İçindekiler
Taksirle yaralama suçu ve cezası nedir? Kişinin gerekli dikkat ve özeni göstermemesi sonucu başkasının vücuduna acı vermesi ya da sağlığının veya algılama yeteneğinin bozulmasına neden olması durumunda oluşan ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 89. maddesinde vücut dokunulmazlığına karşı suçlar (TCK 86-91) bölümünde düzenlenen bir suç tipidir; basit hâlde dört aydan iki yıla, birden fazla kişinin yaralandığı hâlde ise dokuz aydan beş yıla kadar hapis veya adli para cezasını gerektirir. Konunun bütününü incelemek için rehberimize göz atabilirsiniz. Türkiye’de her yıl binlerce trafik kazası, iş kazası, tıbbi uygulama hatası ve spor kazasına bağlı taksirle yaralama davası açılmakta; bu durum söz konusu suçu uygulamada en sık karşılaşılan suç tiplerinden biri hâline getirmektedir.
Bu makalede taksirle yaralama suçunun yasal dayanağı, suçun unsurları, basit taksir ile bilinçli taksir ayrımı, şikâyete tabilik durumu, HAGB, uzlaşma ve adli para cezası uygulanıp uygulanamayacağı, görevli mahkeme, uygulamada sıkça karşılaşılan hâller ve Yargıtay’ın somut olaylarda kusur tayinine yaklaşımı ayrıntılı biçimde ele alınmaktadır.
1. Yasal Dayanak: TCK Madde 89
Taksirle yaralama suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 89. maddesinde düzenlenmiştir. https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=5237&MevzuatTur=1&MevzuatTertip=5
Madde 89- (1) Taksirle başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, dört aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.
(2) Taksirle yaralama fiili, mağdurun; a) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına, b) Vücudunda kemik kırılmasına, c) Konuşmasında sürekli zorluğa, d) Yüzünde sabit ize, e) Yaşamını tehlikeye sokan bir duruma, f) Gebe bir kadının çocuğunun vaktinden önce doğmasına, neden olmuşsa, birinci fıkraya göre belirlenen ceza, yarısı oranında artırılır.
(3) Taksirle yaralama fiili, mağdurun; a) İyileşmesi olanağı bulunmayan bir hastalığa veya bitkisel hayata girmesine, b) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin yitirilmesine, c) Konuşma ya da çocuk yapma yeteneklerinin kaybolmasına, d) Yüzünün sürekli değişikliğine, e) Gebe bir kadının çocuğunun düşmesine, neden olmuşsa, birinci fıkraya göre belirlenen ceza, bir kat artırılır.
(4) Fiilin birden fazla kişinin yaralanmasına neden olması halinde, dokuz aydan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(5) Taksirle yaralama suçunun soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlıdır. Ancak, birinci fıkra kapsamına giren yaralama hariç, suçun bilinçli taksirle işlenmesi halinde şikâyet aranmaz.
Maddenin ikinci ve üçüncü fıkraları arasındaki ayrım, uygulamada sıklıkla karıştırılmaktadır: 89/2-a bendi mağdurun bir duyu veya organ işlevinin sürekli zayıflamasını, 89/3-b bendi ise aynı işlevin tamamen yitirilmesini düzenlemektedir; ikisi farklı ağırlıkta artırım nedenidir. Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2022/3687 E., 2023/1480 K. sayılı kararında, Adli Tıp Kurumu raporunda mağdurun yaralanmasının “organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına” neden olduğu açıkça belirtilmişken yerel mahkemenin yanlışlıkla 89/3-b uyarınca bir kat artırım uyguladığını, doğru uygulamanın 89/2-a uyarınca yarı oranında artırım olması gerektiğini tespit ederek bu hatayı kanun yararına bozmuştur.
2. Suçun Unsurları
2.1. Maddi Unsurlar
Fail: Taksirle yaralama suçu herkes tarafından işlenebilen bir suçtur; özgü suç niteliği taşımamaktadır.
Mağdur: Fiilden zarar gören gerçek kişidir; vücut bütünlüğü veya sağlığı zarar gören herkes mağdur sıfatını taşıyabilir.
Fiil (Eylem): Failin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı her türlü hareketi (aktif davranış veya ihmal) kapsar; trafik kuralına uymamak, tıbbi protokolü ihlal etmek, iş güvenliği tedbirini almamak gibi somut davranış biçimlerinde ortaya çıkar.
Netice (Sonuç): Mağdurun vücuduna acı verilmesi ya da sağlığının veya algılama yeteneğinin bozulmasıdır; taksirli suçlar netice suçu olduğundan netice gerçekleşmeden suç tamamlanmaz.
Nedensellik Bağı: Fail ile netice arasında, failin dikkatsizlik veya özensizliğinin doğrudan doğruya sonucu doğurduğunu gösteren bir bağ bulunmalıdır. Mağdurun kendisinin de kusurlu davranmış olması (örneğin kırmızı ışıkta karşıya geçmesi), tek başına nedensellik bağını ortadan kaldırmaz; failin de yola girmiş bir yayayı görüp hızını azaltmakla yükümlü olduğu hâllerde tali derecede kusur devam eder.
2.2. Manevi Unsur: Taksir
TCK m. 22/2 uyarınca taksir, “dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesi”dir. Taksirle işlenen suçlarda verilecek ceza, TCK m. 22/4 uyarınca failin somut kusurunun ağırlığına göre belirlenir.
2.3. Hukuka Aykırılık Unsuru
Meşru savunma veya ilgilinin rızası gibi bir hukuka uygunluk nedeni bulunmadığı sürece, taksirli davranışın neticesi hukuka aykırı kabul edilir.
2.4. Özel Görünüş Biçimleri
Teşebbüs: Taksirle işlenen suçlarda teşebbüs mümkün değildir. Zira teşebbüs kastın varlığını gerektirmekte olup, netice gerçekleşmeden taksirle yaralamanın teşebbüs aşamasında kaldığından söz edilemez.
İştirak: TCK m. 37/2 uyarınca taksirle işlenen suçlarda iştirak hükümleri uygulanmaz; birden fazla kişinin taksirli davranışı aynı neticeye sebep olsa dahi her fail kendi kusuru oranında ayrı ayrı sorumlu tutulur. Bu ilke, özellikle iş kazalarında birden fazla sorumlunun (işveren, saha amiri, taşeron) bulunduğu olaylarda belirleyicidir (bkz. §7.2).
İçtima: Aynı fiille birden fazla kişinin yaralanması hâlinde TCK m. 89/4 uygulanır; taksirli yaralama ile aynı olayda oluşan farklı bir suç tipi (örneğin trafik güvenliğini tehlikeye sokma) bulunuyorsa, iki suç ayrı ayrı değerlendirilir (bkz. §4.2).
3. Basit Taksir ve Bilinçli Taksir Ayrımı
3.1. Basit Taksir (TCK m. 22/2)
Basit taksirde fail, gerçekleşebilecek neticeyi hiç öngörmemiştir; dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranmakla birlikte, bu davranışın yol açabileceği sonucu zihninde canlandırmamıştır.
3.2. Bilinçli Taksir (TCK m. 22/3)
Bilinçli taksirde fail, neticeyi öngörmüş ancak gerçekleşmeyeceğine güvenerek hareket etmiştir. Bilinçli taksirle işlenen suçlarda ceza, TCK m. 22/3 uyarınca artırılır.
Bilinçli taksir ile doğrudan kastın bir alt kategorisi sayılan olası kast arasındaki sınır, uygulamada en çok tartışılan noktalardan biridir. Öğretide bu ayrımı somutlaştırmak için kullanılan “Frank formülü”, failin neticeyi kesin olarak bileceğini varsaysaydı yine de hareketi gerçekleştirip gerçekleştirmeyeceğini sorgular: fail bu hâlde dahi hareket edecekse olası kast, hareketten vazgeçecekse bilinçli taksir söz konusudur.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2018/95 E., 2019/207 K. sayılı kararında bu ayrımı şu ölçütle ortaya koymuştur: “Basit taksir ile bilinçli taksir arasındaki ayırdedici ölçüt; taksirde failin öngörülebilir nitelikteki neticeyi öngörmemesi, bilinçli taksir hâlinde ise bu neticeyi öngörmüş olmasıdır.” Aynı kararda olası kast ise “suçun kanuni tanımında yer alan unsurlardan birinin somut olayda gerçekleşeceği öngörülmesine rağmen, kişi fiili işlemektedir, diğer bir deyişle, fail unsurların meydana gelmesini kabullenmektedir” şeklinde tanımlanmıştır.
Söz konusu kararda, mağdura paspas sopasıyla vurulması sonucu gelişen kalp krizi (miyokart enfarktüsü) olayında, Ceza Genel Kurulu eylemi olası kastla nitelikli yaralama olarak değil, kasten basit yaralama ile taksirle ölüme neden olma unsurlarının TCK m. 23 çerçevesinde birleştiği netice sebebiyle ağırlaşmış bir suç olarak değerlendirmiş ve TCK m. 44’teki farklı neviden fikri içtima kuralı gereği en ağır cezayı gerektiren hükmün uygulanması gerektiğine hükmetmiştir. Bu karar, taksir ile kast arasındaki manevi unsur farkının somut olayda nasıl tespit edileceğini gösteren en kapsamlı içtihatlardan biridir.
3.3. Pratik Sonuçlar
Bilinçli taksir tespiti iki açıdan sonuç doğurur: ceza miktarı artar ve TCK m. 89/5 uyarınca (birinci fıkra kapsamındaki basit hâl hariç olmak üzere) şikâyet şartı ortadan kalkar, soruşturma resen yürütülür (bkz. §4.2).
4. Şikâyete Tabi Olup Olmadığı
4.1. Genel Kural: Şikâyete Tabi
Taksirle yaralama suçu kural olarak şikâyete bağlıdır. Mağdurun ya da şikâyet hakkına sahip kişinin fiili öğrendiği tarihten itibaren altı ay içinde şikâyette bulunması gerekir; bu süre hak düşürücüdür. Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 2018/8538 E., 2020/429 K. sayılı kararında, şikâyete tabi taksirle yaralama fiili bakımından şikâyet süresinin dolmuş olduğu olayda “şikayet tarihine göre… gerçekleşen kaza için şikayet süresinin dolmuş olduğu” gerekçesiyle verilen beraat hükmünü onamış, altı aylık hak düşürücü sürenin geçirilmesi hâlinde soruşturmanın usulen sürdürülemeyeceğini teyit etmiştir.
Şikâyetten vazgeçilmesi ya da süresinde şikâyet edilmemesi, taksirle yaralama davasını her zaman tamamen sona erdirmez. Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 2017/9745 E., 2019/6344 K. sayılı kararında, alkollü araç kullanan bir sürücünün neden olduğu kazada mağdurun şikâyetinden vazgeçmesi üzerine yerel mahkemenin düşme kararı verdiği olayda, aynı fiilin TCK m. 179/3’teki trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunu da oluşturduğunu, taksirle yaralama suçunun zarar suçu, trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunun ise tehlike suçu olması nedeniyle şikâyetten vazgeçmenin yalnızca taksirle yaralama suçu bakımından sonuç doğuracağını belirterek hükmü bozmuştur.
Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin 2016/4614 E., 2017/9841 K. sayılı benzer bir başka kararında da, alkollü olarak (1.77 promil) araç kullanan sanığın karşı şeride geçerek neden olduğu kazada mağdurların şikâyetlerinden vazgeçmesi üzerine, taksirle yaralama suçundan cezalandırmanın mümkün olmadığı hâllerde sanığın TCK m. 179 uyarınca trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan cezalandırılması gerektiği vurgulanmıştır. Bu üç karar birlikte değerlendirildiğinde, şikâyetin geri alınmasının yalnızca taksirle yaralama suçunu düşürdüğü, şikâyete tabi olmayan tehlike suçlarının ayrıca kovuşturulmaya devam edeceği açıktır.
4.2. İstisna: Bilinçli Taksir ve Ağır Neticeler
TCK m. 89/5 uyarınca, birinci fıkra kapsamındaki basit hâl her durumda şikâyete tabi kalmaya devam eder; ancak suçun bilinçli taksirle işlenmesi ve mağdurun 89/2, 89/3 veya 89/4 kapsamındaki ağır bir neticeye uğraması hâlinde şikâyet aranmaksızın soruşturma resen yürütülür.
5. HAGB, Uzlaşma ve Adli Para Cezası
5.1. Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB)
HAGB (CMK m. 231), koşulların sağlanması hâlinde taksirle yaralama suçunda da uygulanabilir. Taksirle yaralama suçunda HAGB uygulanabilmesi için sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmaması, yeniden suç işlemeyeceğine dair kanaat oluşması, verilen cezanın 2 yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezası olması ve mağdurun zararının giderilmesi gerekir. Basit hâldeki (89/1) davalarda HAGB sıklıkla uygulanmaktadır. Nitelikli hallerde (m. 89/2 ve 89/3) verilen ceza miktarı 2 yılı aşabileceğinden, bu durumda HAGB imkânı ortadan kalkabilir.
5.2. Uzlaşma
Uzlaşma, CMK m. 253 uyarınca taksirle yaralama suçu için öngörülen zorunlu bir usuldür; savcılık, uzlaştırma girişiminde bulunmadan iddianame düzenleyemez, aksi hâlde bu durum bozma nedenidir. Uzlaşma, ceza yargılaması başlamadan önce soruşturma aşamasında da gerçekleştirilebilir. Uzlaşma özellikle maddi tazminat içerdiğinde tarafların menfaatine sonuçlar doğurabilmektedir. Trafik kazası gibi mağduru genellikle failin tanımadığı, ancak zararın açık biçimde ölçülebildiği olaylarda uzlaşma süreci hızlı sonuçlanabilmektedir.
TCK m. 89/4 kapsamında birden fazla mağdurun bulunduğu olaylarda (örneğin toplu taşıma aracı kazası), uzlaşma her mağdur bakımından ayrı ayrı değerlendirilir; mağdurlardan biri uzlaşma teklifini kabul etmezken diğerleri kabul edebilir. Bu durumda dava, yalnızca uzlaşmayı reddeden mağdur yönünden devam eder; uzlaşan mağdurlar bakımından ise kovuşturmaya yer olmadığına veya düşme kararına hükmedilir. Bu bölünebilirlik, çok mağdurlu taksirle yaralama olaylarında sıkça karşılaşılan ve doğru yönetilmediğinde yargılamanın uzamasına yol açan bir usul noktasıdır.
5.3. Adli Para Cezası
Adli para cezasına, hapis cezası yerine veya hapis cezasının çevrilmesi yoluyla hükmedilebilir. Basit hâldeki taksirle yaralama suçunda hâkim, somut olayın koşullarına ve failin kusur derecesine göre hapis cezası yerine doğrudan adli para cezası da belirleyebilir; adli para cezası miktarı, TCK m. 52 uyarınca gün para cezası sistemine göre hesaplanır ve failin ekonomik durumuna göre değişkenlik gösterir.
6. Görevli ve Yetkili Mahkeme
6.1. Görevli Mahkeme
TCK m. 89/1 ve 89/2 kapsamındaki davaların büyük çoğunluğunda Asliye Ceza Mahkemesi görevlidir; suçun niteliğine göre görev dağılımı 5235 sayılı Kanun çerçevesinde belirlenir. Birden fazla kişinin yaralanması veya ağır nitelikli hâllerde (m. 89/3 ve m. 89/4) da yine Asliye Ceza Mahkemesi görevli kalmaya devam eder.
6.2. Yetkili Mahkeme
Yetkili mahkeme, CMK m. 12 uyarınca kural olarak suçun işlendiği yer mahkemesidir; trafik kazalarında kazanın meydana geldiği, iş kazalarında işyerinin veya kazanın gerçekleştiği, malpraktis iddialarında ise tıbbi müdahalenin yapıldığı yer mahkemesi yetkilidir.
7. Taksirle Yaralama Suçunun Uygulamada Sıkça Karşılaşılan Hâlleri
7.1. Trafik Kazaları
Trafik kazalarına bağlı taksirle yaralama davalarında kusur tayini, genellikle Karayolları Trafik Kanunu’na göre düzenlenen bilirkişi raporlarına dayanır. Ancak mağdurun kendisinin de kural ihlali yapmış olması, failin sorumluluğunu otomatik olarak ortadan kaldırmaz. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2013/405 E., 2014/22 K. sayılı kararında, yaya için yanan kırmızı ışıkta yola çıkan bir mağdura yeşil ışıkta seyreden sürücünün çarpması sonucu gelişen olayda; sürücünün yeşil ışıkta geçtiğinin kabulü hâlinde dahi, kavşak alanına yaklaşırken hızını azaltması, yoğun trafikte yayaların aniden yola çıkabileceğini öngörerek dikkatli davranması gerektiğini belirterek, mağdurun asli kusurlu olduğu bir olayda dahi sürücünün tali derecede kalan kusuru nedeniyle cezalandırılması gerektiğine hükmetmiştir. Bu karar, asli kusur–tali kusur ayrımının uygulamadaki en açık örneklerinden biridir: mağdurun trafik kuralını ihlal etmiş olması, failin de aynı olayda dikkat ve özen yükümlülüğünü ihmal ettiği tali bir kusurunun bulunmasını dışlamaz.
Bilirkişi raporu ile ceza miktarı ilişkisi: Uygulamada sıkça karşılaşılan bir yanılgı, bilirkişi raporunda belirtilen kusur yüzdesinin doğrudan ceza miktarını belirlediği düşüncesidir. Oysa bilirkişi raporları mahkemeyi bağlayıcı nitelikte değildir; hâkim, dosyadaki tüm delilleri (olay yeri tespit tutanağı, tanık beyanları, birden fazla bilirkişi raporu) birlikte değerlendirerek kusur tayinini serbestçe yapar. Yukarıda anılan Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2013/405 E., 2014/22 K. sayılı kararda olduğu gibi, soruşturma aşamasındaki bilirkişi raporu, kovuşturma aşamasındaki keşif sonrası raporu ve Adli Tıp Kurumu raporu birbiriyle çelişebilir; böyle durumlarda mahkeme, dosya kapsamıyla en uyumlu bulduğu raporu esas alarak gerekçeli bir değerlendirme yapmak zorundadır.
7.2. İş Kazaları
İş kazalarında taksirle yaralama sorumluluğu, çoğunlukla birden fazla kişi arasında (işveren, saha/bölüm amiri, iş güvenliği uzmanı, taşeron) paylaşılır ve TCK m. 37/2 uyarınca taksirli suçlarda iştirak hükümleri uygulanmadığından her ilgili kendi kusuru oranında ayrı ayrı sorumlu tutulur. Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 2023/5099 E., 2023/4805 K. sayılı kararında, bir pervaz yapma makinesinde parmağını sıkıştırarak yaralanan işçiyle ilgili davada, şirketin yönetim kurulu üyesi olan sanığın değil, iş güvenliğinden fiilen sorumlu olan ve haklarında mahkûmiyet kararı kesinleşen paketleme bölümü amirlerinin kusurlu olduğunu; sanığa iş güvenliği eksiklikleri hakkında herhangi bir bildirim yapılmadığını gözeterek verilen beraat kararını onamıştır.
Benzer şekilde, Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin 2013/26199 E., 2014/21526 K. sayılı kararında, taşeronluk sözleşmesiyle iş güvenliği yükümlülüğü açıkça alt yükleniciye devredilmiş olmasına rağmen ana yüklenici sanığın mahkûm edildiği bir olayda, sözleşme hükümleri gereği iş güvenliği tedbirlerini alma yükümlülüğü bulunan tarafın alt yüklenici olduğu ve ana yükleniciye izafe edilebilecek bir kusur bulunmadığı gerekçesiyle mahkûmiyet hükmü bozulmuştur. Bu iki karar, iş kazalarında taksirle yaralama sorumluluğunun soyut hiyerarşik pozisyona değil, somut görev ve bildirim ilişkisine göre belirlendiğini göstermektedir.
7.3. Tıbbi Uygulama Hataları / Malpraktis
Hekim taksiri iddialarında, olayın niteliği gereği birden fazla ve çoğu zaman birbiriyle çelişen bilirkişi/uzman raporu (Adli Tıp Kurumu, ilgili tabip odası, üniversite hastaneleri) ile karşılaşılması sıktır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2019/648 E., 2024/125 K. sayılı kararında, bir hastanın ameliyat sırasında karnında kompres unutulduğu iddiasıyla açılan davada, Adli Tıp Kurumu raporu ile İzmir Tabip Odası ve üniversite hastanelerinin hazırladığı raporlar arasındaki çelişkiye rağmen, ameliyatı yapan sanıkların “ameliyat sahasının kapatılmadan önce yeterli kontrolü yapmamaları sebebiyle” dikkat ve özen yükümlülüğünü ihlal ettiklerini ve kusurlu olduklarını kabul etmiştir; bu karar, çelişkili raporların varlığının tek başına mahkemenin serbest değerlendirme yetkisini ortadan kaldırmadığını göstermektedir.
Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin 2011/17412 E., 2013/6986 K. sayılı bir başka kararında ise, doğumu geciktirip sezaryene geç kalan bir kadın doğum uzmanının neden olduğu ve ceninin ana rahminde ölümüyle sonuçlanan olayda, tıp mesleği kurallarına aykırı gecikmenin taksir niteliğinde olduğu ve bu durumun TCK m. 89/3-e bendindeki “gebe bir kadının çocuğunun düşmesi” hükmü kapsamında değerlendirilmesi gerektiği; ceninin doğmadan önce ana rahminde ölmesinin de hukuki anlamda “düşük” sayılacağı belirtilmiştir. Malpraktis iddialarında Adli Tıp Kurumu raporuna, dosyaya sunulan diğer uzman raporlarıyla çelişki bulunduğu gerekçesiyle itiraz edilebilir; mahkeme gerekli görürse dosyayı yeniden inceleme için ilgili kurula gönderebilir.
7.4. Spor ve Rekreasyon Kazaları
Spor müsabakaları veya rekreasyon faaliyetleri sırasında meydana gelen yaralanmalarda, kuralına uygun oynanan bir müsabakada ortaya çıkan yaralanmalar genellikle sporun doğal riski kapsamında değerlendirilir; ancak kural dışı, kasıtlı sertlik içeren veya güvenlik tedbirlerinin ihmal edildiği hâllerde taksirle yaralama sorumluluğu doğabilir.
7.5. İnşaat ve Yapı Kazaları
İnşaat şantiyelerinde iskele çökmesi, düşme veya ekipman kaynaklı yaralanmalarda, iş güvenliği mevzuatına aykırılık ile netice arasındaki nedensellik bağı belirleyicidir; sorumluluk, somut olayda hangi tarafın hangi güvenlik tedbirini almakla yükümlü olduğuna göre paylaştırılır (bkz. §7.2’deki iş kazası ilkeleri, inşaat kazalarında da aynı şekilde uygulanır).
7.6. Hayvan Kaynaklı Yaralanmalar
Hayvan sahibinin gerekli önlemleri almaması (bağlama, uyarı levhası, tasma) sonucu bir hayvanın başkasını yaralaması hâlinde, sahibin taksirle yaralama sorumluluğu gündeme gelebilir; sorumluluğun tayininde sahibin hayvanın tehlikeli davranışını öngörüp öngöremeyeceği esas alınır.
8. Ceza Tayininde Kusur Yoğunluğunun Rolü
TCK m. 61/1 ve m. 22/4 uyarınca, taksirli suçlarda temel cezanın belirlenmesinde failin kusurunun somut ağırlığı esas alınır; taksirli suçlarda ceza her olayda otomatik olarak asgari haddden belirlenmez. Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 2012/17669 E., 2013/10858 K. sayılı kararında, ateşli silahla asli kusurlu biçimde neden olunan ve mağdurda amputasyon ile kalıcı işlev kaybına yol açan bir olayda, sanığın taksirinin yoğunluğu gözetilmeden asgari hadden ceza tayin edilmesini hukuka aykırı bulmuş; kusurun ağırlığı ile zararın derecesinin hak ve nasafete uygun bir ceza belirlenmesinde birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Bu karar, taksirle yaralama davalarında sanık lehine “otomatik asgari ceza” beklentisinin her olayda geçerli olmadığını göstermektedir.
9. Ceza Davası ile Tazminat Davası İlişkisi
Taksirle yaralama nedeniyle açılan ceza davası ile mağdurun uğradığı zararın giderilmesi amacıyla açacağı maddi/manevi tazminat davası birbirinden bağımsızdır. Ceza davasında beraat kararı verilmesi, hukuk mahkemesinde açılacak tazminat davasında failin sorumlu tutulmasına engel değildir; zira ceza yargılamasında aranan “her türlü şüpheden uzak kesin delil” standardı ile hukuk yargılamasındaki sorumluluk ölçütleri farklıdır. Bu nedenle mağdurlar, ceza davasının sonucunu beklemeden veya ceza davasından bağımsız olarak ayrı bir tazminat davası açabilir.
10. Ceza Miktarları Özet Tablosu
| Fıkra | Durum | Ceza |
|---|---|---|
| TCK 89/1 | Basit hâl | 4 aydan 2 yıla kadar hapis veya adli para cezası |
| TCK 89/2 | Nitelikli hâl (sürekli zayıflama, kemik kırığı, sabit iz vb.) | 89/1’e göre belirlenen cezanın yarısı oranında artırımı |
| TCK 89/3 | Ağır nitelikli hâl (işlevin yitirilmesi, bitkisel hayat, yüzde sürekli değişiklik vb.) | 89/1’e göre belirlenen cezanın bir kat artırımı |
| TCK 89/4 | Birden fazla kişinin yaralanması | 9 aydan 5 yıla kadar hapis cezası |
11. Taksirle Yaralama Suçu Hakkında Sonuç ve Değerlendirme
Taksirle yaralama suçu, kastın değil dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılığın cezalandırıldığı bir suç tipi olup TCK m. 89 uyarınca temel hâlde dört aydan iki yıla, birden fazla mağdurlu hâlde dokuz aydan beş yıla kadar hapis veya adli para cezasını gerektirir. Somut olaydaki kusur tayini büyük ölçüde Yargıtay Kararlarının yerleşik içtihadına göre şekillendiğinden, benzer olaylara ilişkin emsal kararların incelenmesi de sürecin yönetiminde yol gösterici olur. Suçun oluşup oluşmadığının ve kusur oranının tayini, büyük ölçüde somut olayın delillerine (bilirkişi raporları, tanık beyanları, sözleşme hükümleri) dayandığından, dosyanın doğru yönetilmesi ve gerektiğinde çelişkili bilirkişi raporlarına usulüne uygun itiraz edilmesi belirleyici önemdedir. Şikâyet süresinin kaçırılmaması, uzlaşma sürecinin doğru yürütülmesi ve HAGB koşullarının değerlendirilmesi de sürecin sonucunu doğrudan etkiler. Bu nedenle gerek fail gerekse mağdur sıfatıyla sürece dahil olan kişiler için, güçlü savunma veya hak arayışı açısından yaralama suçlarında uzman bir ceza avukatı ile süreçlerin yürütülmesi önemlidir.
9. Taksirle Yaralama Suçu Hakkındaki Yargıtay Kararları ve Karar Analizleri
İki Farklı İş Kazası İddiasında, İlk Kaza Yönünden Şikayet Süresinin Dolması, İkinci Kaza Yönünden İse Delil Bulunmaması Durumunda Beraat Kararı Verilmesi Hukuka Uygundur
Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 2018/8538 E. – 2020/429 K., 14.01.2020 T.
Kararın Özeti
Katılan, çalıştığı iş yerinde iki farklı tarihte iş kazası geçirdiğini iddia etmiştir. İlk kaza 08.09.2012 tarihinde meydana gelmiş, basit tıbbi müdahale ile giderilecek şekilde sonuçlanmış, kaza raporu düzenlenerek tedavisi yapılmış ve katılan çalışmaya devam etmiştir. Katılan, ikinci kazanın ise aynı yılın aralık ayında gerçekleştiğini, bu kaza nedeniyle şubat-nisan ayları arasında istirahat raporu aldığını ancak kaza raporu tutulmadığını ileri sürerek 24.04.2013 tarihinde iş yerinin insan kaynakları müdürü olan sanıktan şikayetçi olmuştur. İlk derece mahkemesi, yüklenen suçun sanık tarafından işlenmediğinin sabit olduğu gerekçesiyle CMK m.223/2-b uyarınca sanığın beraatine karar vermiştir. Hükmün katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 12. Ceza Dairesi, şikayet tarihi itibarıyla ilk kazaya ilişkin hak düşürücü sürenin dolduğunu, ikinci kazanın gerçekleştiğine dair ise dosyada hiçbir delil bulunmadığını belirterek beraat hükmünü onamıştır.
Yargıtayın Gerekçesi
Taksirle yaralama suçu, kural olarak şikayete tabi bir suç tipi olup kanuni şikayet süresi içinde usulüne uygun bir başvurunun yapılması dava şartıdır. Somut olayda katılanın 08.09.2012 tarihinde geçirdiği ilk iş kazasına ilişkin şikayetini, kanuni altı aylık hak düşürücü süre geçtikten sonra 24.04.2013 tarihinde gerçekleştirdiği anlaşılmaktadır. Bu nedenle ilk kaza yönünden ceza soruşturması yürütülmesi usulen mümkün değildir. Katılanın aralık ayında geçirdiğini iddia ettiği ikinci iş kazası yönünden ise, her ne kadar sonraki aylara ilişkin istirahat raporları mevcut olsa da, bu yaralanmanın iddia edilen tarihte ve iddia edilen iş yerindeki bir iş kazasından kaynaklandığına, sanığın bu süreçte herhangi bir kusur veya ihmalinin bulunduğuna dair dosya kapsamında cezalandırmaya yeter nitelikte somut, kesin ve inandırıcı bir delil elde edilememiştir. Bu doğrultuda yerel mahkemenin, suçun sanık tarafından işlenmediğinin sabit olduğu yönündeki kabul ve takdiri yerinde görülmüştür.
“Şikayet tarihine göre 08.09.2012 tarihinde gerçekleşen kaza için şikayet süresinin dolmuş olduğu ve Aralık ayında gerçekleştiği iddia edilen kazanın gerçekleştiğine ilişkin dosya kapsamında herhangi bir delil olmadığı da göz önüne alındığında… yüklenen suçun sanık tarafından işlenmediğinin sabit olduğu gerekçesi gösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınmış olduğundan… beraate ilişkin hükmün isteme uygun olarak ONANMASINA…”
Değerlendirme
Bu karar, iş kazalarından kaynaklanan taksirle yaralama davalarında hem usuli eksikliklerin (şikayet süresi) hem de esasa ilişkin ispat kurallarının ceza yargılamasındaki rolünü net bir şekilde ortaya koymaktadır. Yargıtay, katılanın soyut iddialarına karşılık somut vakıaları ikiye ayırarak titiz bir hukuki denetim yapmıştır. İlk kaza raporlanmış ve kayıt altına alınmış olmasına rağmen, katılanın yasal süresi içinde şikayet hakkını kullanmaması adli sistemin haksızlığı geriye dönük cezalandırmasını engeller. İkinci kaza iddiasında ise, katılanın sonraki aylarda aldığı istirahat raporlarının bulunması, tek başına o kazanın iş yerinde ve iddia edilen şekilde meydana geldiğini ispatlamaya yetmez. Ceza yargılamasının en temel ilkesi olan “şüpheden sanık yararlanır” düsturu ve delilsizlik karşısında, kusuru ve fiili sabit olmayan insan kaynakları müdürünün beraatine karar verilmesi, ceza sorumluluğunun şahsiliği ve mutlak ispat arayışı ilkeleriyle tamamen bağdaşmaktadır.
Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2018/8538 E. – 2020/429 K. Sayılı İlamı Tam Metni
“İçtihat Metni”
Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi
Suç : Taksirle Yaralama
Hüküm : CMK’nın 223/2-b. maddesi uyarınca beraat
Taksirle yaralama suçundan sanığın beraatine ilişkin hüküm katılan vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
İncelenen dosya kapsamına göre; katılanın çalıştığı işyerinde 08/09/2012 tarihinde basit tıbbi müdahale ile giderilir şekilde iş kazası geçirdiği ve iş kazası raporu düzenlenerek tedavisinin yapıldığı, tedavisi bittikten sonra çalışmaya devam ettiği ve katılanın iddiasına göre Aralık ayında ikinci kez iş kazası geçirdiği ve bu kaza nedeniyle şubat ayından başlamak üzere nisan ayına kadar istirahat raporu aldığı, aralık ayında gerçekleşen kaza ile ilgili işyeri kazası raporu tutulmadığını öğrendiği ve 24.04.2013 tarihinde çalıştığı işyerinde insan kaynakları müdürü olan sanıktan şikayetçi olduğu olayda, şikayet tarihine göre 08.09.2012 tarihinde gerçekleşen kaza için şikayet süresinin dolmuş olduğu ve Aralık ayında gerçekleştiği iddia edilen kazanın gerçekleştiğine ilişkin dosya kapsamında herhangi bir delil olmadığı da göz önüne alındığında,
Yapılan yargılama sonunda, yüklenen suçun sanık tarafından işlenmediğinin sabit olduğu gerekçesi gösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınmış olduğundan, katılan vekilinin eksik incelemeye ve sair nedenlere ilişkin temyiz itirazlarının reddiyle, beraate ilişkin hükmün isteme uygun olarak ONANMASINA, 14/01/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Bilinçli Taksirle Yaralama Suçunda Şikayetten Vazgeçilmesi Halinde, Trafik Güvenliğini Tehlikeye Sokma Suçundan Mahkumiyet Kararı Verilmelidir
Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 2017/9745 E. – 2019/6344 K., 20.05.2019 T.
Kararın Özeti
Sanık, 2.29 promil alkollü olarak sevk ve idare ettiği araçla yaralamalı bir trafik kazasına sebebiyet vermiştir. Yargılama sürecinde mağdur, sanık hakkındaki şikayetinden vazgeçmiş, sanık da bu vazgeçmeyi kabul etmiştir. İlk derece mahkemesi, şikayetten vazgeçme nedeniyle TCK’nın ilgili maddeleri ve CMK m.223/8 uyarınca davanın düşmesine karar vermiştir. Hükmün mahalli Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 12. Ceza Dairesi; alkol düzeyi itibarıyla olayda hem taksirle yaralama hem de trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçlarının bir arada oluştuğunu belirtmiştir. Yaralama suçundan şikayetten vazgeçme nedeniyle cezalandırma yapılamadığı durumlarda, tehlike suçundan mahkumiyet kurulması gerektiği ölçütünü hatırlatan daire, yerel mahkemenin düşme hükmünü hukuka aykırı bularak oy birliğiyle bozmuştur.
Yargıtayın Gerekçesi
Sanığın olay anındaki yüksek alkol durumu (2.29 promil), ceza hukuku tekniği açısından hem trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunun (TCK m.179/3) hem de taksirle yaralama suçunun unsurlarının aynı anda gerçekleştiğini göstermektedir. Yargıtayın yerleşik uygulamalarında, bu iki suçun birlikte işlendiği fikri içtima hallerinde “zarar suçu – tehlike suçu” kriteri esas alınır. Taksirle yaralama bir zarar suçu, trafik güvenliğini tehlikeye sokma ise tehlike suçudur. Normlar yarışı gereği failin öncelikle zarar suçundan cezalandırılması asıldır. Ancak taksirle yaralama suçunda kovuşturma şartı olan şikayetin gerçekleşmemesi veya yargılama sırasında şikayetten vazgeçilmesi nedeniyle cezalandırmanın imkansız hale geldiği ahvalde, tehlike suçu varlığını korumaya devam eder. Bu durumda mahkemece yapılması gereken işlem; taksirle yaralama suçundan açılan davanın şikayet yokluğu sebebiyle düşmesine karar verirken, kamu düzenini ilgilendiren ve şikayete tabi olmayan trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan mahkumiyet hükmü kurmaktır.
“Taksirle yaralama suçunun zarar suçu, TCK’nın 179/3. maddesinde düzenlenen trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunun tehlike suçu olması… kovuşturma şartı olan şikayetin gerçekleşmemesi ya da şikayetten vazgeçme nedeniyle taksirle yaralama suçundan cezalandırmanın mümkün olmadığı ahvalde ise, sanığın TCK’nın 179. maddesinde düzenlenen trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan cezalandırılmasının kabul edilmesi karşısında; taksirle yaralama suçundan dolayı açılan davanın şikayet yokluğu nedeniyle düşmesine karar verilmesi, trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan dolayı ise mahkumiyet hükmü kurulması yerine yazılı şekilde karar verilmesi, Kanuna aykırıdır.”
Değerlendirme
Bu karar, yüksek alkol etkisi altında (bilinçli taksir boyutunda) trafik kazası yapıp yaralanmaya yol açan faillerin, mağdurun şikayetini geri çekmesiyle tamamen cezasız kalmasının önüne geçen, kamu sağlığı ve trafik düzenini koruyucu nitelikte çok önemli bir içtihattır. Hukuk genel teorisinde yer alan “zarar suçu, tehlike suçunu tüketir” ilkesi, zarar suçunun cezalandırılabilir olduğu sürece geçerlidir. Mağdur şikayetten vazgeçtiğinde zarar suçunun cezalandırılabilirliği ortadan kalkmakta, ancak sanığın topluma ve kamu düzenine karşı işlediği “tehlike yaratma” eyleminin haksızlık içeriği aynen devam etmektedir. Yerel mahkemenin salt yaralama odaklı düşünerek davanın tamamını düşürmesi, sanığın 2.29 promil gibi çok yüksek bir alkolle trafiğe çıkma neticesinde yarattığı toplumsal tehlikeyi cezasız bırakma riski taşımaktadır. Yargıtay, suçların niteliğini (zarar-tehlike ayrımı) doğru konumlandırarak hukuki boşluk oluşmasını engellemiş ve adil bir sonuca ulaşmıştır.
Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2017/9745 E. – 2019/6344 K. Sayılı İlamı Tam Metni
“İçtihat Metni”
Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi
Suç : Taksirle yaralama
Hüküm : CMK’nın 223/8. maddesi uyarınca düşme
Taksirle yaralama suçundan sanık hakkında açılı davanın düşürülmesine ilişkin hüküm, mahalli Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre,
Sanığın 2.29 promil alkollü olarak sevk ve idare ettiği araçla yaralamalı trafik kazasına neden olması eyleminde trafik güvenliğini tehlikeye sokma ve taksirle yaralama suçlarının oluştuğu; mağdurun yargılama sırasında sanığa yönelik şikayetlerinden vazgeçtiği, sanığın vazgeçmeyi kabul ettiği, iddianame içeriğinden trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunun unsurlarının oluştuğu, sanığın olay anındaki alkol durumu itibariyle atılı trafik güvenliğini tehlikeye sokma ve taksirle yaralama suçlarının beraberce oluştuğu, Dairemizin yerleşik uygulamasına göre; taksirle yaralama suçunun zarar suçu, TCK’nın 179/3. maddesinde düzenlenen trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunun tehlike suçu olması, her iki suçun birlikte işlendiği hallerde, sanığın hangi suç nedeniyle cezalandırılacağı belirlenirken, suçlar için kanunda öngörülen cezaların ağırlığının değil, zarar suçu-tehlike suçu kriterinin esas alınması, buna göre; sanığın taksirle yaralama suçundan cezalandırılmasının mümkün olduğu ahvalde, sadece taksirle yaralama suçundan cezalandırılması, kovuşturma şartı olan şikayetin gerçekleşmemesi ya da şikayetten vazgeçme nedeniyle taksirle yaralama suçundan cezalandırmanın mümkün olmadığı ahvalde ise, sanığın TCK’nın 179. maddesinde düzenlenen trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan cezalandırılmasının kabul edilmesi karşısında; taksirle yaralama suçundan dolayı açılan davanın şikayet yokluğu nedeniyle düşmesine karar verilmesi, trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan dolayı ise mahkumiyet hükmü kurulması yerine yazılı şekilde karar verilmesi,
Kanuna aykırı olup, mahalli Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince isteme aykırı olarak BOZULMASINA; 20/05/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
10. Sonuç ve Değerlendirme
Taksirle yaralama suçu, TCK m. 89 kapsamında birden fazla fıkra ve bent hâlinde düzenlenerek basit halden ağır nitelikli hallere doğru artan bir ceza sistemi benimsemiştir. Günlük yaşamda en sık karşılaşılan ceza davalarından biri olan bu suç tipi; trafik kazaları, iş kazaları ve tıbbi uygulama hataları gibi pek çok farklı biçimde ortaya çıkabilmektedir.
Basit taksir ile bilinçli taksir arasındaki ayrımın doğru yapılması; hem cezanın belirlenmesi hem de kovuşturma koşulları bakımından hayati önem taşımaktadır. Kural olarak şikâyete tabi olan bu suçta, bilinçli taksir tespit edilmesi veya birden fazla kişinin yaralanması hâlinde re’sen kovuşturma yoluna gidilmektedir. Uygulamada uzlaşma ve HAGB kurumlarının aktif biçimde işletilmesi, davanın seyrini ve sonucunu belirleyici ölçüde etkileyebilmektedir. Bu nedenle taksirle yaralama suçuyla karşılaşan kişilerin zaman kaybetmeksizin alanında uzman bir ceza avukatından hukuki destek alması büyük önem taşımaktadır. Soruşturma ve kovuşturma aşamalarında güçlü savunma için yaralama suçlarında uzman bir ceza avukatı ile süreçlerin yürütülmesi önemlidir.
Sık Sorulan Sorular
Taksirle yaralama suçunun cezası nedir?
Basit hâlde (TCK 89/1) dört aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezası öngörülür. Nitelikli hâllerde (89/2-89/3) ceza yarı oranından bir kata kadar artar; birden fazla kişinin yaralanması hâlinde (89/4) dokuz aydan beş yıla kadar hapis cezası uygulanır.
Basit taksir ile bilinçli taksir arasındaki fark nedir?
Basit taksirde fail, gerçekleşebilecek sonucu hiç öngörmemiştir. Bilinçli taksirde ise fail sonucu öngörmüş, ancak gerçekleşmeyeceğine güvenerek hareket etmiştir. Bilinçli taksirde ceza artırılır ve suç, şikâyetten bağımsız olarak resen kovuşturulur.
Taksirle yaralama suçu şikâyete tabi midir?
Kural olarak evet. Mağdurun veya şikâyet hakkına sahip kişinin suçtan haberdar olduğu tarihten itibaren altı ay içinde şikâyette bulunması gerekir; süre geçirilirse veya şikâyetten vazgeçilirse kovuşturma düşer.
Bilinçli taksirle işlenen yaralama şikâyete tabi midir?
Hayır, ağır nitelikli hâllerde değildir. TCK 89/5 uyarınca birinci fıkra kapsamındaki basit hâl hariç olmak üzere, suçun bilinçli taksirle işlenmesi hâlinde şikâyet aranmaz ve savcılık resen harekete geçer.
Taksirle yaralama suçuna teşebbüs veya iştirak mümkün müdür?
Hayır. Taksirli suçlarda kast unsuru bulunmadığından teşebbüs mümkün değildir; TCK 37/2 uyarınca taksirle işlenen suçlarda iştirak hükümleri de uygulanmaz, her fail kendi kusuru oranında ayrı ayrı sorumlu tutulur.
Taksirle yaralama suçunda uzlaştırma uygulanır mı?
Evet. CMK 253 uyarınca taksirle yaralama suçu uzlaşma kapsamındaki suçlar arasında yer alır; uzlaşma sağlanırsa soruşturma aşamasında kovuşturmaya yer olmadığına, kovuşturma aşamasında ise düşme kararı verilir.
Şikâyet süresi geçirilirse ne olur?
Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin 2018/8538 E. – 2020/429 K. sayılı kararına göre, altı aylık hak düşürücü şikâyet süresi geçtikten sonra yapılan şikâyet üzerine ceza soruşturması yürütülmesi usulen mümkün değildir ve beraat kararı verilir.
Şikâyetten vazgeçilirse taksirle yaralama davası her zaman tamamen düşer mi?
Hayır, her zaman değil. Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin 2017/9745 E. – 2019/6344 K. sayılı kararına göre, olayda taksirle yaralamayla birlikte trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçu (TCK 179) da oluşmuşsa, taksirle yaralama davası şikâyet yokluğu nedeniyle düşerken şikâyete tabi olmayan tehlike suçundan ayrıca mahkûmiyet kurulması gerekir.
Taksirle yaralama suçunda görevli mahkeme hangisidir?
TCK 89/1 ve 89/2 kapsamındaki davaların büyük çoğunluğunda Asliye Ceza Mahkemesi görevlidir; suçun niteliğine göre görev dağılımı 5235 sayılı Kanun çerçevesinde belirlenir.
Taksirle yaralama suçunda HAGB uygulanabilir mi?
Evet, koşulların sağlanması hâlinde uygulanabilir: sanığın daha önce kasıtlı suçtan mahkûm olmaması, yeniden suç işlemeyeceğine dair kanaat oluşması, verilen cezanın iki yıl veya daha az hapis ya da adli para cezası olması ve mağdurun zararının giderilmesi gerekir. Nitelikli hâllerde (89/2, 89/3) ceza iki yılı aşabileceğinden HAGB imkânı ortadan kalkabilir.
Trafik kazasında karşı taraf da kusurluysa (müterafik kusur) sürücünün cezası tamamen kalkar mı?
Hayır, otomatik olarak kalkmaz. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2013/405 E., 2014/22 K. sayılı kararında da vurgulandığı üzere, mağdurun kural ihlaliyle asli kusurlu olması, sürücünün hızını azaltma ve dikkatli olma yükümlülüğünü ihmal ettiği tali derecede bir kusurunun bulunmasını dışlamaz; bu durumda sürücü tali kusuru oranında sorumlu tutulmaya devam eder.
Doktor hatası (tıbbi malpraktis) davalarında taksirle yaralama nasıl ispatlanır, Adli Tıp Kurumu raporuna itiraz edilebilir mi?
vet, itiraz edilebilir. Bilirkişi ve Adli Tıp Kurumu raporları mahkemeyi bağlayıcı nitelikte değildir; dosyada birden fazla ve birbiriyle çelişen rapor bulunması hâlinde (ör. üniversite hastanesi raporu ile Adli Tıp Kurumu raporu arasındaki çelişki), mahkeme dosya kapsamıyla en uyumlu bulduğu raporu gerekçeli biçimde esas alır ve gerekirse dosyayı ilgili kurula yeniden gönderebilir.
Birden fazla kişi yaralandıysa, mağdurlardan biri uzlaşmayı kabul etmezse dava nasıl ilerler?
TCK 89/4 kapsamındaki çok mağdurlu olaylarda uzlaşma her mağdur bakımından ayrı ayrı değerlendirilir. Uzlaşmayı kabul eden mağdurlar yönünden kovuşturmaya yer olmadığına veya düşme kararına hükmedilirken, reddeden mağdur yönünden dava kaldığı yerden devam eder.
Ceza davasında beraat eden kişi tazminat davasında yine de sorumlu tutulabilir mi?
Evet, tutulabilir. Ceza davası ile tazminat davası birbirinden bağımsızdır; ceza yargılamasındaki “her türlü şüpheden uzak kesin delil” standardı ile hukuk yargılamasındaki sorumluluk ölçütleri farklı olduğundan, ceza davasında beraat kararı verilmesi hukuk mahkemesinde tazminat sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir. Diğer yazılarımızı görmek için Hukuki Makaleler sayfasını, hizmet verdiğimiz diğer alanları görmek için Hizmetlerimiz sayfasını ziyaret edebilirsiniz.
Av. Sinan Karabacak Cep Tel: +90 535 671 88 95
Yasal Uyarı: Bu makale Av. Sinan Karabacak tarafından, yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. Her dava kendine özgü koşullar içermektedir. Hukuki danışmanlık için lütfen iletişime geçiniz.


3 Yorumlar