İçindekiler
İşkence suçunun cezası, Türk Ceza Kanunu‘nun 94. maddesine göre üç yıldan on iki yıla kadar hapistir; nitelikli hallerde bu ceza sekiz yıldan on beş yıla, cinsel taciz biçiminde işlenmesi halinde on yıldan on beş yıla kadar çıkar ve ölüm neticesinde ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası uygulanır. Eziyet suçunun cezası ise TCK m. 96 uyarınca iki yıldan beş yıla, nitelikli hallerde üç yıldan sekiz yıla kadar hapistir. Bu makale, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun işkence ve eziyet başlıklı bölümü altında 94, 95 ve 96. maddeleri kapsamında düzenlenen bu iki suçu; unsurları, nitelikli halleri, özgü suç niteliği, şikâyet koşulu, HAGB/uzlaşma/erteleme/adli para cezası uygulanabilirliği, görevli mahkeme ve güncel Yargıtay içtihadı bakımından kapsamlı biçimde incelemektedir.
Bölüm I: İşkence Suçu Nedir? (TCK m. 94-95)
İşkence suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 94. maddesinde düzenlenmiş olup devlet otoritesini temsil eden kamu görevlilerinin bireylere karşı gerçekleştirebileceği en ağır insan hakları ihlallerinden birini oluşturmaktadır. Anayasa’nın 17. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3. maddesiyle de paralel biçimde korunan işkence yasağı, mutlak ve dokunulmaz bir temel hak niteliği taşımaktadır. Nitekim İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 5. maddesi “Hiç kimse işkenceye, zalimane, gayriinsani, haysiyet kırıcı cezalara veya muamelelere tâbi tutulamaz” hükmünü, Anayasa’nın 17/3. maddesi ise “Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz, kimse insan haysiyeti ile bağdaşmayan bir cezaya ve muameleye tabi tutulamaz” hükmünü içermektedir.
1. İşkence Suçunun Unsurları Nelerdir?
A) Maddi Unsur
İşkence suçunun maddi unsuru; fail, mağdur, hareket (eylem), netice ve illiyet bağından oluşmaktadır.
Fail: TCK m. 94/1’de açıkça belirtildiği üzere bu suç ancak kamu görevlisi tarafından işlenebilir. Kamu görevlisi kavramı, TCK m. 6/1-c’ye göre geniş yorumlanmakta; yalnızca devlet memurlarını değil, kamu hizmeti yürüten her türlü kişiyi kapsamaktadır. Nitekim Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2022/1423 E., 2024/1309 K. sayılı kararında, bir hudut karakolunda görevli erin de TCK m. 6/1-c anlamında kamu görevlisi sayıldığını; takım komutanı ve astsubaylar tarafından bir ay boyunca sistematik biçimde dövülüp hakarete maruz bırakılan ve bu süreç sonunda intihar eden erin maruz kaldığı eylemlerin, kamu görevlisine karşı görevi dolayısıyla işlenen nitelikli işkence (TCK m. 94/2-b) kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamış; yerel mahkemenin bu nitelikli hali uygulamaması nedeniyle hükmü bozmuştur. Ancak 94/4. fıkra uyarınca suçun işlenişine iştirak eden siviller de kamu görevlisi gibi cezalandırılır; bu düzenleme özgü suç niteliğinin iştirak bakımından istisnasını oluşturmaktadır.
Mağdur: Suçun mağduru herhangi bir gerçek kişi olabilir. Gözaltındaki şüpheli, tutuklu veya hükümlü olması gerekmez; kamu görevlisinin herhangi bir nedenle temas kurduğu her birey mağdur olabilir.
Hareket (Fiil): Kanun, işkence oluşturan davranışları şu sonuçları doğuran eylemler olarak tanımlamaktadır: bedensel veya ruhsal yönden acı çektirme, algılama veya irade yeteneğini etkileme, aşağılama. Söz konusu eylemler fiziksel şiddet, psikolojik baskı, tehdit, cinsel taciz veya sistematik humiliasyon biçiminde gerçekleşebilir. Önemle vurgulanmalıdır ki tek bir eylem de yeterli olup süreklilik ya da sistematiklik kavramı, eylemin bir anda değil belirli bir süreç içinde gerçekleşmesini ifade eder; bu yönüyle işkence, eziyet suçundan ayrılmaktadır.
Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2012/29994 E., 2012/38227 K. sayılı kararında, işkenceyi oluşturan fiillerin birbirini izleyen günlerde yapılmasının zorunlu olmadığını, belli bir süre devam etmesinin yeterli olduğunu belirtmiştir; somut olayda askeri savcı olan sanığın, istediği yönde ifade vermeyen şüphelileri günler boyu uyutmadığı, aç bıraktığı, aralıksız sorguya çektiği ve kötü koşullardaki nezarethanelerde tuttuğu; tek başına ele alındığında kısa süren bu davranışların birlikte değerlendirildiğinde sistematik biçimde işlendiğinden işkence suçunu oluşturduğu kabul edilmiştir.
Netice: TCK m. 94, serbest hareketli bir suç olarak düzenlenmiştir. Mağdurun fiilen acı çekip çekmediği önemli değildir; bu sonucu doğurmaya elverişli davranışların varlığı yeterlidir.
İlliyet Bağı: Fiilin hukuki sonuçlar doğurabilmesi için gerçekleştirilen eylem ile mağdurun maruz kaldığı acı/zarar arasında nedensellik bağı kurulmalıdır.
B) Manevi Unsur
İşkence suçu yalnızca kasten işlenebilir; taksirle işkence mümkün değildir. Failin, mağdura insan onuruyla bağdaşmayan davranışlar yönelteceğini bilerek ve isteyerek hareket etmesi gerekmektedir. Genel kastın varlığı yeterlidir; özel kast (örneğin bilgi almak amacıyla ya da cezalandırmak amacıyla hareket etmek) suçun oluşumu için zorunlu unsur değildir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2017/753 E., 2019/497 K. sayılı kararında bu ilkeyi açık biçimde ortaya koymuştur: karakolda elleri kelepçeli bir şüpheliye önce tokat atan, ardından mağduru tanıkların görebileceği ayrı bir koridora götürüp “yere yat” talimatına uymadığı için tahta sopa kırılana kadar döven komiser yardımcısı hakkında Kurul, “kanuni düzenlemede işkencenin belirli bir saik ile işlenmesinin suçun unsuru olarak sayılmamış olması” nedeniyle korkutmak, otoritesini göstermek, ayrımcılık yapmak veya cezalandırmak amacıyla işlenen ve süreç içinde sistematikleşen eylemlerin de işkence suçunu oluşturacağına hükmetmiş; yerel mahkemenin kasten yaralama yönündeki direnme kararını bozmuştur. Karar oy çokluğuyla alınmış, karşı oydaki üyeler olayın ani geliştiğini ve özel bir saik bulunmadığını savunmuştur.
TCK m. 94/5 uyarınca ihmalî davranışla işkence suçunun işlenmesi hâlinde dahi verilecek cezada indirim yapılmaz. Bu düzenleme, ihmalle işlenen işkence bakımından ceza indirimi imkânını açıkça ortadan kaldırmaktadır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2014/269 E., 2017/108 K. sayılı kararında, bir cezaevinde infaz koruma memurlarının günler süren süreç içinde defalarca dövdüğü ve sonunda beyin kanamasından ölen bir tutuklu olayında, darp eylemlerini bizzat gerçekleştirmeyen ancak amiri konumunda bulunan ve darp edildiğini bilmesine rağmen müdahale etmeyen cezaevi 2. Müdürü sanığın, “ihmal suretiyle neticesi sebebiyle ağırlaşmış işkence suçunu” işlediğine hükmetmiştir; Kurul, madde gerekçesine atıfla işkence suçunun çoğu zaman amir mevkiindeki kamu görevlilerinin zımni muvafakatiyle gerçekleştirildiğini, bu fıkranın uygulanabilmesi için failin işkence fiilini işleyenin amiri olması ve işkenceyi öngörüp engelleyebilecek durumda bulunması gerektiğini vurgulamıştır.
C) Hukuka Aykırılık Unsuru
İşkence suçu, bütün olası hukuka uygunluk nedenlerinin kapsamı dışında tutulmuştur. Anayasa m. 17/3, AİHS m. 3 ve TCK m. 94 çerçevesinde işkence yasaklanmaktadır; savaş hâli, olağanüstü hâl veya terörle mücadele gibi istisnai durumlar bile bu yasağı ortadan kaldırmaz. Mağdurun rızası da hukuka uygunluk nedeni teşkil etmez. Bu istisnasızlığın tek sınırı, mesleğin doğasından kaynaklanan ve ölçülü kalan disiplin uygulamalarıdır.
Yargıtay 3. Ceza Dairesi 2021/21822 E., 2024/16124 K. sayılı kararında, bir Kara Harp Okulu’nda takım komutanı sanığın, örgüt üyesi olmayan öğrencileri “şok mangası” adı altında ayrı bir gruba alarak dinlenme imkânı tanımadan sürekli koşturması, süründürmesi, kendi kusmukları üzerinde yuvarlanmaya zorlaması ve anlamsız cezalar vermesi eylemlerini işkence suçu kapsamında değerlendirmiş; kararda Anayasa Mahkemesi’nin 2014/187 başvuru numaralı kararına atıfla, “askerlik mesleğinin doğasından kaynaklanan zorluklara alıştırmak amacıyla askerî disiplin içinde bazı eğitimlerin pratik gerekleri açısından belirli oranda fiziki ve psikolojik baskı yapılabileceğinde tereddüt bulunmadığı”, ancak eğitimin gerekleri dışında öğrenciyi yıldırmaya yönelik ve genelden farklı sistematik bir davranışın işkence suçuna vücut vereceği belirtilmiştir.
D) Özel Görünüş Biçimleri
Teşebbüs: İşkence suçuna teşebbüs mümkündür; ancak uygulamada eylemin somut zarar doğurmuş olması genellikle suçun tamamlanmış sayılması için yeterlidir.
İştirak: TCK m. 94/4’te asıl öneme sahip düzenleme yer almaktadır. Kamu görevlisi olmayan kişilerin suçun icrasına iştirak etmesi hâlinde de kamu görevlisi gibi cezalandırılacağı açıkça öngörülmüştür. Bu hüküm, özgü suçlarda iştirakin sınırlı olduğu genel kuralın bu madde bakımından bertaraf edilmesini sağlamaktadır.
İçtima: İşkence fiilinin birden fazla mağdura yönelik olması hâlinde her mağdur için ayrı suç oluşur. Aynı mağdura yönelik birden fazla eylem ise tek suç sayılabilir; ancak mağdurun uğradığı zarar cezanın alt ve üst sınırı arasında belirlenmesinde dikkate alınır.
2. İşkence Suçunun Nitelikli Halleri Nelerdir? (TCK m. 94/2-3)
A) Mağdurun Niteliğinden Kaynaklanan Ağırlaştırıcı Haller (m. 94/2)
Aşağıdaki kişilere karşı işkence yapılması hâlinde ceza sekiz yıldan on beş yıla kadar hapistir:
- Çocuklar (18 yaşından küçük bireyler),
- Beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiler (engelli bireyler, bilinç kaybı yaşayanlar, hasta olanlar vb.),
- Gebe kadınlar.
Görevi dolayısıyla avukata veya diğer kamu görevlisine karşı işlenmesi hâlinde de aynı ağırlaştırılmış ceza uygulanır. Burada esas alınan ölçüt mağdurun mesleğidir; saldırının mağdurun göreviyle bağlantılı olması gerekmektedir. Nitekim yukarıda anılan Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2022/1423 E., 2024/1309 K. sayılı kararı da, askerlik görevini ifa eden erin kamu görevlisi sayıldığını ve ona karşı görevi dolayısıyla işlenen işkencenin bu nitelikli hal kapsamında cezalandırılması gerektiğini teyit etmiştir.
B) Kadına Karşı İşlenmesi
TCK m. 94/1’in son cümlesine göre suçun kadına karşı işlenmesi hâlinde cezanın alt sınırı beş yıldan az olamaz. Temel suç tipi için belirlenen alt sınır olan üç yıl bu özel düzenlemeyle beş yıla çıkarılmaktadır.
C) Cinsel Taciz Biçiminde İşkence (m. 94/3)
İşkence fiilinin cinsel yönden taciz şeklinde gerçekleşmesi, bağımsız bir nitelikli hal olarak düzenlenmiştir. Bu durumda on yıldan on beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Cinsel taciz niteliğindeki işkence, hem bedensel bütünlüğe hem de cinsel dokunulmazlığa zarar verdiğinden kanun koyucu bu tür eylemlere özel önem atfetmiştir.
D) Zamanaşımının İşlememesi (m. 94/6)
İşkence suçu bakımından zamanaşımının işlemeyeceği TCK m. 94/6’da açıkça düzenlenmiştir. Bu, Türk ceza hukukunda yalnızca birkaç suç için öngörülmüş olan istisnaî bir kuraldır. Söz konusu hüküm, ne kadar zaman geçmiş olursa olsun faillerin yargılanabilmesini güvence altına almakta; işkencenin mutlak surette yasaklanan ve hesabı sorulması gereken bir eylem olduğunu vurgulamaktadır. Ancak bu kuralın geçmişe etkili uygulanamayacağı Yargıtay içtihadıyla netleştirilmiştir: Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2016/362 E., 2016/1607 K. sayılı kararında, 5237 sayılı TCK’nın 94. maddesine 11.04.2013 tarihli ve 6459 sayılı Kanun’la eklenen “zamanaşımı işlemez” kuralının, dava zamanaşımının maddi ceza hukukuna ilişkin olması ve Anayasa m. 38 ile TCK m. 2 ve 7 uyarınca lehe kanun ilkesine tabi bulunması nedeniyle sanığın aleyhine sonuç doğuracak şekilde geçmişe yürütülemeyeceğine hükmetmiş; yalnızca 11 Nisan 2013 ve sonrasında işlenen suçlarda uygulanacağını, bu tarihten önceki eylemlerde suç tarihinde yürürlükte olan lehe kanunun zamanaşımı süresinin geçerli kalacağını belirtmiştir.
3. Neticesi Sebebiyle Ağırlaşmış İşkence Suçunu Oluşturan Haller Nelerdir? (TCK Madde 95)
A) Birinci Fıkra – Cezayı Yarı Oranında Artıran Haller (m. 95/1)
İşkence fiillerinin aşağıdaki sonuçlara yol açması hâlinde temel ceza yarı oranında artırılır:
- Duyulardan veya organlardan birinin işlevinin sürekli olarak zayıflaması,
- Konuşmada sürekli güçlük,
- Yüzde sabit iz,
- Hayati tehlike,
- Gebe kadına karşı işlenip çocuğun vaktinden önce doğması.
B) İkinci Fıkra – Cezayı Bir Kat Artıran Haller (m. 95/2)
İşkence fiillerinin daha ağır sonuçlara yol açması hâlinde ceza bir kat artırılır:
- İyileşmesi olanaksız hastalık veya bitkisel hayata girme,
- Duyulardan veya organlardan birinin işlevinin tamamen yitirilmesi,
- Konuşma ya da üreme yeteneğinin tamamen ortadan kalkması,
- Yüzde sürekli değişiklik,
- Gebe kadına karşı işlenip çocuğun düşmesi.
C) Üçüncü Fıkra – Kemik Kırığı (m. 95/3)
İşkence fiillerinin vücutta kemik kırılmasına yol açması hâlinde, kırığın hayat fonksiyonları üzerindeki etkisi gözetilerek sekiz yıldan on beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
D) Dördüncü Fıkra – Ölüm Neticesi (m. 95/4)
İşkence sonucunda ölüm meydana gelmesi hâlinde ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur. Bu, Türk hukukunda öngörülen en ağır cezadır. Yukarıda anılan Metris Cezaevi olayında (Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2014/269 E., 2017/108 K.) maktulün darp sonucu beyin kanamasından ölmesi üzerine, darbı bizzat gerçekleştiren sanıklar hakkında doğrudan bu fıkra, ihmali davranışla sorumlu tutulan amir konumundaki sanık hakkında ise “ihmal suretiyle neticesi sebebiyle ağırlaşmış işkence” hükmü uygulanmıştır.
4. İşkence Suçu Özgü Suç Mudur?
İşkence suçu tipik bir özgü suçtur; yalnızca kamu görevlileri tarafından işlenebilir. TCK m. 94/4’teki özel düzenleme uyarınca suça iştirak eden siviller de kamu görevlisi gibi cezalandırılır.
İşkence suçu, TCK m. 94/1’de açıkça belirtildiği üzere yalnızca kamu görevlisi tarafından işlenebilen özgü bir suçtur. Söz konusu özellik, iki önemli sonuç doğurmaktadır:
- Kamu görevlisi olmayan kişilerin fiili, koşullar ne olursa olsun işkence suçunu oluşturamaz; ancak eziyet (m. 96) veya kasten yaralama suçuna (m. 86-88) vücut verebilir.
- Dördüncü fıkradaki istisnai hüküm, sivil şeriklerin de kamu görevlisi gibi cezalandırılmasını sağlamakta; faillerin bu yolla sorumluluktan kaçmasının önüne geçmektedir.
5. İşkence Suçu Şikâyete Tabi Midir?
İşkence suçu şikâyete bağlı değildir. Savcılık, suçun herhangi bir şekilde öğrenmesi hâlinde re’sen soruşturma başlatmakla yükümlüdür.
İşkence suçu, suçtan haberdar olan Cumhuriyet savcısı tarafından doğrudan kovuşturulan bir suç olup mağdurun şikâyeti aranmaz. Bu yaklaşım; işkence mağdurlarının çoğunlukla şikâyette bulunmaktan çekindiği gerçeğinin bilincinde olan kanun koyucunun bilinçli bir tercihini yansıtmaktadır. Suçun şikâyetten bağımsız kovuşturulabilir nitelikte olması ve zamanaşımının işlememesine ilişkin hüküm birlikte değerlendirildiğinde, işkence faillerinin uzun vadede de hesap verebilirliğinin sağlandığı kapsamlı bir koruma mekanizması oluşturulmaktadır.
6. İşkence Suçunda HAGB, Uzlaşma, Ceza Ertelemesi veya Adli Para Cezası Hükmedilir Mi?
| Kurum | Uygulanabilir mi? | Açıklama |
|---|---|---|
| Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) | HAYIR | İşkence suçu TCK m. 231/5-a kapsamında istisna tutulmuştur; devlet otoritesinin kötüye kullanılması niteliği taşıdığından HAGB uygulanmaz. |
| Uzlaşma | HAYIR | İşkence suçu uzlaşmaya tabi suçlar arasında yer almamaktadır. CMK m. 253’teki liste yalnızca daha hafif suçları kapsamaktadır. |
| Ceza Ertelemesi | HAYIR | İki yılı aşan hapis cezaları kural olarak ertelenebilirse de işkence suçunun ağırlığı ve kasıtlı niteliği gözetilerek erteleme uygulaması fiilen söz konusu olmamaktadır. |
| Adli Para Cezasına Çevirme | HAYIR | İşkence suçundaki cezalar ‘kısa süreli’ hapis cezası olarak nitelendirilemeyeceğinden adli para cezasına çevrilmesi mümkün değildir. |
7. İşkence Suçunda Görevli Mahkeme Hangisidir?
İşkence suçlarında görevli mahkeme, Ağır Ceza Mahkemesi’dir. Suçun nitelikli halleri veya neticesi sebebiyle ağırlaşmış halleri için de aynı mahkeme yetkilidir. Gözaltı veya tutukluluk sürecinde gerçekleşen işkence iddialarına ilişkin davalarda yer yetki kuralları ayrıca değerlendirilebilmektedir.
8. İşkence ile Zor Kullanma Yetkisinin Aşılması Suretiyle Kasten Yaralama Arasındaki Fark Nedir?
Uygulamada en çok karşılaşılan hukuki nitelendirme sorunu, kamu görevlisinin bir kişiye karşı gerçekleştirdiği şiddet eyleminin işkence mi, yoksa zor kullanma yetkisinin aşılması suretiyle kasten yaralama mı sayılacağıdır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, Metris Cezaevi olayına ilişkin 2014/269 E., 2017/108 K. sayılı kararında bu ayrımı ilk kez sistematik biçimde dört ölçüte bağlamıştır:
- Birincisi, işkence suçunda korunan öncelikli hukuki değer insan onuru ve bireye ait hukuki yararlarken, zor kullanma yetkisinin aşılması suretiyle kasten yaralama suçunda korunan öncelikli yarar kamu idaresinin disiplini, itibarı ve güvenilirliğidir.
- İkincisi, her iki suçun faili de kamu görevlisi olmakla birlikte, işkence suçunda diğerinin aksine failin zor kullanma yetkisine sahip olması şart değildir.
- Üçüncüsü, işkence maddi veya manevi müdahale içeren eylemlerle işlenebilirken, zor kullanma yetkisinin aşılması suretiyle kasten yaralama yalnızca maddi müdahale içeren eylemlerle gerçekleştirilebilir.
- Dördüncüsü ve en belirleyicisi, işkence suçunda fiiller ani olarak değil sistematik bir şekilde ve belli bir süreç içinde işlenirken, kasten yaralamada fiillerin böyle bir sürece yayılması aranmaz.
Aynı kararda Kurul, gözaltındaki bir şüphelinin üst araması sırasında polis memurunun saçını çekmekten ibaret tekil eyleminin işkence suçuna vücut verecek ağırlığa ulaşmadığını, bu nedenle zor kullanma yetkisinin aşılması suretiyle kasten yaralama suçunu oluşturduğunu ayrıca vurgulamıştır.
Sistematiklik ölçütünün pratikte nasıl uygulandığı, birbirine zıt sonuçlanan iki karardan görülebilir:
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2018/565 E., 2021/524 K. sayılı kararında, bir cezaevinde infaz koruma memurlarının hükümlüyü sayıma indirirken darbetmesi olayında, eylemin toplam yaklaşık on üç dakikalık bir zaman dilimine yayıldığını ve katılanın kendi eylemine tepki niteliğinde ani biçimde gerçekleştiğini tespit ederek bunun işkence değil kasten yaralama suçunu oluşturduğuna hükmetmiş; sekiz yıllık asli zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle kamu davasının düşmesine karar vermiştir. Benzer biçimde Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2021/9781 E., 2024/1698 K. sayılı kararında, nezarethanede gürültü yapan bir şüpheliye polis memurunun tuvalete götürürken tek bir yumruk vurup düşen şüpheliyi sürüklemesi eyleminin, kamera kayıtlarına göre çok kısa sürede ve ani biçimde gerçekleştiği gerekçesiyle işkence değil kasten yaralama suçu kapsamında değerlendirilmesi gerektiğine hükmedilmiş ve mahkûmiyet kararı bu yönde bozulmuştur.
Buna karşılık yukarıda anılan Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2017/753 E., 2019/497 K. sayılı kararında, karakolda ayrı bir koridora götürülüp tahta sopa kırılıncaya kadar dövülen mağdur bakımından eylemin “ani olarak işlenmediği, belli bir süreç içinde gerçekleşen sistematik bir uygulama hâlini aldığı” kabul edilerek işkence suçuna hükmedilmiştir. Bu üç kararın birlikte değerlendirilmesi, sınırın yalnızca geçen dakika sayısına değil; eylemin bir bütün olarak süreç niteliği taşıyıp taşımadığına bağlı olduğunu göstermektedir.
Bölüm II: Eziyet Suçu Nedir? (TCK m. 96)
Eziyet suçu, TCK m. 96’da düzenlenmiş olup herhangi bir kimsenin mağdura sistematik biçimde fiziksel veya psikolojik acı çektirmesini cezalandırmaktadır. İşkence suçundan temel farkı, failde kamu görevlisi sıfatının aranmamasıdır; bu yönüyle eziyet suçu, belirli aile ve kişisel ilişki bağlamlarında daha geniş bir uygulama alanına sahiptir.
1. Eziyet Suçunun Unsurları Nelerdir?
A) Maddi Unsur
Fail: Eziyet suçu herhangi bir gerçek kişi tarafından işlenebilir; kamu görevlisi sıfatı aranmaz. Bu özellik onu işkence suçundan ayıran en temel unsurdur. Nitekim Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2021/8858 E., 2024/1671 K. sayılı kararında, cezaevinde aynı koğuşta kaldığı mağdurlara poşet yakıp cinsel organlarına damlatma, üzerlerine idrarını yapma, tükürüp zorla yalatma ve birbirlerine dövdürtme şeklinde sistematik eylemler gerçekleştiren suça sürüklenen çocuk hakkında da eziyet suçundan mahkûmiyet hükmü kurulmuş ve bu hüküm esas itibarıyla onanmıştır; bu karar, eziyet suçunun failinin kamu görevlisi olmak bir yana, reşit dahi olması gerekmediğini göstermektedir.
Mağdur: Herhangi bir gerçek kişi mağdur olabilmekle birlikte, nitelikli hallerde belirli gruplar (çocuklar, savunmasız bireyler, aile fertleri) ayrıca korunmaktadır.
Hareket (Fiil): Eziyet, kanunda “bir kimsenin eziyet çekmesine yol açacak davranışlar” olarak tanımlanmaktadır. Yargıtay içtihadına göre bu suç, süreklilik veya sistematiklik unsurunu zorunlu kılmaktadır. Tek bir eylem kural olarak eziyet oluşturmaz; bununla birlikte durumlara göre yaralama (m. 86-88) veya tehdit (m. 106) gibi başka suçlara vücut verebilir.
Süreklilik unsuru değerlendirilirken gözetilecek başlıca ölçütler şunlardır:
- Eylemlerin tekrar eden nitelik taşıması,
- Fiziksel veya psikolojik acının birikimli etkisi,
- Olaylar arasındaki örüntü veya bağlantı.
Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2020/10196 E., 2023/7884 K. sayılı kararı, bu ölçütlerin ispat edilememesi halinde ne olacağını göstermesi bakımından önemlidir: üvey oğluna devamlı yemek vermediği iddia edilen sanık hakkında Daire, “sistematik olmaktan kastedilenin, mağdura karşı yapılan birden fazla saldırının genel bir tutum çerçevesinde gerçekleştirilen davranışların bir parçası olması ya da önceden kararlaştırılmış, organize ve düzenli bir seyir izlemesi” olduğunu belirtmiş; somut olayda yemek vermeme eyleminin sistematik biçimde gerçekleştirildiğine dair yeterli delil bulunmadığı gerekçesiyle, şüpheden sanık yararlanır ilkesi uyarınca mahkûmiyet hükmünü bozmuştur.
Buna karşılık Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2014/12857 E., 2014/23222 K. sayılı kararında, on yaşındaki üvey kızını sürekli olarak aşırı ev işlerinde çalıştıran, tekme tokat atıp kollarını ve vücudunu çimdikleyerek darbeden sanığın eylemleri bir bütün halinde eziyet suçunu oluşturduğu kabul edilerek mahkûmiyet hükmü onanmıştır. Bu iki karar birlikte değerlendirildiğinde, eziyet suçunda sistematikliğin somut delillerle (tanık beyanı, tıbbi bulgu, tekrar eden olay örüntüsü) ortaya konması gerektiği, aksi halde beraat kararı verilmesi gerektiği görülmektedir.
B) Manevi Unsur
Eziyet suçu yalnızca kasten işlenebilir. Failin mağdura eziyet çektirme kastıyla hareket etmesi gerekir. Genel kastın varlığı yeterli olup özel amaç veya saikin bulunması zorunlu değildir. Bununla birlikte, faillerin belirli bir sonucu elde etmek (itaat sağlamak, cezalandırmak vb.) ya da egemenlik kurmak amacıyla hareket ettiği durumlar uygulamada sıkça karşılaşılan örüntüler arasındadır.
C) Hukuka Aykırılık Unsuru
Mağdurun rızası, anayasal güvence altındaki kişi dokunulmazlığını ve insan onurunu zedelediğinden hukuka uygunluk nedeni olarak kabul edilmez. Meşru savunma ya da zorunluluk hâlinin suçu hukuka uygun kılması ise eziyet suçunun sistematik niteliğiyle bağdaşmamaktadır.
D) Özel Görünüş Biçimleri
Teşebbüs: Eziyet suçunun sistematik niteliği gözetildiğinde teşebbüs sınırlı ölçüde söz konusu olabilir; genellikle ya suç tamamlanmış ya da henüz suç oluşturacak yoğunluğa ulaşılmamış kabul edilir.
İştirak: Genel iştirak kuralları uygulanır. İşkence suçunda yer alan özel düzenlemenin (m. 94/4) bir benzeri eziyet suçunda öngörülmemiştir.
İçtima: Eziyet suçu, bütünleşik niteliğiyle zincirleme suç hükmünün uygulanmasını gerektirebilir; bu durumda TCK m. 43’e göre cezada artırım yapılır. Ayrı mağdurlara yönelik eylemler ise ayrı suçları oluşturur. İşkence suçundan farklı olarak eziyet suçunda “neticesi sebebiyle ağırlaşmış eziyet” düzenlemesi bulunmadığından, eziyeti oluşturan basit yaralamadan ayrıca ceza verilemez.
Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2013/20172 E., 2014/18515 K. sayılı kararında, mağdurenin dişlerinin kerpetenle çekildiği bir olayda hem eziyet hem de kasten yaralama suçundan ayrı ayrı mahkûmiyet kuran yerel mahkeme kararını, “eziyet suçunda ise, işkence suçunda olduğu gibi neticesi sebebiyle ağırlaşmış eziyet suçunun kabul edilmemesi nedeniyle… yaralama suçundan da mahkumiyet hükmü kurulamayacaktır” gerekçesiyle bozmuştur. Daire, buna karşılık basit yaralamanın ötesinde TCK m. 87 anlamında organ işlevinin sürekli yitirilmesi gibi ağır bir netice doğmuşsa, bu kez fikri içtima (TCK m. 44) gözetilerek alt sınırdan uzaklaşılmak suretiyle tek bir ceza belirlenmesi gerektiğini belirtmiştir.
2. Eziyet Suçunun Nitelikli Halleri Nelerdir? (TCK m. 96/2)
A) Mağdurun Niteliğinden Kaynaklanan Ağırlaştırıcı Haller
Aşağıdaki kişilere karşı işlenmesi hâlinde ceza üç yıldan sekiz yıla kadar hapistir:
- Çocuklar (18 yaşından küçük bireyler),
- Beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiler,
- Gebe kadınlar.
B) Aile İlişkisinden Kaynaklanan Ağırlaştırıcı Haller
Eziyet suçunun aile bireylerine karşı işlenmesi de nitelikli hal olarak düzenlenmiş olup bu durumda ceza üç yıldan sekiz yıla kadar hapistir. Kapsama giren kişiler şunlardır:
- Üstsoy veya altsoy (anne, baba, dede, nine, çocuklar, torunlar vb.),
- Evlat edinen veya evlatlık,
- Eş (evlilik süresince),
- Boşanılan eş (evlilik sona erdikten sonra da koruma devam eder).
Özellikle boşanılan eşin de kapsama alınması, aile içi şiddet ve ayrılık sonrası tacize ilişkin kaygıları gidermek amacıyla kanun koyucu tarafından bilinçli olarak tercih edilmiştir.
C) Kadına Karşı İşlenmesi
TCK m. 96/1’in son cümlesine göre suçun kadına karşı işlenmesi hâlinde cezanın alt sınırı iki yıl altı aydan az olamaz. Temel suç tipindeki iki yıllık alt sınır bu nitelikli hâlde iki yıl altı aya yükselmektedir.
3. Eziyet Suçu Özgü Suç Mudur?
Eziyet suçu özgü suç değildir; herhangi bir kişi tarafından işlenebilir. Fail ile mağdur arasında herhangi bir özel ilişkinin bulunması gerekmemektedir.
İşkence suçunun aksine eziyet suçu herhangi bir kişi tarafından işlenebilir. Fail kamu görevlisi, aile üyesi, tanıdık veya tamamen yabancı biri olabilir. Bu özellik, suçun uygulama alanını fiilen genişletmekte ve toplumsal ilişkilerin her alanında ortaya çıkan sistematik acı çektirme eylemlerini kapsamına almaktadır.
4. Eziyet Suçu Şikâyete Tabi Midir?
Eziyet suçu şikâyete bağlı değildir. Cumhuriyet savcısı suçu öğrenir öğrenmez re’sen soruşturma başlatır.
Eziyet suçu da şikâyete tabi olmayan bir suçtur. Savcılık, suçu herhangi bir şekilde öğrenmesi hâlinde resen soruşturma başlatmakla yükümlüdür. Bu durum özellikle aile içi şiddet vakalarında büyük önem taşımaktadır; zira mağdurlar çoğunlukla sosyal baskı, ekonomik bağımlılık veya güvenlik kaygısı nedeniyle şikâyette bulunmaktan kaçınmaktadır.
Bununla birlikte, mağdurun şikâyetçi olmaması veya şikâyetini geri alması pratikte soruşturma ve kovuşturmanın işleyişini güçleştirebilmektedir. Savcılık, mağdurun beyanından bağımsız olarak mevcut delillere dayanarak davayı sürdürme hakkına ve yükümlülüğüne sahiptir.
5. Eziyet Suçunda HAGB, Uzlaşma, Ceza Ertelemesi veya Adli Para Cezasına Hükmedilir mi?
| Kurum | Uygulanabilir mi? | Açıklama |
|---|---|---|
| Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) | KISITLI | Temel suç için teorik olarak mümkün; ancak mahkemeler özellikle nitelikli hallerde HAGB uygulamaktan kaçınmaktadır. Aile içi şiddet davalarında HAGB uygulanması son derece nadir görülmektedir. |
| Uzlaşma | HAYIR | Eziyet suçu uzlaşmaya tabi suçlar arasında yer almamaktadır. |
| Ceza Ertelemesi | KISITLI | Temel suç için iki yılı aşmayan cezalarda teorik olarak mümkün; ancak uygulamada, suçun sistematik niteliği ve özellikle mağdurların savunmasız bireyler olduğu hallerde erteleme kararı verilmemektedir. |
| Adli Para Cezasına Çevirme | KISITLI | Bir yıl veya daha az hapis cezası adli para cezasına çevrilebilirse de eziyet suçunda bu alt sınıra nadiren ulaşılmakta ve çevirme kararının uygulanması son derece istisnai kalmaktadır. |
6. Eziyet Suçunda Görevli Mahkeme Hangisidir?
Eziyet suçunun temel hâli için Asliye Ceza Mahkemesi görevlidir. Ancak nitelikli hallerde, özellikle ciddi ağır bedensel zarar veya aile içi şiddet bağlamındaki davalarda, yargı yetkisi davanın niteliğine ve bölgedeki örgütlenme durumuna bağlı olarak değişebilmektedir. Aile içi şiddet biçiminde gerçekleşen eziyet vakalarında savcılık, tedbir kararları ve cinsiyet temelli şiddet davalarının takibi bakımından uzmanlaşmış birimlerle koordineli çalışmaktadır.
7. Eziyet Suçu ile Kötü Muamele Suçu (TCK m. 232) Arasındaki Fark Nedir?
Eziyet suçu ile karıştırılan bir diğer suç tipi, TCK m. 232’de düzenlenen ve aynı konutta birlikte yaşanan kişilere karşı işlenebilen kötü muamele suçudur.
Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2014/439 E., 2014/14662 K. sayılı kararında bu iki suç arasındaki sınırı, madde gerekçelerine dayanarak netleştirmiştir: TCK m. 96 gerekçesine göre eziyet oluşturan fiiller aslında kasten yaralama, hakaret, tehdit veya cinsel taciz niteliği taşıyabilir; ancak bu fiiller ani olarak değil, sistematik bir şekilde ve belli bir süreç içinde işlenmektedir ve kişinin psikolojisi ile ruh sağlığı üzerinde uzun süreli tahrip edici etkiler bırakır. TCK m. 232/1’de düzenlenen kötü muamele ise merhamet, acıma ve şefkatle bağdaşmayacak davranışlar olarak tanımlanmış olup yarı aç veya susuz bırakma, uyutmama, zor koşullarda çalışmaya mecbur etme gibi hareketler bu kapsamda örnek gösterilmiştir. Daire, iki suçu ayıran temel ölçütün sistematiklik ve süreklilik unsuru olduğunu; ayrıca eziyetin genel bir suç tipi olmasına karşın kötü muamelede fail ile mağdur arasında aynı konutta yaşama gibi özel bir ilişkinin arandığını vurgulamıştır. Somut olayda sanığın, birlikte yaşadığı mağdura sürekli olarak vurmak, aç bırakmak, aşağılamak ve terlikle yaralamak şeklindeki eylemlerinin bir bütün halinde eziyet suçunu oluşturduğuna hükmedilmiştir.
Sistematiklik unsurunun bulunmadığı durumda nitelendirmenin nasıl değişeceği, Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2018/11874 E., 2019/2586 K. sayılı kararında somutlaşmıştır: bir babanın öz oğlunu bir sefere mahsus çırılçıplak soyup üzerine soğuk su dökerek ıslak vaziyette bekletmesi eylemi, sistematik ve süreklilik arz etmediği için eziyet suçu değil, merhamet ve şefkatle bağdaşmayan tekil bir davranış olarak TCK m. 232/2’deki kötü muamele suçu kapsamında değerlendirilmiş; yerel mahkemenin bu eylemi eziyet suçu sayarak kurduğu hüküm bu gerekçeyle bozulmuştur. Bu iki karar birlikte okunduğunda, aynı konutta yaşayan kişiler arasındaki tek seferlik kötü davranışların kötü muamele suçunu, tekrarlanan ve süreç halini alan davranışların ise eziyet suçunu oluşturacağı sonucuna varılmaktadır.
Bölüm III: İşkence ve Eziyet Suçlarının Karşılaştırmalı Analizi
| Unsur | İşkence (TCK m. 94) | Eziyet (TCK m. 96) |
|---|---|---|
| Fail | Yalnızca kamu görevlisi | Herhangi bir kişi |
| Süreklilik | Tek eylem yeterli | Sistematik/tekrarlayan eylemler gerekli |
| Temel Ceza | 3-12 yıl hapis | 2-5 yıl hapis |
| Nitelikli Hal Cezası | 8-15 yıl hapis | 3-8 yıl hapis |
| Zamanaşımı | İşlemez (11.04.2013 sonrası suçlarda) | Genel kurallar uygulanır |
| Şikâyet Şartı | Aranmaz – re’sen kovuşturulur | Aranmaz – re’sen kovuşturulur |
| HAGB | Uygulanmaz | Teorik olarak mümkün; pratikte kısıtlı |
| Uzlaşma | Uygulanmaz | Uygulanmaz |
| Sınır Suç | Zor kullanma yetkisinin aşılması suretiyle kasten yaralama | Kötü muamele (TCK m. 232) |
| Görevli Mahkeme | Ağır Ceza Mahkemesi | Asliye Ceza Mahkemesi |
İşkence ve Eziyet Suçu Bakımından Değerlendirme ve Sonuç
Türk hukukunda işkence ve eziyet suçları, insan onurunun korunmasına yönelik kapsamlı bir ceza hukuku çerçevesi oluşturmaktadır. İşkence suçu (TCK m. 94-95), kamu görevlilerini hedef alan, daha ağır yaptırımları öngören ve zamanaşımı işlemeyen özgü bir suç olarak düzenlenmiştir. Eziyet suçu (TCK m. 96) ise herhangi bir kişi tarafından işlenebilen, ancak sistematik niteliğiyle işkenceden ayrılan, özellikle aile içi şiddet bağlamında uygulama alanı bulan daha kapsamlı bir suç tipidir.
Yargıtay içtihadı, her iki suçta da “sistematiklik” ölçütünün somut olayın süresine değil, eylemler bütününün süreç niteliği taşıyıp taşımadığına göre belirlendiğini göstermektedir; on üç dakikalık bir olayın kasten yaralama, karakol koridorunda geçen kısa bir sürecin ise işkence sayılabildiği kararlar, bu değerlendirmenin her dosyanın somut koşullarına göre yapıldığını ortaya koymaktadır. Her iki suç da şikâyete tabi tutulmayarak savcılık tarafından re’sen kovuşturulabilmektedir. Kanun koyucu, bu suçlarda uzlaşma yolunu açmamış ve HAGB uygulamasını büyük ölçüde kısıtlamıştır. Söz konusu düzenlemeler, devletin işkence ve sistematik kötü muameleye karşı uzlaşmaz tutumunu açıkça ortaya koymaktadır. Bu kapsamdaki ceza hukukunu ilgilendiren süreçlerde işkence ve eziyet suçlarında uzmanlaşmış bir ceza avukatından yardım almak faydalı olacaktır.
İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.
Av. Sinan Karabacak Cep Tel: +90 535 671 88 95
Yasal Uyarı: Bu makale Av. Sinan Karabacak tarafından, yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. Her dava kendine özgü koşullar içermektedir. Hukuki danışmanlık için lütfen iletişime geçiniz.


3 Yorumlar