|

Ceza Kanununun Zaman ve Yer Bakımından Uygulanması (TCK 7-19)

Ceza kanununun zaman ve yer bakımından uygulanması

Bir ceza kuralının hangi zaman diliminde işlenen ve hangi ülkede gerçekleşen suçlara uygulanacağı, ceza hukukunun temel meselelerindendir. Ceza kanununun zaman ve yer bakımından uygulanması, Türk Ceza Kanunu’nun 7 ilâ 19. maddeleri arasında düzenlenmiştir ve hem hangi kanunun uygulanacağını hem de Türk mahkemelerinin yetkisini belirler. Bu rehberde, zaman bakımından uygulamanın temel kuralı olan lehe kanun ilkesini ve yer bakımından uygulamanın dayandığı mülkilik, şahsilik, koruma ve evrensellik ilkelerini ele alıyoruz. Konu, Türk Ceza Kanunu’nun genel hükümler kısmında yer alır.

Ceza Kanununun Uygulama Alanı: Zaman ve Yer Bakımından Uygulanması

Ceza kanununun uygulama alanı iki temel eksende belirlenir: zaman ve yer. Zaman bakımından uygulama, birbirini izleyen kanunlar arasında hangisinin geçerli olacağını; yer bakımından uygulama ise suçun işlendiği yere göre Türk kanunlarının uygulanıp uygulanmayacağını konu alır. Bu kurallar, Türk Ceza Kanunu‘nun “Kanunun Uygulama Alanı” başlıklı bölümünde toplanmıştır ve suçta ve cezada kanunilik ilkesinin doğrudan bir uzantısıdır.

Zaman Bakımından Uygulama (TCK 7)

Zaman bakımından uygulamada temel kural, fiilin işlendiği anda yürürlükte olan kanunun uygulanmasıdır. TCK 7’ye göre, işlendiği zaman suç sayılmayan bir fiilden dolayı kimseye ceza verilemez; işlendikten sonra yürürlüğe giren kanunla suç olmaktan çıkarılan bir fiilden dolayı da kimse cezalandırılamaz ve verilmiş ceza varsa infazı ile kanuni sonuçları kendiliğinden ortadan kalkar. Bu ilke, “geçmişe yürüme yasağı” olarak da adlandırılır ve kişinin, fiili işlediği anda öngöremeyeceği bir cezayla karşılaşmasını önler.

Lehe Kanunun Geçmişe Yürümesi

Geçmişe yürüme yasağının en önemli istisnası, lehe kanun ilkesidir. TCK 7/2’ye göre, suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur. Yani sonradan çıkan kanun failin lehineyse, bu kanun geçmişe yürür ve fiil işlendiğinde yürürlükte olmasa dahi uygulanır.

Lehe kanun, hüküm kesinleşmiş ve hatta infaz aşamasına gelinmiş olsa bile uygulanır. Bu durumda hükümlü, hükmü veren mahkemeye “uyarlama yargılaması” talebiyle başvurabilir; mahkeme dosyayı yeniden ele alarak lehe kanunu uygular. Lehe kanunun belirlenmesinde tek bir hüküm değil, kanunun somut olaya bütün olarak uygulanmasıyla ortaya çıkan sonuç dikkate alınır; yani hangi kanunun failin lehine olduğu, olayın tümü üzerinden değerlendirilir.

İnfaz Rejimine İlişkin Kurallar (TCK 7/3)

Lehe kanun ilkesinin de bir istisnası vardır. TCK 7/3’e göre, infaz rejimine ilişkin hükümler derhal uygulanır; yani bu hükümlerde lehe olan değil, o an yürürlükte bulunan kanun geçerlidir. Ancak bu kuralın da istisnası bulunur: hapis cezasının ertelenmesi, koşullu salıverilme ve tekerrürle ilgili hükümler bu kapsamın dışındadır ve bunlarda yine lehe kanun ilkesi işler. Bu ayrım uygulamada karışıklığa yol açabildiğinden, infaz hesaplamalarında hangi kuralın geçerli olduğunun doğru belirlenmesi önem taşır.

Yer Bakımından Uygulama: Mülkilik İlkesi (TCK 8)

Yer bakımından uygulamada Türk Ceza Kanunu kural olarak mülkilik (ülkesellik) ilkesini benimsemiştir. TCK 8’e göre, Türkiye’de işlenen suçlar hakkında Türk kanunları uygulanır. Fiilin kısmen veya tamamen Türkiye’de işlenmesi ya da neticenin Türkiye’de gerçekleşmesi hâlinde suç, Türkiye’de işlenmiş sayılır. Ayrıca Türk kara, hava ve deniz sahaları ile Türk deniz ve hava araçlarında işlenen suçlar da Türkiye’de işlenmiş kabul edilir. Mülkilik ilkesi, failin veya mağdurun vatandaşlığına bakılmaksızın, ülke sınırları içinde işlenen tüm suçlara Türk kanunlarının uygulanacağı anlamına gelir.

Şahsilik İlkesi: Faile ve Mağdura Göre (TCK 11-12)

Mülkilik ilkesinin yanında, kanun belirli hâllerde şahsilik ilkesine de yer vermiştir:

  • Faile göre şahsilik (TCK 11), bir Türk vatandaşının yabancı ülkede işlediği ve belirli ağırlıktaki suçlar bakımından, koşulların varlığında Türk kanunlarına göre cezalandırılmasını öngörür. Suçu işleyen kimsenin vatandaşlığı esas alınarak yabancı ülkede işlenmiş bir suçun takibi yapılmasına ceza hukuku sisteminde “faile göre şahsilik ilkesi” denilmektedir.
  • Mağdura göre şahsilik (TCK 12) ise, bir yabancının yurt dışında bir Türk vatandaşının ya da Türk hukukuna göre kurulmuş bir tüzel kişinin zararına işlediği suçlarda, belirli koşullarla Türk kanunlarının uygulanmasına imkân tanır. Devletin yurt dışında bulunan kendi vatandaşları aleyhine bir suç işlenmesi halinde, vatandaşının hak ve menfaatlerini koruma bakımından fayda gözetilerek bunları takip edip kovuşturmasına “mağdura göre şahsilik ilkesi” denilmektedir.

Bu ilkeler, suçun yurt dışında işlenmesi hâlinde dahi Türk yargısının devreye girebileceği durumları belirler.

Koruma ve Evrensellik İlkeleri (TCK 13)

TCK 13, koruma ve evrensellik ilkelerini düzenler. Koruma ilkesi, Türkiye’nin temel çıkarlarını (güvenliği, anayasal düzeni gibi) hedef alan suçların, nerede ve kim tarafından işlenirse işlensin Türk kanunlarına göre cezalandırılmasını sağlar. Evrensellik ilkesi ise, insanlığın ortak değerlerini ilgilendiren ve uluslararası nitelikteki bazı suçlar (işkence, uyuşturucu ticareti, parada sahtecilik gibi) bakımından, failin ya da mağdurun vatandaşlığına bakılmaksızın Türk kanunlarının uygulanabileceği hâlleri belirler. Bu ilkeler, madde metninde tek tek sayılan suçlarla sınırlıdır.

Yabancı Ülkede Verilen Hüküm ve Mahsup

Bir suçun yabancı ülkede yargılanmış olması, Türkiye’de yeniden yargılanmaya her zaman engel değildir. Kanun, belirli hâllerde yabancı ülkede hüküm verilmiş olsa bile Türkiye’de yeniden yargılama yapılmasını öngörür. Bu gibi durumlarda mağduriyeti önlemek için mahsup kuralı devreye girer: nerede işlenmiş olursa olsun bir suçtan dolayı yabancı ülkede gözaltında, tutuklulukta veya hükümlülükte geçen süre, aynı suçtan Türkiye’de verilecek cezadan düşülür. Böylece kişinin aynı fiil nedeniyle iki kez tam cezaya maruz kalması engellenir.

Zaman ve yer bakımından uygulama kuralları, özellikle yabancılık unsuru taşıyan ya da mevzuat değişikliği bulunan dosyalarda sonucu doğrudan etkiler. Bu değerlendirmelerin doğru yapılabilmesi için sürecin ceza muhakemesi İstanbul vekilliği alınarak yürütülmesi önerilir.

Yer Bakımından Uygulama İlkelerinin Özeti

Aşağıdaki tablo, ceza kanununun yer bakımından uygulanmasında benimsenen dört temel ilkeyi özetlemektedir:

İlkeÖlçütKısaca
MülkilikSuçun işlendiği yerTürkiye’de işlenen tüm suçlara Türk kanunu uygulanır
ŞahsilikFail veya mağdurun vatandaşlığıYurt dışındaki suçta vatandaşlık bağıyla Türk kanunu uygulanabilir
KorumaTürkiye’nin çıkarlarıDevletin temel çıkarlarına yönelen suçlar
Evrensellikİnsanlığın ortak değerleriİşkence, uyuşturucu ticareti gibi uluslararası suçlar

Uygulamada Sık Karşılaşılan Durumlar

Zaman ve yer bakımından uygulama kuralları, uygulamada özellikle iki durumda öne çıkar. Birincisi, bir suç işlendikten sonra ilgili kanunda değişiklik yapılması hâlidir. Örneğin bir suçun cezası sonradan indirilmişse, henüz kesinleşmemiş dosyalarda ya da infaz aşamasındaki hükümlerde lehe kanun uygulanır ve fail bu indirimden yararlanır. Bu nedenle mevzuat değişikliklerinin dosyaya etkisi sürekli takip edilmelidir.

İkincisi, internet üzerinden veya sınır aşan biçimde işlenen suçlardır. Bir içeriğin yurt dışındaki bir sunucudan yayımlanması, ancak sonucunun (mağduriyetin) Türkiye’de gerçekleşmesi durumunda, suç Türkiye’de işlenmiş sayılabilir ve Türk kanunları uygulanır. Benzer şekilde, fiilin bir kısmının Türkiye’de gerçekleşmesi de yeterlidir. Bu tür sınır aşan olaylarda hangi ülkenin kanununun ve mahkemesinin yetkili olduğunun doğru belirlenmesi, savunmanın ilk ve en teknik aşamalarından biridir.

Konu ile İlgili Yargıtay Kararları ve Karar Analizleri

Uluslararası Suçluların İadesinde Mülkilik ve Evrensellik İlkelerinin Sınırları ve İki Taraflı Sözleşmelerin Önceliği

Yargıtay 10. Ceza Dairesi, Esas: 2022/1681 – Karar: 2022/12694, Tarih: 05.12.2022

Kararın Özeti

Kazakistan’da uyuşturucu ticareti suçundan yürütülen soruşturma kapsamında hakkında tutuklama ve uluslararası düzeyde arama kararı çıkarılan Kazakistan vatandaşı bir sanığın Türkiye’de yakalanması üzerine, Kazakistan adli makamları suçluların iadesi (geri verme) talebinde bulunmuştur. İlk derece mahkemesi (Fethiye Ağır Ceza Mahkemesi), 6706 sayılı Kanun uyarınca bu iade talebinin kabul edilebilir olduğuna hükmetmiştir. Kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 10. Ceza Dairesi, iadesi istenen kişinin bizzat yaptığı temyiz istemini 15 günlük yasal sürenin geçirilmesi nedeniyle reddetmiştir. Sanık müdafiinin temyiz istemini ise esastan inceleyen Daire; uyuşturucu ticareti suçunun TCK m. 13 kapsamında evrensellik ilkesine tabi olduğunu, Türkiye’nin bu suçta tali/tamlayıcı yargı yetkisi bulunsa dahi bu durumun mülkilik ilkesine göre asıl yetkili olan devlete iadeye engel teşkil etmeyeceğini belirterek iadenin kabul edilebilirliği yönündeki yerel mahkeme kanaatini yerinde bulmuştur. Ancak yerel mahkemenin, Türkiye’nin yargı yetkisini kararda yanlış tanımlaması ve Kazakistan’ın taraf olmadığı Avrupa Sözleşmesi’ne dayanarak hüküm kurması hatalı bulunmuştur. Yargıtay, duruşma yapılmaksızın düzeltilmesi mümkün olan bu hukuka aykırılıkları gidererek kararı düzeltilerek onamıştır.

Yargıtayın Gerekçesi

Yargıtay’ın kararı, uluslararası ceza hukukunun en temel iki sütunu olan “mülkilik” ve “evrensellik” ilkelerinin çatışması ile uluslararası sözleşmelerin uygulanma hiyerarşisine dayanmaktadır. TCK’nın 13. maddesi uyarınca uyuşturucu ticareti gibi insanlığın ortak değerlerini tehdit eden suçlarda evrensellik ilkesi geçerlidir ve yabancı ülkede işlense dahi Türkiye’nin bu suçu yargılama yetkisi (Adalet Bakanının talebi şartıyla) bulunmaktadır. 6706 sayılı Kanun’un 11. maddesi, iadeye konu fiilin Türkiye’nin yargı yetkisine girmesi halinde iadenin reddedileceğini öngörmektedir. Ancak Daire bu noktada hayati bir ayrım yapmıştır: Ceza kurallarının yer bakımından uygulanmasında egemenlik hakkının bir sonucu olan “mülkilik” ilkesi asıl ve en geniş kapsamlı olanıdır. Suçun işlendiği yer devleti asli yargı yetkisine sahipken, evrensellik ilkesine dayanan Türkiye’nin yetkisi yalnızca tali ve tamamlayıcı niteliktedir. Bu nedenle, uyuşturucu suçunun TCK m. 13’te yer alması, suçun işlendiği yer devletine kişinin iade edilmesini engellemez. Dairenin ikinci ana bozma gerekçesi ise usulidir. Yerel mahkeme, iade kararını Kazakistan’ın taraf olmadığı Suçluların İadesine Dair Avrupa Sözleşmesi’ne dayandırmıştır. Yargıtay, iki ülke arasında mevcut olan 1997 tarihli müstakil “Türkiye Cumhuriyeti ile Kazakistan Cumhuriyeti Arasında Cezai Konularda Adli Yardımlaşma ve Suçluların İadesi Anlaşması” hükümlerinin esas alınması gerektiğini vurgulayarak bu fıkrayı bizzat düzeltmiştir.

“Somut olayda uyuşturucu madde ticareti yapma suçu açısından TCK’nın 13. maddesine göre Türkiye’nin yargılama yetkisi bulunmakla birlikte, mülkilik ilkesi uyarınca asli yargı yetkisinin suçun işlendiği yer devletinde bulunduğu, Türkiye’nin yargı yetkisinin ise tali ve tamamlayıcı nitelikte olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenlerle uyuşturucu madde ticareti yapma suçunun TCK’nın 13. maddesi kapsamında düzenlenmiş olması, kişinin mülkilik ilkesi uyarınca, yargı yetkisine haiz olan bir devlete iadesine engel teşkil etmeyecektir.”

Değerlendirme

Bu karar, küreselleşen dünyada sınır aşan suçlarla mücadelede uluslararası adli yardımlaşmanın ve “ya iade et ya yargıla” (aut dedere aut judicare) kuralının hukuki sınırlarını net bir şekilde çizen çok kıymetli akademik derinlikte bir içtihattır. İlk derece mahkemeleri uluslararası iade yargılamalarında sıklıkla matbu sözleşme isimlerine (örneğin en yaygın olan Avrupa Sözleşmesi’ne) dayanarak hata yapabilmektedir. Yargıtay, devletler arasındaki egemenlik ilişkilerini ve ikili antlaşmaların önceliğini hatırlatarak bu usul hatasını sert bir şekilde filtre etmiştir. Kararın teorik açıdan en başarılı yönü, TCK m. 13’ün mutlak bir bariyer olarak yorumlanmasının önüne geçmesidir. Eğer Türkiye, sırf kendi kanunlarında “evrensel yetki” tanındı diye suçun işlendiği ve tüm delillerin bulunduğu esas ülkeye faili iade etmekten kaçınsaydı, bu durum uluslararası ceza adaletinin amacına ve suçlunun cezasız kalmaması felsefesine aykırı düşerdi. Tali yetkinin, asli yetkiyi bloke edemeyeceğini vurgulayan Yargıtay 10. Ceza Dairesi, hem iç hukukun sınırlarını korumuş hem de Türkiye’nin uluslararası adli iş birliği taahhütlerine bağlılığını hukuki bir mantığa oturtmuştur.

Yargıtay 10. Ceza Dairesi, Esas: 2022/1681 – Karar: 2022/12694, Tarih: 05.12.2022 Tam Metni

“İçtihat Metni”

Mahkeme : FETHİYE Ağır Ceza Mahkemesi
Suç : Uyuşturucu madde ticareti yapma
Hüküm : 6706 Sayılı Kanun’un 18. maddesi gereği sanık hakkındaki geri verme talebinin kabul edilebilir olduğuna

Dosya incelendi.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ :
A- İadesi talep edilen …’nın temyiz isteminin incelenmesinde:
İadesi talep edilen ve müdafiinin yüzüne karşı tefhim edilen hükmün, 5271 sayılı CMK’nın 291. maddesinin 1. fıkrasında belirtilen on beş günlük yasal temyiz süresinden sonra 10/01/2022 tarihli dilekçe ile iadesi talep edilen tarafından temyiz edildiği anlaşıldığından, iadesi talep edilenin temyiz isteğinin CMK’nın 298. maddesi gereğince REDDİNE,
B-İadesi talep edilen … müdafiinin temyiz isteminin incelenmesinde:
İadesi talep edilenin, iade talebine konu olan suç ile ilgisini ortaya koyan delillerin iade yargılaması açısından yeterli olması nedeniyle tebliğnamedeki bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir.
Kazakistan vatandaşı … hakkında suç tarihi olan 04/05/2019 tarihinde “Uyuşturucu” suçundan yürütülen soruşturma neticesinde tutuklama kararı verildiği ve Kazakistan ülkesi dışında bulunması nedeniyle Uluslararası düzeyde arama kararı çıkartılıp sanığın Türkiye’de bulunduğunun tespit edilmesi nedeniyle Kazakistan adli mercilerine iadesinin talep edildiği anlaşılmakla,
Ceza kurallarının yer bakımından uygulanması açısından bazı suçların yargılanmasında evrensellik ilkesi kabul edilmektedir. TCK’nın “Diğer suçlar” başlıklı 13. maddesinde, yabancı ülkede işlenen belli suçların failine veya mağduruna bakılmaksızın Türkiye’de yargılanacağı düzenlenmektedir. TCK’nın 13. maddesinin 2. fıkrasında TCK’nın İkinci Kitap, Dördüncü Kısım altındaki Üçüncü, Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümlerde yer alanlar hariç; birinci fıkra kapsamına giren suçlardan dolayı Türkiye’de yargılama yapılabilmesi Adalet Bakanının talebinin bulunması şartına bağlanmıştır.
İade talebine konu uyuşturucu madde ticareti yapma suçunun TCK’nın 13. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinde düzenlendiği ve Türkiye’nin yargı yetkisi kapsamında bulunduğu anlaşılmaktadır. 6706 sayılı Cezaî Konularda Uluslararası Adli İş Birliği Kanunu’nun 11. maddesinin 1. fıkrasının c-4 bendinde iade talebine esas teşkil eden fiilin Türkiye’nin yargı yetkisine giren bir suç olması halinde iade talebinin kabul edilmeyeceği düzenlenmektedir.
Ceza kurallarının yer bakımından uygulanmasında esas alınan ilkelerden biri olan mülkilik ilkesi, devletlerin egemenlik haklarını kullanmalarının doğal bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Kural olan daima devletlerin kendi sınırları içerisinde gerçekleşen fiillere karşı kendi iç hukuk mekanizmasını uygulamayı arzulamalarıdır. Bu nedenle ceza kurallarının yer bakımından uygulanmasında asıl ve en geniş kapsamlı olan ilke mülkilik ilkesidir.
Evrensellik ilkesi ise, “ortak kültür değerlerine yönelik olarak” işlenen bir suçun insanlık yararına cezasız kalmaması için, mülkilik ilkesine göre yetkili sayılmayan bir devletin, salt adaleti sağlamak amacıyla suç dünyanın neresinde, kim tarafından kime karşı işlenmiş olursa olsun, bu suçu yargılama konusunda kendi kendisini yetkili kılmasını ifade eder. Bu ilkenin bir yansıması olarak her devlet ülkesinde bulunan, her ülkede suç sayılan fiiller bakımından suç sanığını ya suçun işlendiği devlete iade etmeli veya yargılayıp cezalandırmalıdır.
Bu açıklamalar ışığında, somut olayda uyuşturucu madde ticareti yapma suçu açısından TCK’nın 13. maddesine göre Türkiye’nin yargılama yetkisi bulunmakla birlikte, mülkilik ilkesi uyarınca asli yargı yetkisinin suçun işlendiği yer devletinde bulunduğu, Türkiye’nin yargı yetkisinin ise tali ve tamamlayıcı nitelikte olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenlerle uyuşturucu madde ticareti yapma suçunun TCK’nın 13. maddesi kapsamında düzenlenmiş olması, kişinin mülkilik ilkesi uyarınca, yargı yetkisine haiz olan bir devlete iadesine engel teşkil etmeyecektir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1- İade talebine konu suçun, TCK’nın 13. maddesi gereğince Türkiye’nin yargı yetkisine giren bir suç olmasına rağmen kararda Türkiye Cumhuriyeti’nin yargı yetkisine giren bir suç olmadığının belirtilmesi,
2- 04/04/1997 tarih ve 4243 sayılı Kanunla onaylanması uygun bulunan ve 10/04/1997 tarih ve 22960 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan “Türkiye Cumhuriyeti ile Kazakistan Cumhuriyeti Arasında Cezai Konularda Adli Yardımlaşma ve Suçluların İadesi Anlaşması” hükümleri dikkate alınmak suretiyle 6706 sayılı Kanun hükümleri gereğince iadenin kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekirken, Kazakistan Cumhuriyeti’nin taraf olmadığı Suçluların İadesine Dair Avrupa Sözleşmesine dayanılarak iade edilebilirlik kararı verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, iadesi talep edilen müdafiinin temyiz istemleri bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, CMK’nın 302. maddesi gereğince hükmün BOZULMASINA, ancak bu durumların yeniden duruşma yapılmaksızın aynı Kanun’un 303. maddesi gereğince düzeltilmesi mümkün bulunduğundan,
1 – “… nedeniyle Türkiye Cumhuriyetinin yargı yetkisine giren bir suç olmadığı” ibaresinin hüküm fıkrasından çıkarılması.
2- “Türkiye’nin taraf olduğu Sidas 164. maddesi” ibaresinin hüküm fıkrasından çıkarılması ve yerine “ 04/04/1997 tarih ve 4243 sayılı Kanunla onaylanması uygun bulunan ve 10/04/1997 tarih ve 22960 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan “Türkiye Cumhuriyeti ile Kazakistan Cumhuriyeti Arasında Cezai Konularda Adli Yardımlaşma ve Suçluların İadesi Anlaşması” ibaresinin eklenmesi,
Suretiyle, hukuka aykırılıkların DÜZELTİLEREK iadesi talep edilen müdafiinin iadenin kabul edilebilir olduğuna dair hükme yönelik temyiz istemlerinin ESASTAN REDDİNE, tutukluluk süresi ve tutuklama koşullarında değişiklik bulunmadığından iadesi talep edilen hakkındaki salıverilme talebinin reddine, 05/12/2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi

Lehe Kanun Değerlendirmesinde Hükümler Bölünemez; Zamanaşımı Yönünden Avantajlı Olan Eski Kanun Uyarınca Davanın Düşmesi Gerekir

Yargıtay 6. Ceza Dairesi, Esas: 2016/2187 – Karar: 2018/4674, Tarih: 21.06.2018

Kararın Özeti

Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan sanıklar hakkında açılan kamu davasında, yerel mahkemece (Ağır Ceza Mahkemesi) mahkûmiyet hükmü kurulmuştur. Hükmün sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 6. Ceza Dairesi dosyayı zaman bakımından uygulama ve lehe kanun tespiti ilkeleri çerçevesinde ele almıştır. İnceleme neticesinde; suç tarihi ile yargılama süreci arasında yürürlüğe giren yeni mülga/yürürlükteki yasal mevzuat değerlendirilmiş ve zamanaşımı hükümleri kıyaslanmıştır. Yapılan bütünsel değerlendirmede, 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu hükümlerinin sanıkların lehine sonuç doğurduğu ve bu kanunda öngörülen 10 yıllık olağanüstü dava zamanaşımı süresinin yerel mahkemenin karar tarihinden temyiz inceleme tarihine kadar geçen sürede dolduğu tespit edilmiştir. Daire, yeniden yargılamayı gerektirmeyen bu durum karşısında yerel mahkeme hükmünü bozmuş ve sanıklar hakkındaki kamu davalarının zamanaşımı nedeniyle düşmesine oy birliğiyle karar vermiştir.

Yargıtayın Gerekçesi

Yargıtay’ın bozma ve düşme gerekçesi, ceza hukukunun temel direklerinden olan “zaman bakımından uygulama”, “lehe kanunun tırpanlanma yasağı (bütünlük ilkesi)” ve Anayasa’nın 38/2. maddesi kapsamında zamanaşımının maddi ceza hukuku güvencesinde olmasına dayanmaktadır. Ceza kuralları kural olarak ileriye etkilidir; ancak failin lehine olan sonraki kanun geçmişe yürür. Daire, lehe kanun tespiti yapılırken cımbızlama usulüyle her iki kanunun en avantajlı maddelerinin birleştirilemeyeceğini, kanunların olaya “bir bütün olarak” uygulanıp neticelerinin karşılaştırılması gerektiğini (5252 s. K. m. 9/3) vurgulamıştır. Maddi ceza hukukuna dahil olan dava zamanaşımı süreleri de bu bütünsel kıyasın ayrılmaz bir parçasıdır. Somut olayda, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu yönünden 765 sayılı TCK (m. 179/2, 102/3, 104/2) ile 5237 sayılı TCK (m. 109/2-3, 66/1-d, 67/4) hükümleri bir bütün olarak karşılaştırıldığında, zamanaşımı rejiminin eski kanun döneminde sanıklar yararına daha kısa süreli bir koruma sağladığı görülmüştür. Eski kanunun öngördüğü 10 yıllık kesintili zamanaşımı süresi, yerel mahkemenin mahkûmiyet hükmünü kurduğu 30.11.2007 tarihinden Yargıtay dairesinin inceleme yaptığı 21.06.2018 tarihine kadar tamamen tükendiğinden, devletin cezalandırma yetkisi ortadan kalkmıştır.

“Somut olaya ilişkin lehe kanunun belirlenmesinde sadece belirli bir hüküm göz önünde bulundurulamaz. Kanun hükümlerinin olaya bir bütün olarak uygulanması sonucuna bakılmak suretiyle lehe kanun belirlenmesi yoluna gidilmelidir… Zamanaşımı bakımından 765 sayılı Kanun hükümlerinin sanıklar yararına olması ve aynı Kanun’un 102/3, 104/2. maddelerinde öngörülen 10 yıllık sürenin kararın verildiği 30.11.2007 tarihinden incelemenin yapıldığı tarihe kadar dolmuş bulunması…”

Değerlendirme

Bu karar, 2005 yılında gerçekleşen büyük Türk Ceza Kanunu reformunun ardından ceza yargılamasında yıllarca süren “lehe kanun” karmaşasına berraklık getiren çok disiplinli bir usul dersidir. Uygulamada ilk derece mahkemeleri, suçun tanımı ve hapis cezası alt-üst sınırları yönünden bazen yeni kanunu daha avantajlı bularak doğrudan o yönde hüküm kurabilmektedir. Ancak Yargıtay bu kararla, zamanaşımının yargılamanın her aşamasında re’sen gözetilmesi gereken, suç ile sanık arasındaki bağı koparan mutlak bir kamu düzeni kuralı olduğunu hatırlatmaktadır. Cezanın miktarı yeni kanunda az bile çıksa, eğer eski kanundaki zamanaşımı süresi daha kısaysa ve bu süre yargılama (temyiz) aşamasında dolmuşsa, sanık için en lehe kanun tartışmasız bir şekilde davayı tamamen ortadan kaldıran eski kanundur. Yargıtay 6. Ceza Dairesi, karmaşık yasal geçiş hükümlerini analitik bir teraziye vurmuş, “bütünlük” ilkesini çiğnemeden sanıkların anayasal ve yasal zamanaşımı hakkını teslim etmiştir.

Yargıtay 6. Ceza Dairesi, Esas: 2016/2187 – Karar: 2018/4674, Tarih: 21.06.2018 Tam Metni

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma
HÜKÜM : Mahkumiyet

Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

765 sayılı TCK’nun 2/2. maddesinde 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK’nun “zaman bakımından uygulama başlıklı 7. maddesinde düzenlenmiştir. Görüldüğü üzere her iki düzenlemede ceza hukukunun en önemli ilkelerinden birisi olan ceza hukuku kurallarının yürürlüğe girdiği andan itibaren işlenen suçlara uygulanacağına ilişkin” ileriye etkili olma prensibi ile bu ilkenin istinasını oluşturan ve failin lehine olan yasanın geçmişe etkili olması anlamına gelen “geçmişe etkili uygulama” veya geçmişe yürürlük ilkesine yer vermiştir.

Somut olaya ilişkin lehe kanunun belirlenmesinde sadece belirli bir hüküm göz önünde bulundurulamaz. Kanun hükümlerinin olaya bir bütün olarak uygulanması sonucuna bakılmak suretiyle lehe kanun belirlenmesi yoluna gidilmelidir. Bu düşünceyle 5252 sayılı Kanunun 9/3. maddesi ile özel hüküm de konulmuştur. Bu arada suç ile sanık arasındaki bağlantısını kesen ve sanığın cezalandırılmasını önleyen yargılamanın her aşamasında dikkate alınması zorunlu olan zamanaşımına ilişkin hükümlerin zaman bakımından uygulama sorunu da vardır.

1982 Anayasanın 38/2. maddesinde dava ve ceza zamanaşımına ilişkin kanun hükümlerinde değişiklik yapılması durumunda maddi ceza hukukuna ilişkin zaman bakımından uygulama kurallarının geçerli olacağı kabul edilmiştir. Buna göre genel yargılaması devam eden dava için dava zamanaşımına ilişkin sürelerde değişiklik yapan sonraki kanun lehe hüküm içeriyorsa bunun da geçmişe etkili olarak 03.06.1942 gün 36/15 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında ana hatları ile açıklandığı üzere, zamanaşımı süresi ceza bağımsızlığını koruyan her suç için ayrı ayrı uygulanacaktır. Tek İstisnası 5252 sayılı Yasanın 9/4. maddesidir. Bu bağlamda somut olaya gelince;

Sanıklar …, …, … ve …’ın kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından eylemlerine uyan 765 sayılı TCK’nın 179/2, 102/3, 104/2. maddelerine göre, 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK’nın aynı suça uyan 109/2-3, 66/1-d, 67/4. maddelerinin ayrı ayrı ve bir bütün olarak uygulanması sonucu, anılan Kanun’un 7/2, 5252 sayılı Kanun’un 9/3. maddeleri ışığında, zamanaşımı bakımından 765 sayılı Kanun hükümlerinin sanıklar yararına olması ve aynı Kanun’un 102/3, 104/2. maddelerinde öngörülen 10 yıllık sürenin kararın verildiği 30.11.2007 tarihinden incelemenin yapıldığı tarihe kadar dolmuş bulunması,

Bozmayı gerektirmiş, sanıklar …, …, … ve … savunmanlarının temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle tebliğnameye kısmen aykırı olarak BOZULMASINA, bozma nedeni yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK’nın 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak sanıklar hakkında açılan kamu davalarının zamanaşımı nedeniyle DÜŞMESİNE, 21/06/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Faile Göre Şahsilik İlkesi ve Sınır Aşan Suçlarda Yargılama Yetkisi

Yargıtay 18. Ceza Dairesi, Esas: 2015/41 – Karar: 2015/46, Tarih: 31.03.2015

Kararın Özeti

Göçmen kaçakçılığı suçundan yargılanan sanık, Türkiye sınırlarından göçmenleri menfaat karşılığı çıkarıp Yunanistan’a soktuktan sonra bu ülkede yakalanmış ve yargılanarak cezalandırılmıştır. İlk derece mahkemesi, sanığın aynı fiil sebebiyle yabancı ülkede cezalandırıldığını gözeterek davanın reddine karar vermiştir. Kararı temyiz eden Yargıtay 18. Ceza Dairesi ise suçun Türkiye sınırlarında başlayıp sınır geçilmesiyle tamamlandığını, yabancı ülkedeki mahkûmiyetin Türkiye’deki yargılamaya engel olmadığını belirteret yerel mahkeme hükmünü bozmuştur. Yargıtay, Türkiye’nin yargılama yetkisini vurgularken yabancı ülkede çekilen cezaların mahsup edilmesi gerektiğine işaret etmiştir.

Faile Göre Şahsilik İlkesi Ekseninde Değerlendirme

Ceza kanunlarının yer bakımından uygulanmasında devletler mülkilik ilkesinin yanında şahsilik (kişisellik) ilkelerine de dayanırlar. Bu kararda, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun yer bakımından yetki kuralları ve özellikle faile göre şahsilik ilkesi şu boyutlarıyla karşımıza çıkmaktadır:

  • Yargılama Yetkisinin Dayanağı (TCK m. 11): Faile göre şahsilik ilkesi, bir devletin kendi vatandaşının yurt dışında işlediği suçlar üzerinde yargılama yetkisine sahip olmasını öngörür. Somut olayda sanık, Türk vatandaşı olup göçmen kaçakçılığı suçunun bir bölümünü (göçmenleri yurt dışına çıkarma eylemini) Türkiye’de gerçekleştirmiş, nihai neticeyi Yunanistan’da tamamlamıştır. Failin Türk vatandaşı olması ve suçun kısmen veya tamamen sınır aşan nitelik taşıması, Türkiye Cumhuriyeti’ne bu fail üzerinde faile göre şahsilik ilkesi gereği cezalandırma yetkisi vermektedir.
  • Uluslararası Yetki Çatışması ve “Ne Bis In Idem” Sınırı: Yabancı mahkemede aynı fiilden hüküm giyilmiş olması, mülkilik ve şahsilik ilkelerinin doğrudan egemenlik haklarıyla bağlantılı olması sebebiyle Türkiye’de yeniden yargılama yapılmasını engellemez. Yargıtay, yabancı devletin kendi egemenlik alanını korumak için fiili “yurda kaçak göçmen sokmak” olarak cezalandırmasının, Türkiye’nin “yurt dışına göçmen çıkarma” eylemini faile göre şahsilik ve mülkilik uyarınca cezalandırma yetkisini elinden almayacağını netleştirmiştir.
  • Mükerrer Cezanın Hakkaniyet Sınırı (TCK m. 16): Faile göre şahsilik ilkesinin sınırsız ve kontrolsüz uygulanması, kişilerin aynı fiil yüzünden mükerrer (çifte) cezaya çarptırılması riskini doğurur. Bu adaletsizliği önlemek amacıyla TCK’nın 16. maddesinde mahsup müessesesi düzenlenmiştir. Yargıtay, davanın reddedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, davanın yürütülüp hüküm kurulması gerektiğini; ancak adalet ilkesi gereği sanığın Yunanistan’da gözaltı, tutukluluk ve hükümlülükte geçirdiği tüm sürelerin Türkiye’de hükmedilecek cezadan düşürülmesi gerektiğini belirtmiştir.
“Yunanistan tarafından ‘yurda kaçak göçmen sokmak’ şeklinde nitelendirilerek sanığın cezalandırılmasının fiilin her iki ülke yönünden suç olarak kabulü nedeniyle Türkiye’de işlenen göçmen kaçakçılığı suçuna engel teşkil etmeyeceği… ancak, TCK’nın 16. maddesi hükmü de gözetilerek mülkilik, koruma, faile göre şahsilik ile evrenselllik ilkeleri yönünden mükerrer infazın önlenmesi, adalet ve hakkaniyet esasları gözetilerek… süreler saptanarak bu cezasından mahsubu gerektiği…”

Sonuç

Yargıtay 18. Ceza Dairesi, faile göre şahsilik ilkesini ve mülkilik prensibini işleterek devletin kendi vatandaşı üzerindeki yargı egemenliğinden vazgeçemeyeceğini ortaya koymuştur. Yerel mahkemenin davanın reddine karar vermesi, devletin egemenlik hakkının ihlali niteliğindeyken; Yargıtay’ın mahsup mekanizmasını hatırlatarak davaya devam edilmesini istemesi, hem faile göre şahsilik ilkesinin bir gereği hem de sanığın temel haklarını koruyan dengeli bir hukuk adımıdır.

Yargıtay 18. Ceza Dairesi, Esas: 2015/41 – Karar: 2015/46, Tarih: 31.03.2015 Tam Metni

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi

SUÇ : Göçmen kaçakçılığı

HÜKÜM : Davanın reddi

Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

Ancak;

Sanığın, kaçak göçmenleri menfaat karşılığı yasa dışı yollarla sınırdan geçirdikten sonra Yunanistan’da yakalandığı ve bu ülkede yargılanarak cezalandırılmasına karar verildiği anlaşılmakla; göçmen kaçakçılığı suçunun seçimlik hareketlerinden biri olan yurt dışına göçmen çıkarma fiilinin suç tarihi itibariyle icra hareketlerinin göçmenlerin yurt dışına çıkarılıp yabancı ülke sınırlarına girilmekle tamamlandığı, Yunanistan tarafından “yurda kaçak göçmen sokmak” şeklinde nitelendirilerek sanığın cezalandırılmasının fiilin her iki ülke yönünden suç olarak kabulü nedeniyle Türkiye’de işlenen göçmen kaçakçılığı suçuna engel teşkil etmeyeceğinden sanığın bu suçtan cezalandırılması gerektiği, ancak, TCK’nın 16. maddesi hükmü de gözetilerek mülkilik, koruma, faile göre şahsilik ile evrenselllik ilkeleri yönünden mükerrer infazın önlenmesi, adalet ve hakkaniyet esasları gözetilerek yabancı ülke mahkemesince verilen karara ilişkin infaz evrakı araştırılıp yurt dışında gözaltında, gözlem altında, tutuklulukta veya hükümlülükte geçirdiği süreler saptanarak bu cezasından mahsubu gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi,

Kanuna aykırı, o yer Cumhuriyet Savcısının temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 31/03/2015 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Sıkça Sorulan Sorular

Lehe kanun ne demektir?

Lehe kanun, suçun işlendiği tarihteki kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanun farklıysa, failin daha az cezalandırılmasını sağlayan kanundur. TCK 7/2 uyarınca lehe kanun geçmişe yürür ve hüküm kesinleşmiş olsa bile uyarlama yargılamasıyla uygulanır.

Yurt dışında suç işleyen Türk vatandaşı Türkiye’de yargılanır mı?

Belirli koşullarda evet. Faile göre şahsilik ilkesi (TCK 11) uyarınca, bir Türk vatandaşının yabancı ülkede işlediği ve kanunda öngörülen ağırlıktaki suçlar bakımından, koşulların varlığında Türkiye’de Türk kanunlarına göre yargılama yapılabilir.

Suçun işlendiği yer nasıl belirlenir?

TCK 8’e göre, fiilin kısmen veya tamamen Türkiye’de işlenmesi ya da neticenin Türkiye’de gerçekleşmesi hâlinde suç Türkiye’de işlenmiş sayılır. Bu nedenle hareketin veya sonucun bir kısmının Türkiye’de gerçekleşmesi, Türk kanunlarının uygulanması için yeterlidir.

Zaman ve yer bakımından uygulama kurallarının somut olayda doğru değerlendirilmesi, özellikle mevzuat değişiklikleri ve yabancılık unsuru taşıyan dosyalarda belirleyicidir.

İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.

Av. Sinan Karabacak – Cep Tel: +90 535 671 88 95

Benzer Yazılar

Bir Yorum

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir