İçindekiler
Hukuka uygunluk nedenleri, bir fiil suçun kanuni tanımına uysa dahi onu baştan itibaren hukuka uygun kılan ve failin cezalandırılmasını engelleyen hâllerdir. Türk Ceza Kanunu’nda meşru savunmanın yanı sıra kanunun hükmünü yerine getirme, amirin emri, hakkın kullanılması ve ilgilinin rızası da hukuka uygunluk nedeni olarak düzenlenmiştir. Bu rehberde meşru savunma dışındaki hukuka uygunluk nedenlerini tek tek inceliyoruz. Konu, Türk Ceza Kanunu’nun Genel Hükümler kısmı içinde ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenler başlığı altında yer alır.
Hukuka Uygunluk Nedenleri Nedir?
Bir fiilin suç oluşturması için hukuka aykırı olması gerekir. Hukuka uygunluk nedeni bulunan hâllerde ise fiil, hukuk düzeni tarafından baştan itibaren hukuka uygun kabul edilir; dolayısıyla ortada bir suç yoktur. Bunun en önemli sonucu, faile ceza verilmemesi ve kural olarak tazminat sorumluluğunun da doğmamasıdır. Türk Ceza Kanunu‘nda düzenlenen hukuka uygunluk nedenleri; meşru savunma (TCK 25/1), kanunun hükmünü yerine getirme (TCK 24/1), amirin emri (TCK 24/2), hakkın kullanılması (TCK 26/1) ve ilgilinin rızasıdır (TCK 26/2). Meşru savunma ayrı bir rehberde ele alındığından, burada diğer dört neden incelenmektedir.
Kanunun Hükmünü Yerine Getirme (TCK 24/1)
TCK 24/1’e göre kanunun hükmünü yerine getiren kimseye ceza verilmez. Bir kişi, kanundan doğan bir yetkiyi veya görevi kullanırken bir başkasının hakkına müdahale etmiş olsa dahi, bu fiil hukuka uygundur. Örneğin bir kolluk görevlisinin, kanunda öngörülen koşullar gerçekleştiğinde bir kişiyi yakalaması, kişi hürriyetini kısıtlayan bir fiil olsa da suç oluşturmaz; çünkü kanunun kendisine tanıdığı yetkiyi kullanmaktadır.
Bu hukuka uygunluk nedeninin geçerli olabilmesi için müdahalenin gerçekten kanuni bir dayanağının bulunması ve kanunda öngörülen sınırlar içinde kalması gerekir. Kanuni yetkinin sınırının aşılması hâlinde fiil artık hukuka uygun sayılmaz.
Amirin Emrini Yerine Getirme (TCK 24/2)
TCK 24/2’ye göre; yetkili bir merciden verilip yerine getirilmesi görev gereği zorunlu olan bir emri uygulayan kişi sorumlu olmaz. Kamu hizmetinin düzenli yürümesi, astın yetkili amirden aldığı bağlayıcı emirleri yerine getirmesini gerektirir. Bu nedenle kural olarak, hukuka uygun ve bağlayıcı bir emri uygulayan astın ceza sorumluluğu doğmaz; sorumluluk emri verene aittir.
Ancak bu kuralın çok önemli bir istisnası vardır: konusu suç teşkil eden emir hiçbir surette yerine getirilemez. Böyle bir emri uygulayan ast ile emri veren amir birlikte sorumlu olur. Örneğin bir amirin, bir kişiye işkence yapılması yönündeki emri açıkça suç oluşturduğundan, bu emri yerine getiren görevli de sorumluluktan kurtulamaz. Yalnızca emrin hukuka uygunluğunun denetlenmesinin kanun tarafından engellendiği istisnai hâllerde sorumluluk emri verene ait olur.
Hakkın Kullanılması (TCK 26/1)
TCK 26/1’e göre hakkını kullanan kimseye ceza verilmez. Hukuk düzeninin tanıdığı bir hakkın, sınırları içinde kullanılması hukuka uygundur. Bu hakkın kaynağı bir kanun, meslek kuralları ya da genel hukuk ilkeleri olabilir. Klasik örnekler arasında bir avukatın müvekkilini savunurken dava dilekçesinde karşı tarafa ilişkin iddialarda bulunması, bir gazetecinin haber verme ve eleştiri hakkını kullanması ya da bir doktorun tıbbi müdahalede bulunması sayılabilir.
Hakkın kullanılmasının hukuka uygunluk sağlaması için hakkın gerçekten var olması, kullanımın hakkın amacına ve sınırlarına uygun olması gerekir. Hakkın kötüye kullanılması veya sınırlarının aşılması hâlinde fiil hukuka aykırı hâle gelir; örneğin haber verme sınırını aşan ve kişiyi küçük düşürmeyi amaçlayan ifadeler hakaret suçu oluşturabilir.
İlgilinin Rızası (TCK 26/2)
TCK 26/2’ye göre; kişinin üzerinde mutlak surette tasarruf edebileceği bir hakkına ilişkin olmak üzere, açıkladığı rızası çerçevesinde işlenen fiilden dolayı kimseye ceza verilmez. Kişi, kendi tasarrufunda olan bir hak bakımından rıza gösterdiğinde, bu rıza fiili hukuka uygun kılar. Örneğin bir kişinin malını bir başkasına vermeye rıza göstermesi hâlinde hırsızlık ya da mala zarar verme suçu oluşmaz.
Rızanın hukuka uygunluk sağlayabilmesi için birkaç koşul aranır: rızayı açıklayan kişinin bu konuda ehil olması, rızanın özgür iradeyle ve fiilden önce ya da fiil sırasında açıklanmış olması ve en önemlisi, rızanın kişinin üzerinde mutlak surette tasarruf edebileceği bir hakka ilişkin olması gerekir. Yaşam hakkı bu kapsamda değildir; bu nedenle bir kişinin öldürülmeye rıza göstermesi fiili hukuka uygun kılmaz. Benzer şekilde vücut bütünlüğü üzerinde de rıza ancak sınırlı ölçüde sonuç doğurur.
Hakkın Kullanılmasında Sınır: Terbiye ve Eleştiri Hakkı
Hakkın kullanılması hukuka uygunluk nedeninin sınırları, uygulamada özellikle iki alanda tartışılır: terbiye (eğitim) hakkı ve eleştiri (basın) hakkı. Geçmişte ana-babanın çocuğu üzerindeki terbiye hakkı geniş yorumlanmışsa da, günümüzde çocuğa yönelik fiziksel şiddet hiçbir şekilde hukuka uygunluk nedeni sayılmaz; bu tür davranışlar kasten yaralama başta olmak üzere çeşitli suçları oluşturabilir. Terbiye hakkı, ancak şiddet içermeyen, çocuğun yararına yönelik makul yönlendirmeleri kapsar.
Eleştiri ve basın özgürlüğü bakımından ise sınır, ifadenin haber verme ve değer yargısı ortaya koyma amacını aşarak kişiyi küçük düşürmeye yönelmesidir. Kamuoyunu ilgilendiren bir konuda, gerçeklik ve güncellik ölçütlerine uygun, ölçülü ifadeler hakkın kullanılması kapsamında kalır ve hakaret suçu oluşturmaz. Buna karşılık, salt aşağılama amacı taşıyan, konuyla bağı olmayan sövme niteliğindeki ifadeler hakkın kullanılması sınırını aşar ve hukuka aykırı hâle gelir. Bu ölçütlerin somut olayda doğru değerlendirilmesi, çoğu zaman fiilin suç oluşturup oluşturmadığını belirler.
Hukuka Uygunluk Nedenlerinde Ortak Özellikler ve Sınırın Aşılması
Hukuka uygunluk nedenlerinin ortak özellikleri şunlardır: fiili baştan itibaren hukuka uygun kılarlar, herkes için geçerlidirler (dolayısıyla fiile iştirak edenler de yararlanır) ve kural olarak tazminat sorumluluğu doğurmazlar. Ayrıca hukuka uygun bir fiile karşı meşru savunma yapılamaz.
Bununla birlikte, hukuka uygunluk nedeninin sınırının aşılması mümkündür. Türk Ceza Kanunu’nun 27. maddesine göre, ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın kast olmaksızın (taksirle) aşılması hâlinde, fiil taksirli hâliyle de cezalandırılıyorsa faile taksirli suçun cezası indirilerek verilir. Bu nedenle bir hukuka uygunluk nedeninin varlığı kadar, sınırları içinde kalınıp kalınmadığının da doğru değerlendirilmesi gerekir. Bu değerlendirmelerin isabetli yapılabilmesi için sürecin İstanbul ceza davası avukatı ile yürütülmesi önerilir.
İlgilinin Rızasında Özel Durumlar: Spor ve Tıbbi Müdahale
İlgilinin rızası, uygulamada en çok spor faaliyetleri ve tıbbi müdahaleler bakımından tartışılır. Boks, güreş, futbol gibi temas içeren sporlarda sporcular, oyunun kurallarına uygun biçimde gerçekleşen ve öngörülebilir nitelikteki yaralanmalara zımnen rıza göstermiş sayılır. Bu nedenle kurallara uygun bir mücadele sırasında meydana gelen yaralanmalar kural olarak suç oluşturmaz. Ancak oyun kurallarının ağır biçimde ihlal edilmesiyle, örneğin oyun durduktan sonra kasten bir rakibe vurulmasıyla ortaya çıkan yaralanmalar rıza kapsamı dışındadır ve kasten yaralama suçunu oluşturabilir.
Tıbbi müdahaleler bakımından da hastanın aydınlatılmış rızası, hekimin fiilini hukuka uygun kılan temel unsurlardan biridir. Hastanın, yapılacak müdahalenin niteliği, riskleri ve sonuçları hakkında bilgilendirildikten sonra verdiği rıza; tıp biliminin gereklerine uygun olarak gerçekleştirilen müdahaleyi hukuka uygun hâle getirir. Rıza alınmadan yapılan ya da tıbbi gereklere aykırı müdahaleler ise ceza ve hukuki sorumluluk doğurabilir. Görüldüğü gibi rıza, her durumda değil, ancak belirli sınırlar içinde ve kişinin tasarruf edebileceği haklar bakımından hukuka uygunluk sağlar.
Hukuka Uygunluk Nedeninde Hata (Putatif Hâller)
Bazı hâllerde fail, gerçekte var olmayan bir hukuka uygunluk nedeninin var olduğunu sanarak hareket eder. Öğretide “putatif” (varsayımsal) hâller olarak adlandırılan bu durumlar, Türk Ceza Kanunu’nun 30. maddesindeki hata hükümleri çerçevesinde değerlendirilir. Örneğin bir kişinin, kendisine yönelik gerçek bir saldırı bulunmadığı hâlde saldırıya uğradığını sanarak karşı tarafa zarar vermesi, hukuka uygunluk nedeninin maddi şartlarında hataya düşme hâlidir.
TCK 30/3’e göre, ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi bu hatasından yararlanır. Hatanın kaçınılabilir olması hâlinde ise sonuç, olayın koşullarına göre değişir. Bu nedenle bir olayda hukuka uygunluk nedeninin gerçekten var olup olmadığı kadar, failin bu konuda bir yanılgı içinde olup olmadığı da titizlikle incelenmelidir. Bu değerlendirmeler, savunmanın doğru kurulması bakımından belirleyici olabilir.
Hukuka Uygunluk Nedenleri İle İlgili Yargıtay Kararları ve Karar Analizleri
Görevin İfası Sırasında Kanun Hükmünü Yerine Getiren Kamu Görevlisi Hakkında Doğrudan Beraat Kararı Verilmelidir
Yargıtay 3. Ceza Dairesi, 2015/26631 E. – 2016/6314 K., 10.03.2016 T.
Kararın Özeti
Jandarma görevlisi olan sanık, adli bir olaya müdahale ederek katılanı yakalamak ve adli makamlara teslim etmek istemiştir. Takip esnasında katılanın dur ihtarlarına ısrarla uymaması ve araçtan indiği sırada elini beline götürmesi üzerine sanık, kendisinin ve maiyetindeki askerin güvenliğini korumak amacıyla silahla yaralayarak katılanı etkisiz hale getirmiştir. İlk derece mahkemesi sanık hakkında “ceza verilmesine yer olmadığına” dair hüküm kurmuştur. Katılan vekilinin temyizi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay, eylemin yasal güç kullanma koşullarında gerçekleştirildiğini ve TCK’nın 24. maddesindeki hukuka uygunluk nedeninin bulunduğunu saptamıştır. Kastın aşılması durumunun olmadığını belirten Yargıtay, “ceza verilmesine yer olmadığına” dair kararı bozmuş, ancak yeniden yargılama gerektirmediğinden hükmü sanığın “doğrudan beraatine” çevirerek düzeltilerek onamıştır.
Yargıtayın Gerekçesi
Yargıtay, kolluk görevlisinin adli süreçteki yasal yetki ve sorumluluklarını esas almıştır. Sanığın bir adli olaya müdahale ettiği, suç sonrası takiple şüpheliyi yakalama görevi yürüttüğü netleştirilmiştir. Şüphelinin dur ihtarlarına uymaması ve ardından elini beline götürmesi eylemi, görevli askerler yönünden güvenliği tehlikeye atan somut bir teşebbüs olarak kabul edilmiştir. Yargıtay, kolluğun bu tehdidi bertaraf etmek amacıyla silah kullanmasını yasal güç kullanma sınırları içinde görmüştür. Fiil, TCK’nın 24/1. maddesindeki “kanunun hükmünü yerine getirme” hukuka uygunluk sebebi kapsamında kaldığından, ortada cezalandırılabilir bir suç bulunmadığı gerekçesiyle CMK’nın 223/2-d maddesi uyarınca doğrudan beraat hükmü kurulması gerektiği belirtilmiştir.
“…saldırının etkisiz hale getirilmesi yasal güç kullanma koşullarında gerçekleştirildiğinin anlaşılmasına göre TCK’nin 24. Maddesinde belirtilen hukukca uygunluk nedeniyle sanık hakkında CMK’nin 223/2-d maddesi gereğince doğrudan beraati yerine yazılı şekilde hüküm kurulması…”
Değerlendirme
Bu karar, kamu görevlilerinin yasal yetki sınırları içindeki silah kullanma yetkisi ile “ceza verilmesine yer olmadığına dair karar” ve “beraat kararı” arasındaki usuli ayrımı netleştiren teknik bir içtihattır. Ceza sorumluluğunu kaldıran nedenler (meşru savunma sınırının heyecanla aşılması vb.) mevcut olduğunda mahkemelerce “ceza verilmesine yer olmadığına” hükmedilebilir. Ancak somut olayda olduğu gibi, bir kolluk görevlisinin mevzuattan doğan zorunlu yetkiyi ve “yasal güç kullanma” koşullarını aşmadan yerine getirmesi doğrudan bir “hukuka uygunluk” sebebidir. Hukuka uygun olan bir fiil ise suç teşkil etmez. Yargıtay, şüphelinin elini beline götürmesi gibi hayati tehlike doğuran anlık hamleler karşısında kolluğun müdahalesini orantılı bulmuş ve suçun unsurunun hiç oluşmadığını saptayarak failin hak kaygısı yaşamaması adına hükmün beraat olarak düzeltilmesini sağlamıştır.
Yargıtay 3. Ceza Dairesi, 2015/26631 E. – 2016/6314 K., 10.03.2016 T. Tam Metni
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
HÜKÜM : ceza verilmesine yer olmadığına
Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunarak;
Gereği görüşülüp düşünüldü;
Sanığın Jandarma görevlisi olarak adli olaya müdahale ederken katılan …’ı suç sonrası takiple yakalayıp adli makamlara teslim etmek isterken dur ihtarlarına ısrarla uymaması ve araçtan indiği sırada elini beline götürmesi nedeniyle kendisinin ve maiyetindeki askerin güvenliğini tehlikeye atma teşebbüsüne karşı silahla yaralayarak etkisiz hale getirmesi eyleminde, kastın aşılması durumu bulunmadığı, saldırının etkisiz hale getirilmesi yasal güç kullanma koşullarında gerçekleştirildiğinin anlaşılmasına göre TCK’nin 24. Maddesinde belirtilen hukukca uygunluk nedeniyle sanık hakkında CMK’nin 223/2-d maddesi gereğince doğrudan beraati yerine yazılı şekilde hüküm kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu nedenle 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi ile yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak bu hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden CMUK’un 322. maddesi gereğince, hükmün (a), (b), (c), (d) ve (e) bentlerinin çıkarılark yerine “saldırının etkisiz hale getirilmesi yasal güç kullanma koşularında gerçekleştirildiğinden TCK’nin 24. maddesinde belirtilen hukuka uygunluk nedeniyle sanığın CMK’nin 223/2-d maddesi gereğince BERAATİNE” yazılmak suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 10.03.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Bahçedeki Ağaçtan Meyve Yenmesinde İlgilinin Rızası ve Malın Değer Azlığı Mahkûmiyete Engeldir
Yargıtay 13. Ceza Dairesi, 2014/16390 E. – 2015/3661 K., 05.03.2015 T.
Kararın Özeti
Suça sürüklenen çocuklar, müştekinin evinin eklentisi niteliğindeki bahçesinde yer alan kiraz ağacından kiraz yemiş ve bu esnada ağacın bazı dallarını kırmışlardır. İlk derece mahkemesi, suça sürüklenen çocuklar hakkında hırsızlık ve konut dokunulmazlığını ihlal suçlarından mahkûmiyet hükümleri kurmuştur. Temyiz incelemesinde Yargıtay, hırsızlık suçuna konu kirazların değerinin azlığı ve olayın işleniş şekli sebebiyle ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiğini saptamıştır. Konut dokunulmazlığını ihlal suçu yönünden ise müştekinin duruşmada, komşularının meyvelerden faydalanmasına önceden müsaade ettiğini beyan etmesi karşısında “ilgilinin rızası” hukuka uygunluk nedeninin oluştuğunu belirterek yerel mahkemenin mahkûmiyet kararlarını bozmuştur.
Yargıtayın Gerekçesi
Yargıtay, iki farklı hukuki müessese üzerinden gerekçe oluşturmuştur. Hırsızlık suçu bakımından, suçun konusunu oluşturan kirazların maddi değerinin azlığı, eylemin salt yemek amacıyla gerçekleştirilmesi ve somut olayın özellikleri dikkate alınarak TCK’nın 145. maddesi uyarınca “ceza verilmesine yer olmadığına” hükmedilmesi gerektiği belirtilmiştir. Konut dokunulmazlığını ihlal suçu yönünden ise TCK’nın 26/2. maddesinde düzenlenen “ilgilinin rızası” hukuka uygunluk nedeni esas alınmıştır. Şikayetçinin yargılama aşamasında, olay öncesinde komşularının bahçedeki meyvelerden yararlanmalarına izin verdiğini ikrar etmesi, rızanın varlığını kanıtlamıştır. Bu rıza nedeniyle fiilin hukuka uygun hale geldiği vurgulanarak CMK’nın 223/2-d maddesi uyarınca beraat kararı verilmesi gerektiği gerekçesiyle hüküm bozulmuştur.
“…bahçede bulunan ağaçlarımdaki meyvelerden komşularımın faydalanmalarına müsaade etmiştim’ diye belirtmiş olması, suça sürüklenen çocuğun şikayetçinin konutunun eklentisi olan bahçesine kiraz yemek amacıyla gündüz saatlerinde girmesi fiilinde ilgilinin rızası hukuka uygunluk nedeninin somut olayda mevcut olması sebebiyle…”
Değerlendirme
Bu karar, ceza hukukunda mülkiyet ve konut dokunulmazlığı haklarının korunması ile toplumsal yaşamın doğal gerekleri (komşuluk ilişkileri, rıza ve malın ehemmiyetsizliği) arasındaki dengeyi gözeten yapıcı bir yaklaşıma sahiptir. Yargıtay, suçun maddi boyutunun küçüklüğünü (değer azlığı) ceza sorumluluğunu kaldıran/ortadan kaldıran bir neden olarak yorumlamış, salt tüketim amaçlı ve ekonomik ağırlığı olmayan eylemleri hırsızlık suçu kapsamında cezalandırmaktan kaçınmıştır. Konut dokunulmazlığı yönünden ise mülk sahibinin önceden açıkladığı genel veya örtülü rızanın, eklentiye giriş fiilini suç olmaktan çıkarıp “hukuka uygun” kıldığı netleştirilmiştir. Ceza hukukunun son çare (ultima ratio) olma niteliği uyarınca, hak sahibinin rıza gösterdiği ve toplumsal açıdan kayda değer bir haksızlık içeriği taşımayan bu tür olayların ceza yaptırımıyla sonuçlandırılmaması gerektiği kararla pekiştirilmiştir.
Yargıtay 13. Ceza Dairesi, 2014/16390 E. – 2015/3661 K., 05.03.2015 T. Tam Metni
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Hırsızlık, konut dokunulmazlığını ihlal
HÜKÜM : Mahkumiyet
Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü:
A-Suça sürüklenen çocuklar … ve … hakkında hırsızlık suçundan kurulan hükme yönelik temyiz isteminin incelenmesinde;
Suça sürüklenen çocukların müştekinin bahçesindeki kiraz ağacından kiraz yemek ve kirazları yerken ağacın dallarını kırmaları şeklinde gerçekleşen olayda hırsızlık suçunun konusunu oluşturan kirazların değerinin azlığı, suçun işleniş şekli ve somut olayın özelliği dikkate alındığında suça sürüklenen çocuklar hakkında hırsızlık suçundan TCK’nın 145. maddesi uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına dair karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, suça sürüklenen çocuklar … ve … müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle tebliğnameye kısmen uygun olarak BOZULMASINA,
B-Suça sürüklenen çocuk … hakkında konut dokunulmazlığını ihlal suçundan kurulan hükme yönelik temyiz isteminin incelenmesinde;
5237 sayılı TCK.’nın 26/2. maddesi uyarınca ‘ilgilinin rızası’ hukuka uygunluk nedenleri arasında sayılmış olup, şikayetçinin 11.10.2012 tarihli duruşmada ‘ben zarar verilmeden önce evimin yanındaki bahçede bulunan ağaçlarımdaki meyvelerden komşularımın faydalanmalarına müsaade etmiştim’ diye belirtmiş olması, suça sürüklenen çocuğun şikayetçinin konutunun eklentisi olan bahçesine kiraz yemek amacıyla gündüz saatlerinde girmesi fiilinde ilgilinin rızası hukuka uygunluk nedeninin somut olayda mevcut olması sebebiyle suça sürüklenen çocuğun 5271 sayılı CMK.’nın 223/2-d bendi gereğince atılı suçtan beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, suça sürüklenen çocuk … müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle tebliğnameye kısmen uygun kısmen aykırı olarak BOZULMASINA, 05.03.2015 gününde oy birliğiyle karar verildi.
Sıkça Sorulan Sorular
Hukuka uygunluk nedeni ile kusurluluğu kaldıran neden arasındaki fark nedir?
Hukuka uygunluk nedeni fiili baştan hukuka uygun kılar; ortada suç yoktur ve tazminat sorumluluğu da doğmaz. Kusurluluğu kaldıran nedende ise fiil hukuka aykırı kalır, yalnızca failin kusuru bulunmadığı için ceza verilmez; bu hâlde tazminat gündeme gelebilir.
Konusu suç olan bir emri yerine getiren memur sorumlu olur mu?
Evet. Konusu suç teşkil eden emir hiçbir surette yerine getirilemez. Böyle bir emri uygulayan ast ile emri veren amir birlikte sorumlu olur. Amirin emri, yalnızca hukuka uygun ve bağlayıcı emirler bakımından sorumluluğu ortadan kaldırır.
İlgilinin rızası her suçta hukuka uygunluk sağlar mı?
Hayır. Rıza, yalnızca kişinin üzerinde mutlak surette tasarruf edebileceği haklar bakımından hukuka uygunluk sağlar. Yaşam hakkı bu kapsamda olmadığından öldürülmeye rıza sonuç doğurmaz; vücut bütünlüğü üzerinde ise rıza ancak sınırlı ölçüde geçerlidir.
Bir fiilin hukuka uygunluk nedeni kapsamında olup olmadığının doğru değerlendirilmesi, davanın beraatle sonuçlanmasında belirleyici olabilir.
İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.
Av. Sinan Karabacak – Cep Tel: +90 535 671 88 95

Bir Yorum