İçindekiler
Terk suçu cezası nedir? Terk suçu, Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 97. maddesinde düzenlenmiş olup bireyin fiziksel ve psikolojik bütünlüğünü korumaya yönelik bir suç tipidir. Bu suç; yaşlılık, hastalık, küçüklük veya engellilik nedeniyle kendine bakamayacak durumda olan ve bu nedenle bakım ve koruma altında olması gereken kişilerin terk edilmesini kapsamaktadır. Söz konusu suç tipi, Türk ceza hukuku sisteminde ihmal suçları kategorisinde yer almakta ve failin özel bir yükümlülüğe sahip olmasını ön koşul olarak aramaktadır. Bu suç Türk Ceza Kanunu‘nun Koruma, Gözetim, Yardım veya Bildirim Yükümlülüğünün İhlâli başlıklı 9’uncu bölümünde düzenlenmektedir.
I-Kanun Metni
Madde 97- (1) Yaşı veya hastalığı dolayısıyla kendini idare edemeyecek durumda olan ve bu nedenle koruma ve gözetim yükümlülüğü altında bulunan bir kimseyi kendi haline terk eden kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Terk dolayısıyla mağdur bir hastalığa yakalanmış, yaralanmış veya ölmüşse, neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç hükümlerine göre cezaya hükmolunur.
II-Terk Suçunun Unsurları
A-Terk Suçunun Maddi Unsurları
1-Fail
Terk suçu özgü bir suç olup failin belirli bir sıfata sahip olması gerekmektedir. Failin, mağdur üzerinde koruma ve gözetim yükümlülüğü bulunmalıdır. Bu yükümlülük; kanundan (örneğin ebeveyn-çocuk ilişkisi, Medeni Kanun kapsamındaki bakım yükümlülükleri), sözleşmeden (örneğin bakıcı, hemşire, özel sağlık personeli) veya önceki bir hareketten (gerçek olmayan ihmali suç çerçevesinde, kişinin başka bir eylemle mağduru tehlikeye sokmuş olması) kaynaklanabilir.
Yükümlülük kaynağına bakılmaksızın fail; ebeveyn, vasi, bakıcı, sağlık görevlisi veya bakım sözleşmesi kapsamındaki herhangi bir kişi olabilir. Yükümlülükten yoksun üçüncü kişiler bu suçun faili olamazlar.
2-Mağdur
Mağdur; yaşı veya hastalığı dolayısıyla kendini idare edemeyecek durumda olan ve bu nedenle başkasının koruma ve gözetimi altında bulunan kişidir. Kanun, mağdur için iki ayrı özellik aramaktadır:
-Yaşı veya hastalığı nedeniyle kendini idare edememek: Bu durum, fiziksel ve/veya zihinsel bir yetersizliği ifade etmektedir. Çok küçük yaştaki çocuklar, ileri yaşlı bireyler, ciddi hastalık veya engel nedeniyle günlük yaşam faaliyetlerini sürdüremeyen kişiler bu kapsamda değerlendirilebilir.
-Koruma ve gözetim yükümlülüğüne tabi olmak: Mağdurun, failin koruma ve gözetim yükümlülüğü altında bulunması gerekmektedir. Bu iki koşulun birlikte gerçekleşmesi aranmaktadır.
3-Hareket
Suçun maddi unsurunu oluşturan hareket, mağduru “kendi haline terk etmek”tir. Terk kavramı; fail ile mağdur arasındaki fiili ve hukuki ilişkinin kesilmesini, mağdurun gerekli bakım, gözetim ve korumadan yoksun bırakılmasını ifade etmektedir. Terk, hem fiziksel olarak mağdurun bulunduğu mekânı terk etme biçiminde hem de mağdurun yanında olmakla birlikte gerekli bakım ve ilgiyi göstermeme biçiminde gerçekleşebilir.
4-Nedensellik Bağı ve Netice
TCK m. 97/1 bakımından suçun oluşması için herhangi bir zararın gerçekleşmesi zorunlu değildir; suç, sırf terk eyleminin gerçekleşmesiyle tamamlanır. Buna karşın ikinci fıkra kapsamındaki ağırlaştırıcı neticenin uygulanabilmesi için terk eylemi ile gerçekleşen zarar arasında nedensellik bağının kurulması gerekmektedir.
B-Terk Suçunun Manevi Unsurları
Terk suçu, kasten işlenebilen bir suçtur; taksirle işlenmesi hâlinde TCK m. 97 kapsamında sorumluluk doğmaz. Failin, mağduru bilerek ve isteyerek terk etmesi gerekmektedir. Bu bağlamda kastın unsurları şöyledir:
• Bilme unsuru: Failin, mağdurun yaşı veya hastalığı nedeniyle kendini idare edemeyeceğini ve üzerinde koruma-gözetim yükümlülüğünün bulunduğunu bilmesi gerekmektedir.
• İsteme unsuru: Failin, mağduru kendi haline bırakmayı istemesi gerekmektedir. Olası kast da yeterlidir; failin terkin sonuçlarını doğrudan istemesi aranmamaktadır.
İkinci fıkra kapsamındaki ağırlaşmış neticeler bakımından ise fail terk fiilini kasten işlemiş, ancak ağır neticeye (hastalık, yaralanma, ölüm) ilişkin olarak taksir veya bilinçli taksirle hareket etmiş olmalıdır. Bu nedenle TCK m. 97/2, neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç niteliği taşımaktadır. İfade alma, sorgu ve duruşma aşamalarında ceza yargılamasında müdafi desteği sürecin seyrini etkileyebilir.
C-Terk Suçunda Hukuka Uygunluk Sebepleri
Terk eyleminin hukuka aykırı olması gerekmektedir. Mağdurun bakımını üstlenen başka bir kişiye usulüne uygun biçimde devir ve teslim yapılması durumunda terk suçu oluşmayacaktır. Zorunluluk hâli (TCK m. 25) veya failin kusurluluğunu etkileyen diğer nedenler varlığında suçun oluşup oluşmadığı her olay özelinde değerlendirilmelidir
III-Terk Suçunda Suçun Özel Görünüş Biçimleri
A-Teşebbüs
Terk suçu, kesintisiz (mütemadi) nitelikte bir suç olup icra hareketlerine bölünebilmesi durumunda teşebbüs mümkündür. Bununla birlikte bu suçun icra hareketlerinin bölünebilmesi oldukça sınırlı olduğundan uygulamada teşebbüs ihtimali nadiren gündeme gelmektedir.
B-İştirak (Şeriklik)
Terk suçuna iştirak, TCK’nın genel hükümleri çerçevesinde değerlendirilmelidir. Söz konusu suç özgü bir suç olduğundan iştirak açısından özel bir değerlendirme yapılması gerekmektedir:
• Müşterek faillik: Birden fazla kişinin aynı yükümlülüğe sahip olması hâlinde müşterek faillik mümkündür.
• Azmettirme: Terk yükümlülüğü bulunmayan bir kişi, yükümlülüğü olan kişiyi terk eylemine azmettirirse azmettirenin sorumluluğu TCK m. 38 çerçevesinde değerlendirilir.
• Yardım etme: Terk yükümlülüğü bulunmayan üçüncü bir kişi, fail ile birlikte hareket ederek terki kolaylaştırırsa yardım eden sıfatıyla sorumlu tutulabilir.
IV-Terk Suçunda Nitelikli Haller
TCK m. 97/2 uyarınca terk dolayısıyla mağdur bir hastalığa yakalanmış, yaralanmış veya ölmüşse neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç hükümleri uygulanır. Bu fıkra, suçun üç ayrı nitelikli hâlini düzenlemektedir:
- Hastalığa yakalanma: Mağdurun terk eylemi nedeniyle bir hastalığa yakalanması.
- Yaralanma: Mağdurun terk eylemi sonucunda yaralanması veya fiziksel zarar görmesi.
- Ölüm: Terk eyleminin mağdurun ölümüne yol açması; bu hâl en ağır nitelikli hâli oluşturmakta ve uygulanacak ceza bakımından belirleyici rol oynamaktadır.
Neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç hükümlerinin uygulanabilmesi için söz konusu neticenin fail tarafından öngörülmüş olması gerekmez. TCK m. 23 uyarınca failin bu ağır netice bakımından en azından taksirle hareket etmiş olması yeterlidir. Ağırlaştırıcı neticenin gerçekleşmesi hâlinde uygulanacak ceza miktarı, Türk Ceza Kanunu’nun neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlara ilişkin genel hükümleri ile somut olayın özelliklerine göre hâkim tarafından takdir edilecektir.
V-Terk Suçu Şikayete Tabi Midir?
Terk suçu, şikâyete tabi bir suç değildir. TCK m. 97’de şikâyet koşuluna yer verilmemiş olup bu suç re’sen soruşturulur. Savcılık, suçun işlendiğine dair bir ihbar, bildirim veya başka bir yoldan bilgi edinmesi hâlinde kamu davası açmak zorundadır. Mağdurun veya yakınlarının şikâyette bulunup bulunmaması soruşturma ve kovuşturmanın başlatılması ya da sürdürülmesi üzerinde herhangi bir etki doğurmaz.
VI-Terk Suçunda HAGB, Uzlaşma, Adli Para Cezası ve Cezanın Ertelenmesi
A-Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB)
Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması kurumu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesi kapsamında düzenlenmiştir. Bu madde uyarınca HAGB kararı verilebilmesi için cezanın iki yıl veya altında olması ve diğer yasal koşulların sağlanması gerekmektedir. TCK m. 97/1 kapsamındaki temel terk suçunda öngörülen hapis cezasının üst sınırı iki yıl olup bu nedenle HAGB’nin teorik olarak uygulanabilmesi mümkündür. Ancak ikinci fıkra kapsamında ağır bir neticenin gerçekleşmesi ve buna bağlı olarak daha ağır bir ceza öngörülmesi hâlinde, iki yıllık eşiğin aşılması durumunda HAGB uygulanamayacaktır.
B-Uzlaşma
Uzlaşma kurumu, CMK m. 253 ve devamında düzenlenmiştir. Buna göre uzlaşma yalnızca kanunda açıkça belirtilen suçlar bakımından uygulanabilmektedir. Terk suçu (TCK m. 97) uzlaşma kapsamındaki suçlar arasında yer almamaktadır. Bu nedenle terk suçu bakımından uzlaşma yoluna gidilmesi mümkün değildir.
C-Cezanın Ertelenmesi
Cezanın ertelenmesi, TCK m. 51’de düzenlenmiştir. Bu hükme göre; işlediği suçtan dolayı iki yıl veya daha az süreyle hapis cezasına mahkûm edilen kişinin cezası ertelenebilir. TCK m. 97/1 kapsamında hükmolunan hapis cezasının iki yılı aşmaması ve kanunda öngörülen diğer koşulların gerçekleşmesi (daha önce kasıtlı suçtan dolayı üç aydan fazla hapis cezasına çarptırılmamış olmak, tekrar suç işlemeyeceği yönünde kanaat oluşmuş bulunmak) hâlinde cezanın ertelenmesi mümkündür.
D-Adli Para Cezası
TCK m. 50 uyarınca kısa süreli hapis cezaları (bir yıl veya daha az) adli para cezasına çevrilebilmektedir. Somut olayda hükmedilen hapis cezasının bir yılı aşmaması hâlinde terk suçu için adli para cezasına çevirme mümkün olabilir.
VII-Terk Suçunda Görevli Mahkeme Hangisidir?
TCK m. 97/1 kapsamındaki temel terk suçunda öngörülen ceza üç aydan iki yıla kadar hapis olup bu nedenle görevli mahkeme Asliye Ceza Mahkemesi’dir.
VIII-Terk Suçu Hakkındaki Yargıtay Kararları
1-Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2016/9500 E. – 2017/26687 K. Sayılı Kararı ve Yorumu
Çocuk Haber Verilerek Koruma Altına Alınmışsa “Kendi Haline Terk” Unsuru Tartışılmadan Mahkûmiyet Verilemez
Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 2016/9500 E. – 2017/26687 K., 04.12.2017 T.
Kararın Özeti
Anne ve babası ayrı yaşayan, anneanne gözetimindeki çocukları, akrabaları babanın evine bırakmak istemiş; ancak taraflar arasındaki husumet nedeniyle çocukları babanın evinin bir alt sokağına bırakmışlardır. Bırakırken babanın annesine haber vermişler, ayrıca çocukları gören bir tanık da babaya haber vermiş ve baba çocukları almıştır. Yerel mahkeme sanıkları terk suçundan mahkûm etmiş; Yargıtay, TCK m.97/1’deki “kendi haline terk” unsurunun ne şekilde oluştuğu tartışılmadan yetersiz gerekçeyle hüküm kurulduğunu belirterek kararı bozmuştur.
Yargıtayın Gerekçesi
Terk suçunun oluşması için mağdurun fiilen korumasız, kendi haline bırakılmış olması gerekir. Somut olayda çocukların bırakılması sırasında ailesine haber verilmiş ve çocuklar kısa sürede babaları tarafından alınmıştır. Bu koşullarda “kendi haline terk” unsurunun gerçekleşip gerçekleşmediği mahkemece tartışılmamıştır.
“…TCK’nın 97/1. maddesinde belirtilen ‘kendi haline terk’ unsurunun somut olayda ne şekilde oluştuğu tartışılmadan yetersiz gerekçeyle mahkumiyet kararı verilmesi…”
Değerlendirme
Bu karar, terk suçunda belirleyici unsurun fiziksel ayrılma değil, korumasız bırakma olduğunu gösterir. Çocuğun/mağdurun başka bir koruma ve gözetim mekanizmasına (burada babaya) güvenli biçimde devredilmesi sağlanmışsa, salt “bir yere bırakıp ayrılma” terk suçunu oluşturmaz. Haber verme ve mağdurun derhal koruma altına alınması, suçun unsurunu ortadan kaldırabilecek nitelikte olgulardır ve mahkemece mutlaka tartışılmalıdır.
Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2016/9500 E. – 2017/26687 K. Sayılı İlamı Tam Metni
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Terk
HÜKÜM : Mahkumiyet
Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
Oluş ve tüm dosya kapsamına göre; suç tarihinde mağdur çocukların, anne ve babasının ayrı yaşadıkları ve anneanneleri olan sanıklardan …’un gözetiminde bulundukları, … ile kardeşi …’ın, çocukları babaları olan …’in evine bırakmak için taksiye bindikleri, ancak taraflar arasında husumet olması nedeniyle karşılaşmak istemedikleri, çocukları …’in evinin bir alt sokağına bıraktıkları, bırakırken …’in annesi …’e haber verdikleri, ayrıca tanık …’in de çocukları görerek …’in babasına haber verdiği ve …’in çocukları aldığı somut olayda, TCK’nın 97/1. maddesinde belirtilen “kendi haline terk” unsurunun somut olayda ne şekilde oluştuğu tartışılmadan yetersiz gerekçeyle mahkumiyet kararı verilmesi,
Kanuna aykırı ve sanıklar … ve …’un temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden HÜKÜMLERİN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 04/12/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
2-Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2016/12182 E. – 2020/9111 K. Sayılı Kararı ve Yorumu
Bakıma Muhtaç Küçük Çocukları Korumasız Bırakıp Evi Terk Etmek Terk Suçunu Oluşturur
Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 2016/12182 E. – 2020/9111 K., 07.07.2020 T.
Kararın Özeti
Ev hanımı sanık, bakıma muhtaç iki küçük çocuğunu evde bırakarak, eşinin işe gitmesinin hemen ardından sabah saatlerinde evi terk etmiştir. Çocuklar annelerinin komşuya gittiğini sanarak evde beklemiş; baba işten dönünce durumu öğrenip jandarmaya bildirmiştir. Sanığın gece yarısından sonra başka bir ilde, başka bir kişinin evinde olduğu anlaşılmıştır. Yerel mahkeme beraat kararı vermiş; Yargıtay, suçun sabit olduğunu belirterek beraat hükmünü bozmuştur.
Yargıtayın Gerekçesi
Mağdurlar bakıma muhtaç küçük çocuklardır ve kendilerini idare edemeyecek durumdadır; sanık ise onların koruma ve gözetim yükümlüsü annedir. Çocukları gün boyu korumasız biçimde evde bırakıp uzak bir ile gitmesi, terk suçunun unsurlarını oluşturur.
“…sanığın atılı suçu işlediğinin sabit olduğu gözetilmeden yerinde olmayan gerekçe ile beraat kararı verilmesi…”
Değerlendirme
Bu karar, bir önceki kararın karşı kutbunu oluşturur ve birlikte okunduğunda ayrımı netleştirir. Burada çocuklar herhangi bir koruma mekanizmasına devredilmemiş; gün boyu fiilen korumasız, kendi hallerine terk edilmiştir. İki karar arasındaki belirleyici fark şudur: Birinci olayda mağdur güvenli biçimde başka bir gözetim altına alınmışken, ikinci olayda hiçbir koruma sağlanmaksızın korumasız bırakma gerçekleşmiştir. Mağdurun yaşı/bakıma muhtaçlığı ve korumasız kalma süresi/koşulları, suçun oluşumunda merkezî unsurlardır.
Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2016/12182 E. – 2020/9111 K. Sayılı İlamı Tam Metni
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Terk
HÜKÜM : Beraat
Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
Antalya’nın Kaş ilçesinin bir köyünde ikamet eden ve ev hanımı olan sanığın bakıma muhtaç iki küçük çocuğunu bırakarak eşi olan müştekinin işe gitmesinden hemen sonra sabah saatlerinde evi terk ettiği, çocukların annelerinin komşuya gittiğini sanarak evde bekledikleri, babaları olan müştekinin işten döndükten sonra çocuklara sorduğunda anneleri olan sanığın, müştekinin evden ayrıldığı saatten itibaren evi terk ettiğini öğrenerek durumu jandarmaya intikal ettirdiği ve gece yarısından sonra sanığın, bir başka erkeğin Ankara ili, Sincan ilçesinde bulunan köydeki evinde olduğununun öğrenildiği olayda; sanığın atılı suçu işlediğinin sabit olduğu gözetilmeden yerinde olmayan gerekçe ile beraat kararı verilmesi,
Kanuna aykırı ve o yer Cumhuriyet savcısının temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 07.07.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
3-Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2017/666 E.- 2020/16037 K. Sayılı İlamı ve Yorumu
Terk Suçunda Gerekçesiz Hüküm Kurulamaz ve Katılan Kurumun (Bakanlık) Hakları Korunmalıdır
Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 2017/666 E. – 2020/16037 K., 11.11.2020 T.
Kararın Özeti
Terk suçundan verilen beraat kararı, iki usuli sebeple bozulmuştur: Birincisi, hükmün hangi delillere neden üstünlük tanındığını gösteren yeterli gerekçeden yoksun olması; ikincisi, suçtan zarar gören Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın duruşmadan haberdar edilmeyerek davaya katılma ve diğer haklarını kullanmasının engellenmesidir.
Yargıtayın Gerekçesi
Anayasa m.141/3 ve CMK’nın ilgili maddeleri uyarınca hükümlerin gerekçeli olması zorunludur; delillerin değerlendirilmesi ve suç unsurlarının açıkça gösterilmesi gerekir. Ayrıca CMK m.233-234 uyarınca suçtan zarar gören kurumun katılma hakkını kullanabilmesi için duruşmadan haberdar edilmesi şarttır.
“…davaya katılma ve … haklardan yararlanma olanağı sağlanmadan yargılamaya devam edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması…”
Değerlendirme
Bu karar, terk suçunun esasından çok yargılamanın usulüne ilişkindir ve iki önemli güvenceyi hatırlatır. Birincisi, beraat dahil her hükmün denetime elverişli bir gerekçe içermesi zorunludur; gerekçesiz karar tek başına bozma sebebidir. İkincisi, terk gibi korunmasız kişileri ilgilendiren suçlarda Bakanlık suçtan zarar gören sıfatıyla katılma hakkına sahiptir ve bu hakkın kullanılması için usulüne uygun bildirim yapılması gerekir. Bu, çocuk ve korunmaya muhtaç kişiler bakımından devletin yargılamadaki rolünü güvence altına alır.
Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2017/666 E.- 2020/16037 K. Sayılı İlamı Tam Metni
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Terk
HÜKÜM : Beraat
Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
1-Hükmün dayandığı tüm kanıtların, bu kanıtlara göre ulaşılan sonuçların, iddia, savunma,tanık anlatımları ve dosyadaki diğer belgelere ilişkin değerlendirmeler ile sanığın eyleminin ve yüklenen suçların unsurlarının nelerden ibaret olduğunun, hangi gerekçeyle hangi delillere üstünlük tanındığının açık olarak gerekçeye yansıtılması gerekirken, açıklanan ilkelere uyulmadan, Anayasanın 141/3 ve 5271 sayılı CMK’nın 34, 230, 232, 289/1-g (1412 sayılı CMUK’un 308/7.) maddelerine aykırı davranılarak gerekçesiz hüküm kurulması,
2-Suçtan zarar gören müşteki Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın CMK’nın 233. ve 234. maddeleri gereğince kovuşturma evresinde sahip olduğu davaya katılma ve diğer haklarını kullanabilmesi için duruşmadan haberdar edilmesi gerektiği halde, usulen dava ve duruşmalar bildirilmeden, davaya katılma ve CMK’nın mağdur ve katılanlar için öngördüğü haklardan yararlanma olanağı sağlanmadan yargılamaya devam edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması,
Kanuna aykırı, katılan … vekilinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönleri incelenmeksizin HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 11.11.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Üç Kararın Birlikte Değerlendirilmesi
| Karar | Mesele | Sonuç / İlke |
|---|---|---|
| 1 (2017/26687) | Çocuk haber verilerek babaya devredilmiş | “Kendi haline terk” tartışılmalı; otomatik mahkûmiyet olmaz |
| 2 (2020/9111) | Küçük çocuklar korumasız bırakılmış | Terk sabit; beraat bozuldu |
| 3 (2020/16037) | Gerekçesizlik + Bakanlığın katılma hakkı | Usuli güvenceler; gerekçesiz hüküm bozulur |
Esasa ilişkin ortak ilke şudur: TCK m.97 terk suçunun çekirdeği “kendi haline terk” yani korumasız bırakma unsurudur. Mağdur (a) yaşı veya durumu nedeniyle kendini idare edemeyecek halde olmalı, (b) fail onun koruma-gözetim yükümlüsü olmalı ve (c) mağdur fiilen korumasız bırakılmış olmalıdır. Mağdur güvenli biçimde başka bir gözetim altına devredilmişse (Karar 1) suç oluşmayabilir; hiçbir koruma sağlanmadan bırakılmışsa (Karar 2) suç oluşur. Usul yönünden ise (Karar 3) gerekçeli karar zorunluluğu ve suçtan zarar gören kurumun katılma hakkı titizlikle gözetilmelidir. Vekil açısından savunmanın merkezine, mağdurun terk anında gerçekten korumasız kalıp kalmadığı sorusu yerleştirilmelidir.
IX-Terk Suçu Hakkında Soru-Cevap
Terk suçu nedir?
Terk suçu, kendini idare edemeyecek durumda olan ve bakım yükümlülüğü altında bulunan bir kişinin kasten kendi haline bırakılmasıdır.
Terk suçu hangi kanunda düzenlenmiştir?
Terk suçu, Türk Ceza Kanunu’nun 97. maddesinde düzenlenmiştir.
Terk suçunun cezası nedir?
Temel haliyle terk suçunun cezası 3 aydan 2 yıla kadar hapis cezasıdır.
Terk edilen kişi zarar görürse ceza artar mı?
Evet. Mağdur hastalanır, yaralanır veya ölürse ceza, neticesi sebebiyle ağırlaştırılır.
Herkes terk suçunun faili olabilir mi?
Hayır. Sadece mağdur üzerinde bakım ve gözetim yükümlülüğü bulunan kişiler bu suçun faili olabilir.
Terk suçu şikâyete bağlı mıdır?
Hayır. Terk suçu şikâyete tabi değildir ve savcılık tarafından resen soruşturulur.
İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir. Ceza Hukuku alanındaki diğer yazılarımızı görmek için Ceza Hukuku Yazılar sayfasını, hizmet verdiğimiz diğer alanları görmek için Hizmetlerimiz sayfasını ziyaret edebilirsiniz.
Av. Sinan Karabacak Cep Tel: +90 535 671 88 95
Yasal Uyarı: Bu makale Av. Sinan Karabacak tarafından, yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. Her dava kendine özgü koşullar içermektedir. Hukuki danışmanlık için lütfen iletişime geçiniz.

Bir Yorum