Yardım veya Bildirim Yükümlülüğünün Yerine Getirilmemesi Suçu Cezası Nedir? (TCK-98)

avukat sinan karabacak yardım ve bildirim yükümlülüğü suçu

İçindekiler

Yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi suçu, temel hâlde (TCK m.98/1) bir yıla kadar hapis veya adli para cezasını; mağdurun ölmesi hâlinde ise (TCK m.98/2) bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasını gerektiren, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 98. maddesinde düzenlenmiş bir suç tipidir.

Bu suç tipiyle kanun koyucu, toplumsal dayanışma ve yardımlaşma yükümlülüğünü ceza hukuku aracılığıyla güvence altına almaktadır. Suçun koruduğu temel hukuki değer; insan yaşamı, vücut bütünlüğü ve insanlık onurudur. Herhangi bir nedenle yardıma muhtaç hale gelen kişiye yardım etmek ya da durumu yetkili makamlara bildirmek, bireysel bir tercih olmaktan çıkarılmış; cezai yaptırımla desteklenen bir hukuki ödev haline getirilmiştir. Bu suç, Türk Ceza Kanunu‘nun Koruma, Gözetim, Yardım veya Bildirim Yükümlülüğünün İhlâli başlıklı 9’uncu bölümünde düzenlenmektedir.

Suç, hem ihmal suretiyle işlenebilen bir suç hem de “garantör” konumunu özel olarak düzenlemeksizin herkese yükümlülük yükleyen genel bir suç niteliği taşımaktadır.

I. Kanun Metni

Yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi

Madde 98- (1) Yaşı, hastalığı veya yaralanması dolayısıyla ya da başka herhangi bir nedenle kendini idare edemeyecek durumda olan kimseye hal ve koşulların elverdiği ölçüde yardım etmeyen ya da durumu derhal ilgili makamlara bildirmeyen kişi, bir yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.

(2) Yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi dolayısıyla kişinin ölmesi durumunda, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

II. Yardım veya Bildirim Yükümlülüğünün Yerine Getirilmemesi Suçunda Suçun Unsurları

A. Maddi Unsur

1-Fail

TCK m. 98, herhangi bir özel sıfat aramaksızın “kişi” ifadesini kullanmaktadır. Bu itibarla suç, özgü suç niteliği taşımamakta; herkes tarafından işlenebilmektedir. Fail gerçek kişi olmak zorundadır; tüzel kişiler ceza hukukunun doğrudan faili olamaz. Ancak failin, söz konusu yardım veya bildirimi yapabilecek fiziksel ve hukuki kapasitede olması gerekmektedir.

Önemle vurgulanmalıdır ki fail, tehlikeli durumun yaratılmasında herhangi bir katkısı bulunmayan bağımsız bir üçüncü kişi de olabilir. Tehlikeyi bizzat kasten veya taksirle yaratan kişinin sorumluluğu ise TCK m.98 kapsamında değil, başkaca suç tipleri çerçevesinde değerlendirilir; bu ayrım aşağıda III. bölümde ayrıca ele alınmaktadır.

2-Mağdur

Mağdur; yaşı (çok küçük veya ileri yaş), hastalığı, yaralanması ya da başka herhangi bir nedenle kendini idare edemeyecek durumda olan kişidir. Kanun bu koşulu geniş tutmuş; sadece tıbbi acil durumlarla sınırlandırmamıştır. Örneğin:

  • Trafik kazası geçiren yaralı bir kişi,
  • Bayılan veya bilinç kaybeden bir birey,
  • Yüzmesini bilmeden suya düşen kişi,
  • Kış koşullarında donma tehlikesiyle karşılaşan bir kişi,
  • Akıl hastalığı nedeniyle kendine zarar verme riski taşıyan birey.

Mağdurun bu duruma kendi kusuru ya da iradesi ile düşmesi, failin yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz.

Mağdurun tehlike anında fiilen başka kişilerce korunuyor ve yardım görüyor olması ise farklı bir sonuç doğurur. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 2012/27483 Esas, 2013/23996 Karar sayılı ve 31.10.2013 tarihli kararında; trafik kazasında yaralanan mağdurun, olay yerine gelen annesi ve bir tanık tarafından fiilen hastaneye sevk edildiği, dolayısıyla mağdurun kendi haline terk edilmiş, korumasız ve yardıma muhtaç durumda kalmadığı; bu nedenle kazaya karışıp olay yerini terk eden sanığın eyleminin TCK m.98’deki suçun unsurlarını taşımadığı, yalnızca 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 82. maddesinde düzenlenen idari para cezasını gerektiren bir kabahat niteliğinde kaldığı kabul edilmiştir.

Bu karar, ayrımın belirleyici ölçütünün mağdurun terk edildiği anda fiilen korumasız ve yardıma muhtaç kalıp kalmadığı olduğunu göstermesi bakımından önemlidir; yaralanmanın basit tıbbi müdahale ile giderilebilir nitelikte olması da mağdurun “kendini idare edemeyecek durumda” sayılmamasını destekleyen bir unsur olarak değerlendirilmiştir.

DurumHukuki Nitelik
Mağdur kendi haline, korumasız ve yardıma muhtaç biçimde terk edilirseTCK m.98 — yardım/bildirim yükümlülüğü suçu
Mağdur, yanındaki başka kişilerce fiilen korunuyor/yardım görüyorsaKTK m.82 — idari para cezası gerektiren kabahat

3-Fiil – Seçimlik Hareketler

TCK m. 98’de iki seçimlik hareket öngörülmüştür. Failin her iki yükümlülüğü de yerine getirmemesi gerekmez; yalnızca birini ihmal etmesi suçun oluşumu için yeterlidir.

a) Yardım Etmeme: Fail, hal ve koşulların elverdiği ölçüde mağdura yardım etmekle yükümlüdür. “Hal ve koşulların elverdiği ölçüde” ifadesi, failden imkânsızı beklenemeyeceğini ortaya koymaktadır. Failin tıbbi bilgisinin ya da gerekli araç-gerecinin bulunmaması, beden gücünün yetersiz kalması gibi durumlar değerlendirmede dikkate alınır.

b) Bildirmeme: Fail yardım edemeyecek durumda olsa dahi, mağdurun içinde bulunduğu acil durumu “derhal” ilgili makamlara bildirmekle yükümlüdür. Buradaki “ilgili makamlar” kavramı geniş yorumlanmalıdır: 112 acil yardım hattı, jandarma, polis ve benzeri acil müdahale birimleri bu kapsamda değerlendirilir.

Her iki yükümlülük arasında bir seçim hakkı bulunmaktadır: Fail bizzat yardım edebildiği takdirde bildirme yükümlülüğü yerine getirilmiş sayılabilir. Ancak ne yardım ne de bildirim yolunu tercih etmemek, her iki seçimlik hareketle de suçun oluşmasına yol açar.

Bildirim yükümlülüğü yalnızca tehlikenin bizzat tanık olunduğu anla sınırlı değildir; failin sonradan durumu öğrenmesi hâlinde de derhal harekete geçmesi beklenir. Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 2022/9781 Esas, 2024/1795 Karar sayılı ve 19.03.2024 tarihli kararına konu olayda, birlikte uyuşturucu hap alan iki arkadaştan biri toksik düzeyde madde alıp fenalaşmış; yanındaki arkadaşı su getirmek için ortamdan ayrılıp geri döndüğünde mağduru bulamamış, geceyi başka bir yerde geçirmiş, ailesine haber vermemiş, hastaneyi veya herhangi bir resmî kurumu aramamıştır.

Yerel mahkeme bu eylemi yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi suçu olarak nitelendirmiş; sanığın mağdura ait cep telefonunu sonradan sattırması ise ayrıca güveni kötüye kullanma suçunu oluşturmuştur. Bu karar, bildirim yükümlülüğünün mağdurun gözden kaybolmasından sonra da devam ettiğini ve ihlalin başka bir suçla (güveni kötüye kullanma) gerçek içtima hâlinde birleşebileceğini göstermektedir.

4-Nedensellik Bağı

Suçun oluşabilmesi için mağdurun tehlikeli durumunun somut, gerçek ve o an mevcut olması gerekir. Soyut veya hayali bir tehlike bu suçu oluşturmaz. Nitelikli hâl olan ikinci fıkra açısından ise failin ihmali ile mağdurun ölümü arasındaki nedensellik (illiyet) bağının kesintisiz olması aranır; bu konuda Yargıtay’ın yerleşik içtihadı önem taşımaktadır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2014/252 Esas, 2017/5 Karar sayılı ve 17.01.2017 tarihli kararında bu ayrım ayrıntılı biçimde ortaya konulmuştur. Karara konu olayda sanık, aracının arka koltuğunda uyuyakalan ve alkolün etkisi altında bulunan arkadaşını cinsel ilişkiye girebilmek amacıyla kolundan tutup araçtan indirmiş; mağdur, kolunu kurtarmaya çalışırken dengesini kaybederek yanı başındaki sulama kanalına düşüp boğulmuştur.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, mağdurun yardıma muhtaç hâle gelmesine kendi taksirli hareketiyle (aracını suya bu denli yakın park edip mağduru bu konumdayken çıkarmakla) sebebiyet veren failin, TCK m.98’deki yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi suçunun değil, taksirle öldürme suçunun (TCK m.85/1) faili olacağına hükmetmiştir.

Kararda açıkça belirtildiği üzere, kasti veya taksirli hareketiyle mağdurun yardıma muhtaç hale gelmesine neden olan kişi, yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi suçunun faili olamaz; böyle bir kişi, ancak kendi kasten ya da taksirle işlediği suçtan veya koşulları oluştuğu takdirde TCK m.83’teki kasten öldürmenin ya da TCK m.88’deki kasten yaralamanın ihmali davranışla işlenmesi suçlarından sorumlu tutulur. Ayrıca kararda, mağdurun kolunu kurtarmak için yaptığı hareketin failin taksirli davranışıyla birleşerek neticeyi doğurduğu, bu nedenle nedensellik bağının kesilmediği de vurgulanmıştır.

Bu doktrin ışığında, TCK m.98 suçunun oluşması için Yargıtay tarafından aranan temel şartlar şu şekilde sıralanabilir:

  1. Mağdurun tehlikeli/yardıma muhtaç durumuna failin kasten veya taksirle sebebiyet vermemiş olması,
  2. Failin yardım veya bildirim yükümlülüğünü fiilen yerine getirmemesi,
  3. Nitelikli hâl bakımından mağdurun ölmüş olması,
  4. Ölüm ile failin ihmali arasında kesintisiz bir nedensellik bağının bulunması.

Nedensellik bağının kesilmesi, üçüncü kişilerin veya olayların araya girmesiyle de gündeme gelebilir. Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 2024/3289 Esas, 2025/3659 Karar sayılı ve 07.05.2025 tarihli kararında; sanıkların, gece yarısına doğru dinlenme tesislerine ve yerleşim yerine yakın, trafiğin sürekli aktığı bir noktada, mağdurun kendi isteğiyle indiği bir kavşakta onu araçtan bıraktıkları, mağdurun daha sonra bu noktadan ayrılıp yürüdüğü sırada bir başka aracın çarpması sonucu öldüğü olayda; sanıkların mağduru güvenli sayılabilecek, otostop yapma veya başka bir şekilde yoluna devam etme imkânı bulunan bir yerde bıraktıkları, bu nedenle bildirim yükümlülüğünün olaya sebebiyet vermeyen üçüncü kişilere ait olduğu ve mağdurun ölümü ile sanıkların eylemi arasında illiyet bağı bulunmadığı gerekçesiyle beraat kararı verilmesi gerektiğine hükmedilmiştir.

Aynı ilke, Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 2023/2108 Esas, 2025/969 Karar sayılı ve 12.02.2025 tarihli kararında da teyit edilmiş; sanığın hakkında yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi sonucu ölüme neden olma suçundan verilen beraat kararının, mağduru bırakma anı ile ölüm sonucu arasına giren bağımsız üçüncü bir olay bulunması nedeniyle isabetli olduğu kabul edilmiştir.

Bu kararlardan çıkan sonuç, mağdurun “nereye ve hangi koşullarda” bırakıldığının nedensellik bağı bakımından belirleyici olduğudur: mağdur, kendi başına tehlikeden uzaklaşabilecek, yardım isteyebilecek bir konumda bırakılmışsa ve ölüm bağımsız bir başka olaydan kaynaklanmışsa, bildirim yükümlülüğünün ihlalinden söz edilemez.

B. Manevi Unsur

TCK m. 98’de öngörülen suç, kastla işlenebilen bir suçtur; taksirle işlenmesi mümkün değildir. Fail, mağdurun kendini idare edemez durumda olduğunu bilerek ve isteyerek yardım etmemeli ya da bildirmemelidir.

Kastın içeriğine ilişkin önemli bir husus: Failin, mağdurun ölmesi ya da zarar görmesi sonucunu istemesi gerekmez. Yükümlülüğü yerine getirmeme yönündeki bilinçli tercih, kastın varlığı için yeterlidir.

Olası kast da bu suçta yeterli kabul edilmektedir: Fail, tehlikenin varlığını muhtemel görüp kayıtsız davranmasına rağmen hareketsiz kaldıysa kast unsuru gerçekleşmiş sayılır.

III. TCK m.98’in Benzer Suç Tiplerinden Ayrımı

Uygulamada TCK m.98, tehlikeyi bizzat yaratan failin sorumluluğu ve terk suçuyla sıklıkla karıştırılmaktadır. Yargıtay içtihadıyla ortaya konan ayrım kriterleri şöyledir:

  1. Fail, mağdurun tehlikeye düşmesine kendi kasti veya taksirli hareketiyle sebebiyet vermişse, TCK m.98 değil; duruma göre TCK m.85 (taksirle öldürme), TCK m.83 (kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi) veya TCK m.88 (kasten yaralamanın ihmali davranışla işlenmesi) uygulanır.
  2. Fail ile mağdur arasında koruma-gözetim yükümlülüğü doğuran bir bağ (velayet, vesayet, bakım) varsa, olay TCK m.97 terk suçu kapsamında değerlendirilir; TCK m.98 ise böyle bir bağ aranmaksızın herkes için geçerli genel bir yükümlülük öngörür.
  3. Mağdur, olay anında fiilen başka kişilerce korunuyor ve yardım görüyorsa (Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2012/27483 Esas, 2013/23996 Karar), TCK m.98 unsurları oluşmaz.
  4. Mağdur, kendi başına hareket edebilecek güvenli bir konumda bırakılmış ve ölüm bağımsız bir üçüncü olaydan kaynaklanmışsa (Yargıtay 1. Ceza Dairesi 2024/3289 Esas, 2025/3659 Karar; Yargıtay 1. Ceza Dairesi 2023/2108 Esas, 2025/969 Karar), nedensellik bağı kesildiğinden sorumluluk doğmaz.

Tehlikeyi yaratmayan üçüncü kişilerin bildirim yükümlülüğü, olay yerinde bulunan herkesi kapsayabilir; bu yükümlülük olayı fiilen gerçekleştiren failden bağımsızdır.

Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 2022/11546 Esas, 2023/6059 Karar sayılı ve 10.10.2023 tarihli kararına konu olayda; işyeri sahibi sanıkların, şirket parasını zimmetine geçirdiğini düşündükleri bir çalışanı işyerinde saatlerce darp ettikleri, durumun kötüleşmesine rağmen hastaneye götürmedikleri ve ihmali davranışlarıyla ölümüne neden oldukları; olay sırasında işyerinde bulunan ancak darp eylemine katılmayan diğer çalışanların ise mağdurun durumunu yetkili makamlara bildirmemeleri nedeniyle ayrıca yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi suçundan sorumlu tutulmaları gerektiğine hükmedilmiştir.

Bu karar, aynı olayda tehlikeyi bizzat yaratan failler ile yalnızca olaya tanık olup bildirimde bulunmayan üçüncü kişilerin farklı suç tiplerinden ayrı ayrı sorumlu tutulabileceğini somut biçimde ortaya koymaktadır.

Bu ayrımın pratik sonucu şudur: aynı olayda birden fazla kişi bulunabilir; bunlardan tehlikeyi yaratanlar TCK m.83/85/88 kapsamında, olaya yabancı kalıp bildirimde bulunmayanlar ise TCK m.98 kapsamında ayrı ayrı değerlendirilir.

IV. Yardım veya Bildirim Yükümlülüğünün Yerine Getirilmemesi Suçunda Nitelikli Haller

TCK m. 98/2, yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi nedeniyle mağdurun hayatını kaybetmesi hâlini ağırlaştırıcı nitelikli hâl olarak düzenlemiştir.

Bu fıkranın uygulanabilmesi için aranan koşullar şunlardır:

  • Failin yardım veya bildirim yükümlülüğünü yerine getirmemiş olması,
  • Mağdurun ölmüş olması,
  • Ölüm ile failin ihmali arasında nedensellik bağının bulunması.

Buradaki sorumluluk yapısı özellik taşımaktadır: Fail ölüm sonucunu kastetmemiş olsa da, bu netice suçun ağırlaştırıcı hâli kapsamında değerlendirilir. Ölüm sonucunun en azından failin öngörebileceği bir netice olması gerekmektedir. Bu yapı, Türk ceza hukukundaki “netice sebebiyle ağırlaşmış suç” kategorisine girmektedir.

Temel ceza (m. 98/1): 1 yıla kadar hapis veya adli para cezası. Nitelikli hâl (m. 98/2): 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası (adli para cezasına çevrilme imkânı yoktur).

Ceza Miktarları Özet Tablosu

DurumCezaAdli Para Cezasına Çevirme
m. 98/1 – Temel hâl (yardım/bildirim yükümlülüğünün ihlali)1 yıla kadar hapis veya adli para cezasıKanunda doğrudan seçenek olarak öngörülmüş
m. 98/2 – Nitelikli hâl (mağdurun ölmesi)1 yıldan 3 yıla kadar hapisYalnızca 1 yıl veya altı hapis için TCK m.50/1 uyarınca mümkün

TCK m.98/2 kapsamında öngörülen ceza üst sınırı itibarıyla, TCK m.66/1-e uyarınca 8 yıllık olağan dava zamanaşımına tabidir; bu süre uygulamada sıkça dolmaktadır.

Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 2022/2927 Esas, 2024/8557 Karar sayılı ve 11.11.2024 tarihli kararında, eziyet gördüğü iddia edilen bir çocuğa yardım etmediği ve durumu bildirmediği gerekçesiyle yargılanan babanın eylemi bakımından, sorgu tarihinden itibaren işleyen 8 yıllık dava zamanaşımı süresinin temyiz incelemesi sırasında dolduğu tespit edilmiş ve kamu davasının düşmesine karar verilmiştir.

Benzer şekilde Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 2021/783 Esas, 2024/7776 Karar sayılı ve 18.12.2024 tarihli kararında; Sakarya Nehri kıyısında birlikte uyuşturucu kullanan arkadaş grubundan birinin nehre düşüp kaybolması olayında, sanıklar hakkındaki yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi suçuna ilişkin dava zamanaşımının, ilk mahkûmiyet kararından itibaren işleyen 8 yıllık sürenin dolması nedeniyle gerçekleştiği belirlenmiş ve kamu davasının düşmesine hükmedilmiştir. Bu kararlar, TCK m.98/2 yargılamalarında -özellikle istinaf/temyiz süreci uzadığında- zamanaşımının fiilî bir sonuç doğurabildiğini göstermektedir.

Birden fazla failin bulunduğu olaylarda iştirak hükümleri de gündeme gelebilir. Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 2020/4676 Esas, 2021/13647 Karar sayılı ve 26.10.2021 tarihli kararında, kasten öldürme suçuyla bağlantılı bir olayda ayrıca yardım ve bildirim yükümlülüğünün ihlali suçundan yargılanan sanıklar hakkında da, TCK m.66/1-e uyarınca 8 yıllık dava zamanaşımı süresinin suç tarihinden itibaren dolduğu tespit edilmiş; hükümler bu nedenle bozularak kamu davalarının düşmesine karar verilmiştir.

V. Yardım veya Bildirim Yükümlülüğünün Yerine Getirilmemesi Suçunda Suçun Özel Görünüş Biçimleri

A-Teşebbüs

TCK m. 98, ihmali (negatif) bir davranışla oluşan bir suçtur. Suç; failin yardım ya da bildirim yükümlülüğünü yerine getirmeksizin ortamı terk etmesi ya da hareketsiz kalması anında tamamlanır. Bu nedenle suça teşebbüs hukuken mümkün değildir; hareketin kısmen yapılması değil bütünüyle ihlali aranır.

B-İştirak

Birden fazla kişinin aynı ortamda yardım veya bildirim yükümlülüğünü yerine getirmemesi hâlinde, her bir kişi bağımsız olarak ayrı ayrı fail konumundadır. Bu suç açısından ihmali davranışla iştirak mümkün olmakla birlikte, her failin bağımsız yükümlülüğü olduğundan müşterek faillik yerine her birine bireysel sorumluluk yüklenmesi esastır. Nitekim Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 2022/11546 Esas, 2023/6059 Karar sayılı kararında da, olay yerinde bulunan birden fazla çalışanın her biri, mağdurun durumunu yetkili makamlara bildirmemeleri nedeniyle ayrı ayrı bu suçtan sorumlu tutulmuştur.

VI. Yardım veya Bildirim Yükümlülüğünün Yerine Getirilmemesi Suçu Şikayete Tabi Midir?

TCK m. 98’de yer alan suç, re’sen (savcılık tarafından kendiliğinden) kovuşturulan bir suçtur. Şikâyete bağlı suçlar arasında sayılmamıştır.

VII. Yardım veya Bildirim Yükümlülüğünün Yerine Getirilmemesi Suçunda HAGB, Uzlaşma, Ceza Ertelemesi ve Adli Para Cezası

A-Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB)

5271 sayılı CMK’nın 231. maddesi gereğince HAGB uygulanabilmesi için verilen cezanın 2 yıl veya daha az süreli hapis olması gerekmektedir. TCK m. 98/1’de öngörülen azami ceza 1 yıl hapis olup HAGB uygulanmasına hukuken engel yoktur. Koşulların oluşması ve sanığın kabul etmesi hâlinde mahkeme HAGB’ye hükmedebilir.

TCK m. 98/2’de ise ceza 1 yıldan 3 yıla kadar hapis şeklinde belirlenmiştir. Bu durumda da cezanın 2 yılı aşmadığı hâllerde HAGB uygulanabilecektir; ancak somut olayda belirlenen cezanın 2 yıl veya altında olması aranır.

B-Uzlaşma

5271 sayılı CMK’nın 253. maddesine göre uzlaşma; kanunda uzlaştırmaya tabi olduğu açıkça belirtilen suçlarda uygulanabilir. TCK m. 98 kapsamındaki suç ne uzlaştırma kapsamındaki suçlar arasında sayılmış, ne de bu suç taksirle işlenen bir suçtur. Bu nedenle yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi suçunda uzlaştırma yoluna gidilemez.

C-Cezanın Ertelenmesi

TCK m. 51 uyarınca 2 yıl veya daha az süreli hapis cezaları ertelenebilir. TCK m. 98/1’deki 1 yıla kadar hapis cezası cezası ertelemeye uygundur. TCK m. 98/2’de ise ceza 1-3 yıl arasında belirlendiğinden somut ceza miktarına göre erteleme mümkün olabilecektir.

D- Adli Para Cezası

TCK m. 98/1’de hapis cezasına seçenek olarak adli para cezası da doğrudan öngörülmüştür. Mahkeme, birinci fıkra kapsamındaki suçlarda hapis yerine doğrudan adli para cezasına hükmedebilir. TCK m. 98/2’de ise yalnızca hapis cezası öngörülmüş; adli para cezası seçenek olarak düzenlenmemiştir. Bu hâlde hükmolunan hapis cezası, TCK m. 50/1 kapsamında şartlar mevcutsa adli para cezasına çevrilebilir; ancak bu dönüşüm için cezanın bir yıl veya daha az süreli olması gerekmektedir.

VIII. Yardım veya Bildirim Yükümlülüğünün Yerine Getirilmemesi Suçunda Görevli Mahkeme

TCK m. 98/1 kapsamında öngörülen ceza 1 yıla kadar hapis veya adli para cezasıdır. TCK m. 98/2 kapsamında ise 1 ila 3 yıl hapis cezası söz konusudur.

5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un 10. maddesi uyarınca, asliye ceza mahkemesinin görevi kural olarak ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen suçları kapsar. Her iki fıkrada da öngörülen azami ceza 3 yılı aşmadığından, her iki hâlde de görevli mahkeme Asliye Ceza Mahkemesi’dir.

IX. Usuli Bir Özellik: Beraat ve “Karar Verilmesine Yer Olmadığına Dair” Kararların Temyizi

TCK m.98 suçundan verilen kararların temyiz süreci, uygulamada gözden kaçan usuli bir noktayı da beraberinde getirmektedir. Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 2023/8547 Esas, 2025/4636 Karar sayılı ve 12.06.2025 tarihli kararında; Bölge Adliye Mahkemesince sanık hakkında yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi sonucu ölüme neden olma suçundan verilen “karar verilmesine yer olmadığına dair” kararın, 5271 sayılı CMK’nın 223. maddesinde sınırlı sayıda (numerus clausus) sayılan hüküm türlerinden olmadığı; bu nedenle söz konusu karara yönelik temyize konu edilebilecek bir hükmün bulunmadığı belirlenmiş ve katılan taraf vekillerinin temyiz istemleri bu suç yönünden incelenmeksizin iade edilmiştir.

Bu karar, TCK m.98 suçundan verilen hükmün türüne göre kanun yoluna başvuru imkânının sınırlanabileceğini göstermesi bakımından, davayı takip eden taraflar için pratik önem taşımaktadır.

X. Yardım veya Bildirim Yükümlülüğünün Yerine Getirilmemesi Suçu Bakımından Değerlendirme

TCK m. 98’de düzenlenen yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi suçu; toplumsal dayanışma değerini koruma amacıyla kaleme alınmış, özgü suç niteliği taşımayan, re’sen kovuşturulan ve hem bireysel hem de kamusal çıkarları güvence altına alan bir suç tipidir.

Suçun temel hâlinde seçimlik ceza öngörülmüş; adli para cezası ve hapis cezası alternatif olarak düzenlenmiştir. Nitelikli hâl olan ikinci fıkrada ise yalnızca hapis cezasına hükmedileceği hüküm altına alınmıştır. Suça ilişkin tüm kararlar Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülmekte; dava zamanaşımı 8 yıl, ceza zamanaşımı ise 10 yıl olarak belirlenmiştir.

Yukarıda aktarılan güncel Yargıtay kararlarından da anlaşılacağı üzere, bu zamanaşımı süresi -özellikle istinaf ve temyiz aşamaları uzun sürdüğünde- uygulamada davaların düşmesine sıkça yol açmaktadır.

Uygulamada özellikle trafik kazaları, sokak olayları, uyuşturucu madde kullanımı sırasında yaşanan sağlık krizleri ve işyerinde meydana gelen olaylar bu madde kapsamında sıkça gündeme gelmektedir. Yükümlülüğün kapsamı ve nedensellik bağının varlığı, her somut olay özelinde failin imkân ve koşulları ile mağdurun bırakıldığı ortamın güvenliği çerçevesinde hâkim tarafından değerlendirilmektedir. Yargılamanın hangi adliyede görüldüğü ve sürecin nasıl yürütüldüğü konusunda İstanbul ceza mahkemelerinde temsil üzerinden bilgi edinebilirsiniz.

Sık Sorulan Sorular

Yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi suçunun cezası nedir?

Temel hâlde (TCK m.98/1) bir yıla kadar hapis veya adli para cezası öngörülmüştür. Yardım ya da bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi nedeniyle mağdurun ölmesi hâlinde (TCK m.98/2) ceza bir yıldan üç yıla kadar hapistir.

Bu suçun faili kim olabilir?

TCK m.98 herhangi bir özel sıfat aramaksızın kişi ifadesini kullandığından bu suç özgü suç değildir; fail, tehlikeli durumun oluşmasında herhangi bir katkısı bulunmayan bağımsız bir üçüncü kişi dahil, herkes olabilir. Ancak Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2014/252 Esas, 2017/5 Karar sayılı kararına göre, mağduru kendi kasti veya taksirli hareketiyle tehlikeye düşüren kişi bu suçun faili olamaz.

Suçun mağduru kimdir?

Mağdur, yaşı, hastalığı, yaralanması veya başka herhangi bir nedenle kendini idare edemeyecek durumda olan kişidir; trafik kazası mağduru, bayılan veya bilinç kaybeden birey, suya düşen kişi ve donma tehlikesiyle karşılaşan kişi bu kapsamda örnek gösterilebilir.

Yardım etme ile bildirme yükümlülüğü arasında seçim hakkı var mıdır?

Evet. TCK m.98 iki seçimlik hareket öngörür; failin her ikisini birden yerine getirmesi gerekmez, hal ve koşulların elverdiği ölçüde yardım etmek veya durumu derhal ilgili makamlara bildirmek yükümlülüklerinden birinin yerine getirilmesi yeterlidir.

Mağdur başka kişilerce zaten korunuyorsa bu suç oluşur mu?

Hayır. Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin 2012/27483 E. – 2013/23996 K. sayılı kararına göre mağdur, olay yerine gelen başka kişilerce fiilen korunuyor ve yardım görüyorsa TCK m.98’in unsurları oluşmaz; kazaya karışıp olay yerini terk etme eylemi bu durumda yalnızca Karayolları Trafik Kanunu m.82 kapsamında idari para cezasını gerektiren bir kabahat olarak değerlendirilir.

Bu suça teşebbüs mümkün müdür?

Hayır. Suç, failin yardım veya bildirim yükümlülüğünü yerine getirmeksizin ortamı terk etmesi ya da hareketsiz kalması anında tamamlanan ihmali bir suç olduğundan teşebbüs hukuken mümkün değildir.

Birden fazla kişi aynı ortamda yardım etmezse sorumluluk nasıl belirlenir?

İhmali davranışla iştirak mümkün olmakla birlikte, her failin bağımsız bir yükümlülüğü bulunduğundan müşterek faillik yerine her bir kişiye ayrı ayrı bireysel sorumluluk yüklenmesi esastır. Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 2022/11546 Esas, 2023/6059 Karar sayılı kararında da, olay yerindeki birden fazla çalışan bu şekilde ayrı ayrı sorumlu tutulmuştur.

Yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi suçu şikâyete tabi midir?

Hayır. Bu suç şikâyete bağlı suçlar arasında sayılmamıştır; savcılık tarafından resen kovuşturulur.

Yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi suçunda görevli mahkeme hangisidir?

Hem temel hâlde (m.98/1) hem de nitelikli hâlde (m.98/2) öngörülen azami ceza üç yılı aşmadığından, her iki hâlde de görevli mahkeme Asliye Ceza Mahkemesidir.

Bu suçta dava ve ceza zamanaşımı süresi ne kadardır?

Yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi suçunda dava zamanaşımı 8 yıl, ceza zamanaşımı ise 10 yıl olarak belirlenmiştir. Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 2022/2927 Esas, 2024/8557 Karar sayılı ve Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 2021/783 Esas, 2024/7776 Karar sayılı kararlarında görüldüğü gibi, istinaf ve temyiz süreçlerinin uzaması nedeniyle 8 yıllık dava zamanaşımı süresi, dosya kesinleşmeden önce dolabilmekte ve kamu davasının düşmesiyle sonuçlanabilmektedir.

Mağdur güvenli bir yerde bırakıldıktan sonra başka bir olay nedeniyle zarar görürse sorumluluk doğar mı?

Hayır, kural olarak doğmaz. Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 2024/3289 Esas, 2025/3659 Karar sayılı kararında, mağdurun trafiğin aktığı, yerleşim yerine yakın ve kendi isteğiyle indiği bir noktada bırakılıp daha sonra bağımsız bir başka aracın çarpması sonucu ölmesi hâlinde, failin eylemi ile ölüm arasında illiyet bağı bulunmadığı ve bildirim yükümlülüğünün olaya sebebiyet vermeyen üçüncü kişilere ait olduğu kabul edilmiştir.

İşyerinde bir kişiye zarar verilirse yanındaki çalışanlar bu suçtan sorumlu olur mu?

Olabilir. Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 2022/11546 Esas, 2023/6059 Karar sayılı kararında, işvereninin darp ettiği bir çalışma arkadaşının durumunu yetkili makamlara bildirmeyen diğer işyeri çalışanları, darp eylemine bizzat katılmamış olsalar dahi yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi suçundan sorumlu tutulmuştur.

İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir. Ceza Hukuku alanındaki diğer yazılarımızı görmek için Ceza Hukuku Yazılar sayfasını, hizmet verdiğimiz diğer alanları görmek için Hizmetlerimiz sayfasını ziyaret edebilirsiniz.

Av. Sinan Karabacak Cep Tel: +90 535 671 88 95

Yasal Uyarı: Bu makale Av. Sinan Karabacak tarafından, yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. Her dava kendine özgü koşullar içermektedir. Hukuki danışmanlık için lütfen iletişime geçiniz.

Avukat Sinan Karabacak

Avukat Sinan Karabacak

Avukat · İstanbul Barosu, Sicil No: 52130, Doğrulama

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden 2014'te mezun oldu. İstanbul Barosu'na bağlı avukatlık yapmaktadır. Enerji hukukundaki önceki deneyimleri nedeniyle başta kaçak elektrik ve voltaj dengesizliği davaları olmak üzere ceza hukuku, aile hukuku ve iş hukuku gibi alanlarda hukuki danışmanlık ve dava takibi hizmeti vermektedir.

Hakkımızda →LinkedIn →

Benzer Yazılar

3 Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir