|

Cinsel Taciz Suçu Cezası Nedir? (TCK-105)

cinsel taciz suçu cezası nedir avukat sinan karabacak

Cinsel taciz suçu, 5237 sayılı TCK‘nın İkinci Kitabı’nın ‘Kişilere Karşı Suçlar’ başlıklı bölümünde, ‘Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlar‘ alt başlığı altında 105. maddede düzenlenmiştir.

Bu suçun koruduğu hukuki değer, kişinin cinsel özgürlüğü ve cinsel dokunulmazlığıdır. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan kişi dokunulmazlığı ve vücut bütünlüğü ile 20. maddesinde korunan özel hayatın gizliliği bu suç tipiyle doğrudan bağlantılıdır. Devlet, bireyin rızası olmaksızın cinsel amaçlı davranışlara maruz kalmamasını sağlamakla yükümlüdür. Cinsel taciz suçu, cinsel saldırı (TCK m. 102) ve çocukların cinsel istismarı (TCK m. 103) suçlarından farklı olarak vücuda temas içermeyen ancak kişinin onurunu ve cinsel özgürlüğünü zedeleyen hareketleri kapsamaktadır. Bu yönüyle suç, cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar arasında daha hafif bir şekli oluşturmaktadır.

I-Cinsel Taciz Suçunun Unsurları

A-Cinsel Taciz Suçunun Maddi Unsurları

1-Fail

Cinsel taciz suçu, özgü suç niteliği taşımamaktadır. Yani faili bakımından herhangi bir sınırlama öngörülmemiş; her gerçek kişi bu suçun faili olabilmektedir. Fail; kadın, erkek ya da hukuki cinsiyeti ne olursa olsun herhangi bir birey olabilir. Öte yandan, suçun nitelikli hâllerinde failin belirli sıfatlara sahip olması (kamu görevlisi, vasi, işveren vb.) daha ağır bir yaptırımın uygulanmasına yol açmaktadır. Ancak bu sıfatlar suçun temel unsurunun değil, nitelikli hâlinin koşuludur.

2-Mağdur

Suçun mağduru, cinsel amaçlı taciz eylemine maruz kalan kişidir. Mağdur, onbeş yaşını doldurmuş ya da doldurmamış her yaştan erkek veya kadın olabilir. Mağdurun cinsiyeti veya yaşı suçun oluşumu bakımından belirleyici değildir; ancak mağdurun çocuk olması (18 yaşından küçük) nitelikli hâli oluşturmaktadır. Yargıtay uygulamasında faile yakın kişilerin (eş, sevgili vb.) mağdur olup olamayacağı tartışılmış; ancak cinsel dokunulmazlığın herkes için geçerli olduğu kabul edilerek bu kişiler bakımından da suçun oluşabileceği benimsenmiştir.

3-Fiil (Hareket)

Suçun temel eylemi ‘cinsel amaçlı taciz’ hareketidir. Kanun, taciz eylemini ayrıca tanımlamamış; bu alanı öğreti ve içtihada bırakmıştır.

Yargıtay ve hukuk öğretisine göre ‘taciz’, kişinin rızası olmaksızın, cinsel amaçla gerçekleştirilen ve onun huzurunu kaçıran, rahatsızlık veren her türlü söz, jest, mimik, yazılı ya da elektronik mesaj, telefon görüşmesi veya benzeri davranıştır.

Fiilin temel unsurları şunlardır:

  • Fiilin bedeni temas içermemesi (temas içerirse cinsel saldırı veya çocuğun cinsel istismarı suçları gündeme gelir)
  • Cinsel amaç taşıması
  • Mağdurun rızasının bulunmaması
  • Mağdurun rahatsız edilmesi, huzurunun bozulması

Taciz eylemi tek bir hareketle gerçekleşebileceği gibi süregelen bir davranış biçiminde de tezahür edebilir. Yargıtay bazı kararlarında ‘süreklilik’ unsurunu ararken, doktrinin büyük çoğunluğu ve daha güncel içtihat tek bir hareketin de suçu oluşturabileceğini kabul etmektedir. Müstehcen mesaj atmak, ısrarcı telefon aramak, müstehcen fotoğraf göndermek, takip etmek, cinsel içerikli sözler söylemek bu suçun tipik görünümlerindendir. Ancak her somut olay ayrıca değerlendirilmelidir.

4-Nedensellik Bağı

Failin eylemi ile mağdurun maruz kaldığı taciz arasında nedensellik bağının varlığı aranır. Bu suçta zarar suçu niteliği değil, tehlike suçu tartışması da söz konusu olmakla birlikte, uygulamada mağdur üzerindeki etkinin somutlaştırılması ispat kolaylığı sağlamaktadır.

B-Cinsel Taciz Suçunun Manevi Unsurları

Cinsel taciz suçu, ancak kasıtla işlenebilen bir suçtur; taksirle işlenmesi mümkün değildir. Suçun manevi unsuru olası kasıt ile işlenmesinin mümkün olup olmadığı tartışmalı olmakla birlikte, Yargıtay çoğunlukla doğrudan kastın arandığı görüşündedir.

Kanun metninde ‘cinsel amaçlı’ ifadesine yer verilmesi, suçun özel kastla işlenebilen bir suç olduğunu ortaya koymaktadır. Bu nedenle failin cinsel bir amaç gütmesi zorunludur; salt rahatsız etme, provokasyon veya şaka amacıyla yapılan eylemlerde bu kastın bulunmadığı savunulabilir. Ancak kastın ispatında fiilin niteliği belirleyici rol oynayacaktır. Saikın önemi: Failin güdüsü (romantik ilgi, intikam alma vb.) suçun oluşumunu etkilemez; önemli olan hareketin nesnel olarak cinsel bir anlam taşıyıp taşımadığıdır.

II-Cinsel Taciz Suçunda Nitelikli Haller

TCK’nın 105. maddesinin ikinci fıkrası cinsel taciz suçunun nitelikli hâllerini düzenlemiştir. Bu hâllerde temel suça göre verilecek ceza yarı oranında artırılmaktadır.

A. Kamu Görevinin, Vesayet veya Hizmet İlişkisinin Sağladığı Nüfuzun Kötüye Kullanılması

Bu nitelikli hâl, failin kamu görevlisi sıfatından, vasi ya da kayyım olmasından ya da hizmet ilişkisinden (işveren-çalışan, öğretmen-öğrenci gibi) doğan otorite ve nüfuzu kullanarak taciz eylemini gerçekleştirmesini kapsamaktadır. Nüfuz kötüye kullanılmalıdır; yani bu sıfat ve ilişki tacizi kolaylaştırmalı ya da mağdurun direncini kırmalıdır.

Kamu görevlisi kavramı TCK m. 6/1-c anlamında yorumlanmalıdır. Öğretmenin öğrencisine, askeri amirin astına, memurun vatandaşa yönelik taciz eylemleri bu bent kapsamındadır.

B. Aynı İşyerinde Çalışmanın Sağladığı Kolaylıktan Yararlanma

Fail ve mağdurun aynı işyerinde çalışması, faillerin mağdura erişimini kolaylaştırmaktadır. Yasa koyucu, işyerinin bu kolaylığını suistimal eden tacizi daha ağır biçimde cezalandırmayı öngörmüştür. Failin ve mağdurun hiyerarşik olarak aynı ya da farklı konumlarda olması arasında fark bulunmamaktadır; önemli olan aynı işyerinde çalışmaktır. İş hayatında oldukça sık karşılaşılan bir nitelikli hâldir.

C. Posta veya Elektronik Haberleşme Araçlarından Yararlanma

Posta yoluyla (mektup, kart vb.) veya elektronik iletişim araçları (e-posta, SMS, WhatsApp, sosyal medya mesajları, telefon vb.) kullanılarak gerçekleştirilen taciz eylemleri bu bent kapsamındadır. Teknolojik gelişmeler gözetilerek konulmuş bu nitelikli hâl, özellikle dijital taciz vakalarında uygulama alanı bulmaktadır.

Yargıtay, sosyal medya platformları üzerinden gerçekleştirilen müstehcen mesajlar ve ısrarcı iletişim girişimlerini bu bent kapsamında değerlendirmektedir.

D. Fiilin Çocuğa Karşı İşlenmesi

TCK m. 105/1’nin son cümlesine göre fiilin çocuğa karşı işlenmesi hâlinde de ceza yarı oranında artırılır. Çocuk, 18 yaşını doldurmamış kişidir (TCK m. 6/1-b). Bu nitelikli hâl, çocuğun cinsel gelişiminin ve psikolojik bütünlüğünün korunmasını amaçlamaktadır. Mağdurun 15 yaşından küçük olması ya da 15-18 yaş arasında olması bu nitelikli hâlin uygulanması bakımından fark yaratmamaktadır; her iki durumda da bu hüküm uygulanır. Ancak fiilin niteliğine göre çocuğun cinsel istismarı (TCK m. 103) suçunun oluşup oluşmadığı ayrıca değerlendirilmelidir.

III. Cinsel Taciz Suçunda Suçun Özel Görünüş Biçimleri

A. Teşebbüs

Cinsel taciz suçuna teşebbüs teorik olarak mümkündür; ancak uygulamada bu suçun icra hareketlerinin bölünebilir olduğu hâllerde gündeme gelebilir. Örneğin failin mağdura mesaj atmaya kalkışmasının dış müdahale nedeniyle engellenmesi teşebbüs kapsamında değerlendirilebilir. Tek eylemle oluşan durumlarda fiilin suç teşkil edip etmediği tartışılır; suç teşkil etmiyorsa teşebbüs de söz konusu olmayacaktır.

B. İştirak

Cinsel taciz suçu iştirak hükümlerine (TCK m. 37-41) tabi olup birden fazla kişinin birlikte hareket ederek bu suçu işlemesi mümkündür. Azmettirme ve yardım etme biçimlerinde iştirak de gerçekleşebilir. Özellikle elektronik ortamda organize edilen grup taciz girişimlerinde iştirak hükümlerinin uygulanması gündeme gelebilir.

C. İçtima

Suçun birden fazla mağdura karşı ya da aynı mağdura farklı zamanlarda tekrarlanan eylemlerle işlenmesi zincirleme suç (TCK m. 43) hükümlerini doğurabilir. Mağdurun birden fazla olması hâlinde gerçek içtima kuralları uygulanır. Taciz eyleminin başka bir suçla birlikte işlenmesi (örneğin tehditle taciz) durumunda fikri içtima (TCK m. 44) ya da gerçek içtima söz konusu olabilir; bu husus somut olayın koşullarına göre belirlenir.

D. Etkin Pişmanlık

Cinsel taciz suçu bakımından kanunda özel bir etkin pişmanlık hükmü öngörülmemiştir. Genel hükümler çerçevesinde failin pişmanlığı, cezanın bireyselleştirilmesinde dikkate alınabilecektir.

IV. Cinsel Taciz Suçunda Şikayet

TCK m. 105/1 açık bir şekilde ‘mağdurun şikâyeti üzerine’ ifadesine yer vererek suçun takibini şikayete bağlamıştır. Bu nedenle temel cinsel taciz suçu (m. 105/1) şikayete bağlı bir suçtur; mağdurun şikâyeti olmaksızın kamu davası açılamaz. Şikâyet hakkı, suçun ve failin öğrenilmesinden itibaren altı ay içinde kullanılmalıdır (TCK m. 73/1). Şikayetten vazgeçme davayı düşürür ve şikâyetten vazgeçmeye sanığın onay vermesi gerekmez; ancak sanığın kabul etmemesi hâlinde yargılamaya devam edilir.

V. Cinsel Taciz Suçunda Özel Usul Hükümleri

A. Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB)

HAGB, CMK m. 231’de düzenlenmiş olup mahkumiyete rağmen sanığa belirli koşullar altında ikinci bir şans tanıyan bir kurumdur. 5271 sayılı CMK m. 231/5 uyarınca HAGB‘nin uygulanabilmesi için mahkûm olunan cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis cezası ya da adlî para cezası olması gerekmektedir.

Cinsel taciz suçunun temel hâlinde (m. 105/1) öngörülen ceza üst sınırı iki yıl hapis ya da adli para cezası olduğundan ve yasa koyucu bu suç bakımından HAGB uygulanmasını açıkça yasaklamamış olduğundan, koşulların gerçekleşmesi hâlinde HAGB uygulanabilmektedir.

B. Uzlaşma

CMK m. 253 ve devamında düzenlenen uzlaşma kurumu, bazı suçlarda tarafların bir uzlaştırmacı aracılığıyla anlaşmaları suretiyle yargılamanın sonlandırılmasına imkân tanımaktadır.

Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar, CMK m. 253/3 uyarınca uzlaşma kapsamı dışında tutulmuştur. Bu nedenle cinsel taciz suçu (TCK m. 105), uzlaşmaya tabi değildir ve bu suçlarda uzlaştırma prosedürü uygulanmaz.

C. Cezanın Ertelenmesi

TCK m. 51 uyarınca işlediği suçtan dolayı iki yıl veya daha az süreyle hapis cezasına mahkûm edilen kişinin cezası ertelenebilir. Erteleme bir hak değil, hâkimin takdir yetkisine bırakılmış bir bireyselleştirme aracıdır.

Cinsel taciz suçunun temel hâlinde (m. 105/1) verilen hapis cezasının koşulların varlığı hâlinde ertelenebileceği kabul edilmektedir. Ancak hâkimin sanığın kişiliğini, pişmanlığını ve gelecekteki davranışları konusundaki değerlendirmesini yapması gerekmektedir. Nitelikli hâllerde artırımın ardından iki yılı geçen cezalarda erteleme mümkün olmayacaktır.

D. Adli Para Cezası

TCK m. 105/1, hâkime seçimlik ceza tanımış olup suçun temel hâlinde hem hapis hem de adlî para cezası öngörülmüştür. Dolayısıyla hâkim, hapis cezasına hükmedebileceği gibi doğrudan adlî para cezasına da hükmedebilir.

Nitelikli hâller bakımından ise kanun yarı oranında artırım öngörmekte; bu artırım hem hapis hem de adlî para cezası bakımından uygulanacaktır. TCK m. 52 hükümleri çerçevesinde adlî para cezasının hesaplanmasında gün sayısı ve günlük gelir miktarı belirlenecektir. Hapis cezasının adlî para cezasına çevrilmesi (TCK m. 50) de kısa süreli hapis cezaları bakımından değerlendirilebilir. Bu durumda sanığın lehine seçenekli yaptırımların kullanılması yargılamanın bireyselleştirme ilkesi açısından önem taşır.

VI. Cinsel Taciz Suçu Hakkında Yargıtay Kararları ve Karar Analizleri

Bizzat Cinsellik İçermeyen Beğeni İfadelerinde Cinsel Saikin Kesin Olarak İspatlanamaması Durumunda Cinsel Taciz Suçu Oluşmaz

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2025/291 E. – 2025/375 K., 01.10.2025 T.

Kararın Özeti

Sabah okuluna gitmekte olan 11 yaşındaki mağdura yolda “Çok güzelsin.” diyen 53 yaşındaki sanık hakkında açılan cinsel taciz davasında, yerel mahkeme ilk olarak beraat kararı vermiştir. İstinaf incelemesini yapan Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesi ise beraat hükmünü kaldırarak sanığı adli para cezası ile cezalandırmıştır. Bu hükmün Yargıtay 9. Ceza Dairesi tarafından “sözün bizzat cinsellik içermediği ve cinsel amaçla söylendiğine dair kesin delil bulunmadığı” gerekçesiyle bozulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesi kararında direnmiştir. Direnme kararı neticesinde dosyayı inceleyen Yargıtay Ceza Genel Kurulu, eylemin cinsel amaçla gerçekleştirildiğine dair her türlü şüpheden uzak delil bulunmadığı gerekçesiyle, şüpheden sanık yararlanır ilkesi uyarınca direnme hükmünün bozulmasına ve sanığın beraat etmesi gerektiğine oy çokluğuyla karar vermiştir.

Hukuki Uyuşmazlığın Esası

Uyuşmazlığın temelini, Türk Ceza Kanunu’nun 105. maddesinde düzenlenen cinsel taciz suçunun unsurları oluşturmaktadır. Bir ifadenin veya davranışın cinsel taciz sayılabilmesi için vücut dokunulmazlığının ihlal edilmemesi, ancak eylemin mutlaka “cinsel amaçla” (cinsel saikle) gerçekleştirilmiş olması gerekir. Somut olaydaki temel tartışma; sokakta yürüyen küçük bir çocuğa yönelik sarf edilen “Çok güzelsin.” ifadesinin bizzat cinsel bir nitelik taşıyıp taşımadığı ve bu sözün arkasındaki cinsel amacın hukuken kesin olarak ispatlanıp ispatlanamadığı noktalarında toplanmaktadır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun Gerekçesi

Yüksek mahkeme, mahkumiyet kararının bozulması ve sanığın beraat ettirilmesi yönündeki kararına şu gerekçeleri dayanak göstermiştir:

  • Cinsel Amacın ve Saikin Varlığı: Cinsel taciz suçunun manevi unsuru kastın ötesinde, failin cinsel arzu ve isteklerini tatmin etme maksadıyla (cinsel saik) hareket etmesini gerektirir. Bir eylemin bu amaca matuf olup olmadığı belirlenirken; tarafların konumları, sosyal hayatın gerekleri, aralarındaki ilişki ve olayın tüm koşulları birlikte değerlendirilmelidir.
  • İfadenin Niteliği ve Nazikane Beğeni Sınırı: Doktrin ve yargısal kararlar doğrultusunda; ahlaki kurallara uygun evlenme teklifleri, tanışma istekleri veya nezaket sınırları içindeki beğeni ifadeleri cinsel özgürlüğü ihlal amacı taşımayan insani ilişkiler kapsamında değerlendirilir. Somut olayda sarf edilen “Çok güzelsin.” sözü bizatihi (kendiliğinden) cinsel bir muhteva barındırmamaktadır.
  • Şüpheden Sanık Yararlanır (In Dubio Pro Reo) İlkesi: Sanığın söz konusu ifadeyi cinsel bir amaçla söylediğine dair mahkemede tam bir vicdani kanaat oluşturacak kesin, açık ve sarsılmaz deliller mevcut değildir. Gerçekleşme şekli veya arkasındaki saik şüpheli kalan olaylarda, bu şüphenin masumiyet karinesi gereği sanık lehine yorumlanması yasal bir zorunluluktur. Varsayımlara veya yüksek ihtimallere dayanarak ceza mahkumiyeti kurulamaz.

Muhalif Kalan Üyelerin Görüşü (Karşı Oy)

Ceza Genel Kurulu bünyesindeki altı üye, çoğunluğun bozma kararına muhalif kalmıştır. Karşı oy kullanan üyeler; taraflar arasındaki yaş farkını (53 yaşındaki sanık ile 11 yaşındaki çocuk), olayın sabahın erken saatinde kamusal alanda tanışıklık olmaksızın gerçekleşmesini ve bu söz üzerine çocuğun korkarak kaçmasını birlikte değerlendirmiştir. Muhalif üyeler, yetişkin bir kişinin tanımadığı küçük bir çocuğa bu şekilde yaklaşmasının sosyal hayatın olağan akışına ve nezaket kurallarına uymadığını, eylemin çocukta tedirginlik yaratarak cinsel taciz suçunun yasal unsurlarını somut olay bazında eksiksiz olarak oluşturduğunu savunmuşlardır.

Genel Değerlendirme

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun bu kararı, cinsel içerikli olmayan sözlü eylemlerde “cinsel amaç” unsurunun ispatı noktasında oldukça katı bir sınır çizmektedir. Mahkeme, sözün kendisi cinsel bir kelime veya ima barındırmıyorsa, sırf muhatabın çocuk olması veya fail ile arasındaki yaş farkı gibi unsurların tek başına “cinsel niyetin” kesin ispatı sayılamayacağına hükmetmiştir.

Karar, ceza hukukunun en temel direği olan masumiyet karinesini ve şüphenin sanık lehine yorumlanması kuralını koruma gayesi gütmektedir. Ancak diğer taraftan, çocukların sokakta yabancı yetişkinler tarafından maruz bırakıldığı ve çocuk psikolojisinde ciddi korku ile koruma refleksi uyandıran bu tür sınır aşımı davranışların cezasız kalması sonucunu doğurması bakımından, ceza adaleti ve çocukların korunması dengesi bağlamında hukuki tartışmalara açık bir nitelik taşımaktadır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2025/291 E. – 2025/375 K. Sayılı İlamı Tam Metni

“İçtihat Metni”
KARARI VEREN
YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 585-817

I. HUKUKÎ SÜREÇ
Sanığın cinsel taciz suçundan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223/2-e maddesi uyarınca beraatine ilişkin Ankara 13. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 02.04.2019 tarihli ve 560-253 sayılı hükmün, katılan mağdur vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesince 11.06.2021 tarih ve 1137-702 sayı ile; İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılarak sanığın müsnet suçtan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 105/1-2. cümlesi, 62/1, 53, 50/1-a ve 52/2-4. maddeleri uyarınca 3.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, bu kararın sanık müdafii, katılan mağdure vekili ile Bakanlık vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 18.10.2023 tarih ve 14525-6478 sayı ile; davaya katılma ve hükmü temyiz etme hakkı bulunmayan Bakanlık vekilinin temyiz isteminin reddine, diğer temyiz istemleri ile ilgili olarak da; “Mağdure, sabah okula giderken karşısına çıkan sanığın “çok güzelsin” dediği şeklinde iddianameye konu sözün bizatihi cinsellik içermediği gibi cinsel amaçla söylendiğine dair de her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilerek sanığın kanuni unsurları itibari ile oluşmayan suçtan beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi…” isabetsizliğinden hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesi ise 11.09.2024 tarih ve 585-817 sayı ile; “Çok güzelsin.” lafının cinsel taciz suçunu oluşturacağı gerekçesiyle bozmaya direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir.
Bu hükmün de sanık müdafii ile katılan mağdure vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 05.02.2025 tarihli ve 10305 sayılı düzelterek onama istekli tebliğnamesiyle dosya, CMK’nın 307. maddesi uyarınca Yargıtay 9. Ceza Dairesine gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Özel Dairece 24.04.2025 tarih ve 1394-3400 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
II. UYUŞMAZLIK KONUSU
Özel Daire ile Bölge Adliye Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın katılan mağdureye yönelik “Çok güzelsin.” şeklindeki sözünün cinsel taciz suçunu oluşturup oluşturmadığının belirlenmesine ilişkindir.
III. GEREKÇE
A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar
Cinsel taciz suçu, suç tarihinde yürürlükte bulunan TCK’nın 105. maddesinin uyuşmazlıkla ilgili 1. fıkrasında; “Bir kimseyi cinsel amaçlı olarak taciz eden kişi hakkında, mağdurun şikayeti üzerine, üç aydan iki yıla kadar hapis cezasına veya adlî para cezasına fiilin çocuğa karşı işlenmesi hâlinde altı aydan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur…” şeklinde düzenlenmiştir.
Madde gerekçesinde; “Cinsel yönden, ahlâk temizliğine aykırı olarak mağdurun rahatsız edilmesi” şeklinde tanımlanmış olan cinsel taciz eyleminin ne tür davranışlarla gerçekleştirilebileceği hususunda kanunda bir açıklık bulunmamakla birlikte doktrin ve yargısal kararlarda, mağduru hedef alan, onun vücut dokunulmazlığı ihlal edilmeksizin cinselliğine yönelen davranışlarla cinsel taciz suçunun işlenebileceği kabul edilmektedir.
Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlüğü’nde taciz; “tedirgin etme, rahatsız etme veya sıkıntı verme” şeklinde tanımlanmıştır.
Cinsel taciz eylemlerinin suç olarak kabul edilebilmesi için bu eylemlerin hukuka aykırı olarak, başka bir ifadeyle mağdurun rızası hilafına gerçekleştirilmiş olması zorunludur. Bu yönüyle mağdurun da öncelikle rıza açıklama ehliyetine sahip bulunan bir kişi olması gereklidir.
Cinsel taciz oluşturacak davranışlar, mağdurun vücuduna temasta bulunmamak şartıyla ani olabileceği gibi, devamlı nitelikte de gerçekleşebilir. Cinsel yönden rahatsız edici davranışın, söz, yazı, işaret veya herhangi bir hareketle işlenmesi mümkün olduğundan serbest hareketli bir suç olarak kabul edilmektedir. Suçun oluşabilmesi için, failin cinsel amaç gütmesi ve eylemin belirli kişi ya da kişilere karşı gerçekleştirilmiş olması gerekir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 24.03.2015 tarihli ve 669-68 sayılı kararında da belirtildiği üzere; cinsel taciz suçunun maddi unsuru, bir kimseyi cinsel amaçlı olarak taciz etmektir. Suçun manevi unsuru ise kast olup failin cinsel amaç gütmesi, başka bir ifadeyle cinsel arzu ve isteklerini tatmin maksadıyla hareket etmesi gerekmektedir.
Eylemin cinsel amaçla işlenip işlenmediği ya da hangi fiilin cinsel taciz suçunu oluşturacağı belirlenirken sosyal hayatın gerekleri, failin sarf ettiği söz ve davranışların niteliği, gerçekleşme biçimi, tarafların konumları, aralarındaki ilişki ile eylemin gerçekleştiği süreçteki tüm koşullar birlikte değerlendirilmeli, bu kapsamda ahlaki kurallara uygun evlenme teklifi, tanışma isteği veya nazikâne beğeni ifadelerinin cinsel taciz suçunu oluşturmayacağı kabul edilmelidir. Zira bunlar bazen toplumun temelini oluşturan ailenin kurulmasına veya saygın bir arkadaşlığın oluşmasına da vesile olan, insani ilişkiler bağlamında gerçekleştirilen, cinsel özgürlüğü ihlal amacı taşımayan ve esasen buna elverişli de olmayan davranışlardır. Bununla birlikte evlenme veya arkadaşlık isteğinin iç çamaşırı hediye etme veya cinselliğe yönelen sözlerle gerçekleştirilmesi örneklerinde olduğu gibi kaba ve rahatsız edici bir üslupla yapılması, teklifin reddedilmesine karşın eylemin mağduru rahatsız edecek şekilde sürdürülmesi yahut mağdurun Türk Medeni Kanunu’nun hükümlerine göre evlenme imkânı bulunmayan bir çocuk veya taraflardan birinin evli olması örneklerinde olduğu gibi evlilik veya arkadaşlık ilişkisinin önünde kanuni veya ahlaki engellerin bulunması durumlarında cinsel taciz suçunun oluşacağına dair hiçbir tereddüt bulunmamaktadır.
Öte yandan amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de doktrin ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmının gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimalle sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK, 11.6.2013 tarihli ve 36-294 sayılı).
B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme
On bir yaşındaki katılan mağdurun olay günü saat 08.00 sıralarında okuluna gitmek üzere yolda yürüdüğü sırada karşısından gelmekte olan elli üç yaşındaki sanığın katılan mağdura “Çok güzelsin.” dediği, sanığın bu davranışından korkan katılan mağdurun koşarak oradan uzaklaştığı ve olayı okul idaresine intikal ettirdiği anlaşılan olayda;
Katılan mağduru tedirgin etmekle birlikte sanık tarafından sarf edilen sözlerin niteliği itibarıyla bizzatihi cinsellik içermemesi, gerçekleştirilme biçimi, yeri ve zamanı ile tarafların birbirlerine göre konumları bir bütün olarak değerlendirildiğinde; mahallinde ikame olunan ve tartışılan delillerin, gerekçeli/muhtemel şüphenin tamamen ortadan kaldırılması ve sanığın cinsel amaçla/saikle hareket ettiğine dair tam bir vicdani kanaat oluşması için yeterli olmadığı, in dubio pro reo/şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince olayda cinsel amaçla hareket edildiği hususunda oluşan şüphenin sanık lehine değerlendirilmesinde zorunluluk bulunduğu, açıklanan nedenlerle sanığa isnat edilen cinsel taciz suçunun unsurlarının oluşmadığı kabul edilmelidir.
Bu itibarla, isabetsiz bulunan Bölge Adliye Mahkemesinin direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan altı Ceza Genel Kurulu üyesi; Sanığa isnat edilen cinsel taciz suçunun yasal unsurları itibarıyla oluştuğu görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
IV. KARAR
Açıklanan nedenlerle,
1- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesinin 11.09.2024 tarihli ve 585-817 sayılı direnme kararına konu hükmünün, sanığa isnat edilen cinsel taciz suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığının gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
2- Dosyanın, CMK’nın 304. maddesinin 2. fıkrası uyarınca Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesine iadesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 01.10.2025 tarihli müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

Çocuğa Karşı İşlenen Cinsel Taciz Suçunda ve Suçun Nitelikli Hâllerinde Takip Şikâyete Bağlı Değildir; Resen Soruşturulur

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2024/58 E. – 2024/81 K., Karar Tarihi: 2024 [cite: 126]

Kararın Özeti

Sanık olan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeninin, ortaokul 7. sınıf öğrencisi olan mağdureyi ders esnasında sürekli kitap okutma bahanesiyle ön sıraya oturtarak bacaklarına bakması şeklindeki eylemi nedeniyle “çocuğa karşı cinsel taciz” suçundan kamu davası açılmıştır[cite: 132, 136]. Mağdure ve babasının duruşmada şikâyetten vazgeçmeleri üzerine, yerel mahkeme davanın düşmesine karar vermiş; bu karar Özel Daire tarafından onanmıştır[cite: 136, 138, 139]. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı üzerine dosya Ceza Genel Kuruluna gelmiştir[cite: 131, 133]. Ceza Genel Kurulu, çocuğa karşı cinsel taciz suçunun ve nitelikli hâllerinin takibinin şikâyete bağlı olmadığını belirterek yerel mahkemenin düşme kararını hatalı bulmuş; ancak zamanaşımı süresi dolduğundan davanın zamanaşımı nedeniyle düşmesine hükmetmiştir[cite: 135, 140].

Yargıtayın Gerekçesi

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, ceza muhakemesinde temel kuralın suçların kamu adına resen soruşturulması ve kovuşturulması olduğunu, şikâyet şartının ise bu kuralın istisnasını oluşturduğunu hatırlatmıştır[cite: 143, 145]. TCK’nın 105. maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesinde düzenlenen cinsel taciz suçunun basit şekli açıkça şikâyete tabi kılınmışken, maddede çocuğa karşı işlenen hâl (m.105/1-son cümle) ve ikinci fıkradaki nitelikli hâller yönünden herhangi bir şikâyet şartına yer verilmemiştir[cite: 169, 170, 183, 184]. Kanun koyucunun iradesi, kanunların gerekçeleri ve öğreti görüşleri doğrultusunda, bir suçun temel şeklinin şikâyete bağlı olmasının nitelikli şekillerini de şikâyete tabi kılmayacağı vurgulanmıştır[cite: 149, 181, 182, 200]. Dolayısıyla, çocuğa karşı veya belirli kolaylıklardan yararlanılarak işlenen cinsel taciz eylemlerinin takibi şikâyete bağlı olmayıp resen yürütülmelidir[cite: 184, 185].

“Bir suçun basit halinin soruşturulması ve kovuşturulmasının şikayete tabi olması, nitelikli hallerinin de şikayete tabi olduğu şeklinde yorumlanmamalıdır. Soruşturulması ve kovuşturulması şikayete tabi olan suç türleri, yasa maddelerinde açık olarak belirtildiğinde bu kapsamın dışında kalan suç türlerinin soruşturulması ve kovuşturulmasının kamu adına yapılacağının kabulü zorunludur.” [cite: 186, 187]

Değerlendirme

Bu önemli Genel Kurul kararı, uygulamadaki tereddütleri gidererek çocuğa karşı işlenen cinsel taciz suçunun (TCK m.105/1-son cümle) ve cinsel taciz suçunun nitelikli hâllerinin (TCK m.105/2) resen takip edileceğini kesin hükme bağlamıştır[cite: 135, 140, 183, 184]. Mağdur çocuk veya velisi şikâyetten vazgeçse dahi yargılamaya kamu adına devam edilmesi yasal bir zorunluluktur[cite: 136, 138, 184, 185]. Karar ayrıca ceza hukukunun temel ilkelerinden kamusallık ilkesine vurgu yapmakta ve şikâyete tabiliğin geniş yorumlanamayacağını teyit etmektedir[cite: 143, 149]. Hukukçular için, cinsel dokunulmazlığa karşı suçların takibi ve dava şartları bakımından yol gösterici başvuru kaynaklarından biridir[cite: 135].

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2024/58 E. – 2024/81 K. Sayılı İlamı Tam Metni

“İçtihat Metni”

İTİRAZ
İtirazname No : 2016/111810
KARARI VEREN
YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ :Asliye Ceza
SAYISI : 525-67


I. HUKUKÎ SÜREÇ
Cinsel taciz suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda mağdurun şikâyetinden vazgeçmesi sebebiyle sanık hakkında açılan kamu davasının 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223/8. maddesi uyarınca düşmesine ilişkin Kars 1. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 26.01.2016 tarihli ve 525-67 sayılı hükmün, Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 22.02.2023 tarih ve 13531-868 sayı ile onanmasına karar verilmiştir.
II. İTİRAZ SEBEPLERİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 19.07.2023 tarih ve 111810 sayı ile; “Kars Cumhuriyet Başsavcılığının 20/10/2015 tarih ve 2015/1773 Esas sayılı iddianamesinde; ‘şüpheli …’ın Fevzi Paşa Ortaokulunda Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni olarak görev yaptığı, mağdur …’nun aynı okulda 7. Sınıf öğrencisi olduğu, şüpheli …in mağdur …’nun sınıfında ders yaptığı sırada sürekli mağduru kitap okutma bahanesiyle ön sıraya oturtup mağdurun bacaklarına baktığı, aynı sınıfta öğrenci olan ve bilgi sahibi sıfatıyla ifadesi alınan …’in alınan beyanında, şüphelinin mağduru ön sıraya oturttuğunu ve şüphelinin mağdurun bacaklarına baktığını bir kaç kez gördüğünü beyan ettiği, mağdurun alınan beyanında, şüphelinin kendisinin bacaklarına baktığını ancak olay nedeniyle şikayetçi olmadığını beyan ettiği, mağdurun babası olan …’nun olay nedeniyle şikayetçi olduğu, şüphelinin mağduru ön sıraya oturtup bacaklarına bakması şeklindeki eyleminin TCK’nın 105/2-b maddesinde düzenlenen çocuğa karşı cinsel taciz suçunu oluşturduğu’ iddia edilmiş ve sevk maddelerinin de TCK’nın 105/1-2-b maddeleri olarak gösterilmiş olmasına göre TCK’nın 105/1, 105/2-b maddelerine temas eden eylemin takibinin şikâyete bağlı olmadığı,” görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.
CMK’nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 25.10.2023 tarih ve 10086-6728 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
III. UYUŞMAZLIK KONUSU
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 105. maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde düzenlenen çocuğa karşı cinsel taciz suçu ile aynı maddenin ikinci fıkrasında düzenlenen cinsel taciz suçunun nitelikli hâllerinin şikâyete bağlı olup olmadığının, şikâyete bağlı olmadığının kabulü hâlinde dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediğinin belirlenmesine ilişkindir.
IV. OLAY VE OLGULAR
İncelenen dosya kapsamından;
Mağdurenin olay tarihinde 12 yıl 6 aylık olduğu, mağdurenin babası şikâyetçi …’ün 26.03.2015 tarihinde sanık hakkında şikâyetçi olması üzerine Kars Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan soruşturma sonucunda 20.10.2015 tarih ve 1773-1419 sayı ile sanığın cinsel taciz suçunu işlediğinden bahisle TCK’nın 105/1, 105/2-b, 43 ve 53. maddeleri uyarınca cezalandırılması talebiyle kamu davası açıldığı,
Sanığın sorgusunun 22.12.2015 tarihinde yapıldığı, mağdure ve şikâyetçinin 26.01.2016 tarihli duruşmada şikâyetlerinden vazgeçtikleri, Kars 1. Asliye Ceza Mahkemesince 26.01.2016 tarih ve 525-67 sayı ile; mağdurun şikâyetinden vazgeçmesi sebebiyle sanık hakkında açılan kamu davasının CMK’nın 223/8. maddesi uyarınca düşmesine karar verildiği, hükmün Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 22.02.2023 tarih ve 13531-868 sayı ile onanmasına karar verildiği,
Anlaşılmaktadır.
V. GEREKÇE
A. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 105. maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde düzenlenen çocuğa karşı cinsel taciz suçu ile aynı maddenin ikinci fıkrasında düzenlenen cinsel taciz suçunun nitelikli hâllerinin şikâyete bağlı olup olmadığı;
1. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Değerlendirmeler
TCK’nın “Soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı suçlar” başlıklı 73. maddesi;
“(1) Soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı olan suç hakkında yetkili kimse altı ay içinde şikayette bulunmadığı takdirde soruşturma ve kovuşturma yapılamaz.
(2) Zamanaşımı süresini geçmemek koşuluyla bu süre, şikayet hakkı olan kişinin fiili ve failin kim olduğunu bildiği veya öğrendiği günden başlar.
(3) Şikayet hakkı olan birkaç kişiden birisi altı aylık süreyi geçirirse bundan dolayı diğerlerinin hakları düşmez.
(4) Kovuşturma yapılabilmesi şikayete bağlı suçlarda kanunda aksi yazılı olmadıkça suçtan zarar gören kişinin vazgeçmesi davayı düşürür ve hükmün kesinleşmesinden sonraki vazgeçme cezanın infazına engel olmaz.
(5) İştirak halinde suç işlemiş sanıklardan biri hakkındaki şikayetten vazgeçme, diğerlerini de kapsar.
(6) Kanunda aksi yazılı olmadıkça, vazgeçme onu kabul etmeyen sanığı etkilemez.
(7) Kamu davasının düşmesi, suçtan zarar gören kişinin şikayetten vazgeçmiş olmasından ileri gelmiş ve vazgeçtiği sırada şahsi haklarından da vazgeçtiğini ayrıca açıklamış ise artık hukuk mahkemesinde de dava açamaz.” olarak düzenlenmiştir.
Ceza muhakemesinde, suç işlendiği şüphesinin ortaya çıkması ve bunun herhangi bir surette öğrenilmesi üzerine, soruşturma makamlarının resen harekete geçmesi temel kuraldır. Soruşturmaya yetkili makamlar, ceza muhakemesinin kamusallığı ilkesi gereğince, resen harekete geçerek işin gerçeğini araştırmaya başlarlar. Soruşturma makamlarının resen harekete geçme kuralının istisnasını, şikâyet kurumu oluşturur. Bir muhakeme şartı olan şikâyet, suçtan zarar görenin soruşturma ve kovuşturma yapılmasını istemesidir.
Hukukumuzda genel olarak suçlar resen soruşturulur ve kovuşturulur. Bununla beraber bazı suçlar bakımından bu resen takipten ayrılarak soruşturma ve kovuşturma için suçtan zarar görenin müracaatı, şikâyeti aranmıştır. Bu nedenle kanunda şikâyete tabi suçlar açıkça gösterilmiştir. Bir suç hakkında ilgili kanunda şikâyetle ilgili bir düzenleme yoksa o suçun resen takibi gereken suç olduğu anlaşılır. Bir suçun temel şeklinin şikâyete tabi olması, aynı suçun nitelikli hâllerinin de şikâyete tabi olduğu anlamına gelmez.
CMK’nın 223. maddesinin sekizinci fıkrası ise; “Türk Ceza Kanununda öngörülen düşme sebeplerinin varlığı ya da soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmeyeceğinin anlaşılması hallerinde, davanın düşmesine karar verilir. Ancak, soruşturmanın veya kovuşturmanın yapılması şarta bağlı tutulmuş olup da şartın henüz gerçekleşmediği anlaşılırsa; gerçekleşmesini beklemek üzere, durma kararı verilir. Bu karara itiraz edilebilir.” şeklinde düzenlenmiş olup buna göre bir suçun soruşturması ve kovuşturması mağdurun şikâyetine bağlı olduğu hâlde şikâyet şartının gerçekleşmediği durumlarda davanın düşmesine karar verileceği kabul edilmiştir.
Bu aşamada, suçun nitelikli hâline ilişkin TCK’da yer alan düzenlemelere de değinilmelidir.
765 sayılı Kanun’un sisteminde, suçun temel şekline göre cezanın artırılmasını veya azaltılmasını gerektiren hususlara ağırlaştırıcı sebepler ve hafifletici sebepler denilmekte iken 5237 sayılı Kanun’da, suçun temel şekline göre cezanın artırılmasını veya azaltılmasını gerektiren nedenler nitelikli hâl olarak düzenlenmiştir. Bunun sonucu olarak da nitelikli hâller yalnızca daha ağır cezayı veya cezada artırımı gerektirmemekte, kanunda daha az cezayı gerektiren nitelikli hâller de yer almaktadır (Kayıhan İçel-Füsun Sokullu Akıncı-İzzet Özgenç- Adem Sözüer-Fatih Selami Mahmutoğlu-Yener Ünver, Suç Teorisi, 2. Bası, İstanbul, 2002, s. 89; İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 5. Bası, Ankara, 2010, Seçkin Yayınevi, s. 199-200; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 5. Bası, Ankara, 2012, Seçkin Yayınevi, s. 128-129).
TCK’nın bazı maddelerinde suçun nitelikli hâli için, bağımsız yaptırım öngörülmüş iken (örneğin; 94/2-3, 105/1-son, 106/2, 109/2, 149/1. maddeleri), bazı maddelerinde suçun temel şekli için belirlenen cezanın belli oranlarda artırılması yöntemi tercih edilmiş (örneğin; 86/3, 102/3, 103/3-4, 105/2, 109/3, 158/3. maddeleri), bazılarında ise suçun nitelikli hâlleri için hem bağımsız bir ceza öngörülmüş (örneğin; 109/2. maddesi), hem de aynı maddenin müteakip fıkralarında yer alan nitelikli hâller için cezanın belirli bir oranda artırılması esası kabul edilmiştir (örneğin; 109/3. maddesi).
Kanunda, suçun nitelikli hâlleri için bazı maddelerde bağımsız bir ceza öngörülmesi, bazılarında ise cezanın belirli bir oranda artırılması esasının benimsenmesi, uygulamada bir takım zorluklara neden olsa da, bu tercih bütünüyle kanun koyucunun takdiridir. Bununla birlikte bu takdir, kanunda cezanın belirli bir oranda artırılmasının öngörüldüğü hâllerin nitelikli hâl olmayıp ağırlaştırıcı neden olduğu anlamına da gelmemektedir.
Kanun koyucu, TCK’da, özel hükümlerin yanı sıra genel hükümlerde de suçun nitelikli hâllerine ilişkin düzenlemeler yapmış, bu bağlamda TCK’nın 66. maddesinin 3. fıkrasındaki; “Dava zamanaşımı süresinin belirlenmesinde dosyadaki mevcut deliller itibarıyla suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâlleri de göz önünde bulundurulur.” düzenlemesi ile, ister bağımsız bir yaptırım öngörülmüş olsun, isterse belirli bir oranda artırım yapılması yöntemi tercih edilmiş olsun, dava zamanaşımı süresinin daha ağır cezayı gerektiren tüm nitelikli hâller göz önüne alınarak belirleneceğini hüküm altına almıştır.
Suçun nitelikli hâllerinin dikkate alınmayacağına ilişkin açık bir düzenlemenin yer aldığı 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un “Mahkemenin görevinin belirlenmesi” başlıklı 14. maddesi ise; “Mahkemelerin görevlerinin belirlenmesinde ağırlaştırıcı veya hafifletici nedenler gözetilmeksizin kanunda yer alan suçun cezasının üst sınırı göz önünde bulundurulur.” şeklinde düzenlenmiştir.
Öte yandan, CMK’nın 150/3. maddesinde alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmalarda, şüpheli veya sanığa müdafi görevlendirilmesinin zorunlu olduğu hükme bağlanmakla birlikte müdafi görevlendirilmesinde yalnızca temel cezanın mı gözetilmesi gerektiği yoksa hapis cezasında belirli bir oranda artırım yapılmasını öngören nitelikli hâllerin de dikkate alınıp alınmayacağına ilişkin Kanun’da açık bir düzenlemeye yer verilmemiş olup Ceza Genel Kurulunun 10.05.2022 tarihli ve 155-321 sayılı kararında; “…Çağdaş ceza adaletini tam manasıyla temin etmek, savunma hakkının daha etkin bir şekilde kullanımına imkân sağlamak bakımından aleyhte yorumda bulunmak için haklı ve gerektirici bir nedenin olmaması, Kanun’da aksi yönde bir düzenlemeye de yer verilmemesi karşısında, ceza adalet sistemimizde, bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekillerinin, aynı suç sayılacağı ilkesi de gözetildiğinde, aynı suç sayılan bir suçun nitelikli hâlinin ve benzer şekilde fiilin ağırlaştırıcı neden altında işlenen şeklinin, 5271 sayılı CMK’nın 150. maddesinin üçüncü fıkrasında belirlenen ve zorunlu müdafi atanması için gerekli olan beş yıllık sürenin belirlenmesinde esas alınması,”; benzer şekilde, kanunda açık bir düzenlemenin bulunmadığı uzlaştırma konusunda Ceza Genel Kurulunun 16.01.2018 tarihli ve 1-5 sayılı kararında da; “…Bağımsız yaptırım öngören nitelikli hâller yönünden, uzlaşma açısından, nitelikli hâlin cezasının alt sınırı dikkate alınıp, artırım veya indirim öngören maddelerde ise bu artırım veya indirim nazara alınmaksızın, suçun temel şeklinin cezasının nazara alınması eşitsizlik ve adaletsizliğe yol açabilecektir. Bu nedenle, nitelikli hâller açısından Kanun koyucunun tercih ettiği yaptırım sistemi nazara alınmaksızın, ister bağımsız bir yaptırım öngörülmüş olsun, isterse belirli bir oran dahilinde artırım yöntemi tercih edilmiş olsun, uzlaşma hükümlerinin uygulanmasında tüm nitelikli hâller dikkate alınarak uygulama yapılması,” gerektiği sonuçlarına ulaşılmıştır.
Uyuşmazlık konusunun isabetli bir biçimde çözümlenmesi için cinsel taciz suçuna ilişkin hükümlere de değinilmelidir.
Cinsel taciz suçu, 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren TCK’nın 105. maddesinde;
“(1) Bir kimseyi cinsel amaçlı olarak taciz eden kişi hakkında, mağdurun şikâyeti üzerine, üç aydan iki yıla kadar hapis cezasına veya adlî para cezasına hükmolunur.
(2) Bu fiiller, hiyerarşi veya hizmet ilişkisinden kaynaklanan nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle ya da aynı işyerinde çalışmanın sağladığı kolaylıktan yararlanılarak işlendiği takdirde, yukarıdaki fıkraya göre verilecek ceza yarı oranında artırılır. Bu fiil nedeniyle mağdur işi terk etmek mecburiyetinde kalmış ise, verilecek ceza bir yıldan az olamaz.” şeklinde düzenlenmiş iken anılan maddenin ikinci fıkrası 08.07.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5377 sayılı Kanun’un 13. maddesi ile; “(2) Bu fiiller; hiyerarşi, hizmet veya eğitim ve öğretim ilişkisinden ya da aile içi ilişkiden kaynaklanan nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle ya da aynı işyerinde çalışmanın sağladığı kolaylıktan yararlanılarak işlendiği takdirde, yukarıdaki fıkraya göre verilecek ceza yarı oranında artırılır. Bu fiil nedeniyle mağdur; işi bırakmak, okuldan veya ailesinden ayrılmak zorunda kalmış ise, verilecek ceza bir yıldan az olamaz.” biçiminde değiştirilmiş, 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun’un 61. maddesiyle de;
“1) Bir kimseyi cinsel amaçlı olarak taciz eden kişi hakkında, mağdurun şikâyeti üzerine, üç aydan iki yıla kadar hapis cezasına veya adlî para cezasına, fiilin çocuğa karşı işlenmesi hâlinde altı aydan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
2) Suçun;
a) Kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin ya da aile içi ilişkinin sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,
b) Vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, koruyucu aile veya sağlık hizmeti veren ya da koruma, bakım veya gözetim yükümlülüğü bulunan kişiler tarafından,
c) Aynı işyerinde çalışmanın sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,
d) Posta veya elektronik haberleşme araçlarının sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,
e) Teşhir suretiyle,
İşlenmesi hâlinde yukarıdaki fıkraya göre verilecek ceza yarı oranında artırılır. Bu fiil nedeniyle mağdur; işi bırakmak, okuldan veya ailesinden ayrılmak zorunda kalmış ise verilecek ceza bir yıldan az olamaz” şeklinde değiştirilerek madde metni son hâlini almıştır.
TCK’nın 105. madde gerekçesi; “Madde metninde cinsel taciz suçu tanımlanmıştır.
Cinsel taciz, kişinin vücut dokunulmazlığının ihlâli niteliği taşımayan cinsel davranışlarla gerçekleştirilebilir. Cinsel taciz, cinsel yönden, ahlâk temizliğine aykırı olarak mağdurun rahatsız edilmesinden ibarettir.
Maddenin ikinci fıkrasında cinsel taciz suçunun nitelikli hâlleri belirlenmiştir. Buna göre, hiyerarşi veya hizmet ilişkisinden kaynaklanan nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle ya da aynı işyerinde çalışmanın sağladığı kolaylıktan yararlanılarak kişiye karşı cinsel tacizde bulunulması, suçun temel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektirmektedir.
Cinsel taciz suçunun soruşturulması ve kovuşturulması, mağdurun şikâyetine bağlı tutmuştur.”,
5377 sayılı Kanun’un 13. maddesine ilişkin teklif gerekçesi; “Yapılan değişiklikle, cinsel taciz suçunun eğitim ve öğretim ilişkisinden veya aile içi ilişkiden kaynaklanan nüfuzun kötüye kullanılması suretiyle işlenmesi hali, bu suçun daha ağır cezayı gerektiren bir nitelikli unsuru olarak tanımlanmıştır. Ayrıca belirtilmek gerekir ki, cinsel taciz suçunun nitelikli unsurlarının gerçekleştiği durumlarda, soruşturma ve kovuşturmanın yapılması mağdurun şikayetine bağlı değildir.”,
6545 sayılı Kanun’un 61. madde gerekçesi; “Cinsel taciz suçu, Türk Ceza Kanununun 105 inci maddesinin birinci fıkrasında düzenlenmiş olup, mağdurun çocuk olması durumunda da aynı ceza verilmektedir. Fıkraya eklenen hükümle, çocukların cinsel taciz suçuna karşı daha iyi korunabilmesi için, bu suçun çocuğa karşı işlenmesi hâlinde verilecek ceza önemli derecede artırılmaktadır.
Cinsel taciz suçuyla daha etkin mücadele edilebilmesi amacıyla, cezayı ağırlaştırıcı nedenlerin düzenlendiği maddenin ikinci fıkrasında da değişiklik yapılması öngörülmektedir.
Suçun; kamu görevinin veya posta veya elektronik haberleşme araçlarının sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle ya da koruma, bakım ve gözetim yükümlülüğü altında bulunan kişiler tarafından işlenmesi hâlleri de, bu suç bakımından daha ağır cezayı gerektiren nitelikli unsur olarak kabul edilmektedir.
Cinsel taciz suçunun teşhir suretiyle işlenmesi, bu suç bakımından nitelikli unsur olarak kabul edilmektedir. Suçun bu nitelikli hâli, Türk Ceza Kanununun 225 inci maddesinde suç olarak tanımlanan hayâsızca hareketler kapsamındaki teşhircilikle aynı unsurları taşımamaktadır. 225 inci maddede tanımlanan suçu oluşturan teşhirciliğin alenî olması gerekmektedir. Keza, bu teşhirin belirli bir kişiye yönelik olarak gerçekleştirilmesi gerekmemektedir. Buna karşılık, 105 inci maddenin ikinci fıkrasına (e) bendi olarak eklenen hükme göre, cinsel taciz suçunun teşhir suretiyle işlenebilmesi için, teşhirin belirli bir kişiye yönelik olarak gerçekleştirilmesi gerekmekte ve bu teşhirin aleni olmasına da gerek görülmemektedir.”,
Cinsel saldırı suçunun düzenlendiği TCK’nın 102. maddesinde değişiklik yapan 6545 sayılı Kanun’un 58. madde gerekçesi ise; “…Maddenin birinci fıkrasında tanımlanan suçun temel şekli, yürürlükteki hükümde olduğu gibi şikâyete tabi bir suç olarak düzenlenmektedir. Kanunda açıkça belirtilen hallerde soruşturma ve kovuşturmanın şikâyete tabi olduğu, temel şekli şikâyete bağlı olan suçun nitelikli hallerinin gerçekleşmesi durumunda artık şikâyet aranmaksızın soruşturma ve kovuşturma yapılabileceği ilkesi karşısında, suçun maddenin birinci fıkrasında düzenlenen temel şekliyle üçüncü fıkrasında tanımlanan nitelikli hallerinin birlikte gerçekleşmesi durumunda, soruşturma ve kovuşturma yapılabilmesi şikâyete bağlı olmayacaktır…”,
Şeklinde olup 5377 sayılı Kanun’un 13. maddesine ilişkin teklif gerekçesinde; cinsel taciz suçunun nitelikli unsurlarının gerçekleştiği durumlarda, soruşturma ve kovuşturmanın yapılmasının mağdurun şikâyetine bağlı olmadığı açıkça belirtilmiş, TCK’nın 105. maddesinin gerekçesi ile 6545 sayılı Kanun’un 61. maddesine ilişkin gerekçede bu hususa ilişkin herhangi bir görüşe yer verilmemiştir. Ancak 6545 sayılı Kanun’un 58. madde gerekçesinde kanunda açıkça belirtilen hâllerde soruşturma ve kovuşturmanın şikâyete tabi olduğu, temel şekli şikâyete bağlı olan suçun nitelikli hâllerinin gerçekleşmesi durumunda artık şikâyet aranmaksızın soruşturma ve kovuşturma yapılabileceği ilkesi karşısında, cinsel saldırı suçunun maddenin birinci fıkrasında düzenlenen temel şekliyle üçüncü fıkrasında tanımlanan nitelikli hâllerinin birlikte gerçekleşmesi durumunda, soruşturma ve kovuşturma yapılabilmesinin şikâyete bağlı olmayacağı belirtilmiştir.
Cinsel taciz suçunun temel şekli TCK’nın 105. maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesinde, nitelikli hâlleri aynı maddenin birinci fıkrasının son cümlesi ile ikinci fıkrasında, neticesi sebebiyle ağırlaşmış cinsel taciz suçu ise ikinci fıkranın son cümlesinde düzenlenmiştir. Cinsel taciz suçunun çocuğa karşı işlenmesi durumundaki nitelikli hâlde bağımsız yaptırım öngörülmüş iken, kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin ya da aile içi ilişkinin sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle, vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, koruyucu aile veya sağlık hizmeti veren ya da koruma, bakım veya gözetim yükümlülüğü bulunan kişiler tarafından, aynı iş yerinde çalışmanın sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle, posta veya elektronik haberleşme araçlarının sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle ve teşhir suretiyle işlenmesi hâllerinde ise temel cezanın yarı oranında artırılması gerektiği kabul edilmiştir.
Kanun’da yazılı suçların soruşturulmasının resen yapılması kural, şikâyete bağlı kılınması istisna teşkil etmektedir. TCK’nın 105. maddesinin ikinci fıkrasında ise bir açıklık olmadığından suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâli bakımından şikâyet şartı aranmadığı anlaşılmaktadır.
Ceza Genel Kurulunca verilen 03.10.2006 tarihli ve 193-203 sayılı kararda; “…Görüldüğü gibi, zorla ırza tasaddi suçunun soruşturulması ve kovuşturulması, 765 sayılı TCY. döneminde şikayete tabi tutulmamış, bu suç kamu adına kovuşturulması gereken suçlardan sayılmıştır. 5237 sayılı TCY.nın 102/1. maddesinde ise, suçun basit hali şikayete tabi olarak düzenlenmiştir. Ancak, maddenin diğer fıkralarında suçun nitelikli hallerine yer verilmiş, bunlar arasında yer alan suçun evlilik birliği içinde işlenmesi hali şikayet koşuluna bağlanmış, diğer nitelikli hallerde ise suçun soruşturulması ve kovuşturulmasının şikayete tabi olup olmadığı konusunda herhangi bir hüküm serdedilmemiştir. Bir suçun basit halinin soruşturulması ve kovuşturulmasının şikayete tabi olması, nitelikli hallerinin de şikayete tabi olduğu şeklinde yorumlanmamalıdır. Soruşturulması ve kovuşturulması şikayete tabi olan suç türleri, yasa maddelerinde açık olarak belirtildiğinde bu kapsamın dışında kalan suç türlerinin soruşturulması ve kovuşturulmasının kamu adına yapılacağının kabulü zorunludur. Yasa koyucunun iradesinin bu doğrultuda değerlendirilmesi yasa oluşturma biçimine uygun düşer.
Öte yandan cinsel saldırı suçlarının, 102. maddenin 3. fıkrasında düzenlenen nitelikli halleri incelendiğinde, kamu görevinin kötüye kullanılması ya da silahla işlenmesi gibi halleri içerdiği görülmektedir. Anılan haller geçmişten bu yana, kamu adına takip edilecek suçlar kapsamında işlem görmüştür. Bu durum nazara alındığında dahi maddenin 3. fıkrasında yer alan nitelikli hallerin de kamu adına takip edileceği ve soruşturma ve kovuşturmasının şikayete tabi tutulamayacağı ortaya çıkmaktadır.”,
Ceza Genel Kurulunca verilen 20.11.2007 tarihli ve 250-239 sayılı kararda; “…sanığa isnat edilen silahlı cinsel saldırı suçu 5237 sayılı TCY’nın 102/3-d bendi kapsamında yer almakta ve nitelikli haller kapsamında bulunmaktadır. 5237 sayılı TCY’nın 102/1 nci maddesinde düzenlenen cinsel saldırı suçunun basit hali şikayete bağlı ise de, aynı maddenin 102/3-d maddesinde düzenlenen nitelikli hali şikayete bağlı olmadığından, anılan suç yönünden uzlaşma hükümlerinin uygulanması mümkün değildir.”,
Ceza Genel Kurulunca verilen 26.05.2022 tarihli ve 1193-392 sayılı kararda; “Gelinen aşamada suç tarihinde yürürlükte bulunan beden veya ruh sağlığını bozacak şekilde nitelikli cinsel saldırı suçunun takibinin söz konusu fıkranın yürürlükte kaldığı sürede şikâyete bağlı olup olmadığı üzerinde de durulması gerekmektedir.
5237 sayılı TCK’nın 102/1. maddesinde ise, suçun basit hali şikâyete tabi olarak düzenlenmiştir. Ancak, maddenin diğer fıkralarında suçun nitelikli hallerine yer verilmiş, bunlar arasında yer alan nitelikli cinsel saldırı suçunun evlilik birliği içinde işlenmesi hâli de şikâyet koşuluna bağlanmış, diğer nitelikli hâllerde ise suçun soruşturulması ve kovuşturulmasının şikâyete tabi olup olmadığı konusunda herhangi bir hüküm serdedilmemiştir. Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete tabi olan suç türleri, yasa maddelerinde açık olarak belirtildiğinde bu kapsamın dışında kalan suç türlerinin soruşturulması ve kovuşturulmasının kamu adına yapılacağının kabulü zorunludur. Yasa koyucunun iradesinin bu doğrultuda değerlendirilmesi yasa oluşturma biçimine uygun düşer.
Öte yandan cinsel saldırı suçlarının, 102. maddenin 3. fıkrasında düzenlenen nitelikli hâlleri incelendiğinde, kamu görevinin kötüye kullanılması ya da silahla işlenmesi gibi halleri içerdiği görülmektedir. Anılan hâller geçmişten bu yana, kamu adına takip edilecek suçlar kapsamında işlem görmüştür. Bu durum nazara alındığında dahi maddenin 3. fıkrasında yer alan nitelikli hâllerin de kamu adına takip edileceği ve soruşturma ve kovuşturmasının şikâyete tabi tutulamayacağı ortaya çıkmaktadır.”,
Ceza Genel Kurulunca verilen 30.10.2014 tarihli ve 352-446 sayılı kararda; “Maddenin birinci fıkrasında düzenlenen cinsel taciz suçunun basit şekli şikayete tâbi olup, hukuken geçerli bir şikayetin bulunmadığı durumlarda suçun basit şeklinden dolayı soruşturma ve kovuşturma yapılması mümkün değildir. Bununla birlikte maddenin ikinci fıkrasında düzenlenen suçun nitelikleri halleri şikayete tâbi olmayıp, bu husus 5237 sayılı TCK’nun 105. maddesinin ikinci fıkrasını değiştiren ve 08.07.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5377 sayılı Kanunun 13. maddesinin gerekçesinde, ‘…Ayrıca belirtilmek gerekir ki, cinsel taciz suçunun nitelikli unsurlarının gerçekleştiği durumlarda, soruşturma ve kovuşturmanın yapılması mağdurun şikâyetine bağlı değildir.’ şeklinde açıkça belirtilmiştir.”
Şeklinde açıklamalara yer verilmiş olup anılan kararlarda, bir suçun basit hâlinin soruşturulması ve kovuşturulmasının şikâyete tabi olmasının nitelikli hâllerinin de şikâyete tabi hâle getirmeyeceğini, soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete tabi olan suç türlerinin kanun maddelerinde açık olarak belirtilmesi gerektiğini, kamu görevinin kötüye kullanılması ya da silahla işlenmesi gibi hâllerin geçmişten bu yana, kamu adına takip edilecek suçlar kapsamında işlem gördüğünü, kanun koyucunun iradesinin de bu doğrultuda değerlendirilmesi gerektiğini belirterek cinsel saldırı suçunun basit hâli ile eşe karşı nitelikli cinsel saldırı suçunun nitelikli hâllerinin şikâyete bağlı olmadıkları, yine cinsel taciz suçunun basit şeklinin şikâyete tabi olduğu ancak 5377 sayılı Kanun’un 13. madde gerekçesinde de açıkça ifade edildiği üzere TCK’nın 105. maddesinin ikinci fıkrasındaki nitelikli hâllerin şikâyete tabi olmadığı kabul edilmiştir.
TCK’nın 105. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen nitelikli hâllere ilişkin öğretide; “Suçun ikinci fıkrada düzenlenen nitelikli hâlleri takibi şikâyete bağlı olmayan resen kovuşturulan suçlardandır.” (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Seçkin Yayınevi, Ankara 2020, 7. Baskı, s. 387), “Maddenin ikinci fıkrasındaki suçun nitelikli hâli şikâyete bağlı değil, resen kovuşturması gerekir.” (Osman Yaşar, Hasan Tahsin Gökcan, Mustafa Artuç, Yorumlu-Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, 3. Cilt, Adalet Yayınevi, Ankara, 2010, s. 3464). “Madde 105/2’deki nitelikli hâllerin varlığı durumunda suçun takibinin şikâyete bağlı olmadığını ifade edelim.” (Durmuş Tezcan-Mustafa Ruhan Erdem-R. Murat Önok, Teorik ve Pratik Ceza Hukuku, Seçkin Yayınevi, Ankara 2015, 12. Baskı, s. 419), “Maddenin 2. fıkrasındaki suçun nitelikli hâli şikâyete bağlı değil, resen kovuşturması gerekir. Bu hususu 5377 sayılı Kanun’la fıkrada yapılan değişikliğin gerekçesinden anlamak mümkündür.” (Çetin Akkaya, Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlar, Adalet Yayınevi, Ankara 2020, 2. Baskı, s. 774), “Suçun temel şeklinin soruşturulması ve kovuşturulması mağdurun şikâyetine bağlıdır. Suçun nitelikli hâli ise resen soruşturulur ve kovuşturulur.” (Handan Yokuş Sevük, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara 2019, 2. Baskı, s. 190), “Bu nedenle 2. fıkrada suçun şikâyete bağlı olduğu açıkça belirtilmediğinden, suçun nitelikli şeklinin resen takip edilmesi gerektiği yönündeki görüşe katılıyoruz.” (Fahri Gökçen Taner, Türk Ceza Hukukunda Cinsel Özgürlüğe Karşı Suçlar, Seçkin Yayınevi, Ankara 2017, 2. Baskı, s. 440), “Cinsel taciz suçunun nitelikli hâlini düzenleyen TCK m. 105/2 kapsamındaki fiillerin soruşturulması ve kovuşturulması bakımından ise hükümde herhangi bir dava şartı aranmamıştır, dolayısıyla ikinci fıkra kapsamındaki fiiller resen kovuşturulacaktır.” (Veli Özer Özbek-Koray Doğan-Pınar Bacaksız, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Seçkin Yayınevi, Ankara 2019, 14. Baskı, s. 398-399), “Maddenin ikinci fıkrasında düzenlenen nitelikli hâllerin varlığı hâlinde ise, soruşturma ve kovuşturma şikâyete tabi değildir.” (M. Emin Artuk-A. Gökcen-M. Emin Alşahin-Kerim Çakır, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara, 2019, 18. Baskı, s. 400) şeklinde görüşler ileri sürülmek suretiyle, TCK’nın 105. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen cinsel taciz suçunun nitelikli hâllerinin gerçekleştiği durumlarda, soruşturma ve kovuşturma yapılmasının mağdurun şikâyetine bağlı olmadığı düşüncesi ittifakla benimsenmiştir.
Çocuğa karşı cinsel taciz suçu bakımından ise öğretide; “Suçun çocuğa karşı işlenen nitelikli şekli takibi şikâyete bağlı olmayan resen kovuşturulan suçlardandır.” (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Seçkin Yayınevi, Ankara 2020, 7. Baskı, s. 387), “Suçun m. 105/1’deki basit hâlinin takibinin şikâyete bağlı olduğu; buna karşılık, suçun basit hâli söz konusu olsa bile, mağdurun çocuk olması durumunda ve m. 105/2’deki nitelikli hâllerin varlığı durumunda takibinin şikâyete bağlı olmadığını ifade edelim.” (Durmuş Tezcan-Mustafa Ruhan Erdem-R. Murat Önok, Teorik ve Pratik Ceza Hukuku, Seçkin Yayınevi, Ankara 2023, 21. Baskı, s. 428), “TCK’nın 104 maddesinin birinci fıkrası uyarınca cebir, tehdit ve hile olmaksızın, on beş yaşını bitirmiş olan çocukla cinsel ilişkide bulunan kişinin şikâyet üzerine cezalandırılmasının öngörülmesi, TCK’nın 103. maddesinin birinci fıkrası uyarınca sarkıntılık düzeyinde kalmış basit cinsel istismar suçunun failinin çocuk olması hâlinde soruşturma ve kovuşturma yapılması mağdurun, velisinin veya vasisinin şikâyetine bağlı olması karşısında Yasa koyucunun daha ağır nitelikteki eylemlerin soruşturma ve kovuşturmasını şikâyete tabi kılıp daha az cezayı gerektiren cinsel dokunulmazlığa karşı suçun resen takip edilmesi gerektiği yönünde irade ortaya koyduğu kabul edilmeyeceği gibi madde metninden de böyle bir sonuç çıkmadığından cinsel taciz fiillerinin mağdurunun çocuk olması hâlinde suçun takibinin yine şikâyete tabi olduğunun kabul edilmesi gerekmektedir.” (Çetin Akkaya, Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlar, Adalet Yayınevi, Ankara 2020, 2. Baskı, s. 774), “6545 s. Kanun ile birinci fıkranın son kısmına getirilen ve cinsel taciz fiillerinin mağdurunun çocuk olması hâlinde suçun takibinin yine şikâyete bağlı olup olmayacağı hususunda belirsizlik bulunmaktadır. Eklenen kısım sadece suçun cezasını artırıyor nitelikte görünmektedir. O hâlde birinci fıkranın ilk kısmında yer alan ve fiilin takibinin şikâyete bağlı olduğu hususu değişmemiştir. Şu durumda TCK m.105/1 kapsamında olan cinsel taciz fiillerinin mağduru ister yetişkin ister çocuk olsun (her ne kadar mağdurun çocuk olması hâlinde verilecek ceza daha ağır olsa da) suçun soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete tabi olacaktır.” (Veli Özer Özbek-Koray Doğan-Pınar Bacaksız, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Seçkin Yayınevi, Ankara 2019, 14. Baskı, s. 398), “Suçun temel şeklinin soruşturulması ve kovuşturulması mağdurun şikâyetine bağlıdır. Suçun nitelikli hâli (TCK m. 105/2) ise resen soruşturulur ve kovuşturulur. Ancak suçun temel şeklinin mağdurunun çocuk olması hâlinde, suçun soruşturulması ve kovuşturulmasının şikâyete bağlı olup olmadığı hususu açıkça düzenlenmemiştir. Oysa şikâyete bağlı suçlar TCK’da ayrıca belirtilmektedir. Bu nedenledir ki kanun koyucu suçun nitelikli hâllerinin düzenlendiği TCK m.105/2’de ilk değişikliğin öngörüldüğü 5377 sayılı Kanun’un gerekçesinde, tereddüdü gidermek amacıyla kanun koyucu ‘cinsel taciz suçunun nitelikli unsurlarının gerçekleştiği durumlarda, soruşturma ve kovuşturmanın yapılması mağdurun şikâyetine bağlı değildir.’ şeklinde açıklamaya ihtiyaç duymuştur. TCK m.105/2’de birinci cümlenin devamı olarak ‘fiilin çocuğa karşı işlenmesi hâlinde altı aydan üç yıl kadar hapis cezasına hükmolunur.’ şeklindeki yazılış şekli de dikkate alındığında, Kanun’da açık bir düzenleme yapılmadıkça suçun takibinin şikâyete bağlı olduğu kabul olunacaktır. Yargıtayın bu konudaki içtihadını (YCGK, 03.10.2006, E.2006/5-193, K.2006/203.) ve 6545 sayılı Kanun’la TCK m.104’ün nitelikli hâlleri düzenlenirken ‘şikâyet aranmaksızın’ şeklindeki açık hükümleri göz önünde bulundurduğumuzda, bu hususun kanunda açıkça düzenlenmesi gerekmektedir. Kanımca çocuğun mağdur olduğu durumda da suçun soruşturulması ve kovuşturulması için şikâyete bağlıdır. Belirtmeliyim ki cinsel taciz suçunun mağdurunun çocuk olduğu hâllerde suçun soruşturulması ve kovuşturulması için şikâyet şartının arandığı göz önüne alındığında, maddenin gerekçesindeki ‘çocukların cinsel taciz suçuna karşı daha iyi korunabilmesi için’ bu hükmün öngörüldüğüne ilişkin açıklamanın doğruluğu tartışılır hâle gelmektedir. Çocuğun bu suça karşı daha iyi korunması amaçlanıyorsa mağdurun çocuk olduğu durumda suç resen kovuşturulmalıdır. Mevcut hâliyle bu hüküm çocuğu koruyucu bir düzenleme değildir.” (Handan Yokuş Sevük, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara 2019, 2. Baskı, s. 190-191), “Tüm mağdurlar bakımından suçun şikâyete bağlı olduğu düşüncesindeyiz. Nitelikli hâllerin şikâyete bağlı olmadığı şeklindeki yaklaşım doğrudur. Ancak bu nitelikli hâllerin ayrı ve şikâyete ilişkin düzenleme ile hiçbir bağının olmadığı durumlar için geçerlidir. Oysa cinsel tacize ilişkin düzenleme yapılırken, suçun çocuğa karşı işlenmesi hipotezinin ikinci fıkrada nitelikli hâller arasında değil, ilk fıkrada tek bir cümle hâlinde düzenlenmiştir. TCK’nın yapısında, suçun nitelikli hâlleri genellikle basit şeklinden ayrı fıkralarda hatta bazen ayrı maddelerde düzenlenmektedir. Aynı fıkrada biri şikâyete bağlı, diğeri olmayan iki hipotez varsa bunların en azından ayrı cümleler hâlinde ve şikâyete bağlı olan hipotez açıkça belirtilerek düzenlenmesi beklenir. Nitekim dipnotta yer alan hükümde görüleceği üzere tehdit suçunda, TCK’nın 106. maddesinin birinci fıkrasında bu yol izlenmiştir. Oysa 105. maddenin lazfına bakıldığında suçun mağdurun şikâyetine bağlı olduğu, ancak mağdur çocuk olduğunda cezanın ağırlaşacağının ifade edildiği görülmektedir. Burada geçen mağdur ibaresinin, çocuk mağdurları kapsamadığını savunmak için hükümde herhangi bir ipucu yoktur. Suçun çocuklara karşı işlendiği takdirde şikâyete bağlı olmasının yerinde bir tercih olup olmadığı ve çocuğu koruma amacıyla bağdaşıp bağdaşmadığı başka bir tartışmanın konusudur. Ancak burada kanun koyucunun bir takdir yetkisine sahip olduğunu kabul etmek gerekir. Zira çocukları cinsel tacizden korumak adına, adli yollara başvurmayı istemeyen her mağdur çocuğu zorla mahkemeye gitmeye mecbur etmek de çocuğu koruma amacıyla bağdaşan bir tutum olmayabilir. Hatta bizzat bu tutum da, çocuğun psikolojisini olumsuz etkileyebilir. Bu, çocuğa karşı cinsel tacizin önemsiz bulunduğu anlamına gelmez. Ancak cinsel tacizin, çocukların cinsel istismarı kadar ağır bir ihlal olmadığı düşünülerek, burada mağdurun iradesine öncelik verilmesi kanımızca kabul edilebilir bir yaklaşımdır.” (Fahri Gökçen Taner, Türk Ceza Hukukunda Cinsel Özgürlüğe Karşı Suçlar, Seçkin Yayınevi, Ankara 2017, 2. Baskı, s. 441-442) şeklinde görüşler ileri sürülmüş olup çocuğa karşı cinsel taciz suçu bakımından görüş birliği bulunmamaktadır.
2. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme

Suç tarihi itibarıyla on beş yaşından küçük olan mağdurenin babası olan şikâyetçinin 26.03.2015 tarihinde sanık hakkında şikâyetçi olması üzerine Kars Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan soruşturma sonucunda 20.10.2015 tarih ve 1773-1419 sayı ile sanık hakkında cinsel taciz suçundan TCK’nın 105/1, 105/2-b, 43 ve 53. maddeleri uyarınca cezalandırılması talebiyle kamu davası açıldığı, mağdure ve şikâyetçinin 26.01.2016 tarihli duruşmada şikâyetlerinden vazgeçtikleri, Kars 1. Asliye Ceza Mahkemesince 26.01.2016 tarih ve 525-67 sayı ile şikâyetten vazgeçme sebebiyle sanık hakkında açılan kamu davasının CMK’nın 223/8. maddesi uyarınca düşmesine karar verildiği, hükmün Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 22.02.2023 tarih ve 13531-868 sayı ile onanmasına karar verildiği anlaşılan dosyada;
Bir suç hakkında ilgili kanunda şikâyetle ilgili bir düzenleme olmadığında o suçun resen takibi gereken suç olduğunun anlaşılması, bir suçun basit hâlinin soruşturulması ve kovuşturulmasının şikâyete tabi olmasının nitelikli hâllerini de şikâyete tabi hâle getirmemesi, nitelikli hâllerin şikâyete tabi olup olmadığı konusunda yerleşmiş içtihatlar, Kanun gerekçeleri ve öğretide ittifakla kabul edilen görüşler karşısında; TCK’nın 105. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen cinsel taciz suçunun nitelikli hâllerinin şikâyete tabi olduğunun açıkça düzenlenmediği gibi anılan fıkrada değişiklik yapan 5377 sayılı Kanun’un 13. maddesine ilişkin teklif gerekçesinde de cinsel taciz suçunun nitelikli unsurlarının gerçekleştiği durumlarda, soruşturma ve kovuşturmanın yapılmasının mağdurun şikâyetine bağlı olmadığının belirtildiği, TCK’nın 105. maddesinin birinci fıkrasının son cümlesinde düzenlenen çocuğa karşı cinsel taciz suçunun bağımsız yaptırım öngörülen nitelikli hâl olarak kabul edildiği, 6545 sayılı Kanun’un 61. madde gerekçesinde; fıkraya eklenen hükümle, çocukların cinsel taciz suçuna karşı daha iyi korunabilmesi için, bu suçun çocuğa karşı işlenmesi hâlinde verilecek cezanın önemli derecede artırıldığının belirtildiği, çocuğa karşı cinsel taciz suçunun şikâyete tabi olduğunun açıkça düzenlenmediği, birinci fıkradaki şikâyet şartının cinsel taciz suçunun temel şeklinin düzenlendiği ilk cümle için geçerli olduğu, bu kabulün gerekçede belirtilen çocukların cinsel taciz suçuna karşı daha iyi korunabilmesi amacıyla da bağdaşan bir durum olacağı anlaşıldığından, TCK’nın 105. maddesinin birinci fıkrasının son cümlesinde düzenlenen çocuğa karşı cinsel taciz suçu ile aynı maddenin ikinci fıkrasında düzenlenen cinsel taciz suçunun nitelikli hâllerinin şikâyete bağlı olmadığı kabul edilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Ceza Genel Kurulu Üyesi; itirazın reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
B. Dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediği;
1- İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Değerlendirmeler
TCK’nın “Dava zamanaşımı” başlıklı 66. maddesinde;
“(1) Kanunda başka türlü yazılmış olan hâller dışında kamu davası;
a) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda otuz yıl,
b) Müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi beş yıl,
c) Yirmi yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıl,
d) Beş yıldan fazla ve yirmi yıldan az hapis cezasını gerektiren suçlarda on beş yıl,
e) Beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlarda sekiz yıl,
Geçmesiyle düşer.
(2) Fiili işlediği sırada on iki yaşını doldurmuş olup da on beş yaşını doldurmamış olanlar hakkında, bu sürelerin yarısının; on beş yaşını doldurmuş olup da on sekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında ise, üçte ikisinin geçmesiyle kamu davası düşer.
(3) Dava zamanaşımı süresinin belirlenmesinde dosyadaki mevcut deliller itibarıyla suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâlleri de göz önünde bulundurulur.
(4) Yukarıdaki fıkralarda yer alan sürelerin belirlenmesinde suçun kanunda yer alan cezasının yukarı sınırı göz önünde bulundurulur; seçimlik cezaları gerektiren suçlarda zamanaşımı bakımından hapis cezası esas alınır…” hükümlerine yer verilmiştir.
TCK’nın 66. maddesinde; kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça kamu davasının maddede yazılı sürelerin geçmesiyle ortadan kalkacağı düzenlenmiş, aynı maddenin birinci fıkrasının (e) bendinde beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlarda bu sürenin 8 yıl olacağı hüküm altına alınmıştır.
Zamanaşımını kesen sebepler de TCK’nın 67. maddesinin 2. fıkrasında sayılmıştır. Buna göre, bir suçla ilgili olarak;
a) Şüpheli veya sanıklardan birinin savcı huzurunda ifadesinin alınması veya sorguya çekilmesi,
b) Şüpheli veya sanıklardan biri hakkında tutuklama kararının verilmesi,
c) Suçla ilgili olarak iddianame düzenlenmesi,
d) Sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa, mahkûmiyet kararı verilmesi,
Hâlinde, dava zamanaşımı kesilecektir.
TCK’nın 67. maddesinin 3. fıkrası gereğince kesen bir nedenin bulunması hâlinde zamanaşımı, kesilme gününden itibaren yeniden işlemeye başlayacak, dava zamanaşımını kesen birden fazla nedenin bulunması hâlinde ise son kesme nedeninin gerçekleştiği tarih esas alınacak, dördüncü fıkrası uyarınca da kesilme hâlinde, zamanaşımı süresi ilgili suça ilişkin olarak kanunda belirlenen sürenin en fazla yarısına kadar uzayacaktır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun süreklilik gösteren birçok kararında açıkça vurgulandığı üzere, yargılama yapılmasına engel olup davayı düşüren hâllerden biri olan zamanaşımının yargılama sırasında gerçekleşmesi hâlinde, mahkeme ya da Yargıtay, resen zamanaşımı kuralını uygulayarak kamu davasının düşmesine karar verecektir.
2. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme
Buna göre sanığa atılı çocuğa karşı cinsel taciz suçunun yaptırımı TCK’nın 105. maddesinin birinci fıkrasında 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezası olarak öngörülmüş, 105. maddenin ikinci fıkrasında yer alan nitelikli hâllerin varlığı durumunda cezanın yarı oranında artırılacağı düzenlenmiş olup TCK’nın 66/1-e maddesi uyarınca bu suça ilişkin asli dava zamanaşımı süresi 8 yıl; aynı Kanun’un 67/4. maddesi göz önüne alındığında kesintili dava zamanaşımı süresi ise 12 yıldır.
Daha ağır cezayı gerektiren başka bir suçu oluşturma ihtimali bulunmayan ve en son 26.03.2015 tarihinde gerçekleştirilen eylemlerle ilgili olarak, sanık hakkında dava zamanaşımını kesen en son işlem 22.12.2015 tarihli sorgusu olup bu tarihten sonra zamanaşımını kesen veya durduran başkaca bir sebebin gerçekleşmediği gözetildiğinde, TCK’nın 66/1-e maddesinde öngörülen 8 yıllık asli dava zamanaşımı süresinin, 22.12.2023 tarihinde dolduğu anlaşılmaktadır.
Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün, dava zamanaşımı nedeniyle bozulmasına ancak yeniden yargılama gerektirmeyen bu konuda, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun, 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi gereğince karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 322. maddesi uyarınca karar verilmesi mümkün bulunduğundan, TCK’nın 66/1-e ve CMK’nın 223/8. maddeleri uyarınca sanık hakkındaki kamu davasının zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verilmelidir.
VI. KARAR
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 22.02.2023 tarih ve 13531-868 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,
3- Kars 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 26.01.2016 tarihli ve 525-67 sayılı sayılı kararının, TCK’nın 105. maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde düzenlenen çocuğa karşı cinsel taciz suçu ile aynı maddenin ikinci fıkrasında düzenlenen cinsel taciz suçunun nitelikli hâllerinin gerçekleştiği durumlarda, soruşturma ve kovuşturma yapılmasının mağdurun şikâyetine bağlı olmadığının gözetilmemesi isabetsizliğinden ve ulaşılan bu sonuç karşısında dava zamanaşımının gerçekleşmesi nedeniyle BOZULMASINA,
Ancak yeniden yargılamayı gerektirmeyen bu konuda, CMUK’un, 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi gereğince hüküm tarihi itibarıyla uygulanması gereken 322. maddesine göre karar verilmesi mümkün bulunduğundan, sanık hakkındaki kamu davasının TCK’nın 66/1-e ve CMK’nın 223/8. maddeleri uyarınca DÜŞMESİNE,
4- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 21.02.2024 tarihinde yapılan müzakerede birinci uyuşmazlık konusu yönünden oy çokluğuyla, ikinci uyuşmazlık konusu yönünden oy birliğiyle karar verildi.

Fiziksel Temas Olmaksızın Sosyal Medya Üzerinden Gönderilen Cinsel İçerikli Mesajlar Cinsel Taciz Suçunu Oluşturur

Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 2014/1955 E. – 2016/25 K., 11.01.2016 T.

Kararın Özeti

Sanık, eski kız arkadaşı olan katılana suç tarihlerinde Facebook adresi aracılığıyla çok sayıda cinsel içerikli mesaj göndermiştir. İlk derece mahkemesi (Asliye Ceza Mahkemesi) yargılama sonucunda sanık hakkında beraat kararı vermiştir. Kararın katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelenmiş; eylemin cinsel amaçlı olması, mağdurenin rızasına aykırı şekilde hedef alınarak gerçekleştirilmesi ve vücuda fiziksel bir temas olmaksızın rahatsız etme niteliği taşıması sebebiyle cinsel taciz suçunu oluşturduğu belirtilerek yerel mahkemenin beraat hükmü bozulmuştur. Ayrıca bu analizin “Cinsel taciz-3.docx” dosyası kapsamında değerlendirilebileceği referans alınmıştır.

Yargıtayın Gerekçesi

Yargıtay, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 105. maddesinde düzenlenen cinsel taciz suçunun tanımına ve yasal gerekçesine dayandırarak hüküm kurmuştur. Gerekçede cinsel tacizin, kişinin vücut dokunulmazlığının ihlali niteliğini taşımayan cinsel davranışlarla gerçekleştirilebileceği ve cinsel yönden, ahlak temizliğine aykırı olarak mağdurun rahatsız edilmesinden ibaret olduğu vurgulanmıştır. Somut olayda sanığın eski kız arkadaşına rızası dışında, cinsel amaç güderek ve doğrudan hedef alarak fiziksel bir temas olmaksızın gönderdiği çok sayıda mesajın suçun yasal unsurlarını tamamladığı ifade edilmiştir.

“…cinsel amaçlı olup mağdureyi hedef alarak ve vücuda fiziksel bir temas olmaksızın mağdurenin rahatsız edilmesi sebebiyle cinsel taciz suçunu oluşturduğu anlaşılmakla, atılı suçtan mahkûmiyeti yerine yazılı gerekçeyle beraatine karar verilmesi…”

Değerlendirme

Bu karar, dijital platformlar ve sosyal medya ağları üzerinden gerçekleştirilen rıza dışı cinsel nitelikli eylemlerin hukuki boyutunu netleştirmektedir. Kararın ortaya koyduğu en temel kriter; cinsel taciz suçunun oluşması için sanık ile mağdur arasında fiziksel bir temasın (vücut dokunulmazlığı ihlalinin) aranmamasıdır. Failin cinsel amaç taşıması, eylemin mağdurun iradesine aykırı olması ve hedef alınan kişiyi cinsel yönden rahatsız etmesi suçun sübutu için yeterli kabul edilmiştir. Sosyal medya üzerinden gönderilen cinsel içerikli iletilerin cezasız kalmayacağını teyit eden emsal bir karardır.

Yargıtay 14. Ceza Dairesi 2014/1955 E. – 2016/25 K. Sayılı İlamı Tam Metni

“İçtihat Metni”

İNCELENEN KARARIN; Kapatılan Sulh Ceza Mahkemesi
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi)
SUÇ : Cinsel taciz
HÜKÜM : Beraat
TEBLİĞNAMEDEKİ
DÜŞÜNCE : Bozma

İlk derece mahkemesince verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Cinsel taciz suçu 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 105. maddesinde “Bir kimseyi cinsel amaçlı olarak taciz ….” şeklinde tanımlanmış, anılan maddenin gerekçesinde de; “Madde metninde cinsel taciz suçu tanımlanmıştır. Cinsel taciz, kişinin vücut dokunulmazlığının ihlâli niteliği taşımayan cinsel davranışlarla gerçekleştirilebilir. Cinsel taciz, cinsel yönden, ahlâk temizliğine aykırı olarak mağdurun rahatsız edilmesinden ibarettir.” ifadelerine yer verilmiştir.
Dosya kapsamına göre, sanık …’ın eski kız arkadaşı olan katılana suç tarihlerinde facebook adresi aracılığıyla çok sayıda cinsel içerikli mesaj göndermesi şeklindeki eyleminin hukuka aykırı olarak, başka bir ifadeyle mağdurenin rızasına aykırı şekilde, cinsel amaçlı olup mağdureyi hedef alarak ve vücuda fiziksel bir temas olmaksızın mağdurenin rahatsız edilmesi sebebiyle cinsel taciz suçunu oluşturduğu anlaşılmakla, atılı suçtan mahkûmiyeti yerine yazılı gerekçeyle beraatine karar verilmesi,
Kanuna aykırı, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 11.01.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Cinsel İçerik Taşımayan İltifat ve Tanışma Notları Cinsel Taciz Suçunu Oluşturmaz

Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 2023/9648 E. – 2024/10110 K., 26.11.2024 T.

Kararın Özeti

Sanık, olay günü katılanın evinin giriş kapısına “Senden çok etkilendim. Aramanı istiyorum. Senden çok etkilendim. İsmim …, 0553 … .. ..” yazılı bir not sıkıştırmıştır. İlk Derece Mahkemesi (Kırıkkale 3. Asliye Ceza Mahkemesi), bozma üzerine yapılan yargılamada mevcut delilleri değerlendirerek sanığın cinsel taciz suçundan mahkûmiyetine karar vermiştir. Sanık müdafiinin suçun unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle yaptığı temyiz başvurusu üzerine Yargıtay, notun cinsel içerik taşımaması nedeniyle sanığın beraati yerine mahkûm edilmesini hukuka aykırı bularak yerel mahkemenin kararını oy çokluğuyla bozmuştur.

Yargıtayın Gerekçesi

Yargıtay 9. Ceza Dairesi çoğunluğu, cinsel taciz suçunun unsurlarının somut olayda gerçekleşmediğini savunmuştur. Gerekçede, sanığın katılanın kapısına bıraktığı “Senden çok etkilendim. Aramanı istiyorum…” şeklindeki yazılı beyanların ve iletişim bilgilerinin doğrudan cinsel içerik taşımadığı vurgulanmıştır. Bu nedenle, eylemin cinsel taciz suçunun yasal tipikliğine uymadığı ifade edilerek mahkûmiyet hükmü yerinde görülmemiştir. Karara muhalif kalan üye ise, sanığın evli olması ve mağdurun boşanmış olması gibi ahlaki/sosyal engeller altında, kapıya ısrarla “etkilendim” notu bırakıp numara vermesinin kaba ve ahlak temizliğine aykırı bir cinsel amaç taşıdığını belirterek kararın onanması yönünde karşı oy kullanmıştır.

“Senden çok etkilendim. Aramanı istiyorum. Senden çok etkilendim. İsmim …, 0553 … … ..” şeklindeki notun cinsel içerik taşımaması nedeniyle sanığın atılı suçtan beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.”

Değerlendirme

Bu karar, Yargıtay’ın cinsel taciz suçunda “cinsel amaç ve içerik” kriterini ne derece sıkı yorumladığını gösteren güncel bir örnektir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu ilkelerine göre; nazikane beğeni ifadeleri, medeni tanışma veya evlilik teklifleri cinsel özgürlüğü ihlal amacı taşımadığı sürece cinsel taciz olarak nitelendirilemez. Daire çoğunluğu, notta geçen ifadeleri kaba, müstehcen veya açıkça cinsel nitelikte bulmadığı için beraat yönünde karar vermiştir. Karardaki karşı oy yazısı ise tarafların medeni durumları (evli/boşanmış olma) ve eylemin gerçekleştirilme tarzı gibi sosyal/ahlaki engellerin varlığı hâlinde bu tür mesajların da taciz sayılabileceğine dair uygulamadaki güçlü muhalif yaklaşımı özetlemektedir.

Yargıtay 9. Ceza Dairesi 2023/9648 E. – 2024/10110 K. Sayılı İlamı Tam Metni

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2022/713 E., 2023/61 K.
SUÇ : Cinsel taciz
HÜKÜM : Mahkumiyet
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama

İlk Derece Mahkemesince bozma üzerine verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelendi, gereği düşünüldü:

I. HUKUKÎ SÜREÇ
Sanık hakkında cinsel taciz suçunu işlediği iddiası ile açılan kamu davasında, bozma üzerine yapılan yargılama sonucunda, Kırıkkale 3. Asliye Ceza Mahkemesince mevcut delillerin değerlendirilmesi neticesinde sanığın cinsel taciz suçundan mahkumiyetine karar verilmiştir.

II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanık Müdafiinin Temyiz İsteği
Suçun unsurlarının oluşmadığına, mahkumiyete yeterli delil olmadığına, adli tıptan rapor aldırılması gerektiğine ilişkindir.

III. GEREKÇE
1. Sanık olay günü yazdığı notu katılanın evinin giriş kapısına sıkıştırmış ise de “Senden çok etkilendim. Aramanı istiyorum. Senden çok etkilendim. İsmim …, 0553 … … ..” şeklindeki notun cinsel içerik taşımaması nedeniyle sanığın atılı suçtan beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.

2. Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı Yargıtay Cumhuriyet savcısının Tebliğname’deki onama isteyen görüşüne iştirak edilmemiştir.

IV. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle Kırıkkale 3. Asliye Ceza Mahkemesinin, kararına yönelik sanık müdafiinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 321. maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, Üye …’ın karşı oyu ve oy çokluğuyla BOZULMASINA,

Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,

26.11.2024 tarihinde karar verildi.


KARŞI OY

Daire çoğunluğunca sanık hakkında cinsel taciz suçundan kurulan mahkumiyet hükmünün bozulmasına karar verilmiş ise de;
5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 105. maddesinde tanımlanan cinsel taciz suçu, bir kimseyi bedensel temas olmaksızın cinsel davranışlarla rahatsız etmektir. Madde gerekçesinde “Cinsel taciz, kişinin vücut dokunulmazlığının ihlali niteliği taşımayan davranışlarla gerçekleştirilebilir. Cinsel taciz, cinsel yönden, ahlak temizliğine aykırı olarak mağdurun rahatsız edilmesinden ibarettir” denilmektedir. Dolayısıyla cinsel taciz, cinsel amaçla ve mağduru rahatsız edecek şekilde gerçekleştirilen ancak vücut dokunulmazlığını ihlal etmeyen her türlü davranış olarak tanımlanmaktadır.
Dosya kapsamında sanığın aynı apartmanda oturan ve eşinden boşanmış olan mağdurun evinin kapısına ” ben senden çok etkilendim, aramanı istiyorum, senden çok etkilendim, ismim … 0553 … … ..” yazılı kağıt bıraktığı sabit olup, sanığın eylemi cinsel amaçla gerçekleştirdiğinde şüphe yoktur. Sanığın kullandığı ” senden çok etkilendim” sözünün masumane bir iltifat olarak değerlendirilmesi ve “ismim … aramanı istiyorum” diyerek telefon numarası vermesinin de medeni bir tanışma isteği olarak nitelindirilmesi mümkün değildir.
Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2017/14-668 Esas 2020/141 Karar sayılı ilamında “Eylemin cinsel amaçla işlenip işlenmediği ya da hangi fiilin cinsel taciz suçunu oluşturacağı belirlenirken sosyal hayatın gerekleri, failin sarf ettiği söz ve davranışların niteliği, gerçekleşme biçimi, tarafların konumları, aralarındaki ilişki ile eylemin gerçekleştiği tüm koşullar birlikte değerlendirilmeli, bu kapsamda ahlaki kurallara uygun evlenme teklifi, tanışma isteği veya nazikane beğeni ifadelerinin cinsel taciz suçunu oluşturmayacağı kabul edilmelidir. Çünkü bunlar bazen toplumun temelini oluşturan ailenin kurulmasına veya saygın bir arkadaşlığın oluşmasına da vesile olan, insani ilişkiler bağlamında gerçekleştirilen, cinsel özgürlüğü ihlal amacı taşımayan ve esasen buna elverişli de olmayan davranışlardır. Bununla birlikte evlenme veya arkadaşlık isteğinin iç çamaşırı hediye etme veya cinselliğe yönelen sözlerle gerçekleştirilmesi örneklerinde olduğu gibi kaba ve rahatsız edici bir üslupla yapılması, teklifin reddedilmesine karşın eylemin mağduru rahatsız edecek şekilde sürdürülmesi yahut mağdurun Medeni Kanun hükümlerine göre evlenme imkanı bulunmayan bir çocuk veya taraflardan birinin evli olması örneklerinde olduğu gibi evlilik veya arkadaşlık ilişkisinin önünde kanuni veya ahlaki engellerin bulunması durumlarında cinsel taciz suçunun oluşacağında hiç bir tereddüt bulunmamaktadır.” denilmiştir.
Olay tarihinde evli olan sanığın, aynı apartmanda oturan ve eşinden boşanmış olan mağdura yönelik belirtilen şekilde not kağıdı bırakması madde gerekçesinde ve anılan Ceza Genel Kurulu kararında belirtilen ahlak temizliğine uymayan bir davranıştır.
Benzer olaylarda Yargıtay tarafından, sanığın eşinden ayrıldığını bildiği katılanı arayıp ısrarla arkadaşlık teklif etmesi, sanığın evli olduğunu bildiği katılanı arayıp “müsatmisin, ben sizin hayranlarınızdan biriyim” demesi şeklindeki eylemlerin cinsel taciz suçunu oluşturduğu kabul edilmiştir. (18. CD 2019/269 Esas 2020/499 Karar, 2019/315 Esas 2020/494 Karar)
Anlatılan nedenlerle sanığın eyleminin cinsel taciz suçunu oluşturduğu ve mahkumiyet hükmünün onanması gerektiği kanaatinde olduğumdan bozma yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.

VII. Cinsel Taciz Suçu Genel Değerlendirme

TCK m. 105’te düzenlenen cinsel taciz suçu; cinsel özgürlük ve dokunulmazlığın korunması amacıyla bedeni temasa gerek olmaksızın cinsel amaçlı taciz eylemlerini kapsamlı biçimde yaptırım altına almaktadır. Bu suç ayrıca Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlar başlığı altında da düzenlenmiştir.

Suç, özgü fail gerektirmeyen, manevi unsur olarak özel kastı (cinsel amaç) zorunlu kılan ve şikâyete bağlı bir suç tipidir. Nitelikli hâllerle daha ağır yaptırımlar öngörülmüş; özellikle güç ilişkisinin kötüye kullanılması, işyeri ortamı, elektronik iletişim araçları kullanılmak suretiyle işlenmesi nitelikli hâl olarak sayılmıştır.

Usul hukuku açısından değerlendirildiğinde cinsel taciz suçu; uzlaşmaya tabi olmamakta, şikâyete bağlı olması nedeniyle kovuşturmanın devamı için mağdurun iradesi belirleyici olmakta, koşulların varlığı hâlinde HAGB ve cezanın ertelenmesi uygulanabilmekte, yargılama görevi ise Asliye Ceza Mahkemesi’nde bulunmaktadır.

Dava zamanaşımı süresinin sekiz yıl olması, bilhassa kanıt toplanmasında güçlük yaşanan mağdurlar açısından önem taşımaktadır. Suçun dijital platformlara taşınması ve elektronik delil değerlendirmesinin giderek ağırlık kazanması, bu suç tipinin uygulama alanının güncel gelişmeler ışığında sürekli olarak genişlediğine işaret etmektedir. Dosyanızın aşamalarını ve hak kayıplarını önlemenin yollarını bir İstanbul ceza davası avukatı desteğiyle ele almak mümkündür.

İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir. Ceza Hukuku alanındaki diğer yazılarımızı görmek için Ceza Hukuku Yazılar sayfasını, hizmet verdiğimiz diğer alanları görmek için Hizmetlerimiz sayfasını ziyaret edebilirsiniz.

Av. Sinan Karabacak Cep Tel: +90 535 671 88 95

Yasal Uyarı: Bu makale Av. Sinan Karabacak tarafından, yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. Her dava kendine özgü koşullar içermektedir. Hukuki danışmanlık için lütfen iletişime geçiniz.

Benzer Yazılar

Bir Yorum

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir