İçindekiler
A-Madde Metninin İncelenmesi
İntihara yönlendirme suçu 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun hayata karşı suçlar başlığı altındaki 84’üncü maddesinde düzenlenmiştir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 84’üncü Maddesi aşağıdaki şekildedir:
(1) Başkasını intihara azmettiren, teşvik eden, başkasının intihar kararını kuvvetlendiren ya da başkasının intiharına herhangi bir şekilde yardım eden kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) İntiharın gerçekleşmesi durumunda, kişi dört yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Başkalarını intihara alenen teşvik eden kişi, üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (Mülga ikinci cümle: 29/6/2005 – 5377/10 md.)
(4) İşlediği fiilin anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan veya ortadan kaldırılan kişileri intihara sevk edenlerle cebir veya tehdit kullanmak suretiyle kişileri intihara mecbur edenler, kasten öldürme suçundan sorumlu tutulurlar.
TCK m.84/1’de maddenin ilk fıkrasında; Başkasını intihara azmettiren, teşvik eden, başkasının intihar kararını kuvvetlendiren, Başkasının intiharına herhangi bir şekilde yardım eden kişi(lerin) iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacağını hüküm altına almıştır. Madde metninden anlaşılacağı üzere failin bu fıkra kapsamında ceza alması için kişinin intihar sonu vefat etmesi şart değildir. Herhangi bir şekilde fail tarafından mağdurun yukarıda sayılan seçimlik hareketlerle intihara sevk edilmesi suçun ilk fıkrada bahsi geçen suçun oluşumu için yeterlidir.
TCK m.84/2’de maddenin ikinci fıkrasında; İntihar eyleminin gerçekleşmesi ve mağdurun ölmesi halinde mağduru intihara azmettiren, teşvik eden, intihar kararını kuvvetlendiren, mağdurun intihar etmesine yardım eden kişi(lerin) dört yıl ile on yıla kadar hapisle cezalandırılacağı hüküm altına alınmıştır.
TCK m.83/3’te maddenin üçüncü fıkrasında; failin alenen mağduru intihara teşvik etmesi halinde failin üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacağı hüküm altına alınmıştır. Madde gerekçesinde aleniyet için aranan temel ölçütün fiilin gerçekleştiği koşullar itibarıyla belirli olmayan ve birden fazla kişiler tarafından algılanabilir olması olduğu ifade edilmiştir.
TCK m.83/4’te maddenin dördüncü fıkrasında; bu düzenleme uyarınca, işlediği fiilin anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan veya ortadan kaldırılan kişileri intihara sevk eden kişi(lerle) cebir veya tehdit kullanarak kişileri intihara mecbur eden kişi(lerin), kasten öldürme suçundan sorumlu tutulacağı hüküm altına alınmıştır.
B- İntihara Yönlendirme Suçunun (TCK 84) Unsurları
1-Korunan Hukuki Değer
İntihara yönlendirme suçuna korunan hukuki değer, bireylerin yaşam hakkıdır.
2- İntihara Yönlendirme Suçunun Maddi Unsurları
- İntihara yönlendirme suçunun faili herkes olabilir, bu suç ancak belli bir sıfata sahip kişiler tarafından işlenebilecek bir suç (özgü bir suç) değildir.
- İntihara yönlendirme suçunun mağduru herkes olabilir. Bu suç bağlamında sadece mağdurun; işlediği fiilin anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan veya ortadan kaldırılan kişilerden olması durumunda, 84 üncü maddenin 4 üncü fırkasındaki atıfla TCK m.81-82’de düzenlenen kasten insan öldürme suçu oluşacaktır.
- İntihara yönlendirme suçu bakımından kanuni tanımda yer alan hareket unsurları ise azmettirme, teşvik etme, başkasının intihar kararını kuvvetlendirme ya da başkasının intiharına herhangi bir şekilde yardım etmek olarak sıralanmıştır.
3- İntihara Yönlendirme Suçunun Manevi Unsurları
- İntihara yönlendirme suçunun manevi unsuru ise suçun ancak kasten işlenebilmesidir. İntihara yönlendirme suçu taksirli hareket ile işlenebilecek suçlardan değildir. Yargıtay’ın görüşü de bu suçun ancak kasıtla işlenebileceği yönündedir.
4- İntihara Yönlendirme Suçunun Netice ve Nedensellik Bağı Bakımından İncelenmesi
- 84’üncü maddenin 1 inci fıkrasındaki düzenleme incelediğinde intihara yönlendirme suçunun sırf hareket suçu olarak düzenlendiği görülmektedir. Madde metninde sıralanan azmettirme, teşvik etme, başkasının intihar kararını kuvvetlendirme ya da başkasının intiharına herhangi bir şekilde yardım etmek fiillerinden birinin gerçekleştirilmesi suçun oluşumu için yeterli görülmektedir.
5- İntihara Yönlendirme Suçunun Nitelikli Unsurları
- İntihara yönlendirme suçunun nitelikli hali TCK m.84/3’te düzenlenmiş olup, suçun alenen işlenmesi halinde temel cezanın artırıldığı nitelikli hal olarak düzenleniştir.
6- İntihara Yönlendirme Suçunun Neticesi Sebebiyle Ağırlaşmış Hali
- İntihara yönlendirme suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hali ise TCK m.84/2’de düzenlenmiş olup, “İntiharın gerçekleşmesi durumunda, kişi dört yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” şeklinde hüküm altına alınmıştır. Yukarıda belirtildiği gibi suçun temel hali seçimlik hareketlerle (azmettirme, teşvik etme, başkasının intihar kararını kuvvetlendirme ya da başkasının intiharına herhangi bir şekilde yardım etmek) kişiyi intihara yönlendirmektir. Suçun temel halinde mağdurun intihar etmesi suçun oluşumu için şart değildir. Mağdurun intihar etmesi halinde TCK m.84/2’de düzenlenen neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç oluşacaktır.
C- İntihara Yönlendirme Suçunun Özel Görünüş Biçimleri
1-İntihara Yönlendirme Suçu Bakımından Teşebbüs
İntihara yönlendirme suçunda teşebbüsün mümkün olup olmadığı tartışmalıdır. İntihara yönlendirme suçu sırf hareket suçlardan olup, seçimlik hareketlerden birinin icrasıyla (azmettirme, teşvik etme, başkasının intihar kararını kuvvetlendirme ya da başkasının intiharına herhangi bir şekilde yardım etmek) suç tipinin gerçeklemesi nedeniyle somut olayda ancak icrai hareketlerin bölünebilmesi mümkün ise teşebbüsten bahsedilebilir.
2- İntihara Yönlendirme Suçu Bakımından İştirak
Madde metninde esasında iştirak kavramı içinde yer alan suça azmettirme ve yardım etme intihara yönlendirme suçunun seçimlik hareketi olarak düzenlemiştir. Bu nedenle her iki eylem seçimlik hareket olarak suçun unsuru halini almıştır. Bu nedenle intihara azmettiren veya yardım eden kişi hakkında uygulanacak cezai hükümde ayrıca TCK m. 38 ve 39’uncu maddeler uygulanmayacak, sadece TCK m. 84/1’ye başvurulacak ve fail(ler) bu madde kapsamında cezalandırılacaktır.
D- İntihara Yönlendirme Suçu Şikayete ve Uzlaşmaya Tabi Bir Suç Mudur?
İntihara yönlendirme suçu, uzlaşma kapsamında olan suçlardan olmadığı gibi şikayete de bağlı bir suç değildir. Yani savcılık makamı tarafından resen soruşturulur. Ayrıca bu suç tipinde herhangi bir şikayet süresi yoktur.
E- Seçenek Yaptırımlar
Seçenek yaptırımlar genel olarak Adli Para Cezası, Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) ve Cezanın Ertelenmesidir. İntihara yönlendirme suçu bakımından seçenek yaptırımların söz konusu olmayacağı kabul edilmektedir.
F- İntihara Yönlendirme Suçunda Görevli Mahkeme
İntihara yönlendirme suçunda görevli mahkeme, asliye ceza mahkemesidir; ancak işlenen suçun TCK m.84/4 nitelendirilmesi halinde görevli mahkeme ağır ceza mahkemesidir.
G- İntihara Yönlendirme Suçu Hakkındaki Yargıtay Kararları
1- Kasten Öldürme Suçu ile İntihara Yönlendirme Suçunun Farkı Bakımından İnceleme
İntihara yönlendirme (TCK m.84) ile kasten öldürme suçu arasındaki sınır, failin katkısının niteliğine göre belirlenir. Aşağıdaki iki Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararı bu sınırı iki ayrı somut olayda ele almaktadır.
a) Dövüp “İç, Öl” Demek: İntihara Mecbur Etme (TCK 84/4) mi, İntihara Azmettirme (84/1-2) mi?
- Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2019/455 E. – 2022/319 K. Sayılı İlamı
Olay: Sanık eve geldiğinde, halasının eşi olan tanığın 17 yaşındaki kız kardeşini (maktul) zorla öpmeye çalıştığını görmüş; tanıkla kavga etmiş, ardından kız kardeşini dövmüştür. Maktulün hastanede verdiği ifadeye göre sanık ona tarım ilacı vererek “Bu ilacı iç, öl” demiş; maktul, sanığın bulunmadığı bir ortamda alt kata inerek ilaçtan içmiş ve insektisit zehirlenmesi sonucu ölmüştür. Maktulün vücudundaki yaralanmalar hafif niteliktedir. Yerel mahkeme eylemi TCK m.84/4 yollamasıyla nitelikli kasten öldürme saymış (müebbet), Özel Daire onamış; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, eylemin intihara azmettirme (84/1-2) olduğu itirazıyla başvurmuştur.
Hukuki mesele: Maktulü dövüp “iç, öl” demek, TCK m.84/4’teki “cebir veya tehditle intihara mecbur etme” (kasten öldürme) niteliğinde mi, yoksa m.84/1-2’deki intihara azmettirme niteliğinde mi?
Yargıtay’ın değerlendirmesi: Ceza Genel Kurulu, m.84/4’ün uygulanabilmesi için cebir veya tehdidin, mağdurun iradesini ortadan kaldırıp onu intihara mecbur edecek bir yoğunluğa ulaşması gerektiğini belirtmiştir. Somut olayda yaralanmaların hafif olması, maktulün ilaç içmesi için ayrıca tehdit edildiğine dair kanıt bulunmaması ve maktulün, sanığın yokluğunda kendi iradesiyle ilacı içmesi karşısında; darbın intihara zorlayıcı (mecbur edici) seviyeye ulaştığı şüpheden uzak biçimde kanıtlanamamıştır. Bu nedenle eylem m.84/4 değil, m.84/1-2 intihara azmettirmedir ve nitelikli kasten öldürme hükmü bozulmuştur. Karar oy çokluğuyla alınmış; Kurul Başkanı dâhil bazı üyeler, maktulün “ailem bana zarar verir” beyanı ile dövülme birlikte değerlendirildiğinde eylemin cebirle intihara mecbur etme (84/4) sayılması gerektiği yönünde karşı oy kullanmıştır.
“…maktulün, sanığın olmadığı bir ortamda kendi iradesiyle tarım ilacı içtiğinin anlaşılması karşısında; … sanığın eyleminin TCK’nın 84/1-2. maddesi kapsamında intihara azmettirme suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir.“
Pratik sonuç: Mağduru dövüp “öl” demek tek başına TCK m.84/4 (intihara mecbur etme → kasten öldürme) için yeterli değildir. Bu nitelendirme için cebir/tehdidin mağdurun iradesini ortadan kaldıracak yoğunlukta olduğu ve ölümcül fiilin bu zorlama altında gerçekleştiği kesin kanıtlanmalıdır. Mağdur, failin yokluğunda kendi iradesiyle hareket etmişse eylem m.84/1-2 azmettirme kapsamında kalır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2019/455 E. – 2022/319 K. Sayılı İlamı Tam Metni
“İçtihat Metni”
Sanık …’nin töre saikiyle yakın akrabayı kasten öldürme suçundan TCK’nın 84/4. maddesi delaletiyle aynı Kanun’un 82/1-d, k ve 53. maddeleri uyarınca ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin …Ağır Ceza Mahkemesince verilen 23.09.2014 tarihli ve 174-274 sayılı resen temyize tabi hükmün sanık müdafisi, Cumhuriyet savcısı ile Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili tarafından da temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 12.04.2017 tarih ve 1235-1203 sayı ile;
“…Sanıklar…ve … hakkında aynı aileden, çocuk yaşta ve kadın olan maktul …’ye yönelik nitelikli intihara mecbur etmek suretiyle nitelikli kasten öldürme suçundan açılan kamu davasında 6284 sayılı Yasa’nın 2/1-d ve 20/2. maddeleri uyarınca Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının bu suçun zarar göreni olduğu, bu sıfatının gereği olarak CMK’nın 233 ve 234. maddeleri gereğince kovuşturma evresinde sahip olduğu davaya katılma ve öteki haklarını kullanabilmesi için duruşmadan haberdar edilmesi gerektiği hâlde, usulen dava ve duruşmalar bildirilmeden, davaya katılma, CMUK’nın mağdur ve katılanlar için öngördüğü haklardan yararlanma olanağı sağlanmadan yargılamaya devam edilerek yazılı biçimde hüküm kurulması,” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Bozmaya uyan Yerel Mahkemece 23.01.2018 tarih ve 181-19 sayı ile, sanığın çocuğu ve yakın akrabayı kasten öldürme suçundan TCK’nın 84/4. maddesi delaletiyle aynı Kanun’un 82/1-d, e, 62/1, 53/1 ve 63. maddeleri uyarınca müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba karar verilmiştir.
Resen temyize tabi bu hükmün sanık müdafisi tarafından da temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 23.01.2019 tarih ve 4330-220 sayı ile onanmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 24.04.2019 tarih ve 32232 sayı ile;
“…Sanığın darbı sonucunda, maktulde sadece sol kol dışta iki adet, sağ ön kol dışta iki adet ve sağ diz ön dışta bir adet ekimoz niteliğinde hafif yaralanmalar tespit edildiği, sanığın bu fiilinin, maktulün intiharını zorlayıcı bir etki seviyesine ulaştığını, maktulü tehdit ettiğini veya maktulün işlediği fiilin anlam ve sonuçlarını algılama yeteneğinin gelişmediğini gösterir her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı kanıtların bulunmadığı, ayrıca sanığın maktulün ilacı içtiği sırada da yanında bulunmadığı, sanığın içinde bulunduğu tehevvür hâli devam etmekte iken eylemini gerçekleştirdiği, fiilin bu haliyle TCK’nın 84/1-2. maddesinde düzenlenen ‘intihara azmettirme’ suçunu oluşturduğu ve bu suçtan hüküm kurulması gerektiği hâlde, suç niteliğinde yanılgıya düşülerek yazılı biçimde ‘intihara mecbur etme’ suçundan TCK’nın 84/4. maddesi yollamasıyla aynı Kanunun 82/1-d-k maddesi uyarınca hüküm kurulmasının Kanun’a aykırı olduğu” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK’nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 19.06.2019 tarih ve 1876-3253 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanık … hakkında nitelikli kasten öldürme suçundan verilen beraat kararı temyiz edilmeksizin kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme sanık … hakkında çocuğu ve yakın akrabayı kasten öldürme suçundan verilen mahkûmiyet hükmüyle sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eyleminin, TCK’nın 84/4. maddesi delaletiyle TCK’nın 82/1-d, e maddesi kapsamında nitelikli kasten öldürme suçunu mu yoksa TCK’nın 84/1-2. maddesi kapsamında ihtihara yönlendirme suçunu mu oluşturduğunun belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
20.02.2013 tarihinde …Devlet Hastanesinde görevli hastane polisi ile Acil Serviste çalışan doktor ve hemşire tarafından düzenlenen tutanakta; aynı tarihte saat 19.00 sıralarında 112 unsurları tarafından …Acil Servisine…ilçesine bağlı Çığır köyünde tarım ilacı içmek suretiyle intihara teşebbüste bulunan bir şahsın getirildiğinin öğrenilmesi üzerine şahsın yakınlarıyla görüşüldüğü, … isimli şahsın yakınlarının, aynı gün ikindi vaktinde …’nin yanlarına gelerek tarım ilacı içtiğini ve artan kısmını sobaya attığını ve kendisini iyi hissetmediğini söylemesi üzerine 112 hattını arayarak yardım istediklerini ve intihara teşebbüste bulunma sebebini bilmediklerini ifade ettikleri, hastanede …’ye ilk müdahalede bulunan doktor Tuğba Türk ve hemşire…e “Kendisine bir şahsın zorla saldırdığını ve bu olay esnasında abisinin içeri girerek olayı gördüğünü, ardından kendisini ve kendisine saldıran şahsı abisinin dövdüğünü” söylediği ve şahsın bunları söylerken bilincinin yerinde olduğu bilgisinin alınması üzerine Kavakbaşı Jandarma Komutanlığında görevli nöbetçi komutana gerekli bilgilerin verildiği, Cumhuriyet savcısının talimatları doğrultusunda şahsın genel adli muayene raporu, kadın doğum uzmanın tarafından iç beden muay…i raporunun alındığı, şahsın üzerinden çıkan iç çamaşırı ve tırnak arasından çıkan delil olabilecek materyallerin toplandığı ve Jandarma ekiplerine teslim edildiğinin belirtildiği,
…Devlet Hastanesince düzenlenen 20.02.2013 tarihli raporda; …’nin vajen, vulva ve hymen muay…inin normal olduğu, erozyon, deşüri izlenmediği, hymenin (kızlık zarı) bozulmadığı bilgilerine yer verildiği,
…Devlet Hastanesince düzenlenen 20.02.2013 tarihli geçici genel adli muayene raporunda; mide bulantısı, öğürme ve sekresyonlarda artış şikâyetiyle hastaneye getirilen …’nin vücudunda sol diz medialde 2×2 cm çapında ekimoz, sağ uyluk lateralde 3×2 cm çapında iyileşme sürecinde, kahverengi ekimoz görüldüğü, hayati tehlikesinin bulunduğunun bildirildiği,
… Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 25.02.2013 tarihli ölü muayene ve otopsi tutanağında; 160 cm boyunda, tahminen 50-55 kg ağırlığında, 15-20 yaşlarında, siyah saçlı, koyu kahverengi gözlü, gözleri hafif ikterik görünümde, buğday tenli kadın cesedinde ölü katlığının oluşmaya başladığı, ölü lekelerinin sırtta ve belde bası görmeyen yerlerde koyu renkte oluştuğu, sağ subklavian bölgede çok sayıda ekimoze enjeksiyon iğne izi, her iki el sırtında her iki dirsek iç büklümde ekimoze enjeksiyon iğne izleri, sol kol dışta 2 adet 1 cm’lik ve sağ ön kol dışta 2 adet 2 cm çapında yeşil-sarı renkte eskiye ait ekimoze alanlar, sağ juguler bölgede 1 adet enjeksiyon iğne izi, sağ diz ön dışta 2 cm’lik eskiye ait yara nedbesi olduğu, vajinal muayenede, açıklığı 1,5 cm çapında olup serbest kenarlar sağlam olduğu, travmatik bulgu saptanmadığı, bakire olduğu, ano genital bölgenin periyodik kanamaya (adet kanaması) bağlı kanla bulaşık olduğunun tespit edildiği, anal muayenede postmortem dilatasyon dışında özellik görülmediği, cesette harici muayenede belirtilenler dışında başkaca darp-cebir izi, ateşli silah yarası, kesici delici alet yarası, boyunda boğma-boğulma ya da asıya ait telem izi tespit edilmediği, otopsi sırasında cesetten toksikolojik inceleme için 4 tüp kan, 1 tüp safra sıvısı ve iç organ parçaları ile histopatolojik analiz yapılmak üzere iç organ örnekleri alındığı, ölene ait … Eğitim ve Araştırma Hastanesince düzenlenmiş hasta dosyası tetkikinde, 20.02.2013 tarihinde, saat 16.35 sularında yerim şişe tarım ilacı içtiği, 112 acil tarafından getirildiği, yolda 2 kez kustuğu, bayılma olmadığı, yakınlarından alınan bilgiye göre Korthion M adlı tarım ilacından içtiğinin öğrenildiği, ilaç tedavisine başlandığı, beyin tomografisinin normal olarak yorumlandığı, 25.02.2013 tarih saat 16.00’da yoğun bakım ünitesinde eks olduğunun kayıtlı olduğu belirtildikten sonra, kişinin kesin ölüm nedeni tespit edilemediğinden otopsi sırasında toksikolojik inceleme için alınan kan, safra sıvısı ve iç organ örneklerinin … Adli Tıp Kurumu Grup Başkanlığına, histopatolojik inceleme için alınan örneklerin … Adli Tıp Kurum Morg İhtisas Dairesine gönderilmesine karar verildiği,
… Morg İhtisas Dairesince düzenlenen 27.06.2013 tarihli ahşa raporunda; Kimya İhtisas Dairesinin toksikoloji raporuna göre iç organlarda yapılan sistematik toksikolojik analiz sonucunda Dichlorvos bulunduğu, sistematikteki diğer maddelerin bulunmadığı, kanda alkol (Etanol, metanol) bulunmadığı, Levetiracetam bulunduğu, sistematikteki diğer maddelerin (uyutucu-uyuşturucu maddeler dâhil) bulunmadığı, kişinin ölüm nedeni hakkında otopsiyi yapan doktorlardan görüş alınmasının uygun olacağı kanaatini bildirildiği,
… Adli Tıp Şube Müdürlüğünce düzenlenen 08.11.2013 tarihli raporda; “1-Kimya İhtisas Dairesinin raporuna göre; yapılan sistematik toksikolojik analiz sonucunda Dichlorvos bulunduğu, sistemetiğimizdeki diğer maddelerin bulunmadığı, Kanda: alkol (Etenol-Metenol) bulunmadığı, Levetiracetam bulunduğu, sistematiğimizeki diğer maddelerin (uyutucu-uyutucu maddeler dahil) bulunmadığı,
2- Histopatolojik raporuna göre; Koroner arter: lümen açık izlendiği, Akciğerler: organize pnömoni, intraalveoler taze kanama, ödem, konjesyon, akut şişme alanları izlendiği, Kalp-Beyin-Beyincik-Beyin Sapı-karaciğer-Böbrek-Dalak: konjesyon izlendiği,
3-Mevcut bilgi ve bulgularla kişinin kesin ölüm nedeni tespit edilemediği cihetiyle; Ölene ait tüm adli-tıbbi dosya aslı ve tamamının … Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kuruluna gönderilerek ölüm nedeni hakkında ilgili kuruldan uzman kurul mütalaası istenmesinin uygun olduğu” kanaatinin bildirildiği,
Adli Tıp Kurumu … Birinci Adli Tıp İhtisas Kurulunca düzenlenen 22.01.2014 tarihli raporda; otopside dış muayenede sol kol dışta 2 adet 1 cm’lik ve sağ ön kol dışta 2 adet 2 cm çapında yeşil sarı renkte eskiye ait ekimoze alanlar ve sağ diz ön dışta 2 cm’lik eskiye ait yara tespit edildiği, iç muayenede kafatasında kırık, kafa içi kanama, beyin doku harabiyeti, beyin kanaması, iç organ ve büyük damar lezyonu tespit edilmediğine göre kişinin travmatik bir tesirle öldüğünün tıbbi delilleri bulunmadığı; tıbbi belgelerde ve adli dosyada kayıtlı bilgilerde 20.02.2013 tarihinde saat 16.35 civarında Korthion M yarım şişe içtiği, 112 tarafından …Devlet Hastanesi acil servisine getirildiği, yoğun bakımdaki takipleri esnasında genel durumu kötüleşen hastanın entübe edildiği, konvülziyon geçiren hastanın genel durumunun bozulması sonucu ileri bir merkeze gönderildiği, … Eğitim ve Araştırma Hastanesinin yoğun bakımına kabul edildiği, tedavisi düzenlendiği, konvülziyonları için nöroloji konsültasyonu istendiği, beyin tomografisi normal olarak yorumlandığı, takiplerinde gittikçe durumu kötüleşen hastanın 25.02.2013 tarihinde saat 15.30’da arrest olduğu, CPR yapılan hastanın ritmi dönmeyince saat 16.00’da eks olarak kabul edildiği, adli tahkikat dosyasında kayıtlı bilgiler, olayın gelişimi, tanık ifadeleri, olay yeri inceleme bulguları, tıbbi belgeler ile otopsisinde tespit edilen makroskopik ve histopatolojik bulgular birlikte değerlendirildiğinde, kişinin ölümünün insektisit zehirlenmesi sonucu meydana geldiğinin mütalaa olunduğu,
Mutki Devlet Hastanesince 21.02.2013 tarihinde düzenlenen genel adli muayene raporunda; …’in vücudunda herhangi bir darp izi veya lezyona rastlanmadığının belirtildiği,
Mutki Devlet Hastanesince 22.02.2013 tarihinde düzenlenen genel adli muayene raporunda; sanık …’nin vücudunda herhangi bir darp izi veya lezyona rastlanmadığının belirtildiği,
Anlaşılmaktadır.
Maktul … 21.02.2013 tarihinde saat 14.01’de …Devlet Hastanesinde vekil eşliğinde; “20.02.2013 tarihinde …ili,…ilçesi, Çığır köyüde ikametimizde halamın eşi olan açık kimlik bilgilerini bilmediğim … isimli şahıs ile evde yalnız bulunurken … benim elimi zorla tutarak yüzümden, boynumdan öpmeye başladı. Ben bu şahıstan kurtulamadım. Daha önceden birden çok elimden tutarak beni zorla öpmüştür. Dün meydana gelen olayda da eniştem … beni zorla öperken abim… içeri girerek bizi gördü ve …’e saldırdı. Biraz kavga ettikten sonra … olay yerinden ayrıldı. Abim beni dövmeye başladı. Bu olayı annem, kardeşim İlayda beni döverken gördü. Siz görevliler bana göstermiş olduğunuz üzerinde ‘Korthion M’ yazılı intektisit böcek ilacını abim bana vererek ‘Bu ilaçları iç, öl’ dedi. Ben de bu ilaçları alarak kardeşim İlayda ile birlikte evin alt katında tam olarak sayısını ve miktarını hatırlamadığım böcek ilacından bir avuç yuttum. Dışarı çıktığımda başımın döndüğünü hissettim. Olayı gören annem 112 Acil Servisi arayarak beni …Devlet Hastanesine getirdiler. … isimli şahıs birden çok şahsıma karşı cinsel istismarda bulundu. Ben bu şahısla cinsel olarak ilişkiye girmedim. Sadece benim elimden tutarak yüzümü öptüğü olmuştur. Ben bu olayı korkumdan kimseye söyleyemedim. Olay esnasında da ses çıkaramadım. Konu ile ilgili olarak beni aileme teslim ederseniz yine ailemin bana zarar vereceğini düşünüyorum. Ben devlet korumasına alınmak istiyorum. Bu olayla ilgili olarak beni kasten yaralayan ve ilaç içmeye zorlayan abim…’dan davacı ve şikâyetçi değilim. Şahsıma karşı çeşitli zamanlarda cinsel istismar olayında bulunan … isimli şahıstan da davacı ve şikâyetçi değilim.”,
Mağdur … Kollukta; “21.02.2013 günü sabah saat 08.30’da boğaz ve mide ağrılarımdan dolayı …Devlet Hastanesine gittim. Aynı gün saat 15.30’a kadar …Devlet Hastanesinde tahlil yaptırdım. 21.02.2013 günü saat 16.30 sıralarında Çığır köyünde ikamet eden Niyazi Tunçel beni cep telefonu ile arayarak ‘… abi şu an ambulans sizin evinizin önünde, hayırdır’ dedi. Ben de kendisine bilgimin olmadığını söyledim. Babam hasta olduğu için babam için ambulansın geldiğini düşündüm. Daha sonra oğlum…’ı cep telefonu ile arayarak … ne oldu? Ambulans bizim evin önünde imiş’ dedim…. da bana ‘Baba … hayvanlar için ilaçlama yaparken ilaçtan zehirlendi’ dedi. İlacın markasının da DDT olduğunu söyledi. Ben de ambulans…Devlet Hastanesine gelir diyerek Mutki’ye gittim. Ama ambulans direkt olarak …Devlet Hastanesine gitmiş. Ben de durumu öğrenmek için Çığır köyüne gittim. Eşime ne olduğunu sorduğumda eşim bana …’nin evde ilaç içerek intihara teşebbüs ettiğini söyledi. Ben de eşimi alarak …Devlet Hastanesine gittim. Kızımı da hastaneye … ve …’in götürdüğünü öğrendim. Kızımın niçin ilaç içtiğini bilmiyorum. Bildiğim kadarıyla kızımın bir sorunu yoktur. Benim kız kardeşim ile … evlidir. Ben, …’in evine oturmaya ve ziyaret gittiğimde kızım …’yi götürmezdim. … benim evime ayda bir kere gelirdi. … benim evime rahatlıkla gelir ve giderdi.”
İstinabe olunan Mahkemede; “Ben olay anında …ilindeydim. Oğlum… beni telefon ile aradı. …’nin hayvanlara ilaçlama yaparken ilaçtan zehirlendiğini, hastaneye kaldırıldığını söyledi. Ben de…Devlet Hastanesine gittim ancak kızımı Bitlis’e kaldırmışlar, ben de eve gittim. Eşim…a …’ye ne olduğunu sordum. Eşim de bana …’nin ilaç içerek intihara teşebbüs ettiğini söyledi. Ben olay anını görmedim ancak oğlum…’ın kardeşini öldürmek için böyle bir şey yapmış olacağını düşünmüyorum. Olay üst katta gerçekleşmiş ilaç da alt kattaydı, zaten ilacı da daha önceside kızım oraya koymuştu. Eğer oğlum kardeşini öldürmek isteseydi, ben gönüllü köy korucusu olduğum için evde bulunan tüfek ile bunu çok daha kolay yapabilirdi. Daha sonra öğrendiğim kadarıyla ……’a ‘…’nin ilaç içtiğini kimseye söyleme, gidelim hastaneye midesini yıkatıp getirelim’ demiş. Oğlum… eve çok az gelidiği için ev düzenini ve ilacın nerede olduğunu zaten bilemez. İddia edildiği gibi oğlumun kızım …’ye ‘Bu ilaçları iç öl’ dediğini hiç düşünmüyorum. Kızımın vücudunda tespit edilen morluklar ise ambulansa taşınırken 3-4 kere bayılıp elimizden düştüğü ve tekrar kaldırıp götürmeye çalıştığımız için olmuş olabilir. Evim ile ambulansın durduğu yer arasında yaklaşık 300 metre vardır. Zaten bana okumuş olduğunuz iddianameden de anlışalacağı üzere morlukla kızımın kollarında ve dizinde tespit edilmiş. Ambulansa binildiğinde ise …’den öğrendiğim kadarıyla kızımın kendisine gelmesi için hemşire de kızıma bir … atmış. Kızım zaten kendinde değilmiş, ben yaşananları daha sonra öğrendim. Olay anında ne olduğunu bilmiyordum ancak oğlumun sinirlenmiş bile olsa kardeşinin canına kastedeceğini zannetmiyorum. Olay anında eşim zaten evde değildi. Bu nedenle eşimin de böyle bir şey yapmış olması ihtimali de yoktur. Sanıklardan şikâyetçi değilim.”,
İnceleme dışı sanık … Kollukta tercüman ve müdafi eşliğinde; “… benim kızım olur. Ben, 21.02.2013 günü saat 16.00 sıralarında ikamet etmiş olduğum Çığır köyüne yakın bir mesafede bir yerde oğlum… ile birlikte hayvan otlatıyordum. Kızım … ise evde idi. …’nin yanında ise iki yaşındaki diğer kızım İlayda vardı. Oğlum … ben hayvan otlatırken eve geldi. Yani… benden önce eve geldi. Oğlum … Çekli benim yanıma gelerek ‘Anne İlayda ağlıyor, galiba ilaç içmiş’ dedi. Ben de işimi bırakarak eve doğru hızlıca yürümeye başladım. Eve yaklaşırken kızım …’yi gördüm. Kızımın yanında …, oğlum… ve eltim … vardı. Ben kızım Radive Çekli’ye ne olduğunu sorduğumda bana ilaç içtiğini söyledi. Ben kendisine niçin içtiğini sorduğumda bana bir şey söylemedi. Benim ve oğlum…’ın elbiseleri kirli olduğundan ben de eltim Gülten’e … benim elbiselerim kirli, benim yerime sen ambulans ile git’ dedim. … ambulans ile giderken yanında … ve eltim … de vardı. Ben de oğlum…’a ne olduğunu ve …’nin niçin ilaç içtiğini sorduğumda bana bir şey söylemedi. Ama… çok sinirliydi ve köpürüyordu. Bana hiçbir şey anlatmadı. Kızımın ilaç içtiği gün eşim … …Devlet Hastanesine gitmişti. Eşimin hastaneye gittiğini Yükse Gönenç biliyordu. Oğlum … ve … ikisi birlikte hayvanlara bakmaya gittiler. İkisi birlikte gittiklerinde saat 11.00 idi. Ben de yarım saat sonra oğlum ve …’in yanına gittim. Evden çıkarken kızım …’ye yemek yapmasını söyledim. Ben de evden gidince kızım … ve iki yaşındaki diğer kızım İlayda evde kaldı. Ben hayvanların yanına gittim. Hayvanların yanında oğlum ve … vardı. Ben yanlarına gittikten kısa bir süre sonra … bizim yanımızdan ayrılarak köye gitti. Oğlum… da ahırın dışında idi. Daha doğrusu ben ahırın dışında biliyordum. Ancak dışarı çıktığımda… da yoktu…. kızım …’ye … atarken veya aralarında ne geçtiğini ben bilmiyorum ve de … atarken görmedim. Ben 112’yi aramadım. Duyduğuma göre … aramış. Oğlum …’nin ilaç verdiğini ben görmedim. Bu olaylar eğer olmuşsa ben olay yerinde değildim. Eşim … …Devlet Hastanesine gitmişti. Eşime köylüler haber vermiş. Eşim akşam saatlerinde eve geldi ve durumu öğrendi ve de bana ‘Kim bu kıza ne yapmış durup dururken niçin ilaç içmiş?’ dedi. Eşim ile birlikte ikimiz beraber …Devlet Hastanesine gittik.”,
Savcılıkta tercüman ve müdafi eşliğinde; “Olayla ilgili bilgi sahibi değilim. Olay sırasında evimize 100-150 metre uzaklıktaki ağılda küçük baş hayvanları emziriyordum. Yanıma 9 yaşında … isimli çocuğum geldi. Küçük kardeşim İlayda ilaç içmiş ağlıyor diye söylendi bana. Ben eve gittiğimde evde kimseyi bulamadım. Eve ambulans gelmişti. Ambulansa ilaç içen ve rahatsızlanan kızım … almak için kocam …’nin kız kardeşi Süreye’nin eşi … çağırmış. Ambulansa binmek istedim ise de elbisem kirli olduğu ve değiştirmek için vaktim olmadığı için binemedim. Ambulansa kızım …, eltim … ve … bindiler ve hastaneye gittiler. Olayla ilgili bildiklerim bu kadardır. Kızım …’nin zorla intihar etmesi olayına ben karışmadım. Suçlamaları kabul etmiyorum. Savunmam bundan ibarettir.”,
Tutuklanması talebiyle sevk edildiği Sulh Ceza Mahkemesinde; “Olay anında ben evde değildim. Evimizden uzakta olan ahırda hayvanlarla ilgileniyordum. 9 yaşındaki oğlum yanıma gelerek küçük kızımın ilaç içtiğini söylemesi üzerine eve gittim. Eve gittiğimde evde kimse yoktu, evde küçük kızım ağlıyordu. Ben onunla ilgilendim. Ben gittiğimde zaten ambulans orada yoktu. Ben yetişene kadar hastaneye gitmişlerdi. Oğlum … bana …’nin ilaç içtiğini söyledi. … de çevredeki çocuklardan duymuştur. Atılı suçlama ile ilgili olarak … … yoğun bakımda iken bir iki kez yanına gitmiş, o sırada hastanedeki ifadesinde o şekilde ifade vermesini telkin etmiş olabilir. Ben böyle zannediyorum, ben olayı da kesinlikle görmedim. Olay yerinde de yoktum. Kesinlikle üzerime atılı suçlamayı kabul etmiyorum.”,
Mahkemede; “Olay anında ben evde değildim, hayvanlarla ilgileniyordum. Küçük oğlum … bu esnada yanıma gelerek …’nin ilaç içtiğini söyledi. Eve gittiğimde kimse yoktu, ambulansla kızımı hastaneye götürmüşler, kesinlikle sanık oğlum…’ın, …’ye zorla ilaç içtirtiğinden haberdar değilim. Buna ihtimal de vermiyorum. Ben kızım ile … arasında ilişki olduğunu bilmiyorum. Zannettiğim kadarıyla … hastaneye gittiğinde kızımın ifadesi için telkinde bulunmuş olabilir. Benim olayla kesinlikle ilgim yoktur, kızımı kimse zorla intihara mecbur etmemiştir, beraatimi talep ederim.”,
Tanık … Kollukta şüpheli sıfatıyla; “Ben ifademi…İlçe Jandarma Komutanlığında görevli jandarma personeline vermek istemiyorum. İfademi bizzat…Cumhuriyet savcısına vermek istiyorum.”,
Savcılıkta şüpheli sıfatıyla; “Mağdure … ve ailesini tanırım. Kendileri akrabam olurlar. Olay günü …’nin ağabeyi …’yi aradım. Babasının rahatsızlığını sordum. O da bana babasının rahatsız olduğunu …Devlet Hastanesine gittiğini, evde olduğunu işlerinin çok olduğunu, hayvanlara bakmak için gelip gelemeyeceğimi sordu. ‘Gelirsen memnun olurum’ dedi. Ben de yardım amacıyla…ların evine gittim. Önce evde çay içtik. Ondan sonra dışarı çıkıp hayvanların bulunduğu tarafa gittik. Hayvanlara 2, 2,5 saat kadar baktım. Hayvanlara ot verdim. Daha sonra…’ın evine döndüm. Ben eve girdikten 1 dakika sonra… arkamdan geldi. O sırada evde…’ın annesi…yoktu. Evde mağdure … vardı. Ben abdest almak üzere üst kata çıktım. Üst katta … vardı. Bana ‘Otur’ dedi gelip onun yanına oturdum. Aramızda herhangi bir konuşma geçmedi. Bu arada abisi… eve geldi. İkimizi yan yana otururken gördü. Birden sinirlendi …’ye bir iki … attı. Ben…’ı yatıştırmaya çalıştım. O esnada … ortadan kayboldu. 2-3 dakika sonra … ‘İlaç içtim’ dedi. Sersem vaziyette idi. Ben de ambulansı aradım. Bu olaylar yaşanırken …’nin annesi…evde yoktu. Olaylar olup bittikten sonra…evin önüne geldi. Daha sonra ambulans eve geldi. Ben ve … mağdureyi alıp 50-60 metre kadar ambulansa taşıdık. Ambulansa bindirdikten sonra ben ve Gülten beraberinde ambulansa bindik. Bitlis’e doğru yola çıktık. Yolda mağdure birkaç kez kustu. Hastanede tedavi altında iken ben de başında bulundum. Daha sonra saat 03.00 sıralarında polisler gelip hastaneden beni alıp karakola götürdüler. Ardında…İlçe Jandarma Komutanlığına getirildim. Hakkımdaki suçlamalardan yeni haberdar oluyorum. Olay esnasında mağdurenin elinin enseme değip değmediğini tam bilmiyorum. Ancak mağdurenin ağabeyi… içeri girdiği sırada mağdurenin eli enseme değmiş olabilir. Herhangi bir şekilde mağdurevi öpmeye çalışmadım. Üzerine çıkmadım. Mağdure bana ‘Beni öp, bana sarıl’ demedi. Aramızda herhangi bir konuşma geçmedi. Suçsuzum.”,
İstinabe olunan Mahkemede tanık olarak; “Ben daha önceki ifadelerimi aynen tekrar ederim. Olay günü … böcek ilacını kendi isteği ile içti, kimse zorlamadı. Zaten o sırada annesi ve babası orada değildi. Abisi … evdeydi. Aramızdaki olay yaşandıktan sonra ben abisi ile odada kaldım, … alt kata indi, iki dakika sonra yukarıya çıktığında ‘Ben ilaç içtim’ dedi. Ambulans çağırarak onu hastaneye götürdüm. Abisi o zaman bizimle birlikte gelmedi. Babası zaten ilaç içtiği sırada …Devlet Hastanesine gitmişti. Ben…’ın babası telefon ile görüşüp görüşmediğini bilmiyorum. Babasının da olayı komşulardan duyduğunu biliyorum. Babası öğrendikten sonra beni aradı. Ben de babasına olayı anlattım. Babası da Mutki’ye geldi. Hastaneye götürdüğümü söyledim. Daha sonra babası ve annesi gece yarısı hastaneye geldiler. Ben abisinin …’yi dövdüğünü görmedim, sadece kolundan tutup odadan dışarı attı. Ben abisinin yanında kaldım, yanından hiç ayrılmadım…. da …’nin arkasından gitmedi, zaten iki dakika içerisinde … yukarı çıktığında ilaç içtiğini söyledi, annesi de o sırada ahırdaydı. Annesinin de o sırada eve geldiğini sanmıyorum çünkü biz …’yi evden çıkardığımızda annesi ahırdan geldi ve ne olduğunu sordu. … abisiyle hiç tek kalmadı, ilaç içmesi için kimse kendisini zorlamadı.”,
Tanık … Kollukta; “Ben …’nin yengesi olurum. 20.02.2013 tarihinde saat 16.00 sıralarında kendi evimde çay içiyordum. İki yaşındaki …i’nin aşırı şekilde ağladığını duyunca dışarı çıktım. Kaynım …’nin evine geldim. İlayda ağlıyordu. …’in evinde kızı … yerde yatıyordu, bir yandan da kusuyordu. Ben de kendisini evin dışına çıkardım. …’ye sorduğumda bana ‘Abla ben … ilacı içtim’ dedi. Ben kendisine niçin içtiğini sorduğumda bana bir şey söylemedi. Ben hastaneye götürmek için evin dışında beklerken ambulans gelmişti. Olay yerine kısa bir süre sonra … geldi. … bana ambulansa kendisinin haber verdiğini söyledi. Yüksek bana … …’ye yardım et, ambulansa bindirip hastaneye götürelim’ dedi. Ambulansa ben ve … birlikte binerek …’yi …Devlet Hastanesine getirdik. …’yi ambulansa bindirirken … köyde yoktu. … ve … ambulansa bindirdiğimiz esnada ambulansın yanına geldi….ve… bana ne olduğunu sorduklarında ben kendilerine ‘… ilaç içmiş, siz hayvanların başında bekleyin, ben hastaneye gidiyorum’ dedi. …’nin niçin ilaç içerek intihara teşebbüs ettiğini bilmiyorum.”,
İstinabe olunan Mahkemede; “Ben olay günü evimde oturuyordum. … ile evimiz yanyanadır. Olay günü açık olan penceremden …i’nin bağırıp ağladığını duyunca dışarıya çıktım. …’nin evinin önüne geldim. … yerde yatıyordu. Bir yandan da kusuyordu. Zana … ilacı içtiğini söyledi. Kesinlikle …’nin adını vermedi. Kendi içtiğini söylemişti. Daha sonra ambulans çağırdık. Ambulansa gidene kadar 2-3 kere daha bayıldı. Ben …’nin darbedildiğine dair hiçbir iz ve emare de görmedim. Vücudunda gözüme çarpan morluk veya hırpalama belirtisi yoktu. Olay anını görmedim ancak…’ın böyle bir şey yapacağına inanmıyorum.”,
Tanık Zafer Demirci Mahkemede; “Mağdur …’nin yoğun bakımda iken doktorun izni ile beyanını tespit ettik. Ben yazıcı olarak bulunuyordum. Mağdur 3-4 kez sorulduktan sonra kısa şekilde cevaplar veriyordu. Bu aşamada bilincinin yeteri kadar açık olup olmadığını tahlil etmem mümkün değildir. Yine herhangi bir telkin veya tesir altında olduğunu da bilemiyorum.”,
Tanık … Mahkemede; “Yoğun bakımda olan mağdurun ifadesi alınırken durumu çok kötü idi, sorulan sorulara evet, hayır şeklinde cevap veriyordu. Zaten ağzında bulunan hortum nedeni ile de konuşmakta zorluk çekiyordu. Durumu nedeni ile bilincinin yeteri kadar açık olmadığını düşünüyorum. Sorulan sorulara verdiği cevaplar özet hâline getirilerek tutanağa bağlandı.”,
Şeklinde beyanda bulunmuşlardır.
Sanık … Kollukta; “… benim kardeşim olur. 21.02.2013 sabah saatlerinde babam kendi tedavisi için …Devlet Hastanesine gitti. Ben de 21.02.2013 günü … ile birlikte hayvan otlatmaya gittik. Annem de bir süre sonra yanımıza geldi. Hayvanların yanında ben, annem ve … vardı. Annem ahırın içinde idi. Ben ve … de ahırın dışında idik. … bir süre sonra ahırdan uzaklaşarak gitti. Ben de beş veya on dakika sonra bir demet çeper (küçük odun parçası) alarak eve gittim. Ben ikamet etmiş olduğumuz eve gittiğimde evin dış kapısını açarak evin salonuna gittim. Elbiselerim kirli olduğu için elbiselerimi değiştirecektim. Salonun kapısının önünde …’in ayakkabısını görünce bir an şüphelendim ve salonun kapısını açtığımda … kız kardeşim …’nin üzerinde idi. … kız kardeşim …’yi zorla boynundan ve yüzünden öpmeye çalışıyordu. Ben …’e ‘Lan şerefsiz, sen ne yapıyorsun, siktir git, çık bu evden’ dedim. … evden çıkmadı. Kız kardeşim … bana ‘Abi benim bir suçum yok, … zorla yapmaya çalıştı.’ dedi. Bu olaylar yaşanırken yanımızda kimse yoktu. … de hâlen salonda idi. … benim ile konuşmaya çalışıyordu. … bana … gel konuşalım’ dedi. Bu esnada … salondan çıktı ve alt kata gitti. … bir süre sonra yanımıza gelerek bize ‘Tamam tartışmanıza gerek yok, her şey bitti, ben ilaç içtim’ dedi ve sonra üst kata çıkarak banyoya kendisini kilitledi. Ben de kendisine ‘Kapıyı aç’ dedim. Kapıyı açmaya çalışırken yanımıza yengem … geldi. Ben … ve yengem … üçümüz birlikte …’yi evimizin dışına çıkardık. … 112 ambulansı aradı. Ben elbiselerimi değiştirmek için eve çıktım. Bu esnada annem yanıma geldi. Annem bana …, … …’ye bir şey mi yaptı?’ diye sordu. Ben de anneme ‘… …’yi öpmeye çalışmış’ dedim. Ben dışarı çıktığımda ambulans gitmişti. Babam beni cep telefonu ile arayarak bana … ambulans niçin bizim evin önüne gelmiş’ dedi. Ben de babam hasta olduğu ve tedirgin olmaması için babama ‘Baba hayvanlara böcek için ilacı verirken … ilaçtan zehirlendi’ dedim. 21.02.2012 günü akşam saatlerinde babam eve gelmiş. Babam eve gelirken ben amcamlarda idim. Ben amcamlarda iken babam beni arayarak eve gelmemi söyledi. Ben eve gelince babam, amcam ve annem hastaneye gittiler Ben bu hakkında bana atılan suçlamaları kesinlikle kabul etmiyorum. Ben, …’yi kesinlikle dövmedim ve de kendisine ilaç vererek ölmesini söylemedim. …’yi kimin darbettiğini görmedim. Bahse konu ilaç evin alt katındaki pencere boşluğunda idi. Ben bu olaylar yaşanırken kesinlikle alt kata inmedim. Bu nedenle ilaçları …’ye vermem mümkün değildir. Ben eniştem … ile yukarı katta tartışırken … alt kata inerek ilaçları kendisi almış. … genellikle tek başına gece ve gündüz gelirdi. … beni 21.02.2013 günü saat 08.00 sıralarında cep telefonu ile arayarak ‘Baban hastaneye gitti mi?’ diye sordu. Ben de babamın …Devlet Hastanesine gittiğini söyledim.”,
Savcılıkta; “Olay ile ilgili Jandarmada ifade vermiştim.Önceki ifadem doğrudur aynen tekrar ederim. Suçlamaların hiçbirini kabul etmiyorum. Jandarmadaki ifademden başka beyan etmek istediğim başka bir husus yoktur. Toplanmasını istediğim herhangi bir belge veya delil yoktur. Kız kardeşim … nin adli muay…indeki darp cebir bulgularının kim tarafından meydana getirildiğini bilmiyorum. Ancak ben kız kardeşimi darbetmedim.”,
Tutuklanması talebiyle sevk edildiği Sulh Ceza Mahkemesinde; “Ben olay günü … ve annem hayvanların yanındaydık. … ben ve annemin yanından ayrıldı. Ayrıldıktan 10-15 dakika sonra ben eve gittim. Ben üstümü değiştirmek için evin merdivenlerinden çıkarak doğrudan ikinci kata gittim. Binanın giriş kapısı açıktı, salonun kapısını açtığımda emniyet ve savcılıkta anlattığım şekilde … ve …’i gördüm. Kardeşim …’nin eteği kaldırılmış bir şekilde yerde uzanıyordu. Sonra sözlü olarak … ile tartışmaya başladık, arkaya geçtik, tartışırken üç dört dakika sonra … geldi ve ilaç içtiğini söyledi ve kendini banyoya kilitledi. Banyo kapısını aç dedim, açtı, ne olduğunu sordum, bana ilaç içtiğini söyledi. Daha sonra kardeşimi hastaneye … ve yengem Gülten götürdü. Ben raporda bildirildiği şekilde ne şekilde darbedildiğini bilmiyorum. Ben kesinlikle darbetmedim. Ayrıca kesinlikle ben kardeşime ilaç verip içmesini söylemiş değilim. Neden bu şekilde ifade verdiğini bilmiyorum. Daha önce aramızda herhangi bir sorun da yoktu. Neden böyle bir ifade vermiş anlamış değilim. Zannedersem kardeşimi bu şekilde ifade vermeye … telkinde bulunmuş. Kesinlikle üzerime atılı suçlamayı kabul etmiyorum. Belki ilacın etkisinden dolayı bu şekilde ifade vermiş olabilir.”,
Mahkemede; “Bu hususta verdiğim önceki ifadelerimi tekrar ederim. Olay günü yılda ancak 1 ay gelebildiğim evime kardeşimin askerden dönmesi sebebi ile gelmiştim. Hatta babam hastaneye gitmeseydi evde de kalmayacaktım. Halamın eşi olan …’in kız kardeşim maktul …’yi zorla öptüğünü gördüm. Kendisini evden çıkarmaya çalıştım. Kız kardeşim de bu esnada bana bir suçu olmadığını anlatıyordu. … bana ‘Konuşalım’ diyerek diğer odaya doğru beni ittirdi. Bunun üzerine … salondan çıkarak alt kata gitti. Bir süre sonra … yanımıza gelerek ‘Tartışmanıza gerek yok ben ilaç içtim’ dedi ve kendisini banyoya kilitledi. Ben ve olay yerine daha sonra gelen yengen … ile …, …’yi evden dışarı çıkardık. … ambulans aradı. Ben de üzerimi değiştirmek üzere eve çıktım. Bu esnada ambulans kardeşimi alıp hastaneye götürdü. Ben ambulansa yetişemedim. Daha sonra araç olmadığından gidemedim, babam beni aradı. Babama telaşlanmaması için hayvanları ilaçlarken …’nin etkilendiğini söyledim. Ben kesinlikle kız kardeşim olan maktulü dövmedim ve ilaç içmesini söylemedim. Söz konusu alt kata da kesinlikle inmedim. Kız kardeşimin hastanede şuuru bulanık şekilde vermiş olduğu ifadesini kabul etmiyorum. Bu nedenlerle beraatime karar verilmesini talep ederim.”,
Şeklinde savunma yapmıştır.
TCK’nın “Nitelikli haller” başlığı altında düzenlenen 82. maddesinin 1. fıkrasının suç tarihinde yürürlükte bulunan d ve e bentleri;
“ 1) Kasten öldürme suçunun;
…
d) Üstsoy veya altsoydan birine ya da eş veya kardeşe karşı,
e) Çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,
İşlenmesi halinde, kişi ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılır.” hükmünü içermektedir.
5237 sayılı TCK’nın, yürürlüğe girdiği 01.06.2005 tarihinde “intihar” başlığı altında düzenlenip 08.07.2005 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5377 sayılı Kanun’un 10. maddesiyle madde başlığı “İntihara yönlendirme” şeklinde değiştirilen 84. maddesi ise;
“(1) Başkasını intihara azmettiren, teşvik eden, başkasının intihar kararını kuvvetlendiren ya da başkasının intiharına herhangi bir şekilde yardım eden kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) İntiharın gerçekleşmesi durumunda, kişi dört yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Başkalarını intihara alenen teşvik eden kişi, üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(4) İşlediği fiilin anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan veya ortadan kaldırılan kişileri intihara sevk edenlerle cebir veya tehdit kullanmak suretiyle kişileri intihara mecbur edenler, kasten öldürme suçundan sorumlu tutulurlar.” şeklinde düzenlenmiştir.
TCK’nın 84. maddesinin gerekçesi ise “Maddenin birinci fıkrasında bir başkasını intihara azmettirme, teşvik etme, başkasının intihar kararını kuvvetlendirme ya da başkasının intiharına herhangi bir şekilde yardım etme fiilleri, seçimlik hareketli bir suç olarak tanımlanmaktadır.
Canlı türü olarak insan, hayatını sürdürme konusunda bir içgüdüye sahiptir. Ancak, algılama yeteneğinin olmaması nedeniyle veya yakalandığı hastalıktan kaynaklanan acı ve ızdırabın etkisiyle kişide hayatını sona erdirmeye yönelik bir eğilim ortaya çıkabilir ve bunu bir irade açıklamasıyla ortaya koyabilir. Belirtmek gerekir ki, kişinin bu şartlar altında hayatını sona erdirme yönündeki iradesinin hukukî geçerliliği söz konusu değildir. Başka bir deyişle, belirtilen durumlarda hukuken muteber bir iradeden söz etmek mümkün değildir.
Ahlaken tasvip edilmeyen bir tasarruf olan intihar veya intihara teşebbüs olgusu, bizatihi cezalandırılabilir bir davranış niteliği taşımamaktadır. Buna karşılık, bir başkasını intihara azmettiren, teşvik eden, başkasının intihar kararını kuvvetlendiren ya da başkasının intiharına herhangi bir şekilde yardım eden kişinin bu fiilleri cezalandırılabilir niteliktedir.
…
Maddenin ikinci fıkrasında, intihara teşvik veya yardım suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâli düzenlenmiştir. İntihara teşvik veya yardımın cezalandırılabilmesi için, kişinin intihar etmesi şart değildir. Teşvik veya yardım sonucunda intiharın gerçekleşmesi durumunda, söz konusu fıkraya göre cezanın artırılması gerekmektedir…” biçiminde ifadelere yer verilmiştir.
Türk Dil Kurumunun Güncel Türkçe Sözlüğü’ne göre, “Bir kimsenin toplumsal ve ruhsal nedenlerin etkisi ile kendi hayatına son vermesi” anlamına gelen ve madde gerekçesinde de belirtildiği üzere ahlaken tasvip edilmeyen bir tasarruf olan intihar veya intihara teşebbüs olgusu, bizatihi cezalandırılabilir bir davranış niteliği taşımamaktadır.
İntiharın bizatihi suç olarak kabul edilmemesi nedeniyle bir başkasını intihara sevk eden veya yardımda bulunan kişileri iştirak hükümlerine göre cezalandırmak da mümkün bulunmamaktadır. TCK’nın 40. maddesinde düzenlenen “bağlılık kuralı” gereğince suça iştirak için fail tarafından işlenen fiilin, tipik ve hukuka aykırı olması gerekir. Hâlbuki intihar veya intihara teşebbüs, ceza kanunlarında suç olarak tanımlanan bir fiil değildir. Böyle olunca iştirak kuralarını uygulamak suretiyle bir başkasının intiharına şerik (azmettiren ve yardım eden) olarak katılanları cezalandırmak mümkün değildir. Bu nedenle yasa koyucular, kişinin yaşama hakkını daha etkin bir şekilde korumak ve dolayısıyla kişinin kendi eliyle yaşamını sona erdirmesine bir başkasının müdahalesini önlemek için intihara yönlendirme fiilini bağımsız bir suç olarak düzenlemişlerdir. TCK’nın 84. maddesinde de intihara yönlendirme bağımsız bir suç olarak düzenlenmiştir. İntihara yönlendirme suçunu oluşturan davranışlar, TCK’nın “faillik” ve “şeriklik” olarak ikiye ayırdığı iştirak şekillerinden sadece “şeriklik” statüsünü oluşturan “azmettirme” ve “yardım etme” fiillerini kapsamaktadır. Bu itibarla bir başkasının intihar fiili veya intihar edenin iradesi üzerinde hâkimiyet kuran kişilerin, artık intihara yönlendirme suçundan değil, kasten öldürme suçunun doğrudan veya dolaylı faili olarak cezalandırılmaları gerekmektedir. Başka bir deyişle, intihar fiiline faillik türlerinden birisiyle iştirak edilmesi hâlinde, fiil artık intihara yönlendirme suçunu değil, kasten öldürme suçunu oluşturacaktır. Örneğin; evinin tavanına astığı iple intihar etmek isteyen kişi, arkadaşından altındaki sandalyeye tekme atmasını rica etse ve arkadaşı da intihar edenin o isteğini yerine getirse, bu durumda kasten öldürme suçundan söz edilmelidir. Çünkü, bu olayda intihar etmek isteyen kişi, kendi hareketiyle kendisini öldürmemekte, bir başkasının hareketiyle öldürülmüş olmaktadır.
İntihara yönlendirme suçu, “başkasını intihara azmettirme, teşvik etme, başkasının intihar kararını kuvvetlendirme ve başkasının intiharına herhangi bir şekilde yardım etme” şeklindeki hareketlerden oluşan seçimlik hareketli bir suçtur. Bu hareketlerden yalnızca birisinin yapılması suçun oluşması için yeterlidir. Suçu oluşturan seçimlik hareketlerden azmettirmek, teşvik etmek ve kararı kuvvetlendirmek, mağduru intihara yönlendirici manevi nitelikteki hareketlerdir. Nitekim bu hareketler TCK’nın 38. maddesinin 1. fıkrasında ve 39. maddesinin 2. fıkrasında suça iştirakin manevi şekilleri olarak düzenlenmiştir. Diğer seçimlik hareket olan “herhangi bir şekilde yardım etmek” ise daha çok maddi nitelikteki yardımları kapsamaktadır.
İntihar fiilini gerçekleştiren kişi bizatihi mağdurun kendisi olmalıdır. Failin intihara katkısı, maddede seçimlik olarak sayılan hareketlerle sınırlı olmalı, mağdurun kendi yaşamına son vermesi, kendi iradesiyle aldığı karara istinaden bizzat kendisi tarafından gerçekleştirilmelidir. Şayet fail, azmettirme, teşvik etme, kararı kuvvetlendirme veya yardım etme şeklindeki hareketlerin yanında veya tek başına ölümü meydana getiren icra hareketini kendisi gerçekleştirmişse, intihara yönlendirme suçunu değil, kasten öldürme suçunu işlemiş olur.
Suç teşkil eden seçimlik hareketlerden “intihara azmettirme”, aklında hiç intihar düşüncesi olmayan kimsede intihar düşüncesi uyandırmak, intihar etmesi yönünde karar verdirmek ve böylece intiharın ilk ve etkili sebebi olmak anlamına gelmektedir. “İntihara teşvik” ise, intihar etmeyi düşünen ve fakat henüz bu konuda kararını tam olarak vermemiş olan kişiyi intihar kararı verdirmeye yöneltmektir. Teşvikte, mevcut olan ancak ortaya çıkmamış bulunan intihar düşüncesi uyandırılmakta ve kişi intihara özendirilmektedir. Azmettirmede intihar kararını müntehirin iradesi üzerinde yoğun etkide bulunan azmettiren verdiği hâlde, teşvikte intihar kararını müntehir daha serbest vermektedir. “İntihar kararını kuvvetlendirme”, intihar kararını vermiş olan kişinin bu kararını güçlendirmek, almış olduğu intihar kararını icra safhasına koyması için motive etmektir. İntihara yönlendirme suçunun diğer bir seçimlik hareketi olan “intihara herhangi bir şekilde yardım etme” ise, intihara karar vermiş olan bir kimsenin intiharını fiilen ve etkili bir şekilde kolaylaştırmaya yönelik her türlü hareket olarak sayılmaktadır. Bu yardım intihardan önce olabileceği gibi intihar sırasında da yapılabilir. Yine bu yardım, maddi olabileceği gibi manevi de olabilir. Örneğin; bir kimseye intihar etmesi için silah, zehir, ip verme veya yüksekten atlayacağı yere götürme gibi hareketler maddi anlamda intihara yardım etme olarak sayılabilir. Müntehire, intiharı ne şekilde gerçekleştireceği konusunda yol gösterme, intihar sonrasında geride kalan çocuklarına bakacağını söyleme gibi hareketler manevi nitelikte yardımı teşkil etmektedir.
Başkasının intiharına yardım eden failin hareketleri bunlarla sınırlı kalmalı, intihar fiili müntehir tarafından gerçekleştirilmelidir. Şayet yardım eden kimse, kendini asanın ayağından çekmek, ipi boğazında sıkmak gibi kişinin ölümü sonucunu doğuran icrai hareketi de bizzat kendisi yapmışsa, bu takdirde intihara yönlendirme suçu değil, kasten öldürme suçu söz konusu olacaktır (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 7. Baskı, Seçkin Yayınevi, …, 2020, …. 155-165.).
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
01.04.1995 doğum tarihli olan maktul …’nin …ili,…ilçesi, Çığır köyünde ailesiyle birlikte yaşadığı, 20.02.2013 tarihinde maktulün evde tek başına bulunduğu sırada halasının eşi olan tanık …’in eve geldiği, tanık …’in maktul …’nin elinden tutarak boynundan öpmeye çalıştığı, bu sırada eve gelen sanık …’nin, tanık …’i kız kardeşi maktul …’yi öperken görmesi üzerine bağırdığı ve tanık …’le tartışmaya başladığı, ardından kız kardeşi maktul …’yi dövdüğü ve maktule “Korthion M” isimli tarım ilacını vererek “Bu ilacı iç, öl” dediği, bunun üzerine maktul …’nin, 3 yaşındaki kız kardeşi …i ile evin alt katına indiği ve sanıktan aldığı tarım ilacından içtiği, kısa bir süre sonra midesi bulanmaya başlayan maktul …’nin kustuğu ve baygınlık geçirdiği, tanık …’in 112’yi arayarak durumu bildirdiği, eve gelen ambulansla tanıklar … ve … eşliğinde maktul …’nin …Devlet Hastanesine götürüldüğü, hastane polisi tarafından maktul …’nin vekili eşliğinde ifadesinin alındığı, bir süre sonra durumu kötüleşen maktul …’nin … Eğitim ve Araştırma Hastanesine kaldırıldığı, yoğum bakımda tedavi altına alınan maktul …’nin 25.02.2013 tarihinde insektisit zehirlenmesi sonucu öldüğü olayda; sanığın aşamalardaki istikrarlı savunması, tanık anlatımları, maktulün vücudunda meydana gelen yaralanmalarının hafif nitelikte oluşu, sanığın maktulü ilaç içmesi için tehdit ettiğine dair herhangi bir iddianın bulunmaması, maktulün, sanığın olmadığı bir ortamda kendi iradesiyle tarım ilacı içtiğinin anlaşılması karşısında; sanık …’ın maktulü intihara zorlamak amacıyla onu darbettiğine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı deliller bulunmaması nedeniyle sanığın eyleminin TCK’nın 84/1-2. maddesi kapsamında intihara azmettirme suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Dairenin onama kararının kaldırılmasına, Yerel Mahkemenin mahkûmiyet hükmünün sanığın eyleminin TCK’nın 84/1-2. maddesi kapsamında intihara azmettirme suçunu oluşturduğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Başkanı; “Maktul …’nin olaydan hemen sonra hastane polisine verdiği ifadesinde, ağabeyi sanık … tarafından dövüldüğünü ve sanığın kendisine tarım ilacı vererek ‘Bu ilacı iç, öl’ dediğini beyan etmesi ve doktor raporlarına göre maktulün vücudunda sol kol dışta 2 adet 1 cm’lik ve sağ ön kol dışta 2 adet 2 cm çapında ekimoz ve sağ diz ön dışta 2 cm’lik yara olduğunun anlaşılması karşısında, maktulün sanık tarafından darbedildiği hususunda herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır. Ceza Genel Kurulu çoğunluğunca maktulün vücudundaki hafif yaralanmaların, maktulü intihara zorlayıcı bir etki seviyesine ulaştığına dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı kanıtlar bulunmadığı belirtilmiş ise de, maktulün hastane polisine verdiği ifadesinde ‘Konu ile ilgili olarak beni aileme teslim ederseniz yine ailemin bana zarar vereceğini düşünüyorum. Ben devlet korumasına alınmak istiyorum.’ şeklindeki beyanı göz önüne alındığında, eniştesinin kendisini zorla öptüğü sırada, bu olayı gören ağabeyi sanık tarafından darbedilen ve ‘Bu ilacı iç, öl’ denilerek kendisine tarım ilacı verilen maktul …’nin, tarım ilacını içmemesi hâlinde tekrar cebir, şiddet ve tehdite maruz kalacağından korkması, maktulün vücudundaki yaralanmaların hafif olmasından ziyade, bu yaraların maktul üzerinde bıraktığı endişe ve korkunun, ne ölçüde olduğunun daha önemli olması, zira tekrar ailesine teslim edilmesi hâlinde kendisine zarar verileceğini açıkça dile getiren maktulün, darbedilmek suretiyle intihar etmeye mecbur bırakıldığının anlaşılması karşısında, sanığın eyleminin TCK’nın 84/4. maddesinin son cümlesi delaletiyle nitelikli kasten öldürme suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir.”,
Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi …; “Olay tarihinde tarım ilacı içerek zehirlenip ölen maktule …’nin ölmesi nedeniyle kendisine zorla ilaç içirdiği iddia edilen, ağabeyi olan Sanık … hakkında açılan zorla tarım ilacı içirerek nitelikli kasten adam öldürme suçundan TCK 84/4 maddesi atfı ile 82/1-k, 82/1-d maddeleri gereğince cezalandırılması için dava açılmıştır.
Yerel Mahkeme yapılan yargılama sonucunda, sanığın eylemine uyan TCK 84/4 maddesi atfı ile 82/1-d,e TCK 62 maddeleri gereğince cezalandırılması kararı vermiştir. Verilen karar Yargıtay 1. Ceza Dairesince onanmıştır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı sanığa isnat edilen eylemin TCK 84/1-2 maddesinde düzenlenen intihara yönlendirme suçu kapsamına girdiğine dair itirazda bulunmuştur. Yargıtay Ceza Genel Kurulunda oy çokluğu ile itirazın kabulüne karar verilmiştir.
Olay tarihinde tarım ilacı içerek zehirlenen maktule … kaldırıldığı hastanede kollukça alınan beyanında özetle; olay günü halasının eşi olan …’in kendisini bulundukları evde zorla öptüğünü, olayı gören ağabeyi olan sanık …’ın …’e saldırdığını, bir süre kavga ettikten sonra …’in evden ayrıldığını, sanık …’ın kendisini dövüp böcek ilacı vererek ‘al bunu iç, öl’ dediğini, bunu sanık … ile kardeşi İlayda’nın da gördüğünü, evin alt katına inerek böcek ilacını içtiğini, sanıklardan şikayetçi olmadığını beyan etmiştir.
Olay nedeniyle ölen maktulenin başka beyanı alınamamıştır. Olay …ili …ilçesin Çığır köyünde meydana gelmiştir. Maktule kollukça alınan beyanında, ailesinin bu olay nedeniyle kendisine zarar vereceğini öldüreceğini bildiği için bu olaydan sonra iyileşmesi halinde ailesine teslim edilmemesini istemiştir. Maktulenin ifade verirken sonuçta şikayetçi olmadığını beyan ettiği ağabeyi olan sanığa iftira etme veya haksız isnatta bulunma ihtimali hayatın olağan akışına aykırıdır.
Doğu ve Güneydoğuda olan bu bölgelerde genç kız ve bayanların intihar oranı çok yüksektir. Bu intihar olaylarının bir çoğunda, töre saikiyle veya aile meclisi kararı ile işlenen genç kız ve kadın cinayetlerine intihar görüntüsü verilmesi yaygın bir durumdur.
Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; maktulenin samimi beyanına göre sanığın eylemi TCK 84/4 maddesi atfı ile 82/1-d,e maddelerinde düzenlenen nitelikli kasten öldürme suçu kapsamına girdiği, sanığın TCK 84/4 maddesi atfı ile 82/1-d,e 62 maddeleri gereğince nitelikli kasten öldürme suçundan cezalandırılması kararı ve onama kararının isabetli olduğu itirazın reddi gerektiği kanaatinde olduğumdan,
Sanığa isnat edilen eylemin TCK 84/1-2 maddesi kapsamında intihara yönlendirme olduğuna dair itirazın kabulüne kara veren Ceza Genel Kurulunun sayın çoğunluğunun görüşüne katılmıyorum.”,
Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi …; “Cebir, Türk Dil Kurumu Sözlüğünde ‘zora başvurma, zor kullanma, zorlayış’ anlamlarında gösterilmiştir. Yani cebir, baskı, şiddet ve zorlama manasına gelirken, karşı tarafın rızası ve isteği olmadan, zor kullanarak bir duruma mecbur bırakma demektir. Bu kelime, günlük hayatta da sıklıkla kullanılmakta ve kalıp olarak da ifade edilmektedir.
Cebrin etkisi, zor kullananın gücü ve etkisi yanında cebre maruz kalanın da içinde bulunduğu ruh ve sosyokültürel durumuna göre varlık bulmaktadır.
Toplumumuzda ailelerin, özellikle yaşanılan yerin özelliğine göre derecesi değişse de baba/ağabey gibi aile büyüğü erkeklerin, kız çocuklarının hayatı üzerindeki etkisi inkâr edilemez.
Dosyadaki somut olayda Bitlis’in…ilçesinin bir köyünde yaşayan 17 yaşındaki maktule … ölmeden önce verdiği ifadesinde, halasının eşi olan eniştesi tarafından birkaç kez basit cinsel istismara uğradığını, olay günü de yine eniştesinin evde kimse yokken kendisini yakalayarak zorla, öptüğü sırada, ağabeyi sanık …’ın içeri girerek kendilerini gördüğünü, eniştesine saldırıp kavga ettiklerini, onun evden kaçıp gitmesinden sonra sanığın kendisini dövdüğünü ve kendisine ‘KORTHIONM’ insektisit böcek ilacını vererek ‘al bu ilaçları, iç, öl’ dediğini, kendisinin de bu ilaçları alıp yanında küçük kardeşiyle beraber alt kata inerek içtiğini, dışarı çıktığında başının döndüğünü, durumunu gören annesinin 112 Acil’i aradığını ve …Devlet Hastanesine kaldırıldığını, iyileşmesi halinde ailesine teslim edilirse ailesinin kendisine zarar vereceğini, bu nedenle devlet korumasına alınmak istediğini, kendisini ilaç içmeye zorlayan ağabeyi sanıktan şikâyetçi olmadığını, beyan etmiştir.
Dosya kapsamına göre maddi delillerle ispatlanan bu anlatım karşısında töre saiki boyutuna ulaşmamış olsa da ailenin namusunu koruma ve şerefini kurtarma bahanesiyle maktuleyi döverek cebir ve şiddet uygulayarak, içinde bulunduğu sosyokültürel yapı gereği iradesini ortadan kaldıracak şekilde tehdit ve zorlama ile intihara mecbur ettiği ve bu suretle meydana gelen ölüm neticesinden TCK 84/4 maddesi yollamasıyla sorumlu tutularak TCK’nun 82/1-d, e maddeleri uyarınca verilen mahkûmiyet kararının ve bu kararı inceleyen özel Dairenin aynı doğrultudaki onama kararının isabetli olduğu düşüncesinde olduğumdan, aksi yöndeki itirazın reddine karar verilmesi gerektiği yolundaki görüşüm nedeniyle sayın çoğunluğun görüşüne iştirak etmiyorum.”,
Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurulu de; sanığın eyleminin TCK’nın 84/4. maddesi delaletiyle nitelikli kasten öldürme suçunu oluşturduğu,
Düşünceleriyle karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ :
Açıklanan nedenlerle,
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 23.01.2019 tarihli ve 4330-220 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,
3- …1. Ağır Ceza Mahkemesinin 23.01.2018 tarihli ve 181-19 sayılı sanık … hakkındaki mahkûmiyet hükmünün sanığın eyleminin TCK’nın 84/1-2. maddesi kapsamında intihara azmettirme suçunu oluşturduğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 10.05.2022 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
b) Birlikte İntihar Kararında Aracı Bizzat Süren Kişi: Kasten Öldürme mi, İntihara Yönlendirme mi?
- Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2016/1323 E. – 2021/314 K. Sayılı İlamı
Olay: 15 yaşını yeni doldurmuş suça sürüklenen çocuk ile 18 yaşındaki maktul, ilişki sorunları nedeniyle birlikte intihar etmeye karar vermiştir. Çocuk, babasının aracını izinsiz alarak maktulle birlikte nehir kıyısına gitmiş; şoför koltuğuna kendisi, yolcu koltuğuna maktul oturmuştur. Çocuk aracı geri alıp hızla nehre sürmüş; maktulün son anda “Dur” demesine rağmen araç nehre girmiştir. Çocuk açık camdan çıkarak kurtulmuş, maktul ise boğularak ölmüştür. Yerel mahkeme eylemi kasten öldürme saymış; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, eylemin intihara yönlendirme olduğu ve olası kasıt bulunduğu itirazıyla başvurmuştur.
Hukuki mesele: Birlikte intihar (ikili ölüm) kararında hayatta kalan kişinin eylemi kasten öldürme mi yoksa intihara yönlendirme mi oluşturur; suç doğrudan kastla mı yoksa olası kastla mı işlenmiştir?
Yargıtay’ın değerlendirmesi: Ceza Genel Kurulu, intihara yönlendirme suçunun oluşabilmesi için failin katkısının yalnızca azmettirme, teşvik veya yardım hareketleriyle sınırlı kalması ve ölümcül icra hareketinin müntehir tarafından bizzat gerçekleştirilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Somut olayda çocuk, ortak intihar kararına karşın aracı bizzat kendisi sürerek ölümü doğuran icra hareketini gerçekleştirmiş; mağdurun ölme yönündeki rızası, üzerinde mutlak tasarruf edilemeyen yaşam hakkına ilişkin olduğundan hukuken geçersiz sayılmıştır. Bu nedenle eylem kasten öldürmedir. Ayrıca camları açık olsa dahi nehre gömülen araçtaki kişinin boğulması günlük hayat tecrübesine göre mutlak olduğundan, çocuğun doğrudan kastla hareket ettiği ve olası kasıt koşullarının oluşmadığı kabul edilmiştir. Başsavcılık itirazı her üç yönden de reddedilmiştir.
“İntihara azmettiren veya teşvik eden failin eylemleri, yalnızca bu hareketlerle sınırlı kalmalı, müntehir kendi yaşamına bizatihi kendi hareketiyle son vermelidir.“
Pratik sonuç: “İkili intihar”da hayatta kalan kişi, ölümü doğuran hareketi (örneğin aracı nehre sürme) bizzat gerçekleştirmişse eylem intihara yönlendirme değil kasten öldürmedir. Mağdurun ölme rızası hukuken geçerli sayılmaz; mutlak ölümle sonuçlanan bir yöntemin seçilmesi de doğrudan kastı gösterir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2016/1323 E. – 2021/314 K. Sayılı İlamı Tam Metni
“İçtihat Metni”
Sanık … hakkında olası kasıtla öldürme suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda, eylemin kasten öldürme suçunu oluşturduğu kabul edilerek sanığın TCK’nın 81/1, 31/3 ve 62. maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin … 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 27.03.2014 tarihli ve 342-116 sayılı hükmün sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 02.03.2016 tarih, 2723-949 sayı ve oy çokluğuyla onanmasına karar verilmiş,
Daire Üyesi …; “Maktul …’ın çalıştığı iş yerinde … adlı kıza duygusal yakınlık duyduğu, aynı iş yerinde çalışan ve maktulün yakınlık duyduğu …’yi işe alan …’un da … ile duygusal bağ oluşturduğu, maktulün bu durumdan olumsuz yönde etkilendiği, intihar etmeyi düşündüğü, suça sürüklenen çocuk …’in de … adlı kızı sevdiği, ilişkilerini sürdürmek istediği sırada iş yerinde çalışan …’un …’nin annesine aleyhinde konuşması ve …’nin de suça sürüklenen çocuk …’dan ilişkisini koparması nedeniyle suça sürüklenen çocuk …’nın moralinin bozulduğu, olay günü saat 19.00 sırasında morali çok bozuk olduğu gözlenen maktul …’un suça sürüklenen çocuk … ile görüştüğü, maktul ve suça sürüklenen çocuk …’nın birlikte sevdikleri kızların kendilerinden uzaklaşmasına içerleyerek intihar etmeyi düşündükleri ve suça sürüklenen çocuk …’nın kullandığı araçla nehre düşerek maktulün boğularak ölümüyle sonuçlanan olayda;
Olay tarihinde maktulün 18 yaşını bitirmiş olduğu, suça sürüklenen çocuk …’nın 15 yaşını yeni bitirdiği, maktulün benzer nitelikte kız meseleleri nedeniyle suça sürüklenen çocuk … ile baş başa görüştükleri, maktulün annesi ile helalleşerek bir daha gelmeyeceğini ifade ederek evden ayrıldığı, suça sürüklenen çocuk …’nın da bir not bırakarak babasına ait araçla … Nehri’ne aracı sürmesi sonucu aracın nehir sularına gömülerek maktulün boğularak öldüğü, suça sürüklenen çocuk …’nın tanık …’un da yardımıyla sudan çıkarak kurtulduğu dosya kapsamından anlaşılmaktadır.
Suça sürüklenen çocuk … ve maktulün ası, ateşli silahla birbirlerini ateş etmesi gibi mutlak ölümle sonuçlanabilecek bir intihar tipini seçmedikleri, aracın nehir sularına sürülmesi eyleminin mutlak suretle ölümle sonuçlanmasının mümkün bulunmadığı, suça sürüklenen çocuk …’nın bu olaydan sağ olarak kurtulduğu, aracın ön kapı camlarının her ikisinin de açık vaziyette olduğu hususları birlikte değerlendirildiğinde;
Suça sürüklenen çocuk …’nın babasına ait aracına nehir sularına sürmesi sonucu ölümle sonuçlanacağını öngörebilecek konumda bulunduğu, araç ön kapılarını da açık tutmak suretiyle suda boğulmadan kurtulma ihtimalini de gözeterek sonucu öngörmesine rağmen istemediği, oluşabilecek ölümün olursa olsun mantığıyla hareket ederek fiilini olası kast altında işlediği olayda, TCK’nın 81, 21/2 ve 31/3. maddeleri ile cezalandırılması görüşünde olduğumdan çoğunluk görüşünün suçun doğrudan kasıt ile işlendiğine dair Yerel Mahkemenin mahkûmiyet hükmünü onanmasına dair görüşüne açıklanan nedenlerle katılmıyorum.” düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 26.06.2016 tarih ve 185515 sayı ile;
“…1- Suç vasfının tespiti açısından Yerel Mahkemece olay yerinde keşif icra edilmeden eksik inceleme ile karar verilmiştir.
2- 5237 sayılı TCK’nın 84/1. maddesinde de açıkça belirtildiği üzere ‘Başkasını intihara azmettiren, teşvik eden, başkasının intihar kararını kuvvetlendiren ya da başkasının intiharına herhangi bir şekilde yardım eden kişi’ olarak açıklanmış ve devamı olan 2. fıkrasında ise ‘İntiharın gerçekleşmesi durumunda, kişi dört yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.’ şeklinde düzenlenmiştir.
Suça sürüklenen çocuk kendisi intihara karar verdikten sonra maktul …’u da intihar için ikna etmiş, maktulü teşvik ederek, intihar kararını kuvvetlendirmiş, devamında da intiharına yardım ederek 5237 sayılı TCK’nın 84/1. maddesi delaleti ile aynı Yasa’nın 84/2. fıkrasındaki suçu işlemiştir.
3- Yerel Mahkemenin kabulüne göre de; karşı oy kullanan Yüksek Yargıtay 1. Ceza Daire Üyesi …’nin hükmün TCK’nın 21/2. maddesi yönünden bozulması gerektiğine ilişkin açıklamasında belirttiği üzere;
Maktul …’ın çalıştığı iş yerinde … adlı kıza duygusal yakınlık duyduğu, aynı iş yerinde çalışan ve maktulün yakınlık duyduğu …’yi işe alanın da … ile duygusal bağ oluşturduğu, maktulün bu durumdan olumsuz yönde etkilendiği, intihar etmeyi düşündüğü, suça sürüklenen çocuk …’in de … adlı kızı sevdiği, ilişkilerini sürdürmek istediği sırada iş yerinde çalışan …’un …’nin annesine aleyhinde konuşması ve …’nin de suça sürüklenen çocuk …’dan ilişkisini koparması nedeniyle suça sürüklenen çocuk …’nın moralinin bozulduğu, olay günü saat 19.00 sırasında morali çok bozuk olduğu gözlenen maktul …’un suça sürüklenen çocuk … ile görüştüğü, maktul ve suça sürüklenen çocuk …’nın birlikte sevdikleri kızların kendilerinden uzaklaşmasına içerleyerek intihar etmeyi düşündükleri ve suça sürüklenen çocuk …’nın kullandığı araçla nehre düşerek maktulün boğularak ölümüyle sonuçlanan olayda;
Olay tarihinde maktulün 18 yaşını bitirmiş olduğu, suça sürüklenen çocuk …’nın 15 yaşını yeni bitirdiği, maktulün benzer nitelikte kız meseleleri nedeniyle suça sürüklenen çocuk … ile baş başa görüştükleri, maktulün annesi ile helalleşerek bir daha gelmeyeceğini ifade ederek evden ayrıldığı, suça sürüklenen çocuk …’nın da bir not bırakarak babasına ait araçla … Nehri’ne aracı sürmesi sonucu aracın nehir sularına gömülerek maktulün boğularak öldüğü, suça sürüklenen çocuk …’nın tanık …’un da yardımıyla sudan çıkarak kurtulduğu dosya kapsamından anlaşılmaktadır.
Suça sürüklenen çocuk … ve maktulün ası, ateşli silahla birbirlerini ateş etmesi gibi mutlak ölümle sonuçlanabilecek bir intihar tipini seçmedikleri aracın nehir sularına sürülmesi eyleminin mutlak suretle ölümle sonuçlanmasının mümkün bulunmadığı, suça sürüklenen çocuk …’nın bu olaydan sağ olarak kurtulduğu, aracın ön kapı camlarının her ikisinin de açık vaziyette olduğu hususları birlikte değerlendirildiğinde
Suça sürüklenen çocuk …’nın babasına ait aracına nehir sularına sürmesi sonucu ölümle sonuçlanacağını öngörebilecek konumda bulunduğu, araç ön kapılarını da açık tutmak suretiyle suda boğulmadan kurtulma ihtimalini de gözeterek sonucu öngörmesine rağmen istemediği, oluşabilecek ölümün olursa olsun mantığıyla hareket ederek fiilini olası kasıt altında işlediği olayda, TCK’nın 81, 21/2, 31/3 maddeleri ile cezalandırılması görüşünde olduğumdan çoğunluk görüşünün suçun doğrudan kast ile işlendiğine dair yerel Mahkemenin mahkûmiyet hükmünü onanmasına dair görüşüne açıklanan nedenlerle katılmıyorum. Diyerek muhalefet şerhi yazmıştır.
Açıklanan nedenlerle eylem, 5237 sayılı TCK’nın 81. maddesindeki kasten öldürme suçu değil, TCK’nın 84. maddesindeki intihara yönlendirme suçunu oluşturduğundan, hükmün bozulması yerine, aksi görüşle onanmasına karar verilmesi kanuna aykırıdır.” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK’nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 19.09.2016 tarih, 4405-3286 sayı ve oy çokluğuyla itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire çoğunluğuyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;
1- Sanık hakkında eksik araştırmayla hüküm kurulup kurulmadığının,
2- Eksik araştırmayla hüküm kurulmadığının kabulü hâlinde, sanığın eyleminin kasten öldürme suçunu mu yoksa intihara yönlendirme suçunu mu oluşturduğunun,
3- Kasten öldürme suçunu oluşturduğunun kabulü hâlinde, sanık hakkında olası kasıt hükmünün uygulanma koşullarının oluşup oluşmadığının,
Belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
06.10.2012 tarihinde saat 18.30’da düzenlenen tutanakta; aynı tarihte saat 13.00 sıralarında 155 hattını arayan bir şahsın Eski Dereköyü yolu, Demir Köprü mevkisinde … Nehri’ne bir aracın düştüğünü bildirmesi üzerine olay yerine gidildiği, su altı ekibinin çağrıldığı, saat 13.45 sıralarında sivil savunma ve su altı dalgıç ekibinin geldiği, saat 14.30 sıralarında nehrin içindeki araca ulaşıldığı, araç içerisinden … isimli kişinin nehir kenarına çıkarıldığı, 112 Acil Sağlık ekibi tarafından müdahale yapıldığı ancak kişinin eks olduğunun anlaşıldığı, dalgıç ekiplerinden alınan bilgilere göre aracın, kıyıdan yaklaşık 10 metre ileride, suyun yaklaşık 5 metre dibinde, ters dönmüş vaziyette, aracın ön kısmının kıyıya bakar hâlde görüldüğü ve …’ın aracın sağ ön yolcu koltuğundan çıkarıldığı, saat 16.30 sıralarında aracın çekici marifetiyle sudan çıkartıldığı, aracın 1994 model, Tofaş Şahin marka, … adına ruhsatlı, … plaka sayılı olduğunun bildirildiği,
Geyve Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 06.10.2012 tarihli olay yeri tespit tutanağında; 06.10.2012 tarihinde saat 14.00 sıralarında Geyve İlçe Emniyet Müdürlüğü görevlilerince Eski Dereköyü yolu mevkisinde bir kişinin intihar mektubu bırakarak … Nehri’ne araç ile düştüğünün bildirilmesi üzerine soruşturma işlemlerine başlanarak kısa bir süre sonra araçta intihar notu bırakan kişi haricinde bir kişi daha olduğunun öğrenilmesi üzerine olay yerine gidildiği, aracın hâlâ suda bulunduğu, yerinin duba ile sabitlenmiş bir şekilde bırakıldığı ve çekicinin aracı çıkarması için beklenildiği, olay yerinin tenha, suyun akış yönünün güneyden kuzeye doğru olduğu, alınan beyanlardan aracın yaklaşık 5 metre derinlikte sırtüstü, önü batıya dönük, ön yolcu kısmının camı açık bir vaziyette olduğunun öğrenildiği, yapılan gözlemde tekerlek izlerinin sadece kumların bulunduğu yerlerde olduğu ve herhangi bir fren izine rastlanılmadığı, arabada sanık …’e ait intihar notu bulunduğu, bulunan not incelendiğinde ölen … ile ilgili herhangi bir bilgiye rastlanılmadığı, ceset torbası açıldığında cesedin ağız ve burnunun köpüklü olduğu, genel görüntüsünün iyi, kulaklarında akıntı olmadığının görüldüğü, aracın bulunduğu yerden çekilmesi sonucunda araç üzerinde yapılan incelemede, aracın sağ ve sol kapı camlarının açık, ön camın patlak, ön tamponun kopmuş, lastiklerin sağlam, dış görünüşünün iyi olduğu, ön kapıların kilitli olmadığı ancak kaza sebebi ile açılamadığı, arka kapıların ise içten kilitli olduğuna dair tespitlerde bulunulduğunun belirtildiği,
06.10.2012 tarihinde saat 17.30’da düzenlenen olay yeri inceleme raporu formunda; olay yerinin belirtilen adreste … Nehri kenarında etrafı ağaçlık açık alan olduğu, Geyve İlçe Emniyet Müdürlüğüne bağlı polis ekiplerinin, Sivil Savunma Arama Kurtarma ekibinin, Geyve Belediyesi İtfaiye ekibinin, 112 Acil Servis ekibinin ve meraklı kalabalığın olay yerinde bulunduğu, arama kurtarma ekibine bağlı su altı dalgıçlarının nehrin sularında arama çalışmalarına devam etmekte olduğu, olay yeri zemininin yer yer yabani otlarla kaplı, yer yer kuru toprak olduğu, güvenlik şeridiyle kapatılmış olan alanın sert toprak zemini üzerinde tekerlek izi olduğu öngörülen izlerin görüldüğü, nehir istikametinde olan bu izlerin nehir kıyısına 15,65 metre uzaklıkta yoğunlaştığı, güvenlik şeridinin hemen dışında kalan ve nehir kıyısına uzaklığı 14,80 metre uzaklıkta olan piknik ateşi yakmak amacıyla kazılmış küçük çukur içerisinde 3 tanesinin üzerinde “Efes Pilsen” ibareli etiket olan 1 tanesi yarıya kadar kırık 4 adet boş bira şişesi ve az miktarda kül olduğu, su altı dalgıçlarınca nehir sularında yapılan arama kurtarma çalışmaları neticesinde olayla bağlantılı olan aracın yerinin nehrin derinliklerinde tespit edildiği, araç içerisinden çıkarılan 17-18 yaşlarında, 175 cm boylarında, 70-75 kg ağırlığında olduğu öngörülen siyah saçlı, buğday tenli bir erkek şahsın nehrin kenarına çıkarılarak 112 Acil Servis personelince hayata döndürme çalışmalarının yapıldığı, bu çalışmaların olumlu sonuç vermeyip şahsın eks kabul edildiği, akabinde olay yerine gelen vinç ile nehir sularından çıkarılan … plaka sayılı Tofaş Şahin marka, beyaz renkli otomobil üzerinde yapılan incelemelerde, yer yer çamurla kaplanmış olan aracın 4 tekerleğinin de sağlam, sağ ve sol ön kapı camlarının açık ve sağlam, arka camlarının kapalı ve sağlam olduğu, aracın tavanının sağ ön kısmında ağırlıklı olmak üzere meydana gelen çökme sonucunda ön camının patlamış, arka camının sağlam olduğu, otonun kapılarını içeriden kilitlemeye yarayan düğmelerden arka iki kapıya ait olanların içeriden basılı, ön iki kapıya ait olanların normal olduğu, arka kapıların kilitli, ön kapıların açık olduğu ancak meydana gelen olaya bağlı olarak aracın 4 kapısının da açılamaz durumda olduğu, aracın ön tamponun büyük ölçüde hasarlı, ön panjurunun kırık, kaputunun kasılmış olduğu ifadelerine yer verildiği,
07.10.2012 tarihli tutanakta; motor ustası olarak çalışan … tarafından söz konusu araç üzerinde yapılan inceleme sonucunda, aracın gaz telinin takılı kalmadığı, aracın 1. viteste 15 metre mesafede 40 km hıza ulaşabileceği, motor kayışının, kayış arasına herhangi bir sert cismin sıkışmış olabileceğinden ters dönmüş olabileceği, aracın yüksek rolantide çalışmasından dolayı motor kayışının ters dönmeyeceği, aracın motor kısmında başkaca bir arızanın olmadığının belirtildiği,
06.10.2012 tarihinde saat 15.45’te düzenlenen tutanakta; sivil savunma ekibinde görevli su altı memuru … ile yapılan görüşmede; …’ın, “Aracın kıyıdan yaklaşık 10 metre içe doğru, yaklaşık 5 metre derinlikte olduğunu, aracın 4 tekerinin yukarıya doğru ve ters bir vaziyette bulunduğunu, suyun akış yönündeki camın açık olduğunu, cam açık olduğu için yaklaşık 1 dakika içinde aracın su ile dolacağını, …’ı aracın sağ ön yolcu koltuğundan çıkardığını, camları ve kapıları kapalı olan bir aracın içerisine yaklaşık 3-4 dakika içerisinde su dolacağını, su altındaki basınç nedeniyle kapı ve camların açık olmasının doğru bir davranış olacağını, aracın ters dönmesi ve emniyet kemerinin takılı olmaması nedeniyle araçtaki şahsın yer değiştirmiş olabileceğini” beyan ettiğinin bildirildiği,
Geyve Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 07.10.2012 tarihli yer gösterme tutanağında; 06.10.2012 tarihinde … plaka sayılı, sürücülüğünü …’in yaptığı ve içerisinde ölen … isimli kişinin bulunduğu aracın … Nehri’ne uçtuğu, …’in yüzerek kurtulduğu, …’ın ise öldüğünün öğrenilmesi üzerine başlatılan soruşturmada CMK’nın 85. maddesi uyarınca yapılan yer gösterme işlemi sırasında …’in müdafi eşliğinde “06.10.2012 tarihinde saat 12.00-13.00 arasında olay yerine söz konusu araç ile geldiklerini, aracı … Nehri kıyısına 8-10 metre mesafede park edip aşağıya indiklerini, … Nehri kıyısında 10-15 dakika kadar oturup ayva yediklerini, sigara içip müzik dinlediklerini, daha sonra araca bindiklerini, bir anda sinirlenip aracı biraz daha geri alıp 10-15 metre mesafeden aracı nehre doğru hızla sürdüğünü, aracın kaç km hıza ulaştığını bilmediğini, aracın kıyıya 2-3 metre uzaklıkta suya düştüğünü, suya düştükten sonra aracın ön camının patladığını, kendisinin açık olan sol ön camdan çıktığını, bu sırada arkadaşı …’a bakamadığını, çok iyi yüzme bilmediği için kendisini ancak çıkarttığını, çıktıktan sonra Yeşilvadi Tesisleri’ne gittiğini ve bir süre sonra jandarma ekibinin geldiğini, olay yerinde bulunan intihar notunu kendisinin yazdığını, bu nottan arkadaşının haberinin olmadığını, kendisinden 2-3 yaş büyük olan ve aşkına karşılık vermediği için sadece arkadaş olduğu … isimli bir kızı sevdiğini, ehliyeti olmadığından babasının da arabayı vermediğini, yaşadığı bu sıkıntılar nedeniyle intihar etme isteğinin uyandığını, …’un intihar etme isteğinden haberinin olmadığını, … ile aynı kızı sevme gibi bir durumun yaşanmadığını, …’un … isimli bir kız arkadaşının olduğunu, arabaya bindiğinde bir anlık sinirle gaza bastığında arkadaşı …’un ‘Yapma’ gibi bir şeyler söylediğini fakat anlamadığını, …’un ölebileceği aklına geldiğini fakat önemsemediğini, söz konusu eylemini babasını ve …’yi cezalandırmak amacı ile yaptığını” beyan ettiğinin belirtildiği,
Sanık … hakkında Geyve Devlet Hastanesince 06.10.2012 tarihinde saat 15.00’te düzenlenen genel adli muayene formunda; sanığın sol el bileğinde 2 cm uzunluğunda yüzeysel kesi ve 2 adet 0,5×0,5 cm ebadında abrazyon alanlarının mevcut olduğu, yaralanmasının basit bir tıbbi müdahale ile giderilebileceği ve hayati tehlikesinin olmadığının belirtildiği,
30.11.2012 tarihli otopsi raporunda; 179 cm boyunda, 67 kg ağırlığında, 18-20 yaşlarında, açık kahverengi gözlü, siyah saçlı erkek cesedinin, sağ dirsek üzerinde 3 x 2 cm’lik, sağ ön kol ekstensör yüzde l,5 x 0,3 cm’lik, l x 0,3cm’lik ve 3cm’lik lineer nedbe, sol ön kol fleksör yüzde 8 cm’lik lineer sıyrık, göğüs sol yanda sol meme başının 4 cm medialinde 3 cm’lik nedbe görüldüğü, sol gluteusta 0,2 x 0,2 cm’lik cam parçasının cilt içine girmiş olduğu, anal muayenede postmortem dilatasyon ve gaita bulaşıkları dışında özellik görülmediği, kanda etanol ve metanol bulunmadığı, kanda ve idrarda sistematikteki uyutucu-uyuşturucu maddelerden bulunmadığı, kişinin ölümünün suda boğulma sonucu meydana geldiği ifadelerine yer verildiği,
Adli Tıp Kurumu 6. Adli Tıp İhtisas Kurulunca düzenlenen 28.08.2013 tarihli raporda; sanığın ceza sorumluluğunu müessir ve işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılamasını veya davranışlarını yönlendirme yeteneğini etkileyecek mahiyet ve derecede herhangi bir zeka geriliği ya da çocukluk dönemi psikopatolojisi saptanmadığı, dava dosyasının tetkikinde de suçun işlenişi esnasında davranışlarını yönlendirme yeteneğini etkileyecek herhangi bir akli arıza içinde bulunduğunu gösteren psikopatolojik unsura rastlanmadığı, dolayısıyla …’in 06.10.2012 tarihinde sanığın bulunduğu suçun hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince geliştiğinin mütalaa olunduğu,
Sanık tarafından kaleme alınan yazıda; “Mutlumusunuz şimdi Ben zaten yaşarken ölmüştüm bi daha ölsem nolcokki hepinizi çok seviyorum Benim arkamdan Sakın ağlamayın üzülmeyin Ben Şimdi istediğim yerde günahkar olarak duracağım Bazen iyi Genellikle kötü günlerimiz oldu Ben zaten iyi olamadım hep kötüydüm Sadece Sevgi ilgi istiyrdum bana bunu çok gördünüz Hani arabayı vermiyordunuz yo artık Şimdi arabada bende yokum mutlumusunuz Bunu okuduğunuzda inş. Ben ölmüş olurum yoksa Sizin yüzünüze bakamam bi daha Beni affedin annemi de Sakın üzmeyin ben zamanla unutulurum zaten yaşamak, hayat, öğretti bana bunları Ben bu hayattan bunları öğrendim benim artık kimsem yok ELVEDA. …(…)yi çok sevdi … de …yı sevdi Sakın o kıza dokunmayın Ama Annesine deyinki …gitti kızını kimse sevme rahatsız etmez deyinki …a lan çocuğun Arkasından konuştunda noldu o çocuk seviyodu lan ne istedn çocuğumdan deyin Ben …yi çok sevdim Herkez kurtuldu …yok kötü anılarını bıraktım Size …ye deyinki …oğlum Seni çok sevdi sevmişti OKBY” ibarelerinin bulunduğu,
Araç ruhsat fotokopisinde; 1994 model Tofaş-Fiat Şahin marka, beyaz renkli aracın, sanığın babası … adına tescilli olduğu, plakasının … sayılı olduğuna dair ibarelerin bulunduğu,
Anlaşılmaktadır.
Katılan … aşamalarda; maktul …’ın annesi olduğunu, oğluyla sanık …’in çok samimi arkadaş olduklarını, yedikleri ve içtiklerinin ayrı gitmediğini, oğlu …’un 04.10.2012 tarihinde sabah işe gitmek için kendisini öperek evden çıktığını, daha sonra 2 gece eve gelmediğini, arkadaşlarıyla kaldığını düşündüğünü, 06.10.2012 tarihinde olayı öğrendiğini, oğlu … ile …arasında herhangi bir huzursuzluk olmadığını, aralarının gayet iyi olduğunu, karşı tarafın da akrabaları olduğunu, şikâyetçi olmadığını,
Katılan … aşamalarda; maktul …’ın babası olduğunu, oğluyla sanık …’in çok samimi arkadaş olduklarını, aynı iş yerinde çalıştıklarını, oğlunu en son 04.10.2012 tarihinde gördüğünü, kimseden şikâyetçi olmadığını,
Tanık … Kollukta; yaklaşık bir ay önce …-… yolu üzerinde bulunan Yeşil Vadi isimli lokantada bir hafta kadar çalıştıktan sonra açık lisede okuduğu için işinden ayrıldığını, … ve … ile de Yeşil Vadi isimli iş yerinde tanıştığını, …’in garsonluk yaptığını ve …’ın da araba yıkama işiyle uğraştığını, iş yerinde çalıştığı sırada ….’in, kendisine “Seni seviyorum. Benimle çıkar mısın?” dediğini, kendisinin de … isimli bir şahıs ile ciddi anlamda konuştuğunu ve …’yi sevdiğini söyleyerek teklifini reddettiğini, fakat …ile arkadaş olarak konuştuklarını, …’nın her sabah kendisine “günaydın” mesajları çektiğini, ara sıra da mesajla hâl hatır sorduğunu, …’le aralarında duygusal bağ olmadığını,
Tanık … Kollukta; Yeşil Vadi isimli lokantada bulaşıkçı olarak çalıştığını, ….’ün annesi olduğunu, … ve …’ın da aynı iş yerinde çalıştıklarını, 05.10.2012 tarihinde iş yerinde çalışırken …’ın saat 15.00-16.00’ya kadar moralinin çok iyi olmasına rağmen bu saatten sonra moralinin çok bozuk olduğunu fark ettiğini, saat 19.00 gibi de …’ın, …’i yanına çağırdığını ve kendi aralarında gizlice konuştuklarını, daha sonra arabaya binerek “Eve gidiyoruz” deyip iş yerinden ayrıldıklarını, aralarında ne konuştuklarını bilmediğini, kızına karşı da herhangi bir duygusal bağlarının olmadığını,
Tanık … aşamalarda; 06.10.2012 tarihinde saat 12.40 sıralarında beyaz bir otomobille iki genç erkeğin geldiğini, arabayı önü … Nehri’ne bakar şekilde açık alana park ettiklerini, hangisinin şoför olduğunu hatırlamadığını, arabadan inerek yanına geldiklerini, telaşlı bir hâllerinin olmadığını, nereli olduklarını sorduğunu, birisinin “Alifuatpaşa Belediyesinden emekli …’ın oğluyum” dediğini, diğer gencin ise hiç konuşmadığını, başka bir şey sormadığını, yan taraftaki bahçeye gidip ayva kopardıklarını, … Nehri kenarındaki ağacın dibine oturup ayva yediklerini, 10 dakika kadar oturduktan sonra kalkıp arabanın yanına gittiklerini, hangisinin şoför mahalline bindiğini görmediğini, yüksek sesle konuşmadıklarını, aracı geri geri yukarı çıkarıp çok hızlı bir şekilde … Nehri’ne doğru sürdüklerini, aracın hızla nehre uçtuğunu, hemen yattığı yerden kalkarak nehre doğru gittiğini, aracın suya battığını gördüğünü, bu sırada aracın şoför kısmından …’ın oğlu olduğunu belirten şahsın yüzerek kenara geldiğini, bu kişiye yardım edip sudan dışarı çektiğini, sudan çıkınca şahsa “Ne oldu, intihar etmek için mi geldiniz?” diye sorduğunu, şahsın “Gaz teli takıldı. Polise gideceğim” diyerek yürüyüp gittiğini, kendisine “Dur, gitme, bekle” dese de dinlemeyip oradan uzaklaştığını, hemen yola çıktığını, Dereköyü yönünden gelen ilk aracı durdurup durumu anlatarak polisi ve ilgili yerlerin aranmasını sağladığını,
Kimlik tanığı … ölü muayenesi sırasında verdiği beyanında; kendisine gösterilen kişinin mahalleden tanıdığı çiftçi …’ın oğlu … olduğunu, kendisinin herhangi bir psikolojik rahatsızlığının olmadığını, kimseyle bir husumetinin bulunduğunu duymadığını, ailevi problemlerinin bulunmadığını, öldüğü anda bulunduğu aracı kullanan …’i de tanıdığını, onun da mahallenin çocuğu olduğunu, ikisinin çok iyi arkadaş olduklarını ve devamlı birlikte zaman geçirdiklerini, aralarında herhangi bir anlaşmazlık bulunduğuna dair bilgisinin olmadığını, ikisinin de herhangi bir gönül ilişkisi olup olmadığını bilmediğini, her ikisinin birlikte veya ayrı ayrı intihar etme kararı alıp bu kararı hayata geçirmeye çalışmaları ihtimalinin uzak bir düşünce olduğunu,
İfade etmişlerdir.
Sanık Savcılıkta ve tutuklanması talebiyle sevk edildiği Sulh Ceza Mahkemesinde benzer şekilde; Yeşil Vadi Lokantası’nda yıkamacı olduğunu, …’ın da aynı yerde garson olarak çalıştığını, 05.10.2012 tarihinde işiyle ilgili olarak babasıyla beraber Pamukova ilçesine gittiklerini, yıkama işleri için hortum yaptırdığını, daha sonra babası ekmek almak için fırına gittiği sırada arabayı izinsiz alarak kaçırdığını, o akşam eve gitmediğini, İznik ve Osmaneli’ye arkadaşı …’la beraber gittiklerini, gece Osmaneli’de bulunan Petrol Ofisi Tesisleri’nde kaldıklarını, yanlarında başka kimsenin olmadığını, 06.10.2012 tarihinde geri döndüklerini, öğlen saat 12.00-13.00 civarında arkadaşı … ile beraber olayın olduğu yere gittiklerini, arabadan dışarı çıkıp sigara içerek müzik dinlediklerini, ağaçlardaki ayvalardan yediklerini, sonra hemen arabaya bindiklerini, arabanın şoför mahalline kendisinin, sağına da …’un geçtiğini, birden kafasına esmesi üzerine arabayı 5-6 metre geriye aldıktan sonra hızla nehre doğru hareket ettiğini, bu arada arkadaşı …’un kendisine durması için sözle müdahale ettiğini ancak onu dinlemeyerek arabayla … Nehri’ne uçtuklarını, aracın ön tarafının suya çarptığını, çarpmanın etkisiyle ön camın patladığını ve aracın dümdüz şekilde suya doğru battığını, sol taraftan açık olan camdan çıktığını, iyi yüzme bilmediği için çırpına çırpına kıyıya doğru geldiğini, aracın içine birden su dolduğu için arkadaşının ne yaptığını göremediğini, sonra Yeşil Vadi Tesisleri’ne gittiğini, oradaki bulaşıkçının babasını aradığını, 5-6 dakika sonra babasının geldiğini, ardından da polislerin geldiğini, …’la çocukluktan beri çok samimi arkadaş olduklarını, aralarında herhangi bir husumet olmadığını, hatta uzaktan akraba olduklarını, intihar mektubunun kendisine ait olduğunu, intihar mektubunu 2-3 gün önce canı çok sıkıldığı için yazdığını, mektubu sürekli cebinde taşıdığını, mektupta adı geçen …’yle arkadaşlığının olduğunu, kendisiyle telefonla konuştuklarını ama sevgili olmadıklarını, kendisine arkadaşlık teklif ettiğini ancak …’nin bunu kabul etmediğini, mektupta adı geçen … isimli şahsın bu olayla ve intihar mektubuyla herhangi bir alakasının olmadığını, … sırf arkasından konuştu diye mektupta onun ismini yazdığını, arkadaşı …’un mektuptan haberinin olmadığını, mektubu yazdığından beri hep intiharı düşündüğünü, bir anlık öfke ve düşünceyle intihar etmek için arabayı … Nehri’ne doğru hızla sürdüğünü, arkadaşının öleceğinin aklına gelmediğini, “Ne olursa olsun” diye düşündüğünü, … ile aynı kızı sevmediklerini, …’un … isminde bir kız arkadaşı olduğunu, bu iki gün zarfında da herhangi bir problemlerinin olmadığını, …’un çocukluktan beri en samimi arkadaşı olduğunu, arkadaşının ölümüne neden olduğu için çok pişman olduğunu,
Mahkemede önceki ifadelerinden farklı ve ek olarak; olay tarihinden bir gün önce …’la İznik’e gittiklerini, gidiş amaçlarının birlikte göle girerek intihar etmek olduğunu, İznik’te bulundukları sırada polislere rastladıkları için kaçarak geri dönmeye karar verdiklerini ve geceyi bir petrol istasyonunda geçirdiklerini, sabah tekrar yola çıktıklarını, …’un önce ‘Helalleşelim’ diyerek annesinin evine gittiğini, kendisinin ise kimseyle helalleşmediğini, sadece mektup yazdığını, Demir Köprü mevkisinde bulundukları sırada alkol almadıklarını, bir gün önce alkol almış olduklarını, arabayı nehre doğru sürmeye başladığını, tam nehre girdikleri sırada …’tan birden “Dur” gibi bir ses geldiğini, nasıl olduğunu anlamadığı bir şekilde suyun üzerine çıktığını, …’un sudan çıkmak için uğraşmadığını, korktuğu için gaz telinin takıldığını söylediğini, çalıştığı yerde ızgaracılık yapan … isimli kişinin, sevdiği kız olan …’nin annesine kendisiyle ilgili doğru olmayan kötü şeyler söylediği için intihar etmek istediğini, …’nin annesinin de …’ye “Ondan ayrıl” diye bir şeyler söylemiş olduğunu, bu nedenle …’yle aralarının bozulduğunu, artık dayanamayınca intihar etmeye karar verdiğini, çalıştıkları lokantada engelliler için stant açan, diş macunu, sprey gibi malzeme satan … isimli bir kız olduğunu, …’un da …’ye aşık olduğunu, bu kişiyi …’un işe aldığını ve …’la aralarında duygusal birliktelik başladığını, …’un da buna dayanamayarak intihar etmek istediğini, …’un …’yle sadece konuştuğunu, kendisine yönelik duygusal anlamda herhangi bir şey söyleyemediğini, bunun için intihar ettiğini, önceki ifadelerinde korktuğu için …’un intihar etmek istediğini söyleyemediğini, kendisinin de sudan çıkmak istemediğini ancak kendisini bir anda suyun üstünde bulduğunu,
Savunmuştur.
Uyuşmazlık konularının ayrı ayrı değerlendirilmesinde fayda bulunmaktadır.
1- Sanık hakkında eksik araştırmayla hüküm kurulup kurulmadığı;
Ceza muhakemesinin amacı, her somut olayda kanuna ve usulüne uygun olarak toplanan delilerle maddi gerçeğe ulaşıp adaleti sağlamak, suç işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasının önüne geçebilmek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmektir. Gerek 1412 sayılı CMUK, gerekse 5271 sayılı CMK; adil, etkin ve hukuka uygun bir yargılama yapılması suretiyle maddi gerçeğe ulaşmayı amaç edinmiştir. Bu nedenle ulaşılma imkânı bulunan bütün delillerin ele alınıp değerlendirilmesi gerekmektedir. Diğer bir deyişle adaletin tam olarak gerçekleşebilmesi için, maddi gerçeğe ulaşma amacına hizmet edebilecek tüm kanuni delillerin toplanması ve tartışılması zorunludur.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Sanık … savunması ile tanık beyanlarına göre olayın nerede ve ne şekilde gerçekleştiğinin anlaşılması, olay yeri tespit tutanağı, olay yeri inceleme raporu ve yer gösterme tutanaklarından olayın meydana geldiği nehrin özellikeri, derinliği, akış yönü, aracın özellikleri ve sudan çıkarıldığı yer, aracın nehre olan mesafesi ile …’ın araçtan ne şekilde çıkarıldığının ayrıntılı bir şekilde belirtilmesi, yer gösterme işlemi sırasında çekilen kamera kaydına ilişkin CD’deki görüntülerden de olayın meydana geldiği yerin görülebilmesi karşısında; olay yerinde keşif yapılmasının sonuca etkili olmayacağı ve gelinen bu aşamada yargılamaya bir katkı sağlamayacağı anlaşıldığından sanık hakkında eksik araştırmayla hüküm kurulmadığı kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine karar verilmelidir.
2- Sanığın eyleminin kasten öldürme suçunu mu yoksa intihara yönlendirme suçunu mu oluşturduğu;
TCK’nın “Kasten Öldürme” başlığı altında düzenlenen 81. maddesi; “Bir insanı kasten öldüren kişi, müebbet hapis cezası ile cezalandırılır” hükmünü içermektedir.
5237 sayılı TCK’nın, yürürlüğe girdiği 01.06.2005 tarihinde “intihar” başlığı altında düzenlenip 08.07.2005 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5377 sayılı Kanun’un 10. maddesiyle madde başlığı “İntihara yönlendirme” şeklinde değiştirilen 84. maddesi ise;
“(1) Başkasını intihara azmettiren, teşvik eden, başkasının intihar kararını kuvvetlendiren ya da başkasının intiharına herhangi bir şekilde yardım eden kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) İntiharın gerçekleşmesi durumunda, kişi dört yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Başkalarını intihara alenen teşvik eden kişi, üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(4) İşlediği fiilin anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan veya ortadan kaldırılan kişileri intihara sevk edenlerle cebir veya tehdit kullanmak suretiyle kişileri intihara mecbur edenler, kasten öldürme suçundan sorumlu tutulurlar.” şeklinde düzenlenmiştir.
TCK’nın 84. maddesinin gerekçesi ise “Maddenin birinci fıkrasında bir başkasını intihara azmettirme, teşvik etme, başkasının intihar kararını kuvvetlendirme ya da başkasının intiharına herhangi bir şekilde yardım etme fiilleri, seçimlik hareketli bir suç olarak tanımlanmaktadır.
Canlı türü olarak insan, hayatını sürdürme konusunda bir içgüdüye sahiptir. Ancak, algılama yeteneğinin olmaması nedeniyle veya yakalandığı hastalıktan kaynaklanan acı ve ızdırabın etkisiyle kişide hayatını sona erdirmeye yönelik bir eğilim ortaya çıkabilir ve bunu bir irade açıklamasıyla ortaya koyabilir. Belirtmek gerekir ki, kişinin bu şartlar altında hayatını sona erdirme yönündeki iradesinin hukukî geçerliliği söz konusu değildir. Başka bir deyişle, belirtilen durumlarda hukuken muteber bir iradeden söz etmek mümkün değildir.
Ahlaken tasvip edilmeyen bir tasarruf olan intihar veya intihara teşebbüs olgusu, bizatihi cezalandırılabilir bir davranış niteliği taşımamaktadır. Buna karşılık, bir başkasını intihara azmettiren, teşvik eden, başkasının intihar kararını kuvvetlendiren ya da başkasının intiharına herhangi bir şekilde yardım eden kişinin bu fiilleri cezalandırılabilir niteliktedir.
…
Maddenin ikinci fıkrasında, intihara teşvik veya yardım suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâli düzenlenmiştir. İntihara teşvik veya yardımın cezalandırılabilmesi için, kişinin intihar etmesi şart değildir. Teşvik veya yardım sonucunda intiharın gerçekleşmesi durumunda, söz konusu fıkraya göre cezanın artırılması gerekmektedir…” biçiminde ifadelere yer verilmiştir.
Türk Dil Kurumunun Güncel Türkçe Sözlüğü’ne göre, “Bir kimsenin toplumsal ve ruhsal nedenlerin etkisi ile kendi hayatına son vermesi” anlamına gelen ve madde gerekçesinde de belirtildiği üzere ahlaken tasvip edilmeyen bir tasarruf olan intihar veya intihara teşebbüs olgusu, bizatihi cezalandırılabilir bir davranış niteliği taşımamaktadır.
İntiharın bizatihi suç olarak kabul edilmemesi nedeniyle bir başkasını intihara sevk eden veya yardımda bulunan kişileri iştirak hükümlerine göre cezalandırmak da mümkün bulunmamaktadır. TCK’nın 40. maddesinde düzenlenen “bağlılık kuralı” gereğince suça iştirak için fail tarafından işlenen fiilin, tipik ve hukuka aykırı olması gerekir. Hâlbuki intihar veya intihara teşebbüs, ceza kanunlarında suç olarak tanımlanan bir fiil değildir. Böyle olunca iştirak kuralarını uygulamak suretiyle bir başkasının intiharına şerik (azmettiren ve yardım eden) olarak katılanları cezalandırmak mümkün değildir. Bu nedenle yasa koyucular, kişinin yaşama hakkını daha etkin bir şekilde korumak ve dolayısıyla kişinin kendi eliyle yaşamını sona erdirmesine bir başkasının müdahalesini önlemek için intihara yönlendirme fiilini bağımsız bir suç olarak düzenlemişlerdir. TCK’nın 84. maddesinde de intihara yönlendirme bağımsız bir suç olarak düzenlenmiştir. İntihara yönlendirme suçunu oluşturan davranışlar, TCK’nın “faillik” ve “şeriklik” olarak ikiye ayırdığı iştirak şekillerinden sadece “şeriklik” statüsünü oluşturan “azmettirme” ve “yardım etme” fiillerini kapsamaktadır. Bu itibarla bir başkasının intihar fiili veya intihar edenin iradesi üzerinde hâkimiyet kuran kişilerin, artık intihara yönlendirme suçundan değil, kasten öldürme suçunun doğrudan veya dolaylı faili olarak cezalandırılmaları gerekmektedir. Başka bir deyişle, intihar fiiline faillik türlerinden birisiyle iştirak edilmesi hâlinde, fiil artık intihara yönlendirme suçunu değil, kasten öldürme suçunu oluşturacaktır. Örneğin; evinin tavanına astığı iple intihar etmek isteyen kişi, arkadaşından altındaki sandalyeye tekme atmasını rica etse ve arkadaşı da intihar edenin o isteğini yerine getirse, bu durumda kasten öldürme suçundan söz edilmelidir. Çünkü, bu olayda intihar etmek isteyen kişi, kendi hareketiyle kendisini öldürmemekte, bir başkasının hareketiyle öldürülmüş olmaktadır.
İntihara yönlendirme suçu, “başkasını intihara azmettirme, teşvik etme, başkasının intihar kararını kuvvetlendirme ve başkasının intiharına herhangi bir şekilde yardım etme” şeklindeki hareketlerden oluşan seçimlik hareketli bir suçtur. Bu hareketlerden yalnızca birisinin yapılması suçun oluşması için yeterlidir. Suçu oluşturan seçimlik hareketlerden azmettirmek, teşvik etmek ve kararı kuvvetlendirmek, mağduru intihara yönlendirici manevi nitelikteki hareketlerdir. Nitekim bu hareketler TCK’nın 38. maddesinin 1. fıkrasında ve 39. maddesinin 2. fıkrasında suça iştirakin manevi şekilleri olarak düzenlenmiştir. Diğer seçimlik hareket olan “herhangi bir şekilde yardım etmek” ise daha çok maddi nitelikteki yardımları kapsamaktadır.
İntihar fiilini gerçekleştiren kişi bizatihi mağdurun kendisi olmalıdır. Failin intihara katkısı, maddede seçimlik olarak sayılan hareketlerle sınırlı olmalı, mağdurun kendi yaşamına son vermesi, kendi iradesiyle aldığı karara istinaden bizzat kendisi tarafından gerçekleştirilmelidir. Şayet fail, azmettirme, teşvik etme, kararı kuvvetlendirme veya yardım etme şeklindeki hareketlerin yanında veya tek başına ölümü meydana getiren icra hareketini kendisi gerçekleştirmişse, intihara yönlendirme suçunu değil, kasten öldürme suçunu işlemiş olur.
Suç teşkil eden seçimlik hareketlerden “intihara azmettirme”, aklında hiç intihar düşüncesi olmayan kimsede intihar düşüncesi uyandırmak, intihar etmesi yönünde karar verdirmek ve böylece intiharın ilk ve etkili sebebi olmak anlamına gelmektedir. “İntihara teşvik” ise, intihar etmeyi düşünen ve fakat henüz bu konuda kararını tam olarak vermemiş olan kişiyi intihar kararı verdirmeye yöneltmektir. Teşvikte, mevcut olan ancak ortaya çıkmamış bulunan intihar düşüncesi uyandırılmakta ve kişi intihara özendirilmektedir. Azmettirmede intihar kararını müntehirin iradesi üzerinde yoğun etkide bulunan azmettiren verdiği hâlde, teşvikte intihar kararını müntehir daha serbest vermektedir. “İntihar kararını kuvvetlendirme”, intihar kararını vermiş olan kişinin bu kararını güçlendirmek, almış olduğu intihar kararını icra safhasına koyması için motive etmektir. İntihara yönlendirme suçunun diğer bir seçimlik hareketi olan “intihara herhangi bir şekilde yardım etme” ise, intihara karar vermiş olan bir kimsenin intiharını fiilen ve etkili bir şekilde kolaylaştırmaya yönelik her türlü hareket olarak sayılmaktadır. Bu yardım intihardan önce olabileceği gibi intihar sırasında da yapılabilir. Yine bu yardım, maddi olabileceği gibi manevi de olabilir. Örneğin; bir kimseye intihar etmesi için silah, zehir, ip verme veya yüksekten atlayacağı yere götürme gibi hareketler maddi anlamda intihara yardım etme olarak sayılabilir. Müntehire, intiharı ne şekilde gerçekleştireceği konusunda yol gösterme, intihar sonrasında geride kalan çocuklarına bakacağını söyleme gibi hareketler manevi nitelikte yardımı teşkil etmektedir.
Başkasının intiharına yardım eden failin hareketleri bunlarla sınırlı kalmalı, intihar fiili müntehir tarafından gerçekleştirilmelidir. Şayet yardım eden kimse, kendini asanın ayağından çekmek, ipi boğazında sıkmak gibi kişinin ölümü sonucunu doğuran icrai hareketi de bizzat kendisi yapmışsa, bu takdirde intihara yönlendirme suçu değil, kasten öldürme suçu söz konusu olacaktır (… Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 7. Baskı, Seçkin Yayınevi, …, 2020, s. 155-165.).
Uyuşmazlık konusunun sağlıklı bir şekilde çözümlenebilmesi için “ikili ölüm” veya “karşılıklı (çifte) intihar” adı verilen iki kişinin birlikte intihar etmesi üzerinde ayrıca durulması gerekmektedir.
İki kişinin karşılıklı anlaşma çerçevesinde kendilerini öldürmeye karar vermeleri hâlinde, bu kişilerden birinin ölmesi, diğerinin hayatta kalması hâlinde, örneğin el ele tutuşup köprüden atlayan sevgililerden birinin kurtulması ya da karşılıklı zehir alındıktan sonra birinin ölüp diğerinin kurtulması durumunda cezai sorumluluğun nasıl belirleneceği tartışmalara neden olmuş, doktrinde de farklı görüşler ileri sürülmüştür.
Tezcan/Erdem/Önok’a göre; karşılıklı anlaşma ile birden fazla kişinin birlikte intihar kararı alması hâlinde sağ kalan kişinin cezai sorumluluğu bulunmamaktadır (Tezcan/Erdem/Önok, Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku, 15. bası., Seçkin Yayınevi, …, Ekim 2017, sayfa 201.).
Erem’e göre; karşılıklı intihar olaylarında çözümü güç sorunlarla karşılaşılmaktadır. Birlikte intihar kararı verenlerden biri zehri temin eder, ikisi de içer, biri ölür, zehri tedarik eden de kurtulursa diğerinin intiharına yardımdan cezalandırılacak mıdır? Vasıta tedariki fer-i maddi iştirak olduğuna göre öldürmeye iştirakten (765 sayılı TCK’nın 65. maddesi) ceza verilebilecek midir? Rızalı öldürme hâli kanunda ayrıca düzenlenmedikçe yasal çözüm bulmak olanaksızdır (… Erem, Türk Ceza Kanunu Şerhi Özel Hükümler, Cilt 3, Seçkin Yayınevi, …, 1993, s.2069-2070.).
Koca’ya göre; sağ kalan kişiyi 765 sayılı TCK’nın 454. maddesi (intihara ikna ve yardım suçu) kapsamında sorumlu tutmak için, sağ kalanın intihar fikrini doğurması ve bunu diğer kişiye kabul ettirmesi ile bu kişinin intiharına yardım etmesi gerekmektedir. Bu durum sağ kalanın diğerinin intiharında maddi ve manevi olarak ilk etken olması hâli olarak belirtilmektedir. Karşılıklı intihar edecek olanların birbirlerinin intiharında icra hareketleri aynı ölçüde ise cezai sorumlulukları bulunmamaktadır (… Koca, “TCK’da İntihara İkna ve Yardım Suçu (m. 454)”, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku Anabilim Dalı, …, 1993, s. 37-38.).
Bir başka görüşe göre ise intihar fikrini ilk defa kimin ortaya attığının tespiti önemlidir. Eğer karşılıklı intihar fikrini kurtulan kişi ortaya atmışsa, azmettirme şeklinde gerçekleşen intihara yönlendirme suçundan sorumlu olacaktır. İntihar eden kişi ilk defa intihar fikrini ortaya atmışsa, hayatta kalanın herhangi bir cezai sorumluluğu bulunmamalıdır. (Mustafa Özen, “İntihara Yönlendirme Suçu”, Ceza Hukuku Dergisi, …, Seçkin Yayıncılık, Yıl: 6, Sayı: 16, Ağustos 2011, s. 32-67.).
Benzer düşüncedeki başka bir görüşe göre; şayet karşılıklı olarak bir intihara azmettirme ya da maddi-manevi nitelikte yardım ile intihara yönlendirme söz konusuysa hayatta kalan kişinin TCK’nın 84. maddesinden sorumlu olması gerekmektedir. Çünkü TCK’nın 84. maddesinde tanımlanan seçimlik hareketlerin belirli ağırlıkta olup somut ve yakın bir tehlike doğurmaya elverişli şekilde sergilenmesi ile suç tamamlanacaktır. Ayrıca kişinin (mağdurun) rızası, suçun tipiklik unsuru içinde yer alır. O hâlde, karşılıklı rıza ile gerçekleşen ve TCK’nın 84/1. maddesi kapsamında görülen eylemin faili, intihara yönlendirme suçundan sorumludur (M. Emre Tulay, “Türk Ceza Hukukunda İntihara Yönlendirme Suçu”, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, Cilt 26, Sayı 2, Aralık 2020, sayfa 822.).
Aynı doğrultudaki başka bir görüşe göre de; bu durumda hayatta kalanın birlikte intihar etme konusunda, öleni azmettirme, teşvik etme, intihar kararını kuvvetlendirme ya da yardım etme hareketlerinden birini yapıp yapmadığına bakmak gerekir. Hayatta kalan bu hareketleri gerçekleştirdiyse sorumlu tutulacaktır. Ancak, ölen kişi hayatta kalan kişiyi intihara yönlendirmiş ise, bir diğer ifadeyle hayatta kalan yönetenin adeta “idaresi altında” ise, hayatta kalanın sorumluluğu söz konusu olmayacaktır (Yaprak Öntan, “İntihara Yönlendirme Suçları”, Prof. Dr. Nevzat Toroslu’ya Armağan, Cilt II, … Üniversitesi Yayınları No: 459, 2015, s. 845-898, http://kitaplar…..edu.tr/dosyalar/pdf/873.pdf).
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
15 yaşını doldurmuş olup 16 yaşından küçük olan suça sürüklenen çocuk … ile 18 yaşını yeni doldurmuş olan maktul …’ın, uzaktan akraba ve 3-4 yıldır samimi arkadaş oldukları, suça sürüklenen çocuk ile maktulün aynı lokantada garson ve araba yıkayıcı olarak çalıştıkları, suça sürüklenen çocuk …’nın aynı lokantada çalışan tanık …’ü sevdiği, maktul …’un ise aynı yerde çalışan … isimli bir kızdan hoşlandığı, yine aynı iş yerinde bulunan … isimli kişinin, tanık …’nin annesi olan tanık …’e sanıkla ilgili olumsuz şeyler söylemesi üzerine …’yle suça sürüklenen çocuk …’nın aralarının bozulduğu, … isimli kişiyle kendisini işe alan … arasında duygusal yakınlık başlaması üzerine maktul …’un da moralinin bozulduğu, bu olaylar nedeniyle intihar etmeye karar vererek 3-4 gün önce intihar mektubu kaleme alan suça sürüklenen çocuk …’nın, bu fikrinden maktul …’a da bahsetmesi üzerine suça sürüklenen çocuk ile maktulün birlikte intihar etme kararı aldıkları, bu amaçla suça sürüklenen çocuk …’nın 05.10.2012 tarihinde babasına ait Tofaş Şahin marka aracı izinsiz olarak aldığı ve maktul … ile birlikte önce İznik’e gittikleri, burada araçla göle girerek intihar etmek istedikleri ancak polisleri görmeleri üzerine bundan vazgeçtikleri, geceyi bir petrol istasyonuna ait tesiste geçiren suça sürüklenen çocuk ile maktulün 06.10.2012 tarihinde Geyve’ye geri döndükleri, saat 13.00 sıralarında araçla Demir Köprü mevkisine giden suça sürüklenen çocuk ile maktulün … Nehri kenarında durdukları, burada kısa bir süreliğine araçtan inen suça sürüklenen çocuk ile maktulün, sigara içip ağaçlardan ayva toplayıp yedikleri ve çobanlık yapan tanık … ile sohbet ettikten sonra tekrar araca bindikleri, şoför tarafına suça sürüklenen çocuk …’nın geçtiği, ön yolcu koltuğuna da maktul …’un oturduğu, emniyet kemerlerinin takılı olmadığı, aracın ön sağ ve sol camlarının açık olduğu, suça sürüklenen çocuk …’nın aracı yaklaşık 5 metre geri aldıktan sonra hızlı bir şekilde … Nehri’ne doğru sürdüğü, maktul …’un son anda suça sürüklenen çocuk …’ya “Dur” dediği ancak aracın nehre uçtuğu ve suya çarpmasıyla birlikte aracın ön camının patladığı, suça sürüklenen çocuk …’nın son anda, bir şekilde su yüzeyine çıktığı ve çırpınarak nehir kenarına geldiği, aracın nehre uçtuğunu gören tanık …’ın hemen olay yerine koşarak suça sürüklenen çocuk …’nın kıyıya çıkmasına yardımcı olduğu, araçla birlikte … Nehri’nde yaklaşık 5 metre derinliğe gömülen maktul …’un ise otopsi raporuna göre suda boğulma sonucu hayatını kaybettiği olayda;
İntihar etme kararı alan suça sürüklenen çocuk …’nın, bu kararından maktul …’a da bahsetmesi üzerine, suça sürüklenen çocuk ve maktulün birlikte intihar etme konusunda anlaşıp bu konuda birbilerini teşvik ettikleri anlaşılmış ise de, intihara yönlendirme suçunun oluşabilmesi için, intihara azmettiren veya teşvik eden failin eylemleri, yalnızca bu hareketlerle sınırlı kalmalı, müntehir kendi yaşamına bizatihi kendi hareketiyle son vermelidir. Başka bir deyişle intihar, müntehir tarafından bizzat gerçekleştirilmelidir. Suça sürüklenen çocuk …’nın maktulle birlikte almış olduğu intihar kararı doğrultusunda sevk ve idaresindeki aracı … Nehri’ne doğru sürerek, maktulü intihara azmettirme ve teşvik etme hareketlerinin yanında, son anda intihar fikrinden vazgeçmesine rağmen aracı nehre doğru sürmeye devam etmek suretiyle tek başına ölümü meydana getiren icra hareketini de gerçekleştirmesi, maktulün yaşamına son verme konusundaki rızasının, üzerinde mutlak surette tasarruf edebileceği bir hakka yönelik olmaması nedeniyle hukuken geçerli sayılmaması karşısında; suça sürüklenen çocuğun eyleminin kasten öldürme suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine karar verilmelidir.
3- Sanık hakkında olası kasıt hükmünün uygulanma koşullarının oluşup oluşmadığı;
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Kast” başlıklı 21. maddesi;
“1) Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir.
2) Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halinde olası kasıt vardır” şeklinde düzenlenerek birinci fıkranın ikinci cümlesinde doğrudan kasıt tanımlanmış, ikinci fıkrasında; öğreti ve uygulamada “dolaylı kast, belirli olmayan kast, gayrimuayyen kast, olursa olsun kastı” olarak da adlandırılan “olası kast” tanımına yer verilmiştir.
Buna göre, doğrudan kasıt; öngörülen ve suç teşkil eden fiili gerçekleştirmeye yönelik irade olup kanunda suç olarak tanımlanmış eylemin bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi ile oluşur. Fail, hareketinin kanuni tipi gerçekleştireceğini bilmesi ve istemesi hâlinde doğrudan kasıtla hareket etmiş olacak, buna karşın işlediği fiilin muhtemel bazı neticeleri meydana getirebileceğini öngörmesine ve bu neticelerin gerçekleşmesini mümkün ve muhtemel olarak tasavvur etmesine rağmen muhtemel neticeyi kabullenerek fiili işlemesi hâlinde olası kasıt söz konusu olacaktır.
Olası kasıt ile doğrudan kasıt arasındaki farkı ortaya koyan en belirgin unsur, doğrudan kasttaki bilme unsurudur. Fail, hareketinin kanuni tipi gerçekleştireceğini biliyorsa doğrudan kastla hareket ettiğinin kabulü gerekmektedir. Yine failin hareketiyle hedeflediği doğrudan neticelerle birlikte, hareketin zorunlu veya kaçınılmaz olarak ortaya çıkan sonuçları da, açıkça istenmese dahi doğrudan kastın kapsamı içinde değerlendirilmelidir. Belli bir sonucun gerçekleşmesine yönelik hareketin, günlük hayat tecrübelerine göre diğer bir kısım neticeleri de doğurması muhakkak ise, failin bu sonuçlar açısından da doğrudan kasıtla hareket ettiği kabul edilmelidir.
Olası kastı doğrudan kasıttan ayıran diğer ölçüt; suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşmesinin muhakkak olmayıp, muhtemel olmasıdır. Fail, böyle bir durumda muhakkak değil ama, büyük bir ihtimalle gerçekleşecek olan neticenin meydana gelmesini kabullenmekte ve “olursa olsun” düşüncesi ile göze almakta; neticenin gerçekleşmemesi için herhangi bir çaba göstermemektedir. Olası kasıtta fiilin kanunda tanımlanan bir sonucun gerçekleşmesine neden olacağı muhtemel görülmesine karşın, bu neticenin meydana gelmesi fail tarafından kabul edilmektedir.
Kasıt ve olası kasıt arasındaki ilişkiyi kısaca özetlemek gerekirse; gerçekleşmesi muhakkak görünen neticenin failce bilinmesi ve istenmesi hâlinde doğrudan kast, öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesine kayıtsız kalınması durumunda olası kast söz konusu olacaktır.
Suçun kanuni tanımındaki unsurlarının bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi olan ve failin iç dünyasını ilgilendiren kast, dış dünyaya yansıyan davranışlara bakılarak, daha açık bir ifadeyle, failin olay öncesi, olay sırası ve olay sonrası davranışları ölçü alınarak belirlenmelidir.
İlkeleri, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun istikrar bulunan ve süregelen kararlarında açıklandığı üzere, bir eylemin kasten öldürmeye teşebbüs mü, yoksa kasten yaralama mı sayılacağının belirlenmesinde; fail ile mağdur arasında husumet bulunup bulunmadığı, varsa husumetin nedeni ve derecesi, failin suçta kullandığı saldırı aletinin niteliği, darbe sayısı ve şiddeti, mağdurun vücudunda meydana getirilen yaraların yerleri, nitelik ve nicelikleri, hedef seçme imkânı olup olmadığı, failin fiiline kendiliğinden mi, yoksa engel bir nedenden dolayı mı son verdiği gibi ölçütler esas alınmalıdır.
Kastın belirlenmesi açısından her bir olayda kullanılması gereken ölçütler farklılık gösterebileceğinden, tüm bu olguların olaysal olarak ele alınması gerekmektedir.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
İkinci uyuşmazlık konusunda anlatıldığı şekilde gelişen olayda; sanık …’nın, kendisiyle birlikte yaşamına son vermek isteyen maktul …’u da öldürmek amacıyla, sevk ve idaresindeki aracı … Nehri’ne doğru hızlı bir şekilde bilerek ve isteyerek sürmesi, başka bir deyişle sanık …’nın öldürme kastıyla hareket ettiğinin anlaşılması, her ne kadar camları açık olsa da deniz, göl veya nehir gibi yoğun sulara gömülen aracın içinde bulunan kişi veya kişilerin boğularak ölmelerinin günlük hayat tecrübelerine göre mutlak oluşu ve mutlak olan bu neticenin de gerçekleşmiş olması karşısında, sanığın doğrudan kasıtla hareket ettiği, olası kasıt hükmünün uygulanma koşullarının oluşmadığı kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanık hakkında olası kasıt hükmünün uygulanma koşullarının oluştuğu düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.
SONUÇ :
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının üç uyuşmazlık yönünden de REDDİNE,
2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 29.06.2021 tarihinde yapılan müzakerede birinci ve ikinci uyuşmazlıklar yönünden oy birliğiyle, üçüncü uyuşmazlık bakımından oy çokluğuyla karar verildi.
2- İntihar Eden Kişiye Silah Vermek Her Hâlükârda İntihara Yönlendirme Suçunu Oluşturur mu?
- Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2020/374 E. – 2022/77 K. Sayılı İlamı
Olay: Suça sürüklenen çocuk, bir grupla yaşadığı tartışma ve kavga ihtimali nedeniyle babasına ait ruhsatsız tabancayı tedbiren yanına almıştır. Parkta, ölen (maktul) çocuğun belindeki tabancayı görüp istemiş; çocuğun beyanına göre tabancayı zorla almış ve “havaya sıkacağım” demiştir. Maktul kısa süre sonra uzaklaşıp tabancayla intihar etmiş ve hastanede ölmüştür. Maktulün geçmişte kendine zarar verdiği ve ayrılık nedeniyle “kendimi vuracağım” dediği biliniyordu; ancak bu bilgi çocuğa dolaylı biçimde (üçüncü bir kişi aracılığıyla) ulaşmıştı. Yerel mahkeme, çocuğun farik-mümeyyiz olmadığı gerekçesiyle ceza verilmesine yer olmadığına karar vermiştir.
Hukuki mesele: İntihar eden kişiye silah vermek ya da silahın ona geçmesi, her hâlükârda intihara yönlendirme (intihara yardım) suçunu oluşturur mu?
Yargıtay’ın değerlendirmesi: Ceza Genel Kurulu, intihara yardımın da ancak kastla işlenebilen bir suç olduğunu; failin, mağdurun intihar edeceğini bilerek ve isteyerek hareket etmesi gerektiğini esas almıştır. Somut olayda çocuğun tabancayı kavga ihtimaline karşı tedbiren bulundurduğu; maktulün intihar edeceğini bilerek ve kendi isteğiyle silahı verdiğine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı tespit edilmiştir. Silahın zorla alındığı ve çocuğun maktulün intihar kastını bilmediği gözetildiğinde suçun manevi unsuru (kast) oluşmamış; bu nedenle intihara yönlendirme suçunun unsurları itibarıyla gerçekleşmediği ve beraat gerektiği kabul edilmiştir. Ayrıca 6136 sayılı Kanun’a muhalefet suçunda 4 yıllık dava zamanaşımı dolduğundan bu suç bakımından düşme kararı verilmiştir.
“…suça sürüklenen çocuğun tabancayı ölenin intihar edeceğini bilerek ve kendi isteğiyle verdiğine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilememesi karşısında; … intihara yönlendirme suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığı kabul edilmelidir.“
Pratik sonuç: İntihar eden kişiye silah vermek her hâlükârda intihara yönlendirme suçunu oluşturmaz. Suçun oluşması için failin, mağdurun intihar edeceğini bilerek ve isteyerek (kastla) yardım etmesi gerekir. Silahın başka bir amaçla bulundurulduğu, mağdurun intihar kastının bilinmediği veya silahın zorla alındığı hâllerde kast unsuru gerçekleşmez ve fail cezalandırılamaz.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2020/374 E. – 2022/77 K. Sayılı İlamı Tam Metni
“İçtihat Metni”
Suça sürüklenen çocuk … hakkında intihara yönlendirme ve 6136 sayılı Kanun’a muhalefet etme suçlarından açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda, TCK’nın 31/2 ve CMK’nın 223/3-a, son maddeleri uyarınca her iki suçtan ceza verilmesine yer olmadığına, TCK’nın 56. maddesi delaletiyle 5395 sayılı Kanun’un 11 ve 5/1-a maddeleri uyarınca danışmanlık tedbirinin uygulanmasına, TCK’nın 54/4. maddesi uyarınca müsadereye ilişkin … 2. Çocuk Mahkemesince verilen 22.09.2015 tarihli ve 443-573 sayılı hükmün katılanlar Güller ve … ile suça sürüklenen çocuk müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 09.10.2018 tarih ve 2741-3974 sayı ile;
“1- Kararda iddianame ve suça sürüklenen çocuğun savunmasının yazılmasıyla yetinildiği, kararın dayandığı tüm kanıtların, bu kanıtlara göre mahkemenin ulaştığı sonuçların, iddia, savunma, tanık anlatımları ve dosyadaki diğer belgelere ilişkin değerlendirmeler ile sanığın eylemlerinin ve yüklenen suçların unsurlarının nelerden ibaret olduğunun, hangi gerekçeyle hangi delillere üstünlük tanındığının açık olarak gerekçeye yansıtılması ve cezaların şahsileştirilmesi gerekirken, bu ilkelere uyulmadan suça sürüklenen çocuğun farik ve mümeyyiz olmadığından bahisle ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi sureti ile Anayasa’nın 141 ve 5271 sayılı CMK’nın 34 ve 230. maddelerine aykırı davranılması,
2- 5237 sayılı TCK’nın 31/2. maddesi kapsamında kalan 12 yaşını doldurmuş olup da 15 yaşını bitirmemiş olan küçüklerin işledikleri fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin varlığının tespiti yönünden, Adli Tıp Kurumu ilgili ihtisas kurulundan alınmak suretiyle suç sürüklenen çocuğun ceza sorumluluğunun belirlenmesi gerekirken, … Adli Tıp Şube Müdürlüğünün 26.05.2014 tarihli raporuyla yetinilerek hüküm kurulması,
3- Gerekçeli karar başlığında maktul …’in sıfatının ‘mağdur’ olarak gösterilmiş olması” isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.
(1) ve (3) numaralı bozma nedenlerine uyan … 2. Çocuk Mahkemesi ise 02.07.2019 tarih ve 528-407 sayı ile: “Suça sürüklenen çocuğa müsnet 6136 sayılı Yasa’ya muhalefet ve intihara yönlendirme suçları sübuta ermiştir. Suça sürüklenen çocuk evde bulunan babasına ait 3 tabancadan birini alarak parkın yanındaki ağaçlık alana gitmiştir. Tabancayı maktule vermiştir. Tanık…, suça sürüklenen çocuğun belindeki silahı maktul …’ye verdiğini beyan etmiştir. Tanık … beyanında, suça sürüklenen çocuğun silahı maktule kendisinin verdiğini söylediğini beyan etmiştir. Tabanca ve fişeğin 6136 sayılı Yasa’ya göre yasak niteliğini haiz silah ve fişeklerden olduğu yönünde … Kriminal Polis Laboratuvarı uzmanlık raporu dosyada mübrezdir. 6136 sayılı Yasa’ya muhalefet suçu, uzmanlık raporu, suça sürüklenen çocuğun ikrarı, tanık beyanlarıyla sübuta ermiştir. Suça sürüklenen çocuk ruhsatsız tabancayı maktule vermiştir. Tanık…’in beyanı bu yöndedir. Tanık… tabancayı suça sürüklenen çocuğun maktule verdiğini bizzat görmüştür. Tanık …, suça sürüklenen çocuğun tabancayı maktule kendisinin verdiğini söylediğini duyduğunu beyan etmiştir. Suça sürüklenen çocuk, maktulün kendisini öldürmek istediğini bilmektedir. Ailesiyle ve kız arkadaşı Tuğçe ile sorunları vardır. Suça sürüklenen çocuk, maktulün gaz çektiğini görmüştür. Maktulün gaz çektiğini ve kollarını kestiği önceden bilinmektedir. Tanık Bahar’a da maktul, ´Kendisini vuracağını’ söylemiştir. Suça sürüklenen çocuk bunu bilmektedir. Bahar, suça sürüklenen çocuğa söylemiştir. Suça sürüklenen çocuk, müştekinin kendisini vuracağını, intihar edeceğini bilmesine rağmen tabancayı maktul …’ye vererek intiharı yönlendirme suçunu işlemiş, maktulün intiharına tabanca vererek yardım etmiştir. Suça sürüklenen çocuğa müsnet intiharı yönlendirme ve 6136 sayılı Yasa’ya muhalefet suçları sübuta ermiştir. Suça sürüklenen çocuk hakkında işlediği suçların farik-mümeyyizi olmadığına ilişkin Adli Tıp Uzmanı tarafından verilmiş rapor vardır. TCK’nın 31/2. maddesi kapsamında suça sürüklenen çocuklar hakkında Adli Tıp Uzmanı tarafından alınmış farik-mümeyyiz raporları, Yargıtay 6.CD’nin 01.07.2014 tarih, 2012/939 esas, 2014/13652 karar; Yargıtay 2. CD’nin 03.07.2013 tarih, 2012/29050 esas, 2013/18274 karar; Yargıtay 22. CD’nin 04.12.2016 tarih, 2015/10017 esas, 2016/1180 karar sayılı içtihatlarında (Adli Tıp Uzmanı tarafından verilen farik-mümeyyiz raporları) yeterli görülmüştür. Mahkememiz bu nedenle Adli Tıp Uzmanı tarafından verilen farik-mümeyyiz raporunu yeterli görmüştür.” şeklindeki gerekçeyle (2) numaralı bozma nedenine direnerek önceki hüküm gibi suça sürüklenen çocuk hakkında ceza verilmesine yer olmadığına, danışmanlık tedbiri uygulanmasına ve müsadereye karar vermiştir.
Direnme kararına konu bu hükmün de suça sürüklenen çocuk müdafisi ile katılan … Hizmetler Bakanlığı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 12.06.2020 tarihli ve 94213 sayılı “düşme-bozma” istekli tebliğnamesiyle dosya 6763 sayılı Kanun’un 36. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK’nın 307. maddesi uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 14.10.2020 tarih ve 3245-2366 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;
1- Suça sürüklenen çocuğa atılı intihara yönlendirme suçunun unsurları itibarıyla sabit olup olmadığı; sabit olduğunun kabulü hâlinde ceza verilmesine yer olmadığına ilişkin hükmün eksik araştırmayla kurulup kurulmadığının,
2- Suça sürüklenen çocuk hakkında 6136 sayılı Kanun’a muhalefet etme suçundan verilen ceza verilmesine yer olmadığına dair hükmün eksik araştırmayla verilip verilmediğine ilişkin ise de, Yargıtay İç Yönetmeliği’nin 27. maddesi uyarınca öncelikle dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediğinin,
Belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından
25.05.2014 tarihli olay yeri inceleme tutanağında; aynı gün saat 17.40 sıralarında …Parkı içerisinde yaralama olayı olduğunun bildirilmesi üzerine olay yerine gidildiği, görevliler ile yapılan görüşmede yaralı şahsın kendisini baş bölgesinden yaralamış olduğu ve şahsın eks olduğu bilgisinin alındığı, olay yerinde park tabela yanında yerde kana benzer sıvı birikintisinin ve park tabela üzerinde kana benzer kırmızı lekelerin olduğu, yerde silah bulunduğu, silahın tetiğinin kurulu vaziyette ve kovan atma boşluğunda sıkışmış hâlde bir adet kovan olduğu, silaha yakın mesafede içerisinde bir miktar fişek olan şarjör ve sigara izmariti olduğunun görüldüğü, olay yerinde emniyet amaçlı doldur boşalt yapıldığından silahın içinde bulunan kovanın alındığı, kovan alındıktan sonra yine emniyet amaçlı tetik düşürüldüğü, olay esnasında yaralı şahsın yanında bulunduğu anlaşılan şahısların on parmak izi basımı ve el svaplarının alındığının belirtildiği,
… Devlet Hastanesince düzenlenen 25.05.2014 tarihli raporda; suça sürüklenen çocuk …’un vücudunda herhangi bir darp cebir izinin bulunmadığının bildirildiği,
Taksim Eğitim ve Araştırma Hastanesince düzenlenen 25.05.2014 tarihli geçici raporda; ateşli silah yaralanması sonucu Acil Servise 112 tarafından entübe edilmiş olarak getirilen …’in, bilincinin kapalı, pupiller fiks dilate olduğu, her iki temporal alanda ateşli silah giriş ve çıkış abrazyonları bulunan …’in acil operasyona alındığı ifadelerine yer verildiği,
Gaziosmanpaşa Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 29.05.2014 tarihli ölü muayene tutanağında; kahverengi gözlü, siyalı saçlı, 16-20 yaşlarında, 75 kg ağırlığında, 175 cm boylarındaki erkek cesedinde ölü katılığının henüz gelişmediği, ölü lekelerinin sırtta bası gören yerlerde oluştuğu, kafada frontal ve parietal bölgede geniş bir alanın tıraşlandığı, sol parietal sol frontal oksipital bölgenin sol kısmını içeren kulak arkasına kadar uzanan 20×25 cm ebadında üzerinde beyin dokuları içeren ateşli silah yarası, sağ frontal ve sağ pariteal bölgede 15×20 cm boyunda ateşli silah yarası olduğu, sol paritealde sağ pariteal boyunca uzanan müdahale sonucu sütüre edilmiş 20 cm boyunca kesi izi olduğu, sol ön kol ve kolda çok sayıda eski skar izleri, göğüs ön yüzde eski skar izi görüldüğü, sağ kol kubital bölgede ve sağ el üstünde müdahaleye bağlı iğne pikür izleri görüldüğü belirtilerek kesin ölüm sebebinin tespiti için cesedin Adli Tıp Kurumuna gönderilmesine karar verildiği,
Adli Tıp Kurumu Başkanlığının 20.08.2014 tarihli otopsi raporunda; 172 cm boyunda, 61 kg ağırlığında, 15-18 yaşlarındaki erkek cesedinde alın ve saç bölgesinin yoğun beyin dokusu ile bulaşık hâlde olduğu, kafa sol yarısının tümden tıraşlanmış olduğu, sol frontoparietal bölgeden başlayarak 15×15 cm’lik alan içerisinde C şeklinde sol kulak üzerinde sonlanan açıklığı öne bakan sütüre cerrahi insizyon hattı görüldüğü, sağ şakakta kaşın 7 cm üst dış yanında saçlı deri sınırında sütüre ateşli silah mermi çekirdeği giriş yarası, sol kulağın 3,5 cm üzerinde sütüre ateşli silah mermi çekirdeği çıkış yarası, kafa sol yarısının şiş görünümde olup buradaki insizyon kenarından beyin dokusu sızdığı, sol kolda ve göğüs ön yüzde yaygın eski nedbeler görüldüğü, Kimya İhtisas Dairesinin 22.07.2014 tarihli raporunda, kanda alkol (etanol ve metanol) bulunmadığı. 15.000 ng/ml Metronidazol, 6,29 ng/ml, Lidokain, 7680 ng/ml Fenitoin, 27,2 ng/ml Diazepam, 3,70 ng/ml Nordiazepam, 8,47 ng/ml Psödoefedrin/efedrin (Birbirinden ayırt edilemediği), Ranitidin (Pür standardı olmadığından miktar analizinin yapılamadığı) bulunduğu, sistematikteki diğer maddelerin aranmış olup bulunmadığı, Metronidazol metaboliti bulunduğu (Pür standardı olmadığından miktar analizinin yapılamadığı) bulunduğu, safrada …metaboliti bulunduğu, sistematikteki diğer maddelerin aranmış olup bulunmadığının kayıtlı olduğu, kişinin vücuduna isabet eden 1 adet ateşli silah mermi çekirdeğinin müstakilen öldürücü nitelikte olduğu, ateşli silah mermi çekirdeği giriş deliği cilt, cilt altı bulgularına göre atışın bitişik atış mesafesinden yapılmış olduğu, cesetten mermi çekirdeği elde edilemediği, kişinin ölümünün ateşli silah mermi çekirdeği yaralanmasına bağlı kafa kemik kırıklarıyla birlikte beyin kanaması, beyin doku harabiyeti sonucu meydana gelmiş olduğu kanaatinin bildirildiği,
Adli Tıp Kurumu … Adli Tıp Şube Müdürlüğü tarafından düzenlenen 26.05.2014 tarihli raporda; suça sürüklenen çocuk …’un 25.05.2014 tarihinde işlediği iddia olunan “Ruhsatsız Tabanca Taşımak ve İntihara Yardım Etmek” suçlarının müdafaa ve münakaşasını yapamadığı, olayın akıbetini bilemediği, herhangi bir akıl hastalığı, zeka geriliği veya çocukluk dönemine ait psikiyatrik sendrom arazı saptanmamakla birlikte işlediği iddia olunan “Ruhsatsız Tabanca Taşımak ve İntihara Yardım Etmek” suçlarının hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamadığı ve bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişmemiş olduğu kanaatinin belirtildiği,
… Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğünce düzenlenen 28.05.2014 tarihli uzmanlık raporunda; olayda kullanılan silahın, 7,65 mm çaplı, Browning tipi fişek atar, yerli el yapısı, fişek yatağı dâhil 9 cm namlu uzunluğunda yarı otomatik bir tabanca olduğu, ateş etmesine mani mekanik herhangi bir arızasının bulunmadığı, birlikte gönderilen 7 adet fişeğin 7,65 mm çaplı Browning tipi olup çap ve tiplerine uygun silahlarda kullanılmak üzere imal edildikleri, söz konusu tabanca ve fişeklerin 6136 sayılı Yasa’ya göre yasak niteliğini haiz ateşli silah ve fişeklerden olduğu; birlikte gönderilen 1 adet kovanın söz konusu yarı otomatik tabancadan atılmış olduğunun belirtildiği,
… Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğünce düzenlenen 02.06.2014 tarihli uzmanlık raporunda; suça sürüklenen çocuk …, maktul … ve tanıklar …, Samet Mete Kınalı, …, …, … ve …’dan alınan el svap numuneleri ile mukayese flaster bant numuneleri üzerinde atış artıklarına rastlanılmadığının bildirildiği,
… Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğünce düzenlenen 09.06.2014 tarihli uzmanlık raporunda; olay yerinden transfer edildiği belirtilen kan lekerine ait genotip özelliklerin yaralı …’in genotip özellikleri ile uyumlu olduğu, olay yerindeki sigara izmaritinde belirlenen genotip özelliklerin yaralı …’ten farklı bir erkek şahsa ait olduğu ifadelerine yer verildiği,
03.03.2015 tarihli sosyal inceleme raporunda; suça sürüklenen çocuğun, takvim yaşı ve psikolojik yaşının birbirine uyumlu olduğu, sorulan soruları algılayabildiği, doğru ve yerinde cevaplar verebildiği, kendi yaşamsal faaliyetlerini tek başına devam ettirebildiği, bu gerekçelerle gerçekleştirmiş olduğu eylemlerin hukuki anlam ve sonuçlarını anlayabildği, davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince geliştiğinin düşünüldüğü belirtildikten sonra; suça sürüklenen çocuğun görüşme sırasındaki hâl ve hareketleri, mevcut dosya bilgileri ve kendisinden alınan bilgilere göre değerlendirme yapıldığında …’un davranışlarının sorumluluğunu alabilecek yaş ve olgunluğa sahip olduğu düşünülse de mevcut suçun işlenmesinde içinde bulunduğu gelişim dönemi ve ergenliğin etkili olduğu, ergenlik duygusal dalgalanmaların ortaya çıktığı bir süreç olmakla birlikte çocuğun içinde bulunduğu ekonomik ve özellikle sosyal ortam ve olaylara bakış açısının suçun işlenmesinde büyük bir faktör olduğu, ayrıca içinde bulunduğu arkadaş ortamındaki bireyleri kendisine örnek alması, bu ortamın etkisiyle olumsuz tavır ve davranışlar sergilemesi gibi nedenlerin suça sürüklenen çocuğun suça yönelmesinde etkili olabileceği, suça sürüklenen çocuğun, 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun 5. maddesinde belirtilen danışmanlık, bakım ve … tedbirinin çocuğun ruhsal ve sosyal sağlığı ile gelişimi açısından yararlı olacağı kanaatinin belirtildiği,
Anlaşılmaktadır.
Katılan … Kollukta; “24.05.2014 tarihinde saat 17.30 sıralarında oğlum …’in … Mahallesi, …Parkı içerisinde kafasına tabanca ile ateş açmak suretiyle intihar ettiği bilgisini aldım. Ben hemen acil olarak belirtilen parka giderek oğlumun kanlar içerisinde yerde yattığını gördüm. Ben geldikten yaklaşık 20-25 dakika sonra 112 acil ambulans gelerek oğluma ilk müdahaleyi yaptıktan sonra Gaziosmanpaşa Taksim İlkyardım Eğitim ve Araştırma Hastanesine getirdi. Ben de peşlerinden hastaneye geldim. Oğlum hastanede ameliyata alındı. Oğlum ameliyat sonrası 4 gün yoğun bakımda kaldı. Bugün yani 29.05.2014 günü saat 10.45’te oğlum ölüm haberi hastane görevlileri tarafından verildi.”,
Mahkemede; “Ben suça sürüklenen çocuğu tanımam, olaya ilişkin de görgüye dayalı bilgim yoktur. Ben çocuğumun öldürüldüğünü düşünüyorum, intihar edeceğini zannetmiyorum, şikâyetçiyim, katılan olmak istiyorum. Olay günü oğlum saat 12.30 gibi yanımdaydı, … yağınca yanımdan ayrıldı, yanımdan ayrıldığı saat yaklaşık 13.00 gibiydi. Bu nedenle daha önce internet kafeye gitmiş olamaz, bu yöndeki tanık beyanlarını kabul etmiyorum.”, 22.09.2015 tarihli celsede; “Ben oğlumun intihar ettiğine inanmıyorum. Birisinin onu öldürdüğüne inanıyorum. Kimin öldürdüğünü bilmiyorum. Şikâyetçiyim. Yargılanan suça sürüklenen çocuk … ya da oğlumu öldüren diğer kişiler cezalandırılsın.”,
Katılan … Mahkemede; “Benim oğlumun intihar ettiğini kabul etmiyorum. Benim oğlum sol elini kullanmıyor, sağ elini kullanmıyor. Bu nedenle sol eli ile tabancayı kullanmış olamaz. Olaydan önce suça sürüklenen çocuk oğlum ile yarım saat konuşmuş. Daha sonra kurusıkı diyerek tabancayı eline vermiş, güvenlik kamerası olmadığı yere gitmiş. Olaydan önce oğlum bir kavgaya karışmıştı, bu nedenle ölüm tehditleri alıyordu. Onur isimli olduğunu söylediği kişiden alıyordu. Daha sonra gerçek ismini Abdülkadir olduğunu öğrendim. Benim oğlumu öldüren kişiler daha önce kavgaya karıştığı kişilerdir. Şikâyetçiyim, katılan olmak istiyorum.”,
22.09.2015 tarihli celsede; “Benim oğlum öldürülmüştür. Yargılanan suça sürüklenen çocuk … mi öldürdü başkası mı öldürdü kesin olarak bilemiyorum. Benim bildiğim sadece oğlumun intihar etmediğidir. Oğlumu öldürenlerden şikâyetçiyim. Cezalandırılmalarını talep ederim. Ben bu konuda daha önce Savcılıkta da ifade vermiştim. Aynısını tekrar ediyorum. Ben …ve …’dan şikâyetçiyim. Suça sürüklenen çocuk …’ten de şikâyetçiyim. Oğluma tabancayı boş diye ya da içinde kurusıkı mermi var diye vermiş. Bunlar benim oğlumun ölümüne sebep olmuşlardır. Hepsi cezalandırılsın. Kan bedelini de istiyorum.”,
Tanık … Kollukta; “… yaklaşık üç senedir arkadaşım olur. 25.05.2014 günü saat 17.30 sıralarında …Parkı içerisinde arkadaşlarım … Bozkuş, kardeşi Umut Bozkuş ve … ile birlikte oturup muhabbet ediyorduk. Bu sırada … yanımıza gelip selam verdi. Daha sonra durmadı ve parkın aşağısına doğru inip gözden kayboldu. Birkaç dakika sonra geri geldi ve üzerindeki siyah renkli hırkayı çıkarıp oturduğumuz bankın üzerine bıraktı. Sonra da hiçbir şey söylemeden parkın girişinde bulunan …Parkı tabelasının yanına gitti. …’nin peşinden …de kalkıp yanına doğru gidiyordu. … parkın tabelasının önüne giderken ellerini görüyordum ve elleri boştu. Daha sonra tabelanın önünde durup bize doğru …. … bize doğru dönerken sağ eli ile belinden bir tabanca çıkarıp başına dayadı ve tabanca ile bir el ateş etti. … tabanca ile kafasına ateş ettikten sonra yere sol yanının üzerine düştü ve hareketsiz bir şekilde kaldı. Bu sırada parkta bulunan herkes ayaklandı ve arkadan birinin ‘Ona silahı ben verdim, keşke vermeseydim’ dediğini duydum. Bu şahsın kim olduğuna baktığımda daha önceden tanımadığım bugün parkta tanıştığım ve ismini … olarak bildiğim şahıs olduğunu gördüm. Daha sonra yerde yatan …’nin yanına gittik. Ben …’in böyle bir şey yapacağını asla tahmin etmediğimden …’nin şaka yaptığını zannettim. Bundan dolayı …’nin yanında bulunan silahın gerçek olup oImadığını anlamak istedim ve silahın şarjörünü bulunduğu yerden elimle alarak içerisindeki fişeklere baktım. Bu sırada sarjör tabancaya takılı değildi. Ayrıca …’nin başının kanadığını görünce gerçekten tabanca ile başına ateş ettiğini anladım. Sonra da hemen koşarak annesine haber vermek istedim ve parktan ayrılarak …’nin evine gittim. …’nin annesine haber verdim. …’nin annesi herhâlde şaka yaptığımı düşünerek tepki göstermedi ancak parka gelip …’yi görünce sinir krizi geçirdi. Sonra da görevli polis memurları ile birlikte polis merkezine geldik. …’in neden böyle bir işe kalkıştığına anlam vermedim. Aynı mahallede oturmadığımdan kendisini pek görmüyorum ancak diğer arkadaşlarımdan öğrendiğim kadarı ile sabah … neşeliymiş. Benim bu olay ile ilgili anlatacaklarım bunlardan ibarettir.”,
Mahkemede; “Olay günü arkadaşım … Onur ile birlikte …Parkı’na gittik, çardakta oturuyorduk. Yanımızda arkadaşlarım …ve şu anda isimlerini hatırlamadığım başka kişiler de vardı. Bir süre sonra … ve … birlikte yanımıza geldiler. Biraz oturdular. Birlikte bir konuyu konuşmak için yanımızdan yaklaşık 10 metre uzağa gittiler. Normal bir şekilde konuştular, tartıştıkları gibi bir görüntü yoktu. Aralarında herhangi bir tartışma olduğuna ilişkin bir izlenim de edinmedim. İki dakika kadar sonra geri geldiler. … yanımızdan ayrıldı. O sırada belindeki tabancayı gördüm. Daha önce fark etmemiştim, bizim oturduğumuz çardağın yaklaşık 15 metre kadar uzağa açık alana gitti. Bizlerin de gördüğü bir şekilde tabancayı kafasına dayadı. O sırada çevresinde kimse yoktu. Tabancayı ateşledi, o sırada yanımızda bulunan … bizim silahı nereden buldu gibi konuşmamız üzerine ‘Silahı kendisinin verdiğini, keşke vermeseydim’ şeklinde konuşmasını duydum. …’in benim bildiğim düşmanları yok ancak kavga ettiği kişilerin olduğunu duymuştum. Benim bildiğim kadarıyla … uyuşturucu madde kullanmıyordu. … ile … bizim çardakta oturduğumuz sırada yanımıza geldiklerinde yanlarında başka arkadaşları da vardı, … ile … konuşmak için yanımızdan ayrıldıktan sonra birlikte yanımıza geldiler. … üzerindeki hırkayı yanımıza bıraktı.”,
Tanık … Kollukta; “… ile yaklaşık altı yedi yıldır arkadaşız. Ben 25.05.2014 günü saat 12.00 sıralarında Uludağ Caddesi üzerinde internet kafede bulunurken … geldi ve selam verdi. Bu esnada kendisi neşeliydi ve herhangi bir olumsuz durum görmedim. … beş dakika kadar internet kafede kaldıktan sonra buradan ayrıldı. Aynı gün saat 15.00 sıralarında … yanında … ile birlikte internet kafeye gelip benim arka masama oturdular. Yaklaşık bir saat burada kaldıktan sonra … ve …ayrıldılar. Aynı gün saat 17.00 sıralarında … internet kafeye geldi ve birlikte …Parkı’na geçtik. Burada ben …, kardeşim Umut Bozkuş, Cihan Kızılay ile birlikte çardakta oturduk. Bir süre sonra yanımıza …, … ve yanlarında tanımadığım birkaç arkadaşı geldiler. … herkese selam verdikten sonra yanında tanımadığım ilk defa burada gördüğüm bir arkadaşını alarak parkın aşağısına doğru merdivenlerden aşağıya indiler. Yaklaşık bir iki dakika sonra …’in yalnız başına parkın yukarı tarafına tabelanın olduğu tarafa doğru yürüdüğünü gördüm. …de kalkıp onun peşinden gitti. Bu sırada silah sesi duydum. Silah sesinin geldiği tarafa baktığımda … yerdeydi. Bunun üzerine hemen …’nin yanına koştuk. …’nin yanına geldiğimizde …’nin başından kan geldiğini ve yüzünün kanlı olduğunu gördüm. Sonrasında polis memurları ve ambulans geldi. Görevli memurlar bizi polis merkezine getirdiler. Ben …’in başına ateş ettiğini görmedim.”,
Mahkemede; “Ben olay günü saat 11.00 sıralarında internet kafedeydim. … de geldi. Selam verdi gitti. Saat 15.00 gibi … ile birlikte yeniden internet kafeye geldiler. Yarım saat kadar oturduktan sonra çıkıp gittiler. Bir süre sonra … geldi. Birlikte parka gittik. Parkta otururken … ve olay günü ilk kez gördüğüm …, Samet, … ve şu anda isimlerini hatırlamadığım birkaç kişi daha vardı. Yanımıza oturdular, bir süre sonra … ile … yanımızdan ayrılıp parkın aşağısında konuştular. Daha sonra … bizim yanımıza geldi ancak … yanımıza uğramadı. Direkt parkın girişine doğru gitti. Ben …’in kafasına dayayıp kendisini vurduğunu gördüm. Ben … ile uzun zamandır görüşmüyordum. Bu nedenle kendisinin düşmanı olup olmadığını bilmiyorum. Birileri ile kavga etmiş olduğunu duydum. Parka geldiklerinde … ve … normal iki arkadaş gibi davranıyorlardı, şüpheli hareketleri yoktu. Ben …’in hırkayı bıraktığını görmedim.”,
Tanık … Kollukta; “… ile mahalleden 1,5 yıldan beri arkadaşız. 25.05.2014 günü saat 13.30 sıralarında ben …Parkı’nda oturduğum sırada … yanıma geldi. Kendisinde anormal bir durum yoktu. Saat 15.00 sıralarında birlikte Uludağ Caddesi üzerinde olan internet kafeye gittik. İnternet kafede … vardı. 1 saat oturduktan sonra buradan çıktık. Daha sonra …Parkı’na tekrar gittik. Burada …, kardeşi Umut Bozkuş, Cihan Kızılay, Samet Kınalı vardı. Ben arkadaşlara selam veriyordum. … de parkın aşağısına indi. İki dakika sonra kendisi parktan yukarı doğru çıkıyordu. Aramızda 20 metre vardı. Ben de yanına gitmek istedim. Tam parkın girişinde tabelanın olduğu yere aramızda 5 metre vardı ki … kafasına bir silah dayayarak sıktı ama ben bu silahı neresinden çıkardığını ve nereden bulduğunu bilmiyorum. Hemen …’nin yanına koştuk, …’nin yanına geldiğimizde başından kan geldiğini ve yüzünün kanlı olduğunu gördüm. Sonrasında polis memurları ile ambulans geldi.”,
Mahkemede; “Olay günü sabah … ile birlikte internet kafedeydik. Daha sonra internet kafeden ayrılıp mahallemizde bulunan parka gittik. Birkaç saat orada birlikte oturduk. Normal günlük konuşmalar yapıyorduk. Bu konuşmalarımızda … kendisinin tehdit edildiğinden bahsetmedi, morali de iyiydi. Konuşmalarımızda bir iki ay önce yapmış olduğu kavga ve aldığı ölüm tehditlerinden bahsetmedi. Parkta bulunduğumuz sırada … ve … yanımıza geldi. Sonra birlikte …Parkı’na gittik. … ile … arasında herhangi bir olumsuz durum yoktu. Zaten mahalleye de yeni taşınmıştı. …’in üzerinde tabanca vardı. O şekilde …Parkı’na gittik. Orada bulunan … … Kaya ve Samet’in oturduğu çardağa gittik. Hemen oturduğumuz sırada … ile … yanımızdan ayrıldı ve birlikte yaklaşık 5 dakika kadar konuştular. … yanımıza geldi, … yanımıza uğramadan parkın girişine doğru gitti. Ben …’nin internet kafeye gittiğini düşünerek peşinden gittim. Sonra parkın girişinde durdu, dönüp bize baktı tabanca ile kendini vurdu. Bu sırada herhangi bir şey söylemedi. Olay nedeniyle ben şoka girdiğimde ondan sonra olanları hatırlamıyorum.”,
Tanık Samet Mete Kınalı Kollukta; “…’i ben 2 yıldır tanırım. 25.05.2014 günü saat 17.00 sıralarında …Parkı’na … ve … ile çıktık. Burada …, … tanımadığım bir arkadaşları ile parkın köşesine gittiler. Daha sonra bu yanlarında olan tanımadığım arkadaşı geri geldi. … de önce önden gitti, arkasından … gitti. Daha sonra … …Parkı tabelasının olduğu yere doğru gittiğinde … belinden silah çıkartarak kafasına dayayıp sıktı. …’nin yerde olduğunu gördük, daha sonra polis memurları ve ambulans geldi. Daha sonra görevli memurlar bizi Polis Merkezine getirdiler. Ben …’in kullandığı silahı nereden aldığını bilmiyorum.”,
Tanık … Kollukta; “Ben annemle babam ayrı olduğu ve velayetim babamda olduğu için yukarıda vermiş olduğum adreste babamla birlikte ikamet ederim ancak bugün yani 25.05.2014 günü hafta sonu olduğu için Alibeyköy Mahallesi, Seren Sokak, No: 3/3 … adresinde ikamet eden annemin yanındaydım. Bugün yani 25.05.2014 günü saat 13.30 sıralarında …, …, …, Simge Celep ve …ile buluştuk. Alibeyköy İmar Blokları’nda bulunan Havuzlu Park’ta birkaç saat oturduktan sonra…, … ve…’un yanına yalnızca isimlerini bildiğim…ve Melih isimli şahıslar geldi ve… ile kısa süreli bir tartışma yaşadıktan sonra şahıslardan…cebinden bıçak çıkardı ve bize doğru sallamaya başladı. Bunun üzerine biz kendisine bıçağı cebine koymasını söyledik ancak…ve Melih bize hitaben ‘Başınızı çok büyük belaya soktunuz, burada bekleyin emanetli adamlar alıp geleceğiz’ dediler ve yanımızdan koşarak ayrıldılar. Daha sonra … yakında bulunan evine gitmek için yanımızdan ayrıldı ve aradan 5 dakika kadar geçtikten sonra tekrar yanımıza geldi. Ben … yanımıza geldiğinde …’in üzerinde silah olup olmadığını görmedim, bilmiyorum. Daha sonra… ve … isimli arkadaşlarımız…ve Melih’in kavga etmek için geri geleceklerini bildiklerinden dolayı … ve … isimli arkadaşlarımızı bulmak amacıyla … Mahallesi, Aylin Sokak’ta bulunan …Parkı’na gideceklerini söyleyerek yanımızdan koşarak ayrıldılar. Biz de onların peşinden koştuk ancak yetişemedik. Bunun üzerine nasılsa geri dönerler diye ilk oturduğumuz yer olan İmar Blokları’ndaki Havuzlu Park’a geri döndük. Aradan 15-20 dakika kadar geçtikten sonra ben eve gitmek için yanımda bulunan Simge ve Sibel’in yanından ayrılarak eve doğru yürümeye başladım. Evime ulaşmak için …Parkı’ndan geçmem gerekiyordu ve tam parkın kapısına geldiğim esnada …’in bana doğru yürüdüğünü gördüm ancak …’nin beni gördüğünü sanmıyorum. … bir anda durdu, elinde bir silah vardı. … silahın mekanizmasını çekerek silaha mermi koydu, daha sonra silahın sarjörünü çıkartarak yere fırlattı ve silahı kafasına dayayarak bir el ateş etti. Daha sonra … olduğu yere yığıldı. Ben bu olayı görünce şok oldum ve arkamı dönerek biraz önce yanlarından ayrıldığım Havuzlu Park’a doğru koşmaya başladım. Daha sonra Sibel ve Simge’yi buldum ve olanları kendilerine anlattım ve hep birlikte yeniden koşarak …’in intihara teşebbüs ettiği yere doğru gittik. Olay yerine gittiğimizde neler olduğunu öğrenmek için … isimli arkadaşımızla görüştüğümüzde ‘…’in kavga çıkar diye eve gittiğinde yanında silah getirmiş olduğunu, hatta silaha kendisinin de dokunduğunu ancak …’un silahı en son …’e verdiğini ve …’in yanlarından birkaç metre uzaklaştıktan sonra silahı kafasına dayayarak kafasına bir el ateş ettiğini, sebebini anlayamadıklarını, hâlâ şokta olduğunu’ ağlayarak bize söyledi. Daha sonra olay yerine ambulans geldi. Ambulans olay yerinden yapılan ilk müdahalenin ardından …’i alarak Gaziosmanpaşa Taksim İlk Yardım Hastanesine götürdü. Biz de kendi imkânlarımızla hastaneye gittik. Hastaneye gittiğimizde yanımda …, … ve …vardı. Daha sonra hastaneye polisler geldi ve bizleri alarak … Çocuk Büro Amirliğinize getirdiler ancak yanımızda bulunan …olayı görmediği için kendisi büro amirliğine gelmedi. Ben … ile ne zaman konuşsam bana ailevi problemlerinden ve kız arkadaşı Tuğçe Bayraktar ile yaşadıkları sorunlardan bahseder ve hep kendisini öldürmek istediğini söylerdi.”,
Tanık … Kollukta; “Bugün yani 25.05.2014 günü saat 13.30 sıralarında …, …, …, Simge Celep ve …ile buluştuk. Alibeyköy İmar Blokları’nda bulunan Havuzlu Park’ta birkaç saat oturduktan sonra yanımıza yalnızca isimlerini bildiğim…ve Melih isimli şahıslar geldi ve… ile kısa süreli bir tartışma yaşadıktan sonra şahıslardan…cebinden bıçak çıkardı ve bize doğru sallamaya başladı. Bunun üzerine biz kendisine bıçağı cebine koymasını söyledik ancak…ve Melih bize hitaben ‘Başınızı çok büyük belaya soktunuz, burada bekleyin emanetli adamlar alıp geleceğiz’ dediler ve yanımızdan koşarak ayrıldılar. Daha sonra … yakında bulunan evine gitmek için yanımızdan ayrıldı ve aradan 5 dakika kadar geçtikten sonra tekrar yanımıza geldi. Daha sonra ben … isimli arkadaşımla birlikte, Ömer ve Melih’in kavga etmek için geri geleceklerini bildiğimizden dolayı … ve … isimli arkadaşlarımızı bulmak amacıyla … Mahallesi,…’ta bulunan …Parkı’na gitmek üzere diğer arkadaşlarımızın yanından ayrıldık. Daha sora… Parkı’na doğru giderken …’in ikametinin önünden geçtiğimiz esnada … ve …’u burada gördük ve bizi dövmeye geleceklerini söyleyerek hep birlikte …Parkı’na gittik. Parka gittiğimizde …’un belinde silahı fark ettim ve silaha dokundum. Ben silaha dokununca … hemen irkildi ve … ile birlikte bizim yanımızdan biraz uzaklaştılar. Bu esnada … silahı …’ye verdi. … silahı aldıktan sonra parkın çıkışına doğru biraz yürüdü. Arkasından …de yürüyordu. … bir anda silahın mekanizmasını çekerek silaha mermi koydu. Daha sonra silahın şarjörünü çıkartarak yere fırlattı ve silahı kafasına dayayarak bir el ateş etti. Daha sonra … olduğu yere yığıldı. Ben bu olayı görünce şok oldum, olduğum yerde kalakaldım. Daha sonra olay yerine ambulans geldi. Ambulans olay yerinde yapılan ilk müdahalenin ardından …’i alarak Gaziosmanpaşa Taksim İlk Yardım Hastanesine götürdü. Biz de kendi imkânlarımızla hastaneye gittik. Hastaneye gittiğimizde yanımda …, … ve …vardı. Daha sonra hastaneye polisler geldi ve bizleri alarak … Çocuk Büro Amirliğinize getirdiler ancak yanımızda bulunan …olayı görmediği için kendisi büro amirliğine gelmedi. Ben … isimli arkadaşımın niye böyle bir hareket yaptığını bilmiyorum. Bir derdi olup olmadığını da bilmiyorum. Benim konu ile ilgili bildiklerim ve anlatacaklarım bunlardan ibarettir.”,
Mahkemede; “Olay günü Ben, Harun, Ulaş ile birlikte havuzlu parka gittik. … da kız arkadaşı ile birlikte geldi. Parkta … tanımadığımız bir çocukla tartıştı. Ona silah çekti, çocuklar silah getireceğiz diyerek gittiler. Biz de bu kişiler ile kavga olması ihtimali nedeniyle adam toplamak için …Parkı’na gittik, kimse yoktu. Daha sonra …’in evine doğru gittik. Orada …ve …’in konuştuğunu gördük. Durumu onlara anlattık, … ‘…Parkı’na gidelim oraya gelsinler’ dedi ve parka gittik. Parkta … ile … yanımızdan ayrılıp bir süre görüştüler. Daha sonra … yanımıza geldi … ise parkın girişine doğru yukarıya çıktı, sonra arkasından …gitti ancak yetişemedi. … belindeki tabancayı çıkarttı, tabancanın ağzına mermiyi verdi, şarjörü çıkarttı, daha sonra kafasına sıktı. … her zamanki gibiydi, intihar edecekmiş gibi bir hâlini sezmedim.”,
Tanık … Kollukta şüpheli sıfatıyla; “25.05.2014 günü saat 23.15 sıralarında görevli memurlar ikametime gelerek ellerinde bulunan arama kararını bana gösterdiler ve ikametimde ayrıca … yerimde arama yaptılar. Herhangi bir suç unsuruna rastlamadılar. Bana ikametimde silah olup olmadığını sorduklarında hurda işi yaptığımı hurda toplarken yaklaşık 3-4 gün kadar önce bir silah bulduğumu polise teslim etmek amacıyla hurdaların yanındaki dolaba bıraktığımı kendilerine söyledim. Bana aramada silah bulamadıklarını söyleyince görevli memurlarla birlikte hurdalığa baktığımızda silahın yerinde olmadığını gördüm. Daha sonrasında silahı oğlum …’un aldığını ve bu silahla … isimli şahsın kendini yaraladığını görevli memurlardan öğrendim. Ben çöpten bulmuş olduğum bu silahı hurdalıkta dolabın üzerine bırakmıştım. Oğlum …’un bu silahı alıp almadığından haberim yoktu. Bu silahı alırken görmedim. Ben bu silahı polise teslim edecektim.”,
Şeklinde beyanda bulunmuşladır.
Suça sürüklenen çocuk … Savcılıkta; “Dün akşam üzeri saatlerinde …’teki …Parkı’nda arkadaşlarım …, …, … ve bunlar dışında isimlerini bilmediğim toplam 9-10 arkadaş sohbet ediyorduk. Bizim yanımızdan geçen üç çocukla aramızda tartışma çıktı. Kurusıkı tabanca getireceklerini ve abilerini çağıracaklarını söyleyerek yanımızdan ayrıldılar. Çocuklardan birinde bıçak vardı. Ben de bu nedenle hiçkimseye söylemeden kendiliğimden parkın karşısındaki evimize koşarak gittim. Evde kimse yoktu. Babama ait üç adet tabancadan birinin yerini biliyordum. Bu tabancayı yanıma alarak tekrar parka gittim. … ve… ile üçümüz bizden büyük olan …’e bazı çocukların bizimle kavgaya geleceklerini söylemek için onu parkın yakınında bulunan ağaçlık alanda gördük. … yanında … olduğu hâlde orada gaz çekiyordu. …çekmiyordu. Gömleğinin iç kısmına yerleştirdiği bir şeyi ağzına doğru tutup nefes çekiyordu. Onun gaz çektiğini ve kollarını kestiğini daha önceden biliyorduk. …’e kavga olacağını, karşı tarafın adam toplayıp geleceğini söyledik. Siz bizim yanımızda durun onlar gelsin size bir şey yapamazlar dedi. …’i de yanımıza alarak tekrar parka gittik. Parka gittiğimizde … belimdeki tabancayı görmüş. İstedi. ‘Ne yapacaksın?’ diye sordum. ‘Havaya sıkacağım’ dedi. Tabancayı vermedim ancak belime sarıldı zorla tabancayı aldı. Tabancayı beline koyup parkta biraz ilerledi. Park girişinde tabelanın yanında durdu. Tabancanın şarjöründe sekiz adet mermi olduğunu biliyordum. … tabancayı aldığında şarjörde dolu mermiler olduğunu kontrol etmişti. Park girişinde çıkardı, namlusuna mermi sürdü. Şarjörü çıkarıp yere düşürdü ve tabancayı kafasına dayayıp tetiği çekti. Silah bir el patladı. … yere düştü. Ambulansı oradaki bazı abiler aradılar. Hastaneye götürüldü. Yukarıda adını yazdırdığım ve adını bilmediğim diğer arkadaşlarla biz de hastaneye gittik. … tabancayı benden zorla aldı. Kendisini vuracağına dair herhangi bir şey söylemedi. Ben onun kendisine ateş edeceğini bilmiyordum. Tabancayı da kendimi korumak amacıyla yanıma almıştım. … daha önce … adlı arkadaşımıza biz kızdan ayrıldığı için kendisini vuracağını söylemiş. Ben bunu Bahar’dan duymuştum. …’in böyle bir söz söylediğini ben kulağımla duymadım. Olay bu şekilde meydana geldi.”,
Hakkındaki yakalama kararına istinaden çıkarıldığı … 4. Çocuk Mahkemesinde; “Olay günü babama ait olan evde bulunan ruhsatsız tabancayı üzerime aldım. Havuzun orada yanımda …, … ve … varken karşı tarafta 10-15 kişi vardı. Kavga ettik. …, …’i yürüyerek gidip parktan kavga ettiğimizi söyleyerek çağırdı. O da kavga yerine geldi. Benim belimdeki tabancıyı gördü. İstedi. Vermedim. Elini belime atıp zorla silahı aldı. Sorunları varmış. Biraz yürüdükten sonra kafasına dayayıp ateş etti, ben kendisini intihara yönlendirmedim. Bu tabancayı Babam … da taşıyordu.”, soruşturma aşamasındaki ifadesi okunarak çelişki nedeni ile sorulduğunda; “Ben Bahar’ın ismini polislere söylemiştim. Yazmamışlar, karşı tarafta üç kişi değil on onbeş kişi vardı. İlk başta… gitti çağırdı, o bulamayınca üçümüz birlikte parka giderek onu çağırdık, … silahı aldığında mermiyi ağzına verip şarjörü cebine koyduktan sonra başına dayayıp tetiği çekmişti. …, arkadaşımız …’a sevgilisi yanlış hatırlamıyorsam Tuğçe isimli kızdan ayrılacağı için intihar edeceğini söylemiş, ben Bahar’dan bunu duydum.”,
Şeklinde savunma yapmıştır.
Uyuşmazlık konularının ayrı ayrı değerlendirilmesine fayda bulunmaktadır.
1- Suça sürüklenen çocuğa atılı intihara yönlendirme suçunun unsurları itibarıyla sabit olup olmadığı;
5237 sayılı TCK’nın, yürürlüğe girdiği 01.06.2005 tarihinde “intihar” başlığı altında düzenlenip 08.07.2005 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5377 sayılı Kanun’un 10. maddesiyle madde başlığı “İntihara yönlendirme” şeklinde değiştirilen 84. maddesi;
“(1) Başkasını intihara azmettiren, teşvik eden, başkasının intihar kararını kuvvetlendiren ya da başkasının intiharına herhangi bir şekilde yardım eden kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) İntiharın gerçekleşmesi durumunda, kişi dört yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Başkalarını intihara alenen teşvik eden kişi, üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(4) İşlediği fiilin anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan veya ortadan kaldırılan kişileri intihara sevk edenlerle cebir veya tehdit kullanmak suretiyle kişileri intihara mecbur edenler, kasten öldürme suçundan sorumlu tutulurlar.” şeklinde düzenlenmiştir.
TCK’nın 84. maddesinin gerekçesi ise “Maddenin birinci fıkrasında bir başkasını intihara azmettirme, teşvik etme, başkasının intihar kararını kuvvetlendirme ya da başkasının intiharına herhangi bir şekilde yardım etme fiilleri, seçimlik hareketli bir suç olarak tanımlanmaktadır.
Canlı türü olarak insan, hayatını sürdürme konusunda bir içgüdüye sahiptir. Ancak, algılama yeteneğinin olmaması nedeniyle veya yakalandığı hastalıktan kaynaklanan acı ve ızdırabın etkisiyle kişide hayatını sona erdirmeye yönelik bir eğilim ortaya çıkabilir ve bunu bir irade açıklamasıyla ortaya koyabilir. Belirtmek gerekir ki, kişinin bu şartlar altında hayatını sona erdirme yönündeki iradesinin hukukî geçerliliği söz konusu değildir. Başka bir deyişle, belirtilen durumlarda hukuken muteber bir iradeden söz etmek mümkün değildir.
Ahlaken tasvip edilmeyen bir tasarruf olan intihar veya intihara teşebbüs olgusu, bizatihi cezalandırılabilir bir davranış niteliği taşımamaktadır. Buna karşılık, bir başkasını intihara azmettiren, teşvik eden, başkasının intihar kararını kuvvetlendiren ya da başkasının intiharına herhangi bir şekilde yardım eden kişinin bu fiilleri cezalandırılabilir niteliktedir.
Maddenin ikinci fıkrasında, intihara teşvik veya yardım suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâli düzenlenmiştir. İntihara teşvik veya yardımın cezalandırılabilmesi için, kişinin intihar etmesi şart değildir. Teşvik veya yardım sonucunda intiharın gerçekleşmesi durumunda, söz konusu fıkraya göre cezanın artırılması gerekmektedir…” biçiminde ifadelere yer verilmiştir.
Türk Dil Kurumunun Güncel Türkçe Sözlüğü’ne göre, “Bir kimsenin toplumsal ve ruhsal nedenlerin etkisi ile kendi hayatına son vermesi” anlamına gelen ve madde gerekçesinde de belirtildiği üzere ahlaken tasvip edilmeyen bir tasarruf olan intihar veya intihara teşebbüs olgusu, bizatihi cezalandırılabilir bir davranış niteliği taşımamaktadır.
İntiharın bizatihi suç olarak kabul edilmemesi nedeniyle bir başkasını intihara sevk eden veya yardımda bulunan kişileri iştirak hükümlerine göre cezalandırmak da mümkün bulunmamaktadır. TCK’nın 40. maddesinde düzenlenen “bağlılık kuralı” gereğince suça iştirak için fail tarafından işlenen fiilin, tipik ve hukuka aykırı olması gerekir. Hâlbuki intihar veya intihara teşebbüs, ceza kanunlarında suç olarak tanımlanan bir fiil değildir. Böyle olunca iştirak kuralarını uygulamak suretiyle bir başkasının intiharına şerik (azmettiren ve yardım eden) olarak katılanları cezalandırmak mümkün değildir. Bu nedenle yasa koyucular, kişinin yaşama hakkını daha etkin bir şekilde korumak ve dolayısıyla kişinin kendi eliyle yaşamını sona erdirmesine bir başkasının müdahalesini önlemek için intihara yönlendirme fiilini bağımsız bir suç olarak düzenlemişlerdir. TCK’nın 84. maddesinde de intihara yönlendirme bağımsız bir suç olarak düzenlenmiştir. İntihara yönlendirme suçunu oluşturan davranışlar, TCK’nın “faillik” ve “şeriklik” olarak ikiye ayırdığı iştirak şekillerinden sadece “şeriklik” statüsünü oluşturan “azmettirme” ve “yardım etme” fiillerini kapsamaktadır. Bu itibarla bir başkasının intihar fiili veya intihar edenin iradesi üzerinde hâkimiyet kuran kişilerin, artık intihara yönlendirme suçundan değil, kasten öldürme suçunun doğrudan veya dolaylı faili olarak cezalandırılmaları gerekmektedir. Başka bir deyişle, intihar fiiline faillik türlerinden birisiyle iştirak edilmesi hâlinde, fiil artık intihara yönlendirme suçunu değil, kasten öldürme suçunu oluşturacaktır. Örneğin; evinin tavanına astığı iple intihar etmek isteyen kişi, arkadaşından altındaki sandalyeye tekme atmasını rica etse ve arkadaşı da intihar edenin o isteğini yerine getirse, bu durumda kasten öldürme suçundan söz edilmelidir. Çünkü, bu olayda intihar etmek isteyen kişi, kendi hareketiyle kendisini öldürmemekte, bir başkasının hareketiyle öldürülmüş olmaktadır.
İntihara yönlendirme suçu, “başkasını intihara azmettirme, teşvik etme, başkasının intihar kararını kuvvetlendirme ve başkasının intiharına herhangi bir şekilde yardım etme” şeklindeki hareketlerden oluşan seçimlik hareketli bir suçtur. Bu hareketlerden yalnızca birisinin yapılması suçun oluşması için yeterlidir. Suçu oluşturan seçimlik hareketlerden azmettirmek, teşvik etmek ve kararı kuvvetlendirmek, mağduru intihara yönlendirici manevi nitelikteki hareketlerdir. Nitekim bu hareketler TCK’nın 38. maddesinin 1. fıkrasında ve 39. maddesinin 2. fıkrasında suça iştirakin manevi şekilleri olarak düzenlenmiştir. Diğer seçimlik hareket olan “herhangi bir şekilde yardım etmek” ise daha çok maddi nitelikteki yardımları kapsamaktadır.
İntihar fiilini gerçekleştiren kişi bizatihi mağdurun kendisi olmalıdır. Failin intihara katkısı, maddede seçimlik olarak sayılan hareketlerle sınırlı olmalı, mağdurun kendi yaşamına son vermesi, kendi iradesiyle aldığı karara istinaden bizzat kendisi tarafından gerçekleştirilmelidir. Şayet fail, azmettirme, teşvik etme, kararı kuvvetlendirme veya yardım etme şeklindeki hareketlerin yanında veya tek başına ölümü meydana getiren icra hareketini kendisi gerçekleştirmişse, intihara yönlendirme suçunu değil, kasten öldürme suçunu işlemiş olur.
Suç teşkil eden seçimlik hareketlerden “intihara azmettirme”, aklında hiç intihar düşüncesi olmayan kimsede intihar düşüncesi uyandırmak, intihar etmesi yönünde karar verdirmek ve böylece intiharın ilk ve etkili sebebi olmak anlamına gelmektedir. “İntihara teşvik” ise, intihar etmeyi düşünen ve fakat henüz bu konuda kararını tam olarak vermemiş olan kişiyi intihar kararı verdirmeye yöneltmektir. Teşvikte, mevcut olan ancak ortaya çıkmamış bulunan intihar düşüncesi uyandırılmakta ve kişi intihara özendirilmektedir. Azmettirmede intihar kararını müntehirin iradesi üzerinde yoğun etkide bulunan azmettiren verdiği hâlde, teşvikte intihar kararını müntehir daha serbest vermektedir. “İntihar kararını kuvvetlendirme”, intihar kararını vermiş olan kişinin bu kararını güçlendirmek, almış olduğu intihar kararını icra safhasına koyması için motive etmektir. İntihara yönlendirme suçunun diğer bir seçimlik hareketi olan “intihara herhangi bir şekilde yardım etme” ise, intihara karar vermiş olan bir kimsenin intiharını fiilen ve etkili bir şekilde kolaylaştırmaya yönelik her türlü hareket olarak sayılmaktadır. Bu yardım intihardan önce olabileceği gibi intihar sırasında da yapılabilir. Yine bu yardım, maddi olabileceği gibi manevi de olabilir. Örneğin; bir kimseye intihar etmesi için silah, zehir, ip verme veya yüksekten atlayacağı yere götürme gibi hareketler maddi anlamda intihara yardım etme olarak sayılabilir. Müntehire, intiharı ne şekilde gerçekleştireceği konusunda yol gösterme, intihar sonrasında geride kalan çocuklarına bakacağını söyleme gibi hareketler manevi nitelikte yardımı teşkil etmektedir.
Başkasının intiharına yardım eden failin hareketleri bunlarla sınırlı kalmalı, intihar fiili müntehir tarafından gerçekleştirilmelidir. Şayet yardım eden kimse, kendini asanın ayağından çekmek, ipi boğazında sıkmak gibi kişinin ölümü sonucunu doğuran icrai hareketi de bizzat kendisi yapmışsa, bu takdirde intihara yönlendirme suçu değil, kasten öldürme suçu söz konusu olacaktır (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 7. Baskı, Seçkin Yayınevi, …, 2020, s. 155-165.).
Bu bilgiler ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
11.10.1999 doğum tarihli olan suça sürüklenen çocuk …’un, 25.05.2014 tarihinde arkadaşları olan …, …, …, Simge Celep ve …ile birlikte saat 13.30 sıralarında Alibeyköy’de bulunan Havuzlu Park içerisinde oturdukları sırada yanlarına ve gelen kimlik bilgileri tespit edilemeyen şahıslarla aralarında tartışma çıktığı, tartışma sırasında kendilerine bıçak çeken şahısların başka kişilerle birlikte kalabalık bir hâlde tekrar geleceklerini söyleyerek yanlarından ayrıldıkları, bunun üzerine suça sürüklenen çocuk …’un eve giderek babasına ait yerini bildiği 7,65 mm çapındaki ruhsatsız tabancayı alarak geri döndüğü, suça sürüklenen çocuk … ile arkadaşı tanık…’in kavga çıkacağını düşünerek mahalleden tanıdıkları olan ölen … ile tanık …’u bulmak amacıyla …Parkı’na doğru giderken ölen … ve tanık Taner’i gördükleri, kendilerine Havuzlu Park’taki yaşananları anlattıkları ve kavga çıkacağını söyledikleri, bunun üzerine suça sürüklenen çocuk, ölen … ve tanıkların hep birlikte …Parkı’na gittikleri, suça sürüklenen çocuk … ile ölen …’nin arkadaşlarının yanından ayrılarak parkın içine doğru uzaklaştıkları, suça sürüklenen çocuk …’in yanında tabanca getirdiğini gören ölen …’nin, tabancayı eline aldıktan sonra uzaklaşarak tabancanın namlusuna mermi sürüp şarjörünü çıkardığı ve tabancayı başına dayayarak bir el ateş ettiği, kaldırıldığı hastanede bir süre yoğun bakımda tedavi gören ölen …’in 29.05.2014 tarihinde öldüğü olayda;
Suça sürüklenen çocuğun savunmasında, parka giderken ölen …’yi gaz çekerken gördüğünü, daha önceden ölenin kendi kollarını kestiğini bildiğini, ölenin tanık …’a kız arkadaşından ayrıldığını ve kendisini vuracağını söylediğini, bunu tanık Bahar’dan duyduğunu ancak olay anında ölenin kendisine ateş edeceğini bilmediğini, ölenin havaya ateş etmek amacıyla tabancayı elinden zorla aldığını beyan etmesi, suça sürüklenen çocuğun tabancayı, kalabalık bir grubun kendileriyle kavga etmek üzere geri gelmeleri ihtimaline binaen tedbiren yanına aldığının anlaşılması, suça sürüklenen çocuğun tabancayı ölenin intihar edeceğini bilerek ve kendi isteğiyle verdiğine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilememesi karşısında; suça sürüklenen çocuğa atılı intihara yönlendirme suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığı kabul edilmelidir.
Bu itibarla Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün, suça sürüklenen çocuğun beraatine karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.
Ulaşılan bu sonuç karşısında, hükmün eksik araştırmayla verilip verilmediğine ilişkin uyuşmazlık konusu değerlendirilmemiştir.
2- 6136 sayılı Kanun’a muhalefet etme suçunda dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediği;
Suça sürüklenen çocuğa atılı 6136 sayılı Kanun’a muhalefet etme suçunun yaptırımı aynı Kanun’un 13/1. maddesinde bir yıldan üç yıla kadar hapis ve otuz günden yüz güne kadar adlî para cezası olarak düzenlenmiş olup TCK’nın 66/1-e ve 66/2. maddeleri uyarınca bu suçun asli dava zamanaşımı süresinin TCK’nın 31/2. maddesi kapsamında bulunan suça sürüklenen çocuk bakımından 4 yıl, aynı Kanun’un 67/4. maddesi göz önüne alındığında da kesintili dava zamanaşımı süresinin 6 yıl olduğunun anlaşılması karşısında; daha ağır cezayı gerektiren başka bir suçu oluşturma ihtimali bulunmayan ve 25.05.2014 tarihinde gerçekleştirilen eylemle ilgili olarak, suça sürüklenen çocuk hakkında dava zamanaşımını kesen en son işlem 03.03.2015 tarihli sorgusu olup bu tarihten sonra zamanaşımını kesen veya durduran başkaca bir sebebin gerçekleşmediği gözetildiğinde, TCK’nın 66/1-e ve 66/2. maddeleri uyarınca, 4 yıllık asli zamanaşımı süresi 03.03.2019 tarihinde dolmuş bulunmaktadır.
Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu 6136 sayılı Kanun’a muhalefet etme suçundan verilen ceza verilmesine yer olmadığına dair hükmünün, gerçekleşen dava zamanaşımı nedeni ile bozulmasına, ancak yeniden yargılamayı gerektirmeyen bu konuda, 1412 sayılı CMUK’nın 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca uygulanması gereken 322. maddesine göre karar verilmesi mümkün olduğundan, TCK’nın 66/1-e, 66/2 ve CMK’nın 223/8. maddeleri uyarınca suça sürüklenen çocuk hakkında 6136 sayılı Kanun’a muhalefet etme suçu suçundan açılan kamu davalarının zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verilmelidir.
Ulaşılan bu sonuç karşısında, 6136 sayılı Kanun’a muhalefet etme suçundan eksik araştırmayla hüküm kurulup kurulmadığına ilişkin uyuşmazlık değerlendirilmemiştir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yerel Mahkemenin direnme gerekçesinin İSABETLİ OLMADIĞINA,
2- … 2. Çocuk Mahkemesinin 02.07.2019 tarih ve 528-407 sayılı direnme kararına konu ceza verilmesine yer olmadığına dair hükümlerinin,
a- İntihara yönlendirme suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığı ve beraat kararı verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
b- 6136 sayılı Kanun’a muhalefet etme suçu bakımından gerçekleşen dava zamanaşımı nedeniyle BOZULMASINA,
Ancak, yeniden yargılamayı gerektirmeyen bu konuda 1412 sayılı CMUK’nın, 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca uygulanması gereken 322. maddesine göre karar verilmesi mümkün olduğundan, suça sürüklenen çocuk hakkındaki 6136 sayılı Kanun’a muhalefet etme suçundan açılan kamu davasının TCK’nın 66/1-e, 66/2, ve CMK’nın 223/8. maddeleri uyarınca DÜŞMESİNE,
3- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 10.02.2022 tarihinde yapılan müzakerede her iki uyuşmazlık bakımından da oy birliğiyle karar verildi.
İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir. Hangi suç tiplerinde nasıl bir yol izlendiğini öğrenmek için İstanbul ceza avukatı sayfası başlangıç noktası olabilir.
Av. Sinan Karabacak Cep Tel: +90 535 671 88 95
Yasal Uyarı: Bu makale Av. Sinan Karabacak tarafından, yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. Her dava kendine özgü koşullar içermektedir. Hukuki danışmanlık için lütfen iletişime geçiniz.

Bir Yorum