|

Cinsel İstismar Suçu Cezası Nedir? (TCK-103)

avukat sinan karabacak cinsel istismar suçu

Cinsel İstismar Suçu Cezası Nedir? Cinsel istismar suçu, 5237 sayılı TCK‘nın İkinci Kitabı’nın ‘Kişilere Karşı Suçlar’ başlıklı bölümünde, ‘Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlar‘ alt başlığı altında 103. maddede düzenlenmiştir. Söz konusu suç, çocukların cinsel dokunulmazlığını ve beden bütünlüğünü korumaya yönelik olup Kanun koyucu bu suç tipini ağır yaptırımlara bağlamıştır.

I. Cinsel İstismar Suçunun Unsurları

A. Cinsel İstismar Suçu Maddi Unsurları

1.Fail

TCK m. 103 bakımından fail herhangi bir kişi olabilir; suç özgü suç niteliği taşımamaktadır. Yani failin belli bir sıfat veya özelliğe sahip olması aranmamaktadır. Bununla birlikte maddenin 3. fıkrasında sayılan belirli sıfat ve ilişkilerin varlığı hâlinde suçun nitelikli hâlleri gündeme gelecektir.

2. Mağdur

Suçun mağduru çocuktur. TCK m. 6/1-b uyarınca çocuk, henüz 18 yaşını doldurmamış kişidir. Ancak kanun koyucu, 103. maddede mağduru iki gruba ayırmıştır:

  • On beş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş çocuklar (m. 103/1-a bendi): Bu çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış istismar kapsamında değerlendirilmektedir.
  • On beş yaşını tamamlamış diğer çocuklar (m. 103/1-b bendi): Bu çocuklara karşı ancak cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışlar suç kapsamına girmektedir.

3. Fiil (Hareket)

Suçun temel hareket unsuru “cinsel istismar” ve “sarkıntılık” kavramları etrafında şekillenmektedir. Madde iki temel eylem biçimini düzenlemektedir:

Cinsel istismar: Çocuğun cinsel dokunulmazlığını, beden bütünlüğünü ihlal eden, belirli bir süreklilik veya yoğunluk taşıyan cinsel davranışlardır. Yargıtay içtihadına göre sarkıntılıktan farkı; fiilin sürekliliği, tekrarlanması ve daha ağır müdahale niteliği taşımasıdır.

Sarkıntılık: Anlık, geçici, kısa süreli cinsel davranışlardır. Genel bir dokunma ya da ani bir hareket şeklinde ortaya çıkabilir. Sarkıntılık düzeyindeki fiillerde ceza daha hafif olup ayrıca takip koşulları da farklılık göstermektedir.

Öte yandan TCK m. 103/2 uyarınca cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi, suçun daha ağır nitelikli hâlini oluşturmaktadır.

4. Nedensellik Bağı ve Netice

TCK m. 103, temel biçimiyle bir serbest hareketli suçtur; belirli bir sonucun gerçekleşmesi aranmamaktadır. Ancak m. 103/5 uyarınca suç için başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralama suçunun ağır neticelerine neden olması hâlinde faile ayrıca kasten yaralama hükümleri de uygulanacaktır. Bunun yanı sıra m. 103/6’ya göre suç sonucu mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölümü hâlinde ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur.

B. Cinsel İstismar Suçunun Manevi Unsuru

TCK m. 103 kapsamındaki suçlar yalnızca kasıtla işlenebilir; taksirle işlenmesi mümkün değildir. Failin, mağdurun çocuk olduğunu bilerek ve isteyerek cinsel davranışta bulunması gerekmektedir. Olası kast da suçun oluşması bakımından yeterlidir. Failin mağdurun yaşı konusundaki yanılgısının değerlendirilmesinde ise TCK m. 30 çerçevesinde hata hükümleri uygulanabilir.

Uygulamada mağdurun beyanlarına, fiziksel görünümüne ve sosyal çevresine bakılarak kastın varlığı değerlendirilmektedir.

C. Cinsel İstismar Suçunda Hukuka Aykırılık Unsuru

Suçun oluşabilmesi için fiilin hukuka aykırı olması şarttır. Çocuğun rızası, TCK m. 103/1-a bendi kapsamında (15 yaşından küçük veya algılama yeteneği gelişmemiş çocuk) hukuka uygunluk nedeni oluşturmaz; zira bu çocukların cinsel konularda geçerli rıza açıklama ehliyeti bulunmamaktadır. On beş yaşını tamamlamış çocuklar bakımından ise sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedenle hareket edilmesi suç teşkil etmektedir; bu durumda rıza zaten geçersiz kılınmış olmaktadır. On beş yaşını dolmuş ancak on sekiz yaşını doldurmamış çocuklar bakımından reşit olmayanla cinsel ilişki suçu oluşmaktadır.

D. Cinsel İstismar Suçunun Özel Görünüş Biçimleri

1.Teşebbüs

TCK m. 103 kapsamındaki suça teşebbüs mümkündür. Fiilin icrasına başlandığı hâlde mağdurun direnci, üçüncü kişilerin müdahalesi veya failin kendi iradesiyle hareketin tamamlanamaması hâlinde teşebbüs hükümleri uygulanacaktır. Yargıtay kararlarında, tamamlanmamış cinsel temas girişimlerinde teşebbüsün kabul edildiği görülmektedir.

2.İştirak

Suçun birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi hem genel iştirak hükümlerini hem de TCK m. 103/3-a bendindeki nitelikli hâli gündeme getirir. Bu durumda her bir fail, nitelikli hâl nedeniyle artırılmış ceza ile cezalandırılır. İştirak hükümlerinin uygulanması için faillerin suç üzerinde ortak kastı ve fiil üzerinde hâkimiyeti bulunmalıdır.

3.İçtima

Failin aynı mağdura karşı farklı zamanlarda birden fazla cinsel istismar eylemini gerçekleştirmesi hâlinde zincirleme suç hükümleri (TCK m. 43) uygulanabilir. Ancak Yargıtay, aralarında zaman ve mekân bütünlüğü bulunmayan ayrı eylemleri bağımsız suç olarak kabul etmektedir. Suçun birden fazla çocuğa karşı işlenmesi hâlinde ise her bir mağdur için ayrı suç oluşur.

II. Cinsel İstismar Suçunda Nitelikli Haller

A. Cezayı Artıran Nitelikli Haller (TCK m. 103/3)

TCK m. 103/3 uyarınca suçun aşağıdaki nitelikli hâllerde işlenmesi hâlinde verilecek ceza yarı oranında artırılır:


• Birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi (m. 103/3-a): Suçun müşterek faillik biçiminde işlenmesini kapsar.
• Toplu yaşam ortamlarından faydalanılarak işlenmesi (m. 103/3-b): Yurt, kreş, çocuk yuvası, cezaevi ve benzeri insanların toplu olarak bir arada yaşadığı ortamlarda suçun işlenmesidir.
• Akrabalık veya evlilik ilişkisi (m. 103/3-c): Üçüncü derece dahil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi ya da üvey baba, üvey ana, üvey kardeş veya evlat edinen tarafından işlenmesi.
• Güven ilişkisinin kötüye kullanılması (m. 103/3-d): Vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, koruyucu aile veya sağlık hizmeti veren ya da koruma, bakım veya gözetim yükümlülüğü bulunan kişiler tarafından işlenmesi.
• Kamu görevi veya hizmet ilişkisinin nüfuzunun kötüye kullanılması (m. 103/3-e): Kamu görevlisi sıfatı veya hizmet ilişkisinin sağladığı otoritenin suçun işlenmesinde araç olarak kullanılması.

B. Cezayı Artıran Diğer Nitelikli Haller (TCK m. 103/4)

TCK m. 103/4 uyarınca cinsel istismarın, m. 103/1-a bendindeki çocuklara (15 yaşından küçük veya algılama yeteneği gelişmemiş) karşı cebir veya tehditle ya da m. 103/1-b bendindeki çocuklara (15-18 yaş) karşı silah kullanmak suretiyle gerçekleştirilmesi hâlinde de ceza yarı oranında artırılır.

C. Vücuda Organ veya Cisim Sokulması (TCK m. 103/2)

Cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi hâlinde on altı yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur. Mağdurun on iki yaşını tamamlamamış olması hâlinde bu alt sınır on sekiz yıla yükselmektedir. Bu düzenleme, suçun en ağır nitelikli biçimini oluşturmaktadır.

D. Mağdurun 12 Yaşından Küçük Olması

TCK m. 103/1’in üçüncü cümlesinde mağdurun on iki yaşını tamamlamamış olması hâli özel olarak düzenlenmiştir. Buna göre:
• İstismar durumunda verilecek ceza on yıldan az olamaz.
• Sarkıntılık durumunda verilecek ceza beş yıldan az olamaz.

E. Neticesi Sebebiyle Ağırlaşmış Haller

• TCK m. 103/5: Cinsel istismar için başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralama suçunun ağır neticelerine neden olması hâlinde, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.
• TCK m. 103/6: Suç sonucu mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölümü hâlinde ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur.

III. Cinsel İstismar Suçu Şikayete Tabi Midir?

TCK m. 103 kapsamındaki suçlar kural olarak şikâyete tabi değildir; resen soruşturma ve kovuşturma yapılır. Ancak bu kuralın önemli bir istisnası mevcuttur:
TCK m. 103/1’in son cümlesine göre sarkıntılık düzeyinde kalmış suçun faili çocuk ise, soruşturma ve kovuşturma yapılması mağdurun, velisinin veya vasisinin şikâyetine bağlıdır. Bu düzenleme ile çocuk faillerin mağdurun rızası ya da yasal temsilcisinin iradesine aykırı biçimde yargılanmasının önüne geçilmek istenmiştir.


Buna göre söz konusu istisna hem fail hem eylem bakımından iki koşulu birlikte gerektirmektedir:
• Failin çocuk olması (18 yaşından küçük)
• Suçun sarkıntılık düzeyinde kalması
Her iki koşulun birlikte gerçekleşmesi durumunda şikâyet aranacak, aksi takdirde suç şikâyetten bağımsız olarak re’sen soruşturulacaktır.

IV. HAGB, Uzlaşma, Ceza Ertelenmesi ve Adli Para Cezası

A. Cinsel İstismar Suçunda Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB)

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 231. maddesi uyarınca HAGB, sanığın iki yıl veya daha az hapis cezasına mahkûm edilmesi hâlinde uygulanabilmektedir. Ancak TCK m. 103 kapsamındaki suçlarda öngörülen ceza alt sınırları bu eşiğin çok üzerinde olduğundan HAGB uygulanması mümkün değildir.

B. Cinsel İstismar Suçunda Uzlaşma

TCK m. 103 kapsamındaki suçlarda uzlaşma yoluna gidilmesi mümkün değildir. CMK m. 253/3 hükmüne göre cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda uzlaştırma uygulanamaz. Bu suçlar ağır bir toplumsal zarar ve mağduriyet yarattığından kanun koyucu uzlaşmayı kesin olarak dışlamıştır.

C. Cinsel İstismar Suçunda Cezanın Ertelenmesi

TCK m. 103’teki suçlar için öngörülen asgari cezalar bu sınırların çok üzerinde olduğundan erteleme hükümleri pratikte uygulanamamaktadır. Bunun yanı sıra koşulların sağlandığı istisnai hâllerde, mesela suçun sarkıntılık düzeyinde kaldığı ve faile en düşük cezanın verildiği durumlarda dahi, mahkemeler genellikle suçun ağırlığını ve toplumsal zararını göz önünde bulundurarak erteleme yoluna gitmemektedir.

D. Cinsel İstismar Suçunda Adli Para Cezasına Çevirme

TCK m. 50 uyarınca kısa süreli hapis cezaları adli para cezasına veya diğer seçenek yaptırımlara çevrilebilmektedir. TCK m. 103 kapsamındaki suçlar için öngörülen cezalar uzun süreli hapis cezaları olduğundan bu suçlarda adli para cezasına çevirme imkânı bulunmamaktadır. Kanun koyucu, söz konusu suçların ağırlığı ve mağdurların korunması amacıyla hapis cezasının seçenek yaptırımlarla ikame edilmesine olanak tanımamıştır.

V. Cinsel İstismar Suçu Hakkında Yargıtay Kararları ve Karar Analizleri

Cinsel İstismar İddiasında Sanığın Şefkat Saikli Dokunma Savunmasının Aksinin İspatlanamaması ve Tanık Beyanlarındaki Yetersizlik Durumunda “Şüpheden Sanık Yararlanır” İlkesi Gereğince Beraat Hükmü Kurulmalıdır

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2025/295 E. – 2025/405 K., 15.10.2025 T.

Kararın Özeti

Olay tarihinde 9 yaşında olan mağdurenin, bakkaldan dönerken su veznesi yanında 22 yaşındaki sanık tarafından durdurulduğu, sanığın mağdurenin sırtına ve cinsel organına kıyafeti üzerinden dokunarak cinsel istismarda bulunduğu iddia edilmiştir. Sanık ise çocukları bankta otururken gördüğünü, yanlarına giderek şefkat amacıyla saçlarını ve sırtlarını okşayarak sevdiğini, cinsel bir amacının bulunmadığını savunmuştur. İlk derece mahkemesince eksik araştırma gerekçesiyle verilen bozma kararının ardından yapılan yargılamada sanığın beraatine hükmedilmiş, bu hüküm Özel Dairece onanmıştır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, sanığın mağdurenin saçını ve sırtını okşadığına dair kısmi ikrarının suçun yasal unsurlarını oluşturduğunu ileri sürerek itiraz yoluna başvurmuştur. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, olay yerindeki diğer tanıkların aradan geçen uzun süre nedeniyle olayı hatırlamamaları, görgülerinin bulunmaması ve sanığın savunmasının aksinin kesin delillerle ispatlanamaması karşısında, şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince beraat hükmünün onanmasına ve itirazın reddine oy çokluğuyla karar vermiştir.

Yargıtayın Gerekçesi

Ceza muhakemesinin evrensel ilkelerinden biri olan “in dubio pro reo” (şüpheden sanık yararlanır) kuralı uyarınca, sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesi için haksızlık teşkil eden eylemin hiçbir şüpheye yer bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesi zorunludur. Somut olayda, mağdurenin anneannesinin doğrudan görgüye dayalı bilgisinin olmaması ve olayı sadece mağdureden duyduğu kadarıyla aktarması; diğer bir kısım tanıkların olayın üzerinden 12 yıl gibi uzun bir süre geçmesi sebebiyle olay anında mağdurenin yanında olup olmadıklarını dahi hatırlamamaları hukuki bir belirsizlik yaratmıştır. Mağdurenin arkadaşı olan tanığın ise ilk aşamadaki dolaylı beyanlarından bozma sonrası aşamada dönmüş olması, iddiayı destekleyen nitelikte kesin bir delil bırakmamıştır. Sanığın, çocukların saçlarını ve sırtlarını şefkat/sevgi amacıyla okşadığına dair savunmasının, cinsel saikle hareket ettiğini gösteren somut delillerle çürütülememiş olması karşısında, muhtemel şüphe tamamen yenilememiştir. Gerçekleşme şekli şüpheli kalan veya cinsel amacı tam olarak aydınlatılamayan eylemler sanık aleyhine yorumlanamayacağından, yerel mahkemenin beraat kararı hukuka uygun bulunmuştur.

“Sanığın da özü itibarıyla cinsel amacı olmaksızın katılan mağdurun saçını ve sırtını kardeşi/yeğeni gibi sevdiğine ilişkin, aksi kanıtlanamayan savunmaları karşısında, mahallinde ikame olunan ve tartışılan delillerin, gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen ortadan kaldırılması ve sanığa isnat edilen çocuğun cinsel istismarı suçuna ilişkin iddiaya konu eylemi gerek işlediği, gerek sanık tarafından ikrar edilen saçların ve sırtın sevilmesi davranışlarını cinsel saikle işlediği yönünde vicdani kanaat oluşması için yeterli olmadığı anlaşılmakla in dubio pro reo/şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince ispat edilemeyen suçtan beraat kararı verilmesi gerektiği kabul edilmelidir.”

Değerlendirme

Bu karar, çocukların cinsel istismarı gibi son derece hassas ve toplumda infial uyandıran suç tiplerinde dahi, ceza hukukunun en temel direği olan masumiyet karinesinden ve şüpheden sanık yararlanır ilkesinden taviz verilemeyeceğini açıkça ortaya koyan koruyucu bir duruş sergilemektedir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, sanığın fiziksel teması kabul eden beyanını mahkumiyet için yeterli bir “kısmi ikrar” olarak değerlendirmişse de, Ceza Genel Kurulu haklı olarak bu dokunmanın arkasındaki sübjektif unsuru (cinsel saik) sorgulamıştır. Ceza hukukunda her fiziksel temas doğrudan cinsel istismar olarak nitelendirilemez; eylemin cinsel arzuları tatmin amacına yönelik olup olmadığının şüpheye yer bırakmayacak şekilde kanıtlanması gerekir. Olayın yargı mercilerine geç yansıması ve bozma süreçleriyle birlikte aradan geçen 12 yıllık zaman dilimi, tanık beyanlarının güvenilirliğini zedelemiş ve maddi gerçeğe ulaşılmasını imkansız kılmıştır. Yargıtay, cezalandırmanın muhtemel ihtimallere değil, kesin ispata dayanması gerektiği kuralını işleterek, delil yetersizliği karşısında adil bir sınır çizmiştir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2025/295 E. – 2025/405 K. Sayılı İlamı Tam Metni

“İçtihat Metni”

İtirazname No : 2023/110578

KARARI VEREN
YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ :Ağır Ceza
SAYISI : 143-220

I. HUKUKÎ SÜREÇ
Çocuğun cinsel istismarı suçundan sanığın, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223/2-e maddesi gereğince beraatine ilişkin Eskişehir 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 30.12.2014 tarihli ve 313-463 sayılı hükmün, katılan mağdur vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 11.04.2023 tarih ve 3982-2184 sayı ile; “Kovuşturma evresinde görevsiz Eskişehir 4. Asliye Ceza Mahkemesinde yapılan 06.06.2013 tarihli duruşmada dinlenen katılan mağdurenin beyanında, kardeşi …ile tanık …’in kardeşlerinin sanık tarafından olay yerinden uzaklaştırıldığını belirtmesi ve 5271 sayılı Kanun’un 7 nci maddesinde yenilenmesi mümkün olmayanlar dışında görevsiz mahkemece yapılan işlemlerin hükümsüz olduğunun düzenlenmesi karşısında katılan mağdurenin kardeşi …ve tanık …’in kardeşleri ile görevsiz mahkemece dinlenen tanık …’in adresleri ile kimlik bilgilerinin ayrıntılı şekilde araştırılıp, tanık sıfatıyla dinlenilmelerinden sonra toplanacak delillere göre, sanığın hukuki durumlarının tayin ve takdiri gerekirken eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Bozmaya uyan Yerel Mahkemece 21.09.2023 tarih ve 143-220 sayı ile önceki hüküm gibi sanığın beraatine karar verilmiş, Cumhuriyet savcısı ve katılan mağdur vekili tarafından temyiz edilen bu hüküm Yargıtay 9. Ceza Dairesince 03.12.2024 tarih ve 13839-10358 sayı ile onanmıştır.
II. İTİRAZ SEBEPLERİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 21.02.2025 tarih ve 110578 sayı ile; “.. Dosya kapsamına göre, katılan …’nin muhakeme evrelerinde değişmeyen tutarlı beyanlarının, olay yerinde katılanın saçlarını ve sırtını cinsel amacı olmaksızın okşadığını kabul eden sanığın kısmi ikrarı ile doğrulanmasıyla sanığın olay tarihinde 9 yaşında bulunan mağdurenin giysisinin üstünden sırtını ve cinsel organını okşayarak sarkıntılık suretiyle çocuğun cinsel istismarı suçunu işlediği hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde kanıtlanmıştır. Öte yandan TCK’nın 103/1. maddesinin tipiklik unsuru ve madde gerekçesi göz önünde bulundurulduğunda sanığın ikrar ettiği eylemleri dahi suçun yasal unsurlarını oluşturmaktadır …” görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.
CMK’nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 21.05.2025 tarih ve 1230-4423 sayı ile itirazın yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
III. UYUŞMAZLIK KONUSU
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa isnat edilen çocuğun cinsel istismarı suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
IV. OLAY VE OLGULAR
İncelenen dosya kapsamından;
Nüfus kayıtlarına göre, katılan mağdurun suç tarihinde 9 yıl 7 aylık, sanığın ise 22 yaşında ve bekâr oldukları,
Katılan mağdurun olayı öncelikle sokakta kendisine doğru gelen anneannesi tanık …’ye anlattığı, birlikte aradıkları sanığı bulamayıp evlerine döndüklerinde konuyla ilgili annesini de haberdar eden katılan mağdurun, fevri hakeret etmesinden çekinmesi nedeniyle yaşanan olayı üzerinden iki gün geçmesinden sonra 15.08.2012 tarihinde babası olan katılan …’e aktardığı, aynı gün olayın kolluk birimlerine bildirildiği,
17.08.2012 tarihli kolluk araştırma CD izleme tutanağına göre; olay tarihinde eski su dolum veznesinde eşkâle uygun bir şahsın su dolumu yaptığının tespit edildiği, ilgili abone numarasının kayıtlı olduğu adrese gidildiğinde sanığa ulaşıldığı, karakolda sanığın katılan mağdur tarafından tereddütsüz teşhis edildiği,
Asliye Ceza Mahkemesince olay yerinde keşif yapıldığı, katılan mağdur tarafından gösterilen olay yerinin krokilendirildiği ve fotoğraflandığı,
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesince düzenlenen 07.01.2013 tarihli raporda; mağdurun olaya bağlı ruh sağlığının bozulmadığının mütalaa edildiği,
6. Adli Tıp İhtisas Kurulunca düzenlenen 28.03.2014 tarihli raporda; katılan mağdurda olaydan kaynaklanmış anksiyeteli uyum bozukluğunun belirlendiği, bu psikiyatrik tablonun ruh sağlığını etkilemekle birlikte bozacak mahiyet ve derece olmadığı kanaatine varıldığı,
Kovuşturmadaki beyanı sırasında hazır bulunan psikoloğun; katılan mağdurun etki ve baskı altında kalmadan rahatlıkla kendisini ifade edebildiğini, olayın bazı travmatik etkilerini taşımayı sürdürdüğünü ve tek başına dışarı çıkamadığının öğrenildiğini belirttiği,
01.08.2013 tarihli sosyal inceleme raporunda; katılan mağdurun yöneltilen sorulara zorlanmadan düzgün ve anlaşılır cevaplar verdiği, olaydan sonra ilk dönemlerde uykusuzluk problemi yaşadığı, kâbuslar gördüğü, okuldaki ders başarısının kademeli olarak düştüğü, rehber öğretmeninin ilgisi ile derslerinin düzelmeye başladığı, tek başına sokağa çıkmak istemediği hususlarına yer verildiği,
Anlaşılmıştır.
Katılan mağdur; olay günü arkadaşı tanık … ile bakkaldan dönerlerken su veznesinin orada ilk kez gördükleri sanığın kendilerine göz kırpıp arkalarından geldiğini, kendilerini durdurup yaşlarını ve isimlerini sorduğunu, sırt bölgelerinden içeri popolarına dokunmaya çalıştığını, arkadaşı tanık …’in bir bahane uydurarak bulundukları yerden ayrıldığını, o sırada sanığın katılan mağdurun cinsel organını kıyafetinin üzerinden okşadığını, dışarı çıkan anneannesi tanık …’yi görünce kendisini bıraktığını, olayı yolda anneannesi tanık …’ye anlattığını, sanığın … ile kendisini su veznesinin arkasına oturttuğu zaman kardeşi tanık …yanlarına geldiğinde sanığın ona “Git” dediğini, …’in kardeşlerine de “Siz gidin” dediğini,
Tanık … soruşturma aşamasında; olay günü katılan mağdurun evlerine yakın bakkala gittiğini, kısa süre sonra kendisinin de bakkala gitmek için evden çıktığını, yan yolda gördüğü katılan mağdurun, bir erkek şahıs tarafından tacize uğradığını söylediğini, birlikte şahsı aradıklarını ancak bulamadıklarını; kovuşturma aşamasında ise katılan mağdurun; genç bir adamın, pantolonunun içine arkadan elini soktuğunu, cinsel bölgesini elini sokmadan okşadığını belirttiğini,
Katılan …; katılan mağdurdan öğrendiği kadarıyla önceden tanımadığı bir şahsın elini bel bölgesinden içeri soktuğunu, anneannesini görünce de bıraktığını,
Tanık …; olayla ilgili olarak hiçbir şey hatırlamadığını öner sürmesi üzerine katılan mağdurun beyanı okunarak sorulduğunda; arkadaşı katılan mağdurun söylediklerinin doğru olduğunu, olayın aynen anlattığı gibi gerçekleştiğini; bozma üzerine alınan ifadesinde ise; olayı ve verdiği beyanı hatırlamadığını, katılan mağdurun söylediklerinin doğru olup olmadığını bilemediğini,
Tanık …’ın olay yerinde olmadığını; katılan mağdurun kardeşi tanık … …’nin olayı görmeyip sonradan öğrendiğini, sanığı olay yerinden uzaklaştırmadığını; tanıklar …, … ve …’ın bozma sonrası; olay tarihinde çocuk olduklarını, üzerinden on iki yıl geçtiği için olay sırasında kovuşturma aşamasında katılan mağdurun yanında olup olmadıklarını hatırlamadıklarını;
İfade etmişlerdir.
Sanık; su veznesinde beklerken on yaşlarında üç kız ve bir oğlan çocuğunu bankta otururlarken gördüğünü, yanlarına giderek kardeşi/yeğeni gibi iki kız çocuğunun saçlarını ve sırtlarını okşayarak sevdiğini, onlara yaşlarını sorduğunu, cinsel bir amacının bulunmadığını, zaten çocukların hemen kalkarak ayrıldıklarını savunmuştur.
V. GEREKÇE
1- Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Değerlendirmeler
Ayrıntıları Yüksek Ceza Genel Kurulunun 11.06.2013 tarihli ve 36-294 sayılı ile 22.04.2025 tarihli ve 308-180 sayılı kararlarında açıklandığı üzere;
Amacı somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, suçun işlenmesi ile bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de doktrin ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmı gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimalle sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir.
Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için, gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili te’lif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti ile vicdani kanaate ulaşılmasının, mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez.
2- Somut Olayda Hukuki Nitelendirme
Sanığın, suç tarihi itibarıyla dokuz yaşında olan katılan mağdurun, sırtına ve cinsel organına dokunmak suretiyle çocuğun cinsel istismarı suçunu işlediği iddia edilen olayda;
Görgüye dayalı bilgisi bulunmayan katılan mağdurun anneannesi tanık …’nin soruşturma aşamasında alınan ifadesinde; olayı mağdurdan duyduğu şekilde taciz olarak aktardığı, sanığın eylemlerinin mahiyetine ilişkin ise doğrudan bir anlatımda bulunmadığı; olayı hatırlayamadığı için mahkemece katılan mağdurun beyanı okunarak ifadesine başvurulan tanık …’in, eylemin katılan mağdurun anlattığı şekilde gerçekleştiğine dair dolaylı anlatımından bozma sonrasında döndüğü; tanıklar …, … ve …’in, olayın üzerinden geçen uzun süre nedeniyle mağdurun yanında bulunup bulunmadıklarını hatırlamadıkları; tanık …’in olay yerinde bulunmadığı; katılan mağdurun kardeşi tanık …’in ise olayı görmeyip sonradan öğrendiğini beyan ettiği ve sanığın da özü itibarıyla cinsel amacı olmaksızın katılan mağdurun saçını ve sırtını kardeşi/yeğeni gibi sevdiğine ilişkin, aksi kanıtlanamayan savunmaları karşısında, mahallinde ikame olunan ve tartışılan delillerin, gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen ortadan kaldırılması ve sanığa isnat edilen çocuğun cinsel istismarı suçuna ilişkin iddiaya konu eylemi gerek işlediği, gerek sanık tarafından ikrar edilen saçların ve sırtın sevilmesi davranışlarını cinsel saikle işlediği yönünde vicdani kanaat oluşması için yeterli olmadığı anlaşılmakla in dubio pro reo/şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince ispat edilemeyen suçtan beraat kararı verilmesi gerektiği kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Ceza Genel Kurulu Üyesi; itirazın kabulüne karar verilmesi gerektiği görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
VI. KARAR
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
2- Dosyanın, Eskişehir 2. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 15.10.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.

Mağdurun Tutarlı Beyanları, Tıbbi Bulgular ve Sanığın Tevil Yollu İkrarı Karşısında Nitelikli Cinsel İstismar Suçu Sabit Olup Mahkumiyet Hükmü Kurulmalıdır

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2024/275 E. – 2025/150 K., 09.04.2025 T.

Kararın Özeti

Sanık, evli olduğu kadının ilk evliliğinden olan müşterek konuttaki erkek çocuk mağdura yönelik zincirleme şekilde çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunu işlediği gerekçesiyle Bakırköy 9. Ağır Ceza Mahkemesince 30 yıl hapis cezasına çarptırılmıştır. İstinaf ve temyiz incelemelerinden geçerek onanan bu hükme karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı; mağdurun anlatımlarının çelişkili olduğunu, fiilin parmakla mı yoksa cinsel organla mı yapıldığının netleşmediğini ve mahkumiyete yeter kesin tıbbi delil bulunmadığını ileri sürerek itiraz yoluna başvurmuştur. Dosyayı inceleyen Yargıtay Ceza Genel Kurulu; mağdur ile sanık arasında iftira atılmasını gerektirecek bir husumetin bulunmamasını, uzman raporlarında mağdurun olayı kurgulayacak bir zihinsel yapıda olmadığının belirlenmesini, fiziksel muayenedeki anal sfinkter tonusu gevşekliğini ve sanığın “bölgesel örf gereği şaka yollu dokunma” şeklindeki tevil yollu ikrarını bir bütün olarak değerlendirerek sanığın suçunun sabit olduğuna karar vermiş ve Başsavcılık itirazını oy çokluğuyla reddetmiştir.

Yargıtayın Gerekçesi

Ceza muhakemesinde maddi gerçeğe ulaşırken her ne kadar “şüpheden sanık yararlanır” ilkesi (in dubio pro reo) geçerli olsa ve mahkumiyet kesin ispata dayanmak zorunda bulunsa da, somut olaydaki deliller muhtemel şüpheyi tamamen ortadan kaldıracak niteliktedir. Mağdur çocuk ile üvey babası olan sanık arasında eskiye dayalı, haksız isnatta bulunmayı haklı kılacak bir husumet tespit edilememiştir. Adli Tıp Kurumu raporları ve pedagog heyeti mütalaaları, mağdurun ruhsal ve zihinsel gelişiminin olayı kurgulamaya elverişli olmadığını, beyanlarına itibar edilmesi gerektiğini ve çocukta Travma Sonrası Stres Bozukluğu geliştiğini ortaya koymuştur. Mağdurun aşamalardaki anlatımları özü itibarıyla tutarlı ve birbirini tamamlar niteliktedir. Tıbbi boyutta ise, anal muayenede saptanan anal sfinkter tonusu gevşekliği her ne kadar başka fizyolojik sebeplere bağlı olabilse de somut olayda kronik fiili livata iddialarını destekleyen bir bulgu olarak ağırlık kazanmıştır. Son olarak sanığın savunmasında, yöresel alışkanlıklara sığınarak çocukların cinsel bölgelerine şaka ve şefkat amacıyla dokunduğunu beyan etmesi, suçun fiziki unsurunu kabul eden tevil yollu bir ikrar mahiyetindedir. Tüm bu deliller birlikte değerlendirildiğinde, suçun sübutuna ilişkin yerel mahkeme kabulü mantık ve hukuk kurallarına uygundur.

“Katılan mağdurun tüm aşamalarda üvey babası olan sanığın kendisine yönelik cinsel davranışlarda bulunduğuna ilişkin beyanlarının ana hatlarıyla birbiriyle uyumlu olması, adli tıp uzmanlarınca katılan mağdur hakkında düzenlenen raporlarda sfinkter tonusu gevşekliğinin fiilî livata bulgularından olduğuna yer verilmesi ve sanığın soruşturma aşamasında alınan savunmasında… ifadelerine yer vermek suretiyle tevil yollu ikrarda bulunması hususları bir bütün hâlinde değerlendirildiğinde; sanığın katılan mağdura yönelik eylemlerinin sabit olduğu kabul edilmelidir.”

Değerlendirme

Bu karar, cinsel istismar gibi genellikle dört duvar arasında, tanığı bulunmayan ve fiziki delil bırakılması zor olan suç tiplerinde delillerin nasıl serbestçe değerlendirilip anlamlandırılacağına dair çok önemli bir kılavuz niteliğindedir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, katı bir şekilcilikle mağdurun parmak/organ ayrımındaki ifadelerini ve kesin tıbbi izlerin (yırtık, skar) yokluğunu öne sürerek beraat talep etmişse de, Genel Kurul hayatın olağan akışını ve çocuk psikolojisini gözeten isabetli bir yaklaşım sergilemiştir. İstismara uğrayan bir çocuğun adli makamlar önündeki anlatımlarında yaşadığı travma ve korku nedeniyle bazı ikincil detaylarda çelişki barındırması, beyanının özünü sakatlamaz. Kaldı ki, sanığın Erzurum yöresi kültürünü öne sürerek çocukların cinsel organlarına “şaka yollu dokunduğunu” itiraf etmesi, haksızlık içeriğini meşrulaştırmaya yetmeyecek, aksine mağdurun fiziksel temas iddialarını doğrulayacaktır. Tıbbi rapordaki gevşeklik bulgusunun psikolojik travma teşhisi ve tutarlı çocuk beyanıyla birleşmesi, masumiyet karinesinin sınırlarını zorlayan cinsten mutlak bir vicdani kanaat oluşturmuştur. Yüksek mahkeme, ceza adaletinin sağlanması ve çocukların korunması adına delil bütünlüğünü doğru okumuştur.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2024/275 E. – 2025/150 K. Sayılı İlamı Tam Metni

“İçtihat Metni”

KARARI VEREN
YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2187-2590

I. HUKUKÎ SÜREÇ
Sanığın çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 103/2-son, 103/3-c, 43/1, 61/7, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 30 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Bakırköy 9. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 17.10.2022 tarihli ve 258-582 sayılı hükmün, sanık müdafii ve katılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 25. Ceza Dairesince 28.12.2022 tarih ve 2187-2590 sayı ile istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.

Bu kararın da sanık müdafii ve katılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 14.06.2023 tarih ve 3951-4240 sayı ve oy çokluğu ile onanmasına karar verilmiştir.
II. İTİRAZ SEBEPLERİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 21.12.2023 tarih ve 23567 sayı ile; “…Sanığın atılı suçu işlediğine dair tıbbi bir delilin ve görgüye dayalı tanık anlatımının bulunmadığı, olayın tek delilinin suçun mağduru olan …’ın anlatımlarının olduğu, mağdurun resmi makamlar önündeki oluşa ilişkin anlatımlarının kendi içinde çelişkili olduğu, keza dayısı ve anneannesi olan tanıklar ile annesi olan katılana anlattığı oluş şeklinin de resmi makamlar önündeki anlatımlarına uymadığı, mağdurun anlatımlarından sanığın parmağıyla mı yoksa cinsel organı ile mi eylemi gerçekleştirdiğinin anlaşılamadığı, bazen görmüş gibi, bazen kanaate dayalı imiş gibi anlatımlarda bulunduğu, bazen de sanığın kendi cinsel organı ile eylemde bulunduğu imasını taşıyan anlatımlarda bulunduğu, tanıklar ve katılanların olayları intikale götüren sürece ilişkin beyanlarının da kendi içlerinde çelişkiler barındırdığı gözetildiğinde, mağdurun aşamalarda değişen ve çelişen anlatımlarına itibar edilmek suretiyle sanığın mahkumiyetine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğu, mahkumiyet hükmüne yönelik istinaf istemlerinin kabulü yerine esastan reddine karar verilmesi nedeniyle bölge adliye mahkemesi kararının bu nedenle bozulması gerektiği düşüncesi ile Yüksek Dairenin onama kararına itiraz etmek gerekmiştir.” görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9.Ceza Dairesince 15.02.2024 tarih ve 14078-1246 sayı ve oy çokluğu ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
III. UYUŞMAZLIK KAPSAMI VE KONUSU
Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın katılan mağdura yönelik eylemlerinin sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
IV. OLAY VE OLGULAR
İncelenen dosya kapsamından;
Sanık ve katılan mağdurun annesi katılan …’ın 04.08.2018 tarihinde evlendikleri ve 06.09.2019 tarihinde bir çocuklarının olduğu, sanığın ilk evliliğinden tanıklar … ve…, katılan …’ın ilk evliliğinden ise katılan mağdur …’in dünyaya gelmiş oldukları,
24.06.2020 tarihinde Dr. … tarafından katılan mağdur hakkında düzenlenen raporda; “14 Mayıs 2020 tarihinde Cumhuriyet Savcısı … tarafından Whatsapp uygulaması aracılığıyla tarafıma iletilen ve yeğeni … …’e ait olduğunu sonradan öğrendiğim görüntüler (rektal bölgeye ait olan) tarafımca fiili livata açısından değerlendirilmiş olup, fiili livata ile/lehine uyumlu bulguların varlığı konusunda görüş bildirilmiştir. Ayrıca ileri değerlendirme açısından adli tıp hekimi tarafından değerlendirilebileceği kanaati bildirilmiştir. Durum bildirir hekim raporudur.” şeklinde bilgilerin yer aldığı,
26.06.2020 tarihinde adli tıp uzmanınca katılan mağdur hakkında düzenlenen genel adli muayene raporuna göre; sfinkter tonusunun gevşek olduğu, ekimoz, çatlak ve yırtık görülmediği, sfinkter tonusu gevşekliğinin fiilî livata bulgularından olduğu,
Bila tarihli … Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Anabilim Dalı Dr. Öğr. Gör. … tarafından katılan mağdur ve tanık … hakkında düzenlenen raporda; “…, 22/06/2020 tarihinde annesi refakatinde polikliniğimize başvurmuştur. Alınan öyküden; anne ve babasının ayrı olduğu, annesinin 2 yıl önce … ile evlendiği, o zamandan beri İstanbul’da annesi, … ve çocukları ile kaldığı, psikososyal gelişiminin normal olduğu, okuma yazmayı 1. sınıfta öğrendiği, 6. sınıfa geçtiği öğrenilmiştir. … ile yapılan klinik değerlendirmede; iletişim becerileri göz önünde bulundurularak yaşıtları arasında normal zekâ düzeyinde olduğuna karar verilmiştir. Verilen bilgilerden annesinin eşi …’in yaklaşık 2 yıldır hemen her gün olan özel bölgelere dokunma, annesinin evde olmadığı zamanlarda şortunu indirip arkadan parmaklarını birleştirip elleme, göğsünü sıkma, sertçe vurma şeklinde davranışları olduğu, …’ın iki aydır anneannesinin yanında kaldığı, bu davranışların tekrarlayacağı korkusuyla eve dönmek istemediği, gün içinde yaşanan olayların aklına geldiği, gece uykuya dalmakta güçlük çektiği, uykusundan sıçrayarak uyandığı, tedirgin olduğu, ders başarısının düştüğü öğrenilmiş olup bu bilgiler ışığında …’ya ‘Travma Sonrası Stres Bozukluğu’ tanısı konularak gerekli tedavi başlanmış, poliklinik takibine alınmıştır. …’in oğlu … … ile psikiyatrik görüşme yapılmıştır. Yapılan görüşmede; babasının kendisine karşı rahatsız edici davranışı olmadığı, küçüklüğünde koluna, göbeğine dokunma tarzında şakalar yaptığı artık büyüdüğü için yapmadığını ifade etmiştir. … …’in muayenesinde aktif patoloji saptanmamış olup görüşmede savunucu davranmış olabileceği düşünülmüştür.” şeklinde bilgilerin yer aldığı, 03.07.2020 tarihli bilirkişi raporunda; sanığın kullandığı materyal üzerinde yapılan incelemede çocuk istismarı ile ilgili bir veriye ulaşılamadığının bildirildiği,
06.10.2021 tarihli 6. Adli Tıp İhtisas Kurulunca düzenlenen raporda; katılan mağdurun iddia edilen son olay tarihinden üç ay sonra 26.06.2020 tarihinde Adli Tıp Uzmanı Dr. … tarafından diz dirsek pozisyonunda yapılan anal muayenesinde; sfinkter tonusunun gevşek olduğunun, ekimoz, çatlak ve yırtık görülmediğinin, sfinkter tonusu gevşekliğinin fiilî livata bulgularından olduğunun bildirildiğinin, kişinin hazır edilememesi nedeniyle Kurulca muayenesinin yapılamadığının, iddia edilen son olay tarihinden 3 ay sonra 26.06.2020 tarihinde yapılan anal muayenesinde tarif edilen anal sfinkter tonusu gevşekliğinin kronik livataya maruz kalmış kişilerde görülmesi beklenen bulgulardan olduğunun ancak bu durumun tespitinin muayeneyi yapan kişinin deneyimine, mağdurun muayene esnasındaki defekasyon ihtiyacına (antrumun dolu olması) göre değişebildiğinin ve anal manometri incelemesi yapılarak desteklenmesi gerektiğinden kronik livatanın kesin delili olarak değerlendirilmesinin tıbben uygun olmadığının, ayrıca bu durumun anal yoldan cinsel istismar ile olabileceği gibi anal yoldan cinsel istismarın gerçekleşmediği durumlarda (kişiye özgü anatomik yapı, dışkılama farklılıkları (ishal, kabızlık vs) gibi fizyolojik özellikler veya var olan bir hastalığa bağlı olarak) da meydana gelebileceğinin, anal yolla cinsel istismar sonrası görülmesi beklenen ekimoz, mukoza veya sfinkter yırtığı gibi travmatik değişimlerin olaydan kısa bir süre sonra iz bırakmaksızın kaybolabileceği gibi, kişinin yaşı, fizik gelişimi, olay sırasında penis girişini kolaylaştırıcı kaygan madde kullanımı ile hile, tehdit gibi nedenlerle direncinin kırıldığı durumlarda anal sfinkterin çok büyük travmatik değişim olmaksızın penisin girişine müsait olacak şekilde genişleme yeteneğinin bulunmasının da tıbben mümkün olduğunun, olay tarihinde yapılmış bir anal muayenesinin bulunmaması ve son olay tarihinden yaklaşık 19 ay geçmiş olması hususları birlikte değerlendirildiğinde; katılan mağdurun mağduru bulunduğu cinsel istismar eylemine ilişkin fiili livata bulgu/bulgularının tespit edilemeyebileceğinin, olayın adli tahkikat ile aydınlatılmasının uygun olduğunun, kişinin hazır edilememesi nedeniyle kurulca muayenesinin yapılamadığının, sorulan hususlarda görüş bildirilebilmesi için katılan mağdurun yaşadığı iddia edilen olayla ilgili psikiyatrik muayenesinin yapılması gerektiğinin dolayısıyla CD görüntüleri üzerinden bir değerlendirme yapılamadığının, bu nedenle katılan mağdurun 2020 yılı mart ayı ve iki yıl öncesinde mağduru bulunduğu olayda beyanlarına itibar edilip edilemeyeceği hususunda görüş bildirilemeyeceğinin mütalaa edildiği,
08.07.2022 tarihli Adli Tıp Kurumu 6. Adli Tıp İhtisas Kurulunca düzenlenen rapora göre; katılan mağdurla yapılan görüşmede; olay sorulduğunda, “Annem babamdan ayrıldı. … … …’la evlendi. … ve … (çocukları) ile bizde yaşamaya başladılar. Evliliklerinden … isimli (şu an 2,5 yaşında) bir erkek çocukları oldu. Annemle evlendikten 1 ay sonra beni bacaklarının arasına sıkıştırıyordu. Elini sokup sokup çıkarıyordu. Tırnaklarını hissediyordum. Şortunu çektiğini görüyordum. Islaklık hissettim. Mememi, pipimi, popomu okşuyordu. ‘Bu benim seni sevme şeklim, aramızda kalsın’ diyordu. Ben de ‘Dayıma söylerim.’ diyordum. Dayım Savcı. ‘Bana savcı sökmez, seni, anneni öldürürüm.’ diyordu. Anneme söyledim. Annem onu uyardı ama yine gizli gizli yapıyordu. … olunca yapmaz diye düşündüm. Yapmaya devam etti. Anneme, dayıma ve anneanneme söyledim. Dayım savcı, şikayetçi oldu. Sonradan …’e de yaptığını öğrendim. Kilo almaya başladım. Derslerim düştü. Utanıyorum. Konuşmak, anlatmak istemiyorum. Adam nerede bilmiyorum. En ağır cezayı almasını istiyorum.” şeklinde ifade ettiği, katılan mağdurun beyanlarına itibar edilmesine engel olacak mahiyet ve derecede herhangi bir akıl hastalığı veya zekâ geriliği saptanmadığı, dolayısıyla katılan mağdurun 2020 yılı Mart ayı ve iki yıl öncesinde mağduru bulunduğu olayda beyanlarına itibar edilmesine engel tıbbi bir neden bulunmadığı,
Bila tarihli sanık müdafiinin talebiyle … Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı … Prof. Dr. …, Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. …, Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi … imzalı, katılan mağdura yönelik düzenlenen rapora göre; tıbbi belgelerde akut fiilî livatanın tıbbi bulguları olan anal bölgede ekimoz, kanamalı yırtık ve enkoprezis (büyük abdestini kaçırma) ile birlikte seyreden anal sfinkter felci bulgularına, katılan mağdurda olduğu belirtilen anal sfinkter tonusu azalmasının tek başına akut fiili livata eyleminin kesin kanıtı olamayacağı, anal sfinkter tonusu azalmasının başka tıbbi faktörlere bağlı olarak da gelişebileceği, kronik fiili livata bulguları olan anal mukozada düzleşme ve kalınlaşma, pililerde silinme, skar dokusu, eski ve yeni laserasyonlar, anal dilatasyon gibi tıbbi bulgularla ilgili herhangi bir tıbbi kaydın olmadığı, ekimoz, çatlak ve yırtık görülmediği, bu cihetle tek başına anal sfinkter tonus azalmasının akut ve kronik fiilî livatanın kesin bir bulgusu olarak değerlendirilemeyeceği, yine Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Doktora Öğretim Üyesi … tarafından yapılan inceleme sonucunda; katılan mağdurun 25.06.2020 tarihli yazılı ifadesindeki anlatımının ve anlatımda geçen kavramların yaşı ile uyumlu olup olmadığının, birbiriyle çelişkili olup olmadığının belirlenebilmesi katılan mağdurun mental durumu, bilişsel gelişim düzeyi, ruhsal muayene belirtileri gibi psikiyatrik değerlendirme yapılması gerektiği, bu değerlendirme yapılamadığı için söz konusu değerlendirme ile ilgili herhangi bir kanaate ulaşılamadığı,
15.02.2021 tarihinde katılan mağdurun talimat beyanının alınması sırasında hazır bulunan rehberlik öğretmeni bilirkişinin beyanına göre; katılan mağdurun olayı kurgulayacak bir şekilde zihinsel gelişime sahip olmadığı, beyanlarına itibar edilebileceği, olaydan psikolojik olarak olumsuz şekilde etkilendiği, ömrünün geri kalanında bu olayın yaralarını taşıyabileceği ve psikolojik destek alması gerektiği,
Tanık … tarafından Bakırköy 9.Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığına hitaben yazılan 21.09.2020 havale tarihli dilekçesinde; babasının iyi bir insan olduğunu, sanık hakkındaki tüm kötü ifadelerinin tanık …’ın yönlendirmesi sebebiyle olduğunu belirttiği,
Tanık … tarafından sunulan dilekçede; katılan mağdurun yeğeni olduğunu, Cumhuriyet savcısı olarak görev yaptığını, katılan mağdurun, annesi ve sanığın evliliklerinin ortalarında tırnak yemeye, aşırı kilo almaya ve uykularında sıçramalar yaşamaya başladığını, yine katılan mağdurun sürekli kendilerinde kalmak istediğini ve eve gitmek istemediğini, mayıs ayında katılan mağduru alıp Sakarya’daki köylerine götürmek istedikleri için yola çıktıklarını ancak İstanbul’a vardıklarında yoruldukları için bir akşam İstanbul’daki evlerinde kalmaya karar verdiklerini, katılan mağdurun annesinin katılan mağduru çok özlemesi sebebiyle de bir geceliğine onu annesine bıraktıklarını, geri aldıklarında katılan mağdurun çok sinirli ve agresif olduğunu, bunun üzerine annesi tanık …’den katılan mağdurun poposuna bakmasını rica ettiğini, poposuna baktığında makat bölgesinde kırmızılıkların, aşağı yukarı çizgi şeklinde yırtıkların ve peçete parçalarına benzer kaygan sarı parçacıkların bulunduğunu gördüklerini, bunun üzerine çektiği fotoğrafları doktor olan arkadaşına whatsapp üzerinden gönderdiğini, bunun büyük olasılıkla istismardan kaynaklı olabileceğini öğrendiğini, katılan mağdura farklı yöntemlerle bu hususu sorduğunu ancak katılan mağdurun poposunun pişik olduğunu, herhangi bir şey olmadığını söylediğini, ailesinin yanına döneceği gün sahilde yürüyüş yaparlarken katılan mağdurun, kendisini kenara çekip çok utandığını, yıllarca çok büyük dert taşıdığını söylediğini, sanığın evliliğin ikinci ayından itibaren annesi …’ın olmadığı zamanlarda yalnız kaldıklarında yanına gelerek külodunu aşağıya kadar sıyırdığını, çok sert bir şekilde canını acıtarak elini poposunun içinden makatının en derinlerine kadar soktuğunu, bunu yaparken arkasına bakamadığını, ancak sanığın soktuğu şeyin eli olduğunu düşündüğünü, bunu ilk yaptığında “Poponda bir şey var alacağım.” dediğini, sanığın belirtilen eylemlerinin 2020 Şubat ayına kadar devam ettiğini, bu olayın 6-7 defa daha yaşanmış olabileceğini, sanığa “Baba bunu neden yapıyorsun?” diye sorduğunda sanığın “Bu benim sevme şeklim. Erkek erkeğe yapıyoruz.” dediğini, sanığın söz konusu eylemleri genelde evde kimsenin olmadığı zamanlarda gerçekleştirdiğini, bir keresinde çocuk odasında abisi tanık …’in olmasına rağmen oturma odasında sanığın belirtilen eylemi gerçekleştirdiğini, evlerinin büyük olması sebebiyle tanık …’in bunu duymamış olabileceğini, sanığın her yaptıktan sonra “Aramızda kalsın. Annene söyleme. Seni çok şımartmışlar. Dayını döverim. Kimseye söyleme!” diyerek uyarılarda bulunduğunu, yine annesi yokken sanığın, memelerini ve poposunu okşadığını, bazen de cinsel organını çok sert bir şekilde çektiğini, canının acıdığını, tüm bu okşama ve çekmelerinin yüzlerce defa tekrarlandığını, annesinin yanında sanığın bu okşama ve sıkıp çekmelerini şaka yapar gibi yapmaya devam ettiğini, annesinin sanığı yapmaması hususunda uyardığını ancak sanığın, “Ne var bunda. Şaka yapıyorum.” dediğini, oğlu olan katılan mağdurun sanık tarafından anal bölgesine parmak sokmak suretiyle istismara uğradığını anlattığını, kendisinin arada sanık …’ın katılan mağdur …’in memelerini okşayıp pipisini sıkıp çekmelerini gördüğünü ve sanığı uyardığını, sanığın ise şaka olarak yaptığını söylediğini, tanık …’in 14 yaşında olmasına rağmen ayda bir defa kakasını altına kaçırması sebebiyle istismara uğradığı düşüncesine kapıldıklarını ve …’in de kendilerine istismara uğradığını anlattığını, sanıktan şikâyetçi olduğunu,
Belirttikleri, anlaşılmaktadır.
Katılan mağdur …; üvey babası olan sanığın, poposunu ellediğini ve elini poposuna sokup çıkarttığını, bu eylemlerin beş altı kez gerçekleştiğini, olayın ilk ne zaman yaşandığını hatırlamadığını, 5. sınıfa giderken olabileceğini, 4. sınıftayken de sanığın, cinsel organını ellediğini, sanığın kendisini okuldan almaya geldiğinde cinsel organını kıyafetleri üzerinden avuçladığını, bu eyleme gerek annesi katılan … gerekse abisi tanık …’in şahit olduklarını, sanığın poposuna dokunduğunda “Bu aramızda kalsın. Kimseye söyleme!” dediğini, ayrıca üstü çıplakken veya giyinikken memelerini ellediğini, bu eylemleri evde yalnız olduklarında oturma odasında yaptığını, kendisinin o sırada cep telefonuna baktığını ve sanığın “Poponda bir şey var onu alacağım.” dediğini, kıyafetlerini aşağıya indirdiğini ve eli olduğunu düşündüğü bir şeyi poposuna soktuğunu, bu kanıya tırnaklarını hissetmesi sebebiyle vardığını, söz konusu eylemin iki veya üç sefer yaşandığını, sanığın, annesi evde yokken bu eylemleri gerçekleştirdiğini, abisi olan tanık …’in evde olduğunu ancak odasında bulunduğu için kendileri görmediğini, en son 2020 yılı Mart ayında evde bu olayın yaşandığını, evde abisi tanık …’in bilgisayar oynadığını ve kendilerini görmediğini,
Katılan …; oğlu olan katılan mağdurun eve gelmek istemediğini, bilhassa üvey babasına karşı böyle davrandığını, sebebini sorduğunda katılan mağdurun ağlayıp terlediğini, dayısı olan tanık …’ın katılan mağdur ile konuştuğunu, katılan mağdurun, ona babası olan sanık … tarafından evliliğin ikinci ayından itibaren Şubat 2020 yılına kadar nitelikli bir biçimde cinsel istismarda bulunulduğunu anlattığını,
Tanık … savcılıkta; kız kardeşinin oğlu olan katılan mağdur …’ın son zamanlarda birtakım psikolojik rahatsızlıkları olduğunu hissettiklerini, bu kapsamda birlikte yaşadığı üvey babası olan sanık …’ın evine gitmek istememesinin dikkatini çektiğini, bunun üzerine katılan mağdur ile konuştuklarında katılan mağdurun sanık olan üvey babasının elini anal bölgesine sokarak istismarda bulunduğunu anlattığını, bunları anlatırken ağladığını, bu arada aynı evde yaşayan yine sanığın öz oğlu olan tanık …’e de bu konu ile ilgili sorular sorduğunu, tanık …’in de sanığın kendisini ellediğini ve organ soktuğunu anlattığını,
Tanık …; torunu olan katılan mağdurun, sanık ile annesi evlendikten sonra tırnaklarını yemeye, kilo almaya ve gözlerinin altının çukurlaşmaya başladığını, keza son zamanlarda katılan mağdurun kendi evinde kalmak istemediğini, sürekli kendilerinde, dayısı ya da teyzesinde kalmak istediğini, ancak sebebini sorduklarında herhangi bir sebep söylemediğini, sonrasında katılan mağdurun ilk önce dayısı tanık …’a daha sonra da kendisine sanık tarafından istismara maruz kaldığını anlattığını,
Beyan etmişlerdir.
Sanık …; katılan mağdur …’in iki yıl önce evlendiği katılan …’ın önceki evliliğinden çocuğu olduğunu, çocuklarına karşı olumsuz bir davranışın söz konusu olamayacağını, memleketi olan Erzurum yöresinde çoğunlukla olduğu gibi çocukları severken vücutlarının belli yerlerine, bazen de şaka amacıyla erkek çocuklarının cinsel bölgelerinin ön taraflarına dokunduğunu, ancak bu dokunmalarının şefkat ve sevgi amacıyla olduğunu, bunun dışında katılan mağdura arka kısımdan herhangi bir şekilde dokunmasının söz konusu olmadığını, böyle bir şeyi kesinlikle kabul etmediğini, belirttiği dokunma şeklini aile üyelerinin bulunduğu ortamda gerçekleştirdiğini ve kötü niyetinin olmadığını, katılan mağdurun anneannesi, dedesi ve dayısına çok düşkün olduğunu savunmuştur.
V. GEREKÇE
Anayasa’nın 138/1. ve CMK’nın 217/1. maddeleri ile Anayasa’nın 38. ve İHAS’ın 6/2. maddeleri sarahatine göre ispat hukuku bakımından vicdani kanaat esasını benimseyen Ceza muhakememizin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir.
Vicdani kanaate ulaşılması, isnat olunan fiilin ispatlandığı anlamına gelir. Bu nedenle, vicdani kanaat hukuki sorunla değil, maddi sorunla ilgili bir kavramdır ve vicdani kanaate ulaşacak makam da maddi uyuşmazlığı çözmeye yetkili derece mahkemeleridir. Hukuki sorunun çözümünde vicdani kanaat ölçütü kullanılamaz. Çünkü; hukuki sorunun doğru çözümü, maddi olaya uygulanması gereken hukuk kurallarının doğru bulunması ve doğru yorumlanması ile ilgilidir.
Vicdani ispat sisteminde hâkimler, hür vicdanlarına göre hüküm verirler. Her türlü delil aracı, kural olarak kullanılabilir ve bunlar serbestçe değerlendirilir. Ancak bu serbestliğin sınırını yine hukuk belirler. Nitekim, Anayasa’nın 138/1. maddesine göre hâkim, vicdani kanaatini oluştururken, Anayasa’nın, kanunların ve hukukun çizdiği çerçevede kalmak zorundadır. Delil araçlarının ne zaman ve kimler tarafından ikame edilebileceği, bunların muhakemede tabi tutulacakları işlemler, delil aracı ikame taleplerinin hangi şartlarda ret olunabileceği, çelişme yönteminin nasıl hayata geçirileceği, delil aracı yasaklarının neler olduğu gibi konular hukuk tarafından düzenlenir (Feyzioğlu, s. 357).
Kural olarak delillerle doğrudan temas kurmayan ve öğrenme yargılaması yapamayan Yargıtayın, hukuka uygun olarak elde edilen delilleri takdir etme ve bu suretle ilk derece mahkemelerinin vicdani kanaatini denetleme, aslında olayın nasıl cereyan ettiğini ortaya koyma imkanı bulunmamaktadır. Ancak hükmün gerekçesini esas alarak, bu delillerle varılan sonucun/kabul edilen maddi vakıanın, akıl yürütme/mantık kurallarına, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel kaidelere uygun olup olmadığını denetleyebileceğinde de kuşku yoktur. 288. maddenin Hükûmet Tasarısı’ndaki gerekçesinde bu duruma: “Delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde elbetteki hukuka aykırılık oluşturur.” denilerek işaret edilmiştir. Uygulama da bu şekilde istikrar kazanmıştır. Doktrinde Yenisey aynı düşünceyi; “Bir hukuk normu olmayan fizik ve mantık kuralları ve tecrübe kaidesi, bir hukuk normu gibi ele alınarak bunlara aykırı olan vicdani kanaatin denetlenmesine imkan sağlamaktadır.” (Feridun Yenisey, İstinafta Maddi Ve Hukuki Mesele Denetimi, Dr. Silvia Tellenbach’a Armağan, Seçkin Yayınları, s. 1282) diyerek benimsendiğini ifade etmiştir. Çünkü; sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır.
Ceza yargılamasında kanıt serbestliği ilkesi başlığı altında toplayabileceğimiz temel prensiplere göre; a) Her şeyin kanıt olabileceği (hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş), b) İlgililerin kanıt ileri sürebilecekleri, c) Hâkimin kendiliğinden kanıt araştırabileceği, (hatta zorunlu olarak araştırması gerektiği), d) Kanıt ileri sürmede zaman kısıtlaması olamayacağı, e) Kanıtlama külfetinin sanığa yüklenemeyeceği, f) Kanıt değerlendirmede hâkimi bağlayan üstün kanıtın söz konusu olmayıp hâkimin tüm kanıtları serbestçe değerlendirebileceği, (vicdani kanaat) ceza yargılamasının temel ilkeleridir. Bu ilkelerin birinden dahi vazgeçmek, ceza yargılamasının temel ilke ve yapısına aykırı davranmak anlamını taşır (YCGK, 08.04.1991 tarihli ve 81-111 sayılı).
Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmının gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimalle sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK, 11.6.2013 tarihli ve 36-294 sayılı).
Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için, gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili te’lif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti ile vicdani kanaate ulaşılmasının, mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde:
Katılan mağdurun üvey babası olan sanık tarafından birden fazla defa çocuğun cinsel istismarı suçuna maruz kaldığının İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesince kabul edildiği olayda;
Katılan mağdur ile sanık arasında iftira atmasını gerektirir bir husumetin bulunmaması, katılan mağdurun yaşadıklarını önce dayısı tanık …’a daha sonra diğer aile üyelerine anlatması ve tanık … vasıtasıyla olayın adli makamlara intikalini sağlaması,15.02.2021 tarihinde katılan mağdurun talimat beyanının alınması sırasında hazır bulunan rehberlik öğretmeni bilirkişinin beyanına ve aynı içeriğe sahip Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kurulunun 08.07.2022 tarihli raporuna göre olayı kurgulayacak bir şekilde zihinsel gelişime sahip olmayan ve beyanlarına itibar edilebileceği belirtilen katılan mağdurun tüm aşamalarda üvey babası olan sanığın kendisine yönelik cinsel davranışlarda bulunduğuna ilişkin beyanlarının ana hatlarıyla birbiriyle uyumlu olması, adli tıp uzmanlarınca katılan mağdur hakkında düzenlenen 26.06.2020 ve 06.10.2021 tarihli raporlarda sfinkter tonusu gevşekliğinin fiilî livata bulgularından olduğuna yer verilmesi ve sanığın soruşturma aşamasında alınan savunmasında; “Memleketim olan Erzurum yöresinde çoğunlukla olduğu gibi çocuklarımızı severken vücudunun belli yerlerine bazen de şaka yollu erkek çocuğunun cinsel bölgesine ön tarafına kıyafetlerinin üzerinden dokunduğum olmuştur. Ancak bunu sadece şefkat ve sevme amacıyla yapmışımdır.” ifadelerine yer vermek suretiyle tevil yollu ikrarda bulunması hususları bir bütün hâlinde değerlendirildiğinde; sanığın katılan mağdura yönelik eylemlerinin sabit olduğu kabul edilmelidir.
Bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanığın katılan mağdura yönelik eyleminin sabit olmadığı düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
VI. KARAR
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 09.04.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.

Süregelen Tehdit ve Baskı Altında İrade Serbestisi Ortadan Kalkan Mağdura Yönelik Eylemler Nitelikli Cinsel İstismar ve Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçunu Oluşturur

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2024/271 E. – 2025/430 K., 22.10.2025 T.

Kararın Özeti

Sanık hakkında, suç tarihinde 17 yaşında olan katılan mağdureye yönelik eylemleri nedeniyle Denizli 4. Ağır Ceza Mahkememelerince çocuğun nitelikli cinsel istismarı ve cinsel amaçla kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından mahkumiyet hükümleri kurulmuştur. Bu hükümler Yargıtay 9. Ceza Dairesi tarafından oy çokluğuyla onanmıştır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise taraflar arasında arkadaşlık ilişkisi bulunduğunu, eylemlerin rızaya dayalı olduğunu ve suçun “reşit olmayanla cinsel ilişki” suçunu oluşturacağını ileri sürerek onama kararına itiraz etmiştir. Dosyayı inceleyen Yargıtay Ceza Genel Kurulu, sanığın süregelen tehdit, fiziki baskı ve şantaj niteliğindeki eylemleri karşısında mağdurun iradi serbestisinin ortadan kalktığını kabul ederek, Başsavcılık itirazını oy çokluğuyla reddetmiş ve mahkumiyet kararlarını yerinde bulmuştur.

Hukuki Uyuşmazlığın Esası

Ceza Genel Kurulu önündeki temel uyuşmazlık; 15-18 yaş grubundaki çocuklara karşı işlenen cinsel eylemlerde rızanın hukuki geçerliliğidir. Kanun koyucu, TCK’nın ilgili maddeleri uyarınca bu yaş grubundaki çocuklara karşı yalnızca cebir, tehdit, hile veya iradeyi sakatlayan bir nedene dayalı eylemleri “cinsel istismar” kapsamında değerlendirmiştir. Eğer eylem tamamen cebir veya tehdit olmaksızın akran veya reşit biriyle rızai olarak gerçekleşmişse, reşit olmayanla cinsel ilişki suçu gündeme gelecektir. Somut olayda, ilk ilişkinin ardından mağdurenin ayrılmak istemesine rağmen sanığın sergilediği baskıların, rızayı sakatlayıp sakatlamadığı tartışılmıştır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun Gerekçesi

Yüksek mahkeme, mahkumiyet hükmünü şu somut delil ve hukuki gerekçelere dayandırmıştır:

  • İradeyi Sakatlayan Tehdit ve Şantaj Olgusu: Mağdurenin ayrılma talebi üzerine sanığın “Ayrılmak istiyorsan benimle yatacaksın”, “Adam tutup seni topuğundan vurdururum” şeklinde doğrudan ve üçüncü kişiler üzerinden sistematik tehditlerde bulunduğu net bir şekilde tespit edilmiştir. Sanık da kollukta bu tehdit mesajlarını korkutmak ve ayrılmasını engellemek amacıyla attığını ikrar etmiştir.
  • Fiziki Baskı ve Cebir Bulguları: Sanığın süreç içerisinde bir kafede mağdurenin kafasına ve sırtına vurarak fiziki baskı uyguladığı, bir diğer eylemde ise mağdure evden çıkmak istemesine rağmen kapıyı içeriden kilitleyerek hareket serbestisini kısıtladığı anlaşılmıştır.
  • “Kurtulma” Güdüsü ve Rızanın Yokluğu: Mağdurenin sonraki cinsel birliktelikleri, sanığın tehditlerinden, ailesinin veya kaldığı yurdun bu durumu öğrenmesi korkusundan kurtulmak ve “bu son olsun, bir daha beni rahatsız etmesin” düşüncesiyle kabul ettiği sabittir. Korku ve baskı altında verilen bir kabul, hukuken geçerli bir “rıza” olarak nitelendirilemez.
  • Çelişkili Sanık Savunmaları: Sanığın kovuşturma aşamasında tehdit ve darp olaylarını inkar eden savunmaları; kolluk ve sulh ceza hakimliği önündeki detaylı ikrarları ve dosyadaki mesaj tespit tutanakları karşısında suçtan kurtulmaya yönelik bulunarak reddedilmiştir.

Muhalif Kalan Üyelerin Görüşü (Karşı Oy)

Ceza Genel Kurulu Başkanı ve sekiz üye ise karara muhalif kalmıştır. Karşı oy gerekçesinde; mağdurenin hamile olduğunu öğrenene kadar adli makamlara başvurmaması, “aileler duymasa şikayetçi olmayacaktım” beyanı ve tehdit edildiğini iddia ettiği dönemde dahi sanıkla kafeterya gibi kamusal alanlarda iradi olarak görüşmeye devam etmesi öne çıkarılmıştır. Muhalif üyeler, mağdurenin iradesinin cinsel eylemler sırasında mutlak surette sakatlanıp sakatlanmadığı hususunda şüphe bulunduğunu ve bu şüphenin sanık lehine yorumlanarak eylemin reşit olmayanla cinsel ilişki suçu kapsamında kalması gerektiğini savunmuşlardır.

Genel Değerlendirme

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun bu kararı, cinsel suçlarda “görünürdeki rıza” ile “özgür iradeye dayalı rıza” arasındaki sınırı net çizmesi açısından oldukça kritiktir. Yüksek mahkeme, taraflar arasında geçmişe dayalı duygusal bir arkadaşlığın bulunmasını veya mağdurenin süreç içinde sanıkla bir araya gelmeye devam etmesini suçun vasfını değiştiren mutlak bir rıza göstergesi olarak kabul etmemiştir.

Karar, özellikle muhafazakar çevre baskısı veya yurt ortamında büyümenin getirdiği kırılganlıkla tehdit edilen çocukların, bu sarmaldan kurtulmak adına cinsel taleplere boyun eğmek zorunda kalmasını “teslimiyet” olarak okumuş; bu teslimiyeti hukuki bir rıza saymayarak çocuğun üstün yararını ve cinsel dokunulmazlığını koruyan genişletici ve isabetli bir irade analizine imza atmıştır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2024/271 E. – 2025/430 K. Sayılı İlamı Tam Metni

“İçtihat Metni”

KARARI VEREN
YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ : DENİZLİ 4. Ağır
SAYISI : 98-209

I. HUKUKÎ SÜREÇ
Sanığın, çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 103/1 maddesi delaletiyle 103/2, 62… . maddeleri uyarınca 6 yıl 8 ay hapis cezası; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan TCK’nın 109/1 maddesi delaletiyle 109/2, 109/3-f, 109/5, 62, 53… . maddeleri uyarınca 5 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Denizli 4. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 30.10.2014 tarihli ve 98-209 sayılı hükümlerin o yer Cumhuriyet savcısı, sanık müdafii ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 15.06.2023 tarih, 2860-4328 sayı ve oy çokluğu ile ; “.III. OLAY VE OLGULAR” başlıklı kısımda başkaca bir davaya dair olay ve olgulara yer verilmek sureti ile ”…Sanık hakkında rıza dahilinde kabul edilen ilk ve son eylemleri yönünden kamu davasıyla ilgili karar verilmediği anlaşılmakla, dava zamanaşımı süresi içinde mahkemece bu hususta hüküm kurulması mümkün görülmüştür.
Muhakeme safahatını yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede, iddia ve savunma ile tüm delillerin eksiksiz olarak kararda gösterildiği, hükmedilen cezaların nevi ve miktarları itibarıyla kanuni sınırlar içinde tayin edildiği anlaşıldığından, sanık müdafii ile katılan mağdure vekili ve o yer Cumhuriyet savcısının temyiz istemleri yerinde görülmemiştir.” gerekçesiyle hükümlerin onanmasına karar verilmiştir.
Daire Üyesi …; “..On sekiz yaşı içinde bulunan katılan mağdurenin anlatımları, sanığın savunmaları ve olayın kabul ediş biçimi ile dava dosyası kapsamına göre, sanığın suç tarihleri itibarı ile reşit olmayan katılan mağdure ile tanışıp bir süre arkadaşlık yaptıkları, değişik tarihlerde ve değişik yerlerde birden fazla buluşup cinsel ilişkide bulundukları, katılanın bu ilişkiden hamile kaldığını öğrenmesi üzerine sanıktan şikayetçi olduğu, sanık tarafından mağdureye gönderildiği kabul edilen mesaj içeriklerinin cinsel birlikteliğe zorlamaya ilişkin olduğuna yönelik mağdurenin soyut beyanı dışında delil bulunmadığı, sanığın ise mesajları kendisinden ayrılan mağdure ile arkadaşlıklarının devam etmesi için gönderdiği şeklinde kabul etmesi karşısında sanığın eylemlerinin bir bütün halinde 5237 sayılı Kanun’un 104 üncü maddesinin birinci fıkrası ile 43 üncü maddesinin birinci fıkralarına uygun reşit olmayan mağdure ile müteselsilen birden fazla cinsel ilişkide bulunmak suçunu oluşturduğu düşüncesiyle Sayın Çoğunluğun görüşüne iştirak etmemekteyim.” düşüncesi ile karşı oy kullanmıştır.
II.İTİRAZ SEBEPLERİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 10.11.2023 tarih ve 844 sayı ile;
Cumhuriyet savcısı, sanık müdafii ve katılan mağdure çocuk vekilinin temyiz talepleri üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 26.09.2017 tarihli ve 2015/844 sayılı tebliğnamesi ile; ‘…1)Katılan mağdure çocuğun anlatımlarına, sanığın savunmalarına ve olayı kabul ediş biçimine, dava dosyası kapsamına göre, sanığın suç tarihleri itibarı ile reşit olmayan katılan mağdure ile tanışıp bir süre arkadaşlık yaptıkları, değişik tarihlerde ve değişik yerlerde birden fazla buluşup cinsel ilişkide bulundukları, katılanın bu ilişkiden hamile kaldığını öğrenmesi üzerine sanıktan şikâyetçi olduğu, sanığın eylemlerinin bir bütün hâlinde TCK’nın 104/1, 43/1 maddelerine uygun reşit olmayan mağdure ile müteselsilen birden fazla cinsel ilişkide bulunmak suçunu oluşturduğu gözetilmeden yazılı şekilde çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan cezalandırılmasına karar verilmesi,
2) Katılanın sanıkla arkadaşlıklarına dayalı olarak rızası ile buluşup görüştükleri, değişik yerlerde cinsel ilişkide bulundukları, olayda kişiyi hürriyetinden yoksun kılmak suçunun unsurları oluşmadığı hâlde yazılı şekilde atılı suçtan cezalandırılmasına karar verilmesi…’, gerekçeleri ile hükümlerin bozulması talep edilmiştir.
İtiraz Nedenleri:
Somut olayda,Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin 15.06.2023 tarihli ve 2021/2860 Esas, 2023/4328 Karar sayılı ilamındaki ‘OLAY VE OLGULAR’ başlıklı bölümündeki bahsedilen dava dosyası kapsamı ile bağdaşmayan ilamın kendi içerisinde dahi çelişki oluşturan anlatımların düzeltilmesi,
Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin 15.06.2023 tarihli ve 2021/2860 Esas, 2023/4328 Karar sayılı çocuğun nitelikli cinsel istismarı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılmak suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerinin onanmasına dair kararının kaldırılması,
Denizli 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 30.10.2014 tarihli 2013/98 Esas, 2014/209 Karar sayılı kararına karşı Cumhuriyet savcısı, sanık müdafii ve katılan mağdure çocuk vekilinin temyiz talepleri ile ilgili olarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 26.09.2017 tarihli ve 2015/844 sayılı tebliğnamesi doğrultusunda hükümlerin bozulmasına karar verilmesi gerektiği,” görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 25.01.2024 tarih ve 13528-728 sayı ile itiraza konu kararın olay ve olgular başlıklı bölümünde sehven yer verilen ibarenin çıkartılarak yerine olaya uygun ibarenin eklenmesi sureti ile ”Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının gerekçenin (A) bölümündeki itirazının maddi hata olarak değerlendirilerek isteminin 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca kabulüne,” karar verilmiş, ”… Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 26.09.2017 Tarihli 2015/844 sayılı tebliğnamesi doğrultusunda Denizli 4. Ağır Ceza Mahkemesinin, 30.10.2014 tarihli ve 2013/98 Esas, 2014/209 karar sayılı kararının bozulması itirazına yönelik” itiraz nedenleri ise oy çokluğu ile yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
III. UYUŞMAZLIK KAPSAMI VE KONUSU
Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eyleminin çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunu mu yoksa reşit olmayanla cinsel ilişki suçunu mu oluşturduğunun, reşit olmayanla cinsel ilişki suçunu oluşturduğunun kabulü hâlinde ise dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediği ile kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun unsurlarının oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir.
IV. OLAY VE OLGULAR
İncelenen dosya kapsamından;
Süreçte tanzim olunan tahkikat ve kovuşturma evraklarında suç tarihinin 31.03.2013 tarihi olarak belirtildiği,
15.05.1995 doğumlu katılan mağdur …’ın suç tarihi itibarıyla 17… ay 16 gün yaşında olduğu, ailesinin Denizli iline bağlı Serinhisar ilçesinde ikamet ettiği, lise 12. sınıfta öğrenim görmesine müteakip dershane eğitimi nedeniyle Denizli il merkezinde bulunduğu ve MERNİS doğum tutanağına göre sağlık kurumu dışında dünyaya geldiği, doğumunun 17.05.1995 tarihinde babası tarafından nüfusa bildirildiği;
06.07.1984 doğumlu sanık …’in ise suç tarihinde Denizli’de ikamet ettiği, bir mobilyacıda çalıştığı, bekâr olduğu ve 28 yaşında bulunduğu,
Taraflar arasında olaydan önceye dayalı husumet bulunduğuna dair dosyaya yansıyan bir bilgi olmadığı fakat sanığın süreçte sunduğu 05.04.2013 tarihli dilekçesinde katılan mağdurun kendisini damat olarak istemeyen babasının baskısı ile şikâyetçi olduğunu belirttiği,
Katılan mağdurun başkaca bir sağlık problemi nedeniyle gittiği Denizli Devlet Hastanesinde 01.04.2013 tarihinde yapılan muayenede hamile olduğunun tespit edilmesi üzerine, olayın aynı gün adli mercilere intikal ettiği,
01.04.2013 tarihli ve katılan mağdur ile annesi … tarafından imzalanan rıza gösterme tutanağında; gerekli adli muayene ve raporlar için muayeneye rıza gösterdiklerinin, 02.04.2013 tarihli rıza gösterme tutanağında ise katılan mağdurun hamileliğinin sonlandırılmasını istediğini ve babası …’in de buna rıza gösterdiğini beyan ettiğinin belirtildiği,
Denizli Devlet Hastanesinin 01.04.2013 tarihli genel adli muayene raporunda; katılan mağdurun muayenesinde ”İU 6 mm GS” izlendiği; 02.04.2013 tarihli genel adli muayene raporunda ise vulvada darp, cebir izine rastlanmadığı, vajinit bulgularının mevcut olduğu, ultrasonografide 6 mm’lik gestasyonel sac ile uyumlu görünüm izlendiği, serum sonucuna göre gebe olduğu, ancak bu verilerle gebeliğin kaç günlük olduğunun belirlenemediği, belirlenmesinin zor olduğu,
AKBS sorgulamasına dair belgeye göre, sanığın ve katılan mağdurun beyanlarında adı geçen pansiyona 18.01.2011 tarihinde sanık … adına giriş yapıldığının belirlendiği,
Katılan mağdurun da imzasının bulunduğu, kollukça tanzim olunan 01.04.2013 tarihli mesaj tespit tutanağında; aynı gün Devlet Hastanesine tedavi amacıyla giden mağdurun 10 günlük hamile olduğunun bildirilmesi üzerine alınan beyanında, “… ile üç kez cinsel ilişkiye girdiğini, şahıstan davacı ve şikâyetçi olduğunu, 31.03.2013 günü cinsel ilişkiye girdikten sonra 01.04.2013 günü ise …’in kendisine kullanmakta olduğu …92 numaraya … 26 numaradan mesaj attığını, kendisinin kullandığı … 92 numaralı cep telefonuna gelen mesajın da rızası ile tutanağa geçirilmesini istediğini” beyan ettiği, telefonunda yapılan incelemede mesajlar bölümünde 01.04.2013 tarihinde saat 13.32’de …26 numaralı telefondan ”Dün boşaldım yine içine” şeklinde mesaj geldiğinin tespit edildiği,
02.04.2013 tarihli kolluk tutanağında; katılan mağdur ile sanığın ifadelerinde belirtilen kafenin tespit edildiği, işletmeci … …’ın söz konusu şahısları tanıdığını, bu kişilerin işlettiği kafeye ara sıra geldiklerini, 31.03.2013 tarihinde her iki şahsın iş yerine gelerek ikinci kata çıktıklarını, siparişlerini ikinci kata götürdüğünü, sonrasında iş yerinin kalabalık olması nedeniyle tekrar ikinci kata çıkamadığını ve iş yerinde kamera bulunmadığını beyan ettiğinin belirtildiği,
Denizli Devlet Hastanesinin 03.04.2013 tarihli raporu ve eki muayene evraklarına göre katılan mağdurun takriben 5-6 haftalık hamile olduğunun tespit edildiği,
Denizli Adli Tıp Şube Müdürlüğünün 03.04.2013 tarihli raporunda özetle; katılan mağdurun muayenede alınan öyküsünde “Son 1,5 aylık dönemde, ilkinde bir damla kanamanın olduğu ve en son pazar günü olmak üzere üç kez vajinal yoldan penis duhulü tanımladığı, herhangi bir kontrasepsiyon yöntemi olmadığını, son ilişki sonrası banyo yapmadığını ve kullandığı iç çamaşırının evde olduğunu, yıkanmadığını” ifade ettiğinin, öykü ile iç beden muayene bulgularına göre bakire olmadığının, anatomik yapısına rağmen hymende tanımlanan deflorasyonun on günden daha önceki bir zaman diliminde ereksiyon hâlinde penis ya da sair bir cismin duhulü ile husulünün mümkün olduğunun, 31.03.2013 tarihli yıkanmamış iç çamaşırının başkasına ait biyolojik materyal tespiti yönünden tetkikinin adlî tahkikat açısından önem arz ettiğinin, bildirildiği,
Adli Tıp Kurumu İzmir Grup Başkanlığının 26.04.2013 tarihli raporunda; müşteki ve embriyodan alınan örneklerin incelemesinin tamamlanarak sonuçların muhafaza altına alındığı, şüphelinin kimlik tespitinin yapılarak sevk edilmesi ya da şüpheliden alınacak kan veya kuru kan örneğinin gönderilmesi hâlinde DNA verileri ile mukayesesinin yapılabileceğinin bildirildiği,
Kastamonu Dr. Münif İslamoğlu Devlet Hastanesinin 30.10.2013 tarihli, radyoloji uzmanı tarafından düzenlenen raporda; 30.10.2013 tarihli çekim esas alınarak katılan mağdurun kemik yaşının on yedi yaş grubunda olduğunun, aynı hastanenin 21.02.2014 tarihli yazısı ekinde gönderilen ve aralarında radyoloji ile ortopedi ve travmatoloji uzmanlarının da bulunduğu dört kişiden oluşan 18.02.2014 tarihli sağlık kurulu raporunda da kemik yaşının on yedi yaş ile uyumlu olduğunun belirtildiği,
Adli Tıp Şube Müdürlüğünün 05.03.2014 tarihli raporunda; kemik yaşı gelişiminde ırk, beslenme, güneş ışığı maruziyeti, gebelik, eşlik eden metabolik ya da diğer hastalıklar gibi birçok çevresel faktörün belirgin etkisi bulunduğu, tıbbi literatür bilgileri ışığında, şahsın yaşının tespitinde doğduğu ve rutin takibinin yapıldığı tüm sağlık kurumlarında mevcut arşiv kayıt bilgilerinin, nüfus kaydı, okul kaydı gibi adli tahkikat bilgilerinin büyük önem arz ettiğinin göz ardı edilmemesi gerektiği, bununla birlikte raporda ayrıntıları belirtilen radyolojik bulguların 30.10.2013 tarihi itibarıyla 18 yaş sonu-19 yaş başlangıcı kadın cinsiyeti ile uyumlu olduğunun bildirildiği ,
Adli Tıp Kurumu 6 Adli Tıp İhtisas Kurulunun 24.01.2014 tarihli raporunda; 30.12.2013 tarihli muayene kaydında katılan mağdurun, ”Bekar, üniversite 1. sınıf Öğrencisi, … olayların ifadesinde olduğu gibi olduğunu, 10 haftalıkken kürtaj olduğunu, … ilk önce hamile kaldığı için polislerin geldiğini, aileler duyuyor olunca şikâyetçi olduğunu, yoksa şikâyet etmeyeceğini, o dönemde YGS’ye girecekken ailesinin öğrendiğini, biraz suçladıklarını, ailesiyle arasının şu ara normal olduğunu, biraz güven eksikliği olduğunu, artık kısıtladıklarını,… ileride evlilik düşünmediğini, derslerinin orta düzeyde olduğunu, vizelere çalışmadığını, içinden gelmediğini” söylediğinin, ruhsal durum muayenesinde görüşme sırasında ağladığı, duygu durumunun depresif, duygulanımının uygun olduğu, düşünce sürecinin normal, düşünce içeriğinde suçluluk, güvensizlik, anksiyete ve depresif temalı düşünceleri olduğu, zekâsının klinik olarak sınır mental kapasite düzeyinde olduğu, işlevselliğinin %70-80 düzeyinde bulunduğunun kaydedildiğinin de belirtildiği, 31.03.2013 tarihli olay nedeniyle ruh sağlığının bozulup bozulmadığı sorulan katılan mağdurda anksiyeteli depresyon tespit edildiği, ruh sağlığını bozacak mahiyet ve derecedeki bu psikiyatrik bozukluğun iddia edildiği gibi bir cinsel saldırıya bağlı olarak gelişebileceği gibi cinsel saldırı olmaksızın başka olay ve/veya olaylara bağlı psikososyal stres ve çatışmalar sonucu da ortaya çıkabileceği, bunlar arasında ayırım yapılamadığı, mahkemece cinsel saldırının gerçekleştiğinin sübutu hâlinde ruh sağlığındaki mevcut bozulmanın cinsel saldırıya bağlı geliştiğinin kabulünün uygun olacağının mütalaa olunduğu,
Adli Tıp Kurumu 6 Adli Tıp İhtisas Kurulu’nun 28.04.2014 tarihli raporunda; genetik, hormonal, coğrafik yaşam alanı, beslenme farklılıkları gibi etkenlere bağlı olarak değişkenlik gösterebilmekle birlikte, katılan mağdurun ”15.05.1995 doğum kaydına uygun gelişim gösterdiği, grafi çekim tarihinde (30.10.2013) 18 (onsekiz) yaşını bitirmiş olup 19 (ondokuz) yaşı içerisinde olduğu ve olay tarihinde (31.03.2013) 17 (onyedi) yaşını bitirmiş olup 18 (onsekiz) yaşı içerisinde olduğu ve 18 (onsekiz) yaşını bitirmediğinin” mütalaa olunduğu,
05.04.2013 tarihli dilekçesinde sanığın, mağdur ile üç ay önce tanıştığını, evlenmek istediği kız arkadaşı olduğunu, doğu kökenli olması ve yetiştirme yurdunda büyümesi nedeni ile babasının şahsını kendisine vermeyeceğini katılan mağdurun kendisine söylediğini, ayrıca çok sevdiğini, dört beş ay sonra onsekiz yaşına gireceğini, reşit olduğunda kendisi ile evleneceğini defalarca beyan ettiğini, pansiyonda buluşarak rızaları ile ilişkiye girdiklerini, her ne kadar kafasına ve sırtına vurmuş ise de bunun kafede yan masalara bakması nedeni ile kıskançlıktan olduğunu, mesajları çok sevdiği ve kaybetmekten korktuğu için çektiğini, hamile ise evlenmek isteğini, zaten ömürlük bir ilişkisinin olduğunu, kendisini damat olarak istemeyen babasının baskısı ile şikâyetçi olduğunu belirttiği,
Anlaşılmaktadır.
Katılan mağdur soruşturmada verdiği ifadelerinde özet olarak; sanığın yaklaşık bir buçuk aydır görüştüğü erkek arkadaşı olduğunu, adresini bilmediğini, …26 numaralı GSM hattını kullandığını, yaklaşık 28 yaşında olup bir mobilyacıda çalıştığını, tanışmalarını müteakip yüz yüze görüşmeye başladıklarını, tanıştıktan yaklaşık bir hafta sonra buluştuklarında sanığın cinsel yönden birlikte olmak istediğini, daha önce kimseyle birlikte olmadığını söylemesi üzerine sanığın “Sakin bir yere gidelim, gittiğimiz yerde sevişiriz.” dediğini, kabul ederek rızasıyla bir pansiyona gittiklerini, odada yatağa uzanıp öpüştüklerini, sanığın elbiselerini çıkararak atlet ve iç çamaşırıyla kaldığını, “Hadi sevişelim.” demesi karşısında “Yapmayalım.” dediğini, “Söz verdin, yapacaksın.” diyerek ısrarı üzerine razı olduğunu, sanığın erkeklik organını cinsel organına sokmak yönündeki isteğine izin vermediğini, fakat sadece ucunu sokacağını söylemesi üzerine buna rıza gösterdiğini, cinsel organından kan gelmediğini, ilk kez ilişkiye girdiğini, daha önce başkasıyla birlikte olmadığını, rızasıyla, herhangi bir kötü muamele, tehdit veya şiddet olmaksızın sanıkla ilişkiye girdiğini, pansiyondan çıktıktan sonra ise sanığın “Erkeklik organını tamamen soktuğunu, içine de boşaldığını” söylediğini, olanları kimseye anlatmadığını, sonraki günlerde sanığa ayrılmak istediğini söylediğini, sanığın ise “Ayrılamazsın, adam tutup seni topuğundan vurdururum, param var.” dediğini, “Tamam ne yaparsan yap.” diyerek cevap verdiğini, bir kaç defa kendisini aramışsa da yine de ayrılmak istediğini sanığa söylediğini, …30 numaralı GSM hattından kullandığı …92 numaralı telefonuna “Sen …’i üzmüşsün, biz de seni üzcez, gördüğümüz yerde topuğundan vurcaz.” diye mesaj aldığını ancak mesajı sildiğini, telefonun kime ait onu bilmediğini ve bu numaranın birkaç kez kendisini aradığını, arayan erkek ve kalın sesli bir şahsın kendisini tehdit ettiğini, şahsa “Neden böyle yapıyorsun?” diye sorduğunda “… bey öyle emretti.” diyerek cevap verdiğini, sanığın daha sonra cep telefonuna “Eğer senin peşini bırakmamı istiyorsan, tekrar benimle ilişkiye gireceksin.” şeklinde mesaj attığını, bu mesajı da sildiğini, sanıkla kendi isteği ile bir kafede buluştuğunu, sanığın “Benden kurtulmak istiyorsan, benimle tekrar yatacaksın.” dediğini ve oturdukları yerde birkaç defa eliyle kafasına vurduğunu, kabul etmediğini ve ayrılarak yurda gittiğini, iki gün sonra buluştuğu sanığın yine ilişkiye girmek istediğini, peşini bırakmasını istediği için kabul ettiğini, harabe hâlde bekar odası gibi tek katlı bir eve gittiklerini, ancak eve gittikten sonra ilişkiye girmekten vazgeçtiğini, sanığın ısrar ettiğini, “İlişkiye girelim bir daha seni rahatsız etmicem ne yaparsan yap.” demesi üzerine kabul ettiğini ve rızasıyla ilişkiye girdiğini, sanığın bir süre kendisini aramadığını fakat 31.03.2013 tarihinde arayıp buluşmak istediğini, meydanda buluşarak ismini bilmediği ama yerini gösterebileceği bir kafeye saat 18.30 sıralarında gittiklerini, kafenin üst katına çıktıklarında kendilerinden başka kimsenin olmadığını, bir arkadaşına borcu olduğunu sanığa söylediğini, sanığın “Borcunu öderim ancak benimle yine ilişkiye gireceksen.” dediğini, borcu ödemesi karşılığında buna razı olduğunu, kafede rızayla ilişkiye girdiğini, ilişkiden sonra sanığın parayı vermediğini, 01.04.2013 tarihinde kendisine mesaj atan sanığın “Dün kafede içine boşaldım.” yazdığını, bu mesajın telefonunda kayıtlı olduğunu, sanıkla üç defa cinsel ilişkiye girdiğini, ilk ilişkiye hiç bir zorlama olmadan rızasıyla girdiğini, ikincisinde kendisini bırakması için zorla girdiğini, olaylardan ailesinin haberinin olmadığını, 01.04.2013 tarihinde muayenede on günlük hamile olduğunu öğrendiğini, ilk ilişkiden sonra kendisini kandırarak, daha sonradan zorla iki kez daha cinsel ilişkiye giren, tehdit eden ve darp eden sanıktan şikâyetçi olduğunu, telefonuna mesaj atarak tehdit etmesinden dolayı şikâyetçi olmadığını,
Mahkemede verdiği ifadesinde özetle; görüşmelerinin birinde sanığın “Sevdiğin biriyle ilişki yaşamak ister misin?” diye sorduğunu ve kendisinin de “İleriye dönük olacaksa neden olmasın.” şeklinde cevap verdiğini, burada kastettiğinin sevgili olarak birlikte bir evde kalmak olduğunu, sonraki bir buluşmada ise bu kez cinsel ilişki teklif ettiğini, istemediğini söyleyince sanığın “Neden istemiyorsun, daha önce söz vermiştin.” demesi üzerine “Babam bunu öğrenirse beni öldürür.” dediğini, sanığın “Ama söz vermiştin.” diyerek ısrarı üzerine kabul ederek pansiyona gittiğini, burada seviştiklerini, sanığın “İlk önce içine girmeyeceğim, sadece ucunu sokacağım.” dediğini, kendisinin de ”Tamam.” dediğini, ilişkiden sonra ise sanığın “Tamamını soktum, içine boşaldım, senin içine girdim.” dediğini, şaka yaptığını zannettiğini, bu nedenle sonraki günlerde sanığın mesajlarına cevap vermediğini ve sanıkla artık görüşmek istemediğini, sanığın kendisini sevdiğini söylediğini ancak sevseydi bunu yapmaması gerektiğini fakat sanığın “Yaşadıklarını anne ve babana söylerim.” diyerek kendisini tehdit ettiğini, telefonla sözlü olarak ve mesajla ”Yurdunu ararım herkes yaptıklarını öğrenir, herkese söylerim, yaptıklarını annen baban öğrenir.” dediğini, sonraki dönemde barışır gibi olduklarını ama sanıktan ayrılmak istediğini, bu süreçte “… beyi üzmüşsün bizde seni üzeceğiz topuğundan vurduracağız.” şeklinde 3-4 kez mesaj aldığını, “Ne vurması?” diye sorduğunda ise “Hastaneye gidince öğrenirsin.” dediğini, bir seferinde de “Ailem beni başka birisi ile nişanlamak istiyor ama ben senin için vazgeçtim.” dediğini, bir gün kendisi ile kafeye gittiklerini, ”Benden ayrılmak mı istiyorsun tekrar ilişkiye girelim annene babana söylemem, seni tehdit etmeyeceğim, artık rahatsız etmeyeceğim, benden kurtulmak istiyorsan benimle tekrar ilişkiye gireceksin.” dediğini, ayrılmak istediğini ancak ilişkiye girmeyeceğini söylediğini yine de mesaj atmaya devam ettiğini, daha sonra sanıkla tekrar buluştuklarını, Fatih’te sanığın bir arkadaşı ile buluşup onunla birlikte bir bekar evine gittiklerini, sanığın arkadaşlarını markete gönderdiğini, cinsel ilişkiye girmek için ”Tekrar yapalım, seni rahat bırakıcam, bundan sonra ne arayacağım ne soracağım.” dediğini, yapmak istemediğini söylediğini, yurda gitmek istediğini ama kapının içeriden kilitli olduğunu, sanığın ”Seni rahatsız etmeyeceğim, ailene söylemeyeceğim, yurttakilere de söylemeyeceğim.” demesi üzerine teklifini kabul ettiğini, zira kendisini bırakmasını istediğini, üçüncü sefer ise sanığa bir arkadaşına borcu olduğunu söylediğini, sanığın ”İstersen vereyim.” dediğini, yanında arkadaşının da bulunduğunu, sanığın arkadaşına “Hesap numaran var mı?” dediğini, arkadaşının da “Yok.” dediğini, sanığın ”250 TL olan borcu ödeyeceğini, bir yere gidelim bir kez daha ilişkiye girelim, borcunu vereceğim.” dediğini, ancak kendisine “Neden borcumu vermen için ilişkiye gireceğiz babamdan alırım.” şeklinde cevap verdiğini ve ayrıldıklarını, sonra tekrar buluştuklarını ve bir kafeye gittiklerini, sanığın cinsel ilişkiye girmek istediğini söylediğini, “Olmaz.” dediğini, “Parayı vereceğim yapalım” demesi üzerine teklifini kabul ettiğini, sanığın ikinci ilişkiden sonra rahatsız etmeyeceğini söylemesine rağmen mesaj atmaya devam ettiğini, peşini bırakcağını söylemesine rağmen bırakmadığını, kendisini tehdit etmesinden korktuğunu, ikinci ilişkinin sanığın iddia edilen tehdit mesajları ve tehdit içerikli konuşmaları nedeni ile mi yapıldığı tekrar sorulduğunda “Evet, beni bırakması için.” dediği, bir şey söylediğini ve sanığında kızarak kafasına vurduğunu, üçüncü buluşmayı da kendisini bırakması için gerçekleştirdiğini, sanığın ikinci ilişkiden önce kafe gibi bir yerde kafasına vurduğunda “Seni bırakmam için ben seni hamile bırakacağım sen benim peşime düşeceksin ama yemin ederim ki ben seninle evlenmeyeceğim.” dediğini, anne ve babası ile yurttakiler öğrenir, kötü olur düşüncesi ile şikâyette bulunmadığını, sonuçta küçük bir yerde yaşadıklarını, bir arkadaşına maruz kaldıklarını sanki başkası yaşamış gibi anlattığını, polise giderse annesi ve babası bunu öğrenir mi diyerek sorduğunu, onun da reşit değilse tabi öğrenir dediğini, ikinci ilişkiden sonra sanığın birkaç kez “Annen baban öğrenirse ne olur, sen bitersin!” gibi sözler söylediğini, üçüncü ilişkiden sonra telefonunun kapalı olduğunu, ikinci ve üçüncü ilişki arasındaki süreyi tam olarak bilmediğini, sanıktan 250 TL borcu ödemesini istemediğini, sanığın bunu talep ettiğini, telefon numarasını sanığa kendisinin vermediğini, kimin verdiğini de bilmediğini, sanığa ne kadar mesaj çektiğini bilmediğini ancak normal içerikte mesajlar gönderdiğini, seni seviyorum gibi mesajlar göndermediğini fakat kendisini bırakması yönünde mesajlar çektiğini, ilk ilişkinin söylediği gibi olduğunu, polis sorduğunda da bunu anlattığını, isteyerek mi oldu dediğinde de kısmen dediğini,
Müşteki …, soruşturmada verdiği ifadesinde; Serinhisar’da ikamet ettiğini, lise son sınıf öğrencisi olan kızını üniversiteye hazırlık amacıyla Denizli’deki dershaneye yazdırdığını, hafta içi ve hafta sonu dershane için gidip geldiğini, kollukta kızının yaklaşık bir buçuk ay kadar önce sanıkla tanıştığını, tehditleriyle rızası dışında cinsel ilişkiye girdiğini ve hastanede hamile olduğunu öğrendiğini söylediğini, daha önce haberdar olmadığını; kovuşturmada hazır bulunduğu duruşmada sorulduğunda kızının ayın 14’ünde doğduğunu, 15’inde nüfusa yazdırıldığını ifade ettiğini,
Müşteki … soruşturmada verdiği ifadesinde; kızının 15.05.1995 doğumlu olduğunu, cinsel istismara uğradığını, cinsel istismarda bulunan …’den şikâyetçi olduğunu, kızının hamileliğin sonlandırılmasını istediğini ve rızasının bulunduğunu,

Beyan etmişlerdir.
Sanık … kollukta verdiği ifadesinde; yaklaşık 1,5 ay önce görüp hoşlandığı katılan mağdura arkadaşlık teklif ettiğini, kabulü üzerine de telefon numaralarını birbirlerine verdiklerini, birkaç kez telefonla görüştükten sonra cinsel ilişkiye girmek amacı ile buluştuklarını, tarihini tam hatırlamadığı ancak 1,5 ay kadar önce buluşup birlikte pansiyona gittiklerini, katılan mağdurun kimliği olmadığı için kendi kimliğini vererek oda ücretini ödediğini, burada cinsel ilişkiye girdiklerini, bu ilişkiden sonra telefonlarına cevap vermemesi ve mesaj atmaması üzerine telefonda katılan mağdura onu sevdiğini ve ayrılmaması için adam tutup seni topuğundan vurduracağını, parası olduğunu söylediğini, birlikte kaldığı kız arkadaşının … 30 numaralı telefonundan, kız arkadaşının haberi olmadan korkutmak için “Sen …’i üzmüşsün, biz de seni üzeceğiz gördüğümüz yerde topuğundan vuracağız.” diye mesaj attığını, daha sonra sesini değiştirip aynı numaradan mesajı tekrarladığını, kendisi olduğunu bilmesin diye “… beyin emri.” dediğini, katılan mağdurun bu mesajlardan korkmuş olacağından buluşmayı kabul ettiğini, birkaç gün sonra buluşup birlikte arkadaşlarına ait bir bekar evine gittiklerini, arkadaşlarının evde olmadıklarını, katılan mağdurla rızası ile cinsel ilişkiye girdiğini, sonrasında katılan mağdurun ikamet ettiği Serinhisar’a gittiğini, bu görüşmeden sonra katılan mağdurun mesajla, bir arkadaşına 250 TL borcunun olduğunu söyleyerek para istediğini, sevdiği için parayı arkadaşının hesabına yatıracağını belirterek mesaj çektiğini, tüm mesajları 01.04.2013 tarihinde birlikte kaldığı kız arkadaşının görmemesi için sildiğini, birkaç gün önce yine katılan mağdurla buluştuğunu, ismini hatırlamadığı kafede rızası ile cinsel ilişkiye girdiklerini, o tarihe kadar üç kez rıza ile koruyucu kullanmadan cinsel ilişkiye girdiğini, kız arkadaşının telefonundan mesaj çektiğini bilmediğini, birkaç kez eliyle katılan mağdurun kafasına ve sırtına şaka olarak vurduğunu, onun da zaman zaman kendisine bu şekilde vurduğunu, bir kez korkması için kız arkadaşının telefonundan, bir kez kendi telefonundan konuşarak, bir kez daha kız arkadaşının telefonundan mesaj atarak tehdit ettiğini, onun dışında tehdit etmediğini, şaka olarak vurmaları dışında darp etmediğini, kız arkadaşının hiç bir şeyden haberinin olmadığını, katılan mağdurun hamile olduğunu birkaç gün önce duyduğunu, sevdiği için çocuğu aldırmasını istemediğini, evlenmek istediğini, 18 yaşından küçük olduğunu bilmediğini, ayrıca yaşının 18 olduğunu söylediğini,
Sulh Ceza Mahkemesinde; kız arkadaşı olan katılan mağdurla üç ay önce tanıştığını, ilk defasında otele gittiklerinde yaşını sorduğunda tuttuğunu söylediğini, iki üç gün önce kendisine mesaj atmamaya başladığını, aradığında sıkıntısı olduğunu, arkadaşından 250 TL borç aldığını söyleyerek para istediğini, verebileceğini söylediğini, bir gün önce hastaneye gittiğinde katılan mağdurun hamile olduğunu öğrenmiş olduğunu, katılan mağduru tehdit etmediğini, rızasıyla görüştüğünü ve üç defa cinsel ilişkiye girdiğini, hazırlık beyanı ile çelişkisi sorulduğunda hazırlık beyanının doğru olduğunu ve tekrar ettiğini, tehdit mesajı çekip arayarak sesini değiştirmek suretiyle tehdit içerir söz söylediğini, ayrıca kafasına ve sırtına vurduğunun da doğru olduğunu,
Kovuşturmada ise özetle; tehdit ve vurma gibi bir olay veya durumun olmadığını, katılan mağdurla rızaları ile ilişkiye girdiklerini, önceki beyanları hatırlatıldığında ise herhangi bir suçlamayla yargı önüne gelmediğini ve paniklediği için o şekilde söylemiş olabileceğini, katılan mağdurla evliliğe yönelik ilişki düşündüğünü söylediğini, zaten mesajında “Beni zorla seveceksen sevme.” yazdığını, onun da “Hayır sen benim erkeğimsin.” şeklinde cevap verdiğini, bu hususu savcıya söylediğini fakat yazıp yazmadığını bilmediğini, katılan mağdura bir kez tehdit mesajı göndermiş olması gerektiğini, o anki psikoloji ile ne yazdığını, mesajın gönderilip gönderilmediğini de hatırlamadığını, birden fazla tehdit etmediğini ama kendisini çok sevdiğini, eğer cezaevine girmeseydi yüzük alacağını, attığı mesajı hatırlamadığını, kendisinden kopmak istemediğini, kopuşunun ölüm nedeni bile olabileceğini, tehdit mesajı atmadığını, atmışsa bile bu mesajdan sonra mağdurla buluşmadığını, katılan mağdurun mesaj sayısının 700’ü geçtiğini, duygusal yakınlığının olduğunu, hamile olduğu ortaya çıktıktan sonra tehdit iddiasının ortaya çıktığını,
Savunmuştur.
V. GEREKÇE
Ceza Genel Kurulunun 10.06.2014 tarihli ve 551-311, 12.11.2013 tarihli ve 511-4 49… .03.2008 tarihli ve 253-52 sayılı kararlarında vurgulandığı üzere; TCK’nın 6/1-a maddesinde, “henüz onsekiz yaşını doldurmamış kişi” olarak tanımlanan çocuk kavramının, kanun koyucu tarafından cinsel dokunulmazlığa karşı suçların düzenlendiği bölümde, “onbeş yaşını bitirmiş”, “onbeş yaşını tamamlamamış” şeklinde iki ayrı dönem olarak ele alındığı görülmektedir. Buna göre bu bölümde “onbeş yaşını tamamlamamış” çocuklar ile “onbeş yaşını bitirmiş olup da onsekiz yaşını tamamlamamış” çocuklara karşı işlenen cinsel suçlar farklı kategoride mütalaa edilmiştir. TCK’nın 103/1-a maddesinde “onbeş yaşını tamamlamamış” olan çocuklara karşı her türlü cinsel davranış cinsel istismar olarak tanımlanmışken, aynı maddenin (b) bendinde; diğer çocuklar ifadesiyle “onbeş yaşını bitirmiş olup da onsekiz yaşını tamamlamamış” çocuklar kastedilerek bunlara karşı sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışların cinsel istismar suçunu oluşturabileceği kabul edilmiştir. Böylece kanun koyucu bu maddede “onbeş yaşını bitirmiş olup da onsekiz yaşını tamamlamamış” olan çocuklara karşı rızalarıyla işlenen cinsel davranışları cinsel istismar suçu kapsamına almamış ve bu kategorideki çocukların rızalarına önem vermişken, “onbeş yaşını tamamlamamış” çocuklara karşı yapılan her türlü cinsel davranışı rızaları olsa bile çocukların cinsel istismarı suçu kapsamına almıştır. TCK’nın 104. maddesinde de; cebir, tehdit ve hile olmaksızın, on beş yaşını bitirmiş olan çocukla cinsel ilişkide bulunmayı şikâyete bağlı bir suç olarak hüküm altına alınmıştır.
Bu düzenlemelerden hareketle çocuklara karşı işlenen kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun da iki kategoride ele alınması gerekmektedir:
Birinci kategoride yer alan “onbeş yaşını tamamlamamış” olan çocukların kendi özgür iradeleri ile serbestçe hareket etme hakkı, niteliği itibarıyla üzerinde mutlak surette tasarrufta bulunabilecekleri bir hak olmadığından, bu haklarının ihlaline yönelik olarak gerçekleştirilen eylemlerle ilgili gösterdikleri rıza, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu yönünden bir hukuka uygunluk nedeni olarak kabul edilemeyecektir. Buna karşın ikinci kategoride yer alan “onbeş yaşını bitirmiş olup da onsekiz yaşını tamamlamamış” çocuklara karşı işlenen suçlarda ise mümeyyiz olmaları hâlinde rızaları hukuka uygunluk nedeni olabilecektir.
Uyuşmazlık konusunun açıklığa kavuşturulabilmesi için esasen Türk Ceza Kanunu’nda bağımsız suç tipleri olarak düzenlenen ancak cinsel istismar ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarında daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâl olarak öngörülen tehdit ve cebir kavramları üzerinde durulmalıdır.
Türk Dil Kurumunun Büyük Türkçe Sözlüğüne göre, ”gözdağı verme” anlamına gelen tehdit, bir kimsenin bir zarara veya kötülüğe uğratılacağının bildirilmesidir. Bu bildirimin sözlü olması mümkün olduğu gibi başka şekillerde ve bu bağlamda davranışlar yoluyla da yapılması mümkündür. Bu nedenle tehdit suçu, söz, yazı veya herhangi bir işaretle işlenebilecek bir suç olup önemli olan gerçekleştirileceği belirtilen haksızlığın mağdurun bilgisine ulaştırılmasıdır (Mehmet Emin Artuk-Ahmet Gökcen-Mehmet Emin Alşahin-Kerim Çakır, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Kitabevi, Ankara 2019, 18. Bası, s. 405).
Tehdidin, mağdurun iç huzurunu bozmaya, onda korku ve endişe yaratmaya objektif olarak elverişli olması yeterli olup saldırının kişinin veya başkasının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına, belirli bir ağırlıkta olmak kaydıyla malvarlığına veya bunlar dışındaki sair bir kötülüğe yönelik olması gereklidir. Suçun oluşabilmesi için de mağdurun iç huzurunun bozulup bozulmadığının veya mağdurun bundan korkup korkmadığının ayrıca araştırılmasına gerek yoktur. Önemli olan failin tehdidi oluşturan fiili korkutmak amacıyla yapmış olmasıdır (MAJNO, C. II, s. 127; Abdullah Pulat Gözübüyük, Mukayeseli Türk Ceza Kanunu, 5. Bası, C. II, s. 5 17… ).
Türk Dil Kurumunun Büyük Türkçe Sözlüğüne göre, “zor, zorlayış” anlamlarına gelen cebir ise; suç olarak düzenlendiği TCK’nın 108. maddesinin gerekçesinde “kişiye karşı fiziki güç kullanmak suretiyle, onun veya bir üçüncü kişinin iradesi ve davranışları üzerinde zecrî bir etki meydana getirilmesidir.” şeklinde tanımlanmıştır. Cebre maruz kalan kişi, bu fiziki gücün meydana getirdiği acının etkisiyle belli bir davranışta bulunmaya zorlanmaktadır. Cebrin oluşması için mağdurun irade oluşturma ve iradi hareket serbestisini ihlale elverişli bir fiziki kuvvet kullanımı yeterlidir (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 2. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara, 2015, s. 387).
Öte yandan kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun temel şeklinin oluşması için kast yeterli iken, maddenin beşinci fıkrasının uygulanabilmesi için failin “cinsel amaçla” hareket etmesi, başka bir anlatımla kastın yanında bu saikin de gerçekleşmesi gerekmektedir. Bu husus madde gerekçesinde de; “Suçun cinsel amaçla işlenmesi, söz konusu suç açısından failin güttüğü amaç itibarıyla ayrı bir nitelikli unsur oluşturmaktadır.” şeklinde açıklanmıştır. Düzenlemede belirtilen cinsel amaçtan maksat, failin eylemi işlerken cinsel arzularını tatmin gayesi ile hareket etmesidir. Amaçlanan cinsel davranışın gerçekleşip gerçekleşmemesi önemli değildir. Bunun dışında fail cinsel amacını gerçekleştirmiş ise ayrıca bu fiillerden de sorumlu tutulacaktır. Nitekim doktrindeki görüşler de bu yöndedir (Osman Yaşar-Hasan … Gökcan-Mustafa Artuç, Yorumlu Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, 2. Bası, Ankara-2014, Cilt: 3, s. 3753 vd; Veli Özer Özbek-Mehmet Nihat Kanbur-Koray Doğan-Pınar Bacaksız-İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 8. Bası, Ankara, 2015, s. 417; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 2. Bası, Ankara, 2015, s. 403 vd.).
Failin iç dünyasını ilgilendiren cinsel amacın varlığı; olayın oluşum ve gelişimi, suçun işleniş şekli, olay sırasında failin söylediği sözler ve sergilediği davranışlar ile dış dünyaya yansıyan diğer tüm hareketler değerlendirilerek belirlenmelidir.

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık değerlendirildiğinde:
Katılan mağdurun, daha önce cinsel ilişkide bulunduğunu ve ayrılmak istediğini, buna karşın durumu kabullenmeyerek tehdit ve baskı içeren davranışlarını sürdürdüğünü, ayrıca tekrar ilişkiye girmesi hâlinde peşini bırakacağını da defaatle söylediğini beyan ettiği arkadaşı olan sanık tarafından, birlikte gittikleri evde, maruz kaldığı tehditlerin tesiriyle ve beyanlarına da itibar ederek, ilişkiye girmesi hâlinde bir daha tehdit etmeyeceği, peşini bırakacağı zannıyla rızası hilafına cinsel ilişkiye girdiğini ileri sürdüğü; sanığın ise sevdiği ve evlenmek istediği katılan mağdurla rızası dâhilinde cinsel ilişkide bulunduğunu, isnat olunan suçları kabul etmediğini savunduğu olayda;
Sağlık kuruluşunda doğmamış olmakla birlikte, anne ve babası ile kendisinin beyanlarıyla uyumlu şekilde 15.05.1995 tarihli doğumu kaydına uygun gelişim gösterdiği ve suç tarihi itibarıyla on yedi yaşını bitirmiş olup on sekiz yaş içerisinde olduğu adli raporlarla tevsik olunan katılan mağdurun, başkaca rahatsızlığı nedeniyle 01.04.2013 tarihinde gittiği hastanede yapılan muayenede hamile olduğunu öğreninceye kadar durumu bildirmediği, süreçte temin edilen 24.01.2014 tarihli rapora dayanak 30.12.2013 tarihli muayenesinde ailesi duyunca şikâyette bulunduğunu yoksa şikâyet etmeyeceğini beyan etttiği belirtilmiş ise de; olayların ifadesinde olduğu gibi gerçekleştiğini söylediğinin de dercedildiği görülen, bu minvalde, ailesinin ikamet ettiği ilçeden tahsili için gittiği şehir merkezinde bulunduğu dönemde tanışıp yakınlık kurduğunu, hatta rızasıyla buluşarak daha önce hiç gitmediği, yerini bildiği pansiyonda ilk cinsel ilişkisini yaşadığını, fakat duhule rızasının olmadığını söylemesine, keza sanığın yalnızca sınırlı bir temasla iktifa olunacağına dair sözüne itimadına rağmen, aksi söylem ve davranışları nedeni ile gelişen keyfiyetin sonrasında ayrılmak istediğini söylediğinin, ancak buna ikna olmadığı gibi “Ayrılmamı istiyorsan benimle yatacaksın.”,”Eğer senin peşini bırakmamı istiyorsan, tekrar benimle ilişkiye gireceksin.”, “Benden ayrılamazsın, adam tutup seni topuğundan vurdururum, param var.”, “Sen …’i üzmüşsün, biz de seni üzeceğiz, gördüğümüz yerde topuğundan vuracağız.” şeklindeki söylemler ile tehditlerinin, buluştuğunda eliyle kafasına vurarak aynı mahiyetteki sözleri tekrarlamak suretiyle sergilediği tavrının etkisi ve baskısı altında, korkuya kapılarak ve ilişkiye girmesi hâlinde bir daha tehdit etmeyeceği ve peşini bırakacağı düşüncesiyle sanıkla zorla ilişkiye girdiğini belirten katılan mağdurun beyanlarının, dosya kapsamındaki adli raporlar ve mesaj tespit tutanağı, sanığın müdafii eşliğinde kollukta ve Sulh Ceza Hakimliğinde verdiği ifadeleri ile de teyit edilmesi karşısında;
Aralarında duygusal bir ilişkinin bulunduğunu, sevdiğini ve evlenmek istediğini, yaşını da on sekiz olarak kendisine söylediğini, korkması ve ayrılmaması için anılan tehdit içerikli mesajları gönderdiğini ve sözleri sarf ettiğini, korkmuş olacağından kendisi ile buluşmayı kabul ettiğini, şaka mahiyetinde bir kaç kez yahut dilekçesinde belirttiği kıskançlığından dolayı bir kez başına ve sırtına vurması haricinde darp ve cebirde bulunmadığını, rızalarıyla cinsel ilişkiye girdiklerine dair beyanlarından, kovuşturma aşamasında özellikle tehditte bulunmadığı yönünden rücu eden; ayrıca dilekçesinde de katılan mağdurun dört beş ay sonra onsekiz yaşına gireceğini, reşit olduğunda kendisi ile evleneceğini söylediğini belirten; aynı evde birlikte kaldığı kız arkadaşının telefonundan habersizce bir kısım mesajları göndermesi ve araması nedeniyle kız arkadaşının bilgisinin olmamasını isteyen, telefonundaki mesajları ise 01.04.2013 tarihinde birlikte kaldığı kız arkadaşının görmemesi için sildiğini beyan eden sanığın, yekdiğerini nakzeden, dosya kapsamında toplanan deliller muvacehesinde olayın mutat seyriyle bağdaşmayan savunmalarına itibar etmeyen mahkemenin tespit ve değerlendirmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Müşahhas olaya nazaran, sanığın süregelen tehdit ve baskılarının etkisiyle iradi serbestisinden bahsetme imkanı bulunmayan katılan mağdura karşı eylemlerinin, çocuğun nitelikli cinsel istismarı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarını oluşturduğu kabul edilmelidir.
Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Başkanı; İtiraznamede atıf yapılan tebliğname ile Özel Daire kararındaki karşı oyda yer verilen, oluşa uygun gerekçe ve değerlendirmeler yerinde görülmüştür. Ayrıca hamile kaldığını öğrenene kadar olayı adli mercilere intikal ettirmeyen katılan mağdurun, kolluk ifadesinde sanıktan şikâyetçi olduğunu ancak kime ait olduğunu bilmediği numaradan telefonla arayarak/mesaj atarak tehdit eden şahıstan şikâyetçi olmadığını, 30.12.2013 tarihli muayene kaydında, aileler duyunca şikâyetçi olduğunu, yoksa şikâyet etmeyeceğini ifade ettiği, 02.04.2013 tarihli tutanakta ise kafe işletmecisi …’in sanıkla birlikte ara ara iş yerine geldiğini beyan ettiğinin belirtildiği de dikkate alınmalıdır. Böylece bir dönem yakınlık gösterdiği ve cinsel ilişkiye girdiği sanıktan ayrılmak arzusunu izhar etmesine rağmen tehditlerine maruz kaldığını, bu minvalde kovuşturmada da tehdit etmesinden korktuğu için ilişkiye girdiğini, aşamalarda da ilişkiye girmesi durumunda peşini bırakacağı zannına kapıldığını beyan eden katılan mağdurun, olayın mutat seyriyle bağdaşmayacak şekilde bu dönemde sanıkla iradi surette görüşmeye devam ettiği ve buluşmalarını rızasıyla gerçekleştirdiğine dair beyanları da görmezden gelinemez. Bu nedenlerle iradesinin sakatlandığı hususunda oluşan şüpheli durumun sanık lehine değerlendirilmesi zorunlu olduğundan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle,
Çoğunluk görüşüne katılmayan sekiz Ceza Genel Kurulu Üyesi de; benzer gerekçelerle,
Karşı oy kullanmışlardır.
VI. KARAR
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 08.10.2025 tarihinde yapılan ilk müzakerede yeterli yasal çoğunluk sağlanamadığından 22.10.2025 tarihli ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

Somut Delillerle Desteklenmeyen Soyut Mağdur Beyanı Karşısında Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi Gereğince Beraat Kararı Verilmesi Gerekir

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2024/227 E. – 2025/29 K., 15.01.2025 T.

Kararın Özeti

Cezaevinde aynı koğuşta kalan on dört yaşındaki mağdura yönelik zincirleme şekilde çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan yargılanan suça sürüklenen çocuk (SSÇ) hakkında ilk derece mahkemesince verilen beraat kararı, Yargıtay tarafından bozulmuştur. Bozma ilamına uyan Karaman Ağır Ceza Mahkemesi, SSÇ’nin mahkumiyetine (5 yıl hapis) hükmetmiştir. Ancak hükmün temyizi üzerine Yargıtay 9. Ceza Dairesi, delillerin cezalandırmaya yeterli olmadığını belirterek kararı tekrar bozmuştur. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, cezaevi ortamındaki baskı ve koğuş hakimiyeti nedeniyle mağdurun beyanlarının üstün tutulması gerektiğini savunarak onama yönünde itiraz etmiştir. Dosyayı nihai olarak inceleyen Yargıtay Ceza Genel Kurulu, mevcut delillerin kesin bir vicdani kanaat oluşturmaya yetmediğini belirterek Başsavcılık itirazını oy çokluğuyla reddetmiş ve SSÇ’nin beraat etmesi gerektiğine hükmetmiştir.

Hukuki Uyuşmazlığın Esası

Uyuşmazlık; cezaevi gibi kapalı bir ortamda işlendiği iddia edilen cinsel istismar eyleminde, mağdurun iddialarını destekleyen herhangi bir tıbbi veya genetik (DNA) bulgu bulunmaması, buna karşın iddiaların koğuş düzeni içindeki husumet ve baskı ortamıyla ilişkilendirilmesi durumunda ceza mahkumiyeti kurulup kurulamayacağına ilişkindir. Temel tartışma noktası, ceza yargılamasının en evrensel ilkelerinden biri olan “şüpheden sanık yararlanır” (in dubio pro reo) kuralının somut olaya nasıl uygulanacağıdır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun Gerekçesi

Yüksek mahkeme, mahkumiyet hükmünü hukuka aykırı bularak beraat kararı verilmesi gerektiğini şu gerekçelerle açıklamıştır:

  • Tıbbi ve Bilimsel Bulguların Yokluğu: Olayın ardından genel cerrahi uzmanınca düzenlenen raporda mağdurda herhangi bir darp, cebir izi veya fiili livata bulgusuna rastlanmamıştır. Ayrıca kriminal laboratuvar incelemelerinde, mağdurun giysilerinde ve alınan sürüntü örneklerinde SSÇ’ye ait hiçbir DNA profili veya sperm izi tespit edilememiştir.
  • Beyanlardaki Çelişkiler ve İstikrarsızlık: Katılan mağdur, ilk ifadelerinde birden fazla kez nitelikli istismara maruz kaldığını detaylandırarak anlatmışken, sonraki savcılık ifadesinde yalnızca bir tek eylemden bahsetmiş, önceki anlatımlarıyla çelişen ve tanık beyanlarıyla örtüşmeyen istikrarsız açıklamalarda bulunmuştur.
  • Sanık Savunması ve Tanık Anlatımları: SSÇ, aşamalar boyunca tutarlı şekilde suçlamayı reddetmiştir. Aynı koğuşta kalan diğer çocuk tanıklar da istismar iddiasını doğrulamamış; aksine koğuştaki başka grupların koğuş mümessilliğini (sorumluluğunu) ele geçirmek amacıyla mağduru SSÇ aleyhine yönlendirmiş olabileceğine dair beyanlar sunmuşlardır.
  • Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi: Ceza mahkumiyeti, yüksek bir ihtimale veya varsayıma dayandırılamaz; hiçbir şüpheye yer bırakmayacak kesinlikte ispat edilmelidir. Mevcut deliller muhtemel şüpheyi tamamen ortadan kaldırmaya yetmediğinden, ispat edilemeyen iddiadan dolayı sanık aleyhine hüküm kurulması imkansızdır.

Muhalif Kalan Üyelerin Görüşü (Karşı Oy)

Ceza Genel Kurulu Başkanı ve yedi üye karara muhalif kalmıştır. Karşı oy kullanan üyeler; cezaevi koğuşundaki güç dengeleri ve SSÇ’nin diğer çocuklar üzerindeki şiddete dayalı hakimiyeti dikkate alındığında, mağdurun korkudan dolayı olayı hemen adli makamlara ihbar edememesinin, ancak avukat görüşünde aktarabilmesinin hayatın olağan akışına uygun olduğunu savunmuşlardır. Ayrıca cezaevi ortamında diğer tutuklu çocukların kendilerini korumak için gördüklerini gizlemelerinin normal olduğunu, mağdurun elbiselerine sperm bulaşmamasını mantıklı gerekçelerle açıkladığını belirterek mahkumiyet kararının korunması gerektiği görüşünü belirtmişlerdir.

Genel Değerlendirme

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun bu kararı, cinsel istismar davalarında sıklıkla hassasiyet gösterilen “mağdur beyanının delil değeri” unsurunu, maddi ceza hukukunun en temel ispat kuralları çerçevesinde dengeleyen bir nitelik taşımaktadır. Her ne kadar cinsel suçların yapısı gereği gizli alanlarda işlenmesi nedeniyle mağdur beyanı çok önemli bir delil teşkil etse de, bu beyanın mahkumiyete esas alınabilmesi için kendi içinde istikrarlı olması ve olayın somut özellikleriyle (adli tıp raporları, kriminal veriler) açık bir çelişki barındırmaması gerekir.

Genel Kurul, kapalı kurumlardaki (cezaevi, yurt vb.) hiyerarşik baskı iddialarını göz ardı etmemekle birlikte, bilimsel nitelikteki negatif DNA ve adli tıp raporları karşısında, çelişkili hale gelen soyut beyanlara dayanarak cezalandırma yapılmasını masumiyet karinesine aykırı bulmuştur. Karar, adalet duygusunun tatmini için muhtemel ihtimallerin değil, sarsılmaz bir maddi gerçekliğin aranması gerektiğini hatırlatması bakımından hukuki istikrar adına büyük önem taşımaktadır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2024/227 E. – 2025/29 K. Sayılı İlamı Tam Metni

“İçtihat Metni”

İtirazname No : 2022/162160

KARARI VEREN
YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ :Ağır Ceza
SAYISI : 214-425

I. HUKUKÎ SÜREÇ
Çocuğun nitelikli cinsel istimarı suçundan sanığın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223/2-e maddesi uyarınca beraatine ilişkin Karaman Ağır Ceza Mahkemesince verilen 05.06.2013 tarihli ve 69-93 sayılı hükmün, katılan mağdur vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 17.06.2019 tarih ve 5533-10034 sayı ile;”…Mağdurun soruşturma evresindeki ifadesi ile bunu doğrular nitelikteki Ankara Polis Kriminal Laboratuvarı Müdürlüğünün 07.03.2011 günlü, 691 sayılı raporu, savunma, doktor raporu ve tüm dosya içeriği nazara alındığında suça sürüklenen çocuğun, bir suç işleme kararının icrası kapsamında değişik tarihlerde aynı koğuşta birlikte kaldığı on dört yaşındaki mağdurdan soyunmasını istediği ve cinsel organını makatına sokmaya çalıştığı mağdurun itirazı üzerine eylemine kendiliğinden son verdiğinin anlaşılması karşısında mevcut haliyle eylemlerin zincirleme şekilde çocuğun basit cinsel istismarı suçunu oluşturduğu gözetilerek 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren ve cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda değişiklik yapan 6545 sayılı Kanunla getirilen düzenlemelere göre belirlenecek lehe kanuna istinaden mahkumiyeti yerine delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde beraatine karar verilmesi..,” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiş, bozma üzerine dosyayı inceleyen Karaman Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda 05.12.2019 tarih ve 201-482 sayı ile; suça sürüklenen çocuğun katılan mağdura yönelik çocuğun cinsel istismarı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 103/1-a delaletiyle 103/1-1.cümle, 43/1 ve 31/3. maddeleri uyarınca 5 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına hükmedilmiş, bu hükmün suça sürüklenen çocuk müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 28.03.2022 tarih ve 12128-2931 sayı ile;”…Ankara Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğünün 07.03.2011 tarihli uzmanlık raporunun sonuç kısmında mağdura ait boxerda vücut sıvısı örneğine rastlanıldığının bildirilmesi nedeniyle söz konusu bulgular ile Jandarma Genel Komutanlığı Ankara Kriminal Laboratuvarı müdürlüğünün 08.09.2011 günlü uzmanlık raporunda suça sürüklenen çocuğa ait olduğu belirtilen DNA örneklerinin karşılaştırılmasından sonra toplanacak delillere göre suça sürüklenen çocuğun hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması,” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiş, bozmaya uyan Karaman Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda 27.10.2022 tarih ve 214-425 sayı ile; suça sürüklenen çocuğun katılan mağdura yönelik çocuğun cinsel istismarı suçundan TCK’nın 103/1-a delaletiyle 103/1-1.cümle, 43/1 ve 31/3. maddeleri uyarınca 5 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına hükmedilmiş, bu hükmün suça sürüklenen çocuk müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 09.05.2023 tarih ve 494-2886 sayı ile; “Olayın intikal şekli ve zamanı, mağdur ve suça sürüklenen çocuk arasındaki husumet, mağdurun iç çamaşırında suça sürüklenen çocuğa ait genotipe rastlanılmadığına ilişkin 20.06.2022 tarihli Ankara Kriminal Polis Labaratuvar Müdürlüğünün raporu, suça sürüklenen çocuk ve mağdurla aynı koğuşta bulunan tanıkların beyanları ile tüm dosya içeriği nazara alındığında, mağdurun soyut ve başka delille desteklenmeyen beyanları dışında suça sürüklenen çocuğun üzerine atılı suçu işlediğine dair cezalandırılmasına yeter, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilerek beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi..” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
II. İTİRAZ SEBEPLERİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 06.10.2023 tarih ve 162160 sayı ile; “…Suça sürüklenen çocuğun koğuş üzerinde şiddete dayalı hakimiyet nazara alındığında mağdurun olayı ancak avukat görüşmesinde ona aktarmasının hayatın olağan akışına uygun olduğu, mağdurun beyanlarının tutarlı olduğu, tanık olarak dinlenen aynı koğuşta kalan diğer tutuklu ve hüküm özlü çocukların her birinin en az bir suçun sanığı olduğu düşünüldüğünde, cezaevi ortamında kendilerinin koruyabilmek maksadıyla gördüklerini gizlemelerinin de anlaşılabilir olduğu, katılan mağdurun suça sürüklenen çocuğa suç atfı için somut bir neden olmadığı, bir başka kişini koğuş mümessilliğini sağlamak için böyle bir yola başvurmasının beklenemeyeceği, katılan mağdurun anlattığı olayın oluş şeklinde göre mağdurun iç ve dış kıyafetlerinde suça sürüklenen çocuğa ait DNA örneğinin bulunmamasının doğal olduğu kabul edildiğinde, daha önce de bir erkek çocuğa karşı nitelikli cinsel istismar suçu işleyen suça sürüklenen çocuğun atılı suçu işlediğini sabit olduğu ve atılı suçtan Karaman Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kurulan mahkumiyet hükmünün hukuka uygun olduğu düşüncesine varılmıştır.” görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.
CMK’nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9.Ceza Dairesince 21.03.2024 tarih ve 12261-2600 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
III. UYUŞMAZLIK KONUSU
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; suça sürüklenen çocuğun katılan mağdura yönelik eyleminin sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
IV. OLAY VE OLGULAR
İncelenen dosya kapsamından;
09.06.2010 tarihinde genel cerrahi uzmanınca düzenlenen rapora göre; katılan mağdurda darp ve cebir izi olmadığı ve fiili livata bulgusuna rastlanmadığı,
Soruşturma ve kovuşturma aşamasında Polis ve Jandarma Kriminal Laboratuvarlarından alınan raporlarda katılan mağdurun giyim eşyası üzerinde ve katılan mağdurdan alınan sürüntü örneklerinde suça sürüklenen çocuğa ait DNA’nın tespit edilmediği,
Anlaşılmaktadır.
Katılan mağdur savcılıkta; yaklaşık 40 gün önce Ereğli cezaevinden Karaman cezaevinde nakledildiğini, 1 saat kadar sonra suça sürüklenen çocuk ve tanık … tarafından dövüldüğünü, yaklaşık bir hafta kadar sonra sabah saat 08.00 sıralarında yatakhanede uyurken suça sürüklenen çocuk …’ın kendisini uyandırıp aşağıya çağırdığını ve “Sen cinsel istismar suçundan geldin, sana kimse bir şey yapamaz, sana yapacaklarımı herhangi kimseye söylersen, seni jiletlerim!” dediğini ve kendisini banyoya soktuğunu, bu sırada koğuşta bulunanların uyuduğunu, suça sürüklenen çocuğun, kendisinden soyunmasını istediğini bunun üzerine üzerindeki pantolon ve külodunu indirdiğini, suça sürüklenen çocuğun cinsel organını, anüsüne sürttüğünü ve sokmaya çalıştığını ancak kendisini sıkması neticesinde bunu başaramadığını, devamında başka bir tarafa çekilip bir kağıda boşaldığını ve bu kağıdı da tuvalete attığını bu sebeple suça sürüklenen çocuğun spermlerinin kendisinin elbisesine bulaşmadığını, suça sürüklenen çocuk tarafından tehdit edilmesi sebebiyle bunu kimseye anlatamadığını, en son olarak ifade tarihinden bir hafta önce yemekhanede yemek yiyeceği sırada, suça sürüklenen çocuğun, ısrarla kendisini yukarıya çağırdığını, yukarıya çıktığında yukarıda tanıklar … ve …’ın olduğunu ve suça sürüklenen çocuğun onlara aşağıya inmelerini söylediğini, sonrasında suça sürüklenen çocuğun, kendisinden pantolonunu indirmesini istediğini, bunun üzerine pantolon ve külodunu indirdiğini, suça sürüklenen çocuğun ise cinsel organını, kendisinin anüsüne sürterek sokmaya çalıştığını ancak yine kendisini sıktığı için bunu gerçekleştiremediğini, geri çekilerek başka bir yerde mendil üzerine boşaldığını ve o mendili çöpe attığını, bu sebeple kendisinin eşyalarının üzerine sperm bulaşmadığını ve sonrasında suça sürüklenen çocuğun “Eğer herhangi bir kimseye söylersen, bana bir şey olmaz. Sen yine buraya düşersin. Seni yine döverim!” dediğini, ilk dövüldüğünden bir hafta geçtikten sonra banyodaki cinsel istismar olayından hemen önce kendisinin tanıklar …, … ve suça sürüklenen çocuk … tarafından dövüldüğünü, keza tanık …’ın da o zaman onlar tarafından dövüldüğünü, ayrıca son olarak suça sürüklenen çocuğun cam kırdığı gün olan pazartesi günü akşam sayımından hemen sonra sürüklenen çocuk, tanıklar …, …, … ve… tarafından dövüldüğünü, salı günü akşam aynı saatlerde yine aynı şahıslar tarafından dövüldüğünü keza tanık …’nin de dövüldüğünü, kendilerini dövme sebebinin paralarının yatmamasından kaynaklandığını, kendisine iki haftadır para yatmadığını, para yattığı zaman suça sürüklenen çocuk ve tanık …’ın ona kantin fişi yazdırmadığını, kendilerinin kantin fişi yazıp ona imzalattıklarını, bu şekilde dört defa yazılan kantin fişini imzaladığını, söylediklerini yerine getirmediklerinde tehdit edildiklerini, bu durumu takriben iki hafta kadar önce tanık başmemur …’a söylediklerini, daha doğrusu …’un bu durumu fark edip tanık … ve kendisini odasına çağırdığını, orada başmemur …’a suça sürüklenen çocuk ve tanık … tarafından zorla kantin fişi yazdırıldığını ve dövüldüklerini anlattıklarını ve yine ondan F5 isimli koğuşa gitmek istediklerini, keza orada akrabası tanık …’nun bulunduğunu söylediklerini, bunun üzerine başmemur …’un suça sürüklenen çocuğu çağırarak ona tokat attığını, sonrasında hepsinin koğuşa geri döndüklerini ve suça sürüklenen çocuk ve tanıklar … ve …’ın yine kendisini ve tanık …’yi dövdüklerini, şahıslardan şikâyetçi olduğunu, savcılıkta 16.07.2010 tarihinde; tanık …’yi kendisinin dövmediğini, tanık …’nin yalan söylediğini, savcılıkta 24.01.2011 tarihinde; geçen yıl nisan ayında ilgili cezaevi infaz kurumunda A5 odasında kalırken suça sürüklenen çocuk … ve tanık … tarafından dövüldüğünü ve yine dövüldüğü günün akşamında suça sürüklenen çocuk …’ın tehditte bulunarak kendisine tacizde bulunduğunu, bu olayın ertesi günü bu durumu avukata ve gardiyana söylediğini, bu olay dışında başka bir olay hatırlamadığını, bu olay dışında suça sürüklenen çocuğun, kendisine yönelik herhangi bir tacizinin olmadığını, yine tanık …’ın, kendisine yönelik bir tacizinin olmadığını, mahkemede 17.06.2019 tarihli bozma kararı sonrasında; yargıtay bozma ilamına uyulmasını istediğini, şikâyetinin devam ettiğini, mahkemede 28.03.2022 tarihli bozma kararı sonrasında; önceki beyanlarını tekrar ettiğini, şikâyetinin devam ettiğini,
Tanık … savcılıkta; suça sürüklenen çocuğun kesinlikle böyle bir şey yapmadığını, böyle bir şey olsaydı mutlaka duyacağını, kendisinin suça sürüklenen çocuktan korktuğunu, suça sürüklenen çocuğun tanık …’ı dövdüğünü, yine gece yattıklarında çakmakla ayaklarının altının yakıldığını, ancak korkularından bu durumu idareye anlatamadıklarını, gerek kendisinin gerek katılan mağdurun, gerekse diğerlerinin korkarak kantin fişini imzaladığını, her ne kadar ifadenin başında bunun olmadığını söylese de korktuğundan dolayı böyle söylediğini, suça sürüklenen çocuğun, katılan mağduru odadan ayrılacağı günden bir gün önce akşam sayımından sonra dövdüğünü ancak fiili livata konusunda herhangi bir şey duymadığını, mahkemede; söz konusu cinsel istismar olayına ilişkin herhangi bir görgü ve bilgisinin olmadığını, suça sürüklenen çocukla muhatap olmadıklarını, yine suça sürüklenen çocuğun katılan mağduru dövmediğini,
Tanık… savcılıkta ve mahkemede; suça sürüklenen çocuğun ve tanık …’ın koğuştan ayrılacağı gün katılan mağdura tokat attıklarını, ancak neden tokat attıklarını bilmediğini, katılan mağdur ile arkadaş olduğunu ve katılan mağdurun sürekli kendisiyle dertleştiğini böyle bir cinsel istismar olayının olması hâlinde katılan mağdurun bunu kendisine mutlaka söyleyeceğini, suça sürüklenen çocuğun, kendisini sopayla dövdüğünü ve yine sağ ayağının altını jiletle kestiğini, tarihini hatırlayamadığı bir gün katılan mağdur ile tanık …’nin tartıştıklarını ve katılan mağdurun …’yi dövdüğünü, sebebini söylemediklerini, yine tanık …’nin ilk odaya geldiğinde suça sürüklenen çocuk tarafından dövüldüğünü, savcılıkta 20.06 2010 tarihli ek beyanında; suça sürüklenen çocuk tarafından dövüldüğünü, suça sürüklenen çocuğun kendilerinin ayaklarını çakmakla yaktığını keza bundan zevk aldığını söylediğini, suça sürüklenen çocuktan korktuklarını çünkü suça sürüklenen çocuğun “31 yıl cezam var. 4 tane daha 8 yıl cezam geliyor. Gidin istediğiniz yere şikâyet edin. Ben hayatımdan bezmişim. Sizi mahvederim!” şeklinde tehdit ettiğini,
Tanıklar …, …, …, … ve …; 23.06.2010 tarihinde savcılıkta ve mahkemede; suça sürüklenen çocuğun katılan mağdura cinsel eylemde bulunduğunu görmediklerini ve duymadıklarını,
Tanık… savcılıkta; suçlu sürüklenen çocuğun, katılan mağdura kötü davrandığını görmediğini, hatta suça sürüklenen çocuk ile katılan mağdurun önceden tanıştıkları için aralarında bir samimiyetin oluştuğunu,
Tanık … savcılıkta ve talimat yoluyla alınan beyanında; söz konusu cezaevinde infaz koruma başmemuru olarak görev yaptığını, katılan mağdurun hesabındaki tüm parasına kantin fişi yazdığını gördüğünü, bunun üzerine katılan mağduru tek başına çağırdığını ve bunları suça sürüklenen çocuğun zoruyla mı aldığını sorduğunu ancak katılan mağdurun suça sürüklenen çocuk tarafından dövüldüğünü, cinsel istismar eylemine uğradığı ya da kendisinin koğuş değişikliği yapması hususunda herhangi bir şey söylemediğini,
Tanık … savcılıkta; katılan mağdur ile cezaevinde sadece 10 saatlik bir zaman geçirdiklerini, sonrasında katılan mağdurun koğuş değiştirdiğini, kimsenin suça sürüklenen çocuk tarafından dövülmediğini ve suça sürüklenen çocuğun koğuş mümessili olduğunu, mahkemede; koku lakabındaki bir şahsın A5 isimli koğuşa mümessil olmak istediğinden katılan mağdurdan, suça sürüklenen çocuk hakkında böyle bir iddiada bulunmasını istemiş olabileceğini,
Beyan etmişlerdir.
Suça sürüklenen çocuk … savcılıkta 14.06.2010 tarihinde; suçlamaları kabul etmediğini, katılan mağdur …’ye yönelik fiili livata ve dövme eylemini gerçekleştirmediğini keza tanık …’yi de dövmediğini, katılan mağdur koğuşa ilk geldiğinde tanık … ile yakın olduğunu ancak …’in daha sonra F5 isimli koğuşa geçtiğini ve katılan mağdura “Benim arkamdan sen de gel.” dediğini, katılan mağdurun koğuş değiştirme adına bu şekilde ifade vermiş olabileceğini, yine katılan mağdur ve tanık …’nin, tanık …’in yönlendirmesi ile kendisine başmemura kantin fişi yazdırıldığına ilişkin kendisini şikâyet ettiklerini, hatta başmemur tanık … tarafından kendisine tokat atıldığını, katılan mağdur ilk geldiğinde parasının olmadığını, parası gelene kadar katılan mağdura kendilerinin baktığını, parası geldiğinde ise katılan mağdurun rızasıyla kantin fişi yazdığını, savcılıkta 25.06.2010 tarihinde; kimseyi dövmediğini ve kimseye zorla kantin fişi yazdırmadığını, kendisinin koğuş mümessili olması sebebiyle herkesin ihtiyaçlarını sorup ona göre kantin fişi yazdığını, bir seferinde katılan mağdurun tanık …’yi dövdüğünü bildiğini, yine tanıklar … ve …’ın odadan ayrılmak istediklerini, bu sebeple bu yönde ifade vermiş olabileceklerini, mahkemede 17.05.2013 tarihinde; suçlamaları kabul etmediğini, olay tarihinde koğuş sorumlusu olduğunu, diğer koğuştan …, … isimli kişilerin kendisini koğuştan attırmak için katılan mağduru dolduruşa getirdiklerini, ayrıca mayıs ayında katılan mağdurun gerçekleştiğini iddia ettiği cinsel saldırı olayında söz konusu eylemin sabah sayımına geldiğini bu nedenle böyle bir şey yapsaydı katılan mağdurun sayıma gelen memurlara bunu direkt anlatabileceğini, savunmuştur.
V. GEREKÇE
Anayasa’nın 138/1. ve CMK’nın 217/1. maddeleri ile Anayasa’nın 38. ve İHAS’nin 6/2. maddeleri sarahatine göre ispat hukuku bakımından vicdani kanaat esasını benimseyen Ceza muhakememizin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir.
Vicdani kanaate ulaşılması, isnat olunan fiilin ispatlandığı anlamına gelir. Bu nedenle, vicdani kanaat hukuki sorunla değil, maddi sorunla ilgili bir kavramdır ve vicdani kanaate ulaşacak makam da maddi uyuşmazlığı çözmeye yetkili derece mahkemeleridir. Hukuki sorunun çözümünde vicdani kanaat ölçütü kullanılamaz. Çünkü; hukuki sorunun doğru çözümü, maddi olaya uygulanması gereken hukuk kurallarının doğru bulunması ve doğru yorumlanması ile ilgilidir.
Vicdani ispat sisteminde hâkimler, hür vicdanlarına göre hüküm verirler. Her türlü delil aracı, kural olarak kullanılabilir ve bunlar serbestçe değerlendirilir. Ancak bu serbestliğin sınırını yine hukuk belirler. Nitekim, Anayasa’nın 138/1. maddesine göre hâkim, vicdani kanaatini oluştururken, Anayasa’nın, kanunların ve hukukun çizdiği çerçevede kalmak zorundadır. Delil araçlarının ne zaman ve kimler tarafından ikame edilebileceği, bunların muhakemede tabi tutulacakları işlemler, delil aracı ikame taleplerinin hangi şartlarda ret olunabileceği, çelişme yönteminin nasıl hayata geçirileceği, delil aracı yasaklarının neler olduğu gibi konular hukuk tarafından düzenlenir (Feyzioğlu, s. 357).
Kural olarak delillerle doğrudan temas kurmayan ve öğrenme yargılaması yapamayan Yargıtayın, hukuka uygun olarak elde edilen delilleri takdir etme ve bu suretle ilk derece mahkemelerinin vicdani kanaatini denetleme, aslında olayın nasıl cereyan ettiğini ortaya koyma imkanı bulunmamaktadır. Ancak hükmün gerekçesini esas alarak, bu delillerle varılan sonucun/kabul edilen maddi vakıanın, akıl yürütme/mantık kurallarına, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel kaidelere uygun olup olmadığını denetleyebileceğinde de kuşku yoktur. 288. maddenin Hükûmet Tasarısı’ndaki gerekçesinde bu duruma: “Delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde elbetteki hukuka aykırılık oluşturur.” denilerek işaret edilmiştir. Uygulama da bu şekilde istikrar kazanmıştır. Doktrinde Yenisey aynı düşünceyi; “Bir hukuk normu olmayan fizik ve mantık kuralları ve tecrübe kaidesi, bir hukuk normu gibi ele alınarak bunlara aykırı olan vicdani kanaatin denetlenmesine imkan sağlamaktadır.” (Feridun Yenisey, İstinafta Maddi Ve Hukuki Mesele Denetimi, Dr. Silvia Tellenbach’a Armağan, Seçkin Yayınları, s. 1282) diyerek benimsendiğini ifade etmiştir. Çünkü; sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır.
Ceza yargılamasında kanıt serbestliği ilkesi başlığı altında toplayabileceğimiz temel prensiplere göre; a) Herşeyin kanıt olabileceği (hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş), b) İlgililerin kanıt ileri sürebilecekleri, c) Hâkimin kendiliğinden kanıt araştırabileceği, (hatta zorunlu olarak araştırması gerektiği), d) Kanıt ileri sürmede zaman kısıtlaması olamayacağı, e) Kanıtlama külfetinin sanığa yüklenemeyeceği, f) Kanıt değerlendirmede hâkimi bağlayan üstün kanıtın söz konusu olmayıp hâkimin tüm kanıtları serbestçe değerlendirebileceği, (vicdani kanaat) ceza yargılamasının temel ilkeleridir. Bu ilkelerin birinden dahi vazgeçmek, ceza yargılamasının temel ilke ve yapısına aykırı davranmak anlamını taşır (YCGK, 08.04.1991 tarihli ve 81-111 sayılı).
Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkumiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkan vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmına gözetilip diğer kısmı gözardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimale sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK, 11.6.2013 tarihli ve 36-294 sayılı).
Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için, gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili te’lif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti ile vicdani kanaate ulaşılmasının, mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde:
Suça sürüklenen çocuğun aşamalarda istikrarlı olarak suçlamayı kabul etmemesi ve tanık beyanlarının suça sürüklenen çocuğun savunmalarını doğrulaması, 09.06.2010 tarihinde genel cerrahi uzmanınca düzenlenen rapora göre katılan mağdurda, iddialarını destekleyecek darp ve cebir izi ile fiilî livata bulgusuna rastlanmaması, 24.01.2011 tarihli savcılık ifadesinde, ilk beyanının aksine yalnızca bir cinsel istismar eyleminden bahseden katılan mağdurun anlatımlarının birbiriyle ve tanık beyanlarıyla çelişmesi hususları birlikte değerlendirildiğinde; mahallinde ikame olunan ve tartışılan delillerin, gerekçeli/muhtemel şüphenin tamamen ortadan kaldırılması ve suça sürüklenen çocuğun müsnet suçu işlediği yönünde vicdani kanaat oluşması için yeterli olmadığı anlaşılmakla in dubio pro reo/şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince ispat edilemeyen suçtan beraat kararı verilmesi gerektiği kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Başkanı ve yedi Ceza Genel Kurulu Üyesi; 14. Ceza Dairesinin 17.06.2019 tarih 5533-10034 sayılı ilamı ile derece mahkemelerinin kararlarındaki gerekçe de gözetildiğinde itirazın kabulüne karar verilmesi gerektiği görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
VI. KARAR
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 15.01.2025 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

VI. Cinsel İstismar Suçu Hakkında Genel Olarak Değerlendirme

TCK m. 103, çocukların cinsel dokunulmazlığını koruyan en önemli düzenlemelerden biridir. Madde; temel suç tipini ve nitelikli hâlleri belirleyerek farklı eylem biçimleri için farklı yaptırımlar öngörmüştür. Kanun koyucu, suçun şikâyete tabi kılınmaması, HAGB ve uzlaşmanın uygulanamaması, ceza ertelemesi ve adli para cezasına çevirme imkânlarının tanınmaması gibi tercihlerle söz konusu suç için caydırıcı bir yaptırım rejimi oluşturmuştur. Bu suç ayrıca Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlar başlığı altında da düzenlenmiştir.

Uygulamada bu suç tipiyle sıklıkla karşılaşılmakta; özellikle aile içi istismar vakalarında nitelikli hâllere ilişkin tartışmalar öne çıkmaktadır. Yargıtay kararları, cinsel istismar ile sarkıntılık arasındaki sınırın tespiti, kastın değerlendirilmesi ve mağdurun ifadesinin önemi gibi konularda içtihat geliştirmeye devam etmektedir. Sonuç olarak TCK m. 103, çocuklara yönelik cinsel suçlar alanında kapsamlı, katmanlı ve caydırıcı bir düzenleme sunmakta; hem koruma hem de cezalandırma işlevini bir arada yerine getirmektedir. Tutuklama, iddianame ve duruşma aşamalarının nasıl işlediğini İstanbul ağır ceza süreçleri üzerinden adım adım inceleyebilirsiniz.

İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir. Ceza Hukuku alanındaki diğer yazılarımızı görmek için Ceza Hukuku Yazılar sayfasını, hizmet verdiğimiz diğer alanları görmek için Hizmetlerimiz sayfasını ziyaret edebilirsiniz.

Av. Sinan Karabacak Cep Tel: +90 535 671 88 95

Yasal Uyarı: Bu makale Av. Sinan Karabacak tarafından, yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. Her dava kendine özgü koşullar içermektedir. Hukuki danışmanlık için lütfen iletişime geçiniz.

Benzer Yazılar

Bir Yorum

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir