İçindekiler
Fuhuş suçu, Türk Ceza Kanunu‘nun 227. maddesinde düzenlenen ve genel ahlaka karşı suçlar bölümünün en ayrıntılı hükümlerinden biridir; yetişkine yönelik temel hâlde iki yıldan dört yıla kadar hapis, çocuğa yönelik hâlde ise dört yıldan on yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür. Madde, fuhşa teşvik etmeyi, aracılık etmeyi, yer temin etmeyi ve bu amaçla tedarik veya barındırmayı cezalandırır; cezayı ise mağdurun yaşına ve fiilin işleniş biçimine göre kademelendirir. Bu yazıda fuhuş suçunun unsurlarını, çocuk ve yetişkin mağdur arasındaki temel ayrımı, nitelikli hâlleri, mağdurun korunmasına ilişkin hükümleri ve yargılama usulünü — güncel Yargıtay içtihadı ışığında — hukuki çerçevede ele alıyoruz.
Maddenin en çok yanlış anlaşılan yönü, kimin cezalandırıldığıdır. Fuhuş suçunda cezalandırılan kişi, fuhşa sürüklenen kişi değil; bu faaliyeti teşvik eden, kolaylaştıran veya organize eden üçüncü kişidir. Fuhşa sürüklenen kişi ise daima mağdur olarak kabul edilir. Bu yazı boyunca içerik yalnızca hukuki unsur, ceza ve usul düzeyinde kalmakta; fuhuş eylemine ilişkin hiçbir betimleme veya örnek kullanılmamaktadır.
Fuhşa Teşvik, Aracılık veya Yer Temin Etme Suçu Nedir? (TCK 227)
Fuhuş suçu, bir kişinin fuhşa teşvik edilmesi, fuhşun yolunun kolaylaştırılması, bu maksatla kişinin tedarik veya barındırılması ya da fuhşa aracılık edilmesi fiillerini kapsar. Madde sekiz fıkradan oluşur ve bu fıkralar; mağdurun çocuk mu yoksa yetişkin mi olduğuna, fiilin cebir veya hile ile işlenip işlenmediğine, failin mağdurla ilişkisine ve suçun örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenip işlenmediğine göre farklı ceza rejimleri öngörür.
Maddenin yapısını doğru okumak için, önce fuhşun kendisinin TCK’da bir suç olarak düzenlenmediğini, yalnızca üçüncü kişilerin bu alandaki faaliyetlerinin cezalandırıldığını kavramak gerekir. Aşağıda önce bu temel ayrımı, ardından her fıkrayı ayrı ayrı ele alıyoruz.
Fuhşa Teşvik, Aracılık veya Yer Temin Etme Suçu ile Korunan Hukuki Değer
Fuhuş suçuyla korunan hukuki değer, hem toplumun genel ahlak anlayışı ve ortak hayâ duyguları hem de fuhşa sürüklenen kişinin cinsel özgürlüğü ve korunmasıdır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2021/431 E., 2024/14 K. sayılı ve 17.01.2024 tarihli kararında, kanunun yer aldığı kısım ve bölüm başlıkları ile aynı bölümde yer alan diğer suçların nitelikleri birlikte değerlendirildiğinde, bu suçla toplumun ar, namus ve genel hayâ duygularıyla birlikte eylemin muhatabı olan kişinin cinsel özgürlüğünün de korunduğunu; mağdurun cinsiyetinin önemsiz olduğunu, yani erkeklerin de bu suçun mağduru olabileceğini kabul etmiştir.
Kanunun sekizinci fıkrasındaki tedavi ve terapi hükmü, maddenin yalnızca toplumsal ahlakı değil, aynı zamanda fuhşa sürüklenen kişiyi de korumayı amaçladığını açıkça gösterir. Bu ikili koruma amacı, maddenin bütününün yorumlanmasında belirleyicidir ve fuhşa sürüklenen kişinin hiçbir biçimde suçlanan taraf olarak görülmemesini gerektirir.
Fuhşa Teşvik, Aracılık veya Yer Temin Etme Suçunda Temel Ayrım: Fuhuş Yapmak Suç Değildir
Fuhuş suçunun doğru anlaşılması için en kritik nokta şudur: fuhşun kendisi, yani fuhuş yapan kişinin bizzat eylemi, TCK kapsamında bir suç olarak düzenlenmemiştir. Nitekim Anayasa Mahkemesi de 2014/19152 başvuru numaralı ve 18.10.2017 tarihli kararında, fuhuş eyleminin bizzat yapılmasının Türk hukukunda suç olarak düzenlenmediğini tespit etmiştir. Kanunun cezalandırdığı şey, üçüncü bir kişinin bu faaliyeti teşvik etmesi, kolaylaştırması, buna aracılık etmesi veya yer temin etmesidir. Yani suç, fuhşa sürüklenen kişinin değil, onu bu faaliyete yönelten veya bundan yararlanan kişinin fiiliyle oluşur.
Bu ayrım, aynı bölümdeki iki başka maddeyle paralel bir sistematik oluşturur: kumar oynanması için yer ve imkân sağlama (TCK 228) ve dilencilik (TCK 229). Her üç maddede de fiilin bizzat yapılması ya suç değildir ya da yalnızca bir kabahattir; asıl cezalandırılan davranış, başkasını bu faaliyette kullanmak, ona aracılık etmek veya imkân sağlamaktır. Bu ortak yapının ayrıntılı karşılaştırması için genel ahlaka karşı suçlar rehberimize bakabilirsiniz.
Bu yapının pratik sonucu şudur: fuhşa sürüklenen kişi, sürecin sanığı değil, korunması gereken taraftır. Kanunun cezalandırdığı fail, bu kişiyi fuhşa yönelten, bundan çıkar sağlayan veya buna zemin hazırlayan üçüncü kişidir. Bu nedenle, fuhuş bağlamında yürütülen bir soruşturmada kişilerin hukuki konumunun (şüpheli/sanık mı yoksa mağdur mu olduğunun) doğru belirlenmesi, sürecin en kritik başlangıç adımıdır. Bu belirleme, hem uygulanacak koruma tedbirlerini hem de kişinin haklarını doğrudan etkiler.
Kendi Fuhşunu Kolaylaştıran Kişi Bu Suçun Faili Olabilir mi?
Uygulamada sıkça karşılaşılan ve mağdur-fail ayrımını en uç noktada sınayan bir soru şudur: fuhuş yapan kişi, kendi fotoğrafını ve iletişim bilgilerini paylaşarak “kendi fuhşunun reklamını” yaparsa, TCK 227/3 kapsamında suç işlemiş olur mu? Bu soru, Yargıtay 4. Ceza Dairesi içtihadında henüz istikrar kazanmamış, birbiriyle çelişen iki görüş hâlinde karşımıza çıkmaktadır.
Bir görüşe göre, fuhuş suçunda korunan hukuki yararın kişilerin fuhşa teşvik edilmesinin ve sürüklenmesinin önlenmesi olduğu, üçüncü fıkradaki “ürün” kavramının doğrudan üretilen maddi bir eşya veya mahsul niteliği taşıması gerektiği, fuhuş yapan kişinin ise bizzat bu suçun mağduru olduğu ve aynı kişinin hem mağdur hem fail sıfatını taşıyamayacağı gerekçesiyle, kendi fuhşunun reklamını yapan kişi TCK 227/3 kapsamında fail sayılmamaktadır.
Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2022/13509 E., 2022/21437 K. sayılı ve 01.11.2022 tarihli kararında, “fuhuş suçunun failinin, fuhuş yapan kişi olmayıp fuhuşu kolaylaştıran veya aracılık eden kişi olduğu, bu nedenle mağdur durumunda bulunan fuhuş yapan kişilerin ilan yoluyla müşteri temin etme şeklindeki eylemlerinin suç olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı” ve “fuhuş suçunun mağduru aynı zamanda faili olamayacaktır; diğer anlatımla kişi aynı suçun hem mağduru hem de faili sıfatını taşımamalıdır” tespitlerine yer vermiştir.
Buna karşılık, aynı Dairenin başka kararlarında benimsenen ikinci görüşe göre, üçüncü fıkranın amacı fuhşun toplum içinde reklamının yapılmasını önlemektir; bu fıkrada korunan hukuki yarar toplumun genel ahlakı olduğundan, fıkranın mağduru toplumu oluşturan herkestir ve failin bizzat fuhuş yapan kişi olup olmaması önem taşımaz.
Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2022/14626 E., 2022/24908 K. sayılı ve 08.12.2022 tarihli kararında “gerek söz konusu fıkradaki düzenleme gerekse madde gerekçesine göre fıkrada düzenlenen suçun faili herkes olabilecektir… fıkrada düzenlenen suçun mağdurunun toplumu oluşturan herkes olduğunun kabulü gerekir, dolayısıyla failin söz konusu fuhuşu yapan kişi olup olmamasının bir önemi bulunmamaktadır” tespitine yer vermiştir; Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2021/19461 E., 2021/17936 K. sayılı kararında da aynı yönde, fuhuş yapan kişinin kendi fotoğraf ve iletişim bilgilerini internette paylaşmasının TCK 227/3 kapsamında suç oluşturduğunu kabul etmiştir.
Bu iki görüş arasındaki gerilim, TCK 227/3’ün 2016’da eklenmesiyle ortaya çıkan ve henüz Ceza Genel Kurulu tarafından içtihadı birleştirme yoluyla kesin biçimde çözülmemiş güncel bir tartışmadır; somut bir dosyada hangi görüşün uygulanacağı, isnat edilen fiilin niteliğine ve yargılamayı yapan dairenin/mahkemenin benimsediği yaklaşıma göre değişebilir. Bu belirsizlik, üçüncü fıkra kapsamındaki savunmalarda dikkatle değerlendirilmesi gereken bir husustur.
Birinci Fıkra: Çocuğun Fuhşa Sürüklenmesi
Birinci fıkra, bir çocuğu fuhşa teşvik eden, bunun yolunu kolaylaştıran, bu maksatla tedarik eden veya barındıran ya da çocuğun fuhşuna aracılık eden kişiyi, dört yıldan on yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezasıyla cezalandırır. Bu, maddenin en ağır temel cezasıdır ve çocuğun korunmasına verilen önemi yansıtır.
Bu fıkranın dikkat çeken bir özelliği, hazırlık hareketlerinin de tamamlanmış suç gibi cezalandırılmasıdır. Normalde ceza hukukunda hazırlık hareketleri kural olarak cezalandırılmazken, kanun koyucu çocuğun fuhşa sürüklenmesi bakımından bu genel kuraldan ayrılmış ve korumayı öne çekmiştir. Bu, çocuğun her aşamada korunması amacının bir yansımasıdır.
Birinci fıkrada sayılan fiiller çok sayıda seçimlik hareket içerir: teşvik etme, yolunu kolaylaştırma, tedarik etme, barındırma ve aracılık. Bu hareketlerden herhangi birinin gerçekleşmesi, çocuk bakımından suçun oluşması için yeterlidir. Kanun, çocuğun fuhşa yönlendirilmesinin her aşamasını ayrı ayrı kapsam içine alarak, bu alanda mümkün olan en geniş korumayı sağlamayı amaçlamıştır. Burada altı çizilmesi gereken nokta, çocuğun rızasının bulunmasının suçu ortadan kaldırmadığıdır; çocuk, bu bağlamda her hâlde korunması gereken mağdur konumundadır.
İkinci Fıkra: Yetişkine Yönelik Fiiller
İkinci fıkra, bir yetişkini fuhşa teşvik eden, bunun yolunu kolaylaştıran, fuhuş için aracılık eden veya yer temin eden kişiyi, iki yıldan dört yıla kadar hapis ve üçbin güne kadar adli para cezasıyla cezalandırır. Görüldüğü üzere, mağdurun yetişkin olması hâlinde ceza, çocuk mağdura göre belirgin biçimde daha düşüktür.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2021/347 E., 2022/284 K. sayılı ve 23.06.2022 tarihli kararında, ikinci fıkradaki seçimlik hareketleri somut ölçütlere bağlamıştır: fuhşa teşvik etmek, kişinin fuhuş yapması için onda irade oluşturmaya çalışmaktır; fuhşun yolunu kolaylaştırmak, fuhuş yapacak kimsenin fuhşa atılması için her türlü imkânın sağlanmasıdır — fuhşun önündeki güçlükleri ortadan kaldırmak için hazırlanan ve temin edilen her türlü araç, fırsat ve imkân bu kapsamda değerlendirilir; örneğin kişinin fuhuş için buluşulduğu bilinen mekânlara götürülmesi, fuhşa müsait ortamlarda bulundurulması, mihmandarlık yapılması veya fuhuş ortamını sağlayacak kişilerle tanıştırılması bu tanıma girer; fuhşa aracılık etmek, mağdur ile isteklinin bir araya gelmesini sağlamaktır; yer temin etmek ise bu buluşmanın gerçekleşeceği mekânı sağlamaktır.
Bu fıkranın önemli bir eki, fuhşa sürüklenen kişinin kazancından yararlanılarak kısmen veya tamamen geçimin sağlanmasının da fuhşa teşvik sayılmasıdır. Böylece kanun, yalnızca aktif teşvik ve aracılık fiillerini değil, fuhşa sürüklenen kişinin kazancı üzerinden geçinme biçimindeki sömürüyü de kapsam içine almıştır.
Birinci ve ikinci fıkra arasındaki bu yaş temelli ikili ayrım, maddenin merkezi noktalarından biridir. Aşağıdaki tablo bu ayrımı özetlemektedir.
| Ölçüt | Çocuk Mağdur (1. fıkra) | Yetişkin Mağdur (2. fıkra) |
|---|---|---|
| Ceza | 4 – 10 yıl hapis + 5.000 güne kadar adli para | 2 – 4 yıl hapis + 3.000 güne kadar adli para |
| Hazırlık hareketleri | Tamamlanmış suç gibi cezalandırılır | Genel kurallara tabidir |
| Kazançtan yararlanma | Teşvik kapsamındadır | Teşvik kapsamındadır |
| Dava zamanaşımı | 15 yıl | 8 yıl |
Üçüncü Fıkra: Fuhşu Kolaylaştıran Ürünler
2016 yılında 6763 sayılı Kanun’un 18. maddesiyle yeniden düzenlenen üçüncü fıkra, fuhşu kolaylaştırmak veya fuhşa aracılık etmek amacıyla hazırlanmış görüntü, yazı ve sözleri içeren ürünleri veren, dağıtan veya yayan kişiyi, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve iki yüz günden iki bin güne kadar adli para cezasıyla cezalandırır. Kanun koyucu, değişikliğin gerekçesinde büyük şehirlerde cadde ve sokaklara üzerinde müstehcen resim ve telefon numarası bulunan fuhuş davetiyesi kartlarının atılmasının, özellikle gençlerin ve çocukların yoğun bulunduğu mekânlarda fuhşu kolaylaştırıcı bir etki doğurduğunu ve toplumda ciddi rahatsızlığa yol açtığını belirtmiştir; bu nedenle bu tür ürünleri veren, dağıtan veya elektronik ortam dâhil her türlü şekilde yayan kişilerin cezalandırılması amaçlanmıştır; bu tespitler Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2021/431 E., 2024/14 K. sayılı ve 17.01.2024 tarihli kararında da aktarılmıştır. Öğretide bu fiil “fuhşun reklamı” olarak da adlandırılmaktadır.
Yargısal uygulamada bu fıkranın bir tehlike suçu olduğu, yani fiilen fuhşun gerçekleşmesinin şart olmadığı kabul edilmektedir. Başka bir deyişle, bu tür ürünlerin verilmesi, dağıtılması veya yayılması, sonucunda somut bir fuhuş eylemi gerçekleşmese dahi suçun oluşması için yeterlidir. Aynı Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararına (2021/431 E., 2024/14 K., 17.01.2024 T.) göre bu fıkranın maddi konusunu oluşturan “ürün”, fotoğraf, dergi, kartvizit, gazete, kitap veya CD gibi somut, dağıtılabilir veya yayılabilir nesneleri ifade eder; suçun faili herkes olabilir ve failin bizzat fuhuş yapan kişi olup olmaması önem taşımaz — meğerki yukarıda açıklandığı üzere fail, kendi fuhşunu kolaylaştıran mağdurun ta kendisi olsun.
Üçüncü fıkranın zaman bakımından uygulanmasına ilişkin bir uyuşmazlıkta Yargıtay Ceza Genel Kurulu, aynı 2021/431 E., 2024/14 K. sayılı ve 17.01.2024 tarihli kararında, suç tarihinde henüz yürürlükte olmayan ancak yargılama sırasında yürürlüğe giren üçüncü fıkranın, ikinci fıkraya göre daha lehe sonuç doğurduğu hâllerde TCK m. 2 ve 7 uyarınca sanık hakkında uygulanması gerektiğine hükmetmiştir; somut olayda sanığın, mağdurelerle işbirliği içinde fuhuş yapmalarının yolunu kolaylaştırmak amacıyla hazırlanmış kartvizitleri şehir merkezindeki caddelere atması, suç tarihinde ikinci fıkra kapsamında kalsa da sonradan yürürlüğe giren ve daha lehe olan üçüncü fıkranın uygulanması gerektiği kabul edilmiştir.
TCK’nın 227/3. maddesi mağdur ile herhangi bir işbirliği içerisinde olmadan mağdurun fuhşunu kolaylaştırma saiki gütmeden sadece görüntü ve yazıları dağıtan kişinin eylemini ilk defa suç olarak tanımlamaktadır; maddi olayda, sanığın mağdurelerle işbirliği içerisinde, mağdurenin fuhuş yapmasının yolunu kolaylaştırmak için hazırlanan yazı ve görüntüleri mağdurelerden alarak dağıtan kişinin eylemi TCK’nın 227/2. maddesinde düzenlenen fuhşun yolunu kolaylaştırma suçunu oluşturduğu tartışmasız kabul edilmelidir.” Bu içtihat, ikinci ve üçüncü fıkra arasındaki lehe kanun değerlendirmesinin ölçütünü netleştirmektedir.
Fuhşa Teşvik, Aracılık veya Yer Temin Etme Suçunda Nitelikli Hâller (4, 5 ve 6. Fıkralar)
Dördüncü fıkra, cebir veya tehdit kullanarak, hile ile ya da çaresizliğinden yararlanarak bir kimseyi fuhşa sevk eden veya fuhuş yapmasını sağlayan kişi hakkında verilecek cezanın yarısından iki katına kadar artırılacağını öngörür. Bu, mağdurun iradesinin kırıldığı veya çaresizliğinin sömürüldüğü, en ağır sömürü biçimlerini hedef alan bir nitelikli hâldir.
Bu nitelikli hâlin uygulanabilmesi için, yargısal uygulamada cebir, tehdit veya çaresizlikten yararlanma unsurlarının somut ve kesin delille ortaya konması gerektiği vurgulanmaktadır; salt bir kandırma veya vaat iddiası, tek başına bu ağırlaştırmanın uygulanması için yeterli görülmemektedir. Bu, ispat yükünün ne denli önemli olduğunu gösterir.
Beşinci fıkra, suçun; eş, üstsoy, kayın üstsoy, kardeş, evlat edinen, vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, koruma ve gözetim yükümlülüğü bulunan kişiler tarafından ya da kamu görevi veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılarak işlenmesi hâlinde cezanın yarı oranında artırılacağını öngörür. Altıncı fıkra ise suçun, suç işlemek amacıyla kurulmuş bir örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde aynı oranda artırım getirir. Yedinci fıkra, bu suçlardan dolayı tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbirlerine hükmolunacağını düzenler.
Beşinci fıkradaki nitelikli hâl, kanun koyucunun özel bir tercihini yansıtır: mağdurla arasında güven, koruma veya otorite ilişkisi bulunan kişiler tarafından işlenen fiiller, bu güven ilişkisinin kötüye kullanılması nedeniyle daha ağır cezalandırılır. Altıncı fıkradaki örgüt bağlantısı ise, fuhuş suçunun münferit bir fiil olmaktan çıkıp organize bir yapı içinde işlendiği hâlleri hedef alır.
Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2013/457 E., 2014/115 K. sayılı ve 04.03.2014 tarihli kararında, örgüt faaliyeti çerçevesinde birden fazla mağdureye yönelik fuhuş suçlarının incelendiği bir davada, sanıkların suç işlemek amacıyla kurdukları örgütün faaliyeti kapsamında birden fazla mağdureyi değişik zamanlarda fuhşa sevk ettiklerini tespit etmiş ve bu durumda örgüt kurma, yönetme veya üye olma suçlarının fuhuş suçuyla birlikte ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmiştir. Bu nitelikli hâllerin uygulanması, cezanın belirlenmesinde önemli bir fark yarattığından, her dosyada somut delil durumuna göre incelenmelidir.
Sekizinci Fıkra: Mağdurun Korunması ve Tedavi
Sekizinci fıkra, maddenin mağdur odaklı ve koruyucu yönünü en açık biçimde gösteren hükümdür: fuhşa sürüklenen kişi, tedaviye veya psikolojik terapiye tâbi tutulabilir. Bu hüküm, fuhşa sürüklenen kişiyi cezalandırılacak bir fail olarak değil, korunması ve desteklenmesi gereken bir mağdur olarak konumlandırır.
Bu düzenleme, maddenin bütününe hâkim olan yaklaşımı özetler. Fuhşa sürüklenen kişi; ihmalkâr, kusurlu veya suçlanacak bir taraf olarak görülmez. Kanun, bu kişilerin çoğu kez zorlukların, çaresizliğin veya sömürünün mağduru olduğunu kabul eder ve onlara ceza değil, koruma ve destek öngörür. Bu nedenle bu alandaki hukuki değerlendirmelerde, mağdurun haklarının korunması esas alınmalıdır.
Tedavi ve terapi imkânının yanı sıra, fuhşa sürüklenen kişi ceza muhakemesi sürecinde mağdur sıfatıyla sahip olduğu haklardan (bilgilendirilme, hukuki yardımdan yararlanma, korunma) yararlanır. Bu kişilerin, süreç boyunca ikinci kez örselenmesini önlemek adına, ifade ve beyanlarının alınmasında da özenli davranılması gerekir. Nitekim Yargıtay 18. Ceza Dairesi, yukarıda değinilen 2016/16937 E., 2019/54 K. sayılı kararında, mağdurun somutlaştırılması ve ifadesinin bizzat alınması zorunluluğunu da bu koruyucu yaklaşımın bir uzantısı olarak ele almıştır.
Fuhşa Teşvik, Aracılık veya Yer Temin Etme Suçunda Manevi Unsur, İçtima ve Zincirleme Suç
Fuhuş suçu yalnızca kastla işlenebilir; taksirle işlenmesi mümkün değildir. Failin, fiilin fuhşa yönelik olduğunu bilerek ve isteyerek hareket etmesi gerekir. Suç, kural olarak bir netice aramaz; teşvik, aracılık veya yer temin etme fiillerinin gerçekleşmesi suçun oluşması için yeterlidir.
Fuhuş suçunun zincirleme suç (TCK 43) hükümleriyle ilişkisi, Yargıtay içtihadında özel bir gelişim göstermiştir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2013/457 E., 2014/115 K. sayılı ve 04.03.2014 tarihli kararında, önceki içtihadın aksine, fuhuş suçunun kanuni tanımı gereği devamlılık veya temadi gerektiren bir suç olmadığını; TCK’nın 43/1. maddesinin uygulanabilmesi için aranan üç şartın — aynı suçun değişik zamanlarda birden fazla işlenmesi, mağdurların aynı kişi olması ve suçların aynı suç işleme kararı altında işlenmesi — somut olayda gerçekleştiğini tespit etmiştir.
TCK’nun 43/1. maddesi uyarınca zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için aynı suçun değişik zamanlarda birden fazla işlenmesi, işlenen suçların mağdurlarının aynı kişi olması ve bu suçların aynı suç işleme kararı altında işlenmesi gerekmektedir.” Buna göre, aynı mağdurenin farklı zamanlarda birden çok kez fuhuş yapmasına aracılık edilmesi hâlinde, her bir mağdure için ayrı ayrı zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerekir; buna karşılık farklı mağdurelere yönelik fiiller birbirinden bağımsız, ayrı suçlar oluşturur. Bu içtihat değişikliği, aynı mağdureye yönelik tekrarlanan fiillerin tek bir zincirleme suç sayılıp cezanın artırılarak belirleneceği, farklı mağdurelere yönelik fiillerin ise ayrı ayrı cezalandırılacağı anlamına gelir; sanık lehine sonuç doğurmayan bu ayrım, ceza miktarının hesabında doğrudan belirleyicidir.
Uygulamada, yerel mahkemenin zincirleme suç hükümlerini uygulamayı gözden kaçırdığı ancak yalnızca sanık lehine temyiz bulunduğu hâllerde, Yargıtay bu eksikliği kararda eleştirmekle yetinip cezayı sanık aleyhine bozamamaktadır; zira ceza muhakemesi hukukunun temel ilkelerinden olan aleyhe bozma yasağı (reformatio in peius), iddia makamının veya katılanın aleyhe temyizi bulunmadıkça cezanın artırılmasına izin vermez.
Nitekim Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2021/8974 E., 2023/18794 K. sayılı ve 23.05.2023 tarihli kararında, sanığın deposunu mağdurun fuhuş yapması amacıyla kullanmasına izin verdiği bir olayda zincirleme suç hükmünün uygulanmaması gerektiğini tespit etmesine rağmen bu eksikliği bozma nedeni yapmamıştır: “…Sanığın, bir suç işleme kararının icrası kapsamında değişik zamanlarda mağduru birden fazla kez fuhuş yapmaya teşvik etmesi ve mağdurun fuhuş yapması için yer temin etmesinden dolayı 5237 sayılı Kanun’un 43 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerektiği gözetilmemiş ise de aleyhe temyiz olmadığından bozma yapılamayacağı…“
İnsan Ticareti (TCK 80) ile İlişki ve Fark
Fuhuş suçu, uygulamada zaman zaman insan ticareti suçu (TCK 80) ile birlikte gündeme gelir; ancak bu iki suç farklı kapsamlara sahiptir. İnsan ticareti; zorla çalıştırma, hizmet ettirme, esarete tabi kılma, organ verilmesini sağlama gibi çok daha geniş bir sömürü yelpazesini kapsar ve tipik olarak kişilerin tedarik edilmesi, kaçırılması, bir yerden başka bir yere götürülmesi gibi unsurları içerir.
Fuhuş suçu ise özellikle cinsel sömürüye ve fuhşa yönelik teşvik, aracılık ve yer temin etme fiillerine odaklanır. Somut bir olayda hangi suçun (ya da her ikisinin) oluştuğu, fiilin niteliğine, mağdurun durumuna ve sömürünün biçimine göre belirlenir. Bu nitelendirme cezayı ve sürecin ağırlığını doğrudan etkilediğinden, uzman bir hukuki değerlendirme gerektirir.
Uygulamada, aynı olguda hem insan ticareti hem de fuhuş suçunun unsurlarının birlikte bulunabildiği hâller de görülür. Bu gibi durumlarda, fiillerin bağımsız suçlar mı oluşturduğu yoksa aralarında bir norm ilişkisi (görünüşte içtima) mi bulunduğu, içtima kurallarına göre değerlendirilir. İnsan ticaretinin, kişinin bir sömürü amacıyla tedarik edilip nakledilmesi gibi ek unsurlar içermesi, iki suç tipini birbirinden ayıran temel ölçüttür.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2019/271 E., 2019/708 K. sayılı ve 19.12.2019 tarihli kararında, insan ticareti suçunun araç fiillerle (tehdit, cebir, kandırma, çaresizlikten yararlanma vb.) asıl fiillerin (ülkeye sokma, barındırma vb.) birlikte gerçekleşmesini gerektiren, fuhuş suçuna dönüşmeyen ayrı ve bağımsız bir suç tipi olduğunu; her iki suçun birlikte işlenmesi hâlinde failin her ikisinden ayrı ayrı sorumlu tutulacağını kabul etmiştir: “İnsan ticareti suçu ile fuhuş suçunun birlikte işlenmesi hâlinde fail amacına ulaştığı fuhuş suçundan da ayrıca sorumlu olacaktır. Bu nedenle insan ticareti suçunda yer alan fiilleri gerçekleştiren fail, mağduru fuhşa teşvik ederse, bunun yolunu kolaylaştırırsa ya da fuhuş için aracılık eder veya yer temin ederse fuhuş suçundan ayrıca cezalandırılmalıdır.” Bu ayrımın doğru yapılması, hem isnat edilen suçun ağırlığı hem de mağdurun tabi olacağı koruma rejimi bakımından belirleyicidir.
Fuhşa Teşvik, Aracılık veya Yer Temin Etme Suçunda Soruşturma, Görevli Mahkeme ve Zamanaşımı
Fuhuş suçu resen soruşturulur; soruşturmanın başlaması için şikâyet aranmaz ve suç uzlaştırma kapsamında değildir. Nitekim Yargıtay 4. Ceza Dairesi, yukarıda değinilen 2021/8974 E., 2023/18794 K. sayılı ve 23.05.2023 tarihli kararında, sanığın deposunu mağdurun fuhuş yapması amacıyla kullanmasına izin verip kazancın bir kısmını aldığı olayda, mağdurun şikâyetçi olmamasının dava veya ceza şartını ortadan kaldırmayacağını, fuhuş suçunun takibinin şikâyete bağlı olmadığını açıkça vurgulamıştır. Bu, suçun hem topluma karşı işlenmesinin hem de mağdurun korunması amacının bir sonucudur.
Görevli mahkeme, fuhşun temel hâlinde asliye ceza mahkemesidir. Ancak çocuğa yönelik nitelikli hâlde cezanın üst sınırının on yıla ulaşması nedeniyle görevli mahkemenin belirlenmesi somut olayda ayrıca değerlendirilmelidir; ağır ceza mahkemesinin görevi kural olarak üst sınırı on yılı aşan suçlar bakımından söz konusu olduğundan, bu husus her dosyada dikkatle incelenmelidir.
Dava zamanaşımı bakımından, yetişkin mağdura yönelik hâllerde süre sekiz yıl; çocuk mağdura yönelik hâllerde ise on beş yıldır. Dava zamanaşımı sürelerinin hesabında, zamanaşımını kesen ve durduran işlemler de dikkate alınır.
Fuhşa Teşvik, Aracılık veya Yer Temin Etme Suçunda Deliller, Savunma ve Ceza Hukuku Kurumları
Fuhuş suçuna ilişkin soruşturma ve kovuşturmalarda, delillerin niteliği ve değerlendirilmesi belirleyici bir rol oynar. Özellikle teşvik, aracılık veya yer temin etme fiilinin somut ve kesin delillerle ortaya konması gerekir; fuhuş suçu, mağduru belirli veya belirlenebilir nitelikte olan suçlardandır ve sanığın kendi aleyhine verdiği beyanlar (ikrar) bulunsa dahi, mağdurun varlığının ve kimliğinin resmi olarak teyit edilmediği hâllerde mahkûmiyet kararı verilemez.
Yargıtay 18. Ceza Dairesi 2016/16937 E., 2019/54 K. sayılı ve 07.01.2019 tarihli kararında, ismi geçen kişilerin gerçekte var olup olmadıklarının ve açık kimlik bilgilerinin tespit edilip mağdur sıfatıyla ifadelerine başvurulmadan, yalnızca sanık ikrarı ve soyut tanık beyanlarına dayanılarak hüküm kurulmasını eksik araştırma sayarak bozmuştur: “…suçun belirlenmiş ya da belirlenebilir bir mağdura yönelik olarak işlenebilecek olması karşısında; adı geçen mağdurların gerçekte var olup olmadıkları ve açık kimlikleri tespit edilerek mağdur sıfatıyla bilgilerine başvurulmadan, eksik araştırma ve yetersiz gerekçeyle sanığın bu mağdurların fuhuş yapmasına aracılık ettiği kabul edilerek mahkumiyet kararı verilmesi… bozmayı gerektirmiştir.”
Yargıtay 18. Ceza Dairesi, 2015/24696 E., 2016/9297 K. sayılı ve 02.05.2016 tarihli bir başka kararında, hem yetişkin hem çocuk mağdura yönelik bir dosyada mağdurların dinlenmediğini ve tanık beyanları arasındaki çelişkilerin giderilmediğini tespit ederek benzer bir eksik incelemeyle verilen mahkûmiyet hükmünü bozmuştur: “…mağdur … dinlenmeden ve tanık …’ın beyanları arasındaki çelişki giderilmeden eksik inceleme ile yazılı şekilde çocuğu fuhşa teşvik etmek veya yaptırmak veya aracılık etmek veya yer temin etmek suçundan mahkumiyetine karar verilmesi…” Nitelikli hâllerde (cebir, tehdit, hile veya çaresizlikten yararlanma) ise, yukarıda belirtildiği gibi, bu unsurların salt iddia düzeyinde kalmayıp somut delille kanıtlanması aranır. Bu nedenle savunma, çoğu zaman fiilin gerçekten teşvik/aracılık niteliği taşıyıp taşımadığı ve nitelikli hâllerin delil düzeyinde ispatlanıp ispatlanmadığı üzerinde yoğunlaşır.
Delillerin hukuka uygun biçimde elde edilmiş olması da savunmanın önemli bir başlığıdır. İletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması tedbiri, ancak CMK 135’te sayılan katalog suçlar bakımından uygulanabilir; fuhuş suçunun bu katalogda yer almadığı bir dönemde verilen dinleme kararına dayanılarak elde edilen kayıtlar hukuka aykırı (yasak) delil sayılır ve mahkûmiyete dayanak yapılamaz.
Yargıtay 18. Ceza Dairesi 2019/1248 E., 2019/6922 K. sayılı ve 09.04.2019 tarihli kararında, yabancı uyruklu kadınların rızalarıyla ve herhangi bir baskı olmaksızın fuhşa aracılık edildiği bir olayda, iletişimin tespiti kararının verildiği tarihte TCK 227/2’nin CMK 135/6’daki katalog suçlar arasında yer almadığını, bu nedenle elde edilen dinleme kayıtlarının hukuka aykırı delil niteliğinde olduğunu ve mahkûmiyete yeterli başka delil bulunmadığını tespit ederek kararı bozmuştur. Bu içtihat, fuhuş soruşturmalarında sıkça başvurulan iletişimin denetlenmesi tedbirinin hukuka uygunluğunun, suç tarihindeki katalog suç listesine göre ayrıca denetlenmesi gerektiğini göstermektedir.
Suçun tamamlanması için ayrıca fuhşun (cinsel ilişkinin) fiilen gerçekleşmesi de şart değildir. Yargıtay 18. Ceza Dairesi 2019/9869 E., 2020/6077 K. sayılı ve 12.03.2020 tarihli kararında, mağdurun tehdit edilerek fuhşa zorlandığı ve eve müşteri getirildiği ancak mağdurun son anda direnip cinsel ilişkinin gerçekleşmediği bir olayda, kanunda sayılan icrai hareketlerin (tehdit, müşteri temini) yapılmasının suçun tamamlanması için yeterli olduğunu, fuhşun fiilen gerçekleşmemesinin eylemin tamamlanmış suç niteliğini ortadan kaldırmayacağını kabul etmiştir: “…mağdur beyanında, sanığın kendisini fuhuş yapması için tehdit ederek zorladığını, eve müşteri getirdiğini ancak gelen müşterilere istemediğini söylediği için fuhuşun gerçekleşmediğini belirtmesi karşısında, suçun oluşması için Kanunda sayılan icrai hareketlerin yapılmasının suçun tamamlanması için yeterli olması, fuhuş yapılmasa bile eylemin tamamlanacağı gözetilerek tebliğnamedeki görüşe iştirak edilmemiştir…”
Ceza hukuku kurumları bakımından, ikinci fıkra kapsamındaki (yetişkin mağdura yönelik, iki yıldan dört yıla kadar) hâllerde, koşulları varsa cezanın ertelenmesi gibi kurumlar somut olayda gündeme gelebilir; buna karşılık çocuk mağdura yönelik hâllerde ceza aralığı yüksek olduğundan bu imkânlar önemli ölçüde daralır. Verilecek cezanın türü, süresi ve infazı ile seçenek yaptırımların uygulanıp uygulanmayacağı, her dosyanın kendine özgü koşullarına göre belirlenir.
765 Sayılı Mülga TCK ile Karşılaştırma
Yürürlükten kaldırılan 765 sayılı (eski) Türk Ceza Kanunu’nda da fuhşa ilişkin hükümler bulunuyordu; ancak yürürlükteki 5237 sayılı TCK, bu alanı hem daha ayrıntılı hem de daha belirgin biçimde mağdur odaklı bir sistematikle düzenlemiştir. Özellikle çocuk mağdur ile yetişkin mağdur arasındaki net ayrım, hazırlık hareketlerinin çocuk bakımından cezalandırılması ve fuhşa sürüklenen kişiye tedavi/terapi imkânı öngören sekizinci fıkra, yürürlükteki düzenlemenin koruyucu yaklaşımını ortaya koyar.
Üçüncü fıkranın 2016 yılında yeniden düzenlenmiş olması da, kanun koyucunun bu alandaki düzenlemeyi zaman içinde güncellediğini gösterir. Eski tarihli olaylarda hangi kanunun uygulanacağı lehe kanun değerlendirmesi bakımından önem taşıyabilirse de, günümüzde işlenen fiiller bakımından uygulanacak hüküm yürürlükteki 227. maddedir.
Sıkça Sorulan Sorular
Fuhuş yapmak suç mudur?
Hayır. Fuhşun kendisi, yani fuhuş yapan kişinin bizzat eylemi, TCK kapsamında bir suç olarak düzenlenmemiştir; Anayasa Mahkemesi de bu hususu 2014/19152 başvuru numaralı ve 18.10.2017 tarihli kararıyla tespit etmiştir. TCK 227 yalnızca üçüncü kişilerin fuhşa teşvik, aracılık, yer temin etme gibi fiillerini cezalandırır. Fuhşa sürüklenen kişi mağdur olarak kabul edilir ve sekizinci fıkraya göre tedaviye veya psikolojik terapiye tabi tutulabilir.
Fuhuş suçunun cezası nedir?
Ceza, mağdurun yaşına ve fiilin biçimine göre değişir. Bir çocuğun fuhşa sürüklenmesinde ceza dört yıldan on yıla kadar hapis ve adli para cezasıdır; bir yetişkine yönelik fiillerde ise iki yıldan dört yıla kadar hapis ve adli para cezasıdır. Fuhşu kolaylaştırıcı ürünlerin verilmesi, dağıtılması veya yayılması bir yıldan üç yıla kadar hapisle cezalandırılır. Cebir, tehdit, hile veya çaresizlikten yararlanma gibi nitelikli hâllerde ceza yarısından iki katına kadar artırılır.
Fuhşa sürüklenen kişi cezalandırılır mı?
Hayır. Fuhşa sürüklenen kişi, TCK 227’nin birinci ve ikinci fıkraları bakımından bu suçun faili değil, mağdurudur ve cezalandırılmaz. Kanun, bu kişiyi koruyan bir yaklaşım benimser; sekizinci fıkra uyarınca fuhşa sürüklenen kişi tedaviye veya psikolojik terapiye tabi tutulabilir. Ancak kişinin kendi fuhşunun reklamını yaparak üçüncü fıkra kapsamına girip girmeyeceği, Yargıtay 4. Ceza Dairesi içinde henüz istikrar kazanmamış, çelişkili kararlara konu olan ayrı ve tartışmalı bir meseledir.
Fuhuş suçu şikâyete tabi midir?
Hayır. Fuhuş suçu topluma karşı işlenen suçlardan olduğundan şikâyete tabi değildir; Cumhuriyet savcılığı tarafından resen soruşturulur ve uzlaştırma kapsamında değildir. Mağdurun şikâyetçi olmaması, dava veya ceza şartını ortadan kaldırmaz. Suç yalnızca kastla işlenebilir.
Fuhuş suçunun oluşması için cinsel ilişkinin fiilen gerçekleşmesi gerekir mi?
Hayır. Yargıtay 18. Ceza Dairesi’nin 2019/9869 E., 2020/6077 K. sayılı kararına göre TCK 227’de düzenlenen fuhuş suçu bir sırf hareket (tehlike) suçudur; kanunda sayılan icrai hareketlerin (teşvik, aracılık, yer temin etme, tehdit vb.) yapılması suçun tamamlanması için yeterlidir. Mağdurun son anda direnip cinsel ilişkinin fiilen gerçekleşmemesi, tamamlanmış suçu teşebbüs aşamasına indirmez.
Aynı mağdura yönelik birden çok fuhşa aracılık fiili tek suç mu, ayrı suçlar mı sayılır?
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2013/457 E., 2014/115 K. sayılı kararına göre, aynı mağdura yönelik olarak farklı zamanlarda tekrarlanan aracılık veya yer temin etme fiilleri zincirleme suç (TCK 43) hükümlerine göre tek suç sayılıp cezası artırılarak belirlenir. Buna karşılık farklı mağdurelere yönelik fiiller birbirinden bağımsız ayrı suçlar oluşturur ve mağdur sayısınca ayrı ayrı cezalandırılır.
Fuhuş suçunda görevli mahkeme hangisidir?
Kural olarak asliye ceza mahkemesidir. Ancak çocuğa yönelik nitelikli hâlde cezanın üst sınırının on yıla ulaşması nedeniyle görevli mahkemenin belirlenmesi somut olayda ayrıca değerlendirilmelidir; ağır ceza mahkemesinin görevi kural olarak üst sınırı on yılı aşan suçlar bakımından söz konusu olur.
Fuhuş suçunun zamanaşımı süresi nedir?
Yetişkin mağdura yönelik hâllerde dava zamanaşımı süresi sekiz yıl; çocuk mağdura yönelik hâllerde ise on beş yıldır. Zamanaşımı süresinin hesabında, zamanaşımını kesen ve durduran işlemler de dikkate alınır.
Fuhuş suçu ile insan ticareti suçu arasındaki fark nedir?
İnsan ticareti suçu; zorla çalıştırma, hizmet ettirme, esarete tabi kılma gibi çok daha geniş bir sömürü yelpazesini kapsar ve kişinin tedarik edilmesi, kaçırılması veya nakledilmesi gibi ek unsurlar içerir. Fuhuş suçu ise özellikle cinsel sömürüye ve fuhşa yönelik teşvik, aracılık ve yer temin etme fiillerine odaklanır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2019/271 E., 2019/708 K. sayılı kararına göre iki suçun birlikte işlenmesi hâlinde fail her ikisinden ayrı ayrı sorumlu tutulur.
Fuhşa sürüklenen kişinin kazancından yararlanmak suç mudur?
Evet. TCK 227/2 uyarınca, fuhşa sürüklenen kişinin kazancından yararlanılarak kısmen veya tamamen geçimin sağlanması da fuhşa teşvik sayılır ve iki yıldan dört yıla kadar hapis cezasını gerektirir.
Fuhuş suçunda cezanın ertelenmesi mümkün müdür?
İkinci fıkra kapsamındaki (yetişkin mağdura yönelik) hâllerde, koşulları varsa cezanın ertelenmesi gibi kurumlar somut olayda gündeme gelebilir. Çocuk mağdura yönelik hâllerde ise ceza aralığı yüksek olduğundan bu imkânlar önemli ölçüde daralır.
Kendi fuhşunun reklamını yapmak suç mudur?
Bu konuda Yargıtay 4. Ceza Dairesi içinde istikrar kazanmamış, çelişkili bir içtihat bulunmaktadır. Dairenin 2022/13509 E., 2022/21437 K. sayılı kararında mağdurun aynı suçun faili olamayacağı gerekçesiyle suç oluşmayacağı kabul edilirken, 2022/14626 E., 2022/24908 K. sayılı ve 2021/19461 E., 2021/17936 K. sayılı kararlarında üçüncü fıkranın mağdurunun toplum olduğu ve failin fuhuş yapan kişi olup olmamasının önem taşımadığı kabul edilmektedir. Bu nedenle somut olayın hangi görüşü benimseyen bir dairede değerlendirildiği belirleyici olabilir.
Fuhşa Teşvik, Aracılık veya Yer Temin Etme Suçu Bakımından Sonuç
Fuhuş suçu (TCK 227), fuhşun kendisini değil, üçüncü kişilerin fuhşa teşvik, aracılık ve yer temin etme gibi faaliyetlerini cezalandıran, mağdur odaklı bir suç tipidir. Maddenin merkezinde, çocuk mağdur (dört yıldan on yıla kadar) ile yetişkin mağdur (iki yıldan dört yıla kadar) arasındaki yaş temelli ayrım yer alır. Cebir, tehdit, hile ve çaresizlikten yararlanma gibi nitelikli hâllerde ceza artırılır; sekizinci fıkra ise fuhşa sürüklenen kişiyi mağdur kabul ederek tedavi ve terapi imkânı öngörür. Suç resen soruşturulur, kastla işlenir ve fuhşa sürüklenen kişi hiçbir biçimde cezalandırılan taraf değildir.
Bu suç tipi, genel ahlaka karşı suçlar bölümünün bir parçasıdır; bölümün diğer suçları ve ortak sistematiği için ilgili rehberimizi inceleyebilirsiniz. Ceza hukuku alanındaki diğer hizmetlerimiz için İstanbul’da ceza hukuku alanında yürüttüğümüz çalışmalar kapsamında bilgi alabilirsiniz.
İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.
Av. Sinan Karabacak – Cep Tel: +90 535 671 88 95


3 Yorumlar