|

Özgü Suç Nedir? Türk Ceza Hukukunda Özgü Suçlar

özgü suç nedir bağcılar avukat sinan karabacak

Özgü suç nedir? Türk Ceza Hukuku, suçun oluşumu bakımından yalnızca eylemin hukuka aykırılığını değil; aynı zamanda bu eylemi gerçekleştiren kişinin belirli niteliklere sahip olup olmadığını da esas almaktadır. İşte bu noktada karşımıza çıkan özgü suç (delicta propria) kavramı, hem teorik hem de pratik açıdan ceza hukukunun en dikkat çekici kurumlarından birini oluşturmaktadır.

Özgü suçlar; yalnızca belirli sıfat, görev, ilişki veya özelliğe sahip kişilerin fail olabileceği suç tiplerini ifade eder. Söz konusu özelliği taşımayan bir kimse, suçun maddi unsurunu birebir gerçekleştirse dahi asıl fail sıfatını kazanamaz; ancak bazı istisnai hallerde azmettiren ya da yardım eden olarak sorumlu tutulabilir.

A-Özgü Suç Kavramı ve Temel Özellikleri

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda (TCK) özgü suçlar açıkça tanımlanmamış olsa da öğreti ve Yargıtay içtihadı bu kavramı çeşitli kararlarla şekillendirmiştir. Genel kural olarak özgü suç; kanun koyucunun suçun faili bakımından koşul olarak öngördüğü belirli bir nitelik, sıfat veya ilişkinin varlığını zorunlu kılan suç tipidir.

Özgü suç, kanuni tarifinde failin niteliği belirtilen ve ancak bu niteliği taşıyan kişiler tarafından işlenebilen suçtur. Burada failin sahip olduğu sıfat, suçun oluşumu için bir ön şarttır. Eğer bu sıfata sahip olmayan bir kişi ilgili fiili işlerse, o suç oluşmaz; ancak fiil başka bir suçun tanımına uyuyorsa o suçtan sorumluluk doğabilir. Özgü suçlarda failin sahip olması gereken nitelikler şunlar olabilir:

1-Kamu Görevlileri Tarafından İşlenen Özgü Suçlar

TCK’nın en belirgin özgü suç kategorilerinden birini kamu görevlilerince işlenen suçlar oluşturmaktadır. Zimmet (m. 247), irtikâp (m. 250), görevi kötüye kullanma (m. 257) ve ihaleye fesat karıştırma (m. 235) gibi suçlar, yalnızca ilgili sıfatı taşıyan kişiler tarafından işlenebilir. Kamu görevlisi olmayan birinin bu fiilleri gerçekleştirmesi halinde, eylem ya başka bir suç tipine girecek ya da cezasız kalacaktır.

2-Aile İçi İlişkilerden Doğan Özgü Suçlar

Aile bireylerini korumaya yönelik bazı suç tipleri de özgü suç niteliği taşımaktadır. Aile hukukundan doğan yükümlülüğün ihlali (m. 233), failde aile bireyi ya da nafaka borçlusu sıfatının bulunmasını zorunlu kılar. Benzer biçimde terk (m. 97) suçunda da ebeveyn ya da velayet hakkına sahip kişi sıfatı aranmaktadır. Bu suçlarda söz konusu aile ilişkisi, salt suçun ağırlaştırıcı nedeni değil; bizzat suçun kurucu unsurudur.

3-Meslek ve Görevle İlgili Özgü Suçlar

Hekimler, avukatlar, eczacılar ve bankacılar gibi belirli mesleki sıfatı haiz kişilerin işleyebileceği suçlar da özgü suç kapsamındadır. Örneğin reçetede sahtecilik ve meslek sırrının ifşası gibi suç tiplerinde failin ilgili mesleği icra ediyor olması şarttır. Aynı fiili bir sıradan vatandaşın gerçekleştirmesi, farklı suç tiplerini gündeme getirebilir ya da cezai sorumluluk doğurmayabilir.

B-Özgü Suçların Tasnifi

Ceza hukuku doktrini, özgü suçları failin niteliğinin suçun varlığı üzerindeki etkisine göre ikiye ayırır:

1-Gerçek Özgü Suçlar

Bu suç türünde, failin belirli bir sıfata sahip olması suçun kurucu unsurudur. Eğer fail o sıfata sahip değilse, işlenen fiil hiçbir şekilde suç teşkil etmez veya bambaşka bir genel suçun kapsamına girer.

  • Örnek: İşkence Suçu (TCK m. 94). İşkence suçu ancak bir “kamu görevlisi” tarafından işlenebilir. Kamu görevlisi olmayan bir kişinin benzer eylemleri kasten yaralama veya eziyet suçunu oluşturabilir ancak “işkence” suçunu oluşturamaz. Aynı durum rüşvet ve zimmet suçları için de geçerlidir.

2-Görünüşte (Nisbi) Özgü Suçlar

Burada fiil aslında herkes tarafından işlenebilen genel bir suçtur. Ancak suçun belirli bir sıfata sahip kişi tarafından işlenmesi, suçun daha ağır veya daha hafif cezayı gerektiren nitelikli bir hali olarak düzenlenmiştir.

  • Örnek: Resmi Belgede Sahtecilik (TCK m. 204). Herkes resmi belgede sahtecilik yapabilir (m. 204/1). Ancak bu suç bir kamu görevlisi tarafından görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılarak işlenirse ceza artırılır (m. 204/2). Burada suçun özgü hali, temel suçun ağırlaşmış halidir.

C-Özgü Suçlarda İştirak

Özgü suçların en karmaşık ve yargı pratiğinde en çok tartışılan yönü iştirak (suç ortaklığı) konusudur. TCK m. 40/2 uyarınca kabul edilen “Bağlılık Kuralı” burada devreye girer.

Kanun hükmüne göre:

“Özgü suçlarda, ancak o suçun faili olabilen kişi fail olarak sorumlu tutulabilir. Bu suçların işlenişine iştirak eden diğer kişiler ise azmettiren veya yardım eden olarak sorumlu tutulur.”

Bu kuralın sonuçlarını şöyle özetleyebiliriz:

  1. Fail Olma Yasağı: Özel faillik niteliğini taşımayan bir kimse (örneğin sivil bir vatandaş), özgü bir suçun (örneğin zimmet) faili (müşterek faili) olamaz.
  2. Şeriklik Mümkündür: Özel niteliği taşımayan kişi, özgü suçu işleyen kamu görevlisini bu suça azmettirebilir veya ona yardım edebilir. Bu durumda sivil kişi de zimmet suçundan cezalandırılır ancak “fail” olarak değil, “azmettiren” veya “yardım eden” sıfatıyla sorumlu olur.
  3. Hukuki Sorumluluk: Eğer bir suçun işlenişine birden fazla kişi katılmışsa ve bunlardan sadece biri özel faillik niteliğine sahipse, suç o niteliğe göre vasıflandırılır ve diğerleri de o suça iştirakten ceza alır.

D-Özgü Suçlarda Hata ve Yanılma

Failin kendi özel niteliğini bilmemesi ya da yanılgıya düşmesi hâlinde ne olacağı sorusu, ceza hukukunda önemli tartışmalara konu olmaktadır. TCK’nın 30. maddesinde düzenlenen hata hükmü çerçevesinde değerlendirilmesi gereken bu durumda; failin kendi sıfatını bilmemesi ya da yanlış değerlendirmesi, kasıt unsurunun oluşumunu etkileyebilir.

Öğretide hâkim görüş; failin kamu görevlisi olduğunu bilerek zimmet suçunu işlemesi gerektiği yönündedir. Kişinin bu sıfatı taşıdığını bilmeden hareket etmesi, kasıtlı sorumluluğu ortadan kaldırabilir. Ancak bu değerlendirme somut olayın koşullarına göre yapılmalı; özellikle failin meslek bilgisi ve deneyimi göz önünde bulundurulmalıdır.

E-Özgü Suçlara Uygulamadan Örnekler ve Yargıtay Yaklaşımı

Yargıtay, özellikle kamu görevlileri tarafından işlenen suçlarda özgü suç niteliğini titizlikle incelemektedir.

  • Zimmet Suçu: Bir banka çalışanının (özel banka olsa dahi Bankacılık Kanunu uyarınca kamu görevlisi sayılan hallerde) kurum parasını kendi hesabına geçirmesi özgü suçtur. Bu eyleme yardım eden sivil eşi veya arkadaşı, zimmet suçuna yardımdan sorumlu tutulur.
  • Görevi Kötüye Kullanma: Bu suçun faili sadece kamu görevlisi olabilir. Bir sivil, bir memuru görevini yapmaması için ikna ederse, sivil kişi “Görevi kötüye kullanmaya azmettirme” suçundan yargılanır.

F-Özgü Suçların Önemi

Neden bazı suçlar özgü suç olarak düzenlenmiştir? Bunun temelinde hukuki yararın korunması yatar. Devlet, kamu hizmetlerinin dürüstlük ve tarafsızlıkla yürütülmesini korumak için kamu görevlilerine daha ağır sorumluluklar yükler. Keza, bir doktorun veya avukatın mesleki sırrını ifşa etmesi, sıradan bir vatandaşın dedikodu yapmasından daha ağır bir ihlal olarak görülür çünkü burada bir güven ilişkisi ve sadakat borcu ihlal edilmektedir.

G- Özgü Suçlar Bakımından Hukuki Değerlendirme Sonucu

Özgü suçlar, failin kimliğinin suçun tipikliği üzerinde doğrudan etkili olduğu özel bir yapıdır. Özellikle iştirak hükümleriyle birleştiğinde, sivil kişilerin de kamu görevlilerine özgü suçlardan dolayı ağır yaptırımlarla karşılaşabileceği unutulmamalıdır. Hukuk uygulayıcıları için bir eylemin özgü suç olup olmadığını tespit etmek, sadece suçun adını koymak değil, aynı zamanda iştirak iradesini ve ceza sorumluluğunun sınırlarını belirlemek adına hayati önem taşır. Hangi dava türlerinde hizmet sunulduğunu öğrenmek için Av. Sinan Karabacak sayfasını inceleyebilirsiniz.

Özel Hastanede Çalışan Doktor, Memurlara Özgü “Görevi İhmal” Suçunun Faili Olamaz

Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 2015/2180 E. – 2015/7599 K., 07.05.2015 T.

Kararın Özeti

Özel hastanede genel cerrahi uzmanı olarak çalışan sanığın, ameliyat öncesi eksik inceleme yaptığı ve şikâyetleri süren hastayı üst merkeze sevk etmediği iddia edilmiştir. Yerel mahkeme, sanığın taksirinin bulunmadığı gerekçesiyle taksirle yaralamadan beraat kararı vermiş; Yargıtay bu kararı onamıştır. Karar, sanığın eyleminin olsa olsa “görevi ihmal” kapsamında değerlendirilebileceğini, ancak memur olmayan özel hastane doktorunun bu özgü suçun faili olamayacağını vurgulamıştır.

Yargıtayın Gerekçesi

Sanığın eylemi sonucu hastanın kanser hastalığına yakalanmadığı ve hastalığın ilerlediğine dair delil bulunmadığından, taksirle yaralama için gerekli illiyet bağı yoktur. Eylem ancak görevi ihmal olarak nitelenebilirse de, görevi ihmal memurlara özgü bir suçtur; özel hastanede çalışan ve memur olmayan doktor bu suçun faili olamaz. Sanığın hukuki (tazminat) sorumluluğu ise saklıdır.

“…özel hastanede çalışan ve memur olmayan sanık için … memurlara özgü suç olan ‘görevi ihmal’ suçunun oluşamayacağı ancak sanığın ‘hukuki sorumluğunun’ saklı olduğu…”

Değerlendirme

Bu karar, özgü suçlarda failin sıfatının kurucu unsur olduğunu somut biçimde gösterir. Aynı özensiz davranış, kamu hastanesindeki bir hekimde görevi ihmal suçunu oluşturabilecekken, özel hastanedeki hekimde bu suç hiç oluşmaz. Önemli bir ayrım da şudur: cezai sorumluluğun doğmaması, hukuki (tazminat) sorumluluğu ortadan kaldırmaz. Mağdur, ceza davası sonuçsuz kalsa dahi tazminat yoluna başvurabilir. Bu nedenle özel sağlık kuruluşlarındaki tıbbi uygulama hatalarında, ceza ve tazminat yollarının ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekir.

Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2015/2180 E. 2015/7599 K. Sayılı İlamı Tam Metni

“İçtihat Metni”

Mahkemesi: Sulh Ceza Mahkemesi
Suç: Taksirle Yaralama
Hüküm: Beraat

Taksirle yaralama suçundan sanığın beraatine ilişkin hüküm, katılan vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Katılan … makat bölgesinde sivilce – çıban benzeri bir oluşumdan dolayı rahatsızlık hissedip sanığın Genel Cerrahi Uzmanı olarak görev yaptığı özel Medicine Hospital hastanesine müracaat ettiği, sanık tarafından yapılan muayene sonucu Anal fissür + peranal fistül tanısı ile önce antibiyotik tedavisi devamında ise cerrahi müdahalede bulunulduğu, operasyon sonucu 4-5 gün hastanede kontrol altında kalan katılanın tıbbi şifa ile taburcu edildiği, ilerleyen dönemlerde operasyon bölgesinde ağrı-akıntı şikayeti ile birden çok kez sanığa müracaat ettiği ve değişik antibiyotik tedavisi ile sıcak banyo tedavisi tavsiye edildiği, şikayetleri devam eden katılanın başka bir sağlık merkezine müracaatı sonucu kendisinde ” squamoz hücreli rektum kanseri” olduğunun tespit edildiği ve sanık hakkında yeterli tedaviyi uygulamadığı iddiası ile şikayetçi olması nedeniyle başlanılan soruşturma da;


Sanığa isnat edilen eylemin teşhis ve tedavide eksiklik nedeniyle taksirle yaralama suçu olduğu, taksirle yaralama suçunun oluşabilmesi için eylem ile zarar arasında uygun bir nedensellik bağının bulunması gerektiği, sanığın eyleminin operasyon öncesi eksik inceleme yapması ve operasyon sonucu şikayetleri devam eden hastayı bir üst merkeze sevkini yapmaması şeklinde tarif edildiği, oysa sanığın eylemi sonucu katılanın kanser hastalığına yakalanmadığı gibi, hastalığın ileri bir aşamaya geçtiğine dair delil ve iddianın bulunmadığı, sanığın eyleminin ancak “görevi ihmal” kapsamında değerlendirilebileceği, özel hastanede çalışan ve memur olmayan sanık için ise memurlara özgü suç olan “görevi ihmal” suçunun oluşamayacağı ancak sanığın “hukuki sorumluğunun” saklı olduğu kabul ve tespit edilerek yapılan incelemede;


Yapılan yargılama sonunda suç açısından failin taksirinin bulunmadığı gerekçeleri gösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınmış olduğundan, katılan vekilinin eksik incelemeye, sanığın kusurlu olması nedeniyle mahkum olması gerektiğine ilişkin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, beraate ilişkin hükmün isteme uygun olarak ONANMASINA, 07/05/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

PTT’de Yüklenici Firma Nezdinde Çalışan Kişinin Görevi Kötüye Kullanma Suçunda Fail Olup Olamayacağı Araştırılmalıdır

Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 2014/18056 E. – 2014/30436 K., 27.10.2014 T.

Kararın Özeti

Posta dağıtıcısı olan sanık, bir boşanma davasındaki tebligatı, muhatabın 15 yaşındaki kızına “ehil ve reşit” açıklamasıyla tebliğ etmiştir. Yerel mahkeme görevi kötüye kullanmadan mahkûmiyet kararı vermiş; Yargıtay, sanığın PTT personeli mi yoksa yüklenici firma elemanı mı olduğunun araştırılmadığını belirterek hükmü bozmuştur.

Yargıtayın Gerekçesi

Görevi kötüye kullanma (TCK m.257) özgü bir suç olup, failin kamu görevlisi niteliğini taşıması veya özel yasası gereği kamu görevlisi gibi cezalandırılabilen biri olması gerekir. PTT personeli, ifa ettikleri görevlerden doğan suçlarda kamu görevlisi sayılır; ancak tebligat görevi yalnızca PTT personeline verilebilir, hizmet alımıyla çalıştırılan müteahhit firma elemanına tebligat görevi verilmesi yasaya aykırıdır. Bu nedenle sanığın istihdam türü belirlenmeden, yüklenici firma elemanı ise bu suçun faili olup olamayacağı tartışılmadan mahkûmiyet kurulması hatalıdır.

“…sanığın PTT personeli ya da üstlenici firma elemanı olarak istihdam edilip edilmediği araştırılmadan … eksik incelemeyle hükümlülük kararı verilmesi…”

Değerlendirme

Bu karar, özgü suçlarda failin sıfatının somut olarak belgelenmesi gerektiğini gösterir. “Kamu görevlisi gibi cezalandırılma” istisnası dar yorumlanır ve yalnızca kanunun öngördüğü hallerle sınırlıdır. Bir kuruma hizmet veren taşeron/yüklenici firma çalışanı, kural olarak o kurumun kamu görevlisi sayılan personeliyle aynı statüde değildir. Bu nedenle görevi kötüye kullanma gibi özgü suçlarda, sanığın tam olarak hangi statüde çalıştığının (kadrolu personel mi, taşeron işçi mi) resmî kayıtlarla saptanması, suçun oluşup oluşmadığını doğrudan belirler. Bu eksiklik giderilmeden kurulan mahkûmiyet hukuka aykırıdır.

Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2014/18056 E. – 2014/30436 K. Sayılı İlamı Tam Metni

“İçtihat Metni”

Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.
Ancak; Malatya 1. Aile Mahkemesinde görülen boşanma davasında, davalı M.. B..’a duruşma gününü bildiren tebligat çıkartıldığı, posta dağıtıcısı olan sanığın, kayden 15 yaşında olan davacının kızı Y..E..B..’a “birlikte ehil ve reşit kızı E..B… imzasına” açıklamasıyla 23.12.2005 tarihinde tebliğ edildiği olayda;
TCK’nın 257. maddesinde yazılı görevi kötüye kullanma suçu özgü suçlardan olup, failinin aynı Kanunun 6. maddesinde tanımlandığı şekliyle ‘kamu görevlisi’ niteliğini taşıması ya da özel yasası gereğince kamu görevlisi gibi cezalandırılabilen bir kimse olması gerekmektedir.
KİT rejimine tabi bulunan PTT Genel Müdürlüğünde 233 ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameler kapsamında istihdam edilen personel, 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 11/b maddesi uyarınca, “ifa ettikleri görevlerinden doğan suçlardan dolayı” kamu görevlisi sayılmaktadırlar. Diğer taraftan, 7201 sayılı Tebligat Kanununun 1. maddesi gereği anılan kanun hükümlerine göre tebligat işlemlerini yapmakla PTT Genel Müdürlüğünün yetkili kılınmış ve Kanunun 52. maddesi gereğince de “bu kanunun tatbikinde görevli memur ve hizmetliler ile mahalle, köy muhtar ve ihtiyar heyeti meclisi azalarının” işledikleri suçlarda kamu görevlisi gibi sayıldıkları kabul edilmiştir. Açıklanan yasal düzenlemeler uyarınca 7201 sayılı Kanun gereği tebligat işlemlerinde görevlendirilecek personelin PTT Genel Müdürlüğü personeli olması zorunlu olup, hizmet satın alınması suretiyle kurulan hukuki ilişkiye dayalı olarak iş gördürülen müteahhit firma çalışanına tebligat görevi verilmesi yasaya aykırıdır. Nitekim 5584 sayılı Posta Kanununun “Ulaştırma Sözleşmeleri” başlıklı 10. maddesinin gerek önceki metnine ve gerekse 29.4.2009 tarihli ve 5893 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle eklenen “PTT İdaresi postaların ayrım ve dağıtım işlerini ihale yoluyla üçüncü şahıslara gördürebilir” şeklindeki ikinci fıkrasına göre de tebligat işlemlerinin müteahhit firma çalışanına gördürülmesi yasaya uygun değildir. 5893 sayılı Kanun değişikliği ile yalnızca ayrım ve dağıtım işleri ihale yoluyla gördürülebilecek işlerden olup, tebligat işlemleri kapsam dışında tutulmuştur.
1-İncelenen dosyada, sanığın PTT personeli ya da üstlenici firma elemanı olarak istihdam edilip edilmediği araştırılmadan, üstlenici firma elemanı olması durumunda görevi kötüye kullanma suçunun faili olup olmayacağı tartışılmadan, eksik incelemeyle hükümlülük kararı verilmesi,
2-7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun “Muhatap yerine kendisine tebliğ yapılacak kimsenin görünüşüne nazaran onsekiz yaşından aşağı olmaması ve bariz bir surette ehliyetsiz bulunmaması lazımdır” şeklindeki 22. maddesi gereğince, tebligatı alan Y.. E.. B..’un, tebliğ tarihindeki fiziki görünüşünün yaşına uygun olup olmadığı değerlendirilmeden, boşanma davasının tarafları dinlenip, dosya incelenerek yapılan tebligat sonucunda eylemin, kişilerin mağduriyetlerine, kamu zararına yol açıp açmadığı ya da kişilere haksız kazanç sağlayıp sağlamadığı tartışılıp açıklanmadan yetersiz gerekçeyle hüküm kurulması,
3-Suç tarihi 23/12/2005 iken, gerekçeli karar başlığında 07/01/2005 olarak gösterilmesi,
Kanuna aykırı ve sanık M.. K..’nin temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnamedeki onama düşüncesinin reddiyle HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 27/10/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Kooperatif Yönetim Kurulu Başkanı, Sınırlı Sayım Dışındaki Eylemlerde Görevi Kötüye Kullanma Suçunun Faili Olamaz

Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 2013/6354 E. – 2014/10420 K., 04.11.2014 T.

Kararın Özeti

Kooperatif yönetim kurulu başkanı olan sanık, bir kooperatif üyesi hakkındaki icra takibinde, araçlara haciz konulmasına ilişkin icra müdürlüğü yazılarına cevap vermemiştir. Yerel mahkeme görevi kötüye kullanmadan mahkûmiyet kurmuş; Yargıtay, sanığın bu eylem bakımından kamu görevlisi gibi cezalandırılamayacağını ve dolayısıyla bu özgü suçun faili olamayacağını belirterek hükmü bozmuştur (sonuçta zamanaşımı nedeniyle idari para cezası verilmesine de yer olmadığına karar verilmiştir).

Yargıtayın Gerekçesi

1163 sayılı Kooperatifler Kanunu m.62, kooperatif yönetim kurulu üyelerini yalnızca kooperatifin para ve malları, bilanço, tutanak, rapor, defter ve belgeleri üzerinde işledikleri suçlarda kamu görevlisi gibi sayar. İcra yazılarına cevap vermeme eylemi bu sınırlı sayımın dışındadır; dolayısıyla sanık bu eylemde kamu görevlisi gibi cezalandırılamaz ve görevi kötüye kullanmanın faili olamaz. Eylem, Kabahatler Kanunu m.32’deki “emre aykırı davranış” kabahatini oluşturur.

“…icra müdürlüğünce … haciz konulmasına dair yazılara cevap vermemesi şeklindeki eylemi nedeniyle kamu görevlisi gibi cezalandırılabilmesine olanak bulunmadığı ve … görevi kötüye kullanma suçunun faili olamayacağı…”

Değerlendirme

Bu karar, “kamu görevlisi gibi sayılma” düzenlemelerinin kapsamının dar ve sınırlı yorumlanması gerektiğini ortaya koyar. Kooperatif yöneticisinin kamu görevlisi gibi sayılması, kanunun saydığı belirli konularla (mali işler, defter ve belgeler) sınırlıdır; bu kapsam dışındaki bir idari yazıya cevap vermeme gibi eylemler özgü suç olan görevi kötüye kullanmayı oluşturmaz. Önemli pratik sonuç şudur: failin sıfatı, soyut olarak değil, somut eylemle bağlantılı olarak değerlendirilmelidir. Aynı kişi bir eylemde kamu görevlisi gibi sayılırken, başka bir eylemde sayılmayabilir. Bu kapsamdaki eylemler ceza değil, idari yaptırım (kabahat) konusu olur.

Yargıtay 5. Ceza Dairesi 2013/6354 E. – 2014/10420 K. Sayılı İlamı Tam Metni

“İçtihat Metni”

Tebliğname No : 4 – 2011/140287
MAHKEMESİ : Ergani Sulh Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 20/10/2010
NUMARASI : 2010/494 Esas, 2010/590 Karar
SUÇ : Görevi kötüye kullanma

Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü:
1163 sayılı Kooperatifler Kanununun 62. maddesinde kooperatif yönetim kurulu üyeleri ve memurlarının kooperatifin para ve malları bilanço, tutanak, rapor ve başka evrak, defter ve belgeleri üzerinde işledikleri suçlardan dolayı kamu görevlisi gibi cezalandırılacağının öngörülmesi karşısında; suç tarihlerinde S.S. …… nolu M…. Kooperatifi yönetim kurulu başkanı olan sanığın, kooperatif üyesi E.. D… hakkında yapılan icra takibi üzerine Ergani İcra Müdürlüğünce … ve … nolu araçlara haciz konulmasına dair yazılara cevap vermemesi şeklindeki eylemi nedeniyle kamu görevlisi gibi cezalandırılabilmesine olanak bulunmadığı ve dolayısıyla özgü suç niteliğindeki görevi kötüye kullanma suçunun faili olamayacağı, eyleminin Kabahatler Kanununun 32. maddesinde düzenlenen ”emre aykırı davranış” kabahatini oluşturacağı gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulmuş ise de, anılan maddede öngörülen idari para cezasının miktarına göre eylem tarihi ile inceleme günü arasında 5326 sayılı Kanunun 20/2-c maddesinde öngörülen 3 yıllık zamanaşımı süresinin gerçekleştiği anlaşılmış ve sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi de gözetilerek 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, aynı Kanunun 322. maddesi uyarınca bu hususta karar verilmesi mümkün olduğundan gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle 5326 sayılı Kanunun 20. maddesi gereğince sanık hakkında İDARİ PARA CEZASI VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, 04/11/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Zimmet Suçu İçin Malın Memurun Yedinde (Gözetim ve Sorumluluğunda) Olması Gerekir; İştirakçiler Yardım Eden Olarak Sorumludur

Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 2014/7950 E. – 2017/2271 K., 22.05.2017 T.

Kararın Özeti

Çok sayıda sanık hakkında, kamu kurumundaki ambar memurunun imhaya tabi/gözetimindeki malları kurum dışına çıkararak zimmetine geçirdiği ve diğer kişilerin bu eyleme katıldığı iddiasıyla açılan dava söz konusudur. Yargıtay; zimmet suçunun oluşması için malın memurun görevi nedeniyle yedinde (gözetim ve sorumluluğunda) bulunması gerektiğini, bunun ilgili kurumdan araştırılması gerektiğini ve kamu görevlisi olmayan iştirakçilerin yalnızca azmettiren veya yardım eden olarak sorumlu tutulabileceğini belirterek hükümleri bozmuştur.

Yargıtayın Gerekçesi

TCK m.247’deki zimmet suçunun oluşması için, kamu görevlisinin görevi nedeniyle kendisine devredilmiş veya koruma/gözetim yükümlülüğü altındaki mallar üzerinde, malikmiş gibi tasarrufta bulunması gerekir. Bu nedenle ambar memurunun görev ve sorumluluk kapsamı, malların ona görevi nedeniyle teslim edilip edilmediği kurumdan sorulmalıdır. Ayrıca, özgü suç olan zimmete iştirak eden kamu görevlisi olmayan kişiler, TCK m.40/2’deki bağlılık kuralı gereği fail (müşterek fail) değil, ancak azmettiren (m.38) veya yardım eden (m.39) olarak sorumlu tutulabilir.

“…özgü suç niteliğinde olan ve ancak kamu görevlisi tarafından işlenebilen zimmet suçuna iştirak eden diğer kişilerin TCK’nın 40/2. maddesine göre azmettiren veya yardım eden olarak sorumlu tutulabilecekleri…”

Değerlendirme

Bu karar, özgü suç teorisinin iki temel ayağını tek olayda birleştirmesi bakımından öğreticidir. Birincisi, zimmetin maddi unsuru: Suç, malın memurun “yedinde” (gözetim ve sorumluluğunda) bulunmasını gerektirir; memur, sorumluluğunda olmayan bir mala el koyarsa eylem zimmet değil, başka bir suç (örneğin hırsızlık) olabilir. Bu nedenle memurun görev tanımının kurumdan netleştirilmesi zorunludur. İkincisi, bağlılık kuralı (TCK m.40/2): Özgü suça katılan sivil kişiler asla “fail” olamaz; ancak azmettiren veya yardım eden olarak cezalandırılır. Pratik sonuç çift yönlüdür: kamu görevlisi olmayan sanık, fail olarak mahkûm edilemez (lehe); ama yardım eden sıfatıyla yine de zimmetten ceza alabilir (aleyhe). Bu denge, özgü suçlara iştirak eden herkes için savunmanın temel hareket noktasıdır.

Yargıtay 5. Ceza Dairesi 2014/7950 E. – 2017/2271 K. Sayılı İlamı Tam Metni

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Zimmet, suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi, suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve üye olma, 6136 sayılı Yasaya muhalefet, bozulmuş veya değiştirilmiş gıda veya ilaçların ticareti, sağlık için tehlikeli madde temini, resmi belgede sahtecilik, 5607 sayılı Yasaya muhalefet
HÜKÜM : Sanıklar …, …, …, …, …, …, …, …, … hakkında zimmet, sanık … hakkında zimmet ve 6136 sayılı Yasaya muhalefet, sanık … hakkında zimmet ve resmi belgede sahtecilik, sanıklar … ve … hakkında zimmet ve resmi belgede sahtecilik, sanıklar …, …, …, …, … .. … ve …hakkında suç eşyasının satın alınması suçlarından mahkumiyet, sanıklar …, …, …, … ve .. T… hakkında suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve örgüte üye olma, 5607 sayılı Yasaya muhalefet suçlarından beraat, sanıklar …, …, … ve … hakkında suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve örgüte üye olma, 5607 sayılı Yasaya muhalefet ve bozulmuş veya değiştirilmiş gıda veya ilaçların ticareti, sağlık için tehlikeli madde temini suçlarından beraat, sanıklar …, … ve hakkında suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve örgüte üye olma suçlarından beraat, sanık …, … ve … hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan beraat, sanık … hakkında zimmet, 5607 sayılı Yasaya muhalefet, suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve örgüte üye olma suçlarından beraat, sanıklar …, …, …, … ve … hakkında 5607 sayılı Yasaya muhalefet ve suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve örgüte üye olma suçlarından beraat, sanık … hakkında suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve örgüte üye olma, zimmet, 5607 sayılı Yasaya muhalefet ve bozulmuş veya değiştirilmiş gıda veya ilaçların ticareti, sağlık için tehlikeli madde temini suçlarından beraat Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelendi;
O yer Cumhuriyet Savcısının UYAP’a kaydı bulunmayan dilekçesi üzerindeki hakim havale tarihinin 22/02/2012 olduğu, 14/02/2012 tarihinde tefhim edilen hükmün bir haftalık temyiz süresinin 21/02/2012 günü mesai bitiminde son bulacağı, bu itibarla O yer Cumhuriyet Savcısının 14/02/2012 tarihinde verilen hükmü, 1412 sayılı CMUK’nın 310/3. maddesinde öngörülen bir haftalık yasal süreden sonra temyiz ettiği anlaşılmakla süresinde yapılmayan temyiz isteminin 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK’nın 317. maddesi uyarınca REDDİNE, Hazinenin bozulmuş veya değiştirilmiş gıda veya ilaçların ticareti, sağlık için tehlikeli madde temini ile suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve örgüte üye olma suçlarından katılan sıfatını alabilecek biçimde doğrudan zarar görmemesi nedeniyle hükümleri temyiz etme yetkisi bulunmadığından vekilinin bu suçlar yönünden verilen hükümlere yönelik temyiz isteminin, hükmolunan sonuç ceza miktarı itibariyle koşulları bulunmayan sanık … müdafiin duruşmalı inceleme talebinin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek CMUK’nın 317 ve 318. maddeleri uyarınca reddiyle, incelemenin dilekçelerinin içeriğine göre Hazine vekilinin resmi belgede sahtecilik, 5607 sayılı Yasaya muhalefet, sanıklar … ve … hakkında zimmet suçlarından verilen beraat ile suç eşyasının bilerek kabul edilmesi suçundan kurulan mahkumiyet, sanıklar …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, … ve … müdafiileri ile sanıklar …, …, …, …, …, …’ün haklarındaki mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz itirazlarıyla sınırlı ve duruşmasız yapılmasına karar verildikten sonra gereği düşünüldü:
Sanıklar …, …, …, …, …,…, …, …, …, …, … ve … hakkında 5607 sayılı Yasaya muhalefet, sanıklar … ve … hakkında zimmet ve 5607 sayılı Yasaya muhalefet, sanık … hakkında 5607 sayılı Yasaya muhalefet ve 6136 sayılı Yasaya muhalefet, sanık … hakkında suç eşyasının satın alınması ve resmi belgede sahtecilik, sanıklar … ve … hakkında suç eşyasının satın alınması suçundan kurulan hükümlerin temyiz incelemesinde;
Delillerle iddia ve savunma duruşma göz önünde tutularak tahlil ve takdir edilmiş, sübutu kabul olunan fiilin unsurlarına uygun şekilde tavsif ve tatbikatı yapılmış bulunduğundan kurulan mahkumiyet hükümleri ile delilleri takdir ve gerekçesi gösterilmek suretiyle verilen beraat hükümleri usul ve kanuna uygun olduğundan yerinde görülmeyen katılan Hazine vekili, sanık … müdafii ile sanık …’in temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA,
Sanık … hakkında zimmet suçundan kurulan hükmün temyiz incelemesinde,
Yüklenen suçun TCK’nın 53/1-a maddesindeki hak ve yetkinin kötüye kullanılması suretiyle işlendiğinin kabul edilmesi karşısında sanık hakkında aynı Yasanın 53/5. maddesinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Delillerle iddia ve savunma duruşma göz önünde tutularak tahlil ve takdir edilmiş, sübutu kabul olunan fiilin unsurlarına uygun şekilde tavsif ve tatbikatı yapılmış bulunduğundan yerinde görülmeyen sanık müdafiin temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA,
Sanık … hakkında zimmet ve resmi belgede sahtecilik suçlarından kurulan hükümlerin temyiz incelemesinde;
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,
Ancak; Haydarpaşa Gümrük Müdürlüğünde ambar şefi olarak görev yapan sanığın, imhasına karar verilmiş olan ve gümrük sahası dışına çıkarılması yasal olmayan kimyasal maddeleri içerik itibariyle gerçeği yansıtmayan belge düzenleyerek sahadan çıkarmak suretiyle zimmet ve resmi belgede sahtecilik suçlarını işlediği iddia ve kabul edilmiş ise de, sanığın 09/07/2009 ve 11/06/2009 tarihlerinde farklı araçlarla limanda muhafaza edilmesi gereken ve sorumluluğunda bulunan kimyasal maddeleri daha önce imhası yapılmış ya da satılmasına karar verilmiş ürünlere ait tahakkuk kağıtları kodlarını ilgi tutmak suretiyle sahadan dışarı çıkararak haklarında kamu davası açılan sanıklar …, …, … ve …’a satıp vererek menfaat temin etmesi biçiminde gerçekleşen eylemlerinin zimmet suçunu oluşturduğu ancak, 29/09/2009 tarihli iddianame ile sanık hakkında 09/07/2009 tarihli eyleme ilişkin dava açıldığı, bu tarihteki taşıma işlemine ilişkin 09/07/2009 tarihli sevk irs…yesinin sanık … ve …. arasında düzenlendiği, sanık … …’nin bu irs…yede imzasının bulunmadığı, 11/06/2009 tarihli eyleme ilişkin olarak ise sanık … … hakkında açılmış bir dava mevcut olmadığı gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,
Kabule göre de;
TCK’nın 53/1-a maddesindeki hak ve yetkileri kötüye kullanmak suretiyle atılı suçu işlediği kabul edilen sanık hakkında aynı Kanunun 53/5. maddesinin uygulanmaması,
Sanık … hakkında suç eşyasının bilerek satın alınması ve 5607 sayılı Yasaya muhalefet suçlarından kurulan hükümlerin temyiz incelemesinde;
M… Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince 28/04/2009 tarihinde sanığın sürücülüğünü yaptığı 34 VB 3762 plakalı araçta yapılan aramada faturasız ve yabancı menşeili olduğu tesbit edilen 1024 karton sigara ve 20 kutu puro yakalanması eylemine ilişkin sanık hakkında 5607 sayılı Yasaya muhalefet ve zimmet suçuna iştirakten açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonunda 5607 sayılı Yasaya muhalefet suçundan beraat ve atılı eylemin zimmet değil suç eşyasının satın alınması suçunu oluşturduğundan bahisle bu suçtan mahkumiyetine karar verilmiş ise de, sanığın yakalanan kaçak ürünlerin kendisine ait olduğu şeklindeki aşamalarda değişmeyen savunmaları, haklarında zimmet suçundan cezalandırılması talep edilen TASİŞ görevlileri ile fikir ve eylem birlikteliği içinde olduğu ve yakalanan ürünleri bu sanıklardan temin ettiğine dair somut ve yeterli delilin bulunmaması nazara alındığında, sübuta eren eyleminin suç tarihi itibariyle 4733 sayılı Yasanın 8/4 maddesinde düzenlenen tütün ve tütün mamullerini alma veya satma suçunu oluşturduğu gözetilmeden yanılgılı hukuki değerlendirme sonucu yazılı şekilde hükümler kurulması,
Sanık … ve … haklarında zimmet suçundan kurulan hükümlerin temyiz incelemesinde;
TASİŞ’in Erenköy İşletme Şube Müdürlüğünde şoför olarak görev yapan sanıkların, aynı kurumda görev yapan bir kısım sanıklarla fikir ve eylem birlikteliği içerisinde imhaya tabi olan ürünleri mal edinmek kastı ile kurum dışına çıkarmak suretiyle zimmet suçunu işlediklerinden bahisle haklarında açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonunda mahkumiyetlerine karar verilmiş ise de, sanıkların birbiriyle uyumlu ve aşamalarda değişmeyen savunmaları, iletişimin dinlenilmesine ilişkin tutanakların içeriği ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde yüklenen zimmet suçunu işlediklerine dair mahkumiyetlerini gerektiren kesin, inandırıcı ve yeterli delil bulunmadığı gözetilmeden beraatleri yerine dosya kapsamına ve oluşa uygun düşmeyen gerekçelerle yazılı şekilde mahkumiyetlerine karar verilmesi,
Sanık … hakkında zimmet ve resmi belgede sahtecilik, sanık … hakkında suç eşyasını kabul etme suçlarından kurulan mahkumiyet, sanık … hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan kurulan beraat hükümlerinin temyiz incelemesinde;
M… Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince 11/06/2009 tarihinde Haydarpaşa Gümrük Müdürlüğü’nden yüklü olarak çıkış yapan 34 VL 3799 plakalı araçta yapılan aramada imha edilmesi gerektiğinden gümrük sahasından çıkması yasak olan 15 kap kimyasal madde bulunduğu, söz konusu maddelerin ambar şefi olan …’ın gözetim ve sorumluluğunda olup bilgisi dahilinde düzenlenen sahte belgelerle sahadan çıkarıldığının tesbit edilmesi üzerine suça konu maddeleri teslim alan ve sevkiyatı sağlayan sanıklar Tahsin ve S…h Sait’in sanık … …’nin zimmet ve resmi belgede sahtecilik eylemlerine iştirak ettiklerinden bahisle açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonunda; sanık …’in zimmet ve resmi belgede sahtecilik suçlarından mahkumiyetine, sanık …’in suç eşyasını kabul etme suçundan mahkumiyet ve resmi belgede sahtecilik suçundan beraatine karar verilmiş ise de; sanık … … hakkında 11/06/2009 tarihinde gümrük sahasından çıkarılan 15 kap kimyasal maddeye ilişkin kamu davası açılmadığı, özgü suç niteliğinde olan ve TCK’nın 247/1. maddesi uyarınca kamu görevlisi olan kişiler tarafından işlenebilen zimmet suçuna iştirak eden diğer kişilerin TCK’nın 40/2. maddesi uyarınca ancak azmettiren veya yardım eden olarak sorumlu tutulabilecekleri dikkate alındığında, sanık … … hakkında 11/06/2009 tarihli eylem nedeniyle zimmet suçundan dava açılması halinde bu dosya ile birleştirilmesinden sonra tüm sanıkların hukuki durumlarının buna göre tayin ve takdiri gerekirken yargılamaya devamla yazılı şekilde hükümler kurulması,
Kabule göre de;
Haydarpaşa Gümrük Müdürlüğü’nde kamu görevlisi olarak görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu belgeyi gerçeğe aykırı şekilde tanzim eden sanık …’ın eylemine iştirak ettiği anlaşılan, sanık …’in 5237 sayılı TCK’nın 204/2 yerine 204/1. maddesi ile hükümlülüğüne karar verilmesi,
Sanıklar …, …, …, …, …, …, … ve … hakkında zimmet suçundan kurulan mahkumiyet hükümlerinin temyiz incelemesinde;
TCK’nın 247. maddesinde düzenlenen zimmet suçunun oluşabilmesi için kamu görevlisinin görevi nedeniyle kendisine devredilmiş olan veya koruma ve gözetimiyle yükümlü olduğu mallar üzerinde görevinin gerekleriyle bağdaşmayan bir surette tasarrufta bulunması, bu malları kendisinin veya başkasının zimmetine geçirmesi gereklidir. Zimmete geçirme, suç konusu mal üzerinde malikmiş gibi tasarrufta bulunmayı ifade etmektedir. Madde gerekçesinde de belirtildiği üzere, zimmet suçunun oluşabilmesi için, suç konusu malın kamu görevlisinin şahsının veya bir başkasının zimmetine geçirilmiş olması arasında fark bulunmamaktadır.

Bu açıklamalar ışığında sanıklar açısından zimmet suçunun unsurlarının oluşup oluşmadığının belirlenebilmesi için, TASİŞ’te ambar memuru olarak görev yapan sanık …’in görev ve sorumluluk kapsamının, suça konu ürünlerin kendisine görevi nedeniyle teslim edilip edilmediğinin ve muhafaza ve gözetim sorumluluğu bulunup bulunmadığının ilgili kurumundan sorulup tespit edildikten sonra, sonucuna göre sanık … ile bu sanığın eylemlerine iştirak eden diğer sanıkların hukuki durumlarının tayin ve takdir edilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması,
Kabule göre de; Özgü suç niteliğinde olan ve ancak kamu görevlisi tarafından işlenebilen zimmet suçuna iştirak eden diğer kişilerin TCK’nın 40/2. maddesine göre azmettiren veya yardım eden olarak sorumlu tutulabilecekleri nazara alındığında, kamu görevlisi olmayan ve suça azmettirdiği yönünde delil bulunmayan sanıklar …, …, …, … ve … hakkında aynı Kanunun 39. maddesi uyarınca suça yardım eden olarak sorumlu tutulup mahkumiyetlerine karar verilmesi gerektiğinin düşünülmemesi,
TCK’nın 53/1-a maddesindeki hak ve yetkileri kötüye kullanmak suretiyle atılı suçu işlediği kabul edilen sanıklar … ve … hakkında aynı Kanunun 53/5. maddesinin uygulanmaması,
Sanık … ve … hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan kurulan hükümlerin temyiz incelemesinde;
M… Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğüne bağlı ekiplerce 09/07/2009 tarihinde 34 TH 347 plakalı araçta yapılan aramada 17.500 kg LAP CHRYSOTİLE 7 M-450-50 Marka Amyant tabir edilen sıvı madde ele geçirildiği, bu ürünün düzenlenen sahte belge ile Haydarpaşa Gümrük Müdürlüğü’nden çıkarılarak Hakan lakaplı sanık … tarafından …’ya satılması eylemi nedeniyle resmi belgede sahtecilik suçundan açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonunda, sanık …’ın resmi belgede sahtecilik suçundan mahkumiyetine, diğer sanık …’nin beraatine karar verilmiş ise de, suça konu maddelerin taşınmasında kullanılmak üzere düzenlenen ve kolluk birimine ibraz edilerek kullanıldığı anlaşılan sevk irs…yesinin sanık … ile … isimli şahıs arasında düzenlendiği, ayrıca sanık …’ın söz konusu sevk irs…yesini kendisinin düzenlediğine dair savunması karşısında, sanıkların eyleminin 5237 sayılı TCK’nın 207. maddesinde düzenlenen özel belgede sahtecilik suçunu oluşturduğu gözetilmeden, dosya kapsamına ve oluşa uygun düşmeyen gerekçelerle yazılı şekilde hükümler kurulması,
Sanıklar … ve … hakkında suç eşyasının satın alınması suçundan kurulan hükümlerin temyiz incelemesinde;
Sanıklar hakkında TASİŞ’te kamu görevlisi olan diğer sanıklar ile fikir ve eylem birliği içinde hareket edip imhaya tabi ürünleri piyasaya sürmek suretiyle zimmet suçunu işlediklerinden bahisle açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonunda; suç eşyasının satın alınması suçundan mahkumiyetlerine karar verilmiş ise de; sanıkların aşamalarda değişmeyen ve birbirleriyle uyumlu beyanları, iletişimin tesbitine yönelik tutanakların içeriği ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, atılı suçu işlediklerine dair kesin, inandırıcı ve yeterli delil bulunmadığı anlaşılmakla, şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince beraatleri yerine yanılgılı değerlendirme sonucunda yazılı şekilde mahkumiyetlerine karar verilmesi, Kanuna aykırı, katılan Hazine vekili, sanıklar …, …, …, …, …, …, …, …, … ve … müdafiileri, sanıklar …, …, …, …, …, …’ün temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükümlerin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 22/05/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir. Diğer yazılarımızı görmek için Hukuki Makaleler sayfasını, hizmet verdiğimiz diğer alanları görmek için Hizmetlerimiz sayfasını ziyaret edebilirsiniz.

Av. Sinan Karabacak Cep Tel: +90 535 671 88 95

Yasal Uyarı: Bu makale Av. Sinan Karabacak tarafından, yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. Her dava kendine özgü koşullar içermektedir. Hukuki danışmanlık için lütfen iletişime geçiniz.

Benzer Yazılar

40 Yorumlar

  1. Geri bildirim: Hakaret Suçu (TCK-125)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir