İçindekiler
Kusur yeteneği, bir kişinin işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayabilme ve davranışlarını bu algıya göre yönlendirebilme yeteneğidir. Bu yeteneği bulunmayan ya da önemli ölçüde azalmış olan kişilere ya hiç ceza verilmez ya da cezaları indirilir. Türk Ceza Kanunu, kusur yeteneğini etkileyen hâlleri yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, sağır ve dilsizlik ile geçici nedenler ve alkol/uyuşturucu madde etkisi olarak düzenlemiştir. Bu rehber, söz konusu hâlleri tek tek ele alır. Konu, ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenler arasında yer alır.
Kusur Yeteneği Nedir?
Ceza sorumluluğunun doğması için failin yalnızca hukuka aykırı bir fiil işlemesi yetmez; aynı zamanda kusurlu olması gerekir. Kusurluluğun ön koşulu ise kusur yeteneğidir. Türk Ceza Kanunu, belirli yaş, sağlık ve durum koşullarında kişinin bu yeteneğinin bulunmadığını ya da azaldığını kabul eder. Bu hâllerde ceza yerine çoğu zaman güvenlik tedbirleri uygulanır; çünkü amaç yalnızca cezalandırmak değil, kişinin ve toplumun korunmasıdır.
Yaş Küçüklüğü (TCK 31)
Türk Ceza Kanunu, çocukların ceza sorumluluğunu yaşa göre üç gruba ayırır. Aşağıdaki tablo bu grupları ve sonuçlarını özetler:
| Yaş grubu | Ceza sorumluluğu |
|---|---|
| 0-12 yaş | Ceza sorumluluğu yoktur; kovuşturma yapılamaz, yalnızca çocuklara özgü güvenlik tedbiri uygulanabilir. |
| 12-15 yaş | Algılama ve yönlendirme yeteneği yoksa sorumluluk yoktur (güvenlik tedbiri); varsa indirimli ceza verilir. |
| 15-18 yaş | Ceza sorumluluğu vardır, ancak cezada kanunda öngörülen oranlarda indirim yapılır. |
Fiili işlediği sırada on iki yaşını doldurmamış çocukların ceza sorumluluğu hiçbir koşulda yoktur. On iki–on beş yaş grubunda ise belirleyici ölçüt, çocuğun işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayabilme ve davranışlarını yönlendirebilme yeteneğidir; bu yetenek yoksa ceza verilmez. On beş–on sekiz yaş grubunda ceza sorumluluğu kabul edilmekle birlikte cezalar indirilir. Çocuklarla ilgili yargılamalar, uzmanlaşmış çocuk mahkemelerinde görülür.
Akıl Hastalığı (TCK 32)
TCK 32’ye göre, akıl hastalığı nedeniyle işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış olan kişiye ceza verilmez; ancak bu kişi hakkında güvenlik tedbirine hükmedilir. Bu kişiler, yüksek güvenlikli sağlık kurumlarında koruma ve tedavi altına alınır ve toplum açısından tehlikeliliğinin ortadan kalktığı sağlık kurulu raporuyla belirlenene kadar burada kalır.
Akıl hastalığının, kişinin yeteneğini tümüyle değil de kısmen azalttığı hâllerde ise ceza tamamen kalkmaz; kanunda öngörülen ölçüde indirim yapılır ve ayrıca güvenlik tedbiri uygulanabilir. Failin akli durumunun tespiti, adli tıp incelemeleri ve sağlık kurulu raporlarıyla yapılır; bu raporlar, davanın en belirleyici delilleri arasındadır.
Sağır ve Dilsizlik (TCK 33)
TCK 33, doğuştan veya sonradan sağır ve dilsiz olan kişiler bakımından, yaş küçüklüğüne ilişkin hükümlerin belirli yaş aralıkları yukarı kaydırılarak uygulanmasını öngörür. Bunun temelinde, sağır ve dilsizliğin kişinin algı ve iletişim gelişimini geciktirebileceği ve bu nedenle kusur yeteneğinin daha ileri yaşlarda tamamlanabileceği kabulü yatar. Böylece bu kişilerin, akranlarına göre daha koruyucu bir rejime tabi tutulması amaçlanmıştır.
Geçici Nedenler, Alkol veya Uyuşturucu Madde Etkisi (TCK 34)
TCK 34, geçici bir nedenle ya da irade dışı alınan alkol veya uyuşturucu madde etkisiyle, işlediği fiilin anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış kişiye ceza verilmeyeceğini düzenler. Örneğin bir kişinin, bilgisi dışında içeceğine uyuşturucu madde konması sonucu bu durumdan kaynaklanan bir fiil işlemesi, irade dışı madde etkisine örnektir.
Buna karşılık, maddenin ikinci fıkrası çok önemli bir kural getirir: iradi olarak (kendi isteğiyle) alınan alkol veya uyuşturucu madde etkisinde suç işleyen kişi hakkında bu indirim uygulanmaz. Yani kişi kendi iradesiyle içki içmiş ve bu hâlde suç işlemişse, “sarhoştum” savunması cezada indirim sağlamaz. Bu kural, kişinin kendi kusuruyla düştüğü durumdan yararlanmasını engeller.
Cebir, Şiddet, Korkutma ve Tehdit (TCK 28)
Kusurluluğu etkileyen bir diğer hâl de TCK 28’de düzenlenen cebir ve tehdittir. Buna göre, karşı koyamayacağı veya kurtulamayacağı bir cebir ve şiddet ya da muhakkak ve ağır bir korkutma veya tehdit sonucu suç işleyen kişiye ceza verilmez. Böyle bir durumda suçun faili, cebir veya tehdidi kullanan kişi sayılır; çünkü fiili gerçekleştiren kişi özgür iradesiyle hareket etmemiştir.
Burada söz konusu olan çoğunlukla manevi cebirdir; örneğin bir kişinin, yakınının öldürüleceği tehdidiyle bir suça zorlanması. Bu hâlde zorlanan kişi değil, zorlayan kişi sorumlu tutulur. Kusur yeteneğini etkileyen bütün bu hâllerin doğru değerlendirilmesi teknik bir inceleme gerektirdiğinden, sürecin deneyimli bir ceza avukatından hukuki destek alınarak yürütülmesi önemlidir.
Kusur Yeteneği Nasıl Tespit Edilir?
Kusur yeteneğinin bulunup bulunmadığı ya da ne ölçüde etkilendiği, hukuki olduğu kadar tıbbi bir değerlendirmeyi de gerektirir. Özellikle akıl hastalığı ve yaş küçüklüğünün sınırda olduğu durumlarda mahkeme, kişinin işlediği fiilin anlam ve sonuçlarını algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneğinin bulunup bulunmadığını belirlemek için uzman görüşüne başvurur. Bu amaçla düzenlenen adli tıp raporları, sağlık kurulu raporları ve gerektiğinde kişinin gözlem altına alınması, dosyanın en önemli delillerini oluşturur.
Çocuklar bakımından ise sosyal inceleme raporları önem taşır; çocuğun içinde bulunduğu aile ve çevre koşulları, gelişim düzeyi ve fiili algılama kapasitesi bu raporlarla değerlendirilir. Bu raporların doğru yorumlanması ve gerektiğinde itiraz edilmesi, sürecin sonucunu doğrudan etkileyebilir.
Bu Hâllerde Uygulanan Güvenlik Tedbirleri
Kusur yeteneği bulunmadığı için ceza verilemeyen hâllerde ceza sorumluluğu ortadan kalksa da, bu her zaman failin serbest kalacağı anlamına gelmez. Bu durumlarda amaç, hem kişiyi hem de toplumu korumak olduğundan güvenlik tedbirleri devreye girer. Akıl hastaları bakımından yüksek güvenlikli sağlık kurumlarında koruma ve tedavi tedbiri; çocuklar bakımından ise çocuklara özgü güvenlik tedbirleri uygulanır.
Güvenlik tedbirinin süresi, ceza gibi baştan belirlenmiş sabit bir süre değildir; kişinin tehlikelilik durumunun ortadan kalkıp kalkmadığına göre değerlendirilir. Bu nedenle güvenlik tedbiri uygulanan kişiler, sağlık kurulu raporlarıyla düzenli olarak değerlendirilir. Kusur yeteneği ve güvenlik tedbirlerine ilişkin bu değerlendirmelerin doğru yürütülmesi için sürecin deneyimli bir ceza avukatından hukuki destek alınarak takip edilmesi önemlidir.
Konu ile İlgili Yargıtay Kararları ve Karar Analizleri
Akıl Hastalığı Bulunan Sanıklar Hakkında Basit Yargılama Usulü Uygulanamaz
Yargıtay 1. Ceza Dairesi, 2022/4580 E. – 2022/3343 K., 09.05.2022 T.
Kararın Özeti
Kasten yaralama suçundan sanık hakkında yürütülen soruşturma ve kovuşturma aşamasında, asliye ceza mahkemesi tarafından “basit yargılama usulü” tatbik edilmiştir. Bu yargılama sonucunda, psikotik bozukluk şeklinde akıl hastalığı olduğu heyet raporuyla tespit edilen sanık hakkında “ceza verilmesine yer olmadığına” ve koruma/tedavi amaçlı güvenlik tedbiri uygulanmasına hükmedilmiştir. Adalet Bakanlığının kanun yararına bozma istemi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesi; akıl hastası olduğu sağlık raporuyla sabit olan sanık hakkında basit yargılama usulünün uygulanamayacağını, yargılamanın genel hükümlere göre yürütülmesi gerektiğini belirterek yerel mahkeme kararını kanun yararına bozmuştur.
Yargıtayın Gerekçesi
Yargıtay kararına esas teşkil eden temel gerekçe, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 251. maddesinin 7. fıkrasındaki emredici düzenlemedir. Kanun maddesinde açıkça; basit yargılama usulünün yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, sağır ve dilsizlik hâlleri ile soruşturma veya kovuşturma yapılması izne ya da talebe bağlı olan suçlarda uygulanamayacağı hükme bağlanmıştır. Somut olayda sanık hakkında düzenlenen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesinin heyet raporunda, sanığın psikotik bozukluk adlı akıl hastalığı sebebiyle TCK’nın 32. maddesindeki kusur yeteneğini etkileyen hükümlerden yararlanması gerektiği saptanmıştır. Yargıtay, bu yasal durum karşısında davanın mutlak surette duruşma açılarak genel hükümler çerçevesinde yürütülmesi gerekirken, evrak üzerinden karar verilmesine imkan tanıyan basit yargılama usulüyle sonuçlandırılmasını hukuka aykırı bulmuştur.
“Basit yargılama usulü, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, sağır ve dilsizlik hâlleri ile soruşturma veya kovuşturma yapılması izne ya da talebe bağlı olan suçlar hakkında uygulanmaz.”
Değerlendirme
Bu karar, ceza muhakemesinde adil yargılanma hakkı ile savunma hakkının kısıtlanamaz niteliğini “usul kuralları” üzerinden koruyan önemli bir karardır. Basit yargılama usulü; mahkemenin duruşma açmaksızın, dosya ve evrak üzerinden inceleme yaparak hızlıca karar vermesini sağlayan istisnai bir mekanizmadır. Ancak yasa koyucu, dezavantajlı veya savunma yeteneği tam olmayan grupların (akıl hastaları, çocuklar, sağır ve dilsizler) hak kayıplarına uğramasını engellemek adına bu pratik usulün kapsamını kesin çizgilerle daraltmıştır. Akıl hastalığı bulunan bir sanığın cezai sorumluluğunun bulunup bulunmadığı, kendisini ne derece savunabildiği ve uygulanacak güvenlik tedbirlerinin niteliği ancak yüz yüzelik ve çelişmeli yargılama ilkelerinin uygulandığı genel bir duruşma ortamında tartışılmalıdır. Yargıtay, usul ekonomisi gerekçesiyle dahi olsa bu emredici kuralın çiğnenemeyeceğini vurgulayarak, şekli güvencelerin maddi adaletten ödün verilerek feda edilemeyeceğini ortaya koymuştur.
Yargıtay 1. Ceza Dairesi, 2022/4580 E. – 2022/3343 K., 09.05.2022 T. Tam Metni
“İçtihat Metni”
(KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİ)
Kasten yaralama suçundan sanık …’in basit yargılama usulü uygulanmak suretiyle yapılan yargılaması sonunda, akıl hastası olduğu anlaşılan sanık hakkında ceza verilmesine yer olmadığına ve koruma ve tedavi amaçlı olarak güvenlik tedbiri uygulanmasına dair … 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 16.07.2021 tarihli ve 2021/875 Esas, 2021/1083 Karar sayılı kararına karşı Adalet Bakanlığının 15.02.2022 tarihli ve 2021/21001 sayılı yazısıyla kanun yararına bozma isteminde bulunulduğundan bu işe ait dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 08.04.2022 tarihli ve 2022/25808 sayılı tebliğnamesi ile Dairemize gönderilmekle incelendi.
Mezkur ihbarnamede;
5271 sayılı Kanun’un 251/7. maddesinde yer alan, “Basit yargılama usulü, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, sağır ve dilsizlik hâlleri ile soruşturma veya kovuşturma yapılması izne ya da talebe bağlı olan suçlar hakkında uygulanmaz.” şeklindeki düzenleme nazara alındığında, 5237 sayılı Kanun’un 32/2. maddesinin uygulanmasını gerektirecek derecede akıl hastalığı bulunan sanık hakkında basit yargılama usulünün uygulanamayacağı gözetilmeksizin, söz konusu usul uygulanmak suretiyle yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle, 5271 sayılı CMK’nin 309. maddesi gereğince anılan kararın bozulması lüzumunun ihbar olunduğu anlaşıldı.
Gereği görüşülüp düşünüldü:
TÜRK MİLLETİ ADINA
5271 sayılı CMK’nin basit yargılama usulü başlıklı 251. maddesinin 7. fıkrasına göre; “Basit yargılama usulü, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, sağır ve dilsizlik hâlleri ile soruşturma veya kovuşturma yapılması izne ya da talebe bağlı olan suçlar hakkında uygulanmaz.”
İncelenen dosyada; sanık hakkında düzenlenen … Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesinin 25.03.2021 tarihli heyet raporunda; psikotik bozukluk şeklindeki akıl hastalığı nedeniyle sanığın 5237 sayılı TCK’nin 32. maddesinin 1. fıkrasından istifade edeceğinin bildirilmiş olmasına göre sanık hakkındaki yargılamanın genel hükümlere göre yapılması gerektiği düşünülmeden basit yargılama usulü uygulanması suretiyle karar verilmesinde isabet görülmemiştir.
Bu nedenle; Adalet Bakanlığının kanun yararına bozma isteyen yazısına dayanan tebliğnamede ileri sürülen düşünce yerinde görüldüğünden; … 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 16.07.2021 tarihli ve 2021/875 Esas, 2021/1083 Karar sayılı kararının 5271 sayılı CMK’nin 309/4. maddesi gereğince KANUN YARARINA BOZULMASINA, müteakip işlemlerin mahallinde yerine getirilmesine, sanığın kazanılmış hakkının korunmasına, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 09.05.2022 gününde oy birliğiyle karar verildi.
Kusur Yeteneği Bulunmayan Sanıklar Hakkında Uzlaşma Hükümleri Uygulanamaz
Yargıtay 2. Ceza Dairesi, 2021/3303 E. – 2022/14449 K., 12.09.2022 T.
Kararın Özeti
Mala zarar verme suçundan açılan kamu davasında ilk derece mahkemesi, kusur yeteneği bulunmayan sanık hakkında “ceza verilmesine yer olmadığına” dair hüküm kurmuştur. Cumhuriyet savcısı veya ilgili taraflarca uzlaşma hükümlerinin uygulanması gerektiği yönündeki bozma talepli tebliğnameye karşı dosyayı inceleyen Yargıtay 2. Ceza Dairesi; failin yaş küçüklüğü, sağır ve dilsizlik veya akıl hastalığı gibi nedenlerle kusur yeteneğinin bulunmadığı hallerde cezalandırılabilirliğinin ortadan kalktığını, uzlaşma kurumunun ise güvenlik tedbirlerinin değil yalnızca ceza sorumluluğunun bir alternatifi olduğunu belirterek yerel mahkemenin onama yönündeki kararını hukuka uygun bulmuştur.
Yargıtayın Gerekçesi
Yargıtay, uzlaşma müessesesinin ceza muhakemesindeki hukuki niteliğini ve uygulanma sınırlarını sistematik bir analizle ortaya koymuştur. Bir olayda uzlaşma hükümlerinin tatbik edilebilmesi için fiilin sadece soruşturulabilir veya kovuşturulabilir olması, yani muhakeme şartlarının varlığı tek başına yeterli değildir. Aynı zamanda failin hukuken “cezalandırılabilir” bir statüde bulunması gerekir. Failin yaşının küçüklüğü, sağır ve dilsizlik, akıl hastalığı gibi kusurluluğu ortadan kaldıran nedenlerin varlığı halinde faile ceza verilmesi mümkün değildir. Bu tip durumlarda failler hakkında ceza yerine ancak güvenlik tedbirleri uygulanabilir. Uzlaşma mekanizması, ceza sorumluluğuna alternatif bir çözüm yolu olduğundan ve güvenlik tedbirlerini kapsamadığından, kusur yeteneği olmayan kişiler yönünden uzlaşma prosedürünün işletilmesinin yasal olarak mümkün olmadığı vurgulanmıştır.
“Uzlaşma güvenlik tedbirlerinin değil, ceza sorumluluğunun alternatifidir. Bu nedenle bu kişilere karşı güvenlik tedbiri uygulanabilir ise de ceza verilemediğinden, uzlaşma hükümlerinin uygulanması mümkün bulunmamaktadır…”
Değerlendirme
Bu karar, onarıcı adalet kurumu olan uzlaşmanın maddi ceza hukuku dogmatiğindeki yerini netleştiren oldukça rafine bir içtihattır. Yargıtay, suçun unsurları ile failin kusurluluk durumunu birbirinden ayırarak net bir sınır çizmiştir. Hukuka aykırı ve tipik bir fiil işlenmiş olsa dahi, failin algılama ve irade yeteneğindeki eksiklik nedeniyle ortada cezalandırılabilir bir süje yoksa, uyuşmazlık ceza sorumluluğu ekseninden çıkarak tamamen bir “güvenlik tedbiri” sorununa dönüşür. Uzlaşma, tarafların hür iradeleriyle cezai sonuçlar üzerinde anlaşmasını esas alır; oysa kusur yeteneği olmayan bir failin iradi olarak bu sürece katılması ve ceza sorumluluğunun alternatifini tüketmesi mantıken ve hukuken çelişkilidir. Kamu düzenini koruyan koruma veya tedavi amaçlı güvenlik tedbirlerinin şahısların uzlaşma iradesine bırakılamayacağı gerçeği karşısında, Yargıtayın ulaştığı sonuç ceza hukuku sistematiği ile tamamen uyumludur.
Yargıtay 2. Ceza Dairesi, 2021/3303 E. – 2022/14449 K., 12.09.2022 T. Tam Metni
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Mala zarar verme
HÜKÜM : Ceza verilmesine yer olmadığına
Dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Uzlaşma hükümlerinin uygulanabilmesi için her şeyden önce fiilin ‘soruşturulabilir’ veya ‘kovuşturulabilir’ olması zorunludur. Fiilin soruşturulabilir ve kovuşturulabilir olmasından maksat, fiilin ceza kovuşturmasına tabi olması, yani muhakeme (soruşturma ve kovuşturma) şartlarının bulunmasıdır. Bir fiilin soruşturulabilir olması, uzlaşma hükümlerinin uygulanabilmesi için tek başına yeterli değildir. Ayrıca, failin cezalandırılabilir olması, yani kusurunu ortadan kaldıran nedenlerin bulunmaması da gereklidir. Failin yaşının küçüklüğü, sağır ve dilsizlik, akıl hastalığı gibi nedenlerle kusur yeteneğinin bulunmadığı hallerde faile ceza verilemez. Uzlaşma güvenlik tedbirlerinin değil, ceza sorumluluğunun alternatifidir. Bu nedenle bu kişilere karşı güvenlik tedbiri uygulanabilir ise de ceza verilemediğinden, uzlaşma hükümlerinin uygulanması mümkün bulunmadığından tebliğnamenin bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir.
Yapılan duruşmaya, toplanan delillere, gerekçeye, hakimin kanaat ve takdirine göre temyiz itirazları yerinde olmadığından reddiyle hükmün isteme aykırı olarak ONANMASINA, 12.09.2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Sıkça Sorulan Sorular
Kaç yaşından küçük çocuklara ceza verilmez?
Fiili işlediği sırada on iki yaşını doldurmamış çocukların ceza sorumluluğu yoktur; haklarında ceza kovuşturması yapılamaz, yalnızca çocuklara özgü güvenlik tedbirleri uygulanabilir. On iki-on beş yaş arasında ise algılama yeteneğinin bulunup bulunmadığına göre değerlendirme yapılır.
Akıl hastası suç işlerse ne olur?
Akıl hastalığı nedeniyle fiilinin anlam ve sonuçlarını algılayamayan kişiye ceza verilmez; ancak hakkında güvenlik tedbirine hükmedilir ve yüksek güvenlikli sağlık kurumunda koruma-tedavi altına alınır. Yeteneğin kısmen azaldığı hâllerde ceza indirilir.
Alkollüyken işlenen suçta ceza indirimi olur mu?
Kişi kendi iradesiyle (iradi olarak) alkol veya uyuşturucu madde almışsa, bu hâlde işlenen suçta indirim uygulanmaz. Yalnızca irade dışı alınan madde veya geçici bir neden söz konusuysa TCK 34 kapsamında ceza verilmeyebilir.
Kusur yeteneğini etkileyen hâllerin somut olayda doğru ortaya konması, ceza sorumluluğunu tümüyle ortadan kaldırabilir.
İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.
Av. Sinan Karabacak – Cep Tel: +90 535 671 88 95
