İçindekiler
Kusur yeteneği, bir kişinin işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayabilme ve davranışlarını bu algıya göre yönlendirebilme yeteneğidir; Türk Ceza Kanunu’nun 31 ila 34. maddeleri arasında düzenlenen bu yeteneğin bulunmadığı hâllerde faile hiç ceza verilmez, önemli ölçüde azaldığı hâllerde ise ceza kanunda öngörülen oranlarda (bazı durumlarda altıda bire kadar) indirilir.
Türk Ceza Kanunu, kusur yeteneğini etkileyen hâlleri yaş küçüklüğü (TCK 31), akıl hastalığı (TCK 32), sağır ve dilsizlik (TCK 33) ile geçici nedenler ve alkol/uyuşturucu madde etkisi (TCK 34) olarak dört ayrı madde hâlinde düzenlemiştir. 18 Ağustos 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 7593 sayılı Kanun’la TCK’nın 31. maddesine yeni bir fıkra eklenmiş ve mevzuattaki “suça sürüklenen çocuk” ifadesi “adli süreçteki çocuk” olarak değiştirilmiştir; bu rehber, güncel madde metnini ve Yargıtay içtihadını esas alarak hazırlanmıştır. Konu, ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenler arasında yer alır.
Kusur yeteneğinin bulunup bulunmadığının tespiti, çoğu zaman adli tıp ve psikiyatri uzmanlarının hazırladığı raporlara dayanır ve dosyanın sonucunu doğrudan belirler; bu nedenle somut olayda hangi maddenin uygulanacağının ve gerekli bilirkişi incelemesinin nasıl talep edileceğinin bir ceza avukatıyla birlikte değerlendirilmesi önemlidir.
Kusur Yeteneği Nedir?
Ceza sorumluluğunun doğması için failin yalnızca hukuka aykırı bir fiil işlemesi yetmez; aynı zamanda kusurlu olması gerekir. Kusurluluğun ön koşulu ise kusur yeteneğidir. Türk Ceza Kanunu, belirli yaş, sağlık ve durum koşullarında kişinin bu yeteneğinin bulunmadığını ya da azaldığını kabul eder. Bu hâllerde ceza yerine çoğu zaman güvenlik tedbirleri uygulanır; çünkü amaç yalnızca cezalandırmak değil, kişinin ve toplumun korunmasıdır.
Doktrinde kusur yeteneği, isnat yeteneği (isnadiyet) ile aynı anlamda kullanılır ve iki unsurdan oluşur: fiilin bir haksızlık içerdiğini ve sonuçlarını anlayabilme (algılama/idrak yeteneği) ile bu algıya göre davranışlarını yönlendirebilme (irade yeteneği). Bu iki yeteneğin bir arada bulunmaması veya önemli ölçüde azalması hâlinde kusur yeteneğinin tam olduğu söylenemez.
Akıl hastalığı ve geçici nedenlerin tespitinde uygulamada “biyolojik-psikolojik karma sistem” esas alınır: önce failde tıbbi/biyolojik bir rahatsızlık veya arızi bir durumun (akıl hastalığı, geçici bir etken, alkol/uyuşturucu etkisi) bulunup bulunmadığı, ardından bu durumun somut olayda algılama ve irade yeteneğini gerçekten ortadan kaldırıp kaldırmadığı veya azaltıp azaltmadığı ayrı ayrı incelenir. Yalnızca tıbbi tanının varlığı yeterli değildir; bu tanı ile fiil arasında nedensel bir bağ kurulması şarttır.
Kusur yeteneği kavramı, kusurluluğu etkileyen diğer nedenlerden (haksız tahrik, hata, zorunluluk hâli, amirin emrinin ifası gibi) kavramsal olarak ayrılır. Kusur yeteneğini etkileyen hâller, failin fiili işlediği anda genel olarak “kınanabilir” bir süje olup olmadığına; kusurluluğu etkileyen diğer nedenler ise süjenin somut olayda özgür bir tercih yapıp yapamadığına ilişkindir. Bu ayrımın pratik sonucu, ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenler başlıklı rehberde ayrıca ele alınmıştır.
Yaş Küçüklüğü (TCK 31)
Türk Ceza Kanunu, çocukların ceza sorumluluğunu yaşa göre üç gruba ayırır. Aşağıdaki tablo bu grupları ve güncel (7593 sayılı Kanun’la değişik) sonuçlarını özetler:
| Yaş grubu | Ceza sorumluluğu |
|---|---|
| 0-12 yaş | Ceza sorumluluğu yoktur; kovuşturma yapılamaz, yalnızca çocuklara özgü güvenlik tedbiri uygulanabilir. |
| 12-15 yaş | Algılama ve yönlendirme yeteneği yoksa sorumluluk yoktur (güvenlik tedbiri); varsa suç ağırlaştırılmış müebbet hapsi gerektiriyorsa 13-18 yıl, müebbet hapsi gerektiriyorsa 10-12 yıl hapis cezasına hükmolunur; diğer cezaların yarısı indirilir ve her fiil için verilecek hapis cezası 9 yıldan fazla olamaz. |
| 15-18 yaş | Suç ağırlaştırılmış müebbet hapsi gerektiriyorsa 19-27 yıl, müebbet hapsi gerektiriyorsa 15-18 yıl hapis cezasına hükmolunur; diğer cezaların üçte biri indirilir ve her fiil için verilecek hapis cezası 15 yıldan fazla olamaz. |
Fiili işlediği sırada on iki yaşını doldurmamış çocukların ceza sorumluluğu hiçbir koşulda yoktur.
On iki–on beş yaş grubunda ise belirleyici ölçüt, çocuğun işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayabilme ve davranışlarını yönlendirebilme yeteneğidir; bu yetenek yoksa ceza verilmez, varsa yukarıdaki tabloda belirtilen indirimli ceza uygulanır.
On beş–on sekiz yaş grubunda ceza sorumluluğu kabul edilmekle birlikte cezalar aynı şekilde indirilir.
Mevzuatta daha önce bu üç yaş grubundaki çocuklardan suça karışanlar için “suça sürüklenen çocuk (SSÇ)” terimi kullanılıyordu; 7593 sayılı Kanun’la bu ifade, damgalayıcı etkisi nedeniyle Ceza Muhakemesi Kanunu, 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu ve 2828 sayılı Sosyal Hizmetler Kanunu başta olmak üzere ilgili tüm mevzuatta “adli süreçteki çocuk” olarak değiştirilmiştir.
Bu terim, çocuğun mağdur değil fail konumunda olduğu durumları ifade eder ve soruşturma-kovuşturma süreçlerinde çocuğun yüksek yararının gözetilmesini gerektiren özel usul kurallarını (pedagog/uzman eşliği, kapalı duruşma gibi) beraberinde getirir. Çocuklarla ilgili yargılamalar, uzmanlaşmış çocuk mahkemelerinde görülür.
7593 sayılı Kanun’un 2. maddesiyle TCK’nın 31. maddesine eklenen ve 18.08.2026 tarihinde yürürlüğe giren 4. fıkra, yukarıdaki indirimli rejimin istisnasını düzenler. Buna göre, kasten öldürme (TCK 81, 82) ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama (TCK 87/2, 87/4) suçlarını işleyen 15-18 yaş grubundaki çocuklar bakımından, mahkeme somut olayda şu hususlardan birini veya birkaçını gözettiğinde üçüncü fıkradaki indirimli cezayı uygulamayabilir:
- Kasta dayalı kusurun ağırlığı.
- Güdülen amaç ve saik.
- Suçun işleniş şekli.
- Failin daha önceden kasıtlı bir suçtan dolayı hapis cezasına mahkûm edilmiş olması.
Aynı fıkra, 12-15 yaş grubundaki (ceza sorumluluğu bulunan) çocuklar için de mahkemeye, daha lehe olan ikinci fıkra yerine daha ağır olan üçüncü fıkra hükümlerini uygulama imkânı tanımaktadır. Bu düzenleme, kamuoyunda çocuk yaştaki failler tarafından işlenen ağır şiddet olaylarının tartışılmasının ardından kabul edilmiş olup, mahkemenin bu yöndeki takdirini somut olayın özelliklerine göre gerekçelendirmesi gerekir.
Nüfus kaydı bulunmayan, doğum tarihi hatalı olan veya kaydı tartışmalı olan sanıklarda yaş, gerektiğinde Adli Tıp Kurumundan alınan kemik yaşı tespiti raporu gibi bilimsel yöntemlerle belirlenir. Yaşın kesin olarak tespit edilememesi hâlinde, ceza hukukunun “şüpheden sanık yararlanır” ilkesi gereği sanık lehine olan yaş grubu esas alınır; bu da uygulamada fail için daha az sorumluluk veya daha yüksek ceza indirimi anlamına gelebilir.
Akıl Hastalığı (TCK 32)
TCK 32’ye göre, akıl hastalığı nedeniyle işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış olan kişiye ceza verilmez; ancak bu kişi hakkında güvenlik tedbirine hükmedilir. Bu kişiler, yüksek güvenlikli sağlık kurumlarında koruma ve tedavi altına alınır ve toplum açısından tehlikeliliğinin ortadan kalktığı sağlık kurulu raporuyla belirlenene kadar burada kalır.
Akıl hastalığının etkisi, kişinin algılama ve irade yeteneğini tamamen mi yoksa kısmen mi ortadan kaldırdığına göre iki farklı hukuki sonuç doğurur:
| Etkinin derecesi | Hukuki sonuç |
|---|---|
| Algılama veya irade yeteneği tamamen ortadan kalkmış (TCK 32/1) | Ceza verilmez; yalnızca güvenlik tedbirine hükmolunur. |
| Yönlendirme yeteneği önemli ölçüde azalmış ama ortadan kalkmamış (TCK 32/2) | Ceza verilir, ancak müebbet hapis yerine 20-25 yıl, diğer hâllerde altıda bire kadar indirim uygulanır; ceza kısmen veya tamamen güvenlik tedbiri olarak da infaz edilebilir. |
Failin akli durumunun tespiti, adli tıp incelemeleri ve sağlık kurulu raporlarıyla yapılır; bu raporlar, davanın en belirleyici delilleri arasındadır. Akıl hastalığının süreklilik arz etmesi (kronik bir tanı olması) ile geçici bir nöbet veya kriz şeklinde ortaya çıkması arasındaki ayrım da önemlidir; süreklilik arz eden akıl hastalığı TCK 32 kapsamında değerlendirilirken, arızi ve geçici nitelikteki durumlar TCK 34 kapsamına girer.
Sağır ve Dilsizlik (TCK 33)
TCK 33, doğuştan veya sonradan sağır ve dilsiz olan kişiler bakımından, yaş küçüklüğüne ilişkin hükümlerin belirli yaş aralıkları yukarı kaydırılarak uygulanmasını öngörür. Bunun temelinde, sağır ve dilsizliğin kişinin algı ve iletişim gelişimini geciktirebileceği ve bu nedenle kusur yeteneğinin daha ileri yaşlarda tamamlanabileceği kabulü yatar. Aşağıdaki tablo, TCK 31’deki yaş kademelerinin sağır ve dilsizlerde nasıl kaydırıldığını gösterir:
| TCK 31’deki yaş kademesi | Sağır ve dilsizlerde karşılığı (TCK 33) |
|---|---|
| 0-12 yaş | 0-15 yaş |
| 12-15 yaş | 15-18 yaş |
| 15-18 yaş | 18-21 yaş |
Böylece bu kişilerin, akranlarına göre daha koruyucu bir rejime tabi tutulması amaçlanmıştır; örneğin doğuştan sağır ve dilsiz olan 17 yaşındaki bir kişi, 33. madde uyarınca 12-15 yaş grubundaki bir çocukla aynı ölçütlere (algılama ve yönlendirme yeteneğinin varlığı) göre değerlendirilir.
Geçici Nedenler, Alkol veya Uyuşturucu Madde Etkisi (TCK 34)
TCK 34, geçici bir nedenle ya da irade dışı alınan alkol veya uyuşturucu madde etkisiyle, işlediği fiilin anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış kişiye ceza verilmeyeceğini düzenler. Örneğin bir kişinin, bilgisi dışında içeceğine uyuşturucu madde konması sonucu bu durumdan kaynaklanan bir fiil işlemesi, irade dışı madde etkisine örnektir. Kanun gerekçesinde, kimyasal madde kokusuyla algılama yeteneğini geçici olarak kaybetme, hipnotik telkin altında bulunma ve diyabet, üremi veya doğum sonrası ortaya çıkan psikoz gibi sistemik hastalıklar da bu madde kapsamındaki geçici nedenlere örnek gösterilmiştir.
Bu maddeyle TCK 32 arasındaki temel fark, etkinin kaynağı ve süreklilik derecesindedir:
| Ölçüt | TCK 32 (Akıl Hastalığı) | TCK 34 (Geçici Nedenler) |
|---|---|---|
| Sebep | Sürekli/kronik akıl hastalığı | Arızi, geçici, öngörülemeyen bir durum |
| Süreklilik | Fail tedavi edilene kadar devam eder | Nedenin etkisi geçince fail normal hâline döner |
| Sonuç (yeteneğin tam kalkması) | Ceza verilmez + güvenlik tedbiri | Ceza verilmez, güvenlik tedbiri uygulanmaz |
| Sonuç (yeteneğin kısmen azalması) | Cezada indirim + güvenlik tedbiri de uygulanabilir | Madde metninde ayrı bir indirim hükmü yoktur; TCK 34 yalnızca yeteneğin “önemli derecede azalması” hâlinde de ceza verilmemesini öngörür |
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, doğum sonrası ortaya çıkan lohusalık psikozunun hangi madde kapsamında değerlendirileceğini somut bir olayda tartışmıştır. Kararına konu olayda, banyoda tek başına doğum yapan ve doğum sonrası bebeğini bıçakla yaralayarak ölümüne sebep olan sanık hakkında, Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Kurulunun TCK’nın 32. maddesi uyarınca düzenlediği “cezai ehliyeti tamdır” raporuyla yetinilerek mahkûmiyet kurulmuştu.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2024/322 E., 2025/300 K. sayılı ve 02.07.2025 tarihli kararında, sanığın son hamileliğini fark etmediği, doğumun ani ve beklenmedik gerçekleştiği, olay sonrasında delil gizleme çabasına girmeksizin bebeği hemen sağlık kuruluşuna götürdüğü hususlarının birlikte değerlendirilmesi gerektiğini, sanığın algılama ve irade yeteneğini önemli ölçüde yitirmesine yol açacak şekilde lohusalık psikozunun etkisi altında bulunup bulunmadığının TCK’nın 34. maddesi çerçevesinde ayrıca araştırılması gerektiğini belirterek eksik incelemeye dayalı mahkûmiyet hükmünü bozmuştur.
Bu kararla Yargıtay Ceza Genel Kurulu, lohusalık psikozunun süreğen bir akıl hastalığı boyutuna ulaşmışsa TCK’nın 32. maddesi, akıl hastalığı düzeyine varmayıp geçici bir neden olarak kaldıysa TCK’nın 34. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini; her iki hâlde de genel TCK 32 raporuyla yetinilmeyip olaydan hemen sonra alınacak, 34. madde özelinde arananları içeren ayrı bir bilimsel rapora dayanılması gerektiğini ortaya koymuştur.
Buna karşılık, maddenin ikinci fıkrası çok önemli bir kural getirir: iradi olarak (kendi isteğiyle) alınan alkol veya uyuşturucu madde etkisinde suç işleyen kişi hakkında bu indirim uygulanmaz. Yani kişi kendi iradesiyle içki içmiş ve bu hâlde suç işlemişse, “sarhoştum” savunması cezada indirim sağlamaz. Bu kural, doktrinde “sebebinde serbest hareket kuramı” (actio libera in causa) olarak bilinen ilkeye dayanır: kişi, kusur yeteneğini kendi serbest iradesiyle ortadan kaldırdığı bir duruma sokmuşsa, fiili işlediği andaki yetenek kaybından değil, bu duruma bilerek ve isteyerek girmiş olmasından dolayı sorumlu tutulur.
Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2022/10252 E., 2023/205 K. sayılı ve 25.01.2023 tarihli kararında, iş yerine girerek nitelikli hırsızlık ve iş yeri dokunulmazlığının ihlâli suçlarını işleyen sanığın, olay öncesinde arkadaşıyla birlikte kendi isteğiyle aldığı alkol ve uyuşturucunun etkisiyle irade yeteneğinin ortadan kalktığı yönündeki temyiz itirazını, sanığın alkol ve uyuşturucuyu iradi olarak aldığının kendi beyanıyla da sabit olduğu gerekçesiyle reddetmiş ve TCK’nın 34/2. maddesi karşısında birinci fıkra hükmünün uygulanamayacağına hükmetmiştir.
Bu kararlar birlikte değerlendirildiğinde, TCK 34 kapsamında ceza verilmemesi için hem yeteneği ortadan kaldıran durumun irade dışı ya da doğal/tıbbi kökenli olması hem de bu durum ile somut fiil arasındaki nedensel bağın psikiyatrik/tıbbi bir raporla ortaya konması gerektiği söylenebilir.
Cebir, Şiddet, Korkutma ve Tehdit (TCK 28)
Kusurluluğu etkileyen bir diğer hâl de TCK 28’de düzenlenen cebir ve tehdittir. Buna göre, karşı koyamayacağı veya kurtulamayacağı bir cebir ve şiddet ya da muhakkak ve ağır bir korkutma veya tehdit sonucu suç işleyen kişiye ceza verilmez. Böyle bir durumda suçun faili, cebir veya tehdidi kullanan kişi sayılır; çünkü fiili gerçekleştiren kişi özgür iradesiyle hareket etmemiştir.
Burada söz konusu olan çoğunlukla manevi cebirdir; örneğin bir kişinin, yakınının öldürüleceği tehdidiyle bir suça zorlanması. Bu hâlde zorlanan kişi değil, zorlayan kişi sorumlu tutulur. Kusur yeteneğini etkileyen bütün bu hâllerin doğru değerlendirilmesi teknik bir inceleme gerektirdiğinden, sürecin deneyimli bir ceza avukatından hukuki destek alınarak yürütülmesi önemlidir.
Kusur Yeteneğinin Bulunmamasının Yargılamaya Etkisi
Kusur yeteneğinin bulunmaması yalnızca cezayı kaldırmakla kalmaz; yargılamanın hangi usulle yürütüleceğini ve hangi kurumların uygulanabileceğini de doğrudan etkiler.
Yargıtay 1. Ceza Dairesi 2022/4580 E., 2022/3343 K. sayılı ve 09.05.2022 tarihli kararında, psikotik bozukluk şeklinde akıl hastalığı bulunduğu heyet raporuyla tespit edilen ve TCK’nın 32. maddesi uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına karar verilen bir sanık hakkında yerel mahkemenin “basit yargılama usulü” uyguladığı bir kararı, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 251. maddesinin 7. fıkrasındaki “basit yargılama usulü, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, sağır ve dilsizlik hâlleri ile soruşturma veya kovuşturma yapılması izne ya da talebe bağlı olan suçlar hakkında uygulanmaz” hükmüne aykırı bularak kanun yararına bozmuştur; Yargıtay’a göre akıl hastalığı bulunan bir sanığın durumu, ancak duruşma açılarak genel hükümlere göre yürütülen bir yargılamada tartışılabilir.
Kusur yeteneğinin yokluğu, onarıcı adalet kurumlarının uygulanmasını da engeller. Yargıtay 2. Ceza Dairesi 2021/3303 E., 2022/14449 K. sayılı ve 12.09.2022 tarihli kararında, kusur yeteneği bulunmadığı gerekçesiyle hakkında “ceza verilmesine yer olmadığına” karar verilen bir sanık için uzlaşma hükümlerinin uygulanması gerektiği yönündeki itirazı, uzlaşmanın güvenlik tedbirlerinin değil yalnızca ceza sorumluluğunun bir alternatifi olduğunu, yaş küçüklüğü, sağır ve dilsizlik veya akıl hastalığı gibi nedenlerle kusur yeteneği bulunmayan failin zaten cezalandırılabilir bir statüde olmadığını belirterek reddetmiş ve yerel mahkemenin bu yöndeki kararını hukuka uygun bulmuştur.
Bu iki karar birlikte gösteriyor ki kusur yeteneğinin bulunmadığı tespit edilen bir sanık, ne basit yargılama usulü ne de uzlaşma gibi hızlandırılmış/alternatif çözüm yollarına tabi tutulabilir; dosya mutlaka genel hükümlere göre, duruşmalı olarak yürütülür.
Kusur Yeteneği Nasıl Tespit Edilir?
Kusur yeteneğinin bulunup bulunmadığı ya da ne ölçüde etkilendiği, hukuki olduğu kadar tıbbi bir değerlendirmeyi de gerektirir. Özellikle akıl hastalığı ve yaş küçüklüğünün sınırda olduğu durumlarda mahkeme, kişinin işlediği fiilin anlam ve sonuçlarını algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneğinin bulunup bulunmadığını belirlemek için uzman görüşüne başvurur. Bu amaçla düzenlenen adli tıp raporları, sağlık kurulu raporları ve gerektiğinde kişinin gözlem altına alınması, dosyanın en önemli delillerini oluşturur.
Uygulamada, kusur yeteneğinin somut olayda etkilenip etkilenmediğinin tespitinde şu unsurlar birlikte aranır:
- Failde tıbbi/biyolojik bir rahatsızlık, arızi bir durum veya madde etkisinin nesnel olarak var olduğunun (heyet raporu, kan/idrar tahlili, tıbbi kayıtlar gibi delillerle) ortaya konması.
- Bu durumun, fiilin işlendiği anda algılama veya irade yeteneğini gerçekten ortadan kaldırdığının ya da önemli ölçüde azalttığının (yalnızca genel bir tanı değil, o ana özgü etki düzeyinin) belirlenmesi.
- Durum ile fiil arasında doğrudan bir nedensellik bağının kurulması; failin sonradan hatırlamadığını beyan etmesi tek başına yeterli değildir.
- Geçici nedenler bakımından, failin bu duruma kendi kastı veya taksiriyle sebebiyet vermemiş olması.
Çocuklar bakımından ise sosyal inceleme raporları önem taşır; çocuğun içinde bulunduğu aile ve çevre koşulları, gelişim düzeyi ve fiili algılama kapasitesi bu raporlarla değerlendirilir. Bu raporların doğru yorumlanması ve gerektiğinde itiraz edilmesi, sürecin sonucunu doğrudan etkileyebilir.
Bu Hâllerde Uygulanan Güvenlik Tedbirleri
Kusur yeteneği bulunmadığı için ceza verilemeyen hâllerde ceza sorumluluğu ortadan kalksa da, bu her zaman failin serbest kalacağı anlamına gelmez. Bu durumlarda amaç, hem kişiyi hem de toplumu korumak olduğundan güvenlik tedbirleri devreye girer. Akıl hastaları bakımından yüksek güvenlikli sağlık kurumlarında koruma ve tedavi tedbiri; çocuklar bakımından ise çocuklara özgü güvenlik tedbirleri uygulanır.
TCK’nın 57. maddesi uyarınca akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirine hükmedilen kişi, yüksek güvenlikli bir sağlık kurumunda koruma ve tedavi altına alınır; bu kişinin serbest bırakılması, ceza gibi baştan belirlenmiş sabit bir süreye değil, düzenli aralıklarla alınan sağlık kurulu raporlarıyla tespit edilen tehlikelilik hâlinin ortadan kalkmasına bağlıdır.
Toplum açısından tehlikeliliğin sona erdiği yönünde rapor düzenlenmesi hâlinde, kişinin tahliyesine ve gerekiyorsa belirli bir süre tıbbi kontrol altında tutulmasına karar verilir. Güvenlik tedbiri uygulanan kişiler bu nedenle sağlık kurulu raporlarıyla düzenli olarak yeniden değerlendirilir; bu değerlendirmelerin ve tahliye taleplerinin doğru yürütülmesi için sürecin deneyimli bir ceza avukatından hukuki destek alınarak takip edilmesi önemlidir.
Sık Sorulan Sorular
Kaç yaşından küçük çocuklara ceza verilmez?
Fiili işlediği sırada on iki yaşını doldurmamış çocukların ceza sorumluluğu yoktur; haklarında ceza kovuşturması yapılamaz, yalnızca çocuklara özgü güvenlik tedbirleri uygulanabilir. On iki-on beş yaş arasında ise algılama yeteneğinin bulunup bulunmadığına göre değerlendirme yapılır.
Akıl hastası suç işlerse ne olur?
Akıl hastalığı nedeniyle fiilinin anlam ve sonuçlarını algılayamayan kişiye TCK’nın 32. maddesi uyarınca ceza verilmez; ancak hakkında güvenlik tedbirine hükmedilir ve yüksek güvenlikli sağlık kurumunda koruma-tedavi altına alınır. Yeteneğin kısmen azaldığı hâllerde ceza indirilir.
Alkollüyken işlenen suçta ceza indirimi olur mu?
Kişi kendi iradesiyle (iradi olarak) alkol veya uyuşturucu madde almışsa, TCK’nın 34/2. maddesi gereği bu hâlde işlenen suçta indirim uygulanmaz. Yalnızca irade dışı alınan madde veya geçici bir neden söz konusuysa TCK’nın 34/1. maddesi kapsamında ceza verilmeyebilir.
TCK 32 ile TCK 34 arasındaki fark nedir?
TCK 32, sürekli/kronik bir akıl hastalığını; TCK 34 ise arızi ve geçici nitelikteki durumlar ile irade dışı alınan alkol veya uyuşturucu madde etkisini düzenler. TCK 32 kapsamında yeteneğin kısmen azalması hâlinde cezada belirli oranda indirim ve güvenlik tedbiri birlikte uygulanabilirken, TCK 34 yalnızca yeteneğin önemli ölçüde ortadan kalkması hâlini kapsar.
Adli süreçteki çocuk kimdir?
Adli süreçteki çocuk, işlediği fiil nedeniyle hakkında soruşturma veya kovuşturma yürütülen 0-18 yaş arasındaki çocuğu ifade eden güncel resmi terimdir. 7593 sayılı Kanun’la, aynı anlama gelen ve damgalayıcı bulunan “suça sürüklenen çocuk (SSÇ)” ifadesinin yerine 18.08.2026 tarihinden itibaren mevzuatta bu terim kullanılmaktadır; terim, çocuğun mağdur değil fail konumunda olduğu süreçlerde geçerlidir ve çocuk mahkemelerinde özel usul kurallarına tabi tutulmasını gerektirir.
2026 değişikliğiyle çocuklar için yaş indirimi kaldırıldı mı?
Tamamen kaldırılmadı, ancak sınırlandırıldı. 7593 sayılı Kanun’la TCK’nın 31. maddesine eklenen 4. fıkra uyarınca, 15-18 yaş grubundaki çocuklar kasten öldürme (TCK 81, 82) veya neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama (TCK 87/2, 87/4) suçlarını işlediklerinde, kastın ağırlığı, güdülen amaç, işleniş şekli veya failin önceki kasıtlı suç geçmişi gibi kriterler varsa mahkeme üçüncü fıkradaki indirimli cezayı uygulamayabilir; diğer tüm suçlarda indirimli rejim aynen geçerliliğini korur.
7593 sayılı Kanun ne zaman yürürlüğe girdi?
7593 sayılı Çocuk Koruma Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, TBMM’de 8 Ağustos 2026’da kabul edilmiş ve 18 Ağustos 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir; TCK’nın 31. maddesine eklenen 4. fıkra da bu tarihte yürürlüğe girmiştir.
Kusur yeteneği ile kusurluluk arasındaki fark nedir?
Kusur yeteneği, failin kusurlu sayılabilmesinin ön koşuludur ve algılama ile irade yeteneğinin varlığını ifade eder. Kusurluluk ise bu yetenek varken failin somut olayda hukuka aykırı davranışı tercih etmesinden dolayı kınanabilirliğini ifade eder; kusur yeteneği bulunmayan bir kişi hakkında kusurluluk tartışması yapılamaz.
Sebebinde serbest hareket kuramı (actio libera in causa) nedir?
Bu kuram, kişinin kendi serbest iradesiyle girdiği bir durum (örneğin isteyerek alkol almak) nedeniyle kusur yeteneğini kaybetmesi hâlinde, bu duruma bilerek girmiş olmasından dolayı sorumlu tutulmasını ifade eder. TCK’nın 34/2. maddesi bu kuramın kanuni yansımasıdır ve iradi olarak alkol veya uyuşturucu alan kişinin ceza indiriminden yararlanmasını engeller.
Lohusalık psikozu ceza sorumluluğunu etkiler mi?
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2024/322 E., 2025/300 K. sayılı ve 02.07.2025 tarihli kararına göre, lohusalık psikozu süreğen bir akıl hastalığı boyutuna ulaşmışsa TCK’nın 32. maddesi, akıl hastalığı düzeyine varmayıp geçici bir hâl olarak kalmışsa TCK’nın 34. maddesi kapsamında değerlendirilir; her iki durumda da algılama ve irade yeteneğinin somut olayda ne ölçüde etkilendiğinin psikiyatrik bilirkişi raporuyla ayrıca tespit edilmesi gerekir.
Akıl hastalığı nedeniyle uygulanan güvenlik tedbiri ne kadar sürer?
TCK’nın 57. maddesi uyarınca uygulanan bu tedbirin ceza gibi baştan belirlenmiş sabit bir süresi yoktur; kişinin serbest bırakılması, düzenli aralıklarla alınan sağlık kurulu raporlarıyla toplum açısından tehlikeliliğinin ortadan kalktığının tespit edilmesine bağlıdır.
Kusur yeteneği bulunmayan sanık hakkında uzlaşma uygulanabilir mi?
Hayır. Yargıtay 2. Ceza Dairesi 2021/3303 E., 2022/14449 K. sayılı kararında belirtildiği üzere uzlaşma, güvenlik tedbirlerinin değil yalnızca ceza sorumluluğunun bir alternatifidir; kusur yeteneği bulunmadığı için zaten ceza verilemeyen bir fail hakkında uzlaşma hükümlerinin uygulanması hukuken mümkün değildir.
Sağır ve dilsiz sanıklar için yaş sınırları nasıl uygulanır?
TCK’nın 33. maddesi uyarınca sağır ve dilsizlerde, TCK 31’deki 0-12/12-15/15-18 yaş kademeleri sırasıyla 0-15/15-18/18-21 yaşlarına kaydırılarak uygulanır; böylece bu kişiler akranlarına göre daha ileri yaşlara kadar daha koruyucu bir rejimden yararlanır.
Kusur yeteneğini etkileyen hâllerin somut olayda doğru ortaya konması, ceza sorumluluğunu tümüyle ortadan kaldırabilir.
İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.
Av. Sinan Karabacak – Cep Tel: +90 535 671 88 95


3 Yorumlar