İçindekiler
Cinsel İstismar Suçu Cezası Nedir? (TCK-103) Cinsel istismar suçu, 5237 sayılı TCK‘nın İkinci Kitabı’nın “Kişilere Karşı Suçlar” başlıklı bölümünde, “Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlar” alt başlığı altında 103. maddede düzenlenmiştir.
Kanun, fiilin ağırlığına göre kademeli bir ceza sistemi öngörmüştür: sarkıntılık düzeyinde kalan istismarda 3 yıldan 8 yıla, temel hâlde 8 yıldan 15 yıla, vücuda organ veya cisim sokulması hâlinde ise 16 yıldan az olmamak üzere hapis cezası uygulanır; mağdurun on iki yaşından küçük olması bu cezaları daha da ağırlaştırır, suç sonucu mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölümü hâlinde ise ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası öngörülmüştür.
Söz konusu suç, çocukların cinsel dokunulmazlığını ve beden bütünlüğünü korumaya yönelik olup Kanun koyucu bu suç tipini ağır yaptırımlara bağlamıştır. Suçun genel yapısı hakkında bilgi için Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlar (TCK 102-105) başlıklı yazımıza da bakabilirsiniz.
1. Cinsel İstismar Suçunun Unsurları
A. Maddi Unsurlar
Fail. TCK m. 103 bakımından fail herhangi bir kişi olabilir; suç özgü suç niteliği taşımamaktadır. Yani failin belli bir sıfat veya özelliğe sahip olması aranmamaktadır. Bununla birlikte maddenin 3. fıkrasında sayılan belirli sıfat ve ilişkilerin varlığı hâlinde suçun nitelikli hâlleri gündeme gelecektir.
Mağdur. Suçun mağduru çocuktur. TCK m. 6/1-b uyarınca çocuk, henüz 18 yaşını doldurmamış kişidir. Kanun koyucu, 103. maddede mağduru iki gruba ayırmıştır:
- On beş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş çocuklar (m. 103/1-a bendi): Bu çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış istismar kapsamında değerlendirilmektedir; rızanın hiçbir hukuki geçerliliği yoktur.
- On beş yaşını tamamlamış diğer çocuklar (m. 103/1-b bendi): Bu çocuklara karşı ancak cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışlar suç kapsamına girmektedir.
15-18 yaş grubundaki çocuklarda “görünürdeki rıza” ile “özgür iradeye dayalı rıza” arasındaki ayrım uygulamada tartışmalıdır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2024/271 E., 2025/430 K. sayılı ve 22.10.2025 tarihli kararında, suç tarihinde 17 yaşında olan mağdureye yönelik eylemlerde, sanığın ayrılma talebine karşılık doğrudan ve üçüncü kişiler üzerinden sistematik tehditlerde bulunması, mağdureyi kafede darbetmesi ve bir defasında evden çıkmasını engellemek için kapıyı içeriden kilitlemesi karşısında, mağdurenin sonraki cinsel birlikteliklere “kurtulma” güdüsüyle ve korkuyla katlandığını, bu tür bir teslimiyetin hukuken geçerli bir rıza sayılamayacağını kabul ederek çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan mahkûmiyeti onamıştır.
Kararda başkan ve sekiz üye, mağdurenin hamile kaldığını öğrenene kadar şikâyetçi olmaması ve tehdit iddia ettiği dönemde sanıkla kamusal alanlarda görüşmeye devam etmesi gerekçesiyle olayın reşit olmayanla cinsel ilişki suçu kapsamında kalması gerektiği yönünde karşı oy kullanmıştır. Karar, taraflar arasında geçmişe dayalı bir yakınlığın veya mağdurenin sonradan sanıkla görüşmeye devam etmesinin, suçun vasfını değiştiren mutlak bir rıza göstergesi sayılamayacağını ortaya koymaktadır.
Fiil (Hareket). Suçun temel hareket unsuru “cinsel istismar” ve “sarkıntılık” kavramları etrafında şekillenmektedir.
Cinsel istismar, çocuğun cinsel dokunulmazlığını, beden bütünlüğünü ihlal eden, belirli bir süreklilik veya yoğunluk taşıyan cinsel davranışlardır.
Sarkıntılık ise anlık, geçici, kısa süreli cinsel davranışlardır; genel bir dokunma ya da ani bir hareket şeklinde ortaya çıkabilir ve ceza daha hafiftir. Bu iki kavram arasındaki sınır çizgisi, aşağıda ayrı bir başlıkta ayrıntılı olarak ele alınmaktadır. Öte yandan TCK m. 103/2 uyarınca cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi, suçun daha ağır nitelikli hâlini oluşturmaktadır.
Nedensellik Bağı ve Netice. TCK m. 103, temel biçimiyle bir serbest hareketli suçtur; belirli bir sonucun gerçekleşmesi aranmamaktadır. Ancak m. 103/5 uyarınca suç için başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralama suçunun ağır neticelerine neden olması hâlinde faile ayrıca kasten yaralama hükümleri de uygulanacaktır. Bunun yanı sıra m. 103/6’ya göre suç sonucu mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölümü hâlinde ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur. Bu ağırlaştırıcı netice hükmünün uygulanabilmesi için dahi objektif sorumluluk (kusursuz sorumluluk) yeterli değildir:
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2020/174 E., 2022/602 K. sayılı kararında, birbirlerine yaklaşık aynı yaşta olan iki suça sürüklenen çocuğun, cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen bir neden olmaksızın rızayla girdikleri cinsel ilişki sonucunda mağdurenin ruh sağlığının bozulmuş olmasına rağmen, içinde bulundukları sosyal ortam, eğitim düzeyleri ve yaşları gözetildiğinde bu ağır neticeyi öngöremeyecekleri ve TCK m. 23 gereğince taksir derecesinde dahi kusurlarının bulunmadığı gerekçesiyle, cezalarının TCK m. 103/6 kapsamında artırılamayacağına, ancak ortaya çıkan zararın TCK m. 61 uyarınca cezanın bireyselleştirilmesinde dikkate alınabileceğine hükmetmiştir.
B. Manevi Unsur
TCK m. 103 kapsamındaki suçlar yalnızca kasıtla işlenebilir; taksirle işlenmesi mümkün değildir. Failin, mağdurun çocuk olduğunu bilerek ve isteyerek cinsel davranışta bulunması gerekmektedir. Olası kast da suçun oluşması bakımından yeterlidir. Failin mağdurun yaşı konusundaki yanılgısının değerlendirilmesinde ise TCK m. 30 çerçevesinde hata hükümleri uygulanabilir. Uygulamada mağdurun beyanlarına, fiziksel görünümüne ve sosyal çevresine bakılarak kastın varlığı değerlendirilmektedir.
Failin cinsel saikle hareket edip etmediği, fiziksel temasın niteliği tartışmalı olduğunda özel bir önem kazanır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2025/295 E., 2025/405 K. sayılı ve 15.10.2025 tarihli kararında, 9 yaşındaki mağdurenin sırtına ve cinsel organına kıyafeti üzerinden dokunduğu iddia edilen 22 yaşındaki sanığın, çocukları şefkat amacıyla saçlarından ve sırtından okşadığını, cinsel bir amacının bulunmadığını savunması karşısında; olayın üzerinden 12 yıl geçmesi nedeniyle tanık beyanlarının güvenilirliğinin zedelenmiş olması ve sanığın cinsel saikle hareket ettiğini gösteren kesin bir delil bulunmaması nedeniyle “in dubio pro reo” (şüpheden sanık yararlanır) ilkesi gereğince beraat kararını onamıştır.
Kurul kararında, “sanığın da özü itibarıyla cinsel amacı olmaksızın katılan mağdurun saçını ve sırtını kardeşi/yeğeni gibi sevdiğine ilişkin, aksi kanıtlanamayan savunmaları karşısında… muhtemel şüphenin tamamen ortadan kaldırılması… için yeterli olmadığı” tespitine yer vermiştir. Bu karar, her fiziksel temasın doğrudan cinsel istismar sayılamayacağını, eylemin cinsel arzuları tatmin amacına yönelik olduğunun şüpheye yer bırakmayacak şekilde kanıtlanması gerektiğini ortaya koymaktadır.
Buna karşılık, mağdur beyanının tıbbi bulgu ve sanığın tevil yollu ikrarıyla desteklendiği hâllerde mahkûmiyet yoluna gidilmektedir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2024/275 E., 2025/150 K. sayılı ve 09.04.2025 tarihli kararında, evli olduğu kadının ilk evliliğinden olan üvey oğluna yönelik zincirleme şekilde nitelikli cinsel istismar suçundan 30 yıl hapis cezasına çarptırılan sanığın itirazını; mağdur ile sanık arasında husumet bulunmaması, Adli Tıp Kurumu ve pedagog raporlarının mağdurun olayı kurgulayacak bir zihinsel yapıda olmadığını göstermesi, anal sfinkter tonusu gevşekliğinin fiilî livata bulgularından olması ve sanığın “bölgesel örf gereği şaka yollu dokunma” şeklindeki tevil yollu ikrarı bir bütün olarak değerlendirilerek oy çokluğuyla reddetmiş, suçun sabit olduğuna hükmetmiştir.
Benzer şekilde, somut delille desteklenmeyen soyut mağdur beyanı tek başına mahkûmiyete yeterli görülmemektedir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2024/227 E., 2025/29 K. sayılı ve 15.01.2025 tarihli kararında, cezaevinde aynı koğuşta kalan 14 yaşındaki mağdura yönelik zincirleme nitelikli cinsel istismar iddiasıyla yargılanan suça sürüklenen çocuk hakkında; olay sonrası düzenlenen raporda darp veya fiilî livata bulgusuna rastlanmaması, kriminal incelemede sanığa ait DNA veya sperm izi tespit edilememesi, mağdurun ilk ifadelerinde birden fazla eylemden söz ederken sonraki ifadesinde tek eylemden bahsetmesi ve koğuştaki diğer çocuk tanıkların iddiayı doğrulamaması karşısında, mevcut delillerin kesin bir vicdani kanaat oluşturmaya yetmediği gerekçesiyle beraat kararı verilmesi gerektiğine hükmetmiştir.
Bu karar, kapalı ortamlardaki (cezaevi, yurt vb.) hiyerarşik baskı iddialarını göz ardı etmemekle birlikte, çelişkili ve bilimsel verilerle desteklenmeyen soyut beyanlara dayanılarak mahkûmiyet kurulamayacağını hatırlatmaktadır.
C. Hukuka Aykırılık Unsuru
Suçun oluşabilmesi için fiilin hukuka aykırı olması şarttır. Çocuğun rızası, TCK m. 103/1-a bendi kapsamında (15 yaşından küçük veya algılama yeteneği gelişmemiş çocuk) hukuka uygunluk nedeni oluşturmaz; zira bu çocukların cinsel konularda geçerli rıza açıklama ehliyeti bulunmamaktadır. On beş yaşını tamamlamış çocuklar bakımından ise sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedenle hareket edilmesi suç teşkil etmektedir; bu durumda rıza zaten geçersiz kılınmış olmaktadır. On beş yaşını dolmuş ancak on sekiz yaşını doldurmamış çocuklar bakımından, cebir/tehdit/hile bulunmaksızın girilen cinsel ilişki reşit olmayanla cinsel ilişki suçunu (TCK m. 104) oluşturmaktadır; bu ayrım aşağıda 8. başlıkta ayrıca ele alınmıştır.
D. Özel Görünüş Biçimleri
Teşebbüs. TCK m. 103 kapsamındaki suça suça teşebbüs mümkündür. Fiilin icrasına başlandığı hâlde mağdurun direnci, üçüncü kişilerin müdahalesi veya failin kendi iradesiyle hareketin tamamlanamaması hâlinde teşebbüs hükümleri uygulanacaktır. Ancak organ/cisim sokma suretiyle nitelikli istismara teşebbüs ile TCK m. 36’daki gönüllü vazgeçme arasındaki sınır, uygulamada en çok tartışılan konulardan biridir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2021/49 E., 2022/31 K. sayılı ve 18.01.2022 tarihli kararında; sanığın mağdurenin kıyafetlerini çıkarıp cinsel organını anal bölgesine sokmaya çalıştıktan sonra, kendisini durduracak harici bir engel bulunmamasına rağmen kendiliğinden eylemine son verip mağdureyi bıraktığı olayda, yerel mahkemenin “nitelikli cinsel istismara teşebbüs” yerine TCK m. 36’daki gönüllü vazgeçme hükmünü uygulayarak sanığı tamamlanmış basit cinsel istismar suçundan cezalandırmasını isabetli bulmuş ve bu yöndeki direnme hükmünü onamıştır.
Kurul, gönüllü vazgeçmenin kabulü için (i) icra hareketlerine kasıtlı biçimde başlanmış olmasını, (ii) suç tamamlanmadan önce vazgeçilmesini, (iii) vazgeçmenin icra hareketlerinin devamına veya sonucun gerçekleşmesine yönelik olmasını, (iv) vazgeçmenin failin isteğiyle gerçekleşmesini ve (v) suçun tamamlanmamasının failin kendi çabasıyla meydana gelmesini şart koşmuştur; failin harici bir engelle karşılaşmadan, kendi iradesiyle organ sokma eylemine son vermesi hâlinde teşebbüs değil, gönüllü vazgeçme ve tamamlanmış basit suçtan sorumluluk söz konusu olur.
İştirak: Suçun birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi hem genel iştirak hükümlerini hem de TCK m. 103/3-a bendindeki nitelikli hâli gündeme getirir. Bu durumda her bir fail, nitelikli hâl nedeniyle artırılmış ceza ile cezalandırılır. İştirak hükümlerinin uygulanması için faillerin suç üzerinde ortak kastı ve fiil üzerinde hâkimiyeti bulunmalıdır.
İçtima: Failin aynı mağdura karşı farklı zamanlarda birden fazla cinsel istismar eylemini gerçekleştirmesi hâlinde zincirleme suç hükümleri (TCK m. 43) uygulanabilir. Ancak Yargıtay, aralarında zaman ve mekân bütünlüğü bulunmayan ayrı eylemleri bağımsız suç olarak kabul etmektedir. Suçun birden fazla çocuğa karşı işlenmesi hâlinde ise her bir mağdur için ayrı suç oluşur. Zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için mutlaka “aynı suçun” işlenmesi gerekir; farklı suç tiplerinin zincirleme suç çatısı altında birleştirilmesi mümkün değildir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2022/46 E., 2023/303 K. sayılı ve 24.05.2023 tarihli kararında, suça sürüklenen çocuk ile mağdurenin rızaya dayalı cinsel ilişkilerinin mağdurenin 15 yaşını tamamlamasından önce başlayıp sonra da devam etmesi olayında; nitelikli cinsel istismar (TCK m. 103/2) ile reşit olmayanla cinsel ilişki (TCK m. 104/1) suçlarının korunan hukuki değer, hareket unsurları ve muhakeme şartları bakımından kökten farklı olduğunu, bu nedenle iki ayrı suçun birbirinin nitelikli veya hafif şekli sayılamayacağını ve zincirleme suç kapsamında birleştirilemeyeceğini, mağdurenin 15 yaşını doldurmadan önceki eylemin TCK m. 103/2, sonraki eylemlerin ise ayrıca TCK m. 104/1 ve 43/1 kapsamında, gerçek içtima kurallarına göre cezalandırılması gerektiğine hükmetmiştir.
2. Cinsel İstismar Suçunda Nitelikli Haller
A. Cezayı Artıran Nitelikli Haller (TCK m. 103/3)
TCK m. 103/3 uyarınca suçun aşağıdaki nitelikli hâllerde işlenmesi hâlinde verilecek ceza yarı oranında artırılır:
- Birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi (m. 103/3-a): Suçun müşterek faillik biçiminde işlenmesini kapsar.
- Toplu yaşam ortamlarından faydalanılarak işlenmesi (m. 103/3-b): Yurt, kreş, çocuk yuvası, cezaevi ve benzeri insanların toplu olarak bir arada yaşadığı ortamlarda suçun işlenmesidir. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2024/227 E., 2025/29 K. sayılı kararına konu olayda da isnat, cezaevi koğuşu ortamının sağladığı yakınlıktan bahisle ileri sürülmüş, ancak somut delil yetersizliği nedeniyle beraatle sonuçlanmıştır.
- Akrabalık veya evlilik ilişkisi (m. 103/3-c): Üçüncü derece dahil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi ya da üvey baba, üvey ana, üvey kardeş veya evlat edinen tarafından işlenmesi. Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2024/275 E., 2025/150 K. sayılı kararında ele alınan olayda sanık, mağdurun üvey babası olup bu nitelikli hâl gündeme gelmiştir.
- Güven ilişkisinin kötüye kullanılması (m. 103/3-d): Vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, koruyucu aile veya sağlık hizmeti veren ya da koruma, bakım veya gözetim yükümlülüğü bulunan kişiler tarafından işlenmesi. Yargıtay 9. Ceza Dairesi 2023/5460 E., 2023/6273 K. sayılı ve 12.10.2023 tarihli kararında, bir Kur’an kursu öğreticisinin on iki yaşını tamamlamamış öğrencilerinin kıyafetlerinin içine elini sokarak cinsel organlarını ve göğüslerini okşaması eylemini, yerel mahkemenin “sarkıntılık” olarak nitelendirmesini hukuka aykırı bulmuş; bu eylemlerin TCK m. 103/1 birinci ve üçüncü cümlesi ile üçüncü fıkranın (d) bendi ve 43. madde (zincirleme suç) kapsamında “eğitici” sıfatıyla nitelikli cinsel istismar suçunu oluşturduğuna hükmederek kararı bozmuştur.
- Kamu görevi veya hizmet ilişkisinin nüfuzunun kötüye kullanılması (m. 103/3-e): Kamu görevlisi sıfatı veya hizmet ilişkisinin sağladığı otoritenin suçun işlenmesinde araç olarak kullanılması.
B. Cezayı Artıran Diğer Nitelikli Haller (TCK m. 103/4)
TCK m. 103/4 uyarınca cinsel istismarın, m. 103/1-a bendindeki çocuklara (15 yaşından küçük veya algılama yeteneği gelişmemiş) karşı cebir veya tehditle ya da m. 103/1-b bendindeki çocuklara (15-18 yaş) karşı silah kullanmak suretiyle gerçekleştirilmesi hâlinde de ceza yarı oranında artırılır. Bu fıkranın uygulanabilmesi için cebir veya tehdidin şüpheye yer bırakmayacak şekilde ispatlanması gerekir; Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesi, mesajlaşma içerikleri ve tüm dosya kapsamına göre cebir veya tehdidin kesin delille ortaya konulamadığı bir olayda TCK m. 103/4’ün hatalı uygulandığına işaret etmiştir.
C. Vücuda Organ veya Cisim Sokulması (TCK m. 103/2)
Cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi hâlinde on altı yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur. Mağdurun on iki yaşını tamamlamamış olması hâlinde bu alt sınır on sekiz yıla yükselmektedir. Bu düzenleme, suçun en ağır nitelikli biçimini oluşturmaktadır. Uygulamada bu hükmün somut yansımasına örnek olarak, Yargıtay 9. Ceza Dairesi 2023/2525 E., 2023/6793 K. sayılı kararında organ sokmak suretiyle cinsel istismar suçundan TCK m. 103/2, 62/1, 53/1-2-3 ve 58. maddeler uyarınca 13 yıl 4 ay hapis cezasına hükmedilen sanığın mahkûmiyeti onanmıştır.
D. Mağdurun 12 Yaşından Küçük Olması
TCK m. 103/1’in üçüncü cümlesinde mağdurun on iki yaşını tamamlamamış olması hâli özel olarak düzenlenmiştir. Buna göre istismar durumunda verilecek ceza on yıldan, sarkıntılık durumunda ise beş yıldan az olamaz.
E. Neticesi Sebebiyle Ağırlaşmış Haller
TCK m. 103/5 uyarınca cinsel istismar için başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralama suçunun ağır neticelerine neden olması hâlinde, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır. TCK m. 103/6’ya göre ise suç sonucu mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölümü hâlinde ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur; ancak yukarıda 1-A başlığında açıklandığı üzere bu hükmün uygulanabilmesi için failin bu ağır neticeyi öngörebilecek durumda olması ve en azından taksir derecesinde kusurunun bulunması arandığını Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2020/174 E., 2022/602 K. sayılı kararında ortaya koymuştur.
Fiilin niteliğine ve mağdurun yaşına göre öngörülen ceza aralıkları aşağıdaki tabloda özetlenmiştir:
| Fiilin Niteliği | Madde | Ceza Aralığı |
|---|---|---|
| Sarkıntılık düzeyinde kalan cinsel istismar | TCK 103/1, 2. cümle | 3 yıldan 8 yıla kadar hapis |
| Temel hâl (sarkıntılık düzeyini aşan, organ/cisim sokulmayan istismar) | TCK 103/1, 1. cümle | 8 yıldan 15 yıla kadar hapis |
| Sarkıntılık, mağdur 12 yaşından küçük | TCK 103/1, ek cümle | 5 yıldan az olmamak üzere hapis |
| İstismar (temel hâl), mağdur 12 yaşından küçük | TCK 103/1, ek cümle | 10 yıldan az olmamak üzere hapis |
| Vücuda organ veya cisim sokulması | TCK 103/2 | 16 yıldan az olmamak üzere hapis |
| Organ/cisim sokulması, mağdur 12 yaşından küçük | TCK 103/2 | 18 yıldan az olmamak üzere hapis |
| TCK 103/3 (a-e) veya 103/4’teki nitelikli sebeplerle işlenmesi | TCK 103/3-4 | İlgili ceza yarı oranında artırılır |
| Cebir/şiddetin kasten yaralamanın ağır neticelerine yol açması | TCK 103/5 | Ayrıca kasten yaralama suçu hükümleri uygulanır |
| Mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölümü | TCK 103/6 | Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası |
3. Sarkıntılık ile Cinsel İstismar Arasındaki Fark
Sarkıntılık düzeyinde kalan cinsel istismar ile temel hâldeki cinsel istismarın birbirinden ayrılması, hem uygulanacak ceza aralığını hem de -failin çocuk olduğu hâllerde- şikâyete tabi olup olmadığını doğrudan etkilediği için büyük önem taşır. Yargıtay içtihatlarıyla bu ayrımın oluşumu için bazı kriterler ortaya konulmuştur:
- Süreklilik ve yoğunluk: Cinsel istismar, çocuğun cinsel dokunulmazlığını belirli bir süreklilik veya yoğunluk taşıyacak biçimde ihlal eden davranışlardır; sarkıntılık ise anlık, geçici, tek seferlik bir temas niteliğindedir.
- Failin ısrarı: Mağdurun tepkisi karşısında failin eylemine devam etmesi veya eylemi tekrarlaması, fiili sarkıntılık düzeyinden çıkarıp istismara taşır.
- Temasın yeri ve niteliği: Cinsel organ, kalça, göğüs gibi bölgelere yönelen, kıyafet üzerinden dahi olsa süreklilik arz eden dokunuşlar istismar olarak değerlendirilir; buna karşılık ani ve tek seferlik bir dokunma sarkıntılık sayılabilir. Yargıtay 9. Ceza Dairesi 2023/5460 E., 2023/6273 K. sayılı kararında, farklı tarihlerde tekrarlanan, mağdurların kıyafetlerinin içine el sokularak yapılan dokunmaların sarkıntılık değil, zincirleme (TCK m. 43) cinsel istismar suçunu oluşturduğuna hükmetmiştir.
- Organ veya cisim sokulması: Vücuda organ veya cisim sokulması söz konusu olduğunda fiil doğrudan TCK m. 103/2 kapsamındaki en ağır nitelikli hâle girer; bu durumda sarkıntılık-istismar ayrımı tartışılmaz.
- Cinsel saikin ispatı: Fiziksel temasın tek başına varlığı yeterli değildir; failin cinsel saikle hareket ettiğinin şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya konması gerektiğini Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2025/295 E., 2025/405 K. sayılı kararında vurgulamıştır.
Bu ayrımın pratik sonucu şikâyet rejiminde de kendini gösterir: aşağıda açıklandığı üzere, failin de çocuk olduğu hâllerde sadece sarkıntılık düzeyinde kalan fiiller şikâyete tabidir; istismar düzeyine ulaşan fiillerde bu istisna uygulanmaz.
4. Cinsel İstismar Suçu Şikâyete Tabi Midir?
TCK m. 103 kapsamındaki suçlar kural olarak şikâyete tabi değildir; resen soruşturma ve kovuşturma yapılır. Ancak bu kuralın önemli bir istisnası mevcuttur: TCK m. 103/1’in son cümlesine göre sarkıntılık düzeyinde kalmış suçun faili çocuk ise, soruşturma ve kovuşturma yapılması mağdurun, velisinin veya vasisinin şikâyetine bağlıdır. Bu düzenleme ile çocuk faillerin mağdurun rızası ya da yasal temsilcisinin iradesine aykırı biçimde yargılanmasının önüne geçilmek istenmiştir.
Buna göre söz konusu istisna hem fail hem eylem bakımından iki koşulu birlikte gerektirmektedir:
- Failin çocuk olması (18 yaşından küçük)
- Suçun sarkıntılık düzeyinde kalması
Her iki koşulun birlikte gerçekleşmesi durumunda şikâyet aranacak, aksi takdirde suç şikâyetten bağımsız olarak re’sen soruşturulacaktır.
5. Cinsel İstismar Suçunda Zamanaşımı
Cinsel istismar suçunda dava zamanaşımı süresi, TCK m. 66 uyarınca öngörülen ceza üst sınırına göre belirlenir. Sarkıntılık düzeyinde kalan fiillerin üst sınırı bile (8 yıl) 5 yılı aştığından, suçun hem sarkıntılık hem de temel/nitelikli hâllerinde dava zamanaşımı süresi kural olarak 15 yıldır.
Bu genel kuralın iki önemli istisnası bulunmaktadır. Birincisi, TCK m. 66/6 uyarınca çocuklara karşı üstsoy veya çocuk üzerinde hüküm ve nüfuzu bulunan kimseler (örneğin üvey ebeveyn, vasi, eğitici, bakıcı, koruyucu aile gibi TCK m. 103/3-c ve d bentlerinde sayılan kişiler) tarafından işlenen suçlarda zamanaşımı, fiilin işlendiği tarihten değil, çocuğun on sekiz yaşını doldurduğu günden itibaren işlemeye başlar; bu düzenleme, aile içi veya güven ilişkisi kapsamında istismara uğrayan çocukların, çocukluk döneminde şikâyet edebilme imkânından yoksun kalmalarının önüne geçmeyi amaçlamaktadır.
İkinci istisna, failin de çocuk olduğu hâllerde ortaya çıkar. TCK m. 66/2 uyarınca fiili işlediği sırada on iki yaşını doldurmuş olup da on beş yaşını doldurmamış olan faillerde zamanaşımı süreleri yarı oranında kısaltılır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2020/174 E., 2022/602 K. sayılı kararında, suç tarihinde 12-15 yaş grubunda bulunan suça sürüklenen çocuklar hakkında TCK m. 103/2’de öngörülen 8 yıldan 15 yıla kadar hapis cezasının, TCK m. 66/1-d ve 66/2 uyarınca 7 yıl 6 aylık olağan ve 11 yıl 3 aylık kesintili zamanaşımına tabi olduğunu, somut olayda bu sürenin dolmuş olması nedeniyle kamu davasının düşmesine karar vermiştir. Bu süre, altı aylık şikâyet süresinden (yalnızca failin çocuk olduğu sarkıntılık hâlinde uygulanan istisnai süre) bağımsız bir kavramdır.
6. HAGB, Uzlaşma, Ceza Ertelenmesi ve Adli Para Cezası
A. Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB)
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun HAGB düzenleyen 231. maddesi uyarınca HAGB, sanığın iki yıl veya daha az hapis cezasına mahkûm edilmesi hâlinde uygulanabilmektedir. Ancak TCK m. 103 kapsamındaki suçlarda öngörülen ceza alt sınırları bu eşiğin çok üzerinde olduğundan HAGB uygulanması mümkün değildir.
B. Uzlaşma
TCK m. 103 kapsamındaki suçlarda uzlaşma yoluna gidilmesi mümkün değildir. CMK m. 253/3 hükmüne göre cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda uzlaştırma uygulanamaz. Bu suçlar ağır bir toplumsal zarar ve mağduriyet yarattığından kanun koyucu uzlaşmayı kesin olarak dışlamıştır.
C. Cezanın Ertelenmesi
TCK m. 103’teki suçlar için öngörülen asgari cezalar, erteleme için TCK m. 51’de aranan sınırların çok üzerinde olduğundan erteleme hükümleri pratikte uygulanamamaktadır. Koşulların istisnai olarak sağlandığı, örneğin suçun sarkıntılık düzeyinde kaldığı ve faile en düşük cezanın verildiği durumlarda dahi, mahkemeler genellikle suçun ağırlığını ve toplumsal zararını göz önünde bulundurarak erteleme yoluna gitmemektedir.
D. Adli Para Cezasına Çevirme
TCK m. 50 uyarınca kısa süreli hapis cezaları adli para cezasına veya diğer seçenek yaptırımlara çevrilebilmektedir. TCK m. 103 kapsamındaki suçlar için öngörülen cezalar uzun süreli hapis cezaları olduğundan bu suçlarda adli para cezasına çevirme imkânı bulunmamaktadır. Kanun koyucu, söz konusu suçların ağırlığı ve mağdurların korunması amacıyla hapis cezasının seçenek yaptırımlarla ikame edilmesine olanak tanımamıştır.
7. Tazminat Davası Hakkı
Cinsel istismar suçunun mağduru veya mağdur küçükse yasal temsilcisi, ceza yargılamasından bağımsız olarak fail ve varsa suça iştirak eden diğer kişiler aleyhine haksız fiile dayalı maddi ve manevi tazminat davası açabilir. Maddi tazminat talebi genellikle tedavi giderleri, psikolojik destek/terapi masrafları ve mağdurun ileride uğrayabileceği kazanç kaybını kapsarken, manevi tazminat mağdurun yaşadığı ruhsal travmanın karşılığı olarak talep edilir.
Ceza mahkemesindeki mahkûmiyet kararı, hukuk mahkemesindeki tazminat davasında failin kusurunu ispat bakımından güçlü bir delil teşkil eder; ceza davası ile tazminat davası farklı usul ve ispat kurallarına tabi olduğundan, ceza davasında beraat kararı verilmiş olması tek başına tazminat talebini engellemez. Tazminat davalarında zamanaşımı, TCK m. 66/6’daki özel düzenlemeye paralel olarak, mağdurun 18 yaşını doldurmasından sonra da açılabilecek şekilde değerlendirilebilmektedir; bu nedenle sürecin bir avukat eşliğinde ayrıca değerlendirilmesi önem taşır.
8. TCK 103 ile TCK 102 ve TCK 104 Karşılaştırması
TCK m. 103’ü komşu suç tipleri olan cinsel saldırı (TCK m. 102) ve reşit olmayanla cinsel ilişki (TCK m. 104) suçlarından ayıran temel ölçüt mağdurun yaşıdır. TCK m. 102 mağduru 18 yaşını doldurmuş kişiler için, TCK m. 103 ise 18 yaşını doldurmamış çocuklar için uygulanır; iki maddenin fiil unsurları ve nitelikli hâlleri büyük ölçüde paraleldir.
TCK m. 103 ile TCK m. 104 arasındaki ayırt edici ölçüt ise mağdurun yaşı ve rızanın hukuki geçerliliğidir. On beş yaşını tamamlamamış bir çocuğa yönelik her cinsel davranış, rıza aranmaksızın TCK m. 103 kapsamında istismar sayılır; on beş ile on sekiz yaş arasındaki bir çocukla cebir, tehdit veya hile bulunmaksızın girilen cinsel ilişki ise TCK m. 104 kapsamında değerlendirilir. Yukarıda 1-D başlığında aktarıldığı üzere, Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2022/46 E., 2023/303 K. sayılı kararında, mağdurun 15 yaşını doldurmadan önce ve sonra yaşanan cinsel ilişkilerin zincirleme suç oluşturmadığını, her birinin ayrı suç olarak (sırasıyla TCK m. 103/2 ve TCK m. 104/1-43/1) cezalandırılması gerektiğini karara bağlamıştır. Kararın tam metni için Reşit Olmayanla Cinsel İlişki Suçu Cezası Nedir? (TCK 104) yazımıza bakabilirsiniz.
9. Genel Değerlendirme
TCK m. 103, çocukların cinsel dokunulmazlığını koruyan en önemli düzenlemelerden biridir. Madde; temel suç tipini ve nitelikli hâlleri belirleyerek farklı eylem biçimleri için farklı yaptırımlar öngörmüştür. Kanun koyucu, suçun şikâyete tabi kılınmaması, HAGB ve uzlaşmanın uygulanamaması, ceza ertelemesi ve adli para cezasına çevirme imkânlarının tanınmaması gibi tercihlerle söz konusu suç için caydırıcı bir yaptırım rejimi oluşturmuştur. Bu suç ayrıca Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlar başlığı altında da düzenlenmiştir.
Uygulamada bu suç tipiyle sıklıkla karşılaşılmakta; özellikle aile içi istismar vakalarında nitelikli hâllere ilişkin tartışmalar öne çıkmaktadır. Yargıtay kararları, cinsel istismar ile sarkıntılık arasındaki sınırın tespiti, kastın değerlendirilmesi, teşebbüs-gönüllü vazgeçme ayrımı ve mağdurun ifadesinin delil değeri gibi konularda içtihat geliştirmeye devam etmektedir. Sonuç olarak TCK m. 103, çocuklara yönelik cinsel suçlar alanında kapsamlı, katmanlı ve caydırıcı bir düzenleme sunmakta; hem koruma hem de cezalandırma işlevini bir arada yerine getirmektedir. Bu tür suçlarla ilgili hukuki sürecin cinsel suçlarda uzman bir ceza avukatı ile yürütülmesi gerekmektedir.
VIII. Sık Sorulan Sorular
Çocukların cinsel istismarı suçunun cezası nedir?
Ceza, fiilin niteliğine ve mağdurun yaşına göre değişir: sarkıntılık düzeyinde kalan istismarda 3 yıldan 8 yıla, temel hâlde 8 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası öngörülür. Mağdurun on iki yaşını tamamlamamış olması hâlinde ceza istismarda en az 10 yıl, sarkıntılıkta en az 5 yıldır; vücuda organ veya cisim sokulması hâlinde ceza en az 16 yıl, mağdur 12 yaşından küçükse en az 18 yıldır.
Çocukların cinsel istismarı suçu şikâyete tabi midir?
Hayır, kural olarak şikâyete tabi değildir; suç öğrenilir öğrenilmez re’sen soruşturulur. Tek istisna, failin de çocuk olduğu ve fiilin sarkıntılık düzeyinde kaldığı hâllerdir; bu durumda soruşturma ve kovuşturma mağdurun, velisinin veya vasisinin şikâyetine bağlıdır.
TCK 103 ile TCK 104 arasındaki fark nedir?
Ayırt edici ölçüt mağdurun yaşı ve rızanın hukuki geçerliliğidir. On beş yaşını tamamlamamış bir çocuğa yönelik her cinsel davranış, rıza aranmaksızın TCK m. 103 kapsamında istismar sayılır; on beş ile on sekiz yaş arasındaki bir çocukla cebir, tehdit veya hile bulunmaksızın girilen cinsel ilişki ise TCK m. 104 kapsamında değerlendirilir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2022/46 E., 2023/303 K. sayılı kararı, mağdurun 15 yaşını doldurmadan önce ve sonra yaşanan cinsel ilişkilerin zincirleme suç oluşturmadığını, her birinin ayrı suç olarak cezalandırılması gerektiğini ortaya koymaktadır.
Mağdurun beyanı tek başına mahkûmiyet için yeterli midir?
Mağdurun beyanı, tıbbi bulgu, tanık beyanı veya sanığın kısmi ikrarı gibi başka delillerle desteklendiğinde mahkûmiyete yeterli görülebilir; ancak yalnızca soyut ve başka delille desteklenmeyen mağdur beyanı, şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereği tek başına yeterli sayılmaz. Yargıtay Ceza Genel Kurulu bu ayrımı birden fazla kararında netleştirmiş; 2024/227 E., 2025/29 K. sayılı kararında somut delille desteklenmeyen beyanın beraat gerektirdiğini, 2025/295 E., 2025/405 K. sayılı kararında cinsel saikin ispatlanamadığı hâllerde beraat kararı verilmesi gerektiğini, 2024/275 E., 2025/150 K. sayılı kararında ise tıbbi bulgu ve tevil yollu ikrarla desteklenen beyanın mahkûmiyete yeteceğini karara bağlamıştır.
Çocukların cinsel istismarı suçunda HAGB uygulanır mı?
Hayır. CMK m.231’e göre HAGB, sanığın iki yıl veya daha az hapis cezasına mahkûm edilmesi hâlinde uygulanabilir; TCK m.103’teki ceza alt sınırları (en hafif hâlde dahi 3 yıl) bu eşiğin üzerinde olduğundan HAGB uygulanması mümkün değildir.
Çocukların cinsel istismarı suçunda zamanaşımı süresi ne kadardır?
TCK m. 66’daki genel kurallara göre, suçun sarkıntılık düzeyinde kalan hâli de dahil olmak üzere tüm hâllerinde dava zamanaşımı kural olarak 15 yıldır; çünkü sarkıntılığın üst sınırı olan 8 yıl dahi 5 yıllık eşiği aşmaktadır. Ancak fail üstsoy veya çocuk üzerinde hüküm/nüfuz sahibi bir kişi ise (üvey ebeveyn, vasi, eğitici vb.) TCK m. 66/6 uyarınca zamanaşımı, suçun işlendiği tarihten değil, çocuğun 18 yaşını doldurduğu günden itibaren işlemeye başlar.
Çocuğun rızası olsa da cinsel istismar suçu oluşur mu?
EEvet, on beş yaşını tamamlamamış veya fiilin hukuki anlamını algılama yeteneği gelişmemiş çocuklarda rızanın hiçbir hukuki geçerliliği yoktur; bu çocuklara yönelik her türlü cinsel davranış rıza aranmaksızın istismar sayılır. On beş yaşını tamamlamış çocuklarda ise ancak cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedenle gerçekleştirilen cinsel davranışlar suç kapsamına girer; tehdit ve baskı altında verilen “rıza” ise hukuken geçerli sayılmaz; nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2024/271 E., 2025/430 K. sayılı kararında bu ilkeyi açıkça teyit etmiştir.
Failin de çocuk olması cezayı etkiler mi?
Evet, birkaç açıdan etkiler. Fiil sarkıntılık düzeyinde kaldıysa ve failin de çocuk olduğu hâllerde soruşturma, mağdurun, velisinin veya vasisinin şikâyetine bağlı hâle gelir. Ayrıca çocuk faillere TCK m. 31 uyarınca yaşına göre ceza indirimi veya ceza sorumluluğunun kaldırılması söz konusu olabilir; 12-15 yaş grubundaki failler için dava zamanaşımı süreleri de TCK m. 66/2 uyarınca yarı oranında kısaltılır.
Çocukların cinsel istismarı davası hangi mahkemede görülür?
TCK m.103/2’deki organ veya cisim sokulması hâli ile 103/3-4’teki nitelikli hâller Ağır Ceza Mahkemesinin görev alanına girer; bu nitelikli unsurlar bulunmayan temel hâlde de öngörülen ceza üst sınırları nedeniyle davalar uygulamada çoğunlukla Ağır Ceza Mahkemesinde görülür.
Cinsel istismar mağduru tazminat davası açabilir mi?
Evet. Mağdur veya yasal temsilcisi, ceza davasından bağımsız olarak fail aleyhine maddi ve manevi tazminat davası açabilir. Ceza mahkemesindeki mahkûmiyet, hukuk davasında güçlü bir delil oluşturur; ancak ceza davasında beraat verilmiş olması tazminat talebini tek başına engellemez.
Organ veya cisim sokma girişimi tamamlanamazsa ne olur?
Bu durumda teşebbüs ile TCK m. 36’daki gönüllü vazgeçme arasındaki ayrım devreye girer. Fail, harici bir engel (mağdurun direnci, üçüncü kişi müdahalesi vb.) nedeniyle eylemini tamamlayamadıysa nitelikli cinsel istismara teşebbüsten sorumlu tutulur; buna karşılık herhangi bir dış engel bulunmamasına rağmen kendi iradesiyle eylemine son verirse, gönüllü vazgeçme hükümleri uygulanır ve fail yalnızca o ana kadar tamamlanmış olan (genellikle basit) cinsel istismar suçundan cezalandırılır; bu ayrımı Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2021/49 E., 2022/31 K. sayılı kararında ayrıntılı biçimde açıklamıştır.
TCK 103 ile TCK 102 (cinsel saldırı) arasındaki fark nedir?
Temel ayrım mağdurun yaşıdır: TCK m. 102, 18 yaşını doldurmuş mağdurlara yönelik cinsel saldırıları düzenlerken TCK m. 103, 18 yaşını doldurmamış çocuklara yönelik cinsel istismarı düzenler. İki maddenin nitelikli hâlleri ve organ/cisim sokma hükümleri büyük ölçüde paraleldir.
İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.
Av. Sinan Karabacak Cep Tel: +90 535 671 88 95
Yasal Uyarı: Bu makale Av. Sinan Karabacak tarafından, yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. Her dava kendine özgü koşullar içermektedir. Hukuki danışmanlık için lütfen iletişime geçiniz.


2 Yorumlar