|

Meşru Savunma ve Zorunluluk Hali (TCK-25)

meşru savunma

Meşru savunma (meşru müdafaa), Türk Ceza Kanunu’nun en çok tartışılan kurumlarından biridir; çünkü kişinin hayatına, vücut bütünlüğüne ya da malına yönelen bir saldırıyı defederken işlediği fiilin cezalandırılıp cezalandırılmayacağını doğrudan belirler. Bir kişinin haksız bir saldırıya karşı kendisini ya da bir başkasını koruması, hukuk düzeni tarafından meşru kabul edilir ve bu kapsamda kalan fiiller nedeniyle faile ceza verilmez. Bu rehberde meşru savunmanın tanımını, hukuki niteliğini, şartlarını, orantılılık ilkesini, sınırının aşılmasını (TCK 27) ve sıklıkla karıştırıldığı zorunluluk hali ile haksız tahrik kurumlarından farklarını ayrıntılı biçimde ele alıyoruz. Konu, Türk Ceza Kanunu’nun genel hükümler kısmında düzenlenen ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlerden biridir.

Meşru Savunma Nedir? (TCK 25/1)

Meşru savunma, Türk Ceza Kanunu‘nun 25. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenmiştir. Maddeye göre; gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı, o anda hâl ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.

Kısaca meşru savunma; haksız bir saldırıya maruz kalan kişinin, devletin koruyucu gücüne başvurma imkânı bulunmadığı o an içinde, kendi gücüyle saldırıyı savuşturmasıdır. Kanun burada bireye, sınırlı ve denetlenebilir bir “öz savunma” yetkisi tanır. Meşru savunma yalnızca kişinin kendisini değil, bir başkasını (üçüncü kişiyi) korumak için de kullanılabilir. Örneğin sokakta bir kişinin bıçaklı saldırıya uğradığını gören birinin, saldırganı etkisiz hâle getirmek için güç kullanması da meşru savunma kapsamında değerlendirilebilir. Bu yönüyle meşru savunma, yalnızca bir hak değil, aynı zamanda hukuk düzeninin bireye tanıdığı bir korunma imkânıdır.

Meşru Savunmanın Hukuki Niteliği

Meşru savunma, ceza hukukunda bir hukuka uygunluk nedenidir. Bu, kurumun sonuçları bakımından son derece önemli bir ayrımdır. Hukuka uygunluk nedeni, fiili baştan itibaren hukuka uygun hâle getirir; yani meşru savunma kapsamında saldırganı yaralayan ya da öldüren kişinin fiili, hukuk düzeni tarafından “haksız” sayılmaz. Bunun iki temel sonucu vardır:

  • Ceza sorumluluğu doğmaz: Fiil suç oluşturmadığından fail hakkında ceza verilmez; uygulamada bu, çoğunlukla beraat kararıyla sonuçlanır.
  • Tazminat sorumluluğu doğmaz: Fiil hukuka uygun olduğundan, kural olarak saldırganın veya yakınlarının açacağı bir tazminat davasında da sorumluluk gündeme gelmez. Bu yönüyle meşru savunma, yalnızca kusuru kaldıran (fiili hukuka aykırı bırakan) nedenlerden ayrılır.

Bu nitelik, meşru savunmayı aşağıda inceleyeceğimiz zorunluluk hâlinden ayıran en kritik noktadır; çünkü zorunluluk hâli hukuka uygunluk değil, kusurluluğu etkileyen bir nedendir ve tazminat sorumluluğu doğurabilir. Hukuka uygunluk nedeninin varlığı, fiile iştirak eden diğer kişiler bakımından da geçerli olur; meşru savunma kapsamındaki bir fiile yardım eden kişi de bundan yararlanır.

Meşru Savunmanın Şartları

Bir fiilin meşru savunma kapsamında kabul edilebilmesi için hem saldırıya hem de savunmaya ilişkin şartların birlikte gerçekleşmesi gerekir. Bu şartlardan yalnızca birinin eksikliği dahi fiili meşru savunma olmaktan çıkarır. Şartları iki grupta incelemek gerekir.

Saldırıya İlişkin Şartlar

  • Bir saldırı bulunmalıdır: Ortada, bir insandan kaynaklanan ve bir hakka yönelen fiilî bir saldırı olmalıdır. Hayvan saldırıları veya doğal tehlikeler kural olarak meşru savunmanın değil, zorunluluk hâlinin konusunu oluşturur.
  • Saldırı haksız olmalıdır: Saldırının hukuka aykırı olması gerekir. Hukuka uygun bir işleme (örneğin kolluğun usulüne uygun yakalama işlemine) karşı meşru savunma yapılamaz.
  • Saldırı hâlen mevcut olmalıdır: Saldırı ya başlamış ve devam ediyor olmalı, ya gerçekleşmesi muhakkak olmalı ya da tekrarı muhakkak olmalıdır. Henüz başlamamış (uzak) bir tehdide ya da bitmiş ve sona ermiş bir saldırıya karşı yapılan hareket meşru savunma değildir; sona ermiş bir saldırıya verilen tepki kasten yaralama veya kasten öldürme suçunu oluşturabilir.
  • Saldırı bir hakka yönelmiş olmalıdır: Meşru savunma yalnızca yaşam hakkıyla sınırlı değildir. Vücut bütünlüğü, cinsel dokunulmazlık, konut dokunulmazlığı, hürriyet ve mülkiyet gibi her türlü hakka yönelen saldırıya karşı meşru savunma mümkündür. Bu nedenle mala (örneğin hırsıza) karşı da meşru savunma yapılabilir.

Savunmaya İlişkin Şartlar

  • Savunmada zorunluluk bulunmalıdır: Saldırıyı defetmek için başka bir imkânın kalmamış olması gerekir. Kişinin kaçarak ya da yardım çağırarak kurtulma imkânı varsa, kural olarak güç kullanmaya başvurması zorunlu sayılmayabilir; ancak bu değerlendirme her somut olayın koşullarına göre yapılır.
  • Savunma saldırana yönelik olmalıdır: Savunma hareketi, saldırıyı gerçekleştiren kişiye karşı yapılmalıdır. Saldırganla ilgisiz üçüncü kişilere zarar veren hareketler meşru savunma kapsamında değerlendirilmez.
  • Savunma saldırı ile orantılı olmalıdır: Meşru savunmanın en tartışmalı şartı orantılılık (ölçülülük) ilkesidir. Kullanılan savunma aracı ve gücü, saldırının ağırlığıyla dengeli olmalıdır. Yumrukla saldıran bir kişiye karşı ateşli silahla karşılık vermek, kural olarak orantısız kabul edilir. Orantı; saldırılan hakkın değeri, saldırının yoğunluğu ve tarafların güç dengesi birlikte değerlendirilerek belirlenir.

Orantılılık İlkesi ve Somut Örnekler

Orantılılık, meşru savunma değerlendirmesinin kalbini oluşturur ve uygulamada davaların büyük çoğunluğu bu nokta üzerinde düğümlenir. Orantı, matematiksel bir eşitlik değildir; saldırı ile savunma arasında makul bir denge aranır. Değerlendirmede saldırıya uğrayan hakkın değeri, saldırıda kullanılan araç, tarafların yaş, cinsiyet ve fiziksel güç farkı, olayın gerçekleştiği yer ve zaman gibi somut koşullar birlikte gözetilir.

Birkaç örnekle açıklamak gerekirse:

  • Orantılı savunma: Gece yarısı evine giren ve kendisine bıçakla yönelen bir saldırgana karşı ev sahibinin darbeyle karşılık vermesi, kural olarak orantılı kabul edilir.
  • Orantısız savunma: Kendisine tokat atıp uzaklaşmaya çalışan bir kişinin arkasından silahla ateş etmek, saldırı sona ermiş ya da hafif olduğu için orantısızdır ve meşru savunma sayılmaz.
  • Güç dengesinin etkisi: Fiziksel olarak çok daha güçlü bir saldırgana karşı, zayıf durumdaki bir kişinin eline geçirdiği bir aleti kullanması, güç dengesizliği nedeniyle orantılı görülebilir. Aynı hareket, denk güçteki iki kişi arasında orantısız sayılabilir.

Görüldüğü gibi orantılılık, her olayın kendine özgü koşullarına göre ayrı ayrı değerlendirilen esnek bir ölçüttür. Bu nedenle aynı fiil, farklı olaylarda farklı sonuçlara ulaşabilir.

Meşru Savunma ile Haksız Tahrik Arasındaki Fark

Uygulamada meşru savunma ile haksız tahrik sıklıkla birbirine karıştırılır; oysa hukuki sonuçları tamamen farklıdır. İkisi arasındaki ayrım, çoğu ceza davasında sanığın cezasını doğrudan belirler.

Meşru savunmada, hâlen devam eden veya tekrarı muhakkak olan bir saldırı vardır ve fail bu saldırıyı o an defetmektedir; sonuç, cezasızlıktır (beraat). Haksız tahrikte ise haksız fiil tamamlanmış ve sona ermiştir; failin gösterdiği tepki, saldırıyı defetmeye değil, uğradığı haksızlığın yarattığı öfke veya elemin etkisiyle karşılık vermeye yöneliktir. Haksız tahrik bir hukuka uygunluk nedeni değildir; yalnızca cezada indirim sağlayan bir nedendir. Bu nedenle olayın “devam eden saldırıyı savuşturma” mı yoksa “sona ermiş haksızlığa tepki” mi olduğunun doğru belirlenmesi kritik önemdedir. Bu iki kurum ve diğer sorumluluğu etkileyen hâller hakkında ayrıntılı bilgi için Türk Ceza Hukukunda Genel Hükümler rehberimizi inceleyebilirsiniz.

Meşru Savunmada Sınırın Aşılması (TCK 27)

Bazı hâllerde ortada gerçek bir meşru savunma durumu (haksız ve devam eden bir saldırı) bulunur, ancak fail savunmanın “dozunu” kaçırır; yani orantılılık sınırını aşar. Bu durum Türk Ceza Kanunu’nun 27. maddesinde düzenlenmiştir ve iki farklı sonuç doğurur:

  • Sınırın taksirle (kast olmaksızın) aşılması (TCK 27/1): Fail, sınırı bilmeden ve istemeden, dikkatsizlik veya tedbirsizlikle aşmışsa; işlenen fiil taksirli hâliyle de cezalandırılan bir suçsa, faile taksirli suçun cezasının altıda birinden üçte birine kadarı indirilerek hüküm kurulur. Örneğin savunma sırasındaki tedbirsizlikle ölçünün aşılması ve ölüm meydana gelmesi hâlinde taksirle öldürme hükümleri gündeme gelebilir.
  • Mazur görülebilecek heyecan, korku veya telaşla sınırın aşılması (TCK 27/2): Sınır, saldırının yarattığı ve mazur görülebilecek bir heyecan, korku ya da telaşın etkisiyle aşılmışsa faile hiç ceza verilmez. Kanun burada, ani bir saldırı karşısında insanın göstereceği doğal psikolojik tepkiyi dikkate alır. Bu hüküm yalnızca meşru savunmaya özgüdür ve uygulamada çok sayıda beraat kararının dayanağını oluşturur.

Sınırın kasten aşılması hâlinde ise TCK 27 uygulanmaz; fail, işlediği fiilden (örneğin kasten yaralama veya kasten öldürme) doğrudan sorumlu olur. Bu nedenle savunmanın sınırının aşılıp aşılmadığı ve aşılmışsa hangi ruh hâliyle aşıldığı, dosyanın en dikkatle incelenmesi gereken meselelerindendir.

Zorunluluk Hali (TCK 25/2)

Zorunluluk hâli (ıztırar hâli), Türk Ceza Kanunu’nun 25. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenmiştir. Buna göre; kişinin kendisine ya da başkasına ait bir hakka yönelik, bilerek sebep olmadığı ve başka türlü korunma imkânı bulunmayan ağır ve muhakkak bir tehlikeden kurtulmak veya başkasını kurtarmak zorunluluğu ile ve tehlikenin ağırlığı ile konu ve kullanılan araç arasında orantı bulunmak koşuluyla işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.

Meşru savunmadan farklı olarak zorunluluk hâlinde ortada haksız bir insan saldırısı değil, bir tehlike vardır. Bu tehlike bir doğa olayından, bir hayvandan ya da bir kişiden kaynaklanabilir. Klasik örnek, deprem sırasında yıkılan bir binadan kurtulmak için başkasının kapısını kırarak zarar veren kişinin durumudur. Burada fiil çoğu zaman tehlikeye sebep olmayan masum bir üçüncü kişiye yönelir. Zorunluluk hâlinin şartları şöyle özetlenebilir:

  • Ağır ve muhakkak bir tehlikenin bulunması,
  • Failin tehlikeye bilerek sebep olmamış olması,
  • Tehlikeden başka türlü korunma imkânının bulunmaması,
  • Tehlikenin ağırlığı ile kullanılan araç ve verilen zarar arasında orantı bulunması.

Öğretide zorunluluk hâli çoğunlukla kusurluluğu ortadan kaldıran bir neden olarak kabul edilir. Bu nedenle fiil, meşru savunmadan farklı olarak tam anlamıyla “hukuka uygun” hâle gelmez; zarar gören kişi bakımından hakkaniyet temelli bir tazminat sorumluluğu gündeme gelebilir.

Meşru Savunma ile Zorunluluk Hali Arasındaki Farklar

ÖlçütMeşru Savunma (TCK 25/1)Zorunluluk Hâli (TCK 25/2)
KaynakHaksız bir insan saldırısıAğır ve muhakkak bir tehlike
Hareketin yöneldiği kişiDoğrudan saldırganaÇoğu zaman masum üçüncü kişiye
Hukuki niteliğiHukuka uygunluk nedeniKusurluluğu kaldıran neden
Tazminat sorumluluğuKural olarak doğmazHakkaniyet tazminatı doğabilir

Bu ayrım yalnızca teorik değildir; bir olayın meşru savunma mı yoksa zorunluluk hâli mi kapsamında değerlendirileceği, hem ceza sorumluluğunu hem de tazminat yükümlülüğünü doğrudan etkiler. Bu nedenle olayın en baştan doğru nitelendirilmesi ve savunmanın buna göre kurgulanması büyük önem taşır; sürecin deneyimli bir ceza avukatından hukuki destek alınarak yürütülmesi tavsiye edilir.

Meşru Savunmanın İspatı ve Yargılamadaki Sonuçları

Meşru savunma, ceza yargılamasında re’sen (kendiliğinden) dikkate alınması gereken bir durumdur; yani sanık açıkça ileri sürmese bile, dosyadaki deliller meşru savunmayı işaret ediyorsa mahkeme bunu değerlendirmek zorundadır. Bununla birlikte uygulamada, meşru savunma iddiasının delillerle desteklenmesi sonucu doğrudan etkiler.

Olayın nasıl geliştiğini ortaya koyan güvenlik kamerası kayıtları, olay yeri inceleme tutanakları, tanık beyanları, tarafların yaralarını gösteren adli tıp ve doktor raporları ile silah veya aletlerin konumu, meşru savunmanın varlığının belirlenmesinde belirleyici delillerdir. Özellikle tarafların yaralarının karşılaştırılması, saldırının kimden başladığını ve savunmanın orantılı olup olmadığını göstermesi bakımından önemlidir.

Meşru savunma şartlarının soruşturma aşamasında ortaya konması hâlinde Cumhuriyet savcılığı kovuşturmaya yer olmadığına karar verebilir. Dava aşamasında ise şartların gerçekleştiği kabul edilirse, fiil suç oluşturmadığından sanık hakkında ceza verilmesine yer olmadığı veya beraat kararı verilir. Sınırın mazur görülebilir heyecan, korku ya da telaşla aşıldığı hâllerde de sonuç yine cezasızlıktır. Bu nedenle meşru savunma iddiasının en baştan, doğru delillerle ve isabetli bir hukuki nitelendirmeyle ortaya konması davanın kaderini belirler.

Konu ile İlgili Yargıtay Kararları ve Karar Analizleri

Aralarında Mesafe Bulunan ve Fiziksel Temas Olmayan Olayda Av Tüfeğiyle Ateş Edilmesi Meşru Savunma Kapsamında Değerlendirilemez

Yargıtay 1. Ceza Dairesi, 2022/7444 E. – 2023/310 K., 06.02.2023 T.

Kararın Özeti

Sanık, geçmişte (2012 yılında) öz abisini öldüren ve cezasının infazı sonrası köye geri dönen amcası (maktul) ile ormanlık alanda karşılaşmıştır. Sanığın iddiasına göre, maktul elindeki nacak (küçük balta) ile üzerine yürüyerek ölen abisinden bahsetmiş ve sinkaflı küfürler etmiştir. Sanık, bu tutumun devam etmesi üzerine yanındaki av tüfeği ile maktule 3 el ateş ederek ölümüne neden olmuştur. İlk derece mahkemesi eylemi “haksız tahrik altında kasten öldürme” olarak kabul ederek 15 yıl hapis cezası vermiş; Bölge Adliye Mahkemesi ise geçmişteki cinayetten kaynaklanan husumetin sanık üzerindeki etkisini de gözeterek haksız tahrik indirim oranını artırmış ve cezayı 11 yıl 8 aya indirmiştir. Sanık müdafiinin “meşru savunma” ve “sınırın aşılması” gerekçesiyle yaptığı temyiz başvurusunu inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesi, olayda meşru savunma şartlarının oluşmadığına hükmederek kararı oy birliğiyle onamıştır.

Yargıtayın Gerekçesi

Yargıtay, meşru savunma hükümlerinin (TCK m. 25/1) somut olayda neden uygulanamayacağını, saldırı ve savunma şartlarının eş zamanlı varlığı ile orantılılık ilkesi üzerinden açıklamıştır. Yapılan incelemede, sanığın üzerinde herhangi bir darp veya cebir izine rastlanmadığı, tanık beyanlarının sanığın “balta ile doğrudan saldırı gerçekleştiği” yönündeki acil tehlike savunmasını doğrulamadığı saptanmıştır. En kritik hukuki gerekçe olarak; sanık ile maktul arasında olay anında ciddi bir fiziki mesafe (yaklaşık 20-25 metre) bulunduğu ve aralarında hiçbir fiziksel temasın gerçekleşmediği vurgulanmıştır. Yaklaşık 20-25 metrelik mesafeden elindeki nacak ile küfür eden kişiye karşı av tüfeğiyle doğrudan ateş edilmesinde “savunmada zorunluluk” ve “saldırı ile savunma arasında orantı” şartlarının gerçekleşmediği, bu nedenle meşru savunma veya meşru savunmada sınırın aşılması (TCK m. 27) hükümlerinden yararlanılamayacağı açıkça karara bağlanmıştır.

“…taraflar arasında mesafe bulunduğu, sanığın yaklaşık 20-25 metreden ateş ettiği, sanık ile maktul arasında fiziksel temas geçmediği, açıklanan nedenlerle meşru savunma yada meşru savunmada sınırın aşılması hükümlerinin uygulama olanağının bulunmadığı anlaşılmakla; kurulan hükümde bu yönden hukuka aykırılık bulunmamıştır.”

Meşru Savunma (TCK m. 25/1) Bakımından Değerlendirme

Bu karar, ceza hukukunun en temel hukuka uygunluk nedenlerinden biri olan “Meşru Savunma” kurumunun teorik şartlarının pratikteki yansımasını ve özellikle “oran” ile “zorunluluk” kriterlerinin sınırlarını belirlemek açısından ders niteliğindedir. Karardan çıkarılan temel hukuki analizler şunlardır:

  • Saldırıya İlişkin Şartlar ve İlliyet: Meşru savunma için korunmaya değer bir hakka yönelik, gerçekleşen veya gerçekleşmesi muhakkak haksız bir saldırı bulunmalıdır. Olayda maktulün hakaret etmesi ve elinde nacakla yürümesi haksız bir yönelim (saldırı başlangıcı) olarak kabul edilip haksız tahrik nedeni sayılsa da, savunma mekanizmasını tamamen hukuka uygun kılacak boyutta akut, kaçınılmaz bir saldırı aşamasına ulaştığı kabul edilmemiştir.
  • Savunmada Zorunluluk ve Alternatif İmkânlar: Savunmanın hukuka uygun olması için failin o andaki hal ve koşullara göre saldırıyı defetmek adına başka hiçbir makul çaresinin/imkânının kalmamış olması (zorunluluk) gerekir. Aradaki 20-25 metrelik mesafe, elinde ateşli silah bulunan sanık için mutlak surette öldürme kastıyla ateş etmeyi zorunlu kılan bir yakınlıkta değildir; failin geri çekilme, uyarı ateşi açma veya saldırganı durduracak korunaklı bir alana geçme imkânı tartışılmalıdır.
  • Silahların ve Mesafenin Orantılılığı: Savunmada kullanılan araç ile saldırı aracı arasında mutlak bir eşitlik aranmasa da, “hal ve koşullara göre orantı” bulunmalıdır. Yakın mesafede balta (nacak) öldürücü bir silah olabilir; ancak 25 metrelik bir menzilde nacak fırlatılmadığı sürece ani bir ölüm tehlikesi yaratmaz. Bu mesafeden av tüfeği gibi öldürme gücü yüksek bir silahla 3 el ateş edilmesi, TCK m. 25/1 anlamındaki “orantı” sınırını tamamen ortadan kaldırmaktadır.
  • Meşru Savunmada Sınırın Aşılması (TCK m. 27/2) Ayrımı: Sınırın aşılması hükmünün uygulanabilmesi için öncelikle meşru savunma şartlarının (başlamış veya muhakkak bir saldırının) mevcudiyeti şarttır; sınır ancak heyecan, korku veya telaş yüzünden aşılabilir. Yargıtay, olayda meşru savunma zemini (başlamış/muhakkak bir fiziki tecavüz) hiç doğmadığı için sınırın aşılmasından da bahsedilemeyeceğini teyit etmiştir. Eylem bu nedenle hukuka uygunluk nedeni yerine, cezada indirim sağlayan kusurluluk/tahrik (TCK m. 29) kapsamında çözümlenmiştir.

Yargıtay 1. Ceza Dairesi, 2022/7444 E. – 2023/310 K., 06.02.2023 T. Tam Metni

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ:Ceza Dairesi
SUÇ : Kasten öldürme
HÜKÜM : Mahkumiyet

İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:

I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Gümüşhane Ağır Ceza Mahkemesinin, 08.10.2021 tarihli ve 2021/108 Esas, 2021/168 Karar sayılı kararıyla sanık hakkında kasten öldürme suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 81 inci maddesinin birinci fıkrası, 29 uncu maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası ve 53 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca 15 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.

2. … Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 22.02.2022 tarihli ve 2021/2399 Esas, 2022/537 Kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık müdafiinin, katılan vekilinin istinaf başvurularının kabulüne karar verilerek 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi uyarınca duruşmalı yapılan inceleme neticesinde aynı Kanun’un 280 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması ile sanık hakkında kasten öldürme suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 81 inci maddesinin birinci fıkrası, 29 uncu maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası ve 53 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca 11 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.


II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanık müdafiinin temyiz istemi,
1. Sübuta,
2. Meşru savunma ve meşru savunmada sınırın aşılmasına,
3. Haksız tahrikin oranına,
İlişkindir.

III. OLAY VE OLGULAR
Temyizin kapsamına göre;
A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü
02.09.2012 tarihinde sanığın abisi … …’ın amcası olan maktul … tarafından ortak arazinin kullanımı nedeniyle öldürüldüğü, maktul …’ın 15 yıl hapis cezası aldığı, cezasının infazı sonrası köyüne geri döndüğü, olay tarihinde sanık …’ın yanında kuzeni … ile ormana av amaçlı yürüyüşe çıktıkları, sanığın yanında av tüfeği bulunduğu, ormanlık alanda maktul … ile karşılaştıkları, sanık ve tanığın iddiasına göre maktulün elindeki nacak ile sanığın üzerine yürüyüp ölen abisinden de bahsederek sinkaflı küfürler ettiği, sanığın uyarmasına rağmen maktulün tutumunu sürdürdüğü, bunun üzerine sanığın av tüfeği ile 3 el ateş ederek maktülü öldürdüğü, maktulün olay anındaki söz ve hareketlerinin sanık lehine haksız tahrik teşkil ettiği kabul edilmiştir.

B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü
Bölge Adliye Mahkemesince yapılan istinaf incelemesinde, olayın gelişim süreci aynı kabul edilmiş ise de;
Maktulün olay günündeki söz ve hareketlerinin yanı sıra, 2012 yılında maktulün sanığın abisini öldürmesi nedeniyle taraflar arasında husumet bulunması, sanığın bu olayın da etkisi altında suçu işlediği kanaatiyle sanık lehine daha fazla oranda haksız tahrik hükümlerinin uygulanması gerektiği belirtilerek İlk Derece Mahkemesince kurulan hükmün kaldırılmasına karar verildiği belirlenmiştir.

IV. GEREKÇE
A. Meşru Savunmaya Yönelik
1. Sanık müdafiinin meşru savunmaya yönelen temyiz sebepleri yönünden öncelikle, 5237 sayılı Kanun’un 25 inci maddesinin birinci fıkrası kapsamında yer verilen meşru savunma müessesesinin sınırlarının belirlenmesi gerekmektedir.

2. Meşru savunma, 5237 sayılı Kanun’un 25 inci maddesinin birinci fıkrasında;
“Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.”
Şeklinde bir hukuka uygunluk nedeni olarak düzenlenmiştir.

3. Bahse konu hüküm gereği meşru savunma kurumunun uygulanabilirliği için saldırının, korunmaya değer nitelikteki herhangi bir hakka yönelmiş olması yeterlidir. (5237 sayılı Kanun’un 25 inci maddesinin gerekçesi: “Bir kere her türlü hakka yönelik haksız bir saldırıya karşı meşru savunmanın söz konusu olduğu belirtilmiş ve böylece kurumun, bazen anlamsız ve sosyal gereklere aykırı düşecek derecede dar tutulmasının önüne geçilmesi istenilmiştir. … Ayrıca, şu husus da belirtilmelidir ki, kişileri suç işlemekten caydıracak en etkin araçlardan birisi, suç işlediklerinde karşılık görebilecekleri endişesi olduğundan, meşru savunma hakkının böylece genişletilmesi, kriminolojik yönden caydırıcı etki de yapabilecektir.” açıklamalarına yer verilmiştir.)

4. Gerek öğretide gerekse yargısal kararlarda vurgulandığı üzere 5237 sayılı Kanun’un 25 inci maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen ve hukuka uygunluk nedenlerinden birini oluşturan meşru savunma, hukuka aykırılığı ortadan kaldırmakta ve bu nedenle eylemi suç olmaktan çıkarmaktadır. Bir olayda meşru savunmanın oluştuğunun kabul edilebilmesi için saldırıya ve savunmaya ilişkin şartların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.

a) Saldırıya ilişkin şartlar:
i) Bir saldırı bulunmalıdır.
ii) Bu saldırı haksız olmalıdır.
iii) Saldırı meşru savunma ile korunabilecek bir hakka yönelik olmalıdır. Bu hakkın, kişinin kendisine veya bir başkasına ait olması arasında fark yoktur.
iv) Saldırı ile savunma eş zamanlı bulunmalıdır.

b) Savunmaya ilişkin şartlar:
i) Savunma zorunlu olmalıdır. Zorunluluk ile kastedilen husus, failin kendisine veya başkasına ait bir hakkı koruyabilmesi için savunmadan başka imkânının bulunmamasıdır.
ii) Savunma saldırana karşı olmalıdır.
iii) Saldırı ile savunma arasında oran bulunmalıdır.

5. Olayın meşru savunma içerisinde gerçekleşip gerçekleşmediğini anlamak için saldırıya ilişkin şartların yanında savunmaya ilişkin de şartların oluşması gerekmektedir. Savunmada zorunluluk bulunsa da savunmanın saldırı ile orantılı olması gerekir. Bu orantılılık belirlenirken saldırının yer ve zamanı, saldıran kişinin o anki durumu savunmada bulunan buna uygun bir tepki verip vermediği değerlendirilmelidir.

6. Bu açıklamalar kapsamında somut olay irdelendiğinde; üzerinde darp cebir izi bulunmayan sanık her ne kadar maktulün elindeki balta ile kendisine yöneldiğini bu korku altında suçu işlediğini savunmuş ise de, tanık anlatımları ile bu hususun doğrulanmadığı, taraflar arasında mesafe bulunduğu, sanığın yaklaşık 20-25 metreden ateş ettiği, sanık ile maktul arasında fiziksel temas geçmediği, açıklanan nedenlerle meşru savunma yada meşru savunmada sınırın aşılması hükümlerinin uygulama olanağının bulunmadığı anlaşılmakla; kurulan hükümde bu yönden hukuka aykırılık bulunmamıştır.

B. Haksız Tahrikin Oranına
2012 yılında maktulün sanığın abisini öldürmüş olması, olay gününde de ormanlık arazide karşılaştıklarında maktulün elindeki balta ile sanığın üzerine yürüyüp küfür ettiği iddiası ile sanık hakkında haksız tahrik hükümleri gereği yapılan indirimde tüm deliller ve dosya kapsamı gözetilerek hükümde bu yönden hukuka aykırılık bulunmamıştır.

C. Sübuta Yönelik
Sanığın suçlamaları kabul ettiği, haksız tahrik nedeni sayılabilecek hususlar dışında sanık lehine uygulanabilecek hukuka uygunluk nedeni bulunmadığı, tanık beyanları, deliller, ikrar ve tüm dosya kapsamına göre sanığın üzerine atılı suçun sabit olduğu, sanık müdafinin sübuta yönelen temyiz istemleri yönünden hükümde hukuka aykırılık bulunmamıştır.

V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle … Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 22.02.2022 tarihli ve 2021/2399 Esas, 2022/537 Karar sayılı kararında sanık müdafiince öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA,

Hükmolunan ceza miktarı ve tutuklulukta geçirilen süre dikkate alınarak sanık müdafinin tahliye talebinin REDDİNE,

Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Gümüşhane Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise … Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,

06/02/2023 tarihinde karar verildi.

Silahlı Saldırı Karşısında Rastgele Ateş Edilmesi Meşru Savunma Kapsamındadır

Yargıtay 1. Ceza Dairesi, 2013/2052 E. – 2013/8090 K., 24.12.2013 T.

Kararın Özeti

Trafikteki hatalı manevra uyarısı nedeniyle çıkan tartışmada, maktulün silahını çekerek sanığa doğru ateş etmesi üzerine sanık, kendisini korumak amacıyla hareket etmiştir. Sanık, zikzak çizerek kaçmaya çalışırken tabancasını çekip maktulü önce bacağından yaralamış, maktulün ateşe devam etmesi üzerine rastgele ateş ederek sağ omuz bölgesinden tekrar yaralamıştır. İlk derece mahkemesi, sanığın yaşam hakkına yönelik bu haksız saldırıyı defetmek amacıyla orantılı şekilde hareket ettiğini ve meşru savunma sınırını aşmadığını kabul ederek, TCK’nın 25/1 ve CMK’nın 223/2-d maddeleri uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına ve beraat kararı vermiştir. Katılan vekilinin temyizi üzerine Yargıtay, mahkemenin beraat hükmünü hukuka uygun bularak onamıştır.

Yargıtayın Gerekçesi

Yargıtay, dosya içeriğini ve mevcut delilleri inceleyerek sanığın eylemini meşru savunma koşulları altında gerçekleştirdiğini saptamıştır. Kararda, maktulün silahla ateş etmek suretiyle başlattığı haksız saldırının gerçekleşen, süregelen ve tekrarı muhakkak olan bir nitelik taşıdığı vurgulanmıştır. Sanığın o andaki hal ve koşullara göre, kendi yaşam hakkını korumak ve saldırıyı defetmek amacıyla hareket ettiği, maktulün ateşe devam etmesi üzerine yaptığı rastgele atışların saldırı ile orantılı olduğu ve meşru savunma sınırının aşılmadığı belirtilmiştir. Bu nedenle ilk derece mahkemesinin beraat kararı yerinde görülmüştür.

“…sanığın, kendisine yönelmiş gerçekleşen ve tekrarı muhakkak olan haksız saldırıyı o andaki hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetme zorunluluğu ile eylemini meşru savunma koşulları altında gerçekleştirdiği, oluşa göre meşru savunmada sınırı aşmadığı anlaşılmakla…”

Değerlendirme

Bu karar, ceza hukukunda meşru savunma kurumunun sınırlarını, özellikle cana yönelik silahlı saldırılar bağlamında somutlaştıran önemli bir örnektir. Yargıtay, mağdurun ya da maktulün başlattığı haksız ve hayati tehlike arz eden saldırılara karşı, kişinin kendini savunma hakkını koruma altına almaktadır. Sanığın doğrudan hedef gözetmeksizin, saldırıyı sonlandırma kastıyla “rastgele” ateş etmesi ve maktulün yaralanmasına rağmen eylemine devam etmesi karşısında savunmasını sürdürmesi, orantılılık ilkesine aykırı bulunmamıştır. Saldırının büyüklüğü ile savunmanın niteliği arasındaki denge kurulurken, sanıktan mutlak bir soğukkanlılık beklenemeyeceği ve o andaki yaşam mücadelesi koşullarının esas alınması gerektiği net bir şekilde ortaya konulmuştur.

Yargıtay 1. Ceza Dairesi, 2013/2052 E. – 2013/8090 K., 24.12.2013 T. Tam Metni

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Taksirle ölüme neden olma
HÜKÜM : TCK.nun 25/1 maddesi, CMK.nun 223/2 maddeleri uyarınca ceza tayinine yer olmadığına ve beraatine dair karar.

TÜRK MİLLETİ ADINA

1-Dosya içeriğine, mevcut delillere ve gerekçeye göre; sanığın trafikte seyir halinde bulunduğu sırada, maktulün aracıyla hatalı olarak geri geri manevra yaptığını görünce kornaya basarak kendisini uyardığı, maktul ve kullandığı aracın içerisinde bulunan arkadaşlarının tepki gösterip araçtan indikleri, sanığın da araçtan indiği, sanık ve kardeşi Erden ile maktul ve arkadaşları arasında tartışma çıktığı, tartışma sırasında maktulün silahını çekerek sanığa doğru ateş etmeye başlaması üzerine, sanığın zik zak yaparak kaçmak suretiyle kendisini korumaya çalıştığı ve yaşam hakkına yönelik silahlı saldırıyı defetmek ve kendisini korumak amacıyla tabancasını çekerek, maktule doğru ateş edip, maktulü bacağından yaraladığı buna rağmen maktulün kendisine doğru ateş etmeye devam etmesi üzerine tekrar maktule doğru yaptığı rastgele atış sonucu maktulü sağ omuz bölgesinden yaraladığı, aldığı bu isabet sonucu yere düşen maktulün tekrar ateş etmek istediği ancak silahının ateş almadığı olayda; sanığın, kendisine yönelmiş gerçekleşen ve tekrarı muhakkak olan haksız saldırıyı o andaki hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetme zorunluluğu ile eylemini meşru savunma koşulları altında gerçekleştirdiği,oluşa göre meşru savunmada sınırı aşmadığı anlaşılmakla, sanık hakkında 5237 sayılı TCK.nun 25/1 ve CMK.nun 223/2-d maddeleri uyarınca uygulama yapılmasında isabetsizlik görülmediğinden, tebliğnamedeki meşru savunma sınırının aşıldığı gerekçesiyle bozma öneren düşünce benimsenmemiştir.
…/…

2-Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanık …’in kasten öldürme eylemini, kendisine yönelik silahlı saldırı karşısında, meşru savunma koşulları altında işlediği kabul edilerek, 5237 sayılı TCK.nun 25. maddesi uyarınca sanık hakkında ceza tertibine yer olmadığına ve beraatine karar verilmesinde isabetsizlik görülmediğinden, müdahil Ebru vekilinin eksik incelemeye, meşru savunma koşullarının bulunmadığına, sanığın kasten öldürme suçundan cezalandırılması gerektiğine, delillerin takdirinde hata edildiğine yönelen ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, sanık hakkında kurulan hükmün tebliğnamedeki düşünce hilafına (ONANMASINA), 24/12/2013 gününde oybirliği ile karar verildi.

Sıkça Sorulan Sorular

Meşru savunmada bulunan kişi tazminat öder mi?

Meşru savunma bir hukuka uygunluk nedeni olduğundan, bu kapsamda kalan fiil hukuka uygun sayılır ve kural olarak tazminat sorumluluğu doğmaz. Ancak savunmanın sınırı aşılmışsa, aşılan kısım bakımından hukuki sorumluluk gündeme gelebilir.

Mala yönelik saldırıya karşı meşru savunma yapılabilir mi?

Evet. Meşru savunma yalnızca yaşam veya vücut bütünlüğüyle sınırlı değildir; mülkiyet, konut dokunulmazlığı ve hürriyet gibi haklara yönelen saldırılara karşı da yapılabilir. Örneğin hırsıza karşı malını korumak isteyen kişi, orantılılık sınırı içinde meşru savunmadan yararlanabilir.

Saldırı ihtimaline karşı önceden silah bulundurmak meşru savunma sayılır mı?

Hayır. Meşru savunma, hâlen mevcut veya tekrarı muhakkak olan bir saldırıya karşı o an gösterilen savunmadır. Önceden silah bulundurmak tek başına meşru savunma oluşturmaz; savunmanın meşru sayılması için saldırı anında tüm şartların birlikte gerçekleşmesi gerekir.

Meşru savunma iddiası mahkemede nasıl sonuç doğurur?

Meşru savunma şartlarının gerçekleştiği kabul edilirse, fiil suç oluşturmadığından sanık hakkında ceza verilmesine yer olmadığı veya beraat kararı verilir. Sınırın mazur görülebilir heyecan, korku ya da telaşla aşıldığı hâllerde de faile ceza verilmez.

Meşru savunma, zorunluluk hâli ve sınırın aşılması iddialarının somut olayda doğru kurulması, çoğu zaman beraat ile mahkûmiyet arasındaki farkı belirler. İstanbul’da yürüttüğümüz ceza davalarına ilişkin daha fazla bilgi için Av. Sinan Karabacak ceza hukuku sayfasını ziyaret edebilirsiniz.

İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.

Av. Sinan Karabacak – Cep Tel: +90 535 671 88 95

Benzer Yazılar

3 Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir