İçindekiler
Suça Teşebbüs (TCK 35) Nedir?
Suça teşebbüs, TCK 35’e göre kişinin işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaması hâlidir ve failin cezası TCK 35/2 uyarınca, tamamlanmış suç ağırlaştırılmış müebbet hapis gerektiriyorsa ondört yıldan yirmibir yıla, müebbet hapis gerektiriyorsa on yıldan onsekiz yıla kadar hapis; diğer hâllerde ise tamamlanmış suça verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilerek belirlenir.
Ceza hukukunda bir suçun oluşumu düşünce aşamasıyla başlar, hazırlık hareketleriyle devam eder ve icra hareketlerinin tamamlanıp neticenin gerçekleşmesiyle sona erer. Suç yolunun (iter criminis) aşamaları genel olarak düşünce aşaması, karar aşaması, hazırlık aşaması, icra aşaması ve suçun tamamlanma aşaması olarak sıralanır; suça teşebbüs, failin suç işleme kastıyla icra hareketlerine başlamasına rağmen elinde olmayan engelleyici bir sebepten dolayı neticeyi gerçekleştirememesi durumunda gündeme gelir.
Bu makalede TCK 35’in yasal dayanağı, suça teşebbüsün unsurları, hazırlık hareketleri ile icra hareketleri arasındaki objektif teoriye dayalı ayrım, elverişli hareket kavramı, teşebbüsün cezalandırılma yöntemi ve güncel indirim oranları, gönüllü vazgeçme (TCK 36) ile teşebbüs arasındaki fark, kasten öldürmeye teşebbüs ile kasten yaralama suçu arasındaki kastın belirlenmesi kriterleri ve konuya ilişkin güncel Yargıtay içtihatları ayrıntılı biçimde ele alınmaktadır.
Suça teşebbüs iddiasıyla karşılaşan veya bu suçtan mağdur olan kişilerin, somut olayın kendine özgü koşulları nedeniyle mutlaka bir ceza avukatına danışması ve İstanbul’da ceza davası süreci hakkında bilgi alması önerilir. TCK 35’in tam metnine mevzuat.gov.tr üzerinden, konuya ilişkin diğer Yargıtay kararlarına ise karararama.yargitay.gov.tr adresinden ulaşılabilir.
TCK 35’in Yasal Dayanağı ve Madde Metni
TCK 35/1 hükmü açıktır: “Kişi, işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaz ise teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur.”
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2023/177 E., 2024/6 K. sayılı kararında bu tanımı yorumlayarak, suça teşebbüsün işlenmesi kast olunan bir suçun icrasına elverişli araçlarla başlanmasından sonra, elde olmayan nedenlerle suçun tamamlanamaması olduğunu; maddenin açık hükmüne göre icra hareketlerinin yarıda kalmasının ya da sonucun meydana gelmemesinin failin iradesi dışındaki engel nedenlerden ileri gelmesi gerektiğini vurgulamıştır.
TCK 35/2’nin cezayı düzenleyen ikinci fıkrası, 4/6/2025 tarihli ve 7550 sayılı Kanun’un 8. maddesiyle değiştirilmiştir. Değişiklik öncesinde fıkrada “onüç yıldan yirmi yıla kadar” ve “dokuz yıldan onbeş yıla kadar” ibareleri yer almaktaydı; 7550 sayılı Kanun ile bu ibareler sırasıyla “ondört yıldan yirmibir yıla kadar” ve “on yıldan onsekiz yıla kadar” şeklinde değiştirilmiştir.
Dolayısıyla TCK 35/2’nin yürürlükteki hâli şu şekildedir: “Suça teşebbüs hâlinde fail, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığına göre, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine ondört yıldan yirmibir yıla kadar, müebbet hapis cezası yerine on yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Diğer hallerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir.“
Suça Teşebbüsün Unsurları
TCK 35’te düzenlenen suça teşebbüsün oluşabilmesi için Yargıtay içtihatlarıyla bazı kriterler ortaya konulmuştur. Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2022/408 E., 2022/585 K. sayılı kararında, suça teşebbüsün varlığından söz edilebilmesi için şu üç şartın birlikte gerçekleşmesi gerektiğini belirtmiştir:
- Fail ya da faillerde kasıtlı bir suç işleme kararı olmalıdır.
- Elverişli hareketlerle suçun doğrudan doğruya icrasına başlanmalıdır.
- Failin elinde bulunmayan nedenlerle suç tamamlanamamalı veya amaçlanan sonuç gerçekleşmemelidir.
Aynı doğrultuda Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2022/406 E., 2024/113 K. sayılı kararında da bu üç unsur tekrarlanmış ve suça teşebbüste failin, suçu tamamlamak amacıyla hareket etmesine karşın elinde olmayan nedenlerden dolayı fiilini gerçekleştiremediği, bu nedenle kişiye tamamlanmış suça oranla daha az ceza verildiği açıklanmıştır. Suça teşebbüsle ilgili bir değerlendirme yapılabilmesi öncelikle failin hangi suçu işlemeyi kastettiğinin belirlenmesini gerektirir; buna öğretide “subjektif unsur” denilmektedir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2023/177 E., 2024/6 K. sayılı kararında, tamamlanmış suçta olduğu gibi teşebbüs aşamasında kalan suçlarda da işlenmek istenen suç tipindeki tüm unsurların fail tarafından bilinmesi gerektiğini, teşebbüste aranan kastın icrasına başlanmış suçu teşebbüs aşamasında bırakma kastı olmayıp söz konusu suçu tamamlamaya yönelmiş kast olduğunu vurgulamıştır.
Hazırlık Hareketleri ile İcra Hareketleri Arasındaki Ayrım: Objektif Teori
TCK 35 açısından en kritik sorun, hangi davranışın cezasız hazırlık hareketi, hangisinin cezalandırılabilir icra hareketi sayılacağının belirlenmesidir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2022/408 E., 2022/585 K. sayılı kararında, genel olarak suçun dış dünyada oluşmaya başladığı sürecin “hazırlık hareketleri” ve “icra hareketleri” olmak üzere iki evreye ayrıldığını açıklamıştır. Suçu işlemek için kullanılacak âletlerin üretilmesi ya da temini, eylem yerinin araştırılması veya gözetlenmesi, eylemle ilgili çeşitli bilgilerin toplanması, suç işlendikten sonra sorumlu tutulmayı önleyici tedbirler alınması, suçtan elde edilecek eşya için güvenli bir yer ayarlanması gibi fiiller hazırlık hareketleridir ve icra hareketlerinden önce gerçekleştirildiğinden cezalandırılmaz.
Teşebbüs ise suçun tamamlanmasından önce, fakat hazırlık hareketleri aşamasından sonra gelen, başlanmış ancak bitirilememiş bir eylemli evreyi ifade eder.
Aynı kararda öğretide, teşebbüs açısından “doğrudan doğruya icraya başlama” ölçütünün kabul edilmesiyle objektif teorinin benimsendiği belirtilmiştir. Buna göre, suçun kanuni tanımında unsur veya nitelikli hâl olarak belirtilmiş hareketlerin gerçekleştirilmesi durumunda icra hareketlerinin başladığı kabul edilir. Örneğin öldürmek için silahını hasmına doğrultarak nişan alınması icra hareketi sayılırken, öldürmek için elverişli silah veya zehir satın alınması belirleyici bir niteliğe sahip olmadığından hazırlık hareketi sayılabilecektir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2022/406 E., 2024/113 K. sayılı kararında ise TCK 35’in gerekçesine atıfla, 765 sayılı Kanun’daki “eksik-tam teşebbüs” ayrımına son verildiği, ayrıca “failin kastının şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya çıkmasıyla icranın başlayacağı” yönündeki subjektif ölçütün kabulü hâlinde kişinin düşüncesi ve yaşam tarzı nedeniyle cezalandırılmasına varabilecek bir uygulamaya yol açılacağı için, kanun koyucunun bilinçli olarak “doğrudan doğruya icraya başlama” ölçütünü benimsediği açıklanmıştır. Bu sayede işlenmek istenen suç tipiyle belirli bir yakınlık ve bağlantı içindeki hareketlerin yapılması hâlinde suçun icrasına başlanılmış sayılacaktır.
Somut olayda objektif teorinin nasıl uygulandığı, Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2022/408 E., 2022/585 K. sayılı kararındaki olayda görülebilir: Sanığın gece saat 02.30 sıralarında mağdura ait işyerinin demir kepengini raydan çıkararak vitrin camını kırdığı, ancak görüldüğünü fark etmesi üzerine içeriye giremeden ve herhangi bir şey çalamadan kaçtığı olayda, Yargıtay Ceza Genel Kurulu, mağdurun taşınır malını koruduğu egemenlik ve tasarruf alanına müdahale edip hırsızlık ve konut/işyeri dokunulmazlığının ihlâli suçlarının kanuni tanımında belirtilen elverişli hareketlere başlandığını, ancak fark edilmesi üzerine içeriye giremeden suçu tamamlayamadan olay yerinden kaçıldığını, bu nedenle atılı suçların teşebbüs aşamasında kaldığını kabul etmiştir.
Elverişli Hareket Kavramı ve İşlenemez Suç
TCK 35/1’de geçen “elverişli hareketler” ibaresi, teşebbüsün maddi unsurunun ikinci ayağını oluşturur. Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2022/406 E., 2024/113 K. sayılı kararında, bir kimsenin suça teşebbüsten dolayı cezalandırılabilmesi için yapılan hareketlerin objektif olarak suçun kanuni tanımında öngörülen sonucu meydana getirmeye elverişli olmasının yanı sıra, kullanılan aracın fail tarafından bu sonucu gerçekleştirmeye uygun biçimde kullanılmasının da gerektiğini belirtmiştir. Elverişlilik yalnızca kullanılan araç bakımından değil, suçun konusu dâhil olmak üzere bütün fiil yönünden aranır.
Failin seçtiği aracın veya suçun konusunun, baştan itibaren neticeyi gerçekleştirmeye objektif olarak imkânsız kılması durumunda işlenemez suç (suça teşebbüsün elverişsizliği) söz konusu olur ve bu hâlde fail cezalandırılmaz; çünkü hareket, suçun icrasına başlanmış sayılacak nitelikte bir tehlike dahi doğurmamaktadır. Örneğin zaten ölmüş bir kişiyi öldürmek amacıyla ateş etmek, elverişsizlik nedeniyle suça teşebbüs sayılmaz.
Elverişlilik değerlendirmesi somut olayın koşullarına göre yapılır; kullanılan silahın öldürmeye elverişli oluşu, Yargıtay 1. Ceza Dairesi 2023/7106 E., 2025/2845 K. sayılı kararında da kastın öldürmeye yönelik olup olmadığının belirlenmesinde esas alınan kriterlerden biri olarak vurgulanmıştır.
Teşebbüse Elverişli Olmayan Suç Tipleri
Suça teşebbüs yalnızca kasten işlenen suçlarda mümkündür; taksirli suçlarda failin icra hareketlerini bilerek ve isteyerek gerçekleştirdiği bir kast bulunmadığından teşebbüs söz konusu olamaz. Doktrin ve yerleşik Yargıtay uygulamasında, olası kastla işlenen suçlarda da neticeye yönelik doğrudan bir kastın bulunmaması nedeniyle teşebbüsün mümkün olmadığı kabul edilmektedir. Benzer şekilde, sırf hareket suçlarında da kural olarak teşebbüs mümkün değildir; çünkü hareketin gerçekleştirilmesiyle suç kendiliğinden tamamlanır.
Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2022/408 E., 2022/585 K. sayılı kararında, konut/işyeri dokunulmazlığının ihlâli suçunun “girmek” seçimlik hareketi bakımından bu hareketin parçalara ayrılabilmesi nedeniyle teşebbüsün mümkün olduğu, ancak “çıkmamak” seçimlik hareketi bakımından kanunda çıkmamanın ne kadar sürmesi gerektiği konusunda bir açıklık bulunmadığından teşebbüsün mümkün olmadığı açıklanmıştır. Neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda ise ağır netice failin taksiri ile meydana geldiğinden, bu suç tiplerine teşebbüs mümkün değildir.
Buna karşılık nitelikli hâllere teşebbüs mümkündür; ancak failin davranışlarının açıkça o nitelikli hâle yönelik icrai bir harekete başladığının somut delillerle ortaya konması gerekir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2022/406 E., 2024/113 K. sayılı kararında bu ayrım, cinsel saldırı suçu üzerinden somutlaştırılmıştır: vücuda organ veya sair cisim sokma olmaksızın cinsel duyguların tatminine yönelik amaç ve davranışlar suçun basit hâlini oluştururken, organ veya cisim sokma amacı güdülmekle birlikte eylemin elde olmayan nedenlerle gerçekleştirilememesi nitelikli hâle teşebbüsü oluşturur.
Somut olayda sanığın mağdureyi yatağa yatırıp bacaklarına dokunarak şalvarını indirmeye çalıştığı, ancak mağdurenin bağırması ve üçüncü kişinin müdahalesi üzerine eylemine son verdiği olayda Yargıtay Ceza Genel Kurulu, dış dünyaya yansıyan hareketlerin vücuda organ veya sair cisim sokmaya yönelik bir icrai hareket içermediğini, aksi yöndeki bir kabulün şüphenin sanık aleyhine değerlendirilmesi anlamına geleceğini belirterek eylemi basit cinsel saldırı suçu olarak nitelendirmiştir; kararda bu görüşe katılmayan üç Ceza Genel Kurulu Üyesi ise eylemin teşebbüs aşamasında kalan nitelikli cinsel saldırı suçunu oluşturduğu gerekçesiyle karşı oy kullanmıştır.
Kasten Öldürmeye Teşebbüs ile Kasten Yaralama Suçu Arasındaki Ayrım: Kastın Belirlenmesi Kriterleri
Uygulamada en çok karşılaşılan ve en çok tartışılan teşebbüs meselesi, bir eylemin kasten öldürmeye teşebbüs mü yoksa kasten yaralama mı sayılacağının belirlenmesidir; çünkü her iki suçun maddi unsuru (mağdurun yaralanması) çoğu zaman aynı görünür ve ayrımı belirleyen unsur failin manevi unsurudur, yani kastının öldürmeye mi yoksa yaralamaya mı yönelik olduğudur.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2023/177 E., 2024/6 K. sayılı kararında, TCK 21/1’e göre failin iç dünyasını ilgilendiren kastın, dış dünyaya yansıyan davranışlara bakılarak, yani failin olay öncesi, olay sırası ve olay sonrası davranışları ölçü alınarak belirlenmesi gerektiği vurgulanmıştır.
Yargıtay’ın bu belirlemede kullandığı ölçütler, Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2016/797 E., 2020/175 K. sayılı kararında altı madde hâlinde şu şekilde sıralanmıştır:
- Fail ile mağdur arasında olay öncesine dayalı, öldürmeyi gerektirir bir husumetin bulunup bulunmadığı,
- Olayda kullanılan vasıtanın öldürmeye elverişli olup olmadığı,
- Mağdurdaki darbe sayısı ve şiddeti,
- Darbelerin vurulduğu bölgenin hayati önem taşıyıp taşımadığı,
- Failin fiiline kendiliğinden mi yoksa engel bir sebepten dolayı mı son verdiği,
- Olay sonrası mağdura yönelik davranışları.
Aynı kararda, bu ölçütlerden hepsinin aynı olayda gerçekleşme zorunluluğu bulunmadığı, ancak ölçütlerin çoğunun gerçekleştiği durumlarda failin kastının yaralamaya yönelik olduğunun kabul edilebileceği; hâkimin bu şartlar çerçevesinde karar tesis ederken “şüpheden sanık yararlanır” ilkesini de gözetmesi gerektiği belirtilmiştir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2023/177 E., 2024/6 K. sayılı kararında da fail ile mağdur arasında husumet bulunup bulunmadığı, varsa husumetin nedeni ve derecesi, failin suçta kullandığı saldırı aletinin niteliği, darbe sayısı ve şiddeti, mağdurun vücudunda meydana getirilen yaraların yerleri, nitelik ve nicelikleri, hedef seçme imkânı olup olmadığı, failin fiiline kendiliğinden mi yoksa engel bir nedenden dolayı mı son verdiği gibi ölçütlerin esas alınması gerektiği tekrarlanmıştır; kastın belirlenmesi açısından her bir olayda kullanılması gereken ölçütlerin farklılık gösterebileceği, bu nedenle tüm olguların olay bazında ele alınması gerektiği vurgulanmıştır.
Somut olayda sanık ile katılan arasında önceye dayalı husumet bulunması, olayda kullanılan bıçağın öldürmeye elverişli aletlerden olması, sanığın hedef gözeterek hayati önem taşıyan boğaz bölgesine iki kez darbede bulunması ve eylemin ancak üçüncü kişinin müdahalesiyle sona ermiş olması hususları birlikte değerlendirilerek, sanığın kastının öldürmeye yönelik olduğu ve eyleminin teşebbüs aşamasında kalan kasten öldürme suçunu oluşturduğu kabul edilmiştir.
Bu kriterlerin somut olaylarda nasıl uygulandığına dair güncel örnekler de bulunmaktadır. Yargıtay 1. Ceza Dairesi 2026/2019 E., 2026/3802 K. sayılı kararında, sanık ile suça sürüklenen çocuğun ailesi ile katılanın ailesi arasındaki önceki husumetin varlığı, suçta kullanılan bıçağın öldürmeye elverişliliği, darbe sayısı ve yerleri, katılandaki yaralanmaların nitelik ve ağırlığı ile engel hâlin varlığı birlikte değerlendirilerek eylemin kasten öldürmeye teşebbüs olarak nitelendirilmesinde isabetsizlik görülmemiştir.
Yargıtay 1. Ceza Dairesi 2023/7106 E., 2025/2845 K. sayılı kararında ise suçta kullanılan silahın elverişliliği, atış mesafesi ve sayısı, hedef alınan vücut bölgesi ile meydana gelen zararın ağırlığı ve eylemin tanıkların müdahalesiyle sonlanmış olması hususları nazara alınarak failin kastının öldürmeye yönelik olduğu kabul edilmiştir.
Yargıtay 1. Ceza Dairesi 2025/907 E., 2025/4619 K. sayılı kararında da suça sürüklenen çocuğun, hedef seçme imkânı varken katılanın hayati bölgesi olan baş bölgesini taşla hedef alması ve katılanda ağır (4.) derecede çökme kırığı meydana gelmesi nedeniyle öldürme kastıyla hareket edildiğinin kabulünde isabetsizlik bulunmadığına hükmedilmiştir.
Gönüllü Vazgeçme (TCK 36) ile Suça Teşebbüs Arasındaki Fark
TCK 35 kapsamındaki teşebbüs ile TCK 36’da düzenlenen gönüllü vazgeçme kurumu sıklıkla karıştırılmaktadır; ancak ikisi arasında hem şartlar hem de sonuçlar bakımından belirgin farklar bulunmaktadır. TCK 36 şu şekildedir: “Fail, suçun icra hareketlerinden gönüllü vazgeçer veya kendi çabalarıyla suçun tamamlanmasını veya neticenin gerçekleşmesini önlerse, teşebbüsten dolayı cezalandırılmaz; fakat tamam olan kısım esasen bir suç oluşturduğu takdirde, sadece o suça ait ceza ile cezalandırılır.”
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2022/406 E., 2024/113 K. sayılı kararında bu ayrım şöyle özetlenmiştir: Teşebbüste suçun tamamlanamaması failin elinde olmayan nedenlerle meydana gelirken, gönüllü vazgeçmede failin iradi hareketi veya çabasıyla icra hareketleri terk edilmekte ya da suçun tamamlanması önlenmektedir. Aynı kararda, gönüllü vazgeçmenin varlığı için aranan şartlar şu şekilde sıralanmıştır:
- Öncelikle kasıtlı bir suçun işlenmesine yönelik olarak icra hareketlerine başlanmalıdır.
- Suç tamamlanmadan önce vazgeçme gerçekleşmelidir.
- Vazgeçmenin konusu icra hareketinin devamına, suçun tamamlanmasına ya da sonucun gerçekleşmesine yönelik olmalı, yani fail ya suçun icra hareketlerinden vazgeçmeli ya da kendi çabalarıyla suçun tamamlanmasını veya sonucun gerçekleşmesini önlemelidir.
- Vazgeçme gönüllü olmalıdır; yani fail, suçun icra hareketlerini isteyerek terk etmeli ya da suçun tamamlanmasını veya sonucun gerçekleşmesini isteyerek önlemelidir.
- Suçun tamamlanmasının önlenmesi veya sonucun gerçekleşmesinin engellenmesi failin çabalarıyla meydana gelmelidir; sonuç başka bir nedenle önlenmişse kural olarak gönüllü vazgeçme oluşmaz ve fail TCK 36’dan yararlanamaz.
Aynı kararda, TCK 36’nın gerekçesine atıfla önemli bir ayrım daha yapılmıştır: 765 sayılı Kanun döneminde gönüllü vazgeçme yalnızca icra hareketlerinin devamı aşamasında kabul edilirken, 5237 sayılı TCK ile icra hareketlerinin bittiği ancak neticenin meydana gelmediği olaylar bakımından da gönüllü vazgeçme mümkün hâle getirilmiştir. Ancak icra hareketlerinin bitmesinden sonraki gönüllü vazgeçmenin kabulü için, failin suçun tamamlanmasını önlemek bakımından ciddi bir çaba göstermesi gerekmektedir.
Gönüllü vazgeçme hâlinde kişiye teşebbüsten dolayı ceza verilmez; ancak o ana kadar yapılan hareketler ayrıca bir suç oluşturuyorsa fail yalnızca o suçtan sorumlu tutulur. Suç bütün unsurlarıyla tamamlandıktan sonra ortaya çıkan pişmanlık ise gönüllü vazgeçme değil, etkin pişmanlık hükümlerine konu olur.
Somut olayda bu ayrımın nasıl uygulandığı, Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2022/406 E., 2024/113 K. sayılı kararındaki olayda görülmektedir: Sanığın mağdureyi zorla yatak odasına götürüp cinsel saldırı teşebbüsünde bulunduğu, ancak mağdurenin bağırması ve tanığın kapıyı ısrarla çalması üzerine eylemine son verdiği olayda Yargıtay Ceza Genel Kurulu, failin suçun icra hareketlerini isteyerek değil dış etkenlerin (mağdurun direnmesi ve üçüncü kişinin müdahalesi) baskısıyla sonlandırdığını, dolayısıyla TCK 36’daki gönüllü vazgeçme şartlarının gerçekleşmediğini kabul etmiştir.
Benzer şekilde Yargıtay 1. Ceza Dairesi 2025/133 E., 2026/1397 K. sayılı kararında da sanığın gönüllü vazgeçme hükümlerinin uygulanması gerektiği yönündeki temyiz talebi, ilk derece ve istinaf mahkemelerinin bu hususta hukuka aykırılık bulunmadığı değerlendirmesiyle reddedilmiştir. Bu içtihatlar, gönüllü vazgeçmenin kabulü için failin dış bir engel olmaksızın kendi iradesiyle ve isteyerek eylemine son vermesi gerektiğini; bir üçüncü kişinin müdahalesi, mağdurun direnmesi ya da yakalanma korkusu gibi dış etkenlerin devreye girdiği hâllerde vazgeçmenin gönüllü sayılamayacağını ve failin teşebbüs hükümlerine göre cezalandırılacağını göstermektedir.
Teşebbüsün Cezalandırılması: Güncel Ceza Aralıkları ve İndirim Oranının Belirlenmesi
765 sayılı (mülga) TCK’nın aksine, 5237 sayılı TCK’nın 35. maddesinde teşebbüs hâlinde cezanın belirlenmesi bakımından “eksik teşebbüs-tam teşebbüs” ayrımına yer verilmemiştir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2022/408 E., 2022/585 K. sayılı kararında bu değişikliğin gerekçesi açıklanmıştır: eski kanundaki bu ayrımın objektif bir ölçütü bulunmadığından uygulamada tereddütlere yol açtığı, bunun yerine adil ve eşit bir cezalandırma bakımından teşebbüs hareketinin meydana getirdiği zarar veya tehlikenin ağırlığının esas alınmasının öngörüldüğü belirtilmiştir.
TCK 35/2’nin güncel (7550 sayılı Kanun sonrası) hükmüne göre, suça teşebbüs hâlinde fail, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığına göre, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine ondört yıldan yirmibir yıla kadar, müebbet hapis cezası yerine on yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Diğer hâllerde ise verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir. Uygulamada hâkim önce cezanın belirlenmesindeki genel ölçütlere (TCK 61) göre temel cezayı saptar, ardından TCK 35/2’deki sırayı takip ederek teşebbüs indirimini uygular; bu indirim uygulanırken somut olayda meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı dikkate alınarak teşebbüse ilişkin hükümde belirtilen sınırlar arasında bir oran tayin edilir.
İndirim oranının keyfî biçimde asgari seviyede belirlenemeyeceği, Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2022/408 E., 2022/585 K. sayılı kararında açıkça vurgulanmıştır: Yerel mahkemenin, suç yolunda kat edilen mesafe, somut bir zararın oluşmaması ve meydana gelen tehlikenin ağırlığına göre makul bir oranda indirim yapması gerekirken dosya içeriğine uygun düşmeyen şekilde asgari oranda indirim yapması, TCK 3/1’de düzenlenen orantılılık ilkesine aykırı bulunarak bozma nedeni sayılmıştır.
Benzer bir isabetsizlik Yargıtay 1. Ceza Dairesi 2025/4471 E., 2026/3371 K. sayılı kararında da tespit edilmiştir; kararda, teşebbüs nedeniyle (o tarihte yürürlükte olan hükme göre) dokuz ile onbeş yıl arasında ceza öngören TCK 35 ile uygulama yapılırken meydana gelen tehlike ve zararın ağırlığı dikkate alınarak alt ve üst sınırlar arasında makul bir ceza tayini gerekirken fazla ceza tayin edilmesi hukuka aykırı bulunmuştur. Bu içtihatlar, teşebbüs indiriminin sabit bir oran olmadığını, her somut olayda suç yolunda kat edilen mesafe, meydana gelen zararın ağırlığı ve tehlikenin derecesi gibi ölçütlere göre gerekçelendirilmesi gereken bir takdir yetkisi olduğunu göstermektedir.
H-Sık Sorulan Sorular
Suça teşebbüsün cezası nedir?
TCK 35/2 uyarınca, tamamlanmış suç ağırlaştırılmış müebbet hapis gerektiriyorsa ondört yıldan yirmibir yıla, müebbet hapis gerektiriyorsa on yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezası verilir (bu rakamlar 4/6/2025 tarihli 7550 sayılı Kanun ile güncellenmiştir). Diğer hâllerde tamamlanmış suça verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir; indirim oranı, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığına göre hâkim tarafından somut olayda gerekçelendirilerek belirlenir.
Suça teşebbüsün unsurları nelerdir?
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2022/408 E., 2022/585 K. sayılı kararına göre üç unsur aranır: fail veya faillerde kasıtlı bir suç işleme kararının bulunması, elverişli hareketlerle suçun doğrudan doğruya icrasına başlanmış olması ve failin elinde bulunmayan nedenlerle suçun tamamlanamamış veya amaçlanan sonucun gerçekleşmemiş olması.
Hazırlık hareketi ile icra hareketi arasındaki fark nedir?
TCK 35, hazırlık ile icra hareketlerini ayırmak için “doğrudan doğruya icraya başlama” ölçütünü (objektif teori) benimsemiştir. Suçta kullanılacak silahı satın almak hazırlık hareketidir ve cezalandırılmaz; silahı mağdura doğrultup tetiği çekmek ise icra hareketi olup teşebbüsün başlangıcını oluşturur. Ayırt edici ölçüt, hareketin suçun kanuni tanımındaki unsur veya nitelikli hâle doğrudan yönelmiş olup olmadığıdır.
Elverişli hareket ne demektir, işlenemez suç nedir?
Elverişlilik, kullanılan aracın ve failin fiilinin, suçun kanuni tanımında öngörülen sonucu objektif olarak meydana getirebilecek nitelikte olmasıdır. Failin suç işlemek için seçtiği aracın veya suçun konusunun neticeyi gerçekleştirmeye baştan itibaren imkânsız kılması durumunda işlenemez suç söz konusu olur; örneğin ölmüş bir kişiyi öldürmeye çalışmak elverişsizlik nedeniyle teşebbüs sayılmaz ve fail cezalandırılmaz.
Hangi suçlarda teşebbüs mümkün değildir?
Teşebbüs yalnızca kasten işlenen suçlarda mümkündür; taksirli suçlarda ve olası kastla işlenen suçlarda teşebbüs mümkün değildir. Sırf hareket suçlarında kural olarak teşebbüs mümkün değildir, çünkü hareketin gerçekleştirilmesiyle suç tamamlanır; ancak Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2022/408 E., 2022/585 K. sayılı kararında açıklandığı üzere, hareketin parçalara ayrılabildiği istisnai hâllerde (örneğin konut dokunulmazlığının ihlâlinde “girmek” fiili) teşebbüs mümkün olabilir. Neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda ise ağır netice taksirle gerçekleştiğinden teşebbüs mümkün değildir.
Kasten öldürmeye teşebbüs ile kasten yaralama suçu nasıl ayırt edilir?
Ayrım, failin kastının öldürmeye mi yoksa yaralamaya mı yönelik olduğuna göre yapılır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2016/797 E., 2020/175 K. sayılı kararında belirtilen kriterler şunlardır: fail ile mağdur arasında öldürmeyi gerektirir husumet bulunup bulunmadığı, kullanılan aracın öldürmeye elverişliliği, darbe sayısı ve şiddeti, darbelerin vurulduğu bölgenin hayati önem taşıyıp taşımadığı, failin fiiline kendiliğinden mi yoksa engel bir nedenle mi son verdiği ve olay sonrası davranışları. Bu kriterlerin hepsinin aynı olayda gerçekleşmesi gerekmez; hâkim, olgusal bütünü değerlendirerek ve şüpheden sanık yararlanır ilkesini gözeterek karar verir.
Gönüllü vazgeçme ile suça teşebbüs arasındaki fark nedir?
Teşebbüste suçun tamamlanamaması failin elinde olmayan nedenlerle (bir engel hâl, üçüncü kişinin müdahalesi, mağdurun direnmesi gibi) meydana gelirken, gönüllü vazgeçmede (TCK 36) fail hiçbir dış engel olmaksızın kendi iradesiyle icra hareketlerinden vazgeçer veya kendi çabasıyla neticenin gerçekleşmesini önler. Gönüllü vazgeçme hâlinde fail teşebbüsten cezalandırılmaz; yalnızca o ana kadar tamamlanmış bir suç varsa o suçtan sorumlu tutulur. Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2022/406 E., 2024/113 K. sayılı kararına göre, failin eylemine dış etkenlerin (mağdurun bağırması, üçüncü kişinin kapıyı çalması gibi) baskısıyla son vermesi hâlinde vazgeçme gönüllü sayılmaz ve teşebbüs hükümleri uygulanır.
Suça teşebbüs indirim oranı somut olayda nasıl belirlenir?
Hâkim önce TCK 61’deki ölçütlere göre temel cezayı belirler, ardından TCK 35/2’de öngörülen sınırlar arasında (dörtte birden dörtte üçe kadar, ya da ağırlaştırılmış müebbet/müebbet yerine öngörülen süreli hapis aralığında) bir indirim oranı uygular. Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2022/408 E., 2022/585 K. sayılı kararına göre bu oran, suç yolunda kat edilen mesafe, somut zararın oluşup oluşmadığı ve meydana gelen tehlikenin ağırlığı gözetilerek gerekçelendirilmelidir; gerekçesiz biçimde asgari oranda indirim yapılması TCK 3/1’deki orantılılık ilkesine aykırılık oluşturur ve bozma nedenidir.
765 sayılı eski TCK’daki “eksik teşebbüs-tam teşebbüs” ayrımı hâlâ geçerli midir?
Hayır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2022/408 E., 2022/585 K. sayılı kararında açıklandığı üzere, 5237 sayılı TCK’nın 35. maddesi bu ayrıma yer vermemiştir; çünkü ayrımın objektif bir ölçütü bulunmadığından uygulamada tereddütlere yol açtığı değerlendirilmiştir. Güncel sistemde ceza, teşebbüs hareketinin meydana getirdiği zarar veya tehlikenin ağırlığı esas alınarak tek bir indirim mekanizmasıyla (dörtte birden dörtte üçe kadar) belirlenir.
Nitelikli hâllere teşebbüs mümkün müdür?
Evet, ancak failin davranışlarının açıkça o nitelikli hâle yönelik icrai bir harekete başladığının somut delillerle ortaya konması gerekir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2022/406 E., 2024/113 K. sayılı kararında örneklendirildiği üzere, bu ispatlanamazsa şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereği fail yalnızca suçun temel (basit) hâlinden sorumlu tutulur; nitelikli hâle teşebbüsten söz edilemez.
Kasten öldürmeye teşebbüs suçunda “hedef seçme imkânı” neden önemlidir?
Yargıtay 1. Ceza Dairesi 2025/907 E., 2025/4619 K. sayılı kararında olduğu gibi, failin mağdurun hangi vücut bölgesine saldıracağını seçebilecek durumda olup olmadığı, kastın belirlenmesinde önemli bir ölçüttür. Failin hedef seçme imkânı bulunduğu hâlde mağdurun baş, boyun veya göğüs gibi hayati bölgelerini hedeflemesi, öldürme kastının varlığı yönünde güçlü bir gösterge kabul edilir; buna karşılık kavganın hareketli ortamında hedef seçme imkânı bulunmadan rastgele savrulan darbeler, kuşku hâlinde yaralama kastı lehine değerlendirilebilir.
Suça teşebbüste azmettirme mümkün müdür?
Evet. Yargıtay 1. Ceza Dairesi 2023/7106 E., 2025/2845 K. sayılı kararında, TCK 38 delaletiyle TCK 81/1 ve 35. maddelerinde düzenlenen “kasten öldürmeye teşebbüse azmettirme” suçu ayrıca değerlendirilmiş; azmettirenin sorumluluğunun, azmettirdiği fiilin teşebbüs aşamasında kalmış olmasından bağımsız olarak, işlenmesine azmettirilen suçun teşebbüse ilişkin hükümleri çerçevesinde belirlendiği görülmüştür.
İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.
Av. Sinan Karabacak Cep Tel: +90 535 671 88 95
Yasal Uyarı: Bu makale Av. Sinan Karabacak tarafından, yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. Her dava kendine özgü koşullar içermektedir. Hukuki danışmanlık için lütfen iletişime geçiniz.


67 Yorumlar