İçindekiler
Taksirli iflas suçu, bir tacirin, tacir olmanın gerektirdiği dikkat ve özeni göstermemesi nedeniyle iflasa sebebiyet vermesini cezalandıran ve Türk Ceza Kanunu‘nun 162. maddesinde düzenlenen bir suç tipidir; iflasa karar verilmiş olması şartıyla fail hakkında iki aydan bir yıla kadar hapis cezasına hükmedilir. Hileli iflastan farklı olarak burada bir hile veya kasıt yoktur; suç, tacirin dikkatsizliği ve özensizliği sonucu iflasa yol açmasından doğar. Bu yönüyle taksirli iflas, malvarlığına karşı suçlar arasında taksirle (dikkatsizlikle) işlenen ender suçlardan biridir.
Bu yazıda; taksirli iflas suçunun tanımını, “taksir” kavramını ve tacirin özen yükümlülüğünü, suçun unsurlarını (maddi ve manevi unsur), hileli iflastan farkını, Yargıtay’ın illiyet bağı ve bilirkişi incelemesi konusundaki yerleşik ölçütlerini, cezasını, zamanaşımını, şikâyet ve uzlaştırma durumunu, görevli mahkemeyi ve merak edilen diğer hususları güncel içtihatlarla birlikte ele alacağız.
Korunan Hukuki Değer
Taksirli iflas suçunda korunan temel değer, alacaklıların malvarlığı haklarıdır. İflas eden bir tacirin malvarlığı, alacaklıların alacaklarını karşılayacak bir güvence oluşturur. Tacirin özensiz davranışları sonucu iflasa sürüklenmesi, alacaklıların bu güvenceye ulaşmasını engelleyebilir. Bu nedenle suç, hem alacaklıların haklarını hem de ticari hayatın güvenliğini korur.
“Taksir” ve Tacirin Özen Yükümlülüğü
Bu suçu anlamak için “taksir” kavramını netleştirmek gerekir. Taksir, failin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranması sonucu, istemediği bir neticenin meydana gelmesidir. Yani failin amacı kötü bir sonuç doğurmak değildir; ancak gerekli özeni göstermediği için zararlı bir sonuç ortaya çıkar.
Ticari hayatta tacirlerden, işlerini basiretli (öngörülü ve özenli) bir biçimde yürütmeleri beklenir. Tacir olmanın gerektirdiği bu özen yükümlülüğü, ticari kararların dikkatli alınmasını, mali durumun düzenli takip edilmesini ve gereksiz risklerden kaçınılmasını kapsar. İşte taksirli iflas suçu, bu özen yükümlülüğüne aykırı davranan ve bu nedenle iflasa sebebiyet veren tacirleri hedef alır.
Taksirli İflas Suçunun Unsurları
Bir fiilin taksirli iflas olarak nitelendirilebilmesi için belirli unsurların bir arada bulunması gerekir.
Fail: Kim Bu Suçun Faili Olabilir?
Taksirli iflas suçunun faili, iflasa tabi olan kişidir; yani kural olarak tacir sıfatını taşıyan kişilerdir. Bu yönüyle suç, herkes tarafından işlenemeyen özgü (mahsus) bir suçtur. İflasa tabi olmayan bir kişi kural olarak bu suçun faili olamaz.
Bu noktada uygulamada sık karışan bir ayrıma dikkat çekmek gerekir: İcra ve İflas Kanunu’nun 43. maddesi uyarınca iflas yoluyla takip, ancak Türk Ticaret Kanunu gereğince tacir sayılan veya tacirler hakkındaki hükümlere tabi bulunan kişiler hakkında yapılabilir. Esnaf işletmesi sınırları içinde faaliyet gösteren ve tacir sıfatını taşımayan gerçek kişiler iflasa tabi olmadığından, işleri kötüye giden bir esnafın bu nedenle taksirli iflas suçunun faili olması mümkün değildir. Tüzel kişi tacirlerde ise (limited şirket, anonim şirket gibi) fail, şirketin kendisi değil; şirketi temsile yetkili organ üyeleri veya yöneticileridir.
Nitekim Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 20.12.2017 tarihli, 2017/7545 Esas ve 2017/14625 Karar sayılı ilamında da, sanıkların şirketi temsile yetkili olup olmadıklarının ve bu yetkinin hangi tarihler arasında geçerli bulunduğunun ticaret sicil memurluğundan celp edilecek belgelerle önce netleştirilmesi gerektiği vurgulanmıştır.
Mağdur
Suçun mağduru, tacirin iflası nedeniyle alacaklarına ulaşamayan alacaklılardır.
Suçun Konusu
Suçun konusu, failin ticari faaliyeti ve bu faaliyet kapsamındaki malvarlığıdır. Tacirin özensiz yönetimi sonucu bu malvarlığı, alacaklıların alacaklarını karşılayamaz hale gelir.
Maddi Unsur: Özensizlik ile İflas Arasındaki İlliyet Bağı
Suçun maddi unsuru, tacir olmanın gerektirdiği dikkat ve özenin gösterilmemesi ve bunun sonucunda iflasa sebebiyet verilmesidir. Ancak Yargıtay’ın yerleşik ve istikrarlı içtihadına göre, ortada bir özensizlik bulunması tek başına yeterli değildir; bu özensizlik ile iflas neticesi arasında somut bir illiyet (nedensellik) bağının, duraksamaya yer vermeyecek şekilde kurulmuş olması şarttır. Uygulamada taksirli iflas suçuna sebebiyet verebilecek özensizlik halleri genellikle şu şekillerde karşımıza çıkmaktadır:
- Ticari defterlerin (yevmiye defteri, defter-i kebir, envanter defteri gibi) hiç tutulmamış olması,
- Tutulan defterlerin açılış veya kapanış tasdiklerinin usulüne uygun yaptırılmamış olması,
- İflas müdürlüğünce muhtıra ile istenmesine rağmen ticari defter ve belgelerin süresinde ibraz edilmemesi,
- Defterlerin bir kısmının (örneğin belirli bir yıla ait envanter defterinin) hiç bulunmaması veya ibraz edilememesi.
Ne var ki Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 20.12.2017 tarihli, 2017/6350 Esas ve 2017/14626 Karar sayılı kararında açıkça belirtildiği üzere, borçlunun ilgili ticari defter, kayıt ve belgelerinin sadece kapanış tasdiklerinin yapılmamış olması, taksirli iflas suçunu gerçekleştirmek için başlı başına yeterli değildir; sanığın defter ve belgeleri usulüne uygun tutmaması eyleminin, şirketin iflasına sebebiyet verecek şekilde illiyet bağının kurulmasına yönelik olarak değerlendirilmesi gerekmektedir.
Aynı ilke, Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 15.11.2018 tarihli, 2018/3993 Esas ve 2018/12828 Karar sayılı kararda da tekrarlanmış; bir kısım yıllara ait defterlerin hiç bulunmaması veya tasdiklerinin yapılmamış olmasının, tek başına mahkûmiyete gerekçe yapılamayacağı, illiyet bağının bilirkişi incelemesiyle ortaya konması gerektiği vurgulanmıştır.
Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 06.12.2017 tarihli, 2017/4911 Esas ve 2017/13890 Karar sayılı ilamında da aynı doğrultuda, borçlunun defter ve belgeleri istenildiği halde vermemesinin taksirli iflas suçunu gerçekleştirmek için başlı başına yeterli olmayacağı belirtilmiştir.
Manevi Unsur: Taksir
Bu suçun en ayırt edici özelliği, taksirle işlenmesidir. Yani fail, iflasa kasten değil; dikkatsizliği ve özensizliği nedeniyle sebebiyet verir. Failde, alacaklıları zarara uğratmaya yönelik bir kötü niyet veya hile bulunmaz. İşte bu nokta, taksirli iflası hileli iflastan ayıran temel unsurdur.
Objektif Cezalandırılabilme Şartı: Kesinleşmiş İflas Kararı
Hileli iflasta olduğu gibi, taksirli iflasta da cezalandırma için iflasa karar verilmiş olması şartı aranır. Bu, suçun cezalandırılabilmesi için gereken objektif bir koşuldur; iflas kararı bulunmadıkça, tacirin özensiz davranışları tek başına bu suçtan cezalandırmayı gerektirmez. Yargıtay içtihadı bu şartı salt “bir iflas kararının varlığı” ile sınırlı tutmamakta, kararın usulüne uygun şekilde kesinleşmiş olmasını ve dosyada denetime imkân verecek şekilde yer almasını da aramaktadır.
Nitekim Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 06.12.2017 tarihli, 2017/4911 Esas ve 2017/13890 Karar sayılı ilamında, iflas kararının objektif bir cezalandırılabilme şartı olduğunu, sanığın cezalandırılabilmesi için mutlaka kesinleşmiş iflas kararının bulunması ve denetime imkân verecek şekilde kesinleşme şerhi içeren onaylı suretinin dosya içerisine alınması gerektiğini belirtmiştir.
Aynı gerekçe, Yargıtay 8. Ceza Dairesi 20.12.2017 tarihli, 2017/7545 Esas ve 2017/14625 Karar sayılı kararda da tekrarlanmış ve iflas kararının denetime imkân verecek şekilde dosyaya alınmaksızın hüküm kurulmasının bozma nedeni sayılacağı vurgulanmıştır.
Benzer şekilde Yargıtay 8. Ceza Dairesi 06.12.2017 tarihli, 2017/7554 Esas ve 2017/13881 Karar sayılı kararda da, ilgili şirket hakkındaki iflas kararının kesinleşme şerhini içeren onaylı suretinin dosyaya konulmadan hüküm kurulmasının usul ve kanuna aykırı olduğu ifade edilmiştir. Pratikte bu, savunma açısından incelenmesi gereken ilk husustur: dosyada yalnızca bir iflas kararı değil, kesinleşme şerhini taşıyan onaylı bir suret bulunmalıdır.
Bilirkişi İncelemesinin Zorunlu Niteliği
Yukarıda anlatılan illiyet bağının tespiti, teknik bir konu olduğundan mahkemenin kendi değerlendirmesiyle yetinmesi mümkün değildir. Yargıtay, incelediği neredeyse her taksirli iflas dosyasında aynı eksikliğe dikkat çekmektedir: sanığın eylemleri ile iflas neticesi arasındaki illiyet bağı, Ticaret, İcra ve İflas Hukuku alanında uzman bir öğretim üyesi ile mali müşavirden oluşan bilirkişi kurulu aracılığıyla incelenmeden mahkûmiyet kurulamaz.
Bu ilke; Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 20.12.2017 tarihli 2017/6350 Esas – 2017/14626 Karar, 15.11.2018 tarihli 2018/3993 Esas – 2018/12828 Karar, 20.12.2017 tarihli 2017/7545 Esas – 2017/14625 Karar, 06.12.2017 tarihli 2017/4911 Esas – 2017/13890 Karar, 26.04.2021 tarihli 2021/3276 Esas – 2021/8949 Karar ve 06.12.2017 tarihli 2017/7554 Esas – 2017/13881 Karar sayılı ilamlarda tutarlı biçimde tekrarlanmıştır.
Öte yandan Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 15.11.2018 tarihli, 2018/3993 Esas ve 2018/12828 Karar sayılı kararında ayrıca önemli bir usuli noktaya işaret edilmiştir: ceza mahkemesi, hukuk yargılaması (iflas davası) sırasında konusunda uzman olmayan bir bilirkişiden alınmış mevcut rapora dayanarak eksik incelemeyle hüküm kuramaz; ceza yargılamasında ayrıca ve özel olarak, ticaret-icra iflas hukuku ile mali müşavirlik alanlarında uzman bir bilirkişi kurulu oluşturulması gerekir. Bir başka deyişle, iflas hukuku davasındaki bilirkişi raporu, ceza davasındaki illiyet bağı tespitinin yerine geçemez.
Taksirli İflas (TCK 162) ile Hileli İflas (TCK 161) Arasındaki Fark
Taksirli iflas ile hileli iflas, sıkça karşılaştırılan iki suçtur; ancak aralarında temel bir fark vardır. Hileli iflasta fail, kasten ve hileli biçimde malvarlığını eksilterek alacaklıları zarara uğratır. Taksirli iflasta ise fail, dikkatsizliği ve özensizliği nedeniyle iflasa sebebiyet verir; burada hile veya kötü niyet yoktur.
| Kriter | Taksirli İflas (TCK 162) | Hileli İflas (TCK 161) |
|---|---|---|
| Manevi unsur | Taksir (dikkatsizlik) | Kast (hile) |
| Ceza | 2 aydan 1 yıla kadar hapis | 3 yıldan 8 yıla kadar hapis |
| Görevli mahkeme | Asliye Ceza Mahkemesi | Ağır Ceza Mahkemesi |
| Teşebbüs | Mümkün değil | Mümkün |
| Tipik davranış | Defterlerin usulsüz tutulması, ibraz edilmemesi | Mal kaçırma, defter/belge gizleme, muvazaalı işlem |
Bu fark cezaya da yansır: hileli iflas üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezasını gerektirir ve ağır ceza mahkemesinde görülürken; taksirli iflas çok daha hafif bir cezayı gerektirir ve asliye ceza mahkemesinde görülür. Hileli iflas hakkında ayrıntılı bilgi için hileli iflas suçu makalemize bakabilirsiniz.
Aynı Fiil Nedeniyle Hem Hileli Hem Taksirli İflastan Ayrı Ayrı Yargılanma Sorunu
Uygulamada, aynı şirketin iflasına ilişkin savcılık soruşturmaları bazen aynı kişiler hakkında hem hileli iflas hem de taksirli iflas suçundan ayrı ayrı dava açılmasıyla sonuçlanabilmektedir. Bu durum, mükerrer cezalandırma riski doğurduğundan Yargıtay tarafından özenle denetlenmektedir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 18.10.2022 tarihli, 2019/51 Esas ve 2022/645 Karar sayılı kararına konu olayda, aynı şirketin iflasına neden olmak iddiasıyla bir kısım sanıklar hakkında hileli iflas, başka bir dosyada ise taksirli iflas suçundan dava açıldığı; bu iki davanın temyiz aşamasında ayrı ayrı incelemeye konu edildiği tespit edilmiş ve Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 20.12.2017 tarihli, 2017/5925 Esas ve 2017/14624 Karar sayılı ilamında, sanıkların mükerrer cezalandırılmalarının önlenmesi bakımından her iki davanın birleştirilmesi, aksi halde birbirini ilgilendiren delillerin onaylı örneklerinin karşılıklı olarak dosyalara konulup tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmıştır.
Aynı ilke, Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 20.12.2017 tarihli, 2017/6320 Esas ve 2017/14623 Karar sayılı ilamda da tekrarlanmıştır. Bu içtihat, ticari defter ve belgelerin ibraz edilmemesi gibi aynı maddi olgunun, somut olayın özelliklerine göre hem 161. hem 162. madde kapsamında değerlendirmeye konu edilebildiğini; ancak nihai olarak failin kastının varlığına göre yalnızca birinin uygulanabileceğini ve mükerrer yargılamadan kaçınılması gerektiğini göstermesi bakımından önemlidir.
Bu sınırın ne denli hassas olduğu, Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 18.10.2018 tarihli, 2018/3564 Esas ve 2018/11286 Karar sayılı kararında da görülür. Sanık hakkında iflas müdürlüğünce istenen defter ve belgelerin ibraz edilmemesi taksirli iflas olarak nitelendirilmiş olsa da Yargıtay, borçlunun mallarını kaçırmaya yönelik hileli bir tasarrufu bulunmaksızın salt defter ve belgelerin verilmemesinin hileli iflas suçunu da oluşturmayacağını, her iki suç tipinde de esas olanın illiyet bağının somut şekilde ortaya konması olduğunu belirterek beraat kararını eksik araştırma nedeniyle bozmuştur.
Taksirli İflas Suçunun Cezası
Tacir olmanın gerekli kıldığı dikkat ve özenin gösterilmemesi dolayısıyla iflasa sebebiyet veren kişi, iflasa karar verilmiş olması halinde, iki aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Görüldüğü gibi bu suç için öngörülen ceza, hileli iflasa göre oldukça hafiftir.
Etkin Pişmanlık (TCK 168)
Taksirli iflas suçunda etkin pişmanlık uygulanabilir. Failin pişmanlık göstererek alacaklıların uğradığı zararı aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi halinde cezada indirim yapılır.
Bu indirim, zararın kovuşturma başlamadan önce giderilmesi halinde verilecek cezanın üçte ikisine kadar; kovuşturma başladıktan sonra, ancak hüküm verilmeden önce giderilmesi halinde ise yarısına kadar uygulanır. Zararın kısmen giderilmesi halinde etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için ayrıca alacaklının rızası aranır.
Şikâyet, Uzlaştırma ve Ön Ödeme
Taksirli iflas suçu şikâyete bağlı değildir; savcılık tarafından re’sen soruşturulur. Suçun korunan değerinin ticari hayatın güvenliğini de ilgilendirmesi, re’sen soruşturulmasının nedenidir.
Bu suç şikâyete bağlı olmadığından, uzlaştırmanın kapsamı somut olaya göre değerlendirilmelidir. Ön ödeme bakımından ise, suçun öngörülen ceza miktarı (üst sınırın altı ayı aşması nedeniyle) bu kurumun uygulanmasına elverişli değildir.
Görevli ve Yetkili Mahkeme
Taksirli iflas suçuna ilişkin davalar, günümüzde kural olarak Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülür. Bu yönüyle, ağır ceza mahkemesinde görülen hileli iflastan ayrılır. Yetkili mahkeme ise kural olarak suçun işlendiği yer mahkemesidir.
Konuyla ilgili eski tarihli bazı dosyalarda ilk derece mahkemesinin “Sulh Ceza Mahkemesi” olarak göründüğü dikkat çekebilir; nitekim Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 20.12.2017 tarihli, 2017/6350 Esas ve 2017/14626 Karar sayılı ilamında yerel mahkeme Sulh Ceza Mahkemesi’dir. Bunun nedeni, 6545 sayılı Kanun’la sulh ceza mahkemelerinin ceza yargılamasındaki görevine son verilip bu mahkemelerin sulh ceza hâkimliğine dönüştürülmesi ve bekleyen dosyaların ilgisine göre asliye ceza mahkemelerine devredilmesinden önceki döneme ait yargılamaların o tarihteki görev kuralına tabi olmasıdır; sonraki tüm kararlarda (2018, 2021, 2022 tarihli ilamlarda) yerel mahkeme istikrarlı biçimde Asliye Ceza Mahkemesi olarak görünmektedir.
Dava Zamanaşımı Süresi
Taksirli iflas suçunun üst sınırı bir yıl hapis cezası olduğundan, dava zamanaşımı süresinin belirlenmesinde TCK’nın 66. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi uygulama alanı bulur; buna göre beş yıldan fazla olmayan hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlarda dava zamanaşımı sekiz yıldır. Bu süre, kural olarak suçun işlendiği (iflasa sebebiyet veren özensiz davranışın gerçekleştiği) tarihten değil, objektif cezalandırılabilme şartı olan iflas kararının kesinleştiği tarihten itibaren işlemeye başlar; zira suç ancak bu tarihte tam olarak oluşmuş sayılır.
Suça Teşebbüs
Taksirli iflas, taksirle (dikkatsizlikle) işlenen bir suç olduğundan, kural olarak teşebbüse elverişli değildir. Çünkü teşebbüs, ancak kasten işlenen suçlarda söz konusu olabilir; failin bilerek ve isteyerek bir suçu işlemeye yönelmesini gerektirir. Taksirli suçlarda ise böyle bir yönelim bulunmadığından teşebbüs hükümleri uygulanmaz.
Basit Yargılama Usulü ve Ceza İndirimi İmkânı (CMK 251)
Taksirli iflas suçu, öngörülen ceza miktarı itibarıyla Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 251. maddesinde düzenlenen basit yargılama usulünün kapsamına girmektedir. Bu usulün uygulandığı dosyalarda CMK’nın 251/3. maddesi gereğince sonuç ceza dörtte bir oranında indirilir; bu da sanık lehine önemli bir sonuç doğurabilir.
Bu konudaki tarihsel süreç dikkat çekicidir: 24.10.2019 tarihinde yürürlüğe giren 7188 sayılı Kanun’un 31. maddesiyle CMK’ya eklenen geçici 5/1-d maddesi, 01.01.2020 tarihi itibarıyla kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış veya kesinleşmiş dosyalarda basit yargılama usulünün uygulanamayacağını öngörmüştü.
Ancak Anayasa Mahkemesi’nin 14.01.2021 tarihli iptal kararıyla, bu geçici maddede yer alan “hükme bağlanmış” ibaresi, basit yargılama usulü yönünden Anayasa’nın 38. maddesine aykırı bulunarak iptal edilmiştir. Bu iptal kararının pratik sonucu, daha önce basit yargılama usulünün önündeki bu engel kalktığı için, temyiz aşamasındaki uygun dosyaların yeniden değerlendirilmesi zorunluluğunun doğmasıdır.
Nitekim Yargıtay 2. Ceza Dairesi, 21.03.2022 tarihli, 2022/1645 Esas ve 2022/5181 Karar sayılı kararında, illiyet bağı eksikliği nedeniyle esastan bozma yaparken ayrıca, TCK’nın 162/1. maddesinde düzenlenen taksirli iflas suçu yönünden CMK’nın 251. maddesi uyarınca yeniden değerlendirme yapılması gerektiğine de hükmetmiştir.
Aynı doğrultuda Yargıtay 2. Ceza Dairesi 26.04.2021 tarihli, 2021/3276 Esas ve 2021/8949 Karar sayılı kararda ve Yargıtay 2. Ceza Dairesi 29.03.2021 tarihli, 2020/30263 Esas ve 2021/6685 Karar sayılı kararda da mahkemelerin, esas bozma nedenlerinin yanı sıra basit yargılama usulü yönünden yeniden değerlendirme yapması gerektiği ayrıca vurgulanmıştır. Bu suça istinaden hakkınızda ceza soruşturması ya da ceza kovuşturması yürütülüyorsa sürecin en başından itibaren iflas suçlarında uzman ceza avukatına başvurulması sağlıklı olacaktır.
HAGB, Adli Para Cezası ve Cezanın Ertelenmesi
Taksirli iflas suçunun öngörülen ceza miktarı düşük olduğundan, koşulları oluştuğunda hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB), cezanın ertelenmesi veya kısa süreli hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesi gibi lehe kurumlar gündeme gelebilir.
Bu noktada Yargıtay’ın, mahkemelerin HAGB değerlendirmesini resen ve gerekçeli biçimde yapması gerektiğini aradığı görülür. Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 06.12.2017 tarihli, 2017/4911 Esas ve 2017/13890 Karar sayılı kararında, adli sicil kaydında engel sabıkası bulunmayan sanık hakkında, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları gözönünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği kanaatinin oluşup oluşmadığının, dolayısıyla CMK’nın 231/6-b maddesi uyarınca HAGB kararı verilip verilmeyeceğinin ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir.
Benzer şekilde Yargıtay 8. Ceza Dairesi 06.12.2017 tarihli, 2017/7554 Esas ve 2017/13881 Karar sayılı kararda da, engel hali bulunmayan sanık yönünden HAGB değerlendirmesinin yapılmamış olması, ayrı bir bozma nedeni olarak kabul edilmiştir. Bu imkânların somut olayda uygulanıp uygulanamayacağı, verilecek cezanın miktarına ve dosyanın özelliklerine bağlıdır.
Öne Çıkan Yargıtay Kararları
| Daire | Esas / Karar | Tarih | Konu |
|---|---|---|---|
| Yargıtay 8. Ceza Dairesi | 2017/6350 E. – 2017/14626 K. | 20.12.2017 | Kapanış tasdiksizliği tek başına yetersiz, illiyet bağı ve bilirkişi şart |
| Yargıtay 8. Ceza Dairesi | 2017/4911 E. – 2017/13890 K. | 06.12.2017 | İlliyet bağı, iflas kararının kesinleşmesi, HAGB değerlendirme zorunluluğu |
| Yargıtay 8. Ceza Dairesi | 2017/7545 E. – 2017/14625 K. | 20.12.2017 | Temsil yetkisinin tespiti, iflas kararının kesinleşme şerhi |
| Yargıtay 8. Ceza Dairesi | 2017/7554 E. – 2017/13881 K. | 06.12.2017 | Savunmanın araştırılması, kesinleşme şerhi, HAGB |
| Yargıtay 8. Ceza Dairesi | 2018/3993 E. – 2018/12828 K. | 15.11.2018 | Uzman olmayan bilirkişi raporuna dayanılamaması |
| Yargıtay 8. Ceza Dairesi | 2018/3564 E. – 2018/11286 K. | 18.10.2018 | Taksirli/hileli iflas sınırında illiyet bağı gerekliliği |
| Yargıtay 2. Ceza Dairesi | 2021/3276 E. – 2021/8949 K. | 26.04.2021 | İlliyet bağı, ticaret sicil kaydı celbi, CMK 251 |
| Yargıtay 2. Ceza Dairesi | 2020/30263 E. – 2021/6685 K. | 29.03.2021 | CMK 251, vekâlet ücreti hatası |
| Yargıtay 2. Ceza Dairesi | 2022/1645 E. – 2022/5181 K. | 21.03.2022 | İlliyet bağı, CMK 251 yeniden değerlendirme |
| Yargıtay Ceza Genel Kurulu | 2019/51 E. – 2022/645 K. | 18.10.2022 | Mükerrer cezalandırma yasağı, 161-162 ayrımı |
Sık Sorulan Sorular
İşlerimin kötü gitmesi sonucu iflas edersem suç işlemiş olur muyum?
Hayır, tek başına değil. İflasın kendisi suç değildir. Taksirli iflas suçunun oluşması için, tacirin özen yükümlülüğüne aykırı, dikkatsiz davranışları (örneğin ticari defterlerin usulsüz tutulması) ile iflas sonucu arasında bilirkişi incelemesiyle kanıtlanmış bir illiyet bağı bulunması gerekir. Olağan ticari riskler sonucu gerçekleşen iflas, tek başına bu suçu oluşturmaz.
Taksirli iflas ile hileli iflas arasındaki fark nedir?
Hileli iflasta fail, kasten ve hileli biçimde mal kaçırır; cezası üç yıldan sekiz yıla kadar hapistir ve dava ağır ceza mahkemesinde görülür. Taksirli iflasta ise fail, dikkatsizliği nedeniyle iflasa sebebiyet verir; hile veya kötü niyet yoktur, ceza iki aydan bir yıla kadar hapistir ve dava asliye ceza mahkemesinde görülür.
Bu suçtan ceza almak için iflas kararı gerekir mi?
Evet. Taksirli iflas suçundan cezalandırma için iflasa karar verilmiş ve bu kararın kesinleşmiş olması, kesinleşme şerhini içeren onaylı suretinin de dosyada bulunması gerekir. Bu, suçun cezalandırılabilmesi için aranan objektif bir koşuldur.
Taksirli iflas hangi mahkemede görülür?
Taksirli iflas suçuna ilişkin davalar kural olarak asliye ceza mahkemesinde görülür. Bu, ağır ceza mahkemesinde görülen hileli iflastan önemli bir farktır.
Ticari defterlerimi düzensiz tuttum, ancak iflasım bu yüzden olmadı; yine de cezalandırılır mıyım?
Yargıtay’ın yerleşik içtihadına göre, sadece defterlerin usulsüz tutulmuş veya ibraz edilmemiş olması, taksirli iflas suçunun oluşması için tek başına yeterli değildir. Bu özensizlik ile iflas neticesi arasında bilirkişi kurulu marifetiyle kurulmuş somut bir illiyet bağı bulunmadıkça mahkûmiyet verilemez.
Esnafın işletmesi battığında taksirli iflas suçu oluşur mu?
Hayır. Taksirli iflas suçunun faili yalnızca tacir sıfatını taşıyan veya tacir hükmündeki kişiler olabilir. Esnaf işletmesi sınırları içinde faaliyet gösteren ve tacir sayılmayan gerçek kişiler iflasa tabi olmadığından, bu kişiler hakkında taksirli iflas suçundan bahsedilemez.
Taksirli iflas suçunda dava zamanaşımı süresi ne kadardır?
Taksirli iflas suçunun cezasının üst sınırı bir yıl hapis olduğundan, TCK’nın 66/1-e maddesi uyarınca dava zamanaşımı süresi sekiz yıldır.
Taksirli iflas suçunda teşebbüs mümkün müdür?
Hayır. Teşebbüs yalnızca kasten işlenen suçlarda söz konusu olabilir. Taksirli iflas taksirle işlenen bir suç olduğundan, teşebbüs hükümleri uygulanmaz.
Taksirli iflas suçunda etkin pişmanlık hükümleri uygulanır mı?
Evet. Failin, kovuşturma başlamadan önce alacaklıların zararını tamamen gidermesi halinde ceza üçte ikisine kadar; kovuşturma başladıktan sonra ama hüküm verilmeden önce gidermesi halinde ise yarısına kadar indirilir. Zararın kısmen giderilmesinde ayrıca alacaklının rızası aranır.
Taksirli iflas suçunda HAGB (hükmün açıklanmasının geri bırakılması) kararı verilebilir mi?
Evet, koşulları oluştuğunda verilebilir. Yargıtay, sabıkasız sanıklar bakımından mahkemelerin HAGB uygulanıp uygulanmayacağını resen ve gerekçeli biçimde değerlendirmesi gerektiğini, bu değerlendirmenin atlanmasının bozma nedeni olduğunu içtihat etmektedir.
Aynı iflas olayı nedeniyle hem hileli hem taksirli iflastan aynı anda yargılanabilir miyim?
Uygulamada bazen aynı olayla ilgili olarak farklı sanıklar hakkında ayrı davalar açılabilmektedir; ancak Yargıtay, mükerrer cezalandırmayı önlemek amacıyla, aralarında fiili ve hukuki irtibat bulunan bu davaların birleştirilmesini ve tüm delillerin birlikte değerlendirilmesini aramaktadır.
Değerlendirme ve Sonuç
Taksirli iflas suçu, bir tacirin kasten değil; dikkatsizliği ve özensizliği nedeniyle iflasa sebebiyet vermesini cezalandıran, malvarlığına karşı suçlar arasında taksirle işlenen ender suçlardandır. İflasa karar verilmiş olması koşuluyla iki aydan bir yıla kadar hapis cezasını gerektiren bu suç, hileli iflastan hem ceza miktarı hem de görevli mahkeme bakımından belirgin biçimde ayrılır.
Bu suçla ilgili süreçte; iflasın gerçekten özen yükümlülüğüne aykırı davranıştan mı kaynaklandığı, yoksa olağan ticari risklerin bir sonucu mu olduğu ve iflas kararının varlığı belirleyici öneme sahiptir. Bu suç tipinin yer aldığı diğer suçlar hakkında genel bilgi almak için malvarlığına karşı suçlar başlıklı rehberimizi de inceleyebilirsiniz.
İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.
Av. Sinan Karabacak – Cep Tel: +90 535 671 88 95


Bir Yorum