket etmemekte, dolaylı failin elinde bir araca dönüşmektedir. Bu nedenle azmettiren “aynı suçun cezası” ile cezalandırılırken, dolaylı fail doğrudan “fail” sıfatıyla sorumlu tutulur; kusur yeteneği olmayan birinin araç olarak kullanılması hâlinde ise ceza üçte birden yarısına kadar artırılır.

E- Azmettirme (TCK m. 38)

Azmettirme, başkasını suç işlemeye yönlendirme, teşvik etme ya da karar verdirme eylemidir. TCK m. 38/1 uyarınca, “Başkasını suç işlemeye azmettiren kişi, o suçun cezası ile cezalandırılır.” Azmettirenin cezası, failin aldığı cezayla eşit olduğundan bu kurum ceza hukuku pratiğinde son derece belirleyici bir işlev görmektedir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na göre azmettirme, belli bir suç işleme hususunda henüz bir düşüncesi olmayan kişide, bir başkası tarafından suç işleme kararının oluşmasının sağlanmasıdır; kişi daha önceden suçu işlemeye karar vermiş ise artık azmettirmeden değil, TCK m. 39/2 kapsamında manevi yardımdan söz edilir. Azmettirenin kastının, failde belirli bir suçu işleme kararı oluşturmayı ve azmettirilen suçun kanuni unsurlarını kapsaması gerekli olup, eylemin yer, zaman ve işleniş tarzına ilişkin ayrıntıların belirlenmesine gerek yoktur (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2019/587 E., 2022/502 K. sayılı kararı). Önceden herhangi bir husumeti veya suç işleme kararı bulunmayan bir kişiye silah temin ederek olay yerine gelmesini sağlamak ve olay sırasında talimat vermek de bu kapsamda azmettirme olarak nitelendirilmiştir; zira faille aralarında suç öncesi herhangi bir kararlılık bulunmamaktadır (Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 2017/1888 E., 2018/2 K. sayılı kararı).

Önemle belirtmek gerekir ki azmettirme; “tavsiye”, “genel teşvik” ya da “moral destek” sağlamaktan farklıdır. Azmettirmenin, failin iradesi üzerinde somut ve belirleyici bir etki yaratması şarttır. Aksi hâlde yalnızca genel bir yönlendirmeden söz edilebilir ki bu, hukuken şeriklik kapsamında değerlendirilemez.

Azmettirmenin özel bir görünüm biçimi olan “dolaylı azmettirme”, azmettirenin faili bizzat değil, bir aracı kişi aracılığıyla yönlendirmesidir. TCK sistemi bu hâli de azmettirme kapsamında değerlendirmekte; dolaylı azmettirenin de aynı cezayı almasını öngörmektedir.

Azmettirmede Sınırın Aşılması

Azmettirenin sorumluluğu, kural olarak yalnızca azmettirdiği fiille sınırlıdır; üzerinde anlaşılan fiile bağlı olmayan sonuçlar azmettirene yüklenemez. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, doktrindeki görüşlere de atıfla bu konuyu “niteliksel sınır aşımı” ve “niceliksel sınır aşımı” ayrımıyla açıklamıştır: fail, azmettirildiği suçtan tamamen farklı bir suç işlerse (örneğin öldürmeye azmettirilen kişi hırsızlık veya cinsel saldırı işlerse) azmettiren bu suçtan sorumlu tutulamaz; azmettirilen suçun sınırı yalnızca nicelik itibarıyla aşılmışsa (örneğin yaralamaya azmettirilen kişi ölüme sebebiyet verirse) azmettiren, öngörebileceği ölçüde neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçtan sorumlu olur (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2020/86 E., 2022/211 K. sayılı kararı). Kurul bu ilkeyi, silahlı yağma sırasında azmettirenlerin planı dışında gelişen ve mağdurların annesinin ani bir kararla öldürülmesi olayına uygulayarak, azmettirenlerin bu beklenmedik ölümden sorumlu tutulamayacağına hükmetmiştir; zira olay azmettirme kapsamında kalmayan, nicelik yönünden önemli bir sapma teşkil etmektedir. Aynı ilke, 2024 tarihli bir kararda da teyit edilmiş; azmettirme planı dışında ani bir kararla gelişen yaralama eyleminden azmettirenlerin ancak öngörülebilir ölçüde, neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçu kapsamında sorumlu tutulabileceği vurgulanmıştır (Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 2023/6823 E., 2024/2695 K. sayılı kararı).

Bu ayrım, iştirakin genel ilkesiyle de örtüşmektedir: fikir birliği edilen suçun icrasına başlandıktan sonra ortaya çıkan ve tüm ortakların iradesini kapsayan sonuçlardan herkes sorumlu olur; ancak yeni bir kastla ve irade dışında işlenen suçlardan fail dışındaki şerikler sorumlu tutulamaz. Nitekim yaralama amacıyla fikir birliği yapılan bir olayda, faillerden birinin sonradan değişen kastla mağduru yağmalaması hâlinde, bu yeni suça iştirak ettiğine dair delil bulunmayan diğer sanığın yalnızca yaralama suçundan sorumlu tutulması gerektiğine karar verilmiştir (Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 2010/31869 E., 2013/20120 K. sayılı kararı).

F- Yardım Etme (TCK m. 39)

Yardım etme, şerikliğin en geniş kapsamlı ve uygulamada en sık karşılaşılan biçimidir. TCK m. 39 uyarınca, “Suçun işlenmesine yardım eden kişiye, işlenen suçun ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirmesi hâlinde, onbeş yıldan yirmi yıla; müebbet hapis cezasını gerektirmesi hâlinde, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hâllerde cezanın yarısı indirilir.”

TCK m. 39/2, yardım etmenin hangi eylemlerle gerçekleşebileceğini somut olarak saymıştır:

  1. Suç işlemeye teşvik etmek,
  2. Suç işleme kararını kuvvetlendirmek,
  3. Fiilin işlenmesinden sonra yardım edeceğini vaat etmek,
  4. Suçun nasıl işleneceği konusunda yol göstermek,
  5. Fiilin işlenmesinde kullanılan araç ve gereçleri sağlamak.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu bu sayımı maddi ve manevi yardım ayrımı çerçevesinde şöyle özetlemiştir: maddi yardım, suçun işlenmesinde kullanılan araçları temin etmek ya da suçun işlenmesinden önce veya sırasında maddi katkıda bulunarak icrasını kolaylaştırmaktan; manevi yardım ise suç işlemeye teşvik etmek, suç işleme kararını kuvvetlendirmek, suçun işlenmesinden sonra yardımda bulunmayı vaat etmek veya suçun nasıl işleneceği konusunda yol göstermekten ibarettir (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2016/938 E., 2018/133 K. sayılı kararı).

Manevi yardımın somut bir örneği, faille birlikte olay yerinde bulunup sözlü olarak teşvikte bulunmaktır. Suça sürüklenen çocukların, silahla ateş ederek mağduru yaralamaya teşebbüs eden sanığın yanında yer alarak “vur, öldür” sözleriyle onu desteklemesi ve suç işleme iradesini kuvvetlendirmesi, TCK m. 39/1-2-c kapsamında manevi yardım olarak nitelendirilmiştir (Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 2018/4243 E., 2019/403 K. sayılı kararı). Maddi yardıma örnek olarak ise, mağdurla herhangi bir şekilde muhatap olmadan dolandırıcıları olay yerine getirip aracı çalışır vaziyette bekleten ve parayı aldıktan sonra faillerle birlikte uzaklaşan sanığın eylemi gösterilebilir; Yargıtay bu sanığın suçu doğrudan diğer failler ile birlikte işlemediğini, yalnızca icrayı kolaylaştırdığını belirterek müşterek faillik değil TCK m. 39 kapsamında yardım etme hükümlerinin uygulanması gerektiğine hükmetmiştir (Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 2013/1975 E., 2014/17242 K. sayılı kararı). Benzer şekilde, suçun işlenmesini birlikte kararlaştıran grubun içinde yer almayan, olay yerinde de bulunmayan; ancak faili buluşma noktasına götüren, suçta kullanılan motosikletin plakasını değiştiren ve eylem gerçekleşirken barakada bekleyen sanığın da fiil üzerinde hâkimiyeti bulunmadığından, eylemi suçun işlenmesini kolaylaştırma ve faillerin suç işleme kararını kuvvetlendirme niteliğinde görülerek yardım eden sıfatıyla sorumlu tutulması gerektiğine karar verilmiştir (Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 2021/6979 E., 2022/1484 K. sayılı kararı).

Yardım etme ile müşterek faillik arasındaki sınırın en açık göründüğü olaylardan biri de tasarlayarak öldürme suçlarıdır. Cinayet planına katılan, olaydan önce keşif yapan, olay sabahı faili motosikletle suç mahalline taşıyan ve birlikte kaçan sanık; suçun icra hareketini (ateş etme) bizzat gerçekleştirmemiş olsa da fiil üzerinde ortak hâkimiyet kurduğundan yardım eden değil müşterek fail sayılmıştır. Buna karşılık, yalnızca cinayette kullanılan av tüfeğini temin eden kişinin yardım eden sayılması isabetli bulunmuştur: “…sanık Adnan’ın sanık Gürhan ile fikir ve eylem birliği içerisinde hareket edip, suçun işlenişi üzerinde ortak hâkimiyet kurarak, müşterek fail olarak öldürme olayına katıldığı… Sanık Gürhan’ın tasarlayarak adam öldürme ve sanık Ahmet’in tasarlayarak adam öldürmeye yardım suçlarından kurulan ve resen de temyize tabi hükümlerin tebliğnamedeki düşünce gibi (ONANMASINA)” (Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 2009/3034 E., 2010/8132 K. sayılı kararı).

G- Şeriklikte Özel Durumlar

1. Örgütsel ve Toplu Suçlarda İştirak

Çok sayıda kişinin organik bir bütünlük içinde, iş bölümü çerçevesinde hareket ettiği örgütsel suçlarda iştirakin tespiti ayrı bir değerlendirmeyi gerektirir. Yargıtay 16. Ceza Dairesi, 15 Temmuz darbe teşebbüsüne ilişkin bir kararında, örgütsel koordinasyon veya iştirak iradesi doğrultusunda, kişinin bulunduğu mahal ve konuma uygun biçimde amaca hizmet eden ve katkı sunan icrai -ya da garantör olunan hâllerde ihmali- her türlü hareketle bu tür suçlara iştirakin mümkün olduğunu kabul etmiştir. Buna göre sanığın icrai fiile yine icrai bir hareketle katılması mümkün olduğu gibi, garantörlük yükümlülüğünü ihmal etmek suretiyle de iştirak edebileceği; planlama, hazırlık ve icra organizasyonundan haberdar olarak verilen emirler doğrultusunda icra hareketlerini gerçekleştirenlerin fiil üzerinde ortak hâkimiyet kurdukları ve TCK m. 37 uyarınca müşterek fail sayılmaları gerektiği kabul edilmiştir (Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 2019/5423 E., 2019/5501 K. sayılı kararı).

2. Zincirleme Suçta Şeriklik

Zincirleme suçlarda şerikliğin kapsamı tartışmalı bir alan oluşturmaktadır. Yargıtay’ın benimsediği görüşe göre, şerikin yalnızca katıldığı suç eylemlerinden sorumlu tutulması esas ilkedir. Şerik, birden fazla suç eyleminin yalnızca bir kısmında yer almışsa yalnızca o eylemlerden sorumlu olacak; ancak bu eylemlerin zincirleme suç teşkil etmesi hâlinde TCK m. 43 uyarınca cezası artırılacaktır.

3. Özgü Suçlarda Şeriklik

Özgü suçlar, yalnızca belirli sıfat ya da özelliklere sahip kişiler tarafından işlenebilen suçlardır; zimmet, görevi kötüye kullanma ve ihtilas bunların başında gelmektedir. TCK m. 40/2’ye göre, özgü suçlarda fail olabilme niteliğini taşımayan kişi bu suça şerik olabilir; ancak ceza bakımından indirim hükümleri uygulanabilir. Yargıtay, bu meseleyi titizlikle ele almakta; kamu görevlisi olmayan bir kişinin zimmet suçuna yardım etmesi hâlinde TCK m. 39 hükmü kapsamında sorumlu tutulması gerektiğine karar vermektedir.

4. Gönüllü Vazgeçme ve Etkin Pişmanlık

TCK m. 41 uyarınca şerik, suçun icrasından önce gönüllü olarak vazgeçmesi hâlinde bu suçtan cezalandırılmaz. Ancak şerikin vazgeçmesi, failin suçu işlemesine engel olamamışsa bu durumda yalnızca kendi katıldığı eylemlerden sorumlu tutulur. Etkin pişmanlık hâllerinde ise TCK’nın ilgili maddelerindeki indirim hükümleri şerik için de ayrıca değerlendirilir.

H- Uygulamada Karşılaşılan Sorunlar ve Değerlendirme

Şeriklik kurumunun pratikte en çok sorun yaratan yönlerinden biri, müşterek faillik ile yardım etme arasındaki ince sınırın belirlenmesidir. Yargıtay kararları incelendiğinde Dairelerin ve Ceza Genel Kurulu’nun bu iki kurumun ayrımında istikrarlı biçimde “fiil üzerinde ortak hâkimiyet” ölçütünü esas aldığı görülmektedir: Fail, suçun icrasını kontrol edebiliyorsa ve suçun seyrini yönlendirebiliyorsa müşterek fail; yalnızca katkı sağlayıp suç üzerinde egemenlik kuramıyorsa şerik olarak değerlendirilir.

Azmettirme ile yardım etme arasındaki sınır da uygulamada sıkça tartışılmaktadır. Özellikle “teşvik” içerikli söylemlerin azmettirme mi yoksa manevi yardım mı teşkil ettiği meselesi, her olayın özgün koşulları ışığında değerlendirilmek durumundadır. Yargıtay, bu konuda yıllar içinde incelikli bir içtihat geliştirmiş; failin suç işleme kararını tamamen azmettirene borçlu olduğu hâlleri azmettirme, mevcut bir kararı güçlendirme ya da pekiştirmeyi ise yardım etme olarak nitelendirmiştir.

Savunma avukatlığı perspektifinden değerlendirildiğinde, şeriklik iddiasıyla yargılanan müvekkillerin haklarının korunması son derece teknik bir meseleye dönüşmektedir. İddianamede yer alan şeriklik nitelendirmesinin doğru olup olmadığının, kastın gerçekten var olup olmadığının, nedensellik bağının somut delillerle ortaya konup konmadığının titizlikle sorgulanması; ceza hukuku savunuculuğunun temel gerekliliklerindendir.

I- Sık Sorulan Sorular

Şeriklik nedir, TCK’da nasıl düzenlenmiştir?

Şeriklik, birden fazla kişinin aynı suçun işlenmesine farklı biçimlerde katılmasını ifade eder ve TCK’nın 37 ila 41. maddeleri arasında müşterek faillik, dolaylı faillik, azmettirme, yardım etme, bağlılık kuralı ve gönüllü vazgeçme başlıkları altında düzenlenmiştir.

Fail ile şerik arasındaki fark nedir?

Fail, suçun kanuni tanımındaki eylemi bizzat gerçekleştiren kişidir; şerik ise suçun icrasında doğrudan yer almaksızın başkasının suç işlemesini sağlayan veya kolaylaştıran kişidir. Ayrımın belirleyici ölçütü, kişinin suçun işlenişi sırasında fiil üzerinde ortak hâkimiyetinin bulunup bulunmadığıdır.

Müşterek faillik nedir, hangi şartlar aranır?

Müşterek faillik, TCK m. 37/1 uyarınca birden fazla kişinin ortak suç işleme kararıyla ve suç üzerinde birlikte hâkimiyet kurarak hareket etmesidir. Müşterek fail sayılabilmek için hem birlikte suç işleme kararının hem de suçun icrası üzerinde ortak hâkimiyetin bir arada bulunması gerekir.

Dolaylı faillik nedir, azmettirmeden farkı nedir?

Dolaylı faillik, TCK m. 37/2 uyarınca bir başkasını suçun işlenmesinde araç olarak kullanmaktır; araç olarak kullanılan kişi özgür iradesiyle değil âdeta bir alet gibi hareket eder. Azmettirmede ise fail kendi özgür iradesiyle ve suçun bilincinde hareket eder, azmettiren yalnızca bu iradenin oluşmasına yol açmıştır.

Azmettirme nedir, azmettirenin cezası ne kadardır?

Azmettirme, henüz suç işleme kararı almamış bir kişide bu kararın oluşmasını sağlamaktır. TCK m. 38/1 uyarınca azmettiren, azmettirdiği suçun cezası ile, yani faille aynı miktarda cezayla cezalandırılır.

Yardım etme nedir, hangi eylemlerle gerçekleşir?

Yardım etme, suçu teşvik etmek, suç işleme kararını kuvvetlendirmek, suçun işlenmesinden sonra yardım vaat etmek, suçun nasıl işleneceği konusunda yol göstermek veya suçta kullanılan araç ve gereçleri sağlamak gibi eylemlerle gerçekleşir (TCK m. 39/2).

Yardım edenin cezasında ne kadar indirim uygulanır?

TCK m. 39 uyarınca yardım edene, işlenen suç ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiriyorsa 15 ila 20 yıl, müebbet hapis cezasını gerektiriyorsa 10 ila 15 yıl hapis cezası verilir; diğer suçlarda ise cezanın yarısı indirilir.

Azmettiren, azmettirdiği suçtan daha ağır bir suç işlenirse bundan sorumlu tutulur mu?

Hayır. Yargıtay’ın yerleşik içtihadına göre azmettiren, ancak azmettirdiği fiilden sorumludur. Fail tamamen başka bir suç işlerse (niteliksel sınır aşımı) azmettiren bu suçtan sorumlu tutulamaz; yalnızca aynı suçun daha ağır bir sonucu meydana gelirse (niceliksel sınır aşımı) azmettiren, öngörebildiği ölçüde bu ağırlaşmış sonuçtan sorumlu olabilir.

Gözcülük yapan kişi müşterek fail mi yardım eden mi sayılır?

Yargıtay’a göre bu, gözcünün fonksiyonel rolüne bağlıdır: gözcünün katkısı olmadan suçun işlenmesi mümkün değilse veya gözcü mağdurun direncini kırıp faile cesaret veren bir etki yaratıyorsa müşterek fail; aksi hâlde yardım eden sayılır.

Suçun işlenişi sırasında suç vasfı değişirse (örneğin hırsızlık yağmaya dönüşürse) diğer şerik bundan sorumlu tutulur mu?

Hayır, eğer bu değişiklikten habersizse ve iştirak iradesi bu yeni suça yönelik değilse sorumlu tutulamaz. Şerikin sorumluluğu, üzerinde anlaşılan veya makul biçimde öngörülebilen sonuçlarla sınırlıdır.

Şerik, suçun işlenmesinden gönüllü olarak vazgeçerse cezalandırılır mı?

TCK m. 41 uyarınca şerik, suçun icrasından önce gönüllü olarak vazgeçerse bu suçtan cezalandırılmaz. Ancak vazgeçmesine rağmen failin suçu işlemesine engel olamamışsa, yalnızca o ana kadarki kendi katkısından sorumlu tutulur.

Özgü suçlara (zimmet, rüşvet gibi) failin sahip olduğu özel sıfatı taşımayan biri şerik olabilir mi?

Evet. TCK m. 40/2 uyarınca, özgü suçlarda fail olabilme niteliğini taşımayan kişi de bu suça yardım eden veya azmettiren sıfatıyla şerik olabilir; ancak bu durumda ceza indirim hükümleri uygulanır.

İ- Yorum ve Sonuç

Türk ceza hukukunda şeriklik kurumu; müşterek faillik, dolaylı faillik, azmettirme ve yardım etme olmak üzere dört temel görünüm biçimiyle karşımıza çıkmakta ve her biri birbirinden farklı cezai sonuçlar doğurmaktadır. TCK’nın 37-41. maddeleri arasında kapsamlı biçimde düzenlenen bu alan, hem teorik açıdan hem de yargı pratiği bakımından tartışmaların canlılığını koruduğu dinamik bir hukuki zemin sunmaktadır.

Yargıtay’ın bu alandaki içtihadı, yıllar içinde “fiil üzerinde ortak hâkimiyet”, “kastın yöneldiği suç”, “sınırın aşılması” ve “gönüllü vazgeçme” gibi kavramlar etrafında şekillenmiş ve şeriklik hukukunun sınırlarını somut ilkelerle belirlemiştir. Bu ilkeler, hem savcılık makamının iddianame düzenlemesinde hem de savunma avukatlarının hukuki strateji oluşturmasında belirleyici bir işlev görmektedir.

Şeriklik iddiasıyla karşı karşıya kalan ya da bu yönde bir suçlamayla muhatap olan bireylerin, uzman bir ceza avukatından destek alması; yalnızca teknik bir tercih değil, hak kaybını önlemek adına zorunlu bir adımdır. Her somut olayın kendine özgü koşulları, şeriklik değerlendirmesini köklü biçimde değiştirebilmekte ve savunma stratejisinin bu çerçevede kurgulanması belirleyici sonuçlar doğurabilmektedir. Soruşturma, kovuşturma ve kanun yolu aşamalarını kapsayan İstanbul’da ceza hukuku hizmetleri hakkında ayrıntılı bilgi edinebilirsiniz.

İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir. Diğer yazılarımızı görmek için Hukuki Makaleler sayfasını, hizmet verdiğimiz diğer alanları görmek için Hizmetlerimiz sayfasını ziyaret edebilirsiniz.

Av. Sinan Karabacak Cep Tel: +90 535 671 88 95

Yasal Uyarı: Bu makale Av. Sinan Karabacak tarafından, yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. Her dava kendine özgü koşullar içermektedir. Hukuki danışmanlık için lütfen iletişime geçiniz.

Avukat Sinan Karabacak

Avukat Sinan Karabacak

Avukat · İstanbul Barosu, Sicil No: 52130, Doğrulama

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden 2014'te mezun oldu. İstanbul Barosu'na bağlı avukatlık yapmaktadır. Enerji hukukundaki önceki deneyimleri nedeniyle başta kaçak elektrik ve voltaj dengesizliği davaları olmak üzere ceza hukuku, aile hukuku ve iş hukuku gibi alanlarda hukuki danışmanlık ve dava takibi hizmeti vermektedir.

Hakkımızda →LinkedIn →

Benzer Yazılar

42 Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir