İçindekiler
Meşru savunma (meşru müdafaa), Türk Ceza Kanunu’nun en çok tartışılan kurumlarından biridir; çünkü kişinin hayatına, vücut bütünlüğüne ya da malına yönelen bir saldırıyı defederken işlediği fiilin cezalandırılıp cezalandırılmayacağını doğrudan belirler. Bir kişinin haksız bir saldırıya karşı kendisini ya da bir başkasını koruması, hukuk düzeni tarafından meşru kabul edilir ve TCK 25/1 kapsamında kalan fiiller nedeniyle faile ceza verilmez.
Konu, Türk Ceza Kanunu’nun genel hükümler kısmında düzenlenen ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlerden biridir. Aşağıda ele alınan Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve Yargıtay Ceza Dairesi kararları, meşru savunma ile zorunluluk halinin sınırlarının somut olaylarda nasıl çizildiğini göstermektedir; ancak her olayın kendine özgü koşulları farklı sonuçlar doğurabileceğinden, somut olayınıza ilişkin mutlaka bir ceza avukatına danışmanız önerilir.
Meşru Savunma Nedir? (TCK 25/1)
Meşru savunma, Türk Ceza Kanunu‘nun 25. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenmiştir. Maddeye göre; gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı, o anda hâl ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.
Kısaca meşru savunma; haksız bir saldırıya maruz kalan kişinin, devletin koruyucu gücüne başvurma imkânı bulunmadığı o an içinde, kendi gücüyle saldırıyı savuşturmasıdır. Kanun burada bireye, sınırlı ve denetlenebilir bir “öz savunma” yetkisi tanır. Meşru savunma yalnızca kişinin kendisini değil, bir başkasını (üçüncü kişiyi) korumak için de kullanılabilir. Örneğin sokakta bir kişinin bıçaklı saldırıya uğradığını gören birinin, saldırganı etkisiz hâle getirmek için güç kullanması da meşru savunma kapsamında değerlendirilebilir.
Meşru Savunmanın Hukuki Niteliği
Meşru savunma, ceza hukukunda bir hukuka uygunluk nedenidir. Bu, kurumun sonuçları bakımından son derece önemli bir ayrımdır. Hukuka uygunluk nedeni, fiili baştan itibaren hukuka uygun hâle getirir; yani meşru savunma kapsamında saldırganı yaralayan ya da öldüren kişinin fiili, hukuk düzeni tarafından “haksız” sayılmaz. Bunun iki temel sonucu vardır:
- Ceza sorumluluğu doğmaz: Fiil suç oluşturmadığından fail hakkında ceza verilmez; uygulamada bu, çoğunlukla beraat kararıyla sonuçlanır.
- Tazminat sorumluluğu doğmaz: Fiil hukuka uygun olduğundan, kural olarak saldırganın veya yakınlarının açacağı bir tazminat davasında da sorumluluk gündeme gelmez. Meşru savunma sınırları içinde kalan bir fiil nedeniyle hukuk mahkemesinde tazminata hükmedilmez; sorumluluk ancak savunmanın sınırının aşıldığı kısım bakımından (TCK 27) gündeme gelebilir. Bu yönüyle meşru savunma, yalnızca kusuru kaldıran (fiili hukuka aykırı bırakan) nedenlerden ayrılır — nitekim aşağıda ele alacağımız zorunluluk hâlinde bu tazminat muafiyeti geçerli değildir.
Bu nitelik, meşru savunmayı zorunluluk hâlinden ayıran en kritik noktadır; çünkü zorunluluk hâli hukuka uygunluk değil, kusurluluğu etkileyen bir nedendir. Hukuka uygunluk nedeninin varlığı, fiile iştirak eden diğer kişiler bakımından da geçerli olur; meşru savunma kapsamındaki bir fiile yardım eden kişi de bundan yararlanır.
Yargıtay Kararları Işığında Meşru Savunmanın Şartları
Meşru savunmanın oluşması için Yargıtay Ceza Genel Kurulu istikrarlı içtihadıyla saldırıya ve savunmaya ilişkin kriterleri ayrı ayrı ortaya koymuştur (Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2018/8 E., 2020/424 K.). Bir fiilin meşru savunma kapsamında kabul edilebilmesi için bu şartların birlikte gerçekleşmesi gerekir; şartlardan yalnızca birinin eksikliği dahi fiili meşru savunma olmaktan çıkarır.
Saldırıya İlişkin Şartlar
Maddeler halinde saymak gerekirse meşru savunmanın oluşması için saldırıya ilişkin;
- Bir saldırı bulunmalıdır — ortada, bir insandan kaynaklanan ve bir hakka yönelen fiilî bir saldırı olmalıdır. Hayvan saldırıları veya doğal tehlikeler kural olarak meşru savunmanın değil, zorunluluk hâlinin konusunu oluşturur.
- Bu saldırı haksız olmalıdır — saldırının hukuka aykırı olması gerekir. Hukuka uygun bir işleme (örneğin kolluğun usulüne uygun yakalama işlemine) karşı meşru savunma yapılamaz.
- Saldırı hâlen mevcut olmalıdır — saldırı ya başlamış ve devam ediyor olmalı, ya gerçekleşmesi muhakkak olmalı ya da tekrarı muhakkak olmalıdır. Henüz başlamamış (uzak) bir tehdide ya da bitmiş ve sona ermiş bir saldırıya karşı yapılan hareket meşru savunma değildir; sona ermiş bir saldırıya verilen tepki kasten yaralama veya kasten öldürme suçunu oluşturabilir.
- Saldırı bir hakka yönelmiş olmalıdır — meşru savunma yalnızca yaşam hakkıyla sınırlı değildir; vücut bütünlüğü, cinsel dokunulmazlık, konut dokunulmazlığı, hürriyet ve mülkiyet gibi her türlü hakka yönelen saldırıya karşı meşru savunma mümkündür. Bu nedenle mala (örneğin hırsıza) karşı da meşru savunma yapılabilir. Kanun, bu hakkın kişinin kendisine mi yoksa bir başkasına mı ait olduğu arasında hiçbir fark gözetmez; bir kişinin, üçüncü bir kişiye yönelen haksız saldırıyı defetmek için gösterdiği tepki de aynı şekilde meşru savunma kapsamındadır.
Savunmaya İlişkin Şartlar
Savunmaya ilişkin olarak ise;
- Savunma zorunlu olmalıdır — zorunluluk ile kastedilen husus, failin kendisine veya başkasına ait bir hakkı koruyabilmesi için savunmadan başka imkânının bulunmamasıdır. Kişinin kaçarak ya da yardım çağırarak kurtulma imkânı varsa, kural olarak güç kullanmaya başvurması zorunlu sayılmayabilir; ancak bu değerlendirme her somut olayın koşullarına göre yapılır.
- Savunma saldırana yönelik olmalıdır — savunma hareketi, saldırıyı gerçekleştiren kişiye karşı yapılmalıdır. Saldırganla ilgisiz üçüncü kişilere zarar veren hareketler meşru savunma kapsamında değerlendirilmez.
- Saldırı ile savunma arasında oran bulunmalıdır — kullanılan savunma aracı ve gücü, saldırının ağırlığıyla dengeli olmalıdır. Orantı; saldırılan hakkın değeri, saldırının yoğunluğu ve tarafların güç dengesi birlikte değerlendirilerek belirlenir.
Orantılılık İlkesi ve Somut Yargıtay Örnekleri
Orantılılık, meşru savunma değerlendirmesinin kalbini oluşturur ve uygulamada davaların büyük çoğunluğu bu nokta üzerinde düğümlenir. Orantı, matematiksel bir eşitlik değildir; saldırı ile savunma arasında makul bir denge aranır. Değerlendirmede saldırıya uğrayan hakkın değeri, saldırıda kullanılan araç, tarafların yaş, cinsiyet ve fiziksel güç farkı, olayın gerçekleştiği yer ve zaman gibi somut koşullar birlikte gözetilir. Yargıtay’ın konuya ilişkin dört farklı kararı, orantılılığın sınırlarını net biçimde ortaya koymaktadır.
- Silahlı saldırıya silahla orantılı karşılık (kabul edilen örnek): Trafikte çıkan bir tartışmada maktulün silahını çekip sanığa ateş etmesi üzerine, sanığın zikzak çizerek kaçmaya çalışırken tabancasıyla karşılık vererek maktulü önce bacağından, maktulün ateşe devam etmesi üzerine de rastgele ateş ederek omuzundan yaraladığı olayda Yargıtay 1. Ceza Dairesi 2013/2052 E. – 2013/8090 K. sayılı kararında, maktulün silahla başlattığı haksız saldırının “gerçekleşen, süregelen ve tekrarı muhakkak” nitelikte olduğunu, sanığın yaşam hakkını korumak için gösterdiği tepkinin orantılı kaldığını belirterek beraat kararını onamıştır: “…sanığın, kendisine yönelmiş gerçekleşen ve tekrarı muhakkak olan haksız saldırıyı o andaki hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetme zorunluluğu ile eylemini meşru savunma koşulları altında gerçekleştirdiği… anlaşılmakla…”
- Bıçaklı saldırıya bıçakla karşılık (kabul edilen örnek): Kardeşler arasındaki kredi borcu husumeti nedeniyle mağdurun balta ve bıçakla sanığın evine gelip önce sanığa, ardından sanığın kardeşine bıçakla saldırmaya devam ettiği olayda, sanığın arabadan aldığı bıçakla mağduru göğsünden iki kez yaralaması Yargıtay Ceza Genel Kurulunca 2017/141 E. – 2021/307 K. sayılı kararında meşru savunma kapsamında kabul edilmiş ve beraat gerektiği yönünde hüküm kurulmuştur: “Sanık …’ın eylemini, mağdur …’ın kendisine ve …’a yönelik devam etmekte olan bıçaklı saldırısını defetmek amacıyla ve saldırı ile orantılı bir şekilde meşru savunma koşulları içerisinde gerçekleştirdiğinin kabulü gerekmektedir.” Bu karar aynı zamanda, sanığın yalnızca kendisini değil kardeşini de savunma amacıyla hareket ettiğini, yani başkası lehine meşru savunmanın da aynı orantılılık ölçütlerine tabi olduğunu göstermektedir.
- Av tüfeğiyle mesafeden ateş (reddedilen örnek): Ormanlık alanda, elinde nacak (küçük balta) bulunan ve kendisine sinkaflı küfürler eden kişiye karşı sanığın yaklaşık 20-25 metre mesafeden av tüfeğiyle 3 el ateş ederek onu öldürdüğü olayda Yargıtay 1. Ceza Dairesi 2022/7444 E. – 2023/310 K. sayılı kararında, taraflar arasında fiziksel temas hiç gerçekleşmediğinden ve bu mesafeden ateş etmenin “savunmada zorunluluk” ile “orantı” şartlarını sağlamadığından meşru savunma ve sınırın aşılması (TCK 27) hükümlerinin uygulanamayacağına, olayın haksız tahrikle (TCK 29) sınırlı kalması gerektiğine hükmetmiştir: “…taraflar arasında mesafe bulunduğu, sanığın yaklaşık 20-25 metreden ateş ettiği, sanık ile maktul arasında fiziksel temas geçmediği, açıklanan nedenlerle meşru savunma yada meşru savunmada sınırın aşılması hükümlerinin uygulama olanağının bulunmadığı…”
- Yumruğa silahla karşılık (reddedilen örnek): Tarlaya hayvan sokan mağdur ile sanığın ailesi arasında çıkan yumruklu kavgada, sanığın kendisi ve yaşlı anne-babasına yönelik yumruklu saldırıya karşılık av tüfeğiyle iki el ateş ederek mağduru ağır yaraladığı olayda Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2017/305 E. – 2018/669 K. sayılı kararında, yumruklu bir saldırıya ateşli silahla karşılık vermenin orantı şartını sağlamadığına, olayın “mazur görülebilecek heyecan, korku veya telaş” boyutuna da ulaşmadığına (dolayısıyla TCK 27/2’nin de uygulanamayacağına) karar vermiş ve eylemi haksız tahrik altında kasten yaralama olarak nitelendirmiştir: “…av tüfeğiyle iki el ateş edip mağdur …’i basit bir tıbbi müdahale ile giderilemeyecek ölçüde yaralaması karşısında, saldırı ile savunma arasında orantı bulunmaması nedeniyle meşru savunma şartlarının gerçekleşmediği kabul edilmelidir.”
Bu dört karar birlikte okunduğunda ortaya çıkan pratik ölçüt şudur: silaha silahla, hayati tehlikeye hayati tehlikeyle karşılık vermek orantılı kabul edilirken; fiziksel temas kurulmamış bir sözlü/hafif saldırıya veya yumruk düzeyindeki bir saldırıya ateşli silahla karşılık vermek orantısız sayılmaktadır.
Karşılıklı Kavgada İlk Haksızlığı Başlatan Kişi Meşru Savunmadan Yararlanabilir mi?
Uygulamada en çok karışan noktalardan biri, bir kavgayı kendi haksız hareketiyle başlatan kişinin, karşılık gördüğünde meşru savunmadan yararlanıp yararlanamayacağıdır. Bu soruya Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2018/8 E., 2020/424 K. sayılı kararı doğrudan cevap vermektedir.
Olayda sanık, önce mağdurenin yengesine cinsel taciz ve hakarette bulunmuş; bunu öğrenen mağdurenin eşi, akşam saatlerinde markette gördüğü sanığa saldırıp vurmuş, ardından haber verilen kayınbirader (katılan) de olay yerine gelip sanığa yumruk atmış, sanık da katılana yumrukla karşılık vererek onu basit tıbbi müdahaleyle giderilebilir şekilde yaralamıştır. Yerel mahkemenin mahkûmiyet kararını, Özel Daire “meşru savunma” gerekçesiyle bozmuş; ancak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı üzerine dosyayı inceleyen Ceza Genel Kurulu çoğunluğu, sanığın katılana karşı yumruk atma eyleminin “saldırıyı defetme” niteliğinde olmadığına, ilk haksız hareketi (cinsel taciz ve hakaret) bizzat sanığın başlattığına, bu nedenle meşru savunmadan değil olsa olsa haksız tahrik hükümlerinden yararlanabileceğine karar vermiştir:
“…yerleşik ve istikrarlı yargı içtihatlarına göre karşılıklı darp olaylarında ilk vurma eylemini gerçekleştiren kişiye karşılık veren kişinin veyahut iki kişinin karşılıklı kavgası sırasında üçüncü bir şahsın kavgaya dahil olarak taraflardan birisinin yanında yer alması durumunda da tek başına kalan kişinin diğer iki kişiye karşılık vermesinin saldırıyı defetme niteliğinde olmaması…”
Kararda 5 üye, sanığın bizzat maruz kaldığı ani fiziksel saldırı karşısında meşru savunmadan yararlanması gerektiği yönünde karşı oy kullanmıştır — bu da konunun Yargıtay içinde dahi tartışmalı olduğunu göstermektedir. Sonuç olarak yerleşik çoğunluk görüşüne göre: bir kavgayı kendi haksız hareketiyle (hakaret, taciz, ilk darp gibi) başlatan kişi, bu hareketine gösterilen tepkiden dolayı meşru savunma değil, en fazla haksız tahrik hükümlerinden (TCK 29) yararlanabilir; zira meşru savunmanın konusu olan “haksız saldırı”, failin kendi kışkırtmasıyla doğan bir tepki değil, bağımsız ve gerçekten haksız bir saldırı olmalıdır.
Meşru Savunma ile Haksız Tahrik Arasındaki Fark
Uygulamada meşru savunma ile haksız tahrik sıklıkla birbirine karıştırılır; oysa hukuki sonuçları tamamen farklıdır. İkisi arasındaki ayrım, çoğu ceza davasında sanığın cezasını doğrudan belirler.
Meşru savunmada, hâlen devam eden veya tekrarı muhakkak olan bir saldırı vardır ve fail bu saldırıyı o an defetmektedir; sonuç, cezasızlıktır (beraat). Haksız tahrikte ise haksız fiil tamamlanmış ve sona ermiştir; failin gösterdiği tepki, saldırıyı defetmeye değil, uğradığı haksızlığın yarattığı öfke veya elemin etkisiyle karşılık vermeye yöneliktir. Haksız tahrik bir hukuka uygunluk nedeni değildir; yalnızca cezada indirim sağlayan bir nedendir (TCK 29). Bir üçüncü pratik ölçüt de yukarıda incelediğimiz “kim başlattı” sorusudur: bir haksız hareketi bizzat başlatan kişi, buna gösterilen tepkiden dolayı meşru savunma değil haksız tahrik hükümlerinden yararlanabilir. Bu iki kurum ve diğer sorumluluğu etkileyen hâller hakkında ayrıntılı bilgi için Türk Ceza Hukukunda Genel Hükümler rehberimizi inceleyebilirsiniz.
Putatif Meşru Müdafaa: Saldırı Var Sanılarak Yapılan Savunma
Meşru savunmayla sık karıştırılan bir başka durum, gerçekte var olmayan bir saldırının fail tarafından hataen var sanılmasıdır — öğretide “putatif” (farazi) meşru müdafaa olarak adlandırılır. Örneğin karanlık bir sokakta kendisine doğru hızla yaklaşan ve elinde parlak bir cisim gördüğünü sanan kişinin, aslında silahsız olan bu kişiye saldırıda bulunmasıdır. Bu durumda TCK 25/1’in aradığı “gerçek” bir haksız saldırı yoktur; sorun, TCK’nın 30. maddesinde düzenlenen hata hükümleri çerçevesinde çözülür. Failin hatası kaçınılmaz (mazur görülebilir) ise kusuru kalkar ve ceza verilmez; hata kaçınılabilir nitelikteyse fail taksirli suçtan sorumlu tutulabilir. Putatif meşru müdafaa, gerçek meşru savunmadan farklı olarak bir hukuka uygunluk nedeni değil, bir kusurluluğu etkileyen hata hâlidir — bu nedenle mahkemeler her iki kurumu birbirinden özenle ayırmaktadır.
Meşru Savunmada Sınırın Aşılması (TCK 27)
Bazı hâllerde ortada gerçek bir meşru savunma durumu (haksız ve devam eden bir saldırı) bulunur, ancak fail savunmanın “dozunu” kaçırır; yani orantılılık sınırını aşar. Bu durum Türk Ceza Kanunu’nun 27. maddesinde düzenlenmiştir ve iki farklı sonuç doğurur.
Sınırın taksirle (kast olmaksızın) aşılması (TCK 27/1): Fail, sınırı bilmeden ve istemeden, dikkatsizlik veya tedbirsizlikle aşmışsa; işlenen fiil taksirli hâliyle de cezalandırılan bir suçsa, faile taksirli suçun cezasının altıda birinden üçte birine kadarı indirilerek hüküm kurulur. Örneğin savunma sırasındaki tedbirsizlikle ölçünün aşılması ve ölüm meydana gelmesi hâlinde taksirle öldürme hükümleri gündeme gelebilir. Bu hükmün özellikli bir uygulama alanı, görevi sırasında silah kullanan kolluk görevlileridir: hırsızlık şüphelisini kovalarken havaya ateş eden ve kalabalığın saldırısına maruz kalan bir polis memurunun, tabancasını almaya çalışan kişilerle boğuşması sırasında silahın ateş alıp üçüncü bir kişinin ölümüne neden olduğu olayda Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2018/622 E. – 2020/4126 K. sayılı kararında, polisin eyleminin meşru savunmanın TCK 27/1 kapsamında sınırın taksirle aşılması hükümleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğine karar vererek mahkûmiyet kuran hükmü bu yönden bozmuştur: “Polis kendisine veya başkasına yönelik bir saldırı karşısında, zor kullanmaya ilişkin koşullara bağlı kalmaksızın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun meşru savunmaya ilişkin hükümleri çerçevesinde savunmada bulunur.” Bu karar, kolluk görevlisinin PVSK’daki zor kullanma yetkisinin, meşru savunma hükümlerinin uygulanmasını engellemediğini de göstermektedir.
Mazur görülebilecek heyecan, korku veya telaşla sınırın aşılması (TCK 27/2): Sınır, saldırının yarattığı ve mazur görülebilecek bir heyecan, korku ya da telaşın etkisiyle aşılmışsa faile hiç ceza verilmez. Ancak bu istisnanın sınırları dardır ve “başka türlü korunma imkânı” bulunup bulunmadığı titizlikle araştırılır. Uzaklaştırma kararına rağmen eve gelip kızını kaçırmaya çalışan, bulamayınca da diğer kızını sürüklemeye başlayan bir kişiye karşı, sanığın eve girip aldığı av tüfeğiyle bir el ateş ederek onu öldürdüğü olayda ilk derece mahkemesi ve istinaf, TCK 27/2 uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına karar vermiş; ancak Yargıtay 1. Ceza Dairesi 2022/6366 E. – 2023/1076 K. sayılı kararında bu kararı bozarak, silahsız ve tek başına olan maktule karşı doğrudan hayati bölgeye ateş etmeden önce bedensel müdahale gibi başka bir savunma yolunun denenebileceğini, bu nedenle olayın meşru savunma/sınırın aşılması değil haksız tahrik (TCK 29) kapsamında kalması gerektiğini belirtmiştir: “…maktulden kaynaklanan haksız saldırının o an ki hal ve şartlara göre başka türlü defedilmesi mümkün olduğu halde saldırı ile orantılı olmayan şekilde hareket edildiği…” Kararın karşı oyu ise tam tersi yönde, TCK 27/2’nin uygulanması gerektiğini savunmuştur — bu da “başka türlü korunma imkânı” değerlendirmesinin, aile bireylerine yönelik saldırılarda dahi ne denli tartışmalı olabileceğini göstermektedir.
Sınırın kasten aşılması hâlinde ise TCK 27 uygulanmaz; fail, işlediği fiilden (örneğin kasten yaralama veya kasten öldürme) doğrudan sorumlu olur. Bu nedenle savunmanın sınırının aşılıp aşılmadığı ve aşılmışsa hangi ruh hâliyle aşıldığı, dosyanın en dikkatle incelenmesi gereken meselelerindendir.
Zorunluluk Hali (TCK 25/2)
Zorunluluk hâli (ıztırar hâli), Türk Ceza Kanunu’nun 25. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenmiştir. Buna göre; kişinin kendisine ya da başkasına ait bir hakka yönelik, bilerek sebep olmadığı ve başka türlü korunma imkânı bulunmayan ağır ve muhakkak bir tehlikeden kurtulmak veya başkasını kurtarmak zorunluluğu ile ve tehlikenin ağırlığı ile konu ve kullanılan araç arasında orantı bulunmak koşuluyla işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.
Meşru savunmadan farklı olarak zorunluluk hâlinde ortada haksız bir insan saldırısı değil, bir tehlike vardır. Bu tehlike bir doğa olayından, bir hayvandan ya da bir kişiden kaynaklanabilir. Burada fiil çoğu zaman tehlikeye sebep olmayan masum bir üçüncü kişiye yönelir. Zorunluluk hâlinin şartları şöyle özetlenebilir:
- Ağır ve muhakkak bir tehlikenin bulunması,
- Failin tehlikeye bilerek sebep olmamış olması,
- Tehlikeden başka türlü korunma imkânının bulunmaması,
- Tehlikenin ağırlığı ile kullanılan araç ve verilen zarar arasında orantı bulunması.
Öğretide zorunluluk hâli çoğunlukla kusurluluğu ortadan kaldıran bir neden olarak kabul edilir. Bu nedenle fiil, meşru savunmadan farklı olarak tam anlamıyla “hukuka uygun” hâle gelmez; zarar gören kişi bakımından hakkaniyet temelli bir tazminat sorumluluğu gündeme gelebilir.
Zorunluluk Halinde “Beraat” mi, “Ceza Verilmesine Yer Olmadığı” Kararı mı?
Zorunluluk hâlinin meşru savunmadan bir diğer önemli farkı, mahkemenin vereceği kararın usuli niteliğidir. Organize sanayi sitesinde yangın çıkma ihtimaline karşı, güvenlik görevlilerine ulaşamayan kişilerin kapının kilidini kırarak içeri girdiği (mala zarar verme suçlaması) bir olayda yerel mahkeme “suçun unsurları oluşmadı” gerekçesiyle beraat kararı vermiş; ancak Yargıtay 9. Ceza Dairesi 2008/15262 E. – 2010/6954 K. sayılı kararında bu gerekçeyi hatalı bulmuştur. Yargıtaya göre zorunluluk hâlinde fiil aslında suç tanımına uyar (tipiklik ve hukuka aykırılık ortadan kalkmaz), yalnızca kusur ortadan kalkar; bu nedenle “beraat” değil, CMK’nın 223. maddesinin üçüncü fıkrasının (b) bendi uyarınca “ceza verilmesine yer olmadığı” kararı verilmesi gerekir: “…eylemlerini zorunluluk hali nedeniyle gerçekleştirdikleri anlaşıldığından sanıklar hakkında CMK’nın 223/3-b maddesi gereğince ceza verilmesine yer olmadığına…” Bu ayrım, meşru savunmada (hukuka uygunluk nedeni olduğu için) verilen beraat kararından (CMK 223/2-d) farklı bir hukuki rejime işaret eder ve iki kurumun neden aynı sonucu doğurmadığını somutlaştırır.
Zorunluluk Halinin Uygulamada Karşılaşılan Somut Örnekleri
Zorunluluk hâli, klasik “doğal afetten kaçma” örneğinin çok ötesinde, günlük hayatta beklenmedik biçimlerde karşımıza çıkabilir. Yargıtayın üç farklı kararı bu çeşitliliği göstermektedir.
Yaşamsal tehlikeye karşı resmi kayıt değiştirme: Bürokratik engeller nedeniyle bir bebeği gayriresmi şekilde sahiplenen bir çift, 15 gün sonra çocuğun ciddi ve yaşamsal tehlike oluşturan bir hastalığı olduğunu öğrenince, tedavinin yapılabilmesi için çocuğu kendi öz çocukları gibi nüfusa kaydettirmiştir. Yerel mahkemenin “suç kastı yok” gerekçesiyle verdiği beraat kararını bozan Yargıtay 21. Ceza Dairesi 2015/8453 E. – 2016/4500 K. sayılı kararında, eylemin TCK 25/2 kapsamında zorunluluk hâli oluşturduğunu, bu nedenle “ceza verilmesine yer olmadığı” kararı verilmesi gerektiğini belirtmiştir: “…ortaya çıkan tehlikeyi başka türlü bertaraf etme olanağının bulunmadığının da kabulü gerekir, tehlikenin yaşam hakkına ilişkin olması itibarıyla korunma hareketiyle… tehlike arasında bir orantının bulunduğunda ise kuşku yoktur.”
Başkası lehine zorunluluk hali — hayat kurtarma amacıyla tehdit: Bir kavgada bıçakla yaşamsal tehlike geçirecek şekilde yaralanan mağduru hastaneye yetiştirmeye çalışan (olaya karışmamış) bir kişi, yolda rastladığı bir sürücüyü bıçakla tehdit ederek onu hastaneye götürmeye zorlamıştır. Bu kişi hakkında kurulan “kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” mahkûmiyetini bozan Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2019/6403 E. – 2022/3403 K. sayılı kararında, sanığın eyleminin başkasını (yaralı mağduru) kurtarmak amacıyla TCK 25/2 kapsamında zorunluluk hâli oluşturduğuna hükmetmiştir: “…mağdur …’ın içerisinde bulunduğu ve başka bir suretle korunma imkanı bulunmayan bu ağır tehlikeden kurtulması için, mağdur …’ı tehditle hürriyetinden yoksun kılan sanık …’un eyleminde TCK’nın 25/2. maddesi kapsamında bir zorunluluk hali mevcut olup faile ceza verilmesi mümkün olmadığından…” Bu karar, zorunluluk hâlinin de meşru savunma gibi yalnızca kişinin kendisi için değil, bir başkası lehine de ileri sürülebileceğini göstermektedir.
Hayvan saldırısına karşı zorunluluk hali: Gece geç saatte üzerine gelen iki köpeği korkutmak amacıyla havaya bir el ateş eden bir kişi hakkında “genel güvenliği kasten tehlikeye sokma” suçundan kurulan beraat kararını inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2021/6026 E. – 2023/2015 K. sayılı kararında, eylemin zorunluluk hâli kapsamında olduğunu, dolayısıyla “beraat” yerine “ceza verilmesine yer olmadığı” kararı verilmesi gerektiğini belirtmiştir: “Sanığın… üstüne doğru gelen köpekleri korkutmak maksadıyla havaya bir el ateş etmesi şeklindeki eyleminde 5237 sayılı Kanun’un 25 inci maddesinin ikinci fıkrası kapsamında kalan bir zorunluluk hali mevcut olup…” Bu örnek, meşru savunmanın kapsamı dışında kalan hayvan saldırılarının, tipik biçimde zorunluluk hâli çerçevesinde çözümlendiğini teyit etmektedir.
Meşru Savunma ile Zorunluluk Hali Arasındaki Farklar
| Ölçüt | Meşru Savunma (TCK 25/1) | Zorunluluk Hâli (TCK 25/2) |
|---|---|---|
| Kaynak | Haksız bir insan saldırısı | Ağır ve muhakkak bir tehlike (insan, hayvan veya doğa kaynaklı) |
| Hareketin yöneldiği kişi | Doğrudan saldırgana | Çoğu zaman masum üçüncü kişiye |
| Hukuki niteliği | Hukuka uygunluk nedeni | Kusurluluğu kaldıran neden |
| Mahkeme kararı | Beraat (CMK 223/2-d) | Ceza verilmesine yer olmadığı (CMK 223/3-b) |
| Tazminat sorumluluğu | Kural olarak doğmaz | Hakkaniyet tazminatı doğabilir |
Bu ayrım yalnızca teorik değildir; bir olayın meşru savunma mı yoksa zorunluluk hâli mi kapsamında değerlendirileceği, hem ceza sorumluluğunu hem de tazminat yükümlülüğünü hem de mahkemenin kuracağı hükmün türünü doğrudan etkiler. Bu nedenle olayın en baştan doğru nitelendirilmesi ve savunmanın buna göre kurgulanması büyük önem taşır; sürecin deneyimli bir ceza avukatından hukuki destek alınarak yürütülmesi tavsiye edilir.
Meşru Savunmanın İspatı ve Yargılamadaki Sonuçları
Meşru savunma, ceza yargılamasında re’sen (kendiliğinden) dikkate alınması gereken bir durumdur; yani sanık açıkça ileri sürmese bile, dosyadaki deliller meşru savunmayı işaret ediyorsa mahkeme bunu değerlendirmek zorundadır. Ceza yargılamasının temel ilkelerinden “şüpheden sanık yararlanır” kuralı burada da geçerlidir: meşru savunma iddiasının gerçekleşip gerçekleşmediği konusunda giderilemeyen bir şüphe varsa, bu şüphe sanık lehine yorumlanır. Bununla birlikte uygulamada, meşru savunma iddiasının somut delillerle desteklenmesi sonucu doğrudan etkiler.
Olayın nasıl geliştiğini ortaya koyan güvenlik kamerası kayıtları, olay yeri inceleme tutanakları, tanık beyanları, tarafların yaralarını gösteren adli tıp ve doktor raporları ile silah veya aletlerin konumu, meşru savunmanın varlığının belirlenmesinde belirleyici delillerdir. Özellikle tarafların yaralarının karşılaştırılması, saldırının kimden başladığını ve savunmanın orantılı olup olmadığını göstermesi bakımından önemlidir — nitekim yukarıda incelediğimiz kararlarda tanık beyanlarının doğrulamadığı “balta ile saldırıya uğradım” iddiası (1.CD 2022/7444) reddedilmiş, buna karşılık taraflar arasındaki fiziki mesafe ve darp izlerinin bulunup bulunmaması kararların gerekçesinde belirleyici olmuştur.
Meşru savunma şartlarının soruşturma aşamasında ortaya konması hâlinde Cumhuriyet savcılığı kovuşturmaya yer olmadığına karar verebilir. Dava aşamasında ise şartların gerçekleştiği kabul edilirse, fiil suç oluşturmadığından sanık hakkında beraat kararı verilir (CMK 223/2-d). Sınırın mazur görülebilir heyecan, korku ya da telaşla aşıldığı hâllerde de sonuç yine cezasızlıktır (TCK 27/2). Zorunluluk hâlinde ise — yukarıda ayrıntılı incelediğimiz üzere — sonuç beraat değil, “ceza verilmesine yer olmadığı” kararıdır. Bu nedenle meşru savunma iddiasının en baştan, doğru delillerle ve isabetli bir hukuki nitelendirmeyle ortaya konması davanın kaderini belirler.
Konu ile İlgili Yargıtay Kararları ve Karar Analizleri
Aralarında Mesafe Bulunan ve Fiziksel Temas Olmayan Olayda Av Tüfeğiyle Ateş Edilmesi Meşru Savunma Kapsamında Değerlendirilemez
Yargıtay 1. Ceza Dairesi, 2022/7444 E. – 2023/310 K., 06.02.2023 T.
Kararın Özeti
Sanık, geçmişte (2012 yılında) öz abisini öldüren ve cezasının infazı sonrası köye geri dönen amcası (maktul) ile ormanlık alanda karşılaşmıştır. Sanığın iddiasına göre, maktul elindeki nacak (küçük balta) ile üzerine yürüyerek ölen abisinden bahsetmiş ve sinkaflı küfürler etmiştir. Sanık, bu tutumun devam etmesi üzerine yanındaki av tüfeği ile maktule 3 el ateş ederek ölümüne neden olmuştur. İlk derece mahkemesi eylemi “haksız tahrik altında kasten öldürme” olarak kabul ederek 15 yıl hapis cezası vermiş; Bölge Adliye Mahkemesi ise geçmişteki cinayetten kaynaklanan husumetin sanık üzerindeki etkisini de gözeterek haksız tahrik indirim oranını artırmış ve cezayı 11 yıl 8 aya indirmiştir. Sanık müdafiinin “meşru savunma” ve “sınırın aşılması” gerekçesiyle yaptığı temyiz başvurusunu inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesi, olayda meşru savunma şartlarının oluşmadığına hükmederek kararı oy birliğiyle onamıştır.
Yargıtayın Gerekçesi
Yargıtay, meşru savunma hükümlerinin (TCK m. 25/1) somut olayda neden uygulanamayacağını, saldırı ve savunma şartlarının eş zamanlı varlığı ile orantılılık ilkesi üzerinden açıklamıştır. Yapılan incelemede, sanığın üzerinde herhangi bir darp veya cebir izine rastlanmadığı, tanık beyanlarının sanığın “balta ile doğrudan saldırı gerçekleştiği” yönündeki acil tehlike savunmasını doğrulamadığı saptanmıştır. En kritik hukuki gerekçe olarak; sanık ile maktul arasında olay anında ciddi bir fiziki mesafe (yaklaşık 20-25 metre) bulunduğu ve aralarında hiçbir fiziksel temasın gerçekleşmediği vurgulanmıştır. Yaklaşık 20-25 metrelik mesafeden elindeki nacak ile küfür eden kişiye karşı av tüfeğiyle doğrudan ateş edilmesinde “savunmada zorunluluk” ve “saldırı ile savunma arasında orantı” şartlarının gerçekleşmediği, bu nedenle meşru savunma veya meşru savunmada sınırın aşılması (TCK m. 27) hükümlerinden yararlanılamayacağı açıkça karara bağlanmıştır.
“…taraflar arasında mesafe bulunduğu, sanığın yaklaşık 20-25 metreden ateş ettiği, sanık ile maktul arasında fiziksel temas geçmediği, açıklanan nedenlerle meşru savunma yada meşru savunmada sınırın aşılması hükümlerinin uygulama olanağının bulunmadığı anlaşılmakla; kurulan hükümde bu yönden hukuka aykırılık bulunmamıştır.”
Meşru Savunma (TCK m. 25/1) Bakımından Değerlendirme
Bu karar, ceza hukukunun en temel hukuka uygunluk nedenlerinden biri olan “Meşru Savunma” kurumunun teorik şartlarının pratikteki yansımasını ve özellikle “oran” ile “zorunluluk” kriterlerinin sınırlarını belirlemek açısından ders niteliğindedir. Karardan çıkarılan temel hukuki analizler şunlardır:
- Saldırıya İlişkin Şartlar ve İlliyet: Meşru savunma için korunmaya değer bir hakka yönelik, gerçekleşen veya gerçekleşmesi muhakkak haksız bir saldırı bulunmalıdır. Olayda maktulün hakaret etmesi ve elinde nacakla yürümesi haksız bir yönelim (saldırı başlangıcı) olarak kabul edilip haksız tahrik nedeni sayılsa da, savunma mekanizmasını tamamen hukuka uygun kılacak boyutta akut, kaçınılmaz bir saldırı aşamasına ulaştığı kabul edilmemiştir.
- Savunmada Zorunluluk ve Alternatif İmkânlar: Savunmanın hukuka uygun olması için failin o andaki hal ve koşullara göre saldırıyı defetmek adına başka hiçbir makul çaresinin/imkânının kalmamış olması (zorunluluk) gerekir. Aradaki 20-25 metrelik mesafe, elinde ateşli silah bulunan sanık için mutlak surette öldürme kastıyla ateş etmeyi zorunlu kılan bir yakınlıkta değildir; failin geri çekilme, uyarı ateşi açma veya saldırganı durduracak korunaklı bir alana geçme imkânı tartışılmalıdır.
- Silahların ve Mesafenin Orantılılığı: Savunmada kullanılan araç ile saldırı aracı arasında mutlak bir eşitlik aranmasa da, “hal ve koşullara göre orantı” bulunmalıdır. Yakın mesafede balta (nacak) öldürücü bir silah olabilir; ancak 25 metrelik bir menzilde nacak fırlatılmadığı sürece ani bir ölüm tehlikesi yaratmaz. Bu mesafeden av tüfeği gibi öldürme gücü yüksek bir silahla 3 el ateş edilmesi, TCK m. 25/1 anlamındaki “orantı” sınırını tamamen ortadan kaldırmaktadır.
- Meşru Savunmada Sınırın Aşılması (TCK m. 27/2) Ayrımı: Sınırın aşılması hükmünün uygulanabilmesi için öncelikle meşru savunma şartlarının (başlamış veya muhakkak bir saldırının) mevcudiyeti şarttır; sınır ancak heyecan, korku veya telaş yüzünden aşılabilir. Yargıtay, olayda meşru savunma zemini (başlamış/muhakkak bir fiziki tecavüz) hiç doğmadığı için sınırın aşılmasından da bahsedilemeyeceğini teyit etmiştir. Eylem bu nedenle hukuka uygunluk nedeni yerine, cezada indirim sağlayan kusurluluk/tahrik (TCK m. 29) kapsamında çözümlenmiştir.
Yargıtay 1. Ceza Dairesi, 2022/7444 E. – 2023/310 K., 06.02.2023 T. Tam Metni
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ:Ceza Dairesi
SUÇ : Kasten öldürme
HÜKÜM : Mahkumiyet
İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Gümüşhane Ağır Ceza Mahkemesinin, 08.10.2021 tarihli ve 2021/108 Esas, 2021/168 Karar sayılı kararıyla sanık hakkında kasten öldürme suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 81 inci maddesinin birinci fıkrası, 29 uncu maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası ve 53 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca 15 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
2. … Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 22.02.2022 tarihli ve 2021/2399 Esas, 2022/537 Kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık müdafiinin, katılan vekilinin istinaf başvurularının kabulüne karar verilerek 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi uyarınca duruşmalı yapılan inceleme neticesinde aynı Kanun’un 280 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması ile sanık hakkında kasten öldürme suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 81 inci maddesinin birinci fıkrası, 29 uncu maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası ve 53 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca 11 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanık müdafiinin temyiz istemi,
1. Sübuta,
2. Meşru savunma ve meşru savunmada sınırın aşılmasına,
3. Haksız tahrikin oranına,
İlişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
Temyizin kapsamına göre;
A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü
02.09.2012 tarihinde sanığın abisi … …’ın amcası olan maktul … tarafından ortak arazinin kullanımı nedeniyle öldürüldüğü, maktul …’ın 15 yıl hapis cezası aldığı, cezasının infazı sonrası köyüne geri döndüğü, olay tarihinde sanık …’ın yanında kuzeni … ile ormana av amaçlı yürüyüşe çıktıkları, sanığın yanında av tüfeği bulunduğu, ormanlık alanda maktul … ile karşılaştıkları, sanık ve tanığın iddiasına göre maktulün elindeki nacak ile sanığın üzerine yürüyüp ölen abisinden de bahsederek sinkaflı küfürler ettiği, sanığın uyarmasına rağmen maktulün tutumunu sürdürdüğü, bunun üzerine sanığın av tüfeği ile 3 el ateş ederek maktülü öldürdüğü, maktulün olay anındaki söz ve hareketlerinin sanık lehine haksız tahrik teşkil ettiği kabul edilmiştir.
B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü
Bölge Adliye Mahkemesince yapılan istinaf incelemesinde, olayın gelişim süreci aynı kabul edilmiş ise de;
Maktulün olay günündeki söz ve hareketlerinin yanı sıra, 2012 yılında maktulün sanığın abisini öldürmesi nedeniyle taraflar arasında husumet bulunması, sanığın bu olayın da etkisi altında suçu işlediği kanaatiyle sanık lehine daha fazla oranda haksız tahrik hükümlerinin uygulanması gerektiği belirtilerek İlk Derece Mahkemesince kurulan hükmün kaldırılmasına karar verildiği belirlenmiştir.
IV. GEREKÇE
A. Meşru Savunmaya Yönelik
1. Sanık müdafiinin meşru savunmaya yönelen temyiz sebepleri yönünden öncelikle, 5237 sayılı Kanun’un 25 inci maddesinin birinci fıkrası kapsamında yer verilen meşru savunma müessesesinin sınırlarının belirlenmesi gerekmektedir.
2. Meşru savunma, 5237 sayılı Kanun’un 25 inci maddesinin birinci fıkrasında;
“Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.”
Şeklinde bir hukuka uygunluk nedeni olarak düzenlenmiştir.
3. Bahse konu hüküm gereği meşru savunma kurumunun uygulanabilirliği için saldırının, korunmaya değer nitelikteki herhangi bir hakka yönelmiş olması yeterlidir. (5237 sayılı Kanun’un 25 inci maddesinin gerekçesi: “Bir kere her türlü hakka yönelik haksız bir saldırıya karşı meşru savunmanın söz konusu olduğu belirtilmiş ve böylece kurumun, bazen anlamsız ve sosyal gereklere aykırı düşecek derecede dar tutulmasının önüne geçilmesi istenilmiştir. … Ayrıca, şu husus da belirtilmelidir ki, kişileri suç işlemekten caydıracak en etkin araçlardan birisi, suç işlediklerinde karşılık görebilecekleri endişesi olduğundan, meşru savunma hakkının böylece genişletilmesi, kriminolojik yönden caydırıcı etki de yapabilecektir.” açıklamalarına yer verilmiştir.)
4. Gerek öğretide gerekse yargısal kararlarda vurgulandığı üzere 5237 sayılı Kanun’un 25 inci maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen ve hukuka uygunluk nedenlerinden birini oluşturan meşru savunma, hukuka aykırılığı ortadan kaldırmakta ve bu nedenle eylemi suç olmaktan çıkarmaktadır. Bir olayda meşru savunmanın oluştuğunun kabul edilebilmesi için saldırıya ve savunmaya ilişkin şartların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.
a) Saldırıya ilişkin şartlar:
i) Bir saldırı bulunmalıdır.
ii) Bu saldırı haksız olmalıdır.
iii) Saldırı meşru savunma ile korunabilecek bir hakka yönelik olmalıdır. Bu hakkın, kişinin kendisine veya bir başkasına ait olması arasında fark yoktur.
iv) Saldırı ile savunma eş zamanlı bulunmalıdır.
b) Savunmaya ilişkin şartlar:
i) Savunma zorunlu olmalıdır. Zorunluluk ile kastedilen husus, failin kendisine veya başkasına ait bir hakkı koruyabilmesi için savunmadan başka imkânının bulunmamasıdır.
ii) Savunma saldırana karşı olmalıdır.
iii) Saldırı ile savunma arasında oran bulunmalıdır.
5. Olayın meşru savunma içerisinde gerçekleşip gerçekleşmediğini anlamak için saldırıya ilişkin şartların yanında savunmaya ilişkin de şartların oluşması gerekmektedir. Savunmada zorunluluk bulunsa da savunmanın saldırı ile orantılı olması gerekir. Bu orantılılık belirlenirken saldırının yer ve zamanı, saldıran kişinin o anki durumu savunmada bulunan buna uygun bir tepki verip vermediği değerlendirilmelidir.
6. Bu açıklamalar kapsamında somut olay irdelendiğinde; üzerinde darp cebir izi bulunmayan sanık her ne kadar maktulün elindeki balta ile kendisine yöneldiğini bu korku altında suçu işlediğini savunmuş ise de, tanık anlatımları ile bu hususun doğrulanmadığı, taraflar arasında mesafe bulunduğu, sanığın yaklaşık 20-25 metreden ateş ettiği, sanık ile maktul arasında fiziksel temas geçmediği, açıklanan nedenlerle meşru savunma yada meşru savunmada sınırın aşılması hükümlerinin uygulama olanağının bulunmadığı anlaşılmakla; kurulan hükümde bu yönden hukuka aykırılık bulunmamıştır.
B. Haksız Tahrikin Oranına
2012 yılında maktulün sanığın abisini öldürmüş olması, olay gününde de ormanlık arazide karşılaştıklarında maktulün elindeki balta ile sanığın üzerine yürüyüp küfür ettiği iddiası ile sanık hakkında haksız tahrik hükümleri gereği yapılan indirimde tüm deliller ve dosya kapsamı gözetilerek hükümde bu yönden hukuka aykırılık bulunmamıştır.
C. Sübuta Yönelik
Sanığın suçlamaları kabul ettiği, haksız tahrik nedeni sayılabilecek hususlar dışında sanık lehine uygulanabilecek hukuka uygunluk nedeni bulunmadığı, tanık beyanları, deliller, ikrar ve tüm dosya kapsamına göre sanığın üzerine atılı suçun sabit olduğu, sanık müdafinin sübuta yönelen temyiz istemleri yönünden hükümde hukuka aykırılık bulunmamıştır.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle … Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 22.02.2022 tarihli ve 2021/2399 Esas, 2022/537 Karar sayılı kararında sanık müdafiince öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA,
Hükmolunan ceza miktarı ve tutuklulukta geçirilen süre dikkate alınarak sanık müdafinin tahliye talebinin REDDİNE,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Gümüşhane Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise … Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
06/02/2023 tarihinde karar verildi.
Silahlı Saldırı Karşısında Rastgele Ateş Edilmesi Meşru Savunma Kapsamındadır
Yargıtay 1. Ceza Dairesi, 2013/2052 E. – 2013/8090 K., 24.12.2013 T.
Kararın Özeti
Trafikteki hatalı manevra uyarısı nedeniyle çıkan tartışmada, maktulün silahını çekerek sanığa doğru ateş etmesi üzerine sanık, kendisini korumak amacıyla hareket etmiştir. Sanık, zikzak çizerek kaçmaya çalışırken tabancasını çekip maktulü önce bacağından yaralamış, maktulün ateşe devam etmesi üzerine rastgele ateş ederek sağ omuz bölgesinden tekrar yaralamıştır. İlk derece mahkemesi, sanığın yaşam hakkına yönelik bu haksız saldırıyı defetmek amacıyla orantılı şekilde hareket ettiğini ve meşru savunma sınırını aşmadığını kabul ederek, TCK’nın 25/1 ve CMK’nın 223/2-d maddeleri uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına ve beraat kararı vermiştir. Katılan vekilinin temyizi üzerine Yargıtay, mahkemenin beraat hükmünü hukuka uygun bularak onamıştır.
Yargıtayın Gerekçesi
Yargıtay, dosya içeriğini ve mevcut delilleri inceleyerek sanığın eylemini meşru savunma koşulları altında gerçekleştirdiğini saptamıştır. Kararda, maktulün silahla ateş etmek suretiyle başlattığı haksız saldırının gerçekleşen, süregelen ve tekrarı muhakkak olan bir nitelik taşıdığı vurgulanmıştır. Sanığın o andaki hal ve koşullara göre, kendi yaşam hakkını korumak ve saldırıyı defetmek amacıyla hareket ettiği, maktulün ateşe devam etmesi üzerine yaptığı rastgele atışların saldırı ile orantılı olduğu ve meşru savunma sınırının aşılmadığı belirtilmiştir. Bu nedenle ilk derece mahkemesinin beraat kararı yerinde görülmüştür.
“…sanığın, kendisine yönelmiş gerçekleşen ve tekrarı muhakkak olan haksız saldırıyı o andaki hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetme zorunluluğu ile eylemini meşru savunma koşulları altında gerçekleştirdiği, oluşa göre meşru savunmada sınırı aşmadığı anlaşılmakla…”
Değerlendirme
Bu karar, ceza hukukunda meşru savunma kurumunun sınırlarını, özellikle cana yönelik silahlı saldırılar bağlamında somutlaştıran önemli bir örnektir. Yargıtay, mağdurun ya da maktulün başlattığı haksız ve hayati tehlike arz eden saldırılara karşı, kişinin kendini savunma hakkını koruma altına almaktadır. Sanığın doğrudan hedef gözetmeksizin, saldırıyı sonlandırma kastıyla “rastgele” ateş etmesi ve maktulün yaralanmasına rağmen eylemine devam etmesi karşısında savunmasını sürdürmesi, orantılılık ilkesine aykırı bulunmamıştır. Saldırının büyüklüğü ile savunmanın niteliği arasındaki denge kurulurken, sanıktan mutlak bir soğukkanlılık beklenemeyeceği ve o andaki yaşam mücadelesi koşullarının esas alınması gerektiği net bir şekilde ortaya konulmuştur.
Yargıtay 1. Ceza Dairesi, 2013/2052 E. – 2013/8090 K., 24.12.2013 T. Tam Metni
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Taksirle ölüme neden olma
HÜKÜM : TCK.nun 25/1 maddesi, CMK.nun 223/2 maddeleri uyarınca ceza tayinine yer olmadığına ve beraatine dair karar.
TÜRK MİLLETİ ADINA
1-Dosya içeriğine, mevcut delillere ve gerekçeye göre; sanığın trafikte seyir halinde bulunduğu sırada, maktulün aracıyla hatalı olarak geri geri manevra yaptığını görünce kornaya basarak kendisini uyardığı, maktul ve kullandığı aracın içerisinde bulunan arkadaşlarının tepki gösterip araçtan indikleri, sanığın da araçtan indiği, sanık ve kardeşi Erden ile maktul ve arkadaşları arasında tartışma çıktığı, tartışma sırasında maktulün silahını çekerek sanığa doğru ateş etmeye başlaması üzerine, sanığın zik zak yaparak kaçmak suretiyle kendisini korumaya çalıştığı ve yaşam hakkına yönelik silahlı saldırıyı defetmek ve kendisini korumak amacıyla tabancasını çekerek, maktule doğru ateş edip, maktulü bacağından yaraladığı buna rağmen maktulün kendisine doğru ateş etmeye devam etmesi üzerine tekrar maktule doğru yaptığı rastgele atış sonucu maktulü sağ omuz bölgesinden yaraladığı, aldığı bu isabet sonucu yere düşen maktulün tekrar ateş etmek istediği ancak silahının ateş almadığı olayda; sanığın, kendisine yönelmiş gerçekleşen ve tekrarı muhakkak olan haksız saldırıyı o andaki hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetme zorunluluğu ile eylemini meşru savunma koşulları altında gerçekleştirdiği,oluşa göre meşru savunmada sınırı aşmadığı anlaşılmakla, sanık hakkında 5237 sayılı TCK.nun 25/1 ve CMK.nun 223/2-d maddeleri uyarınca uygulama yapılmasında isabetsizlik görülmediğinden, tebliğnamedeki meşru savunma sınırının aşıldığı gerekçesiyle bozma öneren düşünce benimsenmemiştir.
…/…
2-Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanık …’in kasten öldürme eylemini, kendisine yönelik silahlı saldırı karşısında, meşru savunma koşulları altında işlediği kabul edilerek, 5237 sayılı TCK.nun 25. maddesi uyarınca sanık hakkında ceza tertibine yer olmadığına ve beraatine karar verilmesinde isabetsizlik görülmediğinden, müdahil Ebru vekilinin eksik incelemeye, meşru savunma koşullarının bulunmadığına, sanığın kasten öldürme suçundan cezalandırılması gerektiğine, delillerin takdirinde hata edildiğine yönelen ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, sanık hakkında kurulan hükmün tebliğnamedeki düşünce hilafına (ONANMASINA), 24/12/2013 gününde oybirliği ile karar verildi.
Sıkça Sorulan Sorular
Meşru savunmada bulunan kişi tazminat öder mi?
Meşru savunma bir hukuka uygunluk nedeni olduğundan, bu kapsamda kalan fiil hukuka uygun sayılır ve kural olarak tazminat sorumluluğu doğmaz. Ancak savunmanın sınırı aşılmışsa, aşılan kısım bakımından hukuki sorumluluk gündeme gelebilir. Buna karşılık zorunluluk hâlinde (TCK 25/2), fiil kusuru kaldırdığı için değil hukuka uygun olduğu için işlenmediğinden, zarar gören masum üçüncü kişi lehine hakkaniyet temelli bir tazminat sorumluluğu doğabilir.
Mala yönelik saldırıya karşı meşru savunma yapılabilir mi?
Evet. Meşru savunma yalnızca yaşam veya vücut bütünlüğüyle sınırlı değildir; mülkiyet, konut dokunulmazlığı ve hürriyet gibi haklara yönelen saldırılara karşı da yapılabilir. Örneğin hırsıza karşı malını korumak isteyen kişi, orantılılık sınırı içinde meşru savunmadan yararlanabilir.
Saldırı ihtimaline karşı önceden silah bulundurmak meşru savunma sayılır mı?
Hayır. Meşru savunma, hâlen mevcut veya tekrarı muhakkak olan bir saldırıya karşı o an gösterilen savunmadır. Önceden silah bulundurmak tek başına meşru savunma oluşturmaz; savunmanın meşru sayılması için saldırı anında tüm şartların birlikte gerçekleşmesi gerekir.
Meşru savunma iddiası mahkemede nasıl sonuç doğurur?
Meşru savunma şartlarının gerçekleştiği kabul edilirse, fiil suç oluşturmadığından sanık hakkında beraat kararı verilir. Sınırın mazur görülebilir heyecan, korku ya da telaşla aşıldığı hâllerde de faile ceza verilmez; ancak bu durumda dahi verilen kararın türü, zorunluluk hâlindeki “ceza verilmesine yer olmadığı” kararından farklı olarak beraattir.
Bir kavgayı kendisi başlatan kişi meşru savunmadan yararlanabilir mi?
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun yerleşik çoğunluk görüşüne göre (2018/8 E., 2020/424 K.) hayır. Bir kavgayı ilk haksız hareketiyle (hakaret, taciz, ilk darp gibi) başlatan kişi, buna gösterilen tepkiden dolayı meşru savunma değil, olsa olsa haksız tahrik hükümlerinden (TCK 29) yararlanabilir; çünkü meşru savunmanın konusu olan saldırı, failin kendi kışkırtmasından bağımsız, gerçekten haksız bir saldırı olmalıdır.
Putatif (farazi) meşru müdafaa nedir?
Gerçekte var olmayan bir saldırının fail tarafından hataen var sanılarak savunma yapılmasıdır. Bu durumda TCK 25/1’in aradığı gerçek bir haksız saldırı bulunmadığından, sorun bir hukuka uygunluk nedeni olarak değil, TCK 30’daki hata hükümleri çerçevesinde çözülür; hata kaçınılmazsa ceza verilmez, kaçınılabilir nitelikteyse fail taksirli sorumlu tutulabilir.
Polis, görevi sırasında meşru savunma hükümlerinden yararlanabilir mi?
Evet. Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 2018/622 E., 2020/4126 K. sayılı kararına göre kolluk görevlisi, kendisine veya başkasına yönelen bir saldırı karşısında PVSK’daki zor kullanma yetkisinden bağımsız olarak, TCK 25’teki meşru savunma hükümlerinden de yararlanabilir; sınırın kast olmaksızın aşılması hâlinde TCK 27/1 uygulanır.
Zorunluluk hâlinde neden “beraat” değil “ceza verilmesine yer olmadığı” kararı verilir?
Çünkü zorunluluk hâlinde fiil suç tanımına uymaya (tipiklik) devam eder, yalnızca failin kusuru ortadan kalkar. Meşru savunmada ise fiil baştan itibaren hukuka uygun kabul edildiğinden sonuç beraattir (CMK 223/2-d). Yargıtay 9. Ceza Dairesi 2008/15262 E., 2010/6954 K. bu usuli farkı açıkça vurgulamıştır.
Zorunluluk hâli yalnızca kişinin kendisi için mi ileri sürülebilir?
Hayır. Zorunluluk hâli, meşru savunma gibi başkası lehine de ileri sürülebilir. Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 2019/6403 E., 2022/3403 K. sayılı kararında, bıçakla ağır yaralanan bir kişiyi hastaneye yetiştirmek için bir sürücüyü tehditle zorlayan kişinin eylemi, “başkasını kurtarma” amaçlı zorunluluk hâli kapsamında değerlendirilmiştir.
Şiddete sürekli maruz kalan bir kişinin saldırganına karşı hareketi meşru savunma sayılır mı?
Bu, Türk ceza hukuku doktrininde tartışmalı bir alandır. TCK 25/1, saldırının “hâlen mevcut, gerçekleşen veya tekrarı muhakkak” olmasını arar; süreklilik arz eden ama o an fiilen devam etmeyen bir şiddet ilişkisinde bu şart tartışmaya açıktır. Böyle olaylarda mahkemeler genellikle meşru savunmadan çok, kişinin ruhsal durumunu ve haksız tahrik hükümlerini (TCK 29) veya somut olaydaki anlık saldırının varlığını inceler; her olay kendi koşullarında ayrıca değerlendirilmelidir.
Sarhoş veya akıl hastası bir kişinin saldırısına karşı meşru savunma öne sürülebilir mi?
Evet. Meşru savunmanın şartı, saldırının “haksız” olmasıdır; saldırganın kusur yeteneğine sahip olup olmadığı (akıl hastası veya alkol etkisinde olması gibi) meşru savunmanın varlığını etkilemez. Saldırgan cezai sorumluluktan muaf tutulsa bile, ona karşı gösterilen orantılı savunma meşru savunma kapsamında değerlendirilebilir.
Meşru savunma, zorunluluk hâli ve sınırın aşılması iddialarının somut olayda doğru kurulması, çoğu zaman beraat ile mahkûmiyet arasındaki farkı belirler. İstanbul’da yürüttüğümüz ceza davalarına ilişkin daha fazla bilgi için Av. Sinan Karabacak ceza hukuku sayfasını ziyaret edebilirsiniz.
İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.
Av. Sinan Karabacak – Cep Tel: +90 535 671 88 95


3 Yorumlar