|

Atom Enerjisi ile Patlamaya Sebebiyet Verme Suçu (TCK-173)

Atom Enerjisi ile Patlamaya Sebebiyet Verme

Atom enerjisi ile patlamaya sebebiyet verme, Türk Ceza Kanunu’nun 173. maddesinde düzenlenen ve nükleer enerjinin kontrolsüz biçimde açığa çıkarılmasıyla ortaya çıkabilecek yıkıcı tehlikelere karşı toplumu koruyan bir genel tehlike suçudur. Atom enerjisinin serbest bırakılması, çok geniş bir alanda ve çok sayıda insan bakımından hayati sonuçlar doğurabilecek bir olay olduğundan, kanun koyucu böyle bir patlamaya ve bunun sonucunda önemli ölçüde tehlikeye sebebiyet verilmesini bağımsız ve ağır bir suç olarak düzenlemiştir. Bu yazıda atom enerjisi ile patlamaya sebebiyet verme suçunun unsurlarını, kasten ve taksirle işlenen biçimlerini, radyasyon yayma suçundan (TCK 172) farkını, cezasını ve yargılama usulünü ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.

Bu yazı, Genel Tehlike Yaratan Suçlar (TCK 170-180) başlıklı genel rehberimizin bir parçasıdır. Bölümdeki diğer suç tiplerine de bu rehber üzerinden ulaşabilirsiniz.

Atom Enerjisi ile Patlamaya Sebebiyet Verme Nedir?

Atom enerjisi ile patlamaya sebebiyet verme suçu, TCK’nın “Genel Tehlike Yaratan Suçlar” bölümünde yer alır ve radyasyon yayma suçunu izleyen 173. maddede düzenlenmiştir. Maddenin birinci fıkrasına göre; atom enerjisini serbest bırakarak bir patlamaya ve bu suretle bir başkasının hayatı, sağlığı veya malvarlığı hakkında önemli ölçüde tehlikeye sebebiyet veren kişi, beş yıldan az olmamak üzere hapis cezası ile cezalandırılır. Görüldüğü gibi suç, yalnızca bir patlamanın gerçekleşmesini değil, bu patlamanın başkalarının temel hukuki değerleri bakımından önemli bir tehlike doğurmasını da arar.

Bu düzenlemenin arkasındaki temel düşünce, atom enerjisinin sıradan bir enerji kaynağından çok farklı, olağanüstü bir tehlike potansiyeli taşımasıdır. Nükleer bir patlama, yalnızca meydana geldiği anda değil, sonrasında ortaya çıkan radyoaktif etkilerle uzun süre boyunca insan sağlığını ve çevreyi tehdit edebilir. Kanun koyucu bu nedenle, koruma alanını olabildiğince öne çekmiş ve fiilen bir zarar doğmasa bile, önemli ölçüde tehlikenin ortaya çıkmasını cezalandırmak için yeterli görmüştür. Böylece madde, telafisi güç sonuçlar doğmadan önce devreye giren önleyici bir koruma sağlar.

Suçun yapısında dikkat çeken bir diğer nokta, iki farklı olgunun ceza normunda bir araya getirilmiş olmasıdır: atom enerjisinin serbest bırakılmasıyla ortaya çıkan patlama ve bu patlamanın doğurduğu önemli tehlike. Bu iki olgudan yalnızca birinin bulunması suçun oluşması için yeterli değildir. Örneğin bir patlama meydana gelmiş olmakla birlikte, çevrede kimseye ve hiçbir değere yönelik önemli bir tehlike doğmamışsa, bu maddenin koşulları tam olarak gerçekleşmiş sayılmayabilir. Aynı şekilde, önemli bir tehlike doğuran her olay değil, yalnızca atom enerjisinin serbest bırakılmasıyla ortaya çıkan patlamaya bağlı tehlike bu madde kapsamındadır. Bu yönüyle madde, kapsamı özenle sınırlandırılmış, kendine özgü bir suç tipidir.

Atom Enerjisi ile Patlamaya Sebebiyet Verme Suçu ile Korunan Hukuki Değer ve Suçun Niteliği

Bu suçla korunan hukuki değer, kişilerin hayatı, sağlığı ve malvarlığı ile bunların toplamından oluşan genel güvenliktir. Maddede açıkça “bir başkasının hayatı, sağlığı veya malvarlığı hakkında önemli ölçüde tehlike” ifadesine yer verilmesi, suçun bir somut tehlike suçu olduğunu gösterir. Yani cezalandırma için soyut bir kural ihlali yeterli değildir; patlamanın gerçekten önemli bir tehlike doğurmuş olması gerekir. Bu tehlikenin varlığı, her olayda somut koşullara göre ayrıca değerlendirilir.

Suçun genel tehlike yaratan suçlar arasında yer alması, onun belirli bir mağdura yönelik bir zarar suçu olmadığını, aksine belirsiz sayıda kişinin güvenliğini tehdit eden bir tehlike suçu olduğunu ortaya koyar. Atom enerjisinin serbest bırakılmasıyla ortaya çıkan tehlike, doğası gereği tek bir kişiyle sınırlı kalmaz; geniş bir alanı ve çok sayıda insanı aynı anda etkileme kapasitesine sahiptir. Bu nedenle suç, toplumun ortak güvenlik menfaatini korumaya yönelik bir düzenleme olarak anlaşılmalıdır.

Suçun bu niteliği, uygulanacak diğer kurumları da etkiler. Örneğin belirli bir kişiye yönelik zarar suçlarından farklı olarak, burada korunan menfaat toplumun geneline ait olduğundan suç şikâyete bağlı değildir ve soruşturma re’sen yürütülür. Ayrıca fiil sonucunda belirli bir kişinin de zarar görmesi halinde, genel güvenliğe yönelik tehlike suçu ile kişiye yönelik zarar suçu bir arada değerlendirilebilir. Bu da suçun, hem toplumsal hem de bireysel menfaatleri aynı anda ilgilendiren çok boyutlu yapısını ortaya koyar.

Atom Enerjisi ile Patlamaya Sebebiyet Verme Suçunun Maddi Unsurları

Fail ve Mağdur

Suçun faili herkes olabilir; kanun failin belirli bir sıfat taşımasını aramaz. Bununla birlikte atom enerjisinin serbest bırakılması ileri düzeyde teknik bilgi ve donanım gerektirdiğinden, uygulamada bu suç çoğunlukla nükleer tesis, araştırma reaktörü veya benzeri kaynaklarla ilişkili kişiler bakımından gündeme gelebilir. Suçun mağduru ise, patlamanın doğurduğu tehlikeden etkilenen belirsiz sayıda kişiden oluşan toplumdur. Belirli bir kişinin hayatı, sağlığı veya malvarlığı da tehlikeye girdiğinden, o kişiler de mağdur konumunda olabilir.

Fiil ve Netice

Suçun maddi unsuru, atom enerjisini serbest bırakarak bir patlamaya neden olmaktır. Burada birbirini izleyen iki aşama vardır: önce atom enerjisinin serbest bırakılması, ardından bunun bir patlamaya yol açması. Ancak bu kadarı da yeterli değildir; kanun, patlamanın “bir başkasının hayatı, sağlığı veya malvarlığı hakkında önemli ölçüde tehlikeye” sebebiyet vermesini ayrıca aramaktadır. Dolayısıyla suç, bir hareket (atom enerjisini serbest bırakma), bir sonuç (patlama) ve bu sonucun doğurduğu somut bir tehlikenin bir araya gelmesiyle tamamlanır. Bu unsurlar arasında nedensellik bağının bulunması, yani tehlikenin gerçekten failin fiilinden kaynaklanmış olması gerekir.

“Önemli Ölçüde Tehlike” Koşulu

Maddenin en belirleyici unsurlarından biri, ortaya çıkan tehlikenin “önemli ölçüde” olması koşuludur. Bu ifade, her türlü küçük veya önemsiz tehlikeyi kapsam dışında bırakır; suçun oluşması için patlamanın, başkalarının temel hukuki değerleri bakımından ciddi ve kayda değer bir tehlike doğurması gerekir. Bu koşul, hem suçun ağırlığıyla orantılı bir uygulama sağlar hem de cezalandırmayı gerçek bir tehlike eşiğine bağlar.

Tehlikenin önemli olup olmadığı; patlamanın büyüklüğüne, meydana geldiği yerin niteliğine, çevredeki insan ve yerleşim yoğunluğuna, açığa çıkan enerjinin ve olası radyoaktif etkilerin kapsamına göre değerlendirilir. Bu değerlendirme çoğu zaman teknik bilgi gerektirdiğinden, uygulamada bilirkişi incelemesine başvurulması olağandır. Nihai değerlendirmeyi ise, toplanan tüm deliller ışığında mahkeme yapar. Önemli ölçüde tehlikenin bulunmadığı hallerde, bu maddenin koşulları oluşmayacağından fiilin başka hükümler çerçevesinde değerlendirilmesi gerekebilir.

“Önemli ölçüde tehlike” koşulu, aynı zamanda suçun somut tehlike suçu niteliğini de pekiştirir. Soyut tehlike suçlarında belirli davranışlar kanun tarafından baştan tehlikeli sayılır ve ayrıca tehlikenin ispatı aranmaz. Oysa burada mahkeme, patlamanın gerçekten önemli bir tehlike doğurup doğurmadığını her olayda ayrıca araştırmak zorundadır. Bu da savunma açısından önemli bir alan yaratır: Failin, ortaya çıkan durumun “önemli ölçüde” tehlike eşiğine ulaşmadığını ortaya koyması, suçun bu madde kapsamında değerlendirilmesini etkileyebilir. Bu nedenle tehlikenin derecesine ilişkin teknik değerlendirmeler, dosyanın seyri bakımından belirleyici olabilir.

Atom Enerjisi ile Patlamaya Sebebiyet Verme Suçunun Manevi Unsuru: Kast

Maddenin birinci fıkrasında düzenlenen suç, kasten işlenebilen bir suçtur. Failin, atom enerjisini serbest bırakarak bir patlamaya ve bu suretle önemli ölçüde tehlikeye sebebiyet verdiğini bilerek ve isteyerek hareket etmesi gerekir. Burada hem doğrudan kast hem de olası kast söz konusu olabilir; failin, patlamanın doğuracağı tehlikeyi öngörüp bu neticeyi göze alması da kastın varlığı için yeterlidir. Failin iç dünyasına ilişkin bu değerlendirme, suçun kasten mi yoksa taksirle mi işlendiğinin belirlenmesinde belirleyicidir.

Kast ile taksir arasındaki ayrım, bu suç bakımından cezanın miktarını köklü biçimde değiştirdiği için büyük önem taşır. Kasten işlenen halde ceza beş yıldan az olmamak üzere belirlenirken, aşağıda göreceğimiz üzere taksirle işlenen halde çok daha hafif bir ceza öngörülmüştür. Kast ve taksir kavramları arasındaki ayrımın ayrıntıları için kast ve taksir yazımıza bakabilirsiniz.

Atom Enerjisi ile Patlamaya Sebebiyet Verme Suçunun Taksirle İşlenmesi (TCK 173/2)

Maddenin ikinci fıkrası, suçun taksirli halini düzenler. Buna göre, birinci fıkrada tanımlanan fiilin taksirle işlenmesi halinde, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Bu düzenleme, failin patlamayı ve doğan tehlikeyi isteyerek değil; kendisine düşen dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranarak meydana getirdiği durumları kapsar. Örneğin nükleer bir tesiste görevli kişinin, güvenlik protokollerine aykırı davranması sonucu istem dışı bir patlamaya yol açması bu fıkra kapsamında değerlendirilebilir.

Taksirli halin cezasının daha hafif olması, ceza hukukunun temel bir ilkesinin yansımasıdır: Aynı sonucu isteyerek meydana getiren kişi ile yalnızca özensizliği sonucu buna yol açan kişi, kusurlarının ağırlığı farklı olduğu için farklı biçimde cezalandırılır. Taksirli halde de failin gerçekten kusurlu olup olmadığı, yani gerekli dikkat ve özeni gösterip göstermediği titizlikle araştırılır. Failin, tüm teknik önlemleri almasına rağmen tümüyle öngörülemeyen bir gelişme sonucu patlama meydana gelmişse, kusurdan söz edilemeyeceği için ceza sorumluluğu da doğmayabilir.

Taksirli halde failin sorumluluğu belirlenirken, kendisinden beklenen özen yükümlülüğünün sınırlarının doğru çizilmesi büyük önem taşır. Nükleer ve radyoaktif alanda bu yükümlülük, genellikle ayrıntılı teknik mevzuattan, uluslararası güvenlik standartlarından ve tesis işletim protokollerinden kaynaklanır. Failin bu kurallara uyup uymadığı, hangi noktada özensiz davrandığı ve bu özensizliğin patlamayla arasında nedensellik bağı bulunup bulunmadığı ayrı ayrı incelenir. Ayrıca failin taksirinin basit mi yoksa bilinçli taksir düzeyinde mi olduğu da cezanın belirlenmesinde etkili olur; bilinçli taksir, failin tehlikeli sonucu öngörmesine rağmen gerçekleşmeyeceğine güvenerek hareket etmesi halinde söz konusu olur ve daha ağır bir sorumluluk doğurur.

TCK 172 ile TCK 173 Farkı

Atom enerjisi ile patlamaya sebebiyet verme suçu, kendisinden önce gelen radyasyon yayma suçu (TCK 172) ile yakından ilişkilidir; ikisi de nükleer ve radyoaktif tehlikeleri konu alır. Ancak iki suç, odaklandıkları tehlike biçimi bakımından birbirinden ayrılır. TCK 172 radyasyonun yayılmasına ve bunun sağlık üzerindeki etkilerine odaklanırken, TCK 173 atom enerjisinin serbest bırakılmasıyla meydana gelen bir patlamaya ve bu patlamanın doğurduğu tehlikeye odaklanır.

ÖlçütTCK 172 (Radyasyon Yayma)TCK 173 (Atom Enerjisiyle Patlama)
Merkezî olayRadyasyonun yayılmasıAtom enerjisiyle patlama
Tipik tehlikeSağlığın bozulması, gecikmeli etkiAni, yıkıcı patlama ve sonrasındaki tehlike
Aranan sonuçFıkraya göre değişir (sağlığı bozma amacı, elverişlilik)Patlama + önemli ölçüde tehlike
Manevi unsurÖzel kast, genel kast veya taksir (fıkralara göre)Kast (f.1) veya taksir (f.2)

Somut bir olayda hem radyasyon yayılması hem de bir patlama birlikte bulunuyorsa, olayın niteliğine göre hangi maddenin uygulanacağı ya da suçların içtimaı kurallarının devreye girip girmeyeceği ayrıca değerlendirilir. Bu değerlendirme, olayın somut gelişimine ve failin fiilinin ağırlık noktasına göre yapılır.

Tehlikeli Maddeler Suçuyla İlişkisi

Atom enerjisi ile patlamaya sebebiyet verme suçu, nükleer ve radyoaktif maddelerin izinsiz bulundurulması veya el değiştirmesini düzenleyen tehlikeli maddeler suçuyla (TCK 174) da ilişki içinde olabilir. TCK 174, nükleer, radyoaktif, kimyasal ve biyolojik maddelerin izinsiz imal, ithal, ihraç, nakil, muhafaza veya satışını cezalandırır; yani daha çok bu maddelerin kontrolsüz dolaşımına odaklanır. TCK 173 ise, atom enerjisinin fiilen serbest bırakılmasıyla ortaya çıkan patlama ve tehlikeyi konu alır.

Bir olayda hem radyoaktif maddenin izinsiz bulundurulması hem de bu maddeyle atom enerjisinin serbest bırakılarak patlamaya yol açılması söz konusuysa, birden fazla suçun birlikte değerlendirilmesi gerekebilir. Bu tür durumlarda hangi hükümlerin uygulanacağı, fiillerin niteliğine ve suçların içtimaına ilişkin kurallara göre belirlenir.

Bu ilişki, genel tehlike yaratan suçların birbirini tamamlayan bir koruma sistemi oluşturduğunu da gösterir. Kanun koyucu, nükleer ve radyoaktif tehlikeleri farklı aşamalarda ele almıştır: tehlikeli maddelerin izinsiz dolaşımı (TCK 174), radyasyonun yayılması ve sağlık üzerindeki etkileri (TCK 172) ve nihayet atom enerjisinin serbest bırakılmasıyla ortaya çıkan patlama (TCK 173). Böylece, tehlikenin ortaya çıkışının farklı evreleri ayrı ayrı yaptırım altına alınarak, koruma alanı hem geniş hem de kademeli hale getirilmiştir. Somut bir olayda hangi maddenin ya da maddelerin uygulanacağı, failin fiilinin bu evrelerden hangisine denk düştüğüne göre belirlenir. Bu nedenle olayın hukuki nitelendirmesi yapılırken, ilgili maddelerin tümü birlikte değerlendirilmeli ve fiilin ağırlık noktası dikkatle saptanmalıdır. Atom enerjisi ile patlamaya sebebiyet verme gibi ağır ceza öngören ve ileri teknik değerlendirme gerektiren bir suç isnadıyla karşılaşmanız halinde, sürecin başından itibaren alanında deneyimli bir ceza avukatından hukuki destek almanız büyük önem taşır.

Atom Enerjisi ile Patlamaya Sebebiyet Verme Suçunun Özel Görünüş Biçimleri

Teşebbüs: Suçun kasten işlenen biçimi teşebbüse elverişlidir. Fail, atom enerjisini serbest bırakmaya yönelik elverişli hareketlerle icraya başlamış ancak elinde olmayan nedenlerle patlamayı veya tehlikeyi gerçekleştirememişse, teşebbüs hükümleri gereği cezada indirim yapılabilir. Taksirle işlenen ikinci fıkrada ise teşebbüs mümkün değildir.

İştirak: Suç birden fazla kişi tarafından birlikte işlenebilir; azmettirme ve yardım etme mümkündür. Katılma biçimleri için suça iştirak (şeriklik) yazımıza bakabilirsiniz.

İçtima: Patlama sonucu bir kişinin fiilen yaralanması veya ölmesi halinde, suçların içtimaı kuralları gereği kasten veya taksirle yaralama ya da öldürme suçları da gündeme gelebilir. Böyle durumlarda somut olayın niteliğine göre birden fazla suçtan sorumluluk doğabilir.

Uygulama Alanı ve Değerlendirme

Atom enerjisi ile patlamaya sebebiyet verme suçu, günlük yargı pratiğinde nadiren karşılaşılan bir suç tipidir; çünkü atom enerjisiyle ilgili faaliyetler son derece sıkı bir idari denetime, izin ve güvenlik rejimine tabidir. Bununla birlikte, nükleer enerji kullanımının artması ve radyoaktif kaynakların çeşitli alanlarda kullanılması, bu suçun teorik önemini korumasına yol açar. Özellikle taksirli hal, radyoaktif kaynak veya nükleer tesis bulunduran işletmelerdeki ciddi güvenlik ihlalleri bakımından gündeme gelebilir.

Bu suçun değerlendirilmesinde en kritik nokta, patlamanın ve doğan tehlikenin teknik olarak ortaya konmasıdır. Açığa çıkan enerjinin düzeyi, patlamanın kaynağı, alınması gereken güvenlik önlemleri ve ortaya çıkan tehlikenin ciddiyeti gibi sorular uzmanlık gerektirir. Bu nedenle dosyalarda; ölçüm ve inceleme raporları, tesise ilişkin ruhsat ve denetim kayıtları ile bilirkişi değerlendirmeleri belirleyici deliller olarak öne çıkar. Failin gerçekten kasten mi yoksa özensizlikle mi hareket ettiği de bu deliller ışığında belirlenir.

Suçun nadir görülmesi, isnat halinde önemini azaltmaz; aksine, konunun teknik karmaşıklığı ve öngörülen cezaların ağırlığı, bu tür dosyalarda titiz bir savunma hazırlığını zorunlu kılar. Delillerin doğru okunması, bilirkişi raporlarına karşı gerektiğinde itiraz edilmesi, tehlikenin “önemli ölçüde” olup olmadığının ve kast–taksir ayrımının doğru tartışılması, sürecin sonucunu doğrudan etkileyebilir. Bu nedenle böyle bir suç isnadıyla karşılaşıldığında, hem olayın teknik boyutuna hâkim olunması hem de ceza hukuku kurumlarının doğru uygulanması büyük önem taşır.

Nükleer Güvenlik ve İdari Denetimle İlişkisi

Atom enerjisiyle ilgili faaliyetler, yalnızca ceza hukuku bakımından değil, aynı zamanda ayrıntılı bir idari düzenleme ve denetim rejimi bakımından da önem taşır. Nükleer madde ve tesislerin kurulması, işletilmesi ve denetlenmesi; lisanslama, güvenlik protokolleri ve düzenli denetimler gibi çok katmanlı bir mevzuata tabidir. Bu idari çerçeve, bir patlama veya kaza yaşanmadan önce riskleri önlemeyi amaçlar. Ceza hukuku ise devreye, bu güvenlik düzeninin ihlali sonucu somut bir tehlike ortaya çıktığında girer.

Bu nedenle atom enerjisi ile patlamaya sebebiyet verme isnadı içeren bir olayda, çoğu zaman idari mevzuata aykırılıklar da birlikte bulunur. Somut olayda hem cezai sorumluluk hem de idari yaptırımlar gündeme gelebilir; bu iki alan birbirinden bağımsız olarak işleyebilir. Ayrıca güvenlik ihlallerinin niteliği, failin kusurunun derecesini (kast veya taksir) değerlendirmede de önemli bir gösterge oluşturur. Örneğin temel güvenlik kurallarının bilerek ve sistematik biçimde göz ardı edilmesi, olayın taksirli hal sınırını aşarak kasten işlenen hale yaklaşması sonucunu doğurabilir. Bu değerlendirme, dosyadaki teknik deliller ve denetim kayıtları ışığında yapılır.

Yaptırım, Soruşturma ve Kovuşturma

Atom enerjisi ile patlamaya sebebiyet verme suçunun cezası, kasten işlenen halde beş yıldan az olmamak üzere hapistir. Taksirle işlenen halde ise ceza iki yıldan beş yıla kadar hapis olarak öngörülmüştür. Kasten işlenen halin ağır cezayı gerektirmesi, suçun taşıdığı olağanüstü tehlike potansiyelinin doğal bir sonucudur. Cezanın alt sınırının yüksek belirlenmesi, hâkimin somut olayın ağırlığına göre üst sınıra doğru bir takdir kullanmasına da olanak tanır.

Suç şikâyete bağlı değildir; savcılık öğrenir öğrenmez re’sen soruşturma yürütür. Öngörülen cezanın ağırlığı dikkate alındığında, özellikle kasten işlenen halde görevli mahkeme ağır ceza mahkemesi olabilir. Suçun kanuni metni için mevzuat.gov.tr üzerindeki Türk Ceza Kanunu metnine başvurabilirsiniz. Bu tür teknik ve ağır cezalı suç isnatlarında, sürecin başından itibaren dosyanın hem teknik hem de hukuki yönleriyle bir ceza avukatınca değerlendirilmesi büyük önem taşır.

Sıkça Sorulan Sorular

Atom enerjisi ile patlamaya sebebiyet verme suçunun cezası nedir?

Suç kasten işlendiğinde ceza beş yıldan az olmamak üzere hapistir. Taksirle işlenmesi halinde ise iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Kasten işlenen halin cezasının ağır olması, suçun taşıdığı yüksek tehlike potansiyelinden kaynaklanır.

Bu suçun oluşması için gerçekten bir zararın doğması gerekir mi?

Hayır. Suç bir somut tehlike suçudur; cezalandırma için atom enerjisinin serbest bırakılmasıyla bir patlamaya ve bu suretle bir başkasının hayatı, sağlığı veya malvarlığı hakkında önemli ölçüde tehlikeye sebebiyet verilmesi yeterlidir. Fiilen bir zarar doğmuşsa, içtima kuralları gereği başka suçlar da ayrıca gündeme gelebilir.

TCK 172 ile TCK 173 arasındaki fark nedir?

TCK 172 radyasyonun yayılmasına ve sağlık üzerindeki etkilerine odaklanır. TCK 173 ise atom enerjisinin serbest bırakılmasıyla meydana gelen bir patlamaya ve bu patlamanın doğurduğu önemli tehlikeye ilişkindir. Kısaca 172 radyasyon esaslı, 173 ise patlama esaslıdır.

Atom enerjisi ile patlamaya sebebiyet verme taksirle işlenebilir mi?

Evet. Maddenin ikinci fıkrası, birinci fıkradaki fiilin taksirle, yani dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılıkla işlenmesi halini iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasıyla ayrıca düzenlemiştir.

İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak, ceza hukuku alanında dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.

Av. Sinan Karabacak – Cep Tel: +90 535 671 88 95

Benzer Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir