Suç Eşyasının Satın Alınması veya Kabul Edilmesi Suçu (TCK-165)

Suç Eşyasının Satın Alınması veya Kabul Edilmesi Suçu

İçindekiler

Suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi suçu, bir suçun işlenmesiyle elde edilen eşyanın veya malvarlığı değerinin, o suça katılmamış bir kişi tarafından satılmasını, devredilmesini, satın alınmasını veya kabul edilmesini cezalandıran ve Türk Ceza Kanunu‘nun 165. maddesinde düzenlenen bir suç tipidir. Suçun cezası, altı aydan üç yıla kadar hapis ve on bin güne kadar adli para cezasıdır. Çalınmış bir eşyayı bilerek satın almaktan, suçtan elde edilmiş bir malı devralmaya kadar uzanan durumlar bu suç kapsamında değerlendirilir.

Bu yazıda; bu suçun tanımını, unsurlarını (maddi ve manevi unsur), “suça iştirak etmemiş olma” koşulunu, eşyanın suçtan elde edildiğini bilmenin önemini ve bunun Yargıtay tarafından nasıl ispatlandığını, benzer suçlardan farkını, cezasını, şikâyet ve uzlaştırma durumunu, görevli mahkemeyi ve merak edilen diğer hususları güncel Yargıtay kararları ışığında sade bir dille ele alacağız.

Suç Eşyasının Satın Alınması veya Kabul Edilmesi Suçu ile Korunan Hukuki Değer

Bu suçta korunan temel değer çok yönlüdür. Bir yandan suçtan zarar gören kişinin malvarlığı korunurken; diğer yandan suçtan elde edilen eşyanın el değiştirerek ekonomik dolaşıma girmesini önleyerek adli düzen ve kamu menfaati de korunur. Çünkü suç eşyasının alınıp satılması, hem suçun izlerinin kaybolmasına hem de suçtan beklenen menfaatin gerçekleşmesine yardımcı olur.

Kanun koyucunun bu suçu ihdas etmesinin sebebi de tam olarak budur: suç işlemek suretiyle elde edilen menfaatlerin piyasada tedavüle konulmasının ve suç işlemenin bir menfaat temini açısından cazip bir yol olarak görülmesinin önüne geçmek.

Suç Eşyasının Satın Alınması veya Kabul Edilmesi Suçunun Unsurları

Bir fiilin bu suç olarak nitelendirilebilmesi için belirli unsurların bir arada bulunması gerekir.

Fail

Bu suçun faili herkes olabilir; ancak burada önemli bir koşul vardır: Fail, eşyanın elde edildiği öncül suça (asıl suça) iştirak etmemiş olmalıdır. Yani fail, eşyayı elde eden suça katılmamış, ancak sonradan bu eşyayla ilgili bir tasarrufta bulunmuş kişidir.

Mağdur

Suçun mağduru, öncül suçtan zarar gören kişidir; örneğin eşyası çalınan kişi. Ayrıca suçun korunan değeri itibarıyla kamu da bu suçtan zarar görür.

Suçun Konusu

Suçun konusu, bir suçun işlenmesiyle elde edilen eşya veya diğer malvarlığı değeridir. Yani eşyanın bir suçtan (örneğin hırsızlık, dolandırıcılık) kaynaklanmış olması gerekir.

Hiçbir suçtan kaynaklanmayan, hukuka uygun yollarla elde edilmiş eşya bu suçun konusunu oluşturmaz.

Öncül suçun mutlaka hırsızlık olması da gerekmez; Yargıtay 15. Ceza Dairesi 2015/3818 E., 2018/3160 K. sayılı kararında, diğer sanığın dolandırıcılık suretiyle katılanı kandırarak temin ettiği aracı, suç eşyası olduğunu bilerek kabul eden sanığın eyleminin de TCK’nın 165. maddesinde düzenlenen suçu oluşturduğuna hükmetmiştir.

Aynı şekilde suçun konusu her zaman fiziki bir “eşya” olmak zorunda da değildir; Yargıtay 2. Ceza Dairesi 2019/6452 E., 2019/19430 K. sayılı kararında, hırsızlık suçunun faili olan suça sürüklenen çocuktan aldığı parayı döviz bürosuna götürüp bozduran sanığın eyleminin, paranın suç eşyası olduğunu bilebilecek durumda olması karşısında TCK’nın 165. maddesini oluşturduğuna hükmederek, maddedeki “diğer malvarlığı değeri” ibaresinin nakit parayı da kapsadığını göstermiştir.

Öncül suçun gerçekten işlenmiş olması da şarttır; eşyanın meşru sahibinin rızasıyla elden çıkarıldığı durumlarda ortada bir öncül suç bulunmaz. Yargıtay 2. Ceza Dairesi 2014/21083 E., 2015/22456 K. sayılı kararında, 18 yaşından küçük bir çocuğun annesine ait cep telefonunu sanığa satması olayında, önce telefonun asıl sahibinin oğluna satış konusunda izin verip vermediğinin araştırılması gerektiğini, zira izin verilmişse ortada bir öncül suç kalmayacağını belirtmiştir.

Maddi Unsur (Hareket)

Suçun maddi unsuru seçimlik hareketli biçimde düzenlenmiştir. Failin, suç eşyasını satması, devretmesi, satın alması veya kabul etmesi hareketlerinden herhangi birini gerçekleştirmesi suçun oluşması için yeterlidir. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2018/348 E., 2021/223 K. sayılı kararında da bu suçun seçimlik hareketli bir suç olduğunu, daha önce işlenmiş olan bir suçtan elde edilen eşyanın kabul edilmesinin veya satın alınmasının, suçun oluşması için gerekli ve yeterli olduğunu vurgulamıştır.

Manevi Unsur (Kast)

Bu suç yalnızca kasten işlenebilir. Failin, eşyanın bir suçtan elde edildiğini bilerek hareket etmesi gerekir. Eşyanın suçtan kaynaklandığını bilmeyen kişi bakımından bu suçun manevi unsuru oluşmaz. Bu nokta, özellikle ikinci el eşya alımlarında büyük önem taşır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2018/348 E., 2021/223 K. sayılı kararında, bu suçun yalnızca doğrudan kastla değil, olası kastla da işlenebileceğini açıkça belirtmiştir; yani failin eşyanın suçtan elde edildiğinden kesin olarak emin olması şart olmayıp, bu ihtimali öngörüp kabullenerek hareket etmesi de yeterlidir.

“Suça İştirak Etmemiş Olma” Koşulu

Bu suçun en kritik özelliği, failin öncül suça iştirak etmemiş olmasıdır. Eğer kişi, eşyanın elde edildiği suça (örneğin hırsızlığa) bizzat katılmışsa, artık bu suçtan değil; doğrudan o suçtan (hırsızlıktan) sorumlu olur. Bu suç ise, asıl suçun işlenmesinden sonra devreye giren ve suç eşyasıyla ilgili tasarrufta bulunan kişileri hedef alır.

Bu ayrım önemlidir: Asıl suça katılan kişi ile suç eşyasını sonradan devralan kişi farklı hukuki konumdadır ve farklı suçlardan sorumlu tutulur. Uygulamada, çok sanıklı ve çok olaylı dosyalarda hangi sanığın hangi eşyanın alım satımına iştirak ettiğinin somut delillerle ortaya konması da zorunludur; sırf aynı çevrede bulunmak veya akrabalık bu iştirakin ispatı için yeterli görülmez.

Yargıtay 13. Ceza Dairesi 2014/3113 E., 2014/37016 K. sayılı kararında, çok sayıda hırsızlık ve suç eşyası olayının bir arada yargılandığı bir dosyada, bazı sanıkların belirli bir eyleme nasıl ve ne şekilde iştirak ettiğinin karar yerinde açıklanıp tartışılmadan, salt dinlemeye takılan görüşmelere veya diğer sanıkların ifadelerine dayanılarak hükümlülük kararı verilmesini bozma nedeni saymıştır.

Eşyanın Suçtan Elde Edildiğini Bilmek Şart mıdır?

Evet. Bu suçun oluşması için failin, eşyanın bir suçtan elde edildiğini bilmesi (ya da en azından bu ihtimali öngörüp kabullenmesi) gerekir. Eşyanın suç kaynaklı olduğunu bilmeden, iyi niyetle satın alan kişi bu suçtan sorumlu tutulmaz. Örneğin ikinci el bir telefonu veya aracı, çalıntı olduğunu bilmeden satın alan bir kişi bakımından bu suç oluşmaz.

Bu bilme şartı, günümüzde internet üzerinden ikinci el eşya alım satımının yaygınlaşmasıyla birlikte özellikle önem kazanmıştır. Çevrimiçi ikinci el pazaryerleri üzerinden satın alınan bir telefon, bilgisayar veya elektronik eşyanın çalıntı çıkması hâlinde de aynı ilkeler geçerlidir: satıcının kimliğini doğrulamadan, faturasız ve piyasa değerinin belirgin biçimde altında bir fiyata yapılan alımlar, alıcının bilme kastı bakımından şüpheli hâl kabul edilebilirken; faturalı, kimliği belli bir satıcıdan makul bir bedelle yapılan alımlarda iyi niyet karinesi güçlenir.

Uygulamada failin bu bilgisi çoğu zaman doğrudan bir ikrarla değil, somut olayı çevreleyen koşulların bütünüyle, yani şüpheli hâl karinesiyle ispatlanır. Yargıtay 15. Ceza Dairesi 2017/565 E., 2017/19411 K. sayılı kararında, ekonomik durumu iyi olmayan ve eşyanın kaynağı hakkında hiçbir bilgi vermeyen bir satıcıdan birden çok elektrikli bisikleti değerinin altında bir bedelle alıp satan sanıkların mahkûmiyetini onamış; tek başına hiçbiri yeterli olmasa da aşağıdaki koşulların bir arada bulunmasının bilme kastını ortaya koyduğunu kabul etmiştir:

Şüpheli KoşulKastı Destekleyen Anlamı
Eşyanın sayıca çokluğuMünferit/rastlantısal bir alışverişten öte, sistematik bir ilişkiye işaret eder
Satıcının ekonomik durumunun zayıf olmasıBu denli çok değerli eşyaya meşru yoldan sahip olma ihtimalinin düşüklüğünü gösterir
Eşyanın kaynağı hakkında hiçbir bilgi verilmemesi/sorulmamasıMakul bir alıcının araştırmaktan kaçındığını, bilerek göz yumduğunu gösterir
Eşyanın piyasa değerinin belirgin biçimde altında satılmasıMalın meşru piyasa değerine güvenilmediğinin göstergesidir

Bu tablodaki unsurların birlikte bulunması hâlinde, savunmanın odaklanması gereken nokta, bu şüpheli koşulların tek tek makul bir açıklamasının bulunup bulunmadığıdır: eşyanın kaynağına dair somut bir belge/beyan var mıydı, satıcının meşru bir geçim kaynağı bulunuyor muydu, satış bedeli piyasa koşullarına uygun muydu. Bu açıklamalar sunulabiliyorsa şüpheli hâl karinesi çürütülebilir.

Bilme kastının bulunmadığı durumlarda sorumluluk zincirde bir alt basamakta durur. Yargıtay 15. Ceza Dairesi 2014/21273 E., 2017/9855 K. sayılı kararında, katılana ait kamyonu götürüp hurdacılık işiyle uğraşan bir kişiye satan şoför sanığın hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan, kamyonun suç eşyası olduğunu telefon görüşmesiyle öğrenmesine rağmen bunu bilmeyen diğer bir hurdacıya satan ikinci sanığın ise TCK’nın 165. maddesi uyarınca suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi suçundan sorumlu tutulması gerektiğine; buna karşılık kamyonu suç eşyası olduğunu bilmeden bu ikinci hurdacıdan satın alan üçüncü kişinin ise beraat etmesi gerektiğine hükmetmiştir.

Bu karar, bir eşyanın el değiştirdiği her aşamada sorumluluğun ancak “bilme” unsuru gerçekleştiği ölçüde ileri taşınabileceğini göstermesi bakımından önemlidir.

Suç Eşyası Olduğunun İspatı ve İddianame Sınırı

Mahkûmiyet için, öncelikle söz konusu eşyanın gerçekten bir suçtan elde edildiğinin şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya konması gerekir. Yargıtay 11. Ceza Dairesi 2017/6007 E., 2019/4786 K. sayılı kararında, motor ve şasi numaraları silinmiş, plakasız bir motosikleti satın alan sanık hakkında, motosikletle ilgili herhangi bir hırsızlık başvurusunun tespit edilememesi ve motosikletin bir suçun işlenmesiyle elde edildiğine dair dosyada başkaca bir kanıt bulunmaması karşısında, salt eşyanın bu hâlinin (plakasız, seri numarası silinmiş olması) suç eşyası olduğunu kabul için tek başına yeterli sayılamayacağını belirterek beraat yerine kurulan mahkûmiyet hükmünü bozmuştur.

Resmî sicile tabi mallarda (araç gibi) bilme kastının ispatı, satış bedeli ile piyasa değerinin karşılaştırılmasını gerektirir. Yargıtay 17. Ceza Dairesi 2018/8182 E., 2019/8840 K. sayılı kararında, aracın noter veya trafik tescili gibi resmî yollarla devredildiği olaylarda, mahkemenin aracın gerçek satış bedeli ile satış tarihindeki piyasa değerini araştırıp karşılaştırmadan, sanığın malın suç kaynaklı olduğunu bildiğine ilişkin şüpheden uzak, somut ve kesin bir delil göstermeden mahkûmiyete hükmedemeyeceğini vurgulamıştır.

Piyasa değerinin belirgin biçimde altında bir bedel ödenmişse bu durum malın kaynağının şüpheli olduğunu bilme ihtimalini güçlendiren bir delil sayılırken; böyle bir karşılaştırma yapılmadan salt “eşya sonradan çalıntı çıktı” gerekçesiyle mahkûmiyet kurulması, şüpheden uzak kesin delil standardını karşılamaz.

Aynı kararda ayrıca usule ilişkin önemli bir güvenceye de değinilmiştir: savcılık makamı bir sanık hakkında yalnızca hırsızlık suçundan iddianame düzenlemiş, suç eşyasının satın alınması suçu iddianamede hiç anlatılmamışsa, 5271 sayılı CMK’nın 225/1. maddesi uyarınca “Hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir” ilkesi gereğince, mahkeme kendiliğinden iddianamenin kapsamını suç eşyası suçuna genişletip doğrudan hüküm kuramaz; öncelikle birleştirme talepli ek bir kamu davası açtırılıp dosyalar birleştirilmelidir.

Suç Eşyasının Satın Alınması veya Kabul Edilmesi Suçunun Benzer Suçlardan Farkı

Bu suç, bazı diğer suçlarla karıştırılabilir:

  • Hırsızlığa iştirakten farkı: Eşyanın elde edildiği suça (örneğin hırsızlığa) katılan kişi, bu suçtan değil; doğrudan hırsızlıktan sorumlu olur. Bu ayrımın sınırı bazen belirsizleşebilir; Yargıtay 17. Ceza Dairesi 2018/8282 E., 2019/8530 K. sayılı kararında, çalınan bir telefonun yaklaşık bir ay sonra sanığın hattında kullanıldığının tespit edilmesi dışında sanığın hırsızlık suçunu bizzat işlediğine dair başka bir delil bulunmadığı bir olayda, eylemin doğrudan hırsızlık değil, TCK’nın 165. maddesinde düzenlenen suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi suçunu oluşturup oluşturmayacağının ayrıca tartışılması gerektiğine hükmetmiştir. Ayrıntı için hırsızlık suçu makalemize bakabilirsiniz.
  • Kaybolmuş eşya üzerinde tasarruftan farkı: Suç eşyasının satın alınmasında eşya, bir suçtan elde edilmiştir. Kaybolmuş veya hata sonucu ele geçmiş eşya üzerinde tasarruf suçunda (TCK 160) ise eşya, bir suçtan değil; kayıp veya hata sonucu kişinin eline geçmiştir. Yargıtay 17. Ceza Dairesi 2019/4745 E., 2019/14781 K. sayılı kararında, yerel mahkemenin bir olayı hatalı biçimde TCK’nın 160. maddesi kapsamında değerlendirdiğini, dosya kapsamına göre eşyanın aslında bir suçun işlenmesiyle elde edilmiş olması nedeniyle eylemin TCK’nın 165. maddesinde düzenlenen suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi suçunu oluşturduğuna hükmederek suç vasfını değiştirmiştir. Ayrıntı için kaybolmuş veya hata sonucu ele geçmiş eşya üzerinde tasarruf suçu makalemizi inceleyebilirsiniz.
  • Bilgi vermeme suçundan (TCK 166) farkı: Bu iki suç arasındaki fark, failin eşyanın suç kaynaklı olduğunu öğrendiği an ile ilgilidir. TCK’nın 165. maddesinde fail, eşyayı satın alırken veya kabul ederken bunun suçtan elde edildiğini zaten bilmektedir. TCK’nın 166. maddesinde ise kişi, hukuka uygun bir ilişkiye (satın alma, bağış gibi) dayanarak edindiği bir malın sonradan bir suç işlenmek suretiyle veya bir suçtan elde edildiğini öğrenmesine rağmen, bunu derhâl yetkili makamlara bildirmemektedir. Yani TCK 165’te başlangıçtaki bilgi ve kast, TCK 166’da ise sonradan öğrenilen bilginin bildirilmemesi cezalandırılır; TCK 166’nın cezası da altı aya kadar hapis veya adli para cezasıdır ve TCK 165’e göre daha hafiftir.
  • Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçundan (TCK 282) farkı: Suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi suçu, tek bir el değiştirme işlemiyle (satın alma, devretme, kabul etme) tamamlanan basit bir suçtur. Buna karşılık aklama suçu, suçtan elde edilen malvarlığı değerinin yurt dışına çıkarılması veya gayrimeşru kaynağını gizlemeye yönelik işlemlere tabi tutulması gibi ek bir hareketi gerektirir ve daha ağır bir yaptırıma bağlanmıştır. Uygulamada bir eşyanın basitçe satın alınması TCK 165 kapsamında kalırken, bu eşyanın kaynağını gizlemeye yönelik sistematik işlemlere (paravan şirketler, çok sayıda hesap arasında transfer gibi) konu edilmesi aklama suçunu gündeme getirebilir.

Suç Eşyasının Satın Alınması veya Kabul Edilmesi Suçunun Cezası

Bir suçun işlenmesiyle elde edilen eşyayı veya diğer malvarlığı değerini, bu suçun işlenmesine iştirak etmeksizin satan, devreden, satın alan veya kabul eden kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis ve on bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. Görüldüğü gibi bu suçta hem hapis hem de yüksek miktarda adli para cezası birlikte öngörülmüştür ve uygulamada bu iki cezanın birlikte hükmedilmesi gerektiği sıkça gözden kaçırılan bir noktadır.

Bu suçta, malvarlığına karşı suçların çoğunda uygulama alanı bulan etkin pişmanlık hükümleri (TCK m.168) uygulanmaz. Yargıtay 13. Ceza Dairesi 2013/630 E., 2016/2112 K. sayılı kararında, suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi suçunun TCK’nın 168. maddesinde etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanacağı suçlar arasında sayılmadığını, bu nedenle failin eşyayı geri vermesi veya zararı gidermesi hâlinde dahi bu suç bakımından etkin pişmanlık indiriminden yararlanılamayacağını belirtmiştir.

Yakın Akrabalar Arasında İşlenmesi: Şahsi Cezasızlık Sebebi (TCK 167)

Malvarlığına karşı suçların büyük bölümünde olduğu gibi, suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi suçu bakımından da TCK’nın 167. maddesinde özel bir düzenleme bulunur. Buna göre;

  • Haklarında ayrılık kararı verilmemiş eşlerden birinin, üstsoy veya altsoyunun ya da bu derecede kayın hısımlarından birinin, evlat edinen veya evlatlığın ya da aynı konutta beraber yaşayan kardeşlerden birinin zararına işlenmesi hâlinde, ilgili akraba hakkında cezaya hükmolunmaz (tam şahsi cezasızlık sebebi).
  • Haklarında ayrılık kararı verilmiş eşlerden birinin, aynı konutta beraber yaşamayan kardeşlerden birinin veya aynı konutta beraber yaşayan amca, dayı, hala, teyze, yeğen ya da ikinci derecede kayın hısımlarının zararına işlenmesi hâlinde ise, ilgili akraba hakkında şikâyet üzerine verilecek ceza yarısı oranında indirilir.

Bu düzenleme, aile içi malvarlığı uyuşmazlıklarının ceza yargılamasıyla daha da derinleşmemesi amacını taşır ve mağdurun tüzel kişi olduğu durumlarda uygulanmaz. Ayrıca iştirak hâlinde işlenen suçlarda, bu şahsi cezasızlık sebebinden yalnızca kapsama giren akraba yararlanabilir; diğer suç ortakları normal ceza sorumluluğuna tabi kalır.

Şikâyet ve Uzlaştırma

Bu suç şikâyete bağlı değildirsavcılık tarafından re’sen soruşturulur. Suçun korunan değerinin kamu menfaatini de ilgilendirmesi, re’sen soruşturulmasının nedenidir.

Ancak şikâyete bağlı olmaması, bu suçun uzlaştırma kapsamı dışında kaldığı anlamına gelmez. 24.10.2019 tarihinde yürürlüğe giren 7188 sayılı Kanun’un 26. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK’nın 253. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendine eklenen alt bentler arasında, TCK’nın 165. maddesinde tanımlanan suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi suçu da uzlaştırma kapsamına alınmıştır.

Yargıtay 17. Ceza Dairesi 2019/10607 E., 2020/1178 K. sayılı kararında, TCK’nın 7/2. maddesindeki “Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur.” hükmü gereğince, bu değişiklikten önce kesinleşmemiş dosyalarda dahi uzlaştırma işlemlerinin yerine getirilmesi gerektiğine hükmetmiştir. Aynı kararda ayrıca, sanığın eyleminin TCK’nın 165. maddesinde tanımlı satma, devretme, satın alma veya kabul etme unsurlarından hiçbirini oluşturmadığının anlaşılması hâlinde, mahkûmiyet yerine doğrudan beraat kararı verilmesi gerektiği de vurgulanmıştır.

Görevli ve Yetkili Mahkeme

Bu suça ilişkin davalar, kural olarak Asliye Ceza Mahkemesi‘nde görülür. Yetkili mahkeme ise kural olarak suçun işlendiği yer mahkemesidir.

Suça Teşebbüs ve Zincirleme Suç

Teşebbüs

Fail, suç eşyasını satın almak veya kabul etmek üzere icra hareketlerine başlamış ancak elinde olmayan nedenlerle fiili tamamlayamamışsa, suça teşebbüsten söz edilebilir. Teşebbüs halinde ceza, tamamlanmış suça göre indirilir.

Zincirleme Suç

Failin aynı suç işleme kararıyla, değişik zamanlarda birden fazla kez suç eşyası satın alması veya kabul etmesi halinde zincirleme suç hükümleri (TCK m.43) gündeme gelebilir. Bu durumda faile tek ceza verilir, ancak bu ceza belirli oranda artırılır. Ne var ki bu hükmün uygulanabilmesi için, aynı kişi tarafından ayrı ayrı zamanlarda birden fazla satın alma veya kabul etme eyleminin gerçekleştirildiğinin somut delillerle ortaya konması gerekir; salt aynı yerde farklı tarihlerde çalınmış eşyaların ele geçirilmiş olması bu şartı karşılamaz.

Yargıtay 13. Ceza Dairesi 2014/3113 E., 2014/37016 K. sayılı kararında, farklı tarihlerde çalınan kabloların aynı hurdacı dükkânında ele geçirilmesi üzerine sanıklar hakkında zincirleme suç hükümlerinin uygulandığı bir olayda, suça konu eşyaların iki ayrı seferde satın alındığına ilişkin dosyada somut bir delil bulunmaması karşısında TCK’nın 43. maddesinin koşullarının oluşmadığını belirterek hükmü bozmuştur.

HAGB, Adli Para Cezası ve Cezanın Ertelenmesi

Bu suçta hapis cezasının yanında adli para cezası da öngörülmüştür. Verilen hapis cezası iki yıl veya altında ise ve diğer koşullar da sağlanıyorsa, hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) ya da cezanın ertelenmesi gündeme gelebilir. Bu imkânların uygulanıp uygulanamayacağı, verilecek cezanın miktarına ve dosyanın özelliklerine bağlıdır.

Uygulamada, hapis cezası alt sınırdan belirlendiği hâlde adli para cezasının gün sayısının kanuni alt sınır olan beş günün üzerinde, gerekçesiz biçimde belirlenmesi sıkça karşılaşılan bir hesap hatasıdır. Nitekim Yargıtay 2. Ceza Dairesi 2014/21083 E., 2015/22456 K. sayılı kararında, hapis cezası temel cezadan alt sınırda tayin edildiği hâlde adli para cezasının gün sayısının farklı bir gerekçe gösterilmeden beş gün yerine yüz gün olarak belirlenmesini, fazla ceza tayini nedeniyle bozma sebebi saymıştır.

Sık Sorulan Sorular

Çalıntı olduğunu bilmeden bir eşya aldıysam suç işlemiş olur muyum?

Hayır. Bu suçun oluşması için eşyanın suçtan elde edildiğini bilmeniz (ya da en azından bu ihtimali öngörüp kabullenmeniz) gerekir. İyi niyetle, çalıntı olduğunu bilmeden alım yapan kişi bu suçtan sorumlu tutulmaz. Ancak alımın koşulları somut olayda değerlendirilir.

Çalıntı bir malı çok ucuza almak şüphe doğurur mu?

Eşyanın değerinin piyasa değerinin çok altında olması veya satışın olağandışı koşullarda yapılması, failin eşyanın suç kaynaklı olduğunu bilip bilmediğinin değerlendirilmesinde dikkate alınabilir. Yargıtay uygulamasında bu durum, eşyanın sayıca çokluğu ve satıcının eşyanın kaynağı hakkında bilgi vermemesi gibi diğer şüpheli hâllerle birlikte değerlendirilerek bilme kastının ispatında kullanılmaktadır.

Hırsızlığa katılan kişi bu suçtan mı yargılanır?

Hayır. Eşyanın elde edildiği suça (örneğin hırsızlığa) katılan kişi, bu suçtan değil; doğrudan o suçtan sorumlu olur. Bu suç, asıl suça katılmamış kişileri hedef alır.

Bu suç şikâyete bağlı mı?

Hayır. Suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi suçu re’sen soruşturulur.

Suç eşyası olduğunu sonradan öğrenirsem ne yapmalıyım?

Kanun, eşyayı satın alma veya kabul etme anındaki bilme durumunu esas alır. Eşyayı aldıktan sonra suç eşyası olduğunu öğrenen kişinin, elinde tutmaya veya kullanmaya devam etmesi tek başına bu suçu oluşturmaz; ancak bu eşyayı bilerek bir başkasına satması veya devretmesi hâlinde, bu yeni işlem bakımından suçun unsurları yeniden değerlendirilir. Böyle bir durumda mağdura veya yetkili mercilere bildirimde bulunmak, olası bir suçlamaya karşı en güvenli yoldur.

Suç eşyasının satın alınması suçunda mağdurun rızası önemli midir?

Evet, dolaylı olarak önemlidir. Çünkü bu suçun oluşabilmesi için ortada gerçek bir öncül suç bulunması gerekir. Eşyanın asıl sahibi, üçüncü bir kişinin eşyayı elden çıkarmasına rıza göstermişse veya izin vermişse, ortada bir hırsızlık ya da başka bir öncül suç kalmayacağından, bu eşyayı sonradan alan kişi hakkında da TCK’nın 165. maddesi uygulanamaz.

Bir aracı noterde resmi olarak devraldım, sonra çalıntı çıktı; suçlu sayılır mıyım?

Aracın noter veya trafik tescili gibi resmî yollarla devredilmiş olması, alıcının iyi niyetli olduğuna dair güçlü bir görüntü oluşturur. Yargıtay uygulamasına göre, böyle bir durumda mahkemenin sizi mahkûm edebilmesi için aracın satış bedeli ile satış tarihindeki piyasa değerini karşılaştırıp, ödediğiniz bedelin gerçek değerden anlamlı ölçüde düşük olduğunu ve buna rağmen aracı aldığınızı somut delillerle ortaya koyması gerekir. Piyasa değerine uygun bir bedel ödendiyse, salt aracın sonradan çalıntı çıkması mahkûmiyet için tek başına yeterli değildir.

Suç eşyasının satın alınması suçunda müsadere (eşyaya el konulması) söz konusu olur mu?

Evet. Suça konu eşya, TCK’nın eşya müsaderesine ilişkin genel hükümleri çerçevesinde el konulabilir ve mahkûmiyet hâlinde müsadereye hükmedilebilir. Ayrıca eşyanın asıl (meşru) sahibi belirlenebiliyorsa, bu eşyanın kendisine iadesi de mümkündür; ceza yargılaması, mağdurun eşya üzerindeki mülkiyet hakkını ortadan kaldırmaz.

Aynı olayda hem hırsızlık hem suç eşyasının satın alınması suçundan birlikte yargılanabilir miyim?

Hayır, aynı eşya bakımından bu ikisi bir arada bulunamaz. Bir kişi ya eşyayı elde eden öncül suça (örneğin hırsızlığa) iştirak etmiştir, ki bu durumda doğrudan o suçtan sorumlu olur; ya da öncül suça hiç katılmamış, sadece sonradan eşyayı devralmıştır, ki bu durumda TCK’nın 165. maddesi uygulanır. Bir olayda hangi suçun oluştuğunun tespiti, dosyadaki somut delillere göre yapılır ve bu tespit hatalı yapılırsa, Yargıtay içtihatlarında görüldüğü gibi bozma nedeni olabilir.

Suç eşyasını babamdan/kardeşimden aldıysam yine de cezalandırılır mıyım?

Kural olarak evet, çünkü öncül suçu işleyen ile suç eşyasını devralan farklı kişilerdir ve TCK’nın 165. maddesi herkes hakkında uygulanabilir. Ancak TCK’nın 167. maddesi, malvarlığına karşı suçların yakın akrabalar (eş, üstsoy, altsoy, aynı konutta yaşayan kardeş gibi) arasında işlenmesi hâlinde ilgili akraba hakkında cezaya hükmolunmayacağını; daha uzak bazı akrabalar (ayrılık kararlı eş, birlikte yaşamayan kardeş, amca-dayı-hala-teyze-yeğen gibi) arasında işlenmesi hâlinde ise şikâyet üzerine verilecek cezanın yarı oranında indirileceğini öngörür. Bu düzenleme mağdurun kimliğine göre değerlendirilir; mağdur bu akraba çevresinin dışındaysa uygulanmaz.

Çaldığım/aldığım eşyayı geri verirsem ceza almaz mıyım?

Hayır, bu suçta malvarlığına karşı diğer birçok suçtan farklı olarak etkin pişmanlık hükümleri (TCK m.168) uygulanmaz. Yargıtay içtihadına göre suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi suçu, etkin pişmanlığın uygulanacağı suçlar arasında sayılmadığından, failin eşyayı iade etmesi veya zararı gidermesi soruşturma veya kovuşturma sürecinde ceza indirimi sağlamaz; ancak bu durum, kişinin lehine bir hafifletici sebep olarak takdiri indirim nedeni kapsamında değerlendirilebilir.

Şirket veya tüzel kişiler bu suçun faili olabilir mi?

Ceza sorumluluğu şahsidir; tüzel kişiler doğrudan bu suçun faili sayılamaz, ancak tüzel kişi adına hareket eden gerçek kişiler (örneğin bir işletmenin sahibi veya çalışanı) suçun unsurlarını gerçekleştirmişse kişisel olarak sorumlu tutulabilir. Buna karşılık, tüzel kişi hakkında suçtan kaynaklanan malvarlığı değerleri bakımından güvenlik tedbiri niteliğinde idari yaptırımlar gündeme gelebilir.

Değerlendirme ve Sonuç

Suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi suçu, suçtan elde edilen eşyanın el değiştirerek dolaşıma girmesini önlemeyi amaçlayan, hem bireysel malvarlığını hem de kamu menfaatini koruyan bir malvarlığı suçudur. Suç eşyasının satılmasından, satın alınmasına ve kabul edilmesine kadar farklı biçimlerde işlenebilen bu suç, altı aydan üç yıla kadar hapis ile birlikte yüksek miktarda adli para cezasını gerektirir.

Bu suçla ilgili süreçte; failin öncül suça katılıp katılmadığı, eşyanın gerçekten bir suçtan elde edilip edilmediğinin somut delillerle ispatlanıp ispatlanamadığı ve failin eşyanın suçtan elde edildiğini bilip bilmediği belirleyici öneme sahiptir. Yargıtay içtihatları, bu unsurların her birinin dosyaya özgü somut delillerle ayrı ayrı ortaya konması gerektiğini, aksi hâlde şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince beraat kararı verilmesi gerektiğini istikrarlı biçimde vurgulamaktadır.

Bu suçla ilgili bir soruşturma veya davayla karşı karşıyaysanız, alanında deneyimli bir İstanbul’da sanık müdafiliği ile görüşerek dosyanızın detaylı bir değerlendirmesini yaptırabilirsiniz. Bu suç tipinin yer aldığı diğer suçlar hakkında genel bilgi almak için malvarlığına karşı suçlar başlıklı rehberimizi de inceleyebilirsiniz.

İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.

Av. Sinan Karabacak – Cep Tel: +90 535 671 88 95

Avukat Sinan Karabacak

Avukat Sinan Karabacak

Avukat · İstanbul Barosu, Sicil No: 52130, Doğrulama

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden 2014'te mezun oldu. İstanbul Barosu'na bağlı avukatlık yapmaktadır. Enerji hukukundaki önceki deneyimleri nedeniyle başta kaçak elektrik ve voltaj dengesizliği davaları olmak üzere ceza hukuku, aile hukuku ve iş hukuku gibi alanlarda hukuki danışmanlık ve dava takibi hizmeti vermektedir.

Hakkımızda →LinkedIn →

Benzer Yazılar

3 Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir