|

Taksirle Yaralama Suçu ve Cezası (TCK-89)

takisrle yaralama suçu ve cezası bakırköy avukat sinan karabacak

Taksirle Yaralama Suçu ve Cezası. Taksirle yaralama suçu; kişinin gerekli dikkat ve özeni göstermemesi sonucu başkasını yaralaması durumunda gündeme gelen ve Türk Ceza Kanunu’nun 89. maddesinde vücut dokunulmazlığına karşı suçlar (TCK 86-91) suçlar bölümünde düzenlenmiştir. Konunun bütününü incelemek için rehberimize göz atabilirsiniz. Türkiye’de her yıl binlerce trafik kazası, iş kazası, tıbbi uygulama hatası ve spor kazasına bağlı taksirle yaralama davası açılmakta; bu durum söz konusu suçu uygulamada en sık karşılaşılan suç tiplerinden biri hâline getirmektedir.

Bu makalede taksirle yaralama suçunun yasal dayanağı, suçun unsurları, basit taksir ile bilinçli taksir ayrımı, şikâyete tabilik durumu, HAGB, uzlaşma ve adli para cezası uygulanıp uygulanamayacağı, görevli mahkeme ve uygulamada sıkça karşılaşılan hâller ayrıntılı biçimde ele alınmaktadır.

1. Yasal Dayanak: TCK Madde 89

Taksirle yaralama suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 89. maddesinde düzenlenmiştir. https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=5237&MevzuatTur=1&MevzuatTertip=5

2. Suçun Unsurları

Taksirle yaralama suçunun oluşabilmesi için belirli maddi ve manevi unsurların bir arada bulunması gerekmektedir. Bu unsurlar aşağıda ayrıntılı biçimde incelenmektedir.

2.1. Maddi Unsurlar

2.1.1. Fail

Taksirle yaralama suçu herkes tarafından işlenebilen bir suçtur; özgü suç niteliği taşımamaktadır. Failin özel bir sıfat taşıması gerekmemekle birlikte, bazı mesleki faaliyetler (hekimlik, araç kullanımı vb.) bağlamında taksirin değerlendirilmesinde failin mesleki bilgi ve deneyimi esas alınmaktadır. Ceza ehliyeti bulunmayan kişiler fail olamaz.

2.1.2. Mağdur

Mağdur, fail dışında herhangi bir gerçek kişidir. Tüzel kişiler bu suçun mağduru olamazlar. Mağdurun yaralanmanın gerçekleştiği anda hayatta olması şarttır; ölü bir kişi bu suçun mağduru olamaz. Birden fazla kişinin yaralanması durumunda TCK m. 89/4 uygulanmaktadır.

2.1.3. Fiil (Eylem)

Suçun fiil unsuru; taksirle başkasının vücuduna acı vermek, sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına yol açmak olarak tanımlanmıştır. Eylem icrai veya ihmali biçimde gerçekleşebilir. Tıbbi uygulama hatalarında sıklıkla ihmali davranış ön plana çıkmaktadır.

2.1.4. Netice (Sonuç)

Kanun koyucu neticeyi üç kademede düzenlemiştir:

  • Basit yaralama (m. 89/1): Vücuda acı verme veya sağlık/algılama yeteneğinin bozulması.
  • Nitelikli yaralama – yarı oranında artış (m. 89/2): Kemik kırığı, organ işlev kaybı, yüzde sabit iz vb.
  • Daha ağır nitelikli yaralama – bir kat artış (m. 89/3): Bitkisel hayat, organ işlev yitimi, yüzde sürekli değişiklik vb.

2.1.5. Nedensellik Bağı

Failin taksirli davranışı ile meydana gelen zarar arasında uygun nedensellik bağı bulunmalıdır. Müdahil üçüncü kişilerin veya mağdurun kendi kusurlu davranışları nedensellik bağını etkileyebilir ya da tamamen kesebilir. Yargıtay kararlarında nedensellik bağının kurulabilmesi için öncelikle adli tıp raporu ve bilirkişi incelemesi aranmaktadır.

2.2. Manevi Unsur: Taksir

Taksirle yaralama suçunun manevi unsurunu taksir oluşturmaktadır. TCK m. 22’ye göre taksir; dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla bir davranışın suçun kanunî tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir.

Taksirde aranan unsurlar şunlardır:

  • Fiilin taksirle işlenebileceğine dair açık yasal düzenleme bulunması
  • Failin dikkat ve özen yükümlülüğünü ihlal etmesi
  • Neticenin öngörülebilir olması
  • Neticenin istenmemiş olması (kastın bulunmaması)
  • Failin fiili iradi olarak gerçekleştirmesi

2.3. Hukuka Aykırılık Unsuru

Fiilin hukuka aykırı olması gerekmektedir. Hastanın aydınlatılmış onam verdiği tıbbi müdahaleler ile profesyonel sporculara yönelik kurallara uygun sportif temaslar, hukuka uygunluk sebebi oluşturabilmektedir. Meşru savunma veya zorunluluk hâllerinin oluşması durumunda hukuka aykırılık ortadan kalkar.

2.4. Özel Görünüş Biçimleri

2.4.1. Teşebbüs

Taksirle işlenen suçlarda teşebbüs mümkün değildir. Zira teşebbüs kastın varlığını gerektirmekte olup taksirli suçlarda kast unsuru bulunmamaktadır. Bu nedenle taksirle yaralamanın teşebbüs aşamasında kaldığından söz edilemez.

2.4.2. İştirak

TCK m. 37/2 uyarınca taksirle işlenen suçlarda iştirak hükümleri uygulanmaz; her fail kendi kusuru oranında ayrı ayrı sorumlu tutulur. Bu durum özellikle birden fazla kişinin aynı kazaya karıştığı trafik ve iş kazalarında önem taşımaktadır.

2.4.3. İçtima

Taksirle yaralama suçunda birden fazla kişinin yaralanması hâlinde seçimlik ceza yerine TCK m. 89/4 doğrudan uygulanmakta ve ağırlaştırılmış ceza öngörülmektedir. Aynı taksirli davranışın hem yaralamaya hem de ölüme yol açması durumunda ise fiil sayısı ve oluşan neticelere göre gerçek ya da bileşik içtima hükümleri incelenmektedir.

3. Basit Taksir ve Bilinçli Taksir Ayrımı

Taksirle yaralama suçunun uygulamada en kritik meselelerinden biri, fiilin basit taksirle mi yoksa bilinçli taksirle mi işlendiği hususunun tespitidir. Nitekim bu ayrım; hem cezanın belirlenmesi hem de şikâyet koşulu bakımından belirleyici sonuçlar doğurmaktadır.

3.1. Basit Taksir (TCK m. 22/2)

Basit taksirde fail, gerçekleşebilecek tehlikeli sonucu hiçbir şekilde öngörmemiştir. Öngörmemesi ise gerekli dikkat ve özeni göstermemesinden kaynaklanmaktadır. Fail, ‘Bu şekilde davransaydım böyle bir zarar oluşabilirdi.’ düşüncesine hiç ulaşamamıştır.

3.2. Bilinçli Taksir (TCK m. 22/3)

Bilinçli taksirde fail, sonucun gerçekleşebileceğini öngörmüş; ancak bu sonucun gerçekleşmeyeceğini umarak hareket etmiştir. Bilinçli taksiri olası kasttan ayıran temel kriter, failin sonucun gerçekleşmesini istememesidir.

3.3. Pratik Sonuçlar

Bilinçli taksirin basit taksirden temel farkı şu şekilde özetlenebilir: (i) Bilinçli taksirde ceza artırımı uygulanır (TCK m. 22/3). (ii) Basit taksirle işlenen yaralamalar şikâyete tabi iken bilinçli taksirle işlenen yaralamalar (m. 89/1 kapsamındaki basit hâl hariç) şikâyetten bağımsız olarak re’sen kovuşturulur.

4. Şikâyete Tabi Olup Olmadığı

TCK m. 89/5, taksirle yaralama suçunun soruşturulması ve kovuşturulması bakımından şikâyet koşuluna ilişkin önemli bir düzenleme içermektedir. Bu hükmün uygulamasında iki temel kural geçerlidir:

4.1. Genel Kural: Şikâyete Tabi

Taksirle yaralama suçu kural olarak şikâyete bağlıdır. Mağdurun ya da şikâyet hakkına sahip kişinin suçtan haberdar olduğu tarihten itibaren 6 ay içinde şikâyette bulunması gerekmektedir (TCK m. 73). Şikâyet süresi geçirilirse ya da mağdur şikâyetten vazgeçerse kovuşturma düşer.

4.2. İstisna: Bilinçli Taksir ve Ağır Neticeler

TCK m. 89/5’in son cümlesi uyarınca; birinci fıkra kapsamındaki basit yaralama hâli hariç olmak üzere, suçun bilinçli taksirle işlenmesi hâlinde şikâyet aranmaz. Bu durumda savcılık re’sen harekete geçer.

Ayrıca m. 89/4 kapsamındaki birden fazla kişinin yaralanması hâlinde de suçun şikâyetten bağımsız olarak kovuşturulduğu uygulamada kabul görmektedir.

5. HAGB, Uzlaşma ve Adli Para Cezası

5.1. Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB)

HAGB (CMK m. 231), mahkûmiyet kararının belirli koşulların varlığı hâlinde açıklanmayarak denetim süresine bırakılmasıdır. Taksirle yaralama suçunda HAGB uygulanabilmesi için şu koşulların sağlanması gerekmektedir:

  • Sanığın daha önce kasıtlı suçtan mahkûm olmaması
  • Sanığın yeniden suç işlemeyeceğine dair kanaat oluşması
  • Verilen cezanın 2 yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezası olması
  • Mağdurun uğradığı zararın giderilmesi

Taksirle yaralama suçunun m. 89/1 kapsamında kaldığı ve sanığın gerekli koşulları taşıdığı davalarda HAGB sıklıkla uygulanmaktadır. Nitelikli hallerde (m. 89/2 ve 89/3) verilen ceza miktarı 2 yılı aşabilir; bu durumda HAGB imkânı ortadan kalkabilir.

5.2. Uzlaşma

CMK m. 253 uyarınca taksirle yaralama suçu, uzlaşma kapsamında değerlendirilen suçlar arasında yer almaktadır. Uzlaşma, ceza yargılaması başlamadan veya yargılama sürecinde tarafların arabulucu aracılığıyla anlaşmasıyla sonuçlanan bir mekanizmadır. Uzlaşmanın sağlanması hâlinde:

  • Soruşturma aşamasındaysa kovuşturmaya yer olmadığına karar verilir.
  • Kovuşturma aşamasındaysa düşme kararı verilir.

Uzlaşma özellikle maddi tazminat içerdiğinde mağdur açısından da cazip bir çözüm yolu olmaktadır. Trafik kazası gibi sigorta şirketlerinin devreye girdiği hâllerde uzlaşma süreci hızlı sonuçlanabilmektedir.

5.3. Adli Para Cezası

TCK m. 89/1 seçimlik olarak hapis veya adli para cezasına hükmedilmesine imkân tanımaktadır. Mahkeme; olayın koşullarını, failin kişisel özelliklerini ve taksirin ağırlığını dikkate alarak iki yaptırım arasında takdir hakkını kullanır. Hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesi ise TCK m. 50 kapsamında ayrıca değerlendirilebilir.

Adli para cezasına çevrilmede gün sayısı belirlendikten sonra kişisel ve ekonomik koşullar gözetilerek günlük miktar tespit edilir. Bu nedenle aynı suçta farklı faillere hükmedilen adli para cezası miktarları önemli ölçüde farklılaşabilmektedir.

6. Görevli ve Yetkili Mahkeme

6.1. Görevli Mahkeme

Taksirle yaralama suçlarında görevli mahkeme, 5235 sayılı Kanun çerçevesinde suçun niteliğine göre belirlenmektedir:

  • TCK m. 89/1 ve m. 89/2 kapsamındaki davaların büyük çoğunluğunda Asliye Ceza Mahkemesi görevlidir.
  • Birden fazla kişinin yaralanması veya ağır nitelikli hâllerde (m. 89/3 ve m. 89/4) yine Asliye Ceza Mahkemesi görevli olup ceza miktarı Ağır Ceza Mahkemesi’nin sınırını aşmamaktadır.

Uygulamada taksirle yaralama davalarında görevli mahkeme genel itibarıyla Asliye Ceza Mahkemesi olarak karşımıza çıkmaktadır.

6.2. Yetkili Mahkeme

Yetkili mahkeme, suçun işlendiği yer mahkemesidir (CMK m. 12). Trafik kazalarında kazanın meydana geldiği yer, iş kazalarında iş yerinin bulunduğu yer, tıbbi müdahale hatalarında ise müdahalenin yapıldığı sağlık kuruluşunun bulunduğu yer mahkemesi yetkilidir.

7. Taksirle Yaralama Suçunun Uygulamada Sıkça Karşılaşılan Halleri

7.1. Trafik Kazaları

Taksirle yaralama davalarının büyük çoğunluğunu trafik kazaları oluşturmaktadır. Hız ihlali, kırmızı ışık geçme, alkollü araç kullanma, yanlış şerit değiştirme ve takip mesafesine uymama gibi kusurlu davranışlar sonucunda meydana gelen yaralanmalar bu kapsamda değerlendirilmektedir.

Trafik kazalarında kusur oranının belirlenmesinde Karayolları Trafik Kanunu hükümleri ve teknik bilirkişi raporu esas alınmaktadır. Birden fazla sürücünün kusurlu olduğu kazalarda her fail kendi kusur oranı üzerinden ayrıca yargılanmaktadır.

7.2. İş Kazaları

İş kazalarından doğan taksirle yaralama davaları; işverenin iş güvenliği tedbirlerini almama yükümlülüğünü ihlali, güvenli çalışma ortamı sağlamaması veya denetim eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Bu davalarda işyeri hekimi, iş güvenliği uzmanı ve işveren aynı anda sanık konumuna gelebilmektedir.

İş kazalarında kusur tespitine ilişkin bilirkişi incelemesinin titizlikle yapılması, özellikle nedensellik bağının doğru kurulması açısından büyük önem taşımaktadır. İş Mahkemeleri’nde görülen hukuki dava ile ceza mahkemesindeki dava birbirinden bağımsız yürütülmektedir.

7.3. Tıbbi Uygulama Hataları (Malpraktis)

Hekim, hemşire veya diğer sağlık personelinin mesleki standartlara aykırı uygulama yapması sonucunda hastanın zarar görmesi durumunda taksirle yaralama suçu gündeme gelebilmektedir. Yanlış tanı, hatalı ilaç uygulaması, ameliyat hatası, anestezi komplikasyonları ve gecikmeli müdahale bu kapsamda değerlendirilebilmektedir.

Bu tür davalarda Adli Tıp Kurumu veya üniversite tıp fakültelerinden alınan uzman bilirkişi raporu belirleyici olmaktadır. Failin sağlık alanındaki profesyonel niteliği, beklenen özen yükümlülüğünün daha yüksek düzeyde belirlenmesine yol açar.

7.4. Spor ve Rekreasyon Kazaları

Futbol, basketbol gibi temas sporlarında ya da kaya tırmanışı, kayak gibi riskli spor aktivitelerinde meydana gelen yaralanmalar belirli koşullar altında taksirle yaralama kapsamında değerlendirilebilmektedir. Ancak kurallara uygun sportif temas, hukuka uygunluk sebebi olarak kabul edilmekte ve ceza sorumluluğunu ortadan kaldırabilmektedir.

7.5. İnşaat ve Yapı Kazaları

İnşaat alanlarında gerekli güvenlik önlemlerinin alınmaması nedeniyle meydana gelen yaralanmalarda müteahhit, şantiye şefi ve proje müdürü gibi sorumlular taksirle yaralama suçundan yargılanabilmektedir. Bu davalarda Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın yapı denetim mevzuatı ile iş güvenliği mevzuatı birlikte uygulanmaktadır.

7.6. Hayvan Kaynaklı Yaralanmalar

Sahipli hayvanların başkasını ısırması veya yaralaması durumunda hayvan sahibinin bu suçtan sorumlu tutulabilmesi mümkündür. Özellikle köpek ısırması vakalarında hayvan sahibinin gerekli önlemleri alıp almadığı belirleyici olmaktadır.

8. Ceza Miktarları Özet Tablosu

DurumCezaŞikâyet
m. 89/1 – Basit Yaralama4 ay – 2 yıl hapis veya adli para cezasıŞikâyete bağlı
m. 89/2 – Nitelikli Haller (kemik kırığı vb.)6 ay – 3 yıl hapisŞikâyete bağlı*
m. 89/3 – Ağır Nitelikli Haller (organ kaybı vb.)8 ay – 4 yıl hapisŞikâyete bağlı*
m. 89/4 – Birden Fazla Kişi Yaralanması9 ay – 5 yıl hapisRe’sen kovuşturma
Bilinçli Taksir (m. 89/1 hariç)Artırılmış cezaRe’sen kovuşturma

9. Taksirle Yaralama Suçu Hakkındaki Yargıtay Kararları ve Karar Analizleri

İki Farklı İş Kazası İddiasında, İlk Kaza Yönünden Şikayet Süresinin Dolması, İkinci Kaza Yönünden İse Delil Bulunmaması Durumunda Beraat Kararı Verilmesi Hukuka Uygundur

Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 2018/8538 E. – 2020/429 K., 14.01.2020 T.

Kararın Özeti

Katılan, çalıştığı iş yerinde iki farklı tarihte iş kazası geçirdiğini iddia etmiştir. İlk kaza 08.09.2012 tarihinde meydana gelmiş, basit tıbbi müdahale ile giderilecek şekilde sonuçlanmış, kaza raporu düzenlenerek tedavisi yapılmış ve katılan çalışmaya devam etmiştir. Katılan, ikinci kazanın ise aynı yılın aralık ayında gerçekleştiğini, bu kaza nedeniyle şubat-nisan ayları arasında istirahat raporu aldığını ancak kaza raporu tutulmadığını ileri sürerek 24.04.2013 tarihinde iş yerinin insan kaynakları müdürü olan sanıktan şikayetçi olmuştur. İlk derece mahkemesi, yüklenen suçun sanık tarafından işlenmediğinin sabit olduğu gerekçesiyle CMK m.223/2-b uyarınca sanığın beraatine karar vermiştir. Hükmün katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 12. Ceza Dairesi, şikayet tarihi itibarıyla ilk kazaya ilişkin hak düşürücü sürenin dolduğunu, ikinci kazanın gerçekleştiğine dair ise dosyada hiçbir delil bulunmadığını belirterek beraat hükmünü onamıştır.

Yargıtayın Gerekçesi

Taksirle yaralama suçu, kural olarak şikayete tabi bir suç tipi olup kanuni şikayet süresi içinde usulüne uygun bir başvurunun yapılması dava şartıdır. Somut olayda katılanın 08.09.2012 tarihinde geçirdiği ilk iş kazasına ilişkin şikayetini, kanuni altı aylık hak düşürücü süre geçtikten sonra 24.04.2013 tarihinde gerçekleştirdiği anlaşılmaktadır. Bu nedenle ilk kaza yönünden ceza soruşturması yürütülmesi usulen mümkün değildir. Katılanın aralık ayında geçirdiğini iddia ettiği ikinci iş kazası yönünden ise, her ne kadar sonraki aylara ilişkin istirahat raporları mevcut olsa da, bu yaralanmanın iddia edilen tarihte ve iddia edilen iş yerindeki bir iş kazasından kaynaklandığına, sanığın bu süreçte herhangi bir kusur veya ihmalinin bulunduğuna dair dosya kapsamında cezalandırmaya yeter nitelikte somut, kesin ve inandırıcı bir delil elde edilememiştir. Bu doğrultuda yerel mahkemenin, suçun sanık tarafından işlenmediğinin sabit olduğu yönündeki kabul ve takdiri yerinde görülmüştür.

“Şikayet tarihine göre 08.09.2012 tarihinde gerçekleşen kaza için şikayet süresinin dolmuş olduğu ve Aralık ayında gerçekleştiği iddia edilen kazanın gerçekleştiğine ilişkin dosya kapsamında herhangi bir delil olmadığı da göz önüne alındığında… yüklenen suçun sanık tarafından işlenmediğinin sabit olduğu gerekçesi gösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınmış olduğundan… beraate ilişkin hükmün isteme uygun olarak ONANMASINA…”

Değerlendirme

Bu karar, iş kazalarından kaynaklanan taksirle yaralama davalarında hem usuli eksikliklerin (şikayet süresi) hem de esasa ilişkin ispat kurallarının ceza yargılamasındaki rolünü net bir şekilde ortaya koymaktadır. Yargıtay, katılanın soyut iddialarına karşılık somut vakıaları ikiye ayırarak titiz bir hukuki denetim yapmıştır. İlk kaza raporlanmış ve kayıt altına alınmış olmasına rağmen, katılanın yasal süresi içinde şikayet hakkını kullanmaması adli sistemin haksızlığı geriye dönük cezalandırmasını engeller. İkinci kaza iddiasında ise, katılanın sonraki aylarda aldığı istirahat raporlarının bulunması, tek başına o kazanın iş yerinde ve iddia edilen şekilde meydana geldiğini ispatlamaya yetmez. Ceza yargılamasının en temel ilkesi olan “şüpheden sanık yararlanır” düsturu ve delilsizlik karşısında, kusuru ve fiili sabit olmayan insan kaynakları müdürünün beraatine karar verilmesi, ceza sorumluluğunun şahsiliği ve mutlak ispat arayışı ilkeleriyle tamamen bağdaşmaktadır.

Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2018/8538 E. – 2020/429 K. Sayılı İlamı Tam Metni

“İçtihat Metni”

Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi
Suç : Taksirle Yaralama
Hüküm : CMK’nın 223/2-b. maddesi uyarınca beraat

Taksirle yaralama suçundan sanığın beraatine ilişkin hüküm katılan vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
İncelenen dosya kapsamına göre; katılanın çalıştığı işyerinde 08/09/2012 tarihinde basit tıbbi müdahale ile giderilir şekilde iş kazası geçirdiği ve iş kazası raporu düzenlenerek tedavisinin yapıldığı, tedavisi bittikten sonra çalışmaya devam ettiği ve katılanın iddiasına göre Aralık ayında ikinci kez iş kazası geçirdiği ve bu kaza nedeniyle şubat ayından başlamak üzere nisan ayına kadar istirahat raporu aldığı, aralık ayında gerçekleşen kaza ile ilgili işyeri kazası raporu tutulmadığını öğrendiği ve 24.04.2013 tarihinde çalıştığı işyerinde insan kaynakları müdürü olan sanıktan şikayetçi olduğu olayda, şikayet tarihine göre 08.09.2012 tarihinde gerçekleşen kaza için şikayet süresinin dolmuş olduğu ve Aralık ayında gerçekleştiği iddia edilen kazanın gerçekleştiğine ilişkin dosya kapsamında herhangi bir delil olmadığı da göz önüne alındığında,
Yapılan yargılama sonunda, yüklenen suçun sanık tarafından işlenmediğinin sabit olduğu gerekçesi gösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınmış olduğundan, katılan vekilinin eksik incelemeye ve sair nedenlere ilişkin temyiz itirazlarının reddiyle, beraate ilişkin hükmün isteme uygun olarak ONANMASINA, 14/01/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Bilinçli Taksirle Yaralama Suçunda Şikayetten Vazgeçilmesi Halinde, Trafik Güvenliğini Tehlikeye Sokma Suçundan Mahkumiyet Kararı Verilmelidir

Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 2017/9745 E. – 2019/6344 K., 20.05.2019 T.[cite: 10]

Kararın Özeti

Sanık, 2.29 promil alkollü olarak sevk ve idare ettiği araçla yaralamalı bir trafik kazasına sebebiyet vermiştir. Yargılama sürecinde mağdur, sanık hakkındaki şikayetinden vazgeçmiş, sanık da bu vazgeçmeyi kabul etmiştir. İlk derece mahkemesi, şikayetten vazgeçme nedeniyle TCK’nın ilgili maddeleri ve CMK m.223/8 uyarınca davanın düşmesine karar vermiştir. Hükmün mahalli Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 12. Ceza Dairesi; alkol düzeyi itibarıyla olayda hem taksirle yaralama hem de trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçlarının bir arada oluştuğunu belirtmiştir. Yaralama suçundan şikayetten vazgeçme nedeniyle cezalandırma yapılamadığı durumlarda, tehlike suçundan mahkumiyet kurulması gerektiği ölçütünü hatırlatan daire, yerel mahkemenin düşme hükmünü hukuka aykırı bularak oy birliğiyle bozmuştur.

Yargıtayın Gerekçesi

Sanığın olay anındaki yüksek alkol durumu (2.29 promil), ceza hukuku tekniği açısından hem trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunun (TCK m.179/3) hem de taksirle yaralama suçunun unsurlarının aynı anda gerçekleştiğini göstermektedir. Yargıtayın yerleşik uygulamalarında, bu iki suçun birlikte işlendiği fikri içtima hallerinde “zarar suçu – tehlike suçu” kriteri esas alınır. Taksirle yaralama bir zarar suçu, trafik güvenliğini tehlikeye sokma ise tehlike suçudur. Normlar yarışı gereği failin öncelikle zarar suçundan cezalandırılması asıldır. Ancak taksirle yaralama suçunda kovuşturma şartı olan şikayetin gerçekleşmemesi veya yargılama sırasında şikayetten vazgeçilmesi nedeniyle cezalandırmanın imkansız hale geldiği ahvalde, tehlike suçu varlığını korumaya devam eder. Bu durumda mahkemece yapılması gereken işlem; taksirle yaralama suçundan açılan davanın şikayet yokluğu sebebiyle düşmesine karar verirken, kamu düzenini ilgilendiren ve şikayete tabi olmayan trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan mahkumiyet hükmü kurmaktır.

“Taksirle yaralama suçunun zarar suçu, TCK’nın 179/3. maddesinde düzenlenen trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunun tehlike suçu olması… kovuşturma şartı olan şikayetin gerçekleşmemesi ya da şikayetten vazgeçme nedeniyle taksirle yaralama suçundan cezalandırmanın mümkün olmadığı ahvalde ise, sanığın TCK’nın 179. maddesinde düzenlenen trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan cezalandırılmasının kabul edilmesi karşısında; taksirle yaralama suçundan dolayı açılan davanın şikayet yokluğu nedeniyle düşmesine karar verilmesi, trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan dolayı ise mahkumiyet hükmü kurulması yerine yazılı şekilde karar verilmesi, Kanuna aykırıdır.”

Değerlendirme

Bu karar, yüksek alkol etkisi altında (bilinçli taksir boyutunda) trafik kazası yapıp yaralanmaya yol açan faillerin, mağdurun şikayetini geri çekmesiyle tamamen cezasız kalmasının önüne geçen, kamu sağlığı ve trafik düzenini koruyucu nitelikte çok önemli bir içtihattır. Hukuk genel teorisinde yer alan “zarar suçu, tehlike suçunu tüketir” ilkesi, zarar suçunun cezalandırılabilir olduğu sürece geçerlidir. Mağdur şikayetten vazgeçtiğinde zarar suçunun cezalandırılabilirliği ortadan kalkmakta, ancak sanığın topluma ve kamu düzenine karşı işlediği “tehlike yaratma” eyleminin haksızlık içeriği aynen devam etmektedir. Yerel mahkemenin salt yaralama odaklı düşünerek davanın tamamını düşürmesi, sanığın 2.29 promil gibi çok yüksek bir alkolle trafiğe çıkma neticesinde yarattığı toplumsal tehlikeyi cezasız bırakma riski taşımaktadır. Yargıtay, suçların niteliğini (zarar-tehlike ayrımı) doğru konumlandırarak hukuki boşluk oluşmasını engellemiş ve adil bir sonuca ulaşmıştır.

Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2017/9745 E. – 2019/6344 K. Sayılı İlamı Tam Metni

“İçtihat Metni”

Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi
Suç : Taksirle yaralama
Hüküm : CMK’nın 223/8. maddesi uyarınca düşme

Taksirle yaralama suçundan sanık hakkında açılı davanın düşürülmesine ilişkin hüküm, mahalli Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre,
Sanığın 2.29 promil alkollü olarak sevk ve idare ettiği araçla yaralamalı trafik kazasına neden olması eyleminde trafik güvenliğini tehlikeye sokma ve taksirle yaralama suçlarının oluştuğu; mağdurun yargılama sırasında sanığa yönelik şikayetlerinden vazgeçtiği, sanığın vazgeçmeyi kabul ettiği, iddianame içeriğinden trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunun unsurlarının oluştuğu, sanığın olay anındaki alkol durumu itibariyle atılı trafik güvenliğini tehlikeye sokma ve taksirle yaralama suçlarının beraberce oluştuğu, Dairemizin yerleşik uygulamasına göre; taksirle yaralama suçunun zarar suçu, TCK’nın 179/3. maddesinde düzenlenen trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunun tehlike suçu olması, her iki suçun birlikte işlendiği hallerde, sanığın hangi suç nedeniyle cezalandırılacağı belirlenirken, suçlar için kanunda öngörülen cezaların ağırlığının değil, zarar suçu-tehlike suçu kriterinin esas alınması, buna göre; sanığın taksirle yaralama suçundan cezalandırılmasının mümkün olduğu ahvalde, sadece taksirle yaralama suçundan cezalandırılması, kovuşturma şartı olan şikayetin gerçekleşmemesi ya da şikayetten vazgeçme nedeniyle taksirle yaralama suçundan cezalandırmanın mümkün olmadığı ahvalde ise, sanığın TCK’nın 179. maddesinde düzenlenen trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan cezalandırılmasının kabul edilmesi karşısında; taksirle yaralama suçundan dolayı açılan davanın şikayet yokluğu nedeniyle düşmesine karar verilmesi, trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan dolayı ise mahkumiyet hükmü kurulması yerine yazılı şekilde karar verilmesi,
Kanuna aykırı olup, mahalli Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince isteme aykırı olarak BOZULMASINA; 20/05/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

10. Sonuç ve Değerlendirme

Taksirle yaralama suçu, TCK m. 89 kapsamında birden fazla fıkra ve bent hâlinde düzenlenerek basit halden ağır nitelikli hallere doğru artan bir ceza sistemi benimsemiştir. Günlük yaşamda en sık karşılaşılan ceza davalarından biri olan bu suç tipi; trafik kazaları, iş kazaları ve tıbbi uygulama hataları gibi pek çok farklı biçimde ortaya çıkabilmektedir.

Basit taksir ile bilinçli taksir arasındaki ayrımın doğru yapılması; hem cezanın belirlenmesi hem de kovuşturma koşulları bakımından hayati önem taşımaktadır. Kural olarak şikâyete tabi olan bu suçta, bilinçli taksir tespit edilmesi veya birden fazla kişinin yaralanması hâlinde re’sen kovuşturma yoluna gidilmektedir. Uygulamada uzlaşma ve HAGB kurumlarının aktif biçimde işletilmesi, davanın seyrini ve sonucunu belirleyici ölçüde etkileyebilmektedir. Bu nedenle taksirle yaralama suçuyla karşılaşan kişilerin zaman kaybetmeksizin alanında uzman bir ceza avukatından hukuki destek alması büyük önem taşımaktadır. Soruşturma ve kovuşturma aşamalarında hangi adımların atıldığını ceza avukatı İstanbul üzerinden takip edebilirsiniz.

İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir. Diğer yazılarımızı görmek için Hukuki Makaleler sayfasını, hizmet verdiğimiz diğer alanları görmek için Hizmetlerimiz sayfasını ziyaret edebilirsiniz.

Av. Sinan Karabacak Cep Tel: +90 535 671 88 95

Yasal Uyarı: Bu makale Av. Sinan Karabacak tarafından, yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. Her dava kendine özgü koşullar içermektedir. Hukuki danışmanlık için lütfen iletişime geçiniz.

Benzer Yazılar

3 Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir