İçindekiler
Konut dokunulmazlığının ihlali suçu, bir kimsenin konutuna veya konutunun eklentilerine rızası dışında girmesi ya da rızayla girdikten sonra çıkması istendiği hâlde çıkmamasıdır; Türk Ceza Kanunu‘nun (TCK) 116. maddesinde düzenlenen bu suç, temel hâlde altı aydan iki yıla, işyerine ilişkin hâlde altı aydan bir yıla, cebir, tehdit veya gece vakti işlenmesi hâlinde ise bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasını gerektirir. Halk arasında “haneye tecavüz” olarak da bilinen bu suç, kişi hürriyetini konu aldığından uygulamada en sık karşılaşılan ve hırsızlık, mala zarar verme gibi başka suçlarla en çok bir arada işlenen suç tiplerinden biridir.
Bu suç, “Hürriyete Karşı Suçlar” bölümünde yer alır. Bölümün tamamına ilişkin genel bir bakış için Hürriyete Karşı Suçlar (TCK 106-124) rehberimize göz atabilirsiniz. Somut olayınızda konutun “yerleşim yeri” niteliği taşıyıp taşımadığı, rızanın kapsamı veya hırsızlıkla içtima gibi teknik ayrımlar davanın sonucunu doğrudan belirleyebileceğinden, bir avukata danışmanız yerinde olur.
Yasal Düzenleme ve Korunan Değer
TCK 116’ya göre, bir kimsenin konutuna veya eklentilerine rızasına aykırı olarak giren ya da rıza ile girdikten sonra buradan çıkmayan kişi, mağdurun şikâyeti üzerine altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Suçla korunan değer, kişinin konutundaki barışı ve huzuru ile mülkiyetten bağımsız olan kullanım (konut dokunulmazlığı) hürriyetidir; madde gerekçesinde bu durum, “kişinin kendisine özgü barış ve sükûnunu ve yuvasındaki yaşamın sulh ve selametle cereyanı için var olması gerekli güvenlik duygusunun sarsılması” olarak ifade edilmiştir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu da 2016/291 E., 2017/163 K. sayılı kararında bu noktayı vurgulayarak konut dokunulmazlığının ihlali suçuyla mülkiyet ve zilyetlik hakkının değil, kişi hürriyetinin korunduğunu belirtmiştir. Bu nedenle suçun oluşması için failin malik olmaması ya da mağdurun malik olması şart değildir; önemli olan, konutu fiilen kullanan kişinin rızasının bulunup bulunmadığıdır.
Konut Dokunulmazlığının İhlali Suçunun Unsurları
Fail ve Mağdur
Suçun faili herkes olabilir; hatta konutun maliki dahi, orayı kullanan kişinin (örneğin kiracının) rızası dışında girerse bu suçun faili olabilir. Bu yönüyle bu suç özgü suç niteliği taşımamaktadır. Yani faili bakımından herhangi bir sınırlama öngörülmemiş; her gerçek kişi bu suçun faili olabilmektedir. Mağdur ise konutu veya işyerini fiilen kullanan kişidir. Bu kullanım hakkı, mülkiyete değil zilyetliğe (fiilî kullanıma) dayanır.
Maddi Unsur (Fiil): Konut, İşyeri ve Eklenti Kavramları
Suç iki seçimlik hareketle işlenebilir: Birincisi, konuta veya eklentilerine rızaya aykırı girmek; ikincisi, başlangıçta rızayla girip sonradan çıkması istendiği hâlde çıkmamaktır. Kanunda ve gerekçesinde “konut, işyeri ve eklenti” kavramlarının tanımı yapılmadığından, bu kavramların sınırları büyük ölçüde Yargıtay içtihadıyla belirlenmiştir; nitekim bir yerin konut veya işyeri sayılıp sayılmayacağı, uygulamada davanın kaderini belirleyen en kritik teknik meseledir.
Eklenti kavramı geniş yorumlanır. Bahçe, garaj, balkon, müştemilat gibi konuta bağlı yerler eklenti sayılır. Yargıtay 2. Ceza Dairesi’nin 2025/119 E., 2025/15181 K. sayılı ve 11.09.2025 tarihli kararında, mağdurun evinin bahçesine girilerek buradan motosiklet çalınması olayında, ev bahçesinin açıkça konutun eklentisi olduğu ve bu alana rızasız girilmesinin TCK 116/1 kapsamında kaldığı teyit edilmiştir. Buna karşılık aynı ilkenin ters yüzü de geçerlidir: Bir yerin “açık alan” mı yoksa “eklenti” mi olduğu net değilse mahkûmiyet kurulamaz.
Yargıtay 2. Ceza Dairesi’nin 2025/9788 E., 2025/18300 K. sayılı ve 16.10.2025 tarihli kararında, hayvan hırsızlığına konu yerin açık alan, müstakil barınak mı yoksa ikametin eklentisi mi olduğu keşifle netleştirilmeden hem hırsızlık suçunda “açık alanda bulunan hayvan” nitelikli hâlinin (TCK 142/2-g) hem de ayrıca konut dokunulmazlığının ihlali suçunun aynı anda uygulanmasının çelişki oluşturduğu belirtilerek karar bozulmuştur; Yargıtay’a göre bir yer hem açık alan/müstakil barınak hem de konut/eklenti olamaz, bu ikisi karşılıklı olarak birbirini dışlar.
Boş, kullanılmayan veya metruk yerler konut/işyeri sayılmaz. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2014/777 E., 2016/264 K. sayılı ve 24.05.2016 tarihli kararında, sanıkların kiracısı çıktıktan sonra boş kalan, hiçbir ticari veya mesleki faaliyete tahsis edilmemiş bir depoya girmeleri olayında, “metruk bir hâlde bulunan, ileride konut ya da işyeri olarak kullanmak amacıyla inşa veya tanzim edilen veya yapımı bitmiş ancak henüz içine girilmemiş ya da kiracısının çıkmış olması nedeniyle boş bulunan bir yer” konut dokunulmazlığının ihlali suçları bakımından işyeri veya ev olarak kabul edilemeyeceğinden, eylemin işyeri dokunulmazlığının ihlali suçunu oluşturmayacağına hükmedilmiştir.
Aynı doğrultuda Yargıtay 13. Ceza Dairesi’nin 2015/12445 E., 2017/4657 K. sayılı ve 26.04.2017 tarihli kararında, hırsızlık yapılan yerin mağdurun annesinin vefatından suç tarihine kadar eşyalı fakat boş kalmak suretiyle fiilen kullanılmadığının anlaşılması karşısında konut dokunulmazlığının ihlali suçunun oluşmayacağı belirtilmiş; birçok müşteki bakımından da evin suç tarihi itibarıyla eşyalı şekilde yerleşim yeri olarak kullanıma özgülenip özgülenmediğinin mağdurun yeniden beyanı alınarak tespit edilmesi ve sonucuna göre suçun oluşup oluşmadığının tartışılması gerektiği vurgulanarak eksik soruşturmayla kurulan hükümler bozulmuştur.
Aynı kararda, hırsızlık yapılan yerin kiler olarak kullanılan bir bina olması hâlinde de konut dokunulmazlığının ihlali suçunun oluşmayacağı kabul edilmiştir.
İnşaat hâlindeki bina konut sayılmaz; mahkeme bunu ayrıca gerekçelendirmelidir. Yargıtay 17. Ceza Dairesi’nin 2018/4496 E., 2019/2510 K. sayılı ve 20.02.2019 tarihli kararında, hırsızlığın inşaat hâlindeki bir binadan işlendiğinin müştekinin beyanı ve olay yeri inceleme raporuyla sabit olmasına rağmen, söz konusu binanın hangi somut olgulara dayanılarak “konut” kabul edildiği açıklanmadan sanıklar hakkında konut dokunulmazlığının ihlali suçundan mahkûmiyet kurulması bozma nedeni sayılmıştır. Bu üç karar birlikte değerlendirildiğinde ortaya çıkan ortak ölçüt şudur: Bir yerin konut veya işyeri sayılabilmesi için, geçici bir süre için dahi olsa fiilen yerleşim ya da faaliyete özgülenmiş olması aranır; salt fiziki bir yapının varlığı yeterli değildir.
Manevi Unsur (Kast)
Suç yalnızca kasten işlenebilir; failin, rızaya aykırı biçimde girdiğini veya çıkması istendiği hâlde çıkmadığını bilerek ve isteyerek hareket etmesi gerekir. Taksirle (dikkatsizlikle) işlenmesi mümkün değildir.
Otel Odası, Pansiyon ve Günlük Kiralık Konaklama Yerleri
Konut kavramı, kişinin kalıcı ikametgâhıyla sınırlı değildir; geçici olarak barınmak amacıyla kullanılan yerler de bu koruma kapsamına girer. Bir otel odası, pansiyon veya günlük/haftalık kiralanan bir daire, konaklayan kişi tarafından fiilen kullanıldığı süre boyunca o kişinin “konutu” sayılır. Bu nedenle otel yönetiminin veya bir üçüncü kişinin, konaklayan müşterinin rızası dışında odaya girmesi ya da girdikten sonra çıkmaması, koşulları oluştuğunda TCK 116 kapsamında değerlendirilebilir.
Aynı ilke, karavan veya çadır gibi taşınabilir ancak geçici barınma amacına özgülenmiş yapılar için de geçerlidir; önemli olan yapının niteliği değil, o an fiilen bir kişinin yerleşim alanı olarak kullanılıp kullanılmadığıdır.
Apartman Ortak Alanları: Merdiven, Asansör, Otopark
Uygulamada sık sorulan bir diğer soru, apartmanın bina girişi, merdiven boşluğu, asansör veya ortak otopark gibi alanlarının konut dokunulmazlığı kapsamında olup olmadığıdır. Bu alanlar, kat maliklerinin ve ziyaretçilerin serbestçe girip çıkabildiği ortak kullanım alanları olduğundan, kural olarak tek başına bu alanlara girmek suç oluşturmaz; zira hak sahipleri bu tür yerlere girilmesi konusunda zımni bir rıza göstermiş sayılır.
Buna karşılık bodrum kattaki kilitli bir depo, çatı katındaki bağımsız bir eklenti veya sadece belirli bir bağımsız bölüme özgülenmiş kapalı bir alan söz konusuysa, buraya rızasız girilmesi konutun eklentisine girme olarak değerlendirilebilir.
Rıza ile Girip Sonra Çıkmama: Sayaç Okuma ve Tahsilat Örneği
TCK 116/1’in ikinci seçimlik hareketi, başlangıçta rızayla girilen bir yerden, çıkması istendiği hâlde çıkmamaktır. Bu, uygulamada özellikle elektrik, su veya doğalgaz sayacı okumak, kargo teslim etmek veya tahsilat yapmak gibi meşru bir amaçla eve alınan kişilerin, işlerini bitirdikten sonra evden ayrılmayı reddetmesi şeklinde karşımıza çıkar. Girişteki rıza, yalnızca belirli bir amaç ve süreyle sınırlıdır; bu amacın gerçekleşmesinin veya ev sahibinin çıkma talebinin ardından içeride kalmaya devam etmek, ilk girişin meşruluğuna bakılmaksızın suçun ikinci seçimlik hareketini oluşturur.
Benzer bir soru elektrik dağıtım şirketi görevlileri bakımından da sorulmaktadır. Kaçak kontrolüne gelen görevliler abonenin rızası olmadan konuta giremez; Yargıtay özel hukuk hükümlerine tabi dağıtım şirketi çalışanlarını kamu görevlisi saymadığından, kapıyı açmamak görevi yaptırmamak için direnme suçunu da oluşturmaz. Kaçak elektrik kontrolünde konut dokunulmazlığı ve kapıyı açmamanın sonuçları ayrı bir yazıda ele alınmıştır.
Kiracı-Ev Sahibi Uyuşmazlıklarında Konut Dokunulmazlığı
Kira bedelinin ödenmemesi veya tahliye taahhüdüne uyulmaması gibi uyuşmazlıklarda, ev sahibinin kiracıyı kendiliğinden (kilit değiştirerek, eşyaları dışarı çıkararak veya zorla girerek) evden çıkarmaya çalışması hukuka aykırıdır ve konut dokunulmazlığının ihlali suçunu oluşturabilir. Kiracı, kira sözleşmesi devam ettiği ve fiilen evde oturduğu sürece o konutun zilyedi ve dolayısıyla bu suçun mağduru sayılır; ev sahibinin malik sıfatı, kiracının rızası dışında içeri girmesini veya kiracıyı tahliye etmesini hukuka uygun hâle getirmez. Kanuna uygun tahliye, ancak icra takibi ve mahkeme kararıyla mümkündür.
Rıza: Suçu Ortadan Kaldıran Unsur
Bu suçta rıza belirleyicidir; hak sahibinin geçerli rızası varsa suç oluşmaz. TCK 116/3’e göre, konutun veya işyerinin birden fazla kişi tarafından ortak kullanıldığı durumlarda, bu kişilerden yalnızca birinin rızası bulunması suçun oluşmasını engeller. Ancak kanun burada önemli bir sınır koymuştur: Rıza açıklamasının meşru bir amaca yönelik olması gerekir. Örneğin ortak konutta yaşayan bir kişinin, diğerine zarar vermek amacıyla üçüncü bir kişiyi içeri alması, meşru amaca dayanmadığından bu korumadan yararlanamaz.
Rızanın açık olması da şart değildir; fiilen süregelen bir birliktelik zımni rıza doğurabilir. Yargıtay 2. Ceza Dairesi’nin 2010/30693 E., 2012/16649 K. sayılı ve 18.06.2012 tarihli kararında, sanık ile müştekinin 1999 yılında boşanmasına rağmen aradan geçen uzun süreye rağmen aynı evde birlikte yaşamaya devam etmeleri olayında, “konut dokunulmazlığını bozmak suçunun işlenebilmesi için failin rıza dışında başkasına ait konuta veya eklentiye girmesi veya rıza ile konuta veya eklentiye girdikten sonra çıkmaması gerekir; aynı konutta oturanların veya olayın özelliğine göre eve girilmesine izin verilen yakın akrabaların bu suçta fail olmayacakları kabul edilmektedir” gerekçesiyle, müştekinin sanıkla aynı evde kalmaya devam etmesinin zımni rıza oluşturduğu ve evin kapısını kırarak girmenin dahi bu suçun “başkasına ait konuta rıza dışı girme” unsurunu oluşturmayacağı kabul edilmiştir.
Kapıyı kırma eylemi bu olayda ayrıca mala zarar verme suçundan (TCK 151/1) cezalandırılmıştır; zira zilyedi olunan bir yere zarar vererek girmek konut dokunulmazlığını değil, malvarlığını ilgilendirir.
Konut Dokunulmazlığının İhlali Suçunun Cezası (2026)
Suçun temel ve nitelikli hâllerine göre ceza farklılaşır.
İşyeri Bakımından (TCK 116/2)
Açık bir rızaya gerek olmaksızın girilmesi olağan (mutat) sayılan yerler dışında kalan işyerleri ve eklentileri bakımından suç işlenirse, mağdurun şikâyeti üzerine altı aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezasına hükmolunur. Yani herkesin serbestçe girebildiği bir mağaza gibi yerler değil; girişin izne tabi olduğu işyerleri bu kapsamdadır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2014/777 E., 2016/264 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere, İş Kanunu ve İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’ndaki tanımlardan hareketle idarehane, yazıhane, muayenehane, imalathane, pansiyon, otel, kahvehane, mağaza, çiftlik, tarla, inşaat şantiyesi gibi ticari, sınai, zirai veya mesleki bir faaliyetin icrasına tahsis edilen yerler işyeri sayılır; ancak bir yerin işyeri olarak nitelendirilebilmesi için geçici bir süre için dahi olsa fiilen bir işe tahsis edilmiş olması gerekir.
Cebir, Tehdit veya Gece Vakti İşlenmesi (TCK 116/4)
Fiilin cebir veya tehdit kullanılarak ya da gece vakti işlenmesi hâlinde ceza bir yıldan üç yıla kadar hapse yükselir. “Gece vakti” hukuken, güneşin batmasından bir saat sonra başlayıp doğmasından bir saat öncesine kadar süren zaman dilimini ifade eder. Ancak bu nitelikli hâlin uygulanabilmesi için, eylemin gece vakti işlendiğine dair somut delillerin kararda açıkça gösterilmesi şarttır; soyut bir kabul yeterli değildir.
Yargıtay 17. Ceza Dairesi’nin 2017/2218 E., 2017/5067 K. sayılı ve 26.04.2017 tarihli kararında, mağdurun evden ayrılış ve dönüş saatleri ile suç tarihindeki gece vaktinin başlangıç saati karşılaştırılmadan, suçun geceleyin işlendiğine ilişkin delillerin nelerden ibaret olduğu kararda tartışılmadan TCK 143 ve 116/4 maddelerinin uygulanmasının hukuka aykırı olduğuna hükmedilmiş; benzer gerekçelerle birden fazla sanık ve mağdur bakımından kurulan hükümler bu eksiklik nedeniyle bozulmuştur. Cebir ve tehdit kavramlarının ayrıntıları için Cebir Suçu (TCK 108) ve Tehdit Suçu (TCK 106) yazılarımıza bakabilirsiniz.
TCK 119 Ortak Hüküm
Bunlara ek olarak, suçun; silahla, kişinin kendisini tanınmayacak hâle koyması suretiyle (imzasız mektup veya özel işaretlerle), birden fazla kişiyle birlikte, suç örgütünün korkutucu gücünden yararlanılarak ya da kamu görevinin sağladığı nüfuzun kötüye kullanılmasıyla işlenmesi hâlinde, ortak hüküm olan TCK 119 uyarınca verilecek ceza bir kat artırılır. Bu artırım, koşulları varsa mahkemece resen uygulanması gereken zorunlu bir hükümdür ve gerekçeyle hüküm fıkrası arasında tutarlılık aranır.
Yargıtay 2. Ceza Dairesi’nin 2021/4310 E., 2022/16555 K. sayılı ve 11.10.2022 tarihli kararında, iki ayrı müştekiye yönelik hırsızlık ve konut dokunulmazlığının ihlali suçlarından yargılanan sanıklar hakkında, gerekçede iki ayrı eylemin kabul edilmesine rağmen hüküm fıkrasında hangi müştekiye yönelik olduğu belirtilmeksizin tek bir ceza tayin edilmesinin gerekçe-hüküm çelişkisi oluşturduğuna; ayrıca konut dokunulmazlığının ihlali suçunun birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesine rağmen TCK 119/1-c uyarınca ceza artırımı yapılmamasının da tek başına bozma nedeni olduğuna hükmedilmiştir. Bu karardan çıkan pratik sonuç, hüküm fıkrasının her mağdur/müşteki için ayrı ayrı ve TCK 119 artırımını açıkça yansıtacak biçimde kurulması gerektiğidir.
Aynı özenin, aynı mağdura yönelik konut dokunulmazlığının ihlali suçunun hüküm fıkrasında mükerreren (iki kez) yer almaması bakımından da gösterilmesi gerekir; Yargıtay 2. Ceza Dairesi’nin 2020/33312 E., 2021/11663 K. sayılı ve 08.06.2021 tarihli kararında, aynı suçtan dolayı gerekçeli kararda birden fazla hüküm fıkrası kurulmasının infazda tereddüde yol açacağı belirtilerek, mükerrer hüküm fıkrasının kararın hüküm kısmından çıkarılması suretiyle düzeltilmesine karar verilmiştir.
| Fiilin Niteliği | Madde | Ceza |
|---|---|---|
| Konuta/eklentiye rızasız girme veya çıkmama (temel hâl) | TCK 116/1 | 6 aydan 2 yıla kadar hapis |
| Girişin izne tabi olduğu işyeri/eklentisine rızasız girme | TCK 116/2 | 6 aydan 1 yıla kadar hapis veya adli para cezası |
| Cebir, tehdit kullanılarak veya gece vakti işlenmesi | TCK 116/4 | 1 yıldan 3 yıla kadar hapis |
| Silahla, tanınmayacak hâle koyarak, birden fazla kişiyle, suç örgütü korkutuculuğundan yararlanarak veya kamu görevi nüfuzu kötüye kullanılarak işlenmesi | TCK 119 (ortak hüküm) | Ceza bir kat artırılır |
Kolluk Kuvvetinin Yetkisiz Girişi ve Haksız Arama Suçu (TCK 120) ile İlişkisi
Konut dokunulmazlığının ihlali suçu yalnızca özel kişiler arasında değil, kamu görevlileri bakımından da gündeme gelebilir. Polis veya jandarma gibi kolluk görevlilerinin, hâkim kararı veya kanunda öngörülen diğer yetkili merci kararı olmaksızın bir konuta girmesi, TCK 119/1-e uyarınca kamu görevinin sağladığı nüfuzun kötüye kullanılması nedeniyle cezası bir kat artırılan nitelikli konut dokunulmazlığının ihlali suçunu oluşturabilir.
Bu eylem, somut olayın özelliklerine göre ayrıca Haksız Arama Suçu (TCK 120) kapsamında da değerlendirilebilir; zira TCK 120, hukuka aykırı olarak kişinin üstünü veya özel hayatının gizli alanını arayan kamu görevlisini cezalandırırken, TCK 116 ise doğrudan konuta girişin kendisini konu alır. Bir kamu görevlisinin arama yetkisi olmaksızın bir konuta girmesi hâlinde, somut olayın koşullarına göre bu iki suç arasındaki ilişkinin (içtima mı, yoksa TCK 120’nin özel norm olarak önceliği mi olduğunun) bir avukat tarafından değerlendirilmesi gerekir.
Hırsızlık ve Diğer Suçlarla Birlikte İşlenmesi: İçtima Kuralları
Konut dokunulmazlığının ihlali suçu, uygulamada en çok hırsızlık suçuyla birlikte gündeme gelir ve bu ikisinin ilişkisi Yargıtay içtihadında yoğun biçimde tartışılmıştır. Kanunun benimsediği temel kural gerçek içtimadır: “Kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır.” Bu nedenle bina veya eklentisine girilerek hırsızlık yapılması hâlinde, kural olarak hem hırsızlık hem de ayrıca konut (veya işyeri) dokunulmazlığının ihlali suçundan hüküm kurulur; kanun koyucu bu iradesini pekiştirmek için TCK 142/4’e “hırsızlık suçunun işlenmesi amacıyla konut dokunulmazlığının ihlali veya mala zarar verme suçunun işlenmesi hâlinde, bu suçlardan dolayı soruşturma ve kovuşturma yapılabilmesi için şikâyet aranmaz” hükmünü eklemiştir.
Suç teşebbüs aşamasında kalırsa da her iki suç ayrı ayrı oluşur. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2015/1123 E., 2016/227 K. sayılı ve 03.05.2016 tarihli kararında, sanıkların bir çay ocağı niteliğindeki işyerinden hırsızlık yapmak amacıyla kapı camını kırmaya çalışırken yakalanması olayında, objektif teori esas alındığında sanıkların hem nitelikli hırsızlık hem de işyeri dokunulmazlığının ihlali suçlarının icra hareketlerine elverişli biçimde başladığı, dolayısıyla eylemin tamamlanmış mala zarar verme suçunun yanında ayrıca nitelikli hırsızlık ve işyeri dokunulmazlığının ihlali suçlarına teşebbüsü de oluşturacağı kabul edilmiştir.
Aynı sonuca Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2016/291 E., 2017/163 K. sayılı ve 21.03.2017 tarihli kararında da varılmıştır: Mağdurun evinin penceresinden girmeye çalışırken yakalanan sanığın eylemi, hem hırsızlığa hem de konut dokunulmazlığının ihlaline teşebbüs oluşturmuştur; Yargıtay, TCK 44’te düzenlenen fikri içtima hükmünün (tek fiille birden fazla farklı suç oluşması hâlinde en ağır cezayı gerektiren suçtan hüküm kurulması) burada uygulanamayacağını, zira hırsızlık ile konut dokunulmazlığının ihlalinin tamamlanmış hâlde iki ayrı suç oluşturduğu kabul edildiğine göre, aynı fiillerin teşebbüs aşamasında kalmasının bu sonucu değiştirmeyeceğini vurgulamıştır.
Aynı mağdura ait birden fazla yerden yapılan hırsızlıkta zincirleme suç gündeme gelebilir. Yargıtay 17. Ceza Dairesi’nin 2017/2218 E., 2017/5067 K. sayılı kararında, sanıkların aynı mağdura ait birbirine bitişik birden fazla parselden kesintisiz biçimde hırsızlık ve konut dokunulmazlığının ihlali eylemlerini gerçekleştirmesi olayında, bu eylemlerin bir suç işleme kararının icrası kapsamında değişik zamanlarda aynı kişiye karşı işlenmiş tek bir hırsızlık ve tek bir konut dokunulmazlığının ihlali suçu oluşturduğunun, dolayısıyla TCK 43/1’deki zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesinin fazla ceza tayinine yol açtığına hükmedilmiştir.
Konutta veya işyerinde işlenen yağma suçunda ise durum farklıdır. Yağma (TCK 148), hırsızlık ile cebir/tehdidin birleşmesinden oluşan bileşik bir suç olduğundan, konutta veya işyerinde işlenen yağma TCK 149 uyarınca nitelikli hâl oluşturur ve bu durumda yalnızca nitelikli yağma suçundan ceza verilir; ayrıca konut dokunulmazlığının ihlali suçundan hüküm kurulamaz. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, yukarıda anılan 2015/1123 E. sayılı kararının gerekçesinde bu ayrımı da netleştirmiş; TCK 42’de tanımlanan bileşik suç kurumunun burada devreye girdiğini, aksi hâlde failin aynı fiilden iki kez cezalandırılmış olacağını (“non bis in idem” ilkesine aykırılık) belirtmiştir.
Cinsel saldırı veya kasten yaralama gibi diğer suçlarda ise kural yeniden gerçek içtimaya döner. Yağmadan farklı olarak, konut dokunulmazlığının ihlalinin cinsel saldırı veya kasten yaralama suçunun unsuru ya da nitelikli hâli olarak düzenlenmiş bir hükmü bulunmadığından, bu suçların konutta işlenmesi hâlinde bileşik suç kuralı uygulanmaz; fail hem ilgili suçtan hem de ayrıca konut dokunulmazlığının ihlalinden sorumlu tutulabilir.
Nitekim Ceza Genel Kurulu’nun yukarıda anılan kararında da belirtildiği üzere, bir suçun diğerinin işlenmesinde yalnızca araç olarak kullanılması, o suçun bağımsızlığını kaybetmesi için tek başına yeterli değildir; bileşik suçtan söz edilebilmesi için kanunda açıkça o suçun diğerinin unsuru veya ağırlaştırıcı nedeni olarak düzenlenmiş olması gerekir.
Şikâyet ve Uzlaştırma
Bu suçta şikâyet ve uzlaştırma konusu, uygulamada en çok karıştırılan ve en kritik noktadır.
Hangi Hâller Şikâyete Bağlı?
Suçun temel hâli (116/1) ve işyerine ilişkin hâli (116/2) şikâyete bağlıdır; mağdurun altı aylık süre içinde şikâyetçi olması gerekir, aksi hâlde soruşturma yapılamaz. Buna karşılık suçun cebir, tehdit ya da gece vakti işlenmesi (116/4) ile TCK 119’daki diğer nitelikli hâlleri şikâyete bağlı değildir; bu hâllerde savcılık resen (kendiliğinden) soruşturma yürütür. Ayrıca yukarıda açıklandığı üzere, suçun hırsızlık gibi başka bir suçu işlemek amacıyla işlenmesi durumunda da TCK 142/4 uyarınca şikâyet aranmaz.
Mağdurun şikâyetinden vazgeçmesi, gece vakti işlenen nitelikli hâlde davayı düşürmez. Yargıtay 13. Ceza Dairesi’nin 2020/2327 E., 2020/4377 K. sayılı ve 18.03.2020 tarihli kararında, gece vakti işlenen konut dokunulmazlığının ihlali suçunun şikâyete tabi olmadığı, dolayısıyla mağdurların şikâyetlerinden vazgeçmesinin yerel mahkemece davanın düşmesi için gerekçe yapılamayacağı; ancak hükümden sonra yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun’un 34. maddesiyle bu nitelikli hâlin de uzlaştırma kapsamına alınması karşısında, davaya doğrudan devam edilmesi yerine öncelikle uzlaştırma hükümlerinin uygulanması ve sanığın hukuki durumunun buna göre yeniden değerlendirilmesi gerektiğine hükmedilmiştir.
Uzlaştırma
Önemli bir ayrıntı şudur: Konut dokunulmazlığının ihlali suçu, şikâyete bağlı olup olmadığına bakılmaksızın uzlaştırma kapsamındadır. Yani suçun gece vakti veya cebirle işlenen, resen takip edilen nitelikli hâli dahi uzlaştırmaya tabidir ve dosya öncelikle uzlaştırma bürosuna gönderilir. Bunun istisnası, bu suçun uzlaştırma kapsamı dışındaki bir başka suçla (örneğin nitelikli hırsızlıkla) birlikte işlenmiş olmasıdır; bu durumda uzlaştırma hükümleri uygulanmaz.
Zamanaşımı ve Görevli Mahkeme
Zamanaşımı: Dava zamanaşımı süresi, suçun üst sınırına göre TCK 66/1-e uyarınca kural olarak sekiz yıldır. Şikâyete bağlı hâllerde ayrıca altı aylık şikâyet süresine dikkat edilmelidir. Zamanaşımının hesaplanmasında ilk mahkûmiyet kararı ile sonraki (örneğin bozma sonrası yeniden kurulan) mahkûmiyet kararı arasında geçen süre de dikkate alınır.
Nitekim Yargıtay 2. Ceza Dairesi’nin 2025/119 E., 2025/15181 K. sayılı kararında, konut dokunulmazlığının ihlali suçundan ilk mahkûmiyet kararı ile bozma sonrası ikinci mahkûmiyet kararı arasında sekiz yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu tespit edilerek kamu davasının düşürülmesine karar verilmiştir. Bu karar, uzayan yargılama süreçlerinde zamanaşımı def’inin her aşamada gözetilmesi gerektiğini gösterir.
Görevli Mahkeme: Bu suça ilişkin yargılamayı yapmakla görevli mahkeme Asliye Ceza Mahkemesidir. Yetkili mahkeme ise kural olarak suçun işlendiği yer mahkemesidir.
Adli Para Cezasına Çevirme, Erteleme ve HAGB
Suçun temel hâlinde verilen kısa süreli hapis cezası, koşulların varlığı hâlinde adli para cezasına çevrilebilir; ayrıca hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) veya cezanın ertelenmesi mümkündür. Adli para cezasına çevirme yapılırken hapis cezası önce gün karşılığına çevrilir, ardından TCK 52 uyarınca her gün için 2026 itibarıyla 100 ila 500 TL arasında belirlenen bir miktarla çarpılır; dolayısıyla işyerine ilişkin hâlde bile toplam adli para cezası, mahkemenin taktir ettiği gündelik miktara göre önemli ölçüde değişebilir. Buna karşılık cebir, tehdit veya gece vakti işlenen nitelikli hâllerde, cezanın miktarına ve diğer şartlara göre bu imkânlar daralabilir. Somut dosyanızda hangi seçeneklerin gündeme gelebileceğini bir ceza savunma avukatı ile değerlendirmeniz yerinde olur.
Konut Dokunulmazlığının İhlali Suçu Bakımından Değerlendirme
Görüldüğü üzere konut dokunulmazlığının ihlali suçu (TCK 116), basit gibi görünse de; konut/işyeri kavramının sınırları, rıza, hırsızlıkla içtima, nitelikli hâller, şikâyet ve uzlaştırma kuralları bakımından çok sayıda ince ayrıntı içerir. Özellikle suça konu yerin fiilen yerleşim yeri veya faaliyet yeri olarak kullanılıp kullanılmadığı, eylemin gece vakti işlendiğinin somut delillerle ortaya konup konmadığı ve hırsızlıkla birlikte işlenen eylemlerde teşebbüs-tamamlanma ile içtima kurallarının doğru uygulanıp uygulanmadığı, davanın sonucunu doğrudan belirleyebilir.
Sık Sorulan Sorular
Konut dokunulmazlığının ihlali suçunun cezası nedir?
Temel hâlde altı aydan iki yıla, işyerine ilişkin hâlde altı aydan bir yıla, cebir, tehdit veya gece vakti işlenmesi hâlinde bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası öngörülür. Nitelikli hâllerin (TCK 119) varlığı hâlinde ceza bir kat artırılır.
Bu suç şikâyete tabi midir?
Suçun temel hâli (116/1) ve işyerine ilişkin hâli (116/2) şikâyete bağlıdır; altı aylık şikâyet süresi vardır. Cebir, tehdit veya gece vakti işlenen hâl (116/4) ile TCK 119’daki nitelikli hâller ise şikâyete bağlı değildir, savcılık resen soruşturma yürütür.
Bu suçta zamanaşımı süresi ne kadardır?
Dava zamanaşımı süresi kural olarak sekiz yıldır. Şikâyete bağlı hâllerde ayrıca altı aylık şikâyet süresine dikkat edilmelidir.
Bu suçta uzlaştırma uygulanır mı?
Evet. Konut dokunulmazlığının ihlali suçu, şikâyete bağlı olup olmadığına bakılmaksızın uzlaştırma kapsamındadır; gece vakti veya cebirle işlenen resen takip edilen nitelikli hâl dahi uzlaştırmaya tabidir. İstisna, suçun uzlaştırma kapsamı dışındaki başka bir suçla birlikte işlenmiş olmasıdır.
Aile bireylerinden birinin rızası suçu ortadan kaldırır mı?
Evet. TCK 116/3’e göre konutun veya işyerinin birden fazla kişi tarafından ortak kullanıldığı durumlarda, bu kişilerden yalnızca birinin rızası suçun oluşmasını engeller. Ancak rıza açıklamasının meşru bir amaca yönelik olması gerekir.
Boşandığı eski eşiyle aynı evde yaşamaya devam ederken zorla içeri girmek bu suçu oluşturur mu?
Hayır. Yargıtay 2. Ceza Dairesi’nin 2010/30693 E. – 2012/16649 K. sayılı kararında, boşanmadan sonra da uzun süre aynı evde birlikte yaşamaya devam eden tarafların bu konutu kullanma konusunda zımni rızalarının bulunduğu, dolayısıyla kapıyı kırarak girmenin dahi TCK 116 anlamında “başkasına ait konuta rıza dışı girme” sayılmayacağı kabul edilmiştir.
Ev bahçesi (eklenti) konut dokunulmazlığı kapsamında sayılır mı?
Evet. Yargıtay 2. Ceza Dairesi’nin 2025/119 E. – 2025/15181 K. sayılı kararında, evin bahçesi açıkça konutun eklentisi olarak kabul edilmiş ve bu alana rızasız girilmesi TCK 116/1 kapsamında değerlendirilmiştir.
Gece vakti işlenen suçta mağdur şikâyetinden vazgeçerse dava düşer mi?
Hayır. Yargıtay 13. Ceza Dairesi’nin 2020/2327 E. – 2020/4377 K. sayılı kararına göre gece vakti işlenen hâl şikâyete tabi olmadığından mağdurun vazgeçmesi davayı düşürmez; ancak suç uzlaştırma kapsamında olduğundan dosyanın uzlaştırma bürosuna gönderilmesi gerekir.
Suç birden fazla kişi tarafından birlikte işlenirse ne olur?
TCK 119/1-c uyarınca ceza bir kat artırılır. Yargıtay 2. Ceza Dairesi’nin 2021/4310 E. – 2022/16555 K. sayılı kararında, yerel mahkemenin bu zorunlu artırımı uygulamaması tek başına bozma nedeni sayılmıştır.
Bu suçta görevli mahkeme hangisidir?
Bu suça ilişkin yargılamayı yapmakla görevli mahkeme Asliye Ceza Mahkemesidir. Yetkili mahkeme ise kural olarak suçun işlendiği yer mahkemesidir.
Boş, kullanılmayan veya eşyasız bir eve girmek konut dokunulmazlığını ihlal eder mi?
Hayır, çoğu durumda oluşmaz. Yargıtay 13. Ceza Dairesi’nin 2015/12445 E., 2017/4657 K. sayılı kararında, mirasçısının vefatından beri eşyalı fakat fiilen kullanılmayan bir eve girilmesinin konut dokunulmazlığının ihlali suçunu oluşturmayacağı; evin suç tarihi itibarıyla yerleşim yeri olarak kullanıma özgülenip özgülenmediğinin mağdurun beyanıyla ayrıca araştırılması gerektiği belirtilmiştir. Aynı ilke metruk işyerleri için Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2014/777 E., 2016/264 K. sayılı kararında da kabul edilmiştir.
İnşaat hâlindeki bir binadan hırsızlık yapılması konut dokunulmazlığının ihlalini de oluşturur mu?
Otomatik olarak oluşturmaz; mahkemenin bunu ayrıca ve somut biçimde gerekçelendirmesi gerekir. Yargıtay 17. Ceza Dairesi’nin 2018/4496 E., 2019/2510 K. sayılı kararında, inşaat hâlindeki binanın ne şekilde “konut” sayıldığı açıklanmadan kurulan mahkûmiyet hükmü bozulmuştur.
Suçun gece vakti işlendiği nasıl ispatlanır?
Soyut bir kabul yeterli değildir; mahkeme, mağdurun evden ayrılış-dönüş saatleri, tanık beyanları veya baz istasyonu kayıtları gibi somut delillere dayanarak eylemin gece vaktine denk geldiğini kararında göstermek zorundadır. Yargıtay 17. Ceza Dairesi’nin 2017/2218 E., 2017/5067 K. sayılı kararında, bu tür somut delil tartışması yapılmadan TCK 116/4’ün uygulanması bozma nedeni sayılmıştır.
Hırsızlık amacıyla eve girip yakalanan ama hırsızlığı tamamlayamayan kişi konut dokunulmazlığını ihlalden de sorumlu olur mu?
Evet. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2016/291 E., 2017/163 K. ve 2015/1123 E., 2016/227 K. sayılı kararlarına göre, hırsızlık teşebbüs aşamasında kalsa dahi, konuta veya işyerine girme eylemi ayrıca konut/işyeri dokunulmazlığının ihlaline teşebbüsü oluşturur; TCK 44’teki fikri içtima hükmü bu durumda uygulanmaz, fail her iki suçtan da (teşebbüs hükümleriyle) ayrı ayrı sorumlu tutulur.
Aynı kişiye ait birden fazla yerden hırsızlık yapılırsa kaç ayrı suç oluşur?
Eylemler bir suç işleme kararının icrası kapsamında değişik zamanlarda aynı kişiye karşı işlenmişse tek bir hırsızlık ve tek bir konut dokunulmazlığının ihlali suçu oluşur; ancak TCK 43/1 uyarınca ceza dörtte birden dörtte üçe kadar artırılır (zincirleme suç). Yargıtay 17. Ceza Dairesi’nin 2017/2218 E., 2017/5067 K. sayılı kararında bu ilke uygulanmıştır.
Otel odasına veya kısa süreli kiralanan bir daireye izinsiz girmek suç oluşturur mu?
Evet. Otel odası, pansiyon veya günlük/haftalık kiralanan bir daire, konaklayan kişi tarafından fiilen kullanıldığı süre boyunca o kişinin konutu sayılır; otel yönetimi veya üçüncü bir kişinin bu odaya rızası dışında girmesi TCK 116 kapsamında değerlendirilebilir.
Apartmanın merdiven boşluğuna veya ortak otoparkına girmek konut dokunulmazlığını ihlal eder mi?
Kural olarak hayır; bina girişi, merdiven boşluğu, asansör ve ortak otopark gibi alanlar kat maliklerinin ve ziyaretçilerin serbestçe kullanabildiği ortak alanlardır. Buna karşılık bodrumdaki kilitli bir depo veya belirli bir bağımsız bölüme özgülenmiş kapalı bir eklentiye rızasız girilmesi suç oluşturabilir.
Sayaç okumak veya kargo teslim etmek amacıyla eve alınan kişi çıkmayı reddederse ne olur?
Bu durumda TCK 116/1’in ikinci seçimlik hareketi gündeme gelir. Girişteki rıza belirli bir amaç ve süreyle sınırlıdır; işin bitmesinden veya ev sahibinin çıkma talebinden sonra içeride kalmaya devam etmek, ilk girişin meşruluğuna bakılmaksızın suçu oluşturur.
Ev sahibi, kirasını ödemeyen kiracının evine kilidini değiştirerek girebilir mi?
Hayır. Kiracı, kira sözleşmesi devam ettiği ve fiilen evde oturduğu sürece konutun zilyedi sayılır. Ev sahibinin malik sıfatı, kiracının rızası dışında kilidi değiştirerek girmesini hukuka uygun hâle getirmez; kanuna uygun tahliye ancak icra takibi ve mahkeme kararıyla mümkündür.
Polisin arama kararı olmadan bir eve girmesi hangi suçu oluşturur?
Kolluk görevlisinin hâkim kararı veya kanunda öngörülen yetkili merci kararı olmaksızın bir konuta girmesi, TCK 119/1-e uyarınca cezası bir kat artırılan nitelikli konut dokunulmazlığının ihlali suçunu oluşturabilir; somut olaya göre ayrıca Haksız Arama Suçu (TCK 120) kapsamında da değerlendirilmesi gerekebilir.
Konutta işlenen cinsel saldırı veya kasten yaralama suçunda ayrıca konut dokunulmazlığının ihlalinden de ceza verilir mi?
Evet. Yağmadan farklı olarak cinsel saldırı ve kasten yaralama suçları bakımından konut dokunulmazlığının ihlalini bunların unsuru veya ağırlaştırıcı nedeni sayan bir kanun hükmü bulunmadığından, bileşik suç kuralı uygulanmaz ve gerçek içtima kuralı gereği fail her iki suçtan ayrı ayrı sorumlu tutulabilir.
İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.
Av. Sinan Karabacak – Cep Tel: +90 535 671 88 95


2 Yorumlar