|

Ceza Hukukunda Hata (TCK-30)

ceza hukukunda hata

Ceza hukukunda hata (yanılma), failin zihnindeki tasavvur ile gerçeğin birbirinden farklı olması hâlidir ve suçun oluşumunu, failin kastını ya da kusurunu doğrudan etkileyebilir. Türk Ceza Kanunu’nun 30. maddesi hatayı dört ayrı başlıkta düzenlemiştir: suçun maddi unsurlarında hata, nitelikli hâllerde hata, hukuka uygunluk nedenlerinde hata ve haksızlık yanılgısı. Bu rehberde her bir hata türünü, sonuçlarını ve kaçınılmaz–kaçınılabilir hata ayrımını ele alıyoruz. Konu, Türk Ceza Kanunu’nun Genel Hükümler kısmı altında düzenlenen ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenler arasında yer alır.

Ceza Hukukunda Hata Nedir? (TCK 30)

Hata, Türk Ceza Kanunu‘nun 30. maddesinde düzenlenmiştir. Suç, kural olarak failin kanuni tanımdaki unsurları bilerek ve isteyerek gerçekleştirmesiyle (kast) oluşur. Failin gerçeği yanlış algılaması ya da hiç bilmemesi hâlinde, iradenin oluşumunda bir bozukluk meydana gelir. İşte bu yanılma, kimi zaman kastı ortadan kaldırarak suçun oluşmasını engeller, kimi zaman ise cezayı etkiler. Bu nedenle hata, ceza sorumluluğunun temel meselelerinden biridir ve savunmada sıklıkla ileri sürülür.

Kastı kaldıran hata halleri:

  • Tipikliğin unsurlarında hata (m. 30/1)
  • Suçun nitelikli unsurlarında hata (m. 30/2)
  • Hukuka uygunluk nedenlerinin maddi koşullarında hata (m. 30/3)

Kusurluluğu etkileyen hata halleri:

  • Kusurluluğu kaldıran ve azaltan hallerde hata (m. 30/3)
  • Hukuka aykırılık halinde hata (yasak hatası) (m. 30/4)

Suçun Maddi Unsurlarında Hata (Fiili Hata)

TCK 30/1’e göre, fiilin icrası sırasında suçun kanuni tanımındaki maddi unsurları bilmeyen kişi kasten hareket etmiş sayılmaz. Öğretide “fiili hata” olarak da adlandırılan bu durum, kastı ortadan kaldırır ve kural olarak suçun oluşmasını engeller. Çünkü kast, tanımdaki unsurların bilinmesini gerektirir; fail bu unsurları bilmiyorsa kasttan söz edilemez.

Klasik örnek, bir kişinin kendi malı sandığı başkasına ait bir eşyayı alması hâlidir. Burada fail, aldığı malın “başkasına ait” olduğunu bilmediğinden hırsızlık suçunun kastı oluşmaz ve fail bu suçtan sorumlu tutulamaz. Ancak maddede önemli bir kayıt vardır: bu hata dolayısıyla taksirli sorumluluk hâli saklıdır. Yani fiil taksirle de cezalandırılan bir suçsa ve failin yanılması dikkatsizliğinden kaynaklanıyorsa, fail taksirli suçtan sorumlu olabilir.

Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir (TCK madde 21/1). Fiilin icrası sırasında suçun kanuni tanımındaki maddi unsurları bilmeyen bir kimse, kasten hareket etmiş olmaz (TCK madde 30/1).

Suçun maddi unsurlarında hata ile ilgili olarak Yargıtay 16. Ceza Dairesi 2020/4215 E. – 2021/2765 K. sayılı ilamında;

5237 sayılı TCK’nın, ”Hata” kenar başlıklı 30/1. maddesinde düzenlenen suçun maddi unsurlarında hata şartlarının gerçekleştiği durumlarda, sanığın kasten hareket ettiğinden bahsedilemeyecek ve somut olayda tipik eylem gerçekleşmiş olsa da 5271 sayılı CMK’nın 223/2-c maddesi gereğince beraat kararı verilecektir.


Hata (yanılma); kişinin tasavvuru, zihninden geçirdikleri ile gerçeğin birbirine uymaması anlamına gelen bir kavramdır. Hata kural olarak iradenin oluşum sürecine etki eder ve gerçeğin yanlış biçimde tasavvuru veya bilinmesi nedeniyle irade bozulmuş olarak doğar. Failin tasavvurunun konusu dış dünyaya ait bir şeye ilişkin olabileceği gibi, normatif dünyaya (kurallar alanına) dair de olabilir.

Dış dünyayla ilgili şey olduğundan farklı bir biçimde algılanması halinde unsur yanılgısından (tipiklik hatası), normatif dünyaya ait gerçekliğin farklı biçimde değerlendirilmesi halinde ise yasak hatasından bahsedilir. Kısaca unsur hatası bir algılama hatası olduğu halde, yasak hatası bir değerlendirme hatasıdır.” şeklinde bu bent kapsamındaki hatayı tanımlamış ve bu hata halinin yargılamada var olduğunun kabul edilmesi halinde “5271 sayılı CMK’nın 223/2-c maddesi gereğince” sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerektiğine hükmetmiştir.

Nitelikli Hâllerde Hata

TCK 30/2’ye göre, bir suçun daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli hâllerinin gerçekleştiği konusunda hataya düşen kişi bu hatasından yararlanır. Yani fail, cezayı ağırlaştıran bir nitelikli hâlin varlığını bilmiyorsa, kendisine bu ağırlaştırıcı hâl uygulanmaz. Örneğin failin, mağdurun kamu görevlisi olduğunu bilmeden hareket etmesi durumunda, kamu görevlisine karşı işlenmenin öngördüğü ağırlaştırma uygulanmayabilir. Bu kural, kusur ilkesinin doğal bir sonucudur: kişi ancak bildiği ölçüde sorumlu tutulabilir.

Suçun nitelikli hallerinde hata ile ilgili olarak Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2014/757 E. – 2017/113 K. sayılı ilamında;

TCK’nun 30. maddesinin 2. fıkrasında; “Bir suçun daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli hâllerinin gerçekleştiği hususunda hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır” hükmü yer almaktadır. Suçun temel şekline göre cezayı artıran veya azaltan nedenler, nitelikli hallerdir. Nitelikli hallerde hata durumunda fail, suçun temel şekliyle ilgili unsurlarda hataya düşmemiştir. Suçun temel şekli tüm unsurları itibarıyla gerçekleşmiş, ancak fail nitelikli hallerin gerçekleştiği konusunda hata ile hareket etmiştir.


Kanunda nitelikli hale ilişkin hatanın hukuki sonucu açıklanmamış, yalnızca failin bu hatasından yararlanacağı ifade edilmiş, bu hatanın ne birinci fıkrada olduğu gibi kastı kaldıracağından, ne de üçüncü fıkrada olduğu gibi kaçınılmaz olması gerektiğinden bahsedilmemiştir. Bununla birlikte ikinci fıkra uyarınca suçun nitelikli haline ilişkin kanuni unsurlarını bilmeden hareket eden failin nitelikli hal bakımından kasten hareket etmediği kabul edilmeli ve suçun temel şeklinden cezalandırılmalıdır. Buna göre kardeşi olduğunu bilmediği bir kişiyi öldüren failin, kasten öldürme suçunun nitelikli hallerinden olan kardeşini öldürmekten değil, kasten öldürmenin temel şeklinden sorumlu olacağı, değersiz zannederek değerli bir kolyeyi çalan fail hakkında ise değer azlığı hükmünün uygulanacağı ilke olarak kabul edilmektedir.


Cezayı artıran nitelikli halin kişiye değil de fiile ilişkin olduğu durumlarda, bu nitelikli hal sanığa uygulanmalı, sanık suçun nitelikli hali ile cezalandırılmalıdır. Başka bir deyişle kişiye bağlı nitelikli hallerde sanık hatasından yararlanabilmeli ve eylemin basit halinden cezalandırılmalı, fiile bağlı nitelikli hallerde ise hata halinde dahi sanık nitelikli halden cezalandırılmalıdır. Örneğin, üçüncü bir kişiyi öldürmek isteyen sanığın hata ile üçüncü kişi yerine babasını öldürmesi durumunda, üstsoyu öldürme kişiye bağlı nitelikli hal olduğu için sanık hatasından yararlanacak ve öldürme suçunun basit haliyle cezalandırılması gerekecek, fakat, bir kişiyi yakarak öldürmeyi planlayan sanığın hata ile bir başkasını yakarak öldürmesi durumunda, yakarak öldürme fiile ilişkin bir nitelikli hal olduğu için, burada hata ile kastetdiğinden bir başkasını da öldürse sanığın nitelikli halden cezalandırılması gerekecektir.” şeklinde hüküm kurmuştur.

Hukuka Uygunluk Nedenlerinde Hata

TCK 30/3’e göre, ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi bu hatasından yararlanır. Öğretide “putatif” (varsayımsal) hâller olarak da anılan bu durumda fail, gerçekte var olmayan bir hukuka uygunluk nedeninin veya meşru savunma şartlarının bulunduğunu sanarak hareket eder.

Örneğin bir kişinin, kendisine yönelik gerçek bir saldırı olmadığı hâlde saldırıya uğradığını sanarak karşı tarafa zarar vermesi, meşru savunmanın maddi şartlarında hataya düşme hâlidir. Bu hata kaçınılmaz nitelikteyse fail cezalandırılmaz; kaçınılabilir nitelikteyse sonuç, olayın koşullarına göre değişir. Bu ayrım, savunmanın doğru kurgulanması bakımından büyük önem taşır.

Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlerde hata ile ilgili olarak Yargıtay 13. Ceza Dairesi 2016/11522 E. – 2018/1955 K. sayılı ilamında;

Hükûmet Tasarısının 23 üncü maddesinin 3 üncü fıkra veya bendinde düzenlenen “hukuka uygunluk nedenlerinde hata” ile ilgili hüküm, bölüm başlığına paralel olarak değiştirilmiştir. Madde metnindeki “hukuka uygunluk nedenleri” yerine, “ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenler” ibaresi konulmuştur.

Somut olayda söz konusu nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususunda hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanabilecektir. Ancak, bunun için hatanın kaçınılmaz olması gerekir. Hatanın kaçınılabilir olması durumunda ise, kişi işlediği fiilden dolayı sorumlu tutulacak ve fakat bu hata, temel cezanın belirlenmesinde göz önünde bulundurulacaktır.” şeklinde açıklama yapılmak suretiyle, birinci fıkra kapsamında bir hatanın varlığından söz edebilmek için hatanın kaçınılmaz olmasına gerek olmadığı, buna karşılık üçüncü fıkra kapsamındaki hatanın cezai sorumluluğu etkileyebilmesi için mutlaka kaçınılmaz bir hata olması gerektiği vurgulanmıştır.” şeklinde hüküm kurmuştur.

Haksızlık Yanılgısı (Hukuki Hata)

TCK 30/4’e göre, işlediği fiilin haksızlık oluşturduğu hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi cezalandırılmaz. “Haksızlık yanılgısı” ya da “hukuki hata” olarak adlandırılan bu hâlde fail, fiilin maddi unsurlarını bilmekte; ancak bu davranışın hukuka aykırı olduğunun bilincinde olmamaktadır. Burada aranan, failin fiilinin yasak olduğunu kaçınılmaz biçimde bilememiş olmasıdır.

Bu hâlin uygulanması istisnaidir ve sıkı koşullara bağlıdır; çünkü aşağıda değineceğimiz gibi kural, kanunu bilmemenin mazeret sayılmamasıdır. Haksızlık yanılgısı ancak, ortalama bir kişinin de aynı koşullarda fiilin haksızlığını fark edemeyeceği, gerçekten kaçınılmaz durumlarda kabul edilir.

Haksızlık yanılgısı ile ilgili olarak Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2024/462 E. – 2025/193 K. sayılı ilamında;

Maddeye 5377 sayılı Kanun’la eklenen dördüncü fıkrada ise kişinin işlediği fiilden dolayı kusurlu ve sorumlu tutulabilmesi için, bu fiilin bir haksızlık oluşturduğunu bilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Buna göre fail, işlediği fiilin haksızlık oluşturduğu konusunda kaçınılmaz bir hataya düşmüşse, diğer bir ifadeyle, eyleminin hukuka aykırı olmadığı, haksızlık oluşturmadığı, meşru olduğu düşüncesiyle hareket etmişse ve bu yanılgısı, içinde bulunduğu şartlar bakımından kaçınılmaz nitelikte ise artık cezalandırılmayacaktır. Hatanın kaçınılmaz olduğunun belirlenmesinde kişinin bilgi düzeyi, gördüğü eğitim, içinde bulunduğu sosyal ve kültürel çevre şartları göz önünde bulundurulacaktır.


Üçüncü ve dördüncü fıkraların uygulanması yönüyle kişinin kaçınılmaz bir hataya düşmesi şartı aranmakta olup hatanın kaçınılabilir olması durumunda kişi kusurlu sayılacak, diğer bir ifadeyle fiilden dolayı sorumlu tutulacak, ancak bu hata temel cezanın belirlenmesinde dikkate alınacaktır.” şeklinde haksızlık yanılgısı kavramını açıklamıştır.

Kaçınılmaz ve Kaçınılabilir Hata Ayrımı

Özellikle hukuka uygunluk nedenlerinde hata ve haksızlık yanılgısı bakımından, hatanın kaçınılmaz mı yoksa kaçınılabilir mi olduğu belirleyicidir. Kaçınılmaz hata, failin gerekli özeni göstermesine rağmen kaçınamayacağı hatadır ve cezasızlık sonucunu doğurur. Kaçınılabilir hatada ise fail, gerekli dikkati gösterseydi yanılgıya düşmeyecekti; bu hâlde ceza sorumluluğu tümüyle ortadan kalkmaz.

Hatanın kaçınılmaz olup olmadığı değerlendirilirken failin bilgi düzeyi, eğitimi, mesleği ile içinde bulunduğu sosyal ve kültürel çevre koşulları göz önünde bulundurulur. Aynı yanılgı, bir kişi bakımından kaçınılmaz sayılırken başka bir kişi bakımından kaçınılabilir kabul edilebilir. Bu nedenle hata savunmasının somut olayın koşullarıyla birlikte titizlikle temellendirilmesi gerekir.

“Kanunu Bilmemek Mazeret Sayılmaz” İlkesiyle İlişkisi

Türk Ceza Kanunu’nun 4. maddesine göre ceza kanunlarını bilmemek mazeret sayılmaz. Bu ilke ile haksızlık yanılgısı (TCK 30/4) arasında ince bir denge vardır. Kural olarak kişi, bir fiilin kanunda suç olarak düzenlendiğini bilmediğini ileri sürerek sorumluluktan kurtulamaz. Haksızlık yanılgısı ise bu kuralın çok dar bir istisnasıdır; yalnızca failin, fiilinin haksızlığını kaçınılmaz biçimde bilememiş olduğu istisnai durumlarda uygulanır.

Bu nedenle “kanunu bilmiyordum” savunması tek başına sonuç doğurmaz; failin yanılgısının gerçekten kaçınılmaz olduğunun somut verilerle ortaya konması gerekir. Hata hükümlerinin doğru uygulanması teknik bir konu olduğundan, sürecin İstanbul’da ceza hukuku danışmanlığı alınarak yürütülmesi önerilir.

Şahısta ve Hedefte Yanılma (Sapma Hâlleri)

Uygulamada hata ile yakından ilişkili iki özel durum, şahısta yanılma ve hedefte sapmadır. Şahısta yanılma (error in persona), failin hedef aldığı kişiyi bir başkasıyla karıştırarak, aslında zarar vermek istediği kişi yerine başka birine yönelmesidir. Bu hâlde kural olarak failin kastı etkilenmez; çünkü fail bir insanı öldürmeyi ya da yaralamayı istemiş ve bir insanı öldürmüş ya da yaralamıştır. Mağdurun kimliğindeki yanılgı, sonuca kural olarak etki etmez ve fail işlediği suçtan sorumlu olur.

Hedefte sapma (aberratio ictus) ise failin hedef aldığı kişiye değil, isabet hatası sonucu bir başkasına zarar vermesidir; örneğin bir kişiye ateş edildiği hâlde kurşunun yanındaki kişiye isabet etmesi. Bu durum, kast ve taksirin birlikte değerlendirildiği daha karmaşık bir hukuki sorun doğurur ve çoğu zaman içtima kurallarıyla birlikte ele alınır. Her iki durumun da doğru nitelendirilmesi, failin sorumluluğunun kapsamını doğrudan belirler.

Ceza Hukukunda Hata Türlerinin Karşılaştırılması

Aşağıdaki tablo, Türk Ceza Kanunu’nun 30. maddesinde düzenlenen dört hata türünü ve temel sonuçlarını özetlemektedir:

Hata türüMaddeTemel sonuç
Maddi unsurlarda hata (fiili hata)TCK 30/1Kastı kaldırır; taksirli sorumluluk saklıdır
Nitelikli hâllerde hataTCK 30/2Fail hatasından yararlanır; ağırlaştırma uygulanmaz
Hukuka uygunluk nedeninde hataTCK 30/3Kaçınılmaz ise cezasızlık
Haksızlık yanılgısı (hukuki hata)TCK 30/4Kaçınılmaz ise fail cezalandırılmaz

Ceza Hukukunda Hata ile İlgili Yargıtay Kararları ve Karar Analizleri

Mağdurenin Yaşı Hususundaki Esaslı Yanılgı Kastı Kaldıran Maddi Unsur Hatası Kapsamındadır

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2024/183 E. – 2025/578 K., 17.12.2025 T.

Kararın Özeti

Sanık hakkında, suç tarihinde on üç yıl on aylık olan mağdureye yönelik eylemleri nedeniyle zincirleme şekilde çocuğun nitelikli cinsel istismarı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından kamu davası açılmıştır. İlk derece mahkemesince cinsel istismar yönünden reşit olmayanla cinsel ilişki suçu kabul edilerek şikayet yokluğundan düşme, hürriyetinden yoksun kılma yönünden ise beraat kararı verilmiştir. Bölge adliye mahkemesi ise ilk derece mahkemesi kararlarını kaldırarak sanığı her iki suçtan mahkûm etmiştir. Yargıtay 9. Ceza Dairesinin, sanığın mağdurenin yaşını büyük bildiğine dair savunması ve bu durumu destekleyen deliller karşısında hata hükümlerinin uygulanması gerektiği yönündeki bozma kararına bölge adliye mahkemesi direnmiştir. Dosyayı inceleyen Yargıtay Ceza Genel Kurulu, sanığın mağdurenin yaşına ilişkin esaslı hataya düştüğünü saptayarak direnme hükmünü bozmuştur.

Yargıtayın Gerekçesi

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, uyuşmazlığı 5237 sayılı TCK’nın 30/1. maddesinde düzenlenen “suçun maddi unsurlarında hata” kurumu çerçevesinde değerlendirmiştir. Kastın oluşabilmesi için suçun kanuni tanımındaki tüm maddi unsurların failce bilinmesi gerektiği, bu unsurlara dair eksik, hatalı veya yanlış bilginin maddi unsurlarda hata oluşturduğu belirtilmiştir. Somut olayda, mağdurenin mahkemedeki gözlemde 15 yaşından büyük gösterdiğinin mütalaa edilmesi, aşamalarda annesinin sanığa yaşının 18’den büyük olduğunu söylediğini beyan etmesi ve sanığa kimliğinin gösterilmemesi gibi olgular dikkate alınmıştır. Failin düştüğü bu hatanın kabul edilebilir ve esaslı olduğu, suçun maddi unsurları arasında yer alan mağdurun yaşına ilişkin bu yanılgının sanığın kastını ortadan kaldırdığı vurgulanmıştır. Kastın yokluğu nedeniyle TCK’nın 30. maddesindeki hata hükümlerinin uygulanması gerektiği sonucuna varılmıştır.

“Failin isnat olunan suçun maddi unsurlarına ilişkin hatası esaslı, diğer bir ifadeyle kabul edilebilir bir hata olursa, bu takdirde fail TCK’nın 30. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu hatasından yararlanacak, bunun sonucu olarak yüklenen suç açısından kasten hareket etmiş sayılmayacağından…”

Değerlendirme

Bu karar, cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda ve hürriyeti tahdit eylemlerinde ceza sorumluluğunu kaldıran bir neden olarak “maddi unsurlarda hata” müessesesinin somut olaya uygulanış biçimini açıkça göstermektedir. Ceza hukukunda kast, suçun objektif unsurlarının failin tasavvurunda doğru yer bulmasını gerektirir. Cinsel istismar suçunda mağdurun yaşı, suçun hukuki niteliğini ve tipikliğini doğrudan belirleyen en temel maddi unsurdur. Failin, mağdurenin fiziki görünümü, ailesinin ve bizzat mağdurenin yanıltıcı beyanları ile kimlik belgesine ulaşamaması gibi haklı nedenlerle mağduru reşit veya rıza açıklama ehliyetine sahip yaşta sanması esaslı bir yanılgıdır. Ceza Genel Kurulu, salt “evlenme girişiminde bulunan kişinin yaş bilmesi gerekir” şeklindeki objektif sorumluluk mantığını reddederek, failin iç dünyasındaki kaçınılmaz bilgi eksikliğini koruma altına almıştır. Bu doğrultuda, kastı dışlayan maddi unsur hatasının varlığı halinde sanığın kasten hareket ettiğinden söz edilemeyeceği ve cezalandırılamayacağı esası güvenceye bağlanmıştır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2024/183 E. – 2025/578 K., 17.12.2025 T. Tam Metni

“İçtihat Metni”


KARARI VEREN
YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 676-1391

I. HUKUKİ SÜREÇ
Sanık hakkında mağdureye yönelik eylemleri sebebiyle zincirleme şekilde çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda sanığın eyleminin reşit olmayanla cinsel ilişki suçunu oluşturduğu kabul edilerek şikâyet yokluğu sebebiyle açılan kamu davasının 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 73/4 ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223/8. maddeleri uyarınca düşmesine, zincirleme şekilde kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda CMK’nın 223/2-a maddesi uyarınca beraatine ilişkin Aksaray 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 04.10.2016 tarihli ve 35-379 sayılı hükümlerin, katılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesince duruşma açılarak yapılan yargılama sonucunda 24.05.2017 tarih ve 218-1066 sayı ile CMK’nın 280. maddesinin 2. fıkrası uyarınca İlk Derece Mahkemesi hükümlerinin kaldırılarak sanığın zincirleme biçimde çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan TCK’nın 103/2, 43/1, 62/1, 53. maddeleri uyarınca 16… ay hapis; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan aynı Kanun’un 109/1, 109/3-f, 109/5, 62/1, 53. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezalarıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna, bu hükümlerin sanık müdafii, katılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili ve Cumhuriyet Savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 13.04.2022 tarih ve 3109-3472 sayı ile; “…Sanığın aşamalarda mağdurenin on dokuz yaşında olduğunu bildiği yönündeki savunması ile bunu destekler nitelikte mağdurenin ifadesinde sanığa on sekiz yaşından büyük olduğunu söylediğini beyan etmesi, suç tarihi itibarıyla on üç yıl on aylık olan mağdurenin heyetçe izlenen ifade CD’sindeki görünümü ve tüm dosya içeriği nazara alındığında, olayda 5237 sayılı TCK’nın 30. maddesinde düzenlenen hata hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunduğu gözetilerek karar verilmesi gerekirken severek evlenme girişiminde bulunan kişilerin birbirlerinin yaşını soracağından dolayı mağdurenin yaşının sanık tarafından bilinmesi gerektiği şeklindeki oluşa uygun düşmeyen yazılı gerekçeyle mahkûmiyet hükümleri kurulması,” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi ise 02.11.2022 tarih ve 676-1391 sayı ile bozma kararına direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine oy çokluğuyla karar vermiştir.
Direnme kararına konu bu hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 07.02.2023 tarihli ve 10500 sayılı onama-bozma istekli tebliğnamesi ile dosya CMK’nın 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 07.02.2024 tarih ve 2632-948 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan nedenlerle karara bağlanmıştır.
II. UYUŞMAZLIK KONUSU
Direnmenin kapsamına göre inceleme; sanık … hakkında mağdure …’ya yönelik çocuğun nitelikli cinsel istismarı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçları yönünden yapılmıştır.
Özel Daire ile Bölge Adliye Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık … hakkında mağdure …’ya yönelik çocuğun nitelikli cinsel istismarı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçları yönünden TCK’nın 30. maddesinde düzenlenen hata hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının belirlenmesine ilişkindir
III. OLAY VE OLGULAR
İncelenen dosya kapsamından;
12.05.2016 tarihli celsede mahkeme tarafından yapılan gözlemde; mağdurenin 15 yaşından büyük gösterdiğinin mütalaa edildiği,
08.04.2011 tarihinde mağdure hakkında kadın hastalıkları ve uzmanı tarafından düzenlenen genel adli muayene raporuna göre; vajinal muayenesinde eski yırtık görülmüş olup gebe olduğu,
Özel … Hastanesinin 23.07.2015 tarihli yazısı ve doğum belgesinde; mağdurenin annesinin 25.11.2001 tarihinde hastanede bir kız çocuk doğurduğunun belirtildiği,
Anlaşılmaktadır.
Mağdure … kollukta; sanık ile görüşmeye başladıktan bir hafta sonra kendisini babasından istemeye geldiğini ancak reddedildiğini, bunun üzerine sanığa kaçmaya karar verdiğini, yaşı küçük olduğu için resmi nikâh yaptıramadıklarını, yaşının kimlik yaşından daha büyük olduğunu, çünkü annesinin “Senin kimliğini 7 yaşında çıkardım ve senin kimliğini geç çıkardığım için ceza ödedim.” şeklinde sözler söylediğini, kendi rızasıyla cinsel ilişkiye girdiğini,
Mahkemede; annesinin sanığa yaşının 18’den büyük olduğunu söylediğini, bu nedenle kendisinin sanığa ayrıca bir şey söylemediğini, evlendikten sonra sanığın izinnameyi çıkarabilmek için yaşını sorduğunu, sanığa “19 diyorlar.” şeklinde cevap verdiğini, kendisinin de yaşının kaç olduğunu tam olarak bilmediğini,
Katılan … … Mahkemede; kızı olan mağdureyi hastanede doğurduğunu, fiziki yapısının biraz gelişmiş olduğunu, sanık ile mağdurenin kaçırma eyleminden dolayı evlendirdiklerini, sanığa mağdurenin yaşının 18’den büyük olduğunu söylemediğini,
Beyan etmişlerdir.
Sanık … kollukta; mağdurenin yaşının küçük olduğunu bilmediğini, mağdurenin annesinin mağdurenin kimliğini göstermediğini ve “Kızın yaşı tutuyor. Siz düğün hazırlıklarını yapın.” şeklinde sözler söylediğini,
Savcılıkta; mağdurenin annesi, ablası ve mağdurenin bulunduğu ortamda mağdurenin yaşının 19 olarak kendisine söylendiğini,
Sorguda; mağdurenin yaşını 19 olarak söylediklerini, keza mağdurenin kimliği kayıp olduğu için kimliğine bakamadığını, mağdure yurda yerleştirilince gerçek yaşını öğrenebildiğini,
Mahkemede; mağdurenin yaşını 19 olarak bildiğini, yurda yerleştirilince 2001 doğumlu olduğunu öğrendiğini, savunmuştur.
IV. GEREKÇE
A. İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Görüşler
Ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 12.06.2024 tarihli ve 31-196; 10.07.2014 tarihli ve 167-2 31… .12.2024 tarihli ve 364-390 sayılı kararları ile diğer müstakar kararlarında açıklandığı üzere;
Hata, kastı ortadan kaldıran veya kusurluluğu etkileyen hata olmak üzere ikiye ayrılır. Suçun maddi unsurlarında (TCK’nın 30/1. maddesi), suçun nitelikli hâllerinde (TCK’nın 30/2. maddesi), hukuka uygunluk nedenlerinin maddi şartlarında (TCK’nın 30/1-3. maddesi) hata kastı kaldırır. Kusurluluğu ortadan kaldıran veya azaltan sebeplerin maddi şartlarında hata (TCK’nın 30/3. maddesi) ile haksızlık yanılgısı (yasak hatası) (TCK’nın 30/4. maddesi) kusurluluğu etkileyen hata şekilleridir. Kastı kaldıran hata türüne hukuka uygunluk nedenlerinin sınırındaki yanılgıyı da eklemek gerekmektedir (TCK’nın 27/1. maddesi).
TCK’nın 30. maddesinde çeşitli hata hâlleri düzenlenmiş olup maddenin birinci fıkrasında suçun maddi unsurlarında hataya ilişkin hükme yer verilmiştir.
Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi olup bu unsurlara ilişkin bilgisizlik, eksik ya da hatalı bilgi, maddi unsurlara ilişkin bir hatadır. Bu hatanın kastın varlığına engel olacak düzeyde bulunması hâlinde sanığa ceza verilmeyecektir. Suçun maddi unsurlarına ilişkin hata, eylemin suç teşkil etmesi için bulunması zorunlu hususlara ilişkin bir yanılmadır. Maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde, hata dolayısıyla taksirli sorumluluk hâlinin saklı olduğu belirtildiğinden, taksirle de işlenebilen bir suçun maddi unsurlarında tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu hataya düşülmesi kusurluluğu ortadan kaldırmayacaktır.
Failin isnat olunan suçun maddi unsurlarına ilişkin hatası esaslı, diğer bir ifadeyle kabul edilebilir bir hata olursa, bu takdirde fail TCK’nın 30. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu hatasından yararlanacak, bunun sonucu olarak yüklenen suç açısından kasten hareket etmiş sayılmayacağından ve suçun taksirle işlenmesi hâli de kanunda cezalandırılmıyor ise CMK’nın 223. maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi gereğince beraatine karar verilmesi gerekecektir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Mağdure ve sanığın tanışıp arkadaşlık yaptıktan sonra, 16.06.2015 tarihinde imam nikâhı kıydıkları ve rıza dâhilinde cinsel ilişkiye girdikleri hususunda Özel Daire ile Bölge Adliye Mahkemesi arasında bir uyuşmazlık bulunmayan ve bu kabulde de dosya içeriği itibarıyla bir isabetsizliğin olmadığı anlaşılan olayda;
26.11.2001 tarihinde hastanede doğduğu anlaşılan mağdure, aşamalarda istikrarlı şekilde, annesi tarafından yaşının sanığa on sekiz olarak söylendiğine dair beyanlarda bulunmuştur. 12.05.2016 tarihinde Aksaray Ağır Ceza Mahkemesince yapılan gözlemde de mağdurenin fiziki görünüm itibarıyla on beş yaşından büyük gözüktüğü bildirilmiştir. Açıklanan nedenlerle, katılan …’in sanığa mağdurenin yaşının büyük olduğunu söylediğine ilişkin dosyadaki diğer delillerle uyum göstermeyen soyut beyanı haricinde, sanığın, mağdurenin kimliğinin kendisine gösterilmediğine ve mağdurenin on beş yaşından küçük olduğunu soruşturma işlemleri sırasında öğrendiğine dair müstakar savunmalarının aksi ispatlanamamıştır. Tüm bu hususlar bir bütün olarak değerlendirildiğinde, incelemeye konu her iki suçun maddi unsurları bağlamında mağdurun yaşına ilişkin olarak hataya düştüğü anlaşılan sanık hakkında TCK’nın 30. maddesinde düzenlenen hata hükümlerinin uygulanma koşullarının oluştuğu kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Bölge Adliye Mahkemesinin direnme kararına konu mahkûmiyet hükümlerinin bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanık hakkında çocuğun cinsel istismarı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarında TCK’nın 30. maddesinde düzenlenmiş olan hata hâlinin uygulanma olanağının bulunmadığı, bu doğrultuda Bölge Adliye Mahkemesinin direnme gerekçesinin isabetli olduğu düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.
V. KARAR
Açıklanan nedenlerle;
1-Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesinin 02.11.2022 tarihli ve 676-1391 sayılı direnme kararına konu hükümlerinin gerekçelerinin İSABETLİ OLMADIĞINA, söz konusu hükümlerin, sanık … hakkında mağdure …’ya yönelik çocuğun nitelikli cinsel istismarı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçları yönünden TCK’nın 30. maddesinde düzenlenen hata hükümlerinin uygulanmaması isabetsizliklerinden BOZULMASINA,
2- Dosyanın, CMK’nın 304/2-b maddesi uyarınca gereği için Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesine, kararın bir örneğinin de Aksaray Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 17.12.2025 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

Örgütün Niteliğini Bilmeyen ve İrtibatını Koparan Sanık Hakkında Kast Yokluğundan Beraat Kararı Verilmelidir

Yargıtay 3. Ceza Dairesi, 2023/24901 E. – 2025/1910 K., 21.01.2025 T.

Kararın Özeti

Sanık hakkında silahlı terör örgütüne (FETÖ/PDY) üye olma suçundan açılan kamu davasında ilk derece mahkemesi, suçun maddi unsurlarında hata şartlarının oluştuğu gerekçesiyle TCK’nın 30/1 ve CMK’nın 223/3-d maddeleri uyarınca “ceza verilmesine yer olmadığına” hükmetmiştir. Kararın sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 3. Ceza Dairesi, sanığın örgütün nihai ve illegal amacını ortaya koyan operasyonel süreçlerden önce yapıdan ayrılma iradesini gösterdiğini ve irtibatını tamamen kopardığını saptamıştır. Yargıtay, suçun sadece doğrudan kastla işlenebileceğini ve maddi unsur hatasının kastı tamamen ortadan kaldıracağını belirterek, “ceza verilmesine yer olmadığına” yönündeki ilk derece mahkemesi hükmünü bozmuş; sanık hakkında “kast yokluğundan beraat” kararı verilmesi gerektiğine hükmetmiştir.

Yargıtayın Gerekçesi

Yargıtay gerekçesinde öncelikle ceza hukukunda hata kavramının altını çizmiştir. Hata, kişinin tasavvuru ile gerçeğin birbirine uymamasıdır. Suçun maddi unsurlarındaki hata (unsur/tipiklik hatası) bir algılama hatası olup kastın varlığına engel teşkil eder. FETÖ/PDY’nin başlangıçta sivil alanda dini, ahlaki ve eğitim odaklı meşru bir hareket izlenimi vererek gizli amaçlarını ustaca sakladığı gerçeği nazara alınmıştır. Bu kapsamda, örgütün nihai amacını bilmeyen, legal görünümlü dönemde dini sohbetlere katılan, sendika ve derneğe üye olan ancak yapının devlet aleyhine kriminal faaliyetlerini fark ettiği andan itibaren ilişkisini kesen aktörlerin durumu incelenmiştir. Sanığın samimi ikrarlarıyla sabit olan bu kopuş süreci ve operasyonel dönemden sonra örgütsel bir faaliyetinin bulunmaması karşısında, doğrudan kastla işlenebilen bu suç yönünden maddi unsurlarda esaslı hataya düştüğü, dolayısıyla kasten hareket etmediği saptanmıştır. Kastın yokluğu durumunda ise verilmesi gereken kararın beraat olduğu vurgulanmıştır.

“Fiilin icrası sırasında suçun kanuni tanımındaki maddi unsurları bilmeyen bir kimse, kasten hareket etmiş olmaz. TCK’nın 30/1 inci maddesinde düzenlenen suçun maddi unsurlarında hata şartlarının gerçekleştiği durumlarda, sanığın kasten hareket ettiğinden bahsedilemeyecek ve somut olayda tipik eylem gerçekleşmiş olsa da CMK’nın 223/2-c maddesi gereğince beraat kararı verilecektir.”

Değerlendirme

Bu karar, özellikle doğrudan kast aranan ve yapısı gereği karmaşık süreçlerden süzülerek netleşen terör örgütü üyeliği suçlarında “unsur hatası” ile “usuli hüküm çeşitleri” arasındaki ilişkiyi netleştiren çok kritik bir dönemeçtir. İlk derece mahkemesi hata halini kabul etmiş ancak usul hükümleri çerçevesinde “ceza verilmesine yer olmadığına” dair karar kurmuştur. Yargıtay ise ceza hukukunun temel felsefesine sadık kalarak, kastı dışlayan bir hata halinin varlığı durumunda suçun manevi unsurunun doğmadığını, suç teşkil eden bir fiilin hukuken hiç oluşmadığını belirtmiştir. Örgütün gizli ajandasını fark edip refleks olarak ondan uzaklaşan, temiz toplum algısına kapılmış iyi niyetli vatandaşların cezai etiketlerden tamamen arındırılması hukuk devleti ilkesinin bir gereğidir. Yargıtay, manevi unsur eksikliğinin “cezasızlık” değil doğrudan “suçsuzluk/beraat” sonucunu doğuracağını tescil ederek alt mahkemelerin hatalı formülasyonunu düzeltmiştir.

Yargıtay 3. Ceza Dairesi, 2023/24901 E. – 2025/1910 K., 21.01.2025 T. Tam Metni

“İçtihat Metni”

BOZMA ÜZERİNE


İNCELENEN KARARIN;
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2023/343 E., 2023/307 K.
SUÇ : Silahlı terör örgütüne üye olma
HÜKÜM : İlk derece mahkemesince, 5237 sayılı TCK’nın 30/1, 5271 sayılı CMK’nın 223/3-d maddeleri uyarınca verilen ceza verilmesine yer olmadığı
TEMYİZ EDENLER : Sanık müdafii
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama

Bozma üzerine İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm temyiz edilmekle;
Temyiz edenin sıfatı, başvurunun süresi, kararın niteliği ve temyiz sebeplerine göre dosya incelendi, gereği düşünüldü;
Temyiz talebinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi;
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan inceleme sonunda;
Sanık hakkında tüm dosya kapsamı değerlendirildiğinde; mahkemenin uygulama ve gerekçesi yerinde görülmediğinden Tebliğnamedeki onama düşüncesine iştirak edilmemiştir.
Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir(TCK madde 21/1). Fiilin icrası sırasında suçun kanuni tanımındaki maddi unsurları bilmeyen bir kimse, kasten hareket etmiş olmaz(TCK madde 30/1). 5237 sayılı TCK’nın, “Hata” kenar başlıklı 30/1 inci maddesinde düzenlenen suçun maddi unsurlarında hata şartlarının gerçekleştiği durumlarda, sanığın kasten hareket ettiğinden bahsedilemeyecek ve somut olayda tipik eylem gerçekleşmiş olsa da 5271 sayılı CMK’nın 223/2-c maddesi gereğince beraat kararı verilecektir.
Hata(yanılma); kişinin tasavvuru, zihninden geçirdikleri ile gerçeğin birbirine uymaması anlamına gelen bir kavramdır. Hata kural olarak iradenin oluşum sürecine etki eder ve gerçeğin yanlış biçimde tasavvuru veya bilinmesi nedeniyle irade bozulmuş olarak doğar. Failin tasavvurunun konusu dış dünyaya ait bir şeye ilişkin olabileceği gibi, normatif dünyaya (kurallar alanına) dair de olabilir. Dış dünyayla ilgili şey olduğundan farklı bir biçimde algılanması halinde unsur yanılgısından (tipiklik hatası), normatif dünyaya ait gerçekliğin farklı biçimde değerlendirilmesi halinde ise yasak hatasından bahsedilir. Kısaca unsur hatası bir algılama hatası olduğu halde, yasak hatası bir değerlendirme hatasıdır.
Dairemizin 2015/3 Esas, 2017/3 Karar sayılı dosyasında ayrıntılı olarak açıklandığı üzere; FETÖ/PDY terör örgütünün, başlangıçta bir ahlak ve eğitim hareketi olarak ortaya çıkması ve toplumun her katmanında büyük bir kesimce böylece algılanması, amaca ulaşmak için her yolu mübah gören fakat sözde meşruiyetini sivil alanda dinden, kamusal alanda ise hukuktan aldığı izlenimi vermek için yeterli güce erişinceye kadar alenen kriminalize olmamaya özen göstermesi gerçeği nazara alındığında, örgütün ustaca gizlenen amacını bilenler ve bu amaçla örgütte görev alanlar açısından, suç tarihine bakılmaksızın ve suç tarihinden önce anılan yapının terör örgütü olduğuna ilişkin bir mahkeme kararı verilmiş olması da aranmaksızın hata savunmalarına itibar edilemeyeceğinde kuşku bulunmamakta ise de; terör örgütü olduğunu bilmeksizin içinde yer alan veya yardım eden sanıklar yönünden mensup olduğu ya da yardım ettiği yapının Anayasal düzeni zorla değiştirme, Anayasaya uygun olmayan yöntemlerle iktidarı ele geçirmeyi amaçlayan bir terör örgütü olduğunu veya terör örgütüne dönüştüğünü anladığı veyahut expost bir değerlendirme ile dış aleme yansıyan olay ve olgular itibariyle kendisinden anlamasının beklendiği tarihten itibaren davranışları ile bu örgütten ayrılma iradesini ortaya koyup koymadığı ve bu bağlamda TCK’nın 30/1 inci maddesinde düzenlenen suçun maddi unsurlarında hata şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediği somut olayın özelliğine göre değerlendirilmelidir.
Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; örgütün nihai amacını ortaya koyan operasyonel faaliyetlerinin başlamasından önceki dönemde örgütsel içeriği tespit edilemeyen dini sohbetlere katıldığına, öğrencilere destek adında istenen maddi yardımda bulunduğuna, örgüte müzahir sendika ve derneğe üye olduğuna, bilahere üyeliklerini sona erdirdiğine ve fakat bu dönemden sonra örgütün devlet aleyhine faaliyetlerde bulunduğunu fark ederek irtibatını tamamen kopardığına yönelik aksi kanıtlanamayan samimi ikrarları dışında başkaca delil elde edilemeyen ve anlatımlarında örgütte kaldığı süre ve konumu itibarıyla, eşi dahil örgütün yapısı ve faaliyetleri ile ilgili bilgi veren sanığın; örgütün nihai amaçlarını açıkça ortaya koyan dış aleme yansıyan olay ve olguların yaşandığı dönemden itibaren bir iki kez dini sohbete katılma dışında herhangi bir örgütsel faaliyetinin tespit edilememesi karşısında, bu suçun ancak doğrudan kast ile işlenebilen bir suç olması nedeniyle, TCK’nın 30/1 ve CMK’nın 223/2-c maddeleri uyarınca kast yokluğundan beraat kararı verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi hukuka aykırı görülmüştür.

Kanuna aykırı, sanık müdafiinin temyiz istemi bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan belirtilen sebepten dolayı hükmün 5271 sayılı CMK’nın 302/2 nci maddesi uyarınca Tebliğname’ye aykırı olarak, BOZULMASINA, dava dosyasının, 5271 sayılı CMK’nın 304 üncü maddesi uyarınca Düzce 2. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 21.01.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Sıkça Sorulan Sorular

Fiili hata ile hukuki hata arasındaki fark nedir?

Fiili hata (TCK 30/1), suçun maddi unsurlarında yanılmadır ve kastı ortadan kaldırır; örneğin malın başkasına ait olduğunu bilmemek. Hukuki hata (haksızlık yanılgısı, TCK 30/4) ise fiilin hukuka aykırı olduğunu bilmemektir ve yalnızca kaçınılmaz olduğunda cezasızlık sağlar.

Kendi malını sanarak başkasının malını alan kişi hırsızlıktan cezalandırılır mı?

Kural olarak hayır. Malın başkasına ait olduğunu bilmeyen kişide hırsızlık kastı oluşmaz; bu, suçun maddi unsurlarında hata (TCK 30/1) hâlidir. Ancak taksirle de cezalandırılan bir durum söz konusuysa taksirli sorumluluk saklıdır.

Kanunu bilmemek hata sayılır mı?

Kural olarak hayır; TCK 4’e göre ceza kanunlarını bilmemek mazeret değildir. Yalnızca failin fiilinin haksızlığını kaçınılmaz biçimde bilememiş olduğu çok istisnai hâllerde haksızlık yanılgısı (TCK 30/4) gündeme gelebilir.

Hata savunmasının somut olayda doğru kurulması, çoğu zaman beraat ile mahkûmiyet arasındaki farkı belirler.

İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.

Av. Sinan Karabacak – Cep Tel: +90 535 671 88 95

Benzer Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir