İçindekiler
Bir fiilin suç oluşturması, kural olarak failin cezalandırılmasını gerektirir. Ancak Türk Ceza Kanunu, belirli hâllerde ya fiili baştan itibaren hukuka uygun sayarak ya da failin kusurunu ortadan kaldırarak ceza verilmesini engeller veya cezayı azaltır. Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenler, TCK‘nın 24 ilâ 34. maddeleri arasında düzenlenmiştir ve uygulamada savunmanın en güçlü dayanaklarını oluşturur. Bu rehber, söz konusu nedenleri iki ana başlık altında özetler ve her biri için hazırladığımız ayrıntılı incelemelere yönlendirir. Konu, Türk Ceza Kanunu’nun genel hükümler kısmının temel meselelerindendir.
Ceza Sorumluluğunu Kaldıran Nedenler Nelerdir?
Bir suçun oluşabilmesi için hem fiilin hukuka aykırı olması hem de failin kusurlu bulunması gerekir. Buradan hareketle, ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenler iki büyük gruba ayrılır: fiilin hukuka aykırılığını ortadan kaldıran hukuka uygunluk nedenleri ile failin kusurunu ortadan kaldıran ya da azaltan kusurluluğu etkileyen hâller. Aşağıdaki tablo bu iki grubu ve kapsadıkları hâlleri özetlemektedir.
| Grup | Kapsadığı hâller | Madde |
|---|---|---|
| Hukuka uygunluk nedenleri | Kanun hükmü, amirin emri, meşru savunma, hakkın kullanılması, ilgilinin rızası | TCK 24-26 |
| Kusurluluğu kaldıran/azaltan hâller | Zorunluluk hali, cebir-tehdit, haksız tahrik, hata, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, alkol/uyuşturucu | TCK 25/2, 28-34 |
Hukuka Uygunluk Nedenleri
Hukuka uygunluk nedenleri, fiili baştan itibaren hukuka uygun hâle getirir. Bu nedenle bu kapsamda kalan fiiller suç oluşturmaz; faile ne ceza verilir ne de kural olarak tazminat sorumluluğu doğar. Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenen başlıca hukuka uygunluk nedenleri şunlardır:
- Meşru savunma (TCK 25/1) — haksız bir saldırıyı orantılı biçimde defetmek için işlenen fiiller.
- Kanunun hükmünü yerine getirme ve amirin emri (TCK 24) — bir kanuni yetkinin kullanılması veya bağlayıcı bir emrin ifası.
- Hakkın kullanılması ve ilgilinin rızası (TCK 26) — meşru bir hakkın icrası veya kişinin üzerinde tasarruf edebileceği bir hakka ilişkin rızası.
Meşru savunma, kapsamı ve uygulamadaki önemi nedeniyle ayrı bir rehberde ele alınmıştır. Diğer hukuka uygunluk nedenleri (kanun hükmü, amirin emri, hakkın kullanılması ve rıza) için Hukuka Uygunluk Nedenleri yazımızı inceleyebilirsiniz.
Kusurluluğu Kaldıran veya Azaltan Haller
Kusurluluğu etkileyen hâllerde fiil hukuka aykırı olmaya devam eder; ancak failin, davranışını yönlendirme yeteneğinin bulunmaması ya da irade serbestisinin zedelenmesi nedeniyle kusuru ortadan kalkar veya azalır. Bu hâller şöyle sıralanabilir:
- Zorunluluk hali (TCK 25/2) — ağır ve muhakkak bir tehlikeden kurtulmak için işlenen fiiller.
- Cebir, şiddet, korkutma ve tehdit (TCK 28) — karşı konulamayacak bir cebir ya da ağır tehdit altında suç işleme; bu hâlde cebri kullanan kişi fail sayılır.
- Haksız tahrik (TCK 29) — haksız bir fiilin doğurduğu hiddet veya şiddetli elemin etkisiyle suç işleme; cezada indirim sağlar.
- Hata (TCK 30) — suçun maddi unsurlarında veya haksızlık bilincinde yanılma.
- Kusur yeteneğini etkileyen hâller (TCK 31-34) — yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, sağır ve dilsizlik ile alkol veya uyuşturucu madde etkisi.
Hukuka Uygunluk ile Kusurluluk Ayrımının Önemi
Bir hâlin hukuka uygunluk nedeni mi yoksa kusurluluğu kaldıran neden mi olduğu, yalnızca teorik bir tasnif değildir; pratikte üç önemli sonucu vardır. Birincisi, hukuka uygunluk nedeninde fiil hukuka uygun olduğundan kural olarak tazminat sorumluluğu doğmaz; kusurluluğu kaldıran hâlde ise fiil hukuka aykırı kaldığından tazminat gündeme gelebilir. İkincisi, hukuka uygunluk nedeni herkes için geçerli olduğundan suça iştirak eden diğer kişiler de bundan yararlanır; kusurluluğu kaldıran hâl ise kişiseldir, yalnızca o fail bakımından sonuç doğurur. Üçüncüsü, hukuka uygun bir fiile karşı meşru savunma yapılamazken, hukuka aykırı (ancak kusursuz) bir fiile karşı meşru savunma mümkündür.
Yapılan yargılama neticesinde hukuka uygunluk sebepleri kanaatine varılmışsa TCK ve CMK’nın ilgili maddeleri uyarınca beraat kararı verilecek şayet hukuka uygunluk sebepleri değil de kişi hakkında kusurluluğu ortadan kaldıran sebeplerden birisinin bulunduğu tespit edilmişse bu takdirde ceza verilmesine yer olmadığına veya cezasında indirim yapılmasına dair karar verilecektir.
Bir hukuka uygunluk nedeninin varlığı halinde fiil, kanuni tarife uygun olmasına rağmen hukuka aykırı değildir. Fiil hukuka aykırı olmadığı için haksızlığın varlığından söz edilemez. Böyle bir fiile ne ceza hukukunun ne de başka bir hukuk dalının yaptırım bağlaması mümkündür. Şayet bir yaptırım bağlanmışsa, o neden bir hukuka uygunluk sebebi değildir. Keza fiil kasten işlenmesine rağmen hukuka aykırı olmadığı için böyle bir fiil iştirak bakımından da bağlama noktası teşkil etmez (TCK m. 40/1). Hukuka uygunluk sebeplerinin doğurduğu bu sonuçlar, onun ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan sebeplerden de ayrımını ortaya koymaktadır. Kusurluluğu etkileyen sebepler, failin algılama ve irade yeteneği üzerinde etkide bulunurlar ve fiilin hukuka aykırılığını değil, failin haksızlık teşkil eden fiilinden dolayı kınanabilmesini engeller veya azaltır. Keza şahsi cezasızlık sebepleri, cezayı kaldıran şahsi sebepler, objektif cezalandırılabilme şartları ve kovuşturma şartları fiilin hukuka aykırılığı üzerinde herhangi bir etkiye sahip değildir. Bu sebeplerden dolayı failin cezalandırılmamasına rağmen, işlenen fiil haksızlık niteliğini korur. Dolayısıyla ceza hukukunun ve diğer hukuk dallarının böyle bir fiile başka yaptırımlar öngörmesi mümkündür.1
Bir kimsenin kusurluluğundan söz edebilmek için o kişinin kusur yeteneğinin bulunması, yani failin kusurlu davranabilme kabiliyetine sahip olması gerekir.
Kusur yeteneği (isnat kabiliyeti) doğruyu yanlıştan, haklıyı haksızdan ayırabilme ve buna göre davranabilme kabiliyetidir. Yani haksızlığı anlayabilme ve bu anlayışa göre davranabilme yeteneğinin bulunması gerekir. Bütün insanların kusur yeteneğine (isnat kabiliyetine) sahip olduğu kanuni karine olarak kabul edilmiştir. Bunun yanında ise bu kusur yeteneğini doğrudan kaldırdığına inanılan olgularda kabul edilmiştir.
Belirli bir yaşın altında olanlar (Yaş küçüklüğü), akıl hastalığı olanlar, sağır dilsizler, geçici nedenler altında olanlar, alkol-uyuşturucu madde etkisi altında olanlar.
Kusur yeteneğini hiçbir işleme gerek kalmadan kaldıran bu beş halden birisinin bulunması halinde, CMK’nın 223.maddesinin 3.fırka (a-son) bendinde ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekmektedir. Kusur yeteneği olmayan kişinin eylemi suç vasfını korumakta, sadece ceza hukuku açısından kişiye ceza verilmemektedir.
Bu ayrımların somut olayda doğru kurulması, çoğu zaman beraat ile mahkûmiyet ya da yüksek ceza ile indirimli ceza arasındaki farkı belirler. Bu nedenle sürecin İstanbul’da ceza yargılamasında müdafi desteğiyle yürütülmesi büyük önem taşır.
Bu Nedenler Yargılamada Nasıl İleri Sürülür?
Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenler, dosyadaki delillerden anlaşıldığı takdirde mahkemece kendiliğinden (re’sen) dikkate alınır. Ancak uygulamada bu nedenlerin varlığının delillerle ortaya konması ve doğru biçimde nitelendirilmesi, savunmanın etkinliği açısından belirleyicidir. Bir olayda birden fazla neden aynı anda gündeme gelebilir; örneğin bir olayda hem meşru savunma hem de haksız tahrik tartışılabilir. Bu durumda önce fiilin hukuka uygun olup olmadığı (meşru savunma), ardından kusurun bulunup bulunmadığı ya da azalıp azalmadığı (haksız tahrik) sırasıyla değerlendirilir.
Bu nedenlerin ileri sürülmesinde olay yeri inceleme tutanakları, güvenlik kamerası kayıtları, tanık beyanları, adli tıp raporları ve tarafların ifadeleri temel dayanakları oluşturur. Soruşturma aşamasında bu hâllerin ortaya konması kovuşturmaya yer olmadığı kararına, kovuşturma aşamasında ise beraat ya da indirimli cezaya yol açabilir. Bu değerlendirmelerin en baştan doğru kurulması için sürecin profesyonel ceza hukuku desteği alınarak yürütülmesi büyük önem taşır.
Konu ile İlgili Yargıtay Kararları ve Analizleri
Hukuka Uygunluk Sebebinin Maddi Şartlarında Kaçınılmaz Hata Suçun Kast Unsurunu Ortadan Kaldırır
Yargıtay 13. Ceza Dairesi, 2018/13059 E. – 2019/6299 K., 11.04.2019 T.
Kararın Özeti
Sanık, hamile eşinin aşermesi nedeniyle gece vakti mağdura ait üzeri branda ile örtülü sergiden, daha sonra borcunu ödemek düşüncesiyle 2-3 adet karpuz almıştır. Henüz kolluk tarafından ifadesine başvurulmadan önce de mağdura karpuzların bedelini ödemiş ve mağdur bu bedeli tahsil etmiştir. İlk derece mahkemesi sanık hakkında hırsızlık suçundan mahkûmiyet hükmü kurmuştur. Sanığın temyizi üzerine Yargıtay, eylemin gerçekleştirildiği sırada mal sahibinin rızasının bulunduğu düşüncesiyle hareket edilmesini hukuka uygunluk sebebinin maddi şartlarında hata kapsamında değerlendirmiştir. Bu hatanın kastı ortadan kaldırdığını ve kastın yokluğu nedeniyle hırsızlık suçunun unsurlarının oluşmadığını belirterek mahkûmiyet hükmünü bozmuş ve sanığın beraat etmesi gerektiğine hükmetmiştir.
Yargıtayın Gerekçesi
Yargıtay, uyuşmazlığı 5237 sayılı TCK’nın “Hata” başlıklı 30. maddesi çerçevesinde ele almıştır. TCK’nın 26/2. maddesinde düzenlenen ilgilinin rızasının bir hukuka uygunluk nedeni olduğunu, rızanın fiilden önce veya en geç fiilin icrası sırasında var olması gerektiğini belirtmiştir. Eylemden sonra gerçekleşen “helalleşme” veya bedel ödeme durumunun fiili geçmişe etkili olarak hukuka uygun hale getirmeyeceğini vurgulamıştır. Ancak somut olayda sanığın, malı aldığı sırada sahibinin rızasının var olduğu düşüncesiyle (ilk fırsatta borcunu ödemek kaydıyla) hareket etmesini, bir hukuka uygunluk sebebinin maddi şartlarında kaçınılmaz bir hata olarak kabul etmiştir. TCK’nın 30/3. maddesi uyarınca ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait şartların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişinin bu hatasından yararlanacağı, bu durumun suçun manevi unsuru olan kastı ortadan kaldıracağı ve kastın yokluğu halinde hırsızlık suçunun oluşmayacağı gerekçesiyle yerel mahkemenin kararını hukuka aykırı bulmuştur.
“Malın alındığı sırada sahibinin rızasının varlığı düşüncesiyle hareket edilmesi halinde… sorunun bir hukuka uygunluk sebebinin maddi şartlarında kaçınılmaz bir hataya düşülüp düşülmediği noktasında değerlendirmeye tabi tutulması gerekir… Kaçınılmaz olan bu hatanın varlığı halinde, karpuzu alan kişinin, yani sanığın hırsızlık suçu bakımından kastından söz edilemez.”
Değerlendirme
Bu karar, ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenler bağlamında hukuka uygunluk sebeplerinde “hata” kurumunun sınırlarını ve suçun manevi unsurlarına etkisini netleştiren çok önemli bir içtihattır. Yargıtay, ceza sorumluluğunu kaldıran rıza müessesesinin somut olayda fiilen bulunmadığını tespit etmekle birlikte, failin iç dünyasında bu rızanın varlığına veya sonradan meşrulaşacağına yönelik kaçınılmaz bir yanılgı içinde olmasını hukuk düzeni tarafından korunmaya değer bulmuştur. TCK’nın 30/3. maddesindeki düzenleme, failin kusurluluğunu ilgilendiren ve ceza sorumluluğunu ortadan kaldıran bir yapıya sahiptir. Kararda, eşin aşermesi gibi insani bir saikle hareket eden ve ilk fırsatta malın bedelini ödeyerek haksızlığı giderme iradesi gösteren failin hatası “kaçınılmaz” olarak nitelendirilmiş ve bu durum doğrudan kastın yokluğu neticesine bağlanmıştır. Böylece, objektif olarak suç teşkil eden bir fiilin, failin kaçınılmaz hatası nedeniyle öznel olarak cezalandırılamayacağı esası somut olaya başarıyla uygulanmıştır.
Yargıtay 13. Ceza Dairesi, 2018/13059 E. – 2019/6299 K., 11.04.2019 T. Tam Metni
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Hırsızlık
HÜKÜM : Mahkumiyet
Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü:
Somut olayda sanığın aksi kanıtlanamadığı için doğru kabul edilmesi gereken savunmasına göre, olay tarihinde hamile olan eşinin aşermesi nedeniyle canının karpuz istediği, bu sebeple gece vakti, cadde üzerinde karpuz satıcısı olan mağdura ait olan üzeri branda ile örtülü karpuz sergisinden, ilk fırsatta borcunu ödemek kaydıyla 2-3 adet karpuz aldığı, kolluk kendisini ifadeye davet etmeden önce de mağdura karpuzların parasını ödediği, diğer bir ifadeyle mağdurun sanık tarafından alınan karpuzların bedelini tahsil ettiği anlaşılmaktadır.
5237 sayılı TCK’nın “Hata” başlıklı 30. maddesi dört fıkra halinde;
“(1)Fiilin icrası sırasında suçun kanunî tanımındaki maddî unsurları bilmeyen bir kimse, kasten hareket etmiş olmaz. Bu hata dolayısıyla taksirli sorumluluk hâli saklıdır.
(2)Bir suçun daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli hâllerinin gerçekleştiği hususunda hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır.
(3)Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır.
(4)(5377 SK ile eklenen …)İşlediği fiilin haksızlık oluşturduğu hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, cezalandırılmaz”
Şeklinde çeşitli hata halleri düzenlenmiş olup, maddenin birinci fıkrasında suçun maddi unsurlarında hataya ilişkin hükme yer verilmiştir.
İkinci fıkra ile kişinin, suçun daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli hallerinin gerçekleştiği hususundaki hatasından yararlanması öngörülmüş olup, buna göre örneğin, öldürdüğü kişinin kardeşi olduğunu bilmeyen fail, kasten öldürme suçunun nitelikli hallerinden olan kardeşini öldürmekten değil, kasten öldürmenin temel şeklinden sorumlu olacak, değersiz zannederek değerli bir kolyeyi çalan fail hakkında da değer azlığı hükmü uygulanacaktır.
Üçüncü fıkrada, ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait şartların gerçekleştiği konusunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişinin, bu hatasından yararlanacağı hüküm altına alınmış olup, fıkrada hem hukuka uygunluk sebebinin maddi şartlarında hata, hem de kusurluluğu etkileyen hata halleri düzenlenmiştir. Failin bu fıkra hükmünden yararlanabilmesi için, bulunduğu durum itibarıyla hatasının kaçınılmaz olması şartı aranmıştır.
Maddeye 5377 sayılı Kanun ile eklenen dördüncü fıkrada ise, işlediği fiilin haksızlık oluşturduğu hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişinin cezalandırılmayacağı hüküm altına alınmıştır.
Uyuşmazlığa ilişkin olarak maddenin üçüncü fıkrasının daha ayrıntılı ele alınması gerekmektedir.
Maddenin üçüncü fıkrasının gerekçesinde;
“Hükûmet Tasarısının 23 üncü maddesinin 3 üncü fıkra veya bendinde düzenlenen “hukuka uygunluk nedenlerinde hata” ile ilgili hüküm, bölüm başlığına paralel olarak değiştirilmiştir. Madde metnindeki “hukuka uygunluk nedenleri” yerine, “ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenler” ibaresi konulmuştur. Somut olayda söz konusu nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususunda hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanabilecektir. Ancak, bunun için hatanın kaçınılmaz olması gerekir. Hatanın kaçınılabilir olması durumunda ise, kişi işlediği fiilden dolayı sorumlu tutulacak ve fakat bu hata, temel cezanın belirlenmesinde göz önünde bulundurulacaktır.” denilmektedir.
TCK’nın 26(2) maddesinde düzenlenen ilgilinin rızası bir hukuka uygunluk nedenidir. Malın alınmasına ilişkin rıza, alma fiilinden önce veya en geç alma fiilinin icrası sırasında gösterilmelidir ki, fiil hukuka uygun olsun. Alma fiilinin gerçekleşmesinden sonra, mal sahibinin bu fiile muvafakat etmesi, fiili hukuka uygun hale getirmemektedir. Belirtmek gerekir ki, “helalleşmek”, önceden işlenmiş olan haksız fiili hukuka uygun hale getirmemektedir; bu haksız fiil dolayısıyla kişi hakkında sadece özel hukuk ve bazı durumlarda kamu hukuku yaptırımı uygulanmasının önüne geçer.
Bu itibarla, sorunu rızanın varlığı konusunda hataya ilişkin hükümlere (TCK, m. 30, f. 1, 3) göre değerlendirmek gerekir. Malın alındığı sırada sahibinin rızasının varlığı düşüncesiyle hareket edilmesi halinde, malın alınması bakımından rızanın bir hukuka uygunluk sebebi olması itibarıyla, sorunun bir hukuka uygunluk sebebinin maddi şartlarında kaçınılmaz bir hataya düşülüp düşülmediği noktasında değerlendirmeye tabi tutulması gerekir. Yani, alma fiilinin icra edildiği sırada var olduğu kabul edilen rıza, gerçekte mevcut değildir. Bu hata, kastı kaldırmaktadır. Başka bir ifadeyle, kaçınılmaz olan bu hatanın varlığı halinde, karpuzu alan kişinin, yani sanığın hırsızlık suçu bakımından kastından söz edilemez. Kastın yokluğu halinde hırsızlık suçu oluşmaz.
Sanığın kast yokluğu nedeniyle unsurları yönünden oluşmayan müsnet suçtan beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün açıklanan nedenle 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca, tebliğnameye aykırı olarak BOZULMASINA, 11/04/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.
Oğlunu Saldırıdan Kurtarmaya Çalışan Fail Hakkında Ceza Sorumluluğunu Kaldıran veya Azaltan Nedenler Tartışılmalıdır
Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 2012/9664 E. – 2013/25540 K., 10.10.2013 T.
Kararın Özeti
Sanık savunmasında, müştekilerin gece geç saatte evlerinin yakınında kalabalık bir grup halinde küfürlü sözlerle gürültü yaptığını, kendilerini uyaran oğlunun bu grubun saldırısına uğraması üzerine onu kurtarmak amacıyla olay yerine gittiğini ileri sürmüştür. İlk derece mahkemesi tarafından verilen hükümde, olayın bu çıkış sebebi ve gelişmesi göz önünde bulundurulmamıştır. Sanığın temyizi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay, yerel mahkemenin sanık hakkında ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlerin bulunup bulunmadığını tartışmamasını kanuna aykırı bulmuş ve hükmün bozulmasına oy birliğiyle karar vermiştir.
Yargıtayın Gerekçesi
Yargıtay, duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve sanığın istikrarlı savunması çerçevesinde bir inceleme yapmıştır. Sanığın, üçüncü bir kişiye (oğluna) yönelik gerçekleşen aktif bir grup saldırısını defetmek ve onu korumak amacıyla hareket ettiğine yönelik iddiaları karşısında, somut olayın başlangıcı ve gelişim çizgisinin titizlikle analiz edilmesi gerektiği belirtilmiştir. İlk derece mahkemesinin bu savunmayı değerlendirmeksizin ve sanık lehine uygulanabilecek “ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenleri” hukuki bir tartışmaya tabi tutmaksızın eksik incelemeyle karar vermesi, bozma gerekçesi yapılmıştır.
“…oğlunu kurtarmak için olay yerine gittiğini ileri sürmesi karşısında, olayın çıkış sebebi ve gelişmesi değerlendirilerek, sanık hakkında ‘ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenler’ olup olmadığının tartışılmaması…”
Değerlendirme
Bu karar, ceza yargılamasında failin savunmasının satır aralarında kalan ve ceza sorumluluğunu doğrudan etkileyebilecek nitelikteki maddi vakıaların mahkemece re’sen tartışılması yükümlülüğünü hatırlatan önemli bir karardır. Türk Ceza Kanunu kapsamında ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenler arasında yer alan “meşru savunma” (üçüncü kişi lehine savunma) veya “haksız tahrik” hükümleri, ceza adaletinin doğru tesisi açısından hayati öneme sahiptir. Sanığın, evinin yakınında gürültü yapan ve uyarılması üzerine oğluna saldıran kalabalık bir gruba müdahale etmesi eylemi, hem haksız bir saldırıya karşı yakınını koruma (meşru savunma) hem de haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında hareket etme (haksız tahrik) sınırlarında kalabilir. Yargıtay, yerel mahkemelerin basmakalıp gerekçelerle hüküm kurmasını engellemiş, ceza sorumluluğunu etkileyen bu kurumların somut olayın çıkış biçimine göre mutlaka kararda tartışılması ve gerekçelendirilmesi gerektiğini kesin olarak ortaya koymuştur.
Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 2012/9664 E. – 2013/25540 K., 10.10.2013 T. Tam Metni
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.
Ancak;
Sanığın, savunmasında, müştekilerin sürekli olarak, 6-7 kişilik arkadaş grubu ile gece geç saatte, evlerinin yakınında küfürlü sözlerle gürültü yaptığını, kendilerini uyaran oğlu Ümüt’ün, grubun saldırısına uğraması üzerine oğlunu kurtarmak için olay yerine gittiğini ileri sürmesi karşısında, olayın çıkış sebebi ve gelişmesi değerlendirilerek, sanık hakkında “ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenler” olup olmadığının tartışılmaması,
Kanuna aykırı ve sanık …’ün temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 10/10/2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Sıkça Sorulan Sorular
Ceza sorumluluğunu kaldıran neden ile azaltan neden arasındaki fark nedir?
Kaldıran nedenlerde faile hiç ceza verilmez (beraat veya ceza verilmesine yer olmadığı). Azaltan nedenlerde ise ceza sorumluluğu devam eder, ancak kanunda öngörülen oranlarda indirim uygulanır. Örneğin meşru savunma cezayı kaldırırken, haksız tahrik yalnızca indirim sağlar.
Hukuka uygunluk nedeni varsa fail tazminat öder mi?
Kural olarak hayır. Hukuka uygunluk nedeni fiili baştan hukuka uygun kıldığından tazminat sorumluluğu doğmaz. Buna karşılık kusurluluğu kaldıran hâllerde fiil hukuka aykırı kaldığından, hakkaniyet temelli tazminat gündeme gelebilir.
Bu nedenler mahkemede kendiliğinden dikkate alınır mı?
Evet. Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenler, dosyadaki delillerden anlaşıldığı takdirde mahkemece re’sen dikkate alınır. Ancak bu hâllerin delillerle ortaya konması ve doğru nitelendirilmesi, savunmanın etkinliği açısından belirleyicidir.
Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlerin somut olayda doğru kurulması önem arz etmektedir.
İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.
Avukat Sinan Karabacak – Cep Tel: +90 535 671 88 95
- ORHAN ÇELİK, Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan sebepler, DİCLE ÜNİVERSİTESİ / SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ / KAMU HUKUKU ANABİLİM DALI, https://tez.yok.gov.tr/ ↩︎

2 Yorumlar