İçindekiler
Dilencilik suçu, Türk Ceza Kanunu‘nun 229. maddesinde düzenlenen ve genel ahlaka karşı suçlar bölümünün son maddesini oluşturan bir suç tipidir. Maddenin cezalandırdığı fiil, çokça yanlış anlaşıldığı gibi dilenmenin kendisi değil; çocukların veya kendini idare edemeyecek durumdaki kişilerin dilencilikte araç olarak kullanılmasıdır.
Suçun temel hâli bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasını gerektirir; fiilin failin üçüncü derece dahil kan veya kayın hısımları ya da eşi tarafından işlenmesi hâlinde ceza yarı oranında (1 yıl 6 ay – 4 yıl 6 ay), örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde ise bir kat (2 – 6 yıl) artırılır. Bu yazıda dilencilik suçunun unsurlarını, “araç olarak kullanma” kavramını, ispat sorunlarını, nitelikli hâllerini ve dilenme kabahatinden farkını hukuki çerçevede ele alıyoruz.
Dilencilik Suçu Nedir? (TCK 229)
Maddenin birinci fıkrasına göre, çocukları veya beden ya da ruh bakımından kendini idare edemeyecek durumda bulunan kimseleri dilencilikte araç olarak kullanan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır. Görüldüğü gibi suçun konusu, bizzat dilenme eylemi değil; savunmasız bir kişinin bu amaçla kullanılmasıdır.
Suçun mağduru, dilencilikte araç olarak kullanılan çocuk veya kendini idare edemeyecek durumdaki kişidir. Fail ise bu kişiyi kullanan üçüncü kişidir. Bu yapı, maddenin bütününü anlamak için temel çıkış noktasıdır: kanun, savunmasız bireyleri başkalarının çıkarları için kullanan sömürüye karşı bir koruma sağlar. Dolayısıyla bu suçta, mağdur ile fail birbirinden açıkça ayrılır; araç olarak kullanılan kişi hiçbir biçimde suçlanan taraf değil, korunması gereken kişidir.
Dilencilik Suçunda Ceza Aralıkları
| Hâl | Yasal Dayanak | Ceza Aralığı |
|---|---|---|
| Temel hâl | TCK 229/1 | 1 – 3 yıl hapis |
| Nitelikli hâl — Hısımlık/eş | TCK 229/2 | 1 yıl 6 ay – 4 yıl 6 ay hapis (yarı oranında artırım) |
| Nitelikli hâl — Örgüt faaliyeti | TCK 229/3 | 2 – 6 yıl hapis (bir kat artırım) |
Dilencilik Suçu ile Korunan Hukuki Değer
Dilencilik suçuyla korunan hukuki değer ikili bir nitelik taşır. Bir yandan toplumun genel ahlak anlayışı ve düzeni korunur; diğer yandan, ve daha önemlisi, dilencilikte araç olarak kullanılan savunmasız kişinin (özellikle çocuğun) bireysel olarak korunması amaçlanır. Bu ikinci amaç, maddenin varlık nedenini oluşturur.
Kanun koyucu, çocukların ve kendini idare edemeyecek durumdaki kişilerin, başkalarının ekonomik çıkarı için araç hâline getirilmesini bir sömürü biçimi olarak görür ve bunu cezalandırır. Bu nedenle maddenin odağında, dilenme davranışı değil, savunmasız kişinin istismarı yer alır. Bu yaklaşım, dilenme hâlini damgalamayan, aksine dilencilikte kullanılan kişiyi koruyan bir bakış açısını yansıtır.
Bu ikili koruma amacı, maddenin diğer genel ahlaka karşı suçlarla ortak yönünü de gösterir: burada da, tıpkı fuhuş ve kumar maddelerinde olduğu gibi, korunan değer hem toplumsaldır hem de somut olarak savunmasız bireyi hedef alan bir koruma içerir. Bu nedenle dilencilik suçu, salt bir “kamu düzeni” suçu olarak değil, aynı zamanda savunmasız kişilerin sömürüye karşı korunmasını amaçlayan bir hüküm olarak okunmalıdır.
Temel Ayrım: Dilenmek Kabahat, Dilendirmek Suç
Bu maddenin doğru anlaşılması için en kritik nokta şudur: bir kişinin kendi başına dilenmesi, TCK anlamında bir suç değildir. Kişinin kendi başına dilenmesi, yalnızca Kabahatler Kanunu’nun 33. maddesi kapsamında bir kabahat oluşturur ve idari yaptırıma tabidir. TCK 229’un cezalandırdığı şey ise dilenme değil, başka bir kişinin bir çocuğu veya savunmasız bir bireyi bu amaçla araç olarak kullanmasıdır.
Bu “bizzat yapmak kabahat, başkasını kullanmak suç” yapısı, aynı bölümdeki iki başka maddeyle paralellik gösterir: fuhuş (TCK 227) maddesinde fuhuş yapmak suç değilken fuhşa aracılık suçtur; kumar (TCK 228) maddesinde ise kumar oynamak kabahatken kumar oynatmak (yer ve imkân sağlamak) suçtur. Bu üç madde birlikte ele alındığında, kanun koyucunun bu alanlarda asıl haksızlığı bireyin kendi durumunda değil, başkalarının sömürülmesinde gördüğü sistematik biçimde ortaya çıkar. Bu ortak yapının bütünsel değerlendirmesi için genel ahlaka karşı suçlar rehberimize bakabilirsiniz.
Dilencilik Suçunda Maddi Unsur: Araç Olarak Kullanma
Suçun maddi unsuru, savunmasız bir kişinin dilencilikte “araç olarak kullanılması”dır. Bu ifade, failin çocuğu veya kendini idare edemeyecek durumdaki kişiyi, kendi ekonomik çıkarı için dilendirmesi, dilenmeye yönlendirmesi veya dilenme faaliyetinde bir vasıta olarak kullanmasını anlatır. Buradaki kilit kavram, savunmasız kişinin failin denetimi altında ve onun çıkarı için kullanılmasıdır.
Maddede sayılan mağdur grubu iki kategoriden oluşur: (1) çocuklar ve (2) beden veya ruh bakımından kendini idare edemeyecek durumda bulunan kimseler. Her iki grup da, iradelerini tam olarak kullanamayan veya kolayca yönlendirilebilecek durumdaki savunmasız kişilerdir. Kanun, bu kişilerin bir başkasının çıkarı için araç hâline getirilmesini yasaklar.
Burada üzerinde durulması gereken bir nokta, mağdurun rızasının suçun oluşumuna etkisidir. Araç olarak kullanılan kişinin (özellikle çocuğun) dilenmeye “rıza göstermesi”, suçu ortadan kaldırmaz. Zira bu kişiler, hukuken korunması gereken savunmasız bireylerdir ve iradelerini özgürce oluşturabilecek konumda kabul edilmezler. Bu nedenle failin, mağdurun rızasının bulunduğu yönündeki savunması, suçun oluşumunu tek başına engellemez; belirleyici olan, savunmasız kişinin fiilen araç olarak kullanılıp kullanılmadığıdır.
Dilencilik Suçunda Fail, Mağdur ve Nitelikli Hâller
Suçun faili herkes olabilir. Ancak maddenin ikinci fıkrası, failin mağdurla belirli bir yakınlık ilişkisi içinde olması hâlinde cezayı artıran bir nitelikli hâl öngörür: suç, üçüncü derece dahil kan veya kayın hısımları ya da eş tarafından işlenirse, verilecek ceza yarı oranında artırılır. Bu düzenleme, çoğu zaman aile veya akrabalık ilişkisi içinde gerçekleşen bu tür fiillerin daha ağır cezalandırılmasını sağlar; zira burada, korumakla yükümlü olunan bir kişiye karşı güven ilişkisinin kötüye kullanılması söz konusudur.
Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 29.02.2024 tarihli ve 2023/3612 E. – 2024/1976 K. sayılı kararına göre, failin aynı olayda birden fazla çocuğu dilencilikte araç olarak kullanması hâlinde tek bir cezaya hükmedilip TCK’nın 43. maddesi uyarınca zincirleme suç hükümleri gereğince artırım yapılması gerekir: söz konusu kararda, sanığın kendi öz oğlu dahil olmak üzere üç küçük mağduru aynı tarihte bir sokakta dilendirmek amacıyla bıraktığının belirlenmesi üzerine, birden fazla çocuğun aynı fiille dilendirilmesi nedeniyle cezada TCK m. 43 uyarınca artırım yapılarak hüküm kurulması Yargıtay tarafından onanmıştır. Bu karar, tek bir olayda birden çok mağdurun dilencilikte araç olarak kullanılmasının ayrı ayrı suçlar değil, zincirleme suç kapsamında tek bir ceza ile değerlendirilmesi gerektiğini somutlaştırması bakımından önemlidir.
Üçüncü fıkra ise suçun bir örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde cezanın bir kat artırılacağını öngörür. Bu nitelikli hâl, dilencilikte kişilerin sistematik ve organize biçimde araç olarak kullanıldığı durumları hedef alır. Bu gibi hâllerde, olayın niteliğine göre örgüt kurma, yönetme veya üye olma suçlarının da ayrıca gündeme gelip gelmeyeceği değerlendirilir.
Yargısal uygulamada, kanun koyucunun maddedeki “çocuk” ibaresini, failin kendi yaşından bağımsız bir nitelikli unsur olarak öngördüğü kabul edilir. Yani araç olarak kullanılan kişinin çocuk olması, failin de çocuk olup olmadığına bakılmaksızın bu unsurun uygulanmasını gerektirir; failin çocuk olması hâlinde ise, ayrıca yaş küçüklüğüne ilişkin genel indirim kuralları devreye girer.
Dilencilik Suçunda Araç Olarak Kullanma Unsurunun İspatı
Dilencilik suçunda ispat, özel bir öneme sahiptir. “Araç olarak kullanma” unsurunun ispat yükü ağırdır; salt bir kişinin bir çocukla birlikte dilenirken görülmesi, tek başına bu suçun oluştuğunu göstermez. Yargısal uygulamada, bu unsurun somut ve yeterli delille ortaya konması gerektiği vurgulanır.
Bu kapsamda değerlendirilen deliller arasında; mağdurun beyanı, failin ekonomik ve sosyal durumuna ilişkin zabıta veya muhtarlık araştırması, mağdur ile fail arasındaki yaş ve hısımlık ilişkisinin duraksamasız tespiti gibi hususlar yer alır. Bu deliller bir bütün olarak değerlendirilerek, savunmasız kişinin gerçekten failin çıkarı için araç olarak kullanılıp kullanılmadığı belirlenir. İspatın bu titiz yapısı, masum durumların (örneğin gerçek bir bakım ilişkisi içindeki birlikteliğin) yanlışlıkla suç kapsamına alınmasını önlemeyi amaçlar.
İspat sorunu, aynı zamanda savunma bakımından da merkezi bir öneme sahiptir. Bir isnatla karşılaşan kişi bakımından, fiilin gerçekten “araç olarak kullanma” niteliği taşıyıp taşımadığı, mağdurun failin denetimi altında olup olmadığı ve elde edildiği iddia edilen çıkarın gerçekten fail tarafından mı sağlandığı gibi hususlar, savunmanın odak noktalarını oluşturur.
Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 29.05.2023 tarihli ve 2021/11031 E. – 2023/3800 K. sayılı kararına göre, dilenme sırasında mağdurun failin yanında bulunduğunun tutanak ve tüm dosya içeriğiyle sabit olması hâlinde beraat kararı verilmesi hukuka aykırıdır: söz konusu olayda, kolluk tutanağında failin öz oğlunu yanında bulundurarak araçlardan para istediğinin tespit edilmesine rağmen ilk derece mahkemesince beraat kararı verilmesi üzerine Yargıtay, mağdurun dilenme anında failin yanında bulunmasının “araç olarak kullanma” unsurunu karşıladığını belirterek beraat hükmünü bozmuştur. Bu karar, ispat standardının hem mahkûmiyet hem beraat kararları bakımından tutanak içeriğiyle tutarlı şekilde uygulanması gerektiğini, salt tutanaktaki fiziksel yakınlık tespitinin yeterli görülebileceğini ortaya koymaktadır.
Sahneye Koyma (Mise en Scène) Teorisi
Doktrinde, dilencilik gibi “araç olarak kullanma” içeren suçların açıklanmasında “sahneye koyma” (mise en scène) teorisine başvurulur. Bu teoriye göre fail, savunmasız kişiyi, acıma ve merhamet duygularını harekete geçirecek bir görüntü oluşturmak amacıyla adeta bir sahne düzeni içinde konumlandırır; savunmasız kişinin varlığı, elde edilecek çıkar için bir araç hâline getirilir.
Bu teori, suçun özünü kavramak bakımından öğretici bir çerçeve sunar: cezalandırılan haksızlık, dilenme davranışının kendisi değil, savunmasız bir bireyin duygusal etki yaratmak ve çıkar sağlamak için bir araç olarak konumlandırılmasıdır. Akademik açıdan bu kavram, dilencilik suçunun neden bir sömürü suçu olarak nitelendirildiğini açıklamaya yardımcı olur ve suçun mağdur odaklı yorumlanmasını destekler.
Sahneye koyma teorisi, aynı bölümdeki diğer “araç olarak kullanma” içeren suçlarla da bağlantılıdır. Fuhuş ve dilencilik gibi suçlarda ortak olan öğe, failin savunmasız veya kolayca yönlendirilebilecek bir kişiyi kendi çıkarı doğrultusunda bir organizasyonun parçası hâline getirmesidir. Bu ortak öğe, üç maddenin (fuhuş, kumar, dilencilik) neden aynı bölümde ve benzer bir mantıkla düzenlendiğini teorik düzeyde de açıklar. Bu bakış, hukuk öğrencileri ve akademisyenler için bölümü bütünsel olarak kavramayı kolaylaştıran değerli bir çerçevedir.
Kabahatler Kanunu (m. 33) ile Karşılaştırma
Dilencilik suçunu tam olarak anlamak için, bunu Kabahatler Kanunu’nun 33. maddesindeki dilencilik kabahatiyle karşılaştırmak gerekir. İki düzenleme, farklı fiilleri, farklı yaptırım rejimlerine bağlar ve birbirine karıştırılmamalıdır.
Kabahatler Kanunu’nun 33. maddesi, dilenme eyleminin kendisini (yani bir kişinin bizzat dilenmesini) konu alır ve buna idari yaptırım öngörür. Bu kabahat için idari para cezası uygulanır; ayrıca dilencilikten elde edilen gelire el konulabilir ve bu gelirin mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar verilebilir. Bu idari yaptırıma karşı sulh ceza hâkimliğine itiraz yolu açıktır. Bu süreç, tümüyle idari nitelikte olup, bir ceza mahkemesi yargılamasından farklıdır.
Buna karşılık TCK 229, bir başkasını dilencilikte araç olarak kullanma fiilini konu alır ve buna hapis cezası öngörür. İki düzenleme arasındaki fark şöyle özetlenebilir: kendi başına dilenen kişi kabahat işler ve idari yaptırıma tabi olur; bir çocuğu veya savunmasız bir kişiyi dilendiren kişi ise suç işler ve ceza yargılamasına tabi olur. Ayrıca dilenme sırasında elde edilen gelire ilişkin idari müsadere (mülkiyetin kamuya geçirilmesi), dilenen kişi hakkındaki kabahat sürecinde uygulanan bir mekanizmadır; bu, TCK 229 failinin ceza sorumluluğundan ayrı ve farklı bir yaptırımdır.
| Ölçüt | Dilenme (Kabahatler K. m. 33) | Dilendirme (TCK 229) |
|---|---|---|
| Konu | Kişinin bizzat dilenmesi | Savunmasız kişinin araç olarak kullanılması |
| Hukuki nitelik | Kabahat | Suç |
| Yaptırım | İdari para cezası; gelire el koyma / mülkiyetin kamuya geçirilmesi | 1 – 3 yıl hapis (nitelikli hâllerde artırım) |
| Karar mercii / itiraz | İdari yaptırım; sulh ceza hâkimliğine itiraz | Ceza mahkemesi yargılaması |
Uygulamada sıkça karşılaşılan bir diğer sınır sorunu, dilencilik suçu (TCK 229) ile kötü muamele suçu (TCK 232) arasındadır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 02.06.2021 tarihli ve 2020/369 E. – 2021/244 K. sayılı kararına göre, bir kişinin çocuğuna bir bedel karşılığında (örneğin mendil sattırarak) para kazandırması, dilencilik suçunu değil kötü muamele suçunu oluşturur: Ceza Genel Kurulu, dilencilik suçunun oluşabilmesi için karşı tarafta acıma duygusu uyandırılarak karşılıksız bir yardımın sağlanması gerektiğini, herhangi bir eşyanın bedelli satışının bu unsuru karşılamadığını belirtmiştir. Karara konu olayda, sanığın gece vakti, geç saatte, altı yaşını doldurmuş oğluna cadde üzerinde tek başına mendil sattırması, dilencilik değil TCK m. 232/1 kapsamında kötü muamele suçu olarak nitelendirilmiştir. Bu ayrım, uygulamada bir çocuğun sokakta herhangi bir ürün (mendil, çiçek, su vb.) sattırılması vakalarında hangi suç tipinin gündeme geleceğini belirlemesi bakımından kritik önem taşır.
Yoksulluk, İhtiyaç ve Suçun Sınırı
Dilencilik suçunun doğru anlaşılması, konunun hassasiyetini gözeten bir yaklaşımı gerektirir. Yoksulluk, evsizlik veya ihtiyaç içinde olmak, hukuken bir suç değildir ve bu durumlar damgalayıcı bir bakışla ele alınmamalıdır. Kanunun cezalandırdığı, bir kişinin ekonomik zorluğu ya da yardım istemesi değil; bir başkasının, savunmasız bir bireyi kendi çıkarı için araç olarak kullanmasıdır. Bu ayrım, suçun sınırını çizen temel ölçüttür.
Bu nedenle, gerçek bir bakım veya koruma ilişkisi içinde bulunan kişilerin birlikteliği ile bir kişinin sömürü amacıyla araç olarak kullanılması, hukuken birbirinden dikkatle ayrılmalıdır. Örneğin bir ebeveynin çocuğuyla birlikte ihtiyaç içinde bulunması, tek başına bu suçun oluştuğunu göstermez; suçun oluşması için, çocuğun ekonomik çıkar sağlamak amacıyla ve failin denetiminde bir araç olarak kullanıldığının somut delille ortaya konması gerekir. Bu titiz ayrım, hem gerçek mağdurların korunmasını hem de masum durumların haksız yere suç kapsamına alınmamasını amaçlar.
Toplumsal açıdan bakıldığında, dilencilikte kişilerin araç olarak kullanılması sorunu, yalnızca cezai yaptırımla değil; sosyal politikalar, koruma tedbirleri ve savunmasız grupların desteklenmesiyle birlikte ele alınması gereken çok boyutlu bir olgudur. TCK 229, bu tablonun yalnızca cezai boyutunu düzenler ve odağını, savunmasız kişiyi araç olarak kullanan faile yöneltir.
Dilencilik Suçunda Failin Çocuk Olması ve Görevli Mahkeme
Dilencilik suçunun temel hâlinde görevli mahkeme asliye ceza mahkemesidir. Ancak failin çocuk olması hâlinde durum değişir: çocuk failler bakımından görevli mahkeme, çocuk mahkemesi (öngörülen cezanın ağırlığına göre çocuk ağır ceza mahkemesi) olur. Bu, ceza muhakemesinde çocukların özel olarak korunması ilkesinin bir sonucudur.
Failin çocuk olması, yalnızca görevli mahkemeyi değil, uygulanacak yaptırımı da etkiler. Yaş küçüklüğüne ilişkin genel indirim kuralları uyarınca, çocuk failin cezasında yaşına göre indirim yapılır ve çocuklara özgü koruma tedbirleri gündeme gelebilir. Bu durumda amaç, çocuğun cezalandırılmasından çok, korunması ve topluma yeniden kazandırılmasıdır.
Bu noktada özel bir durum ortaya çıkabilir: hem failin hem de araç olarak kullanılan kişinin çocuk olması. Yargısal uygulamada, maddedeki “çocuk” ibaresinin failin yaşından bağımsız bir nitelikli unsur olduğu kabul edildiğinden, araç olarak kullanılan kişinin çocuk olması bu nitelikli unsurun uygulanmasını gerektirir; ancak failin de çocuk olması hâlinde, onun bakımından ayrıca yaş küçüklüğü indirimi ve çocuk yargılamasına ilişkin kurallar devreye girer. Bu iki durumun aynı dosyada bir arada bulunması, yargılamanın dikkatle yürütülmesini gerektirir.
Dilencilik Suçunda Manevi Unsur, İçtima ve Zamanaşımı
Dilencilik suçu yalnızca kastla işlenebilir; taksirle işlenmesi mümkün değildir. Failin, savunmasız kişiyi dilencilikte araç olarak kullandığının bilincinde olması ve bunu isteyerek yapması gerekir. Suç, resen soruşturulur; şikâyete tabi değildir ve uzlaştırma kapsamında değildir.
İçtima bakımından, ara verilmeksizin devam eden eylemlerde zincirleme suç hükümleri uygulanmaz; failin aynı mağduru kesintisiz biçimde araç olarak kullandığı bu tür süreklilik gösteren eylemler, tek suç olarak kabul edilir. Dava zamanaşımı ise, öngörülen ceza üst sınırı dikkate alındığında sekiz yıldır. Dava zamanaşımı süresinin hesabında, zamanaşımını kesen ve durduran işlemler dikkate alınır. Temel hâlin ceza aralığı görece düşük olduğundan, koşulları varsa hükmün açıklanmasının geri bırakılması veya cezanın ertelenmesi gibi kurumlar somut olayda gündeme gelebilir; buna karşılık örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen ve cezanın bir kat artırıldığı hâllerde bu imkânların uygulanma alanı önemli ölçüde daralır. Bu kurumların uygulanıp uygulanmayacağı, failin adli sicili ve olayın koşullarına göre her dosyada ayrıca değerlendirilir.
Bu suç tipi, genel ahlaka karşı suçlar bölümünün son maddesidir; bölümün diğer suçları ve ortak sistematiği için ilgili rehberimizi inceleyebilirsiniz. Dilencilik isnadıyla bir soruşturma veya kovuşturmayla karşı karşıyaysanız, İstanbul ceza avukatı olarak yürüttüğümüz çalışmalar kapsamında bilgi alabilirsiniz.
Dilencilik Suçunun Özel Görünüş Biçimleri: Zincirleme Suç, Teşebbüs ve Zorunluluk Hali
Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 29.02.2024 tarihli ve 2023/3612 E. – 2024/1976 K. sayılı kararında da vurgulandığı üzere, failin aynı zaman ve mekânda birden fazla çocuğu dilencilikte araç olarak kullanması durumunda, her mağdur için ayrı bir suç değil, TCK m. 43 uyarınca zincirleme suç hükümleri çerçevesinde tek bir ceza belirlenip bu cezada artırım yapılması gerekir. Buna karşılık, failin aynı mağduru kesintisiz biçimde araç olarak kullandığı süreklilik gösteren tek bir olayda zincirleme suç hükümleri uygulanmaz; bu ayrım yukarıda “Manevi Unsur, İçtima ve Zamanaşımı” başlığında ele alınmıştır.
Dilencilik suçuna teşebbüs, icra hareketlerinin bölünebilir olduğu durumlarda mümkündür. Failin, çocuğu veya savunmasız kişiyi dilenme ortamına dahil etmek üzere harekete geçmesine rağmen elinde olmayan nedenlerle (örneğin kolluk müdahalesi) fiili tamamlayamaması hâlinde TCK m. 35 kapsamında teşebbüs hükümleri uygulanır ve ceza TCK m. 35/2 uyarınca indirilir.
Suça iştirak bakımından genel hükümler geçerlidir; suç tek bir kişi tarafından işlenebileceği gibi, birden fazla kişinin işbirliği içinde işlemesi de mümkündür — bu ihtimalde her fail kendi kusuruna göre ayrı ayrı sorumlu tutulur ve olayın niteliğine göre TCK m. 229/3 kapsamında örgüt unsurunun oluşup oluşmadığı ayrıca değerlendirilir.
Dilencilik suçunda kural olarak hukuka uygunluk sebepleri sınırlı bir uygulama alanı bulur; ancak zorunluluk hali (TCK m. 25/2) istisnai olarak gündeme gelebilir. Örneğin, tedaviye muhtaç bir yakınının bakımı için başka hiçbir imkânı kalmayan ve bu nedenle çocuğunu geçici olarak yanında bulunduran bir failin durumu, somut olayın koşullarına göre zorunluluk hali kapsamında değerlendirilebilir; ancak bu değerlendirme her olayda ayrıca ve dar yorumlanarak yapılır, salt ekonomik güçlük zorunluluk hali sayılmaz.
765 Sayılı Mülga TCK ile Karşılaştırma
Yürürlükten kaldırılan 765 sayılı (eski) Türk Ceza Kanunu döneminde de dilencilik farklı bir sistematikle ele alınıyordu. Yürürlükteki 5237 sayılı TCK’nın getirdiği en belirgin yenilik, dilenmenin kendisini suç olmaktan çıkarıp yalnızca kabahat olarak düzenlemesi; buna karşılık asıl haksızlık olan “savunmasız kişinin araç olarak kullanılmasını” bağımsız bir suç tipi hâline getirmesidir. Bu yaklaşım, kanunun odağını dilenen kişiden, onu sömüren faile kaydırmıştır.
Bu tercih, çağdaş ceza hukukunun mağdur odaklı ve orantılı yaklaşımıyla uyumludur. Dilenen kişinin (çoğu zaman kendisi de ihtiyaç içindeki bir birey olan) cezalandırılması yerine, savunmasız kişileri organize biçimde sömüren faillerin hedef alınması, hem adalet hem de etkililik bakımından daha isabetli bir düzenlemedir. Günümüzde işlenen fiiller bakımından uygulanacak hüküm, yürürlükteki 229. maddedir.
Dilencilik Suçu Hakkında Yargıtay Karar Analizleri
Çocukların Dilencilikte Araç Olurak Kullanılması Suçunda Olay Tutanağı Mümziilerinin Dinlenmesi Zorunluluğu ve Eksik Araştırma
Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 2021/8688 E. – 2023/3387 K., 17.05.2023 T.
Kararın Özeti
Küçük yaştaki çocuklarını/torunlarını hastane önünde dilencilikte araç olarak kullandıkları iddiasıyla haklarında kamu davası açılan sanıklar, hastaneye ziyaret amacıyla gittiklerini ve dilencilik yapmadıklarını savunmuş; İlk Derece Mahkemesince sanıkların beraatine karar verilmiştir. Cumhuriyet savcısının temyiz başvurusu üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesi; olay yerinde suç tespitinde bulunan kolluk görevlileri (tutanak mümziileri) tanık olarak dinlenmeden ve tutanak içeriği ile sanık savunmaları arasındaki çelişki giderilmeden hüküm kurulmasını eksik araştırma olarak değerlendirmiş ve beraat kararlarını bozmuştur.
Yargıtayın Gerekçesi
Yargıtay 8. Ceza Dairesi kararında, 18.03.2016 tarihli resmi Olay Tutanağı ile sanıkların mahkemedeki inkar içerikli savunmaları arasındaki çelişkiye dikkat çekmiştir. Tutanakta, ihbar üzerine olay yerine gidildiğinde sanıkların 1 aylık ve 1 yaşındaki mağdur çocukları dilencilikte araç olarak kullanırken suçüstü yakalandıklarının belirtilmesi karşısında; maddi gerçeğin tereddüde yer bırakmayacak şekilde ortaya çıkarılması için tutanağı düzenleyen polis memurlarının tanık sıfatıyla dinlenmesinin zorunlu olduğunu vurgulamıştır.
Olay tutanağını imzalayan kolluk görevlilerinin beyanları alınmadan, yalnızca sanıkların inkar eden savunmalarına itibar edilerek beraat kararı verilmesi usul ve yasaya aykırı bulunmuştur.
“…sanıkların yargılama sürecinde alınan savunmalarında ise, Hastane’ye hasta ziyareti için gittiklerini, sıra olduğu için Hastane önünde beklerken yakınlarında 2 kız çocuğunun dilencilik yaptığını gördükleri, kendilerinin dilencilik yapmamasına rağmen polis’in haklarında işlem yaptığını belirtmeleri nedeniyle, Olay Tutanağı mümzii polis memurlarının tanık sıfatıyla beyanları alındıktan sonra sanıkların hukuki durumlarının tayin ve takdiri gerekirken eksik araştırma ile yazılı şekilde hükümlerin kurulması, hukuka aykırı bulunmuştur.”
Değerlendirme
Bu karar, ceza yargılamasında “maddi gerçeğe ulaşma” ve “re’sen araştırma” ilkeleri doğrultusunda kolluk tutanaklarının ispattaki değeri ve doğrudan doğruyalık ilkesi açısından büyük önem taşımaktadır.
Ceza muhakemesinde kolluk tarafından düzenlenen fiziki tespit ve suçüstü tutanakları, aksi sabit oluncaya kadar geçerli karine oluşturan resmi belgelerdir. Sanıkların duruşmadaki beyanları ile tutanak muhteviyatı çeliştiğinde, mahkemenin görevi iddiaları yüzeysel olarak değerlendirmek değil, tutanak mümziilerini (imzacısı polis memurlarını) tanık sıfatıyla dinleyerek çelişkiyi gidermektir. Özellikle çocukların araç olarak kullanıldığı dilencilik vakalarında (TCK m. 229), mağdur çocukların yaş küçüklüğü nedeniyle beyanlarına başvurulamayacağı gözetildiğinde, tek somut delil niteliğindeki tutanağın ve onu düzenleyen personelin dinlenmesi eksik araştırmayı önlemek adına tek yoldur.
Bedenen Kendini İdare Edemeyecek Durumdakileri Dilencilikte Araç Olarak Kullanma Suçunda İlliyet Bağı ve Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi
Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 2021/12206 E. – 2023/3345 K., 16.05.2023 T.
Kararın Özeti
Sanığın öz oğlu olan mağduru dilencilikte araç olarak kullandığı iddiasıyla açılan kamu davasında İlk Derece Mahkemesince verilen beraat kararı, Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmiştir. Olay günü tutulan tutanakta sanığın olay yerinde bulunduğuna veya suçtan elde edilen para miktarına dair bir tespit bulunmaması, sanığın haber verilmesi üzerine durumdan haberdar olması ve çocuğun kendi rızası dışında dilendiğini yönündeki savunması karşısında; Yargıtay 8. Ceza Dairesi, sanığın suçu işlediğine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve somut delil elde edilemediğini belirterek beraat hükmünün onanmasına karar vermiştir.
Yargıtayın Gerekçesi
Yargıtay 8. Ceza Dairesi kararında, TCK m. 229 kapsamında suçun oluşabilmesi için fail ile mağdurun dilendirilmesi fiili arasında doğrudan bir yönlendirme, azmettirme veya araç olarak kullanma iradesinin somut delillerle ortaya konulması gerektiğini vurgulamıştır. Olay tutanağında mağdurun yanında sanığın bulunduğuna dair bir tespitin yer almaması ve suç unsuru olabilecek para elde edildiğinin belgelenmemesi dikkate alınmıştır.
Sanığın kolluk tarafından aranması neticesinde olaydan haberdar olması ve çocuğun eyleminin kendi iradesiyle gerçekleştiğine dair savunmasının aksine somut delil bulunmadığından, mahkemenin vicdani kanaati ve beraat yönündeki takdiri hukuka uygun bulunmuştur.
“…03.03.2016 tarihli tutanak içeriğinden olay günü mağdurun yanında sanığın bulunduğuna ya da dilencilik nedeniyle elde edilen para miktarına yer verilmediği, sanığın polis ekiplerinin haber vermesi üzerine olaydan haberdar olduğu, sanığın hazırlık savunmasında mağdurun rızası dışında dilencilik yaptığını beyan etmesi karşısında savunma aksine atılı suçu işlediğine dair her türlü şüpheden arındırılmış, kesin somut delil edilmemiş olması… incelenen dava dosyası içeriğine göre, Cumhuriyet savcısının… yerinde görülmeyen temyiz sebeplerinin reddine karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır.”
Değerlendirme
Bu karar, ceza hukukunun en temel prensiplerinden olan “şüpheden sanık yararlanır” (in dubio pro reo) ilkesi ile anne/baba ile çocuk arasındaki illiyet bağının varsayımlara dayandırılamayacağını göstermesi bakımından kritiktir.
Bir ebeveynin çocuğunun dilenmesi, tek başına ebeveynin TCK m. 229 uyarınca çocuğu dilencilikte araç olarak kullandığı karinesini doğurmaz. Suçun manevi ve maddi unsurlarının teşekkül edebilmesi için failin eylemi organize ettiği, çocuğu bu alana yönlendirdiği veya eylemden doğrudan menfaat sağladığı somut delillerle kanıtlanmalıdır. Tutanağın içeriğindeki eksiklikler ve sanığın olay yerine sonradan çağrılması gibi hususlar makul şüphe yarattığından, mahkûmiyet için yeterli kesinliğe ulaşılamadığı kabul edilmiştir.
Çocukların Dilencilikte Araç Olarak Kullanılması Suçunda “Araç Olarak Kullanma” Kavramının Maddi Unsuru ve Beraat Takdiri
Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 2021/9770 E. – 2023/3482 K., 22.05.2023 T.
Kararın Özeti
Sanığın, caddede yoldan geçen vatandaşlardan para isteyerek dilenen öz çocuğunu (mağduru) dilencilikte araç olarak kullandığı iddiasıyla açılan kamu davasında, İlk Derece Mahkemesince sanık hakkında CMK m. 223/2-e uyarınca beraat kararı verilmiştir. Mağdur vekilinin temyiz başvurusu üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesi; suçun tipiklik unsurlarından olan “araç olarak kullanma” fiilinin gerçekleşmesi için çocuğun dilenme anında failin yanında veya muhatabın algılayabileceği bir konumda bulunması gerektiğini belirtmiştir. Sanığın dilenme sırasında mağdurun yanında bulunmadığının sabit olması karşısında verilen beraat hükmünü hukuka uygun bularak onamıştır.
Yargıtayın Gerekçesi
Yargıtay 8. Ceza Dairesi kararında, TCK m. 229’da düzenlenen suçun tipiklik boyutunu ve hareket unsurunu ayrıntılı biçimde tanımlamıştır. Suçun oluşabilmesi için failin, çocuğu muhatapların (kendisine acınarak menfaat sağlanan kişilerin) algılayabileceği şekilde yanında, elinden tutarak, kucağında/sırtında taşıyarak veya görülebilecek bir mesafede bulundurması şart koşulmuştur.
Somut olayda sanık savunması, mağdur beyanı ve kolluk tutanağının birlikte değerlendirilmesi neticesinde; dilenme eylemi icra edilirken sanığın mağdurun yanında veya yakınında bulunmadığı tespit edilmiştir. Bu durum karşısında suçun kanuni unsurlarının oluşmadığı kabul edilerek beraat kararı onanmıştır.
“…Araç olarak kullanma deyiminden, suçun konusunu oluşturan kimselerin, muhatabın (menfaat talep eden kişi) algılayabileceği bir şekilde beraberinde (yanında, elinden tutarak veya sırtında v.s.) ya da muhatabın görebileceği bir yerde bulundurmak anlaşılmalıdır. Yukarıda yazılı bilgiler ışığında, dava konusu olayda; sanığın savunması, mağdurun beyanı ve kolluk tutanağına göre sanığın, dilenme sırasında mağdurun yanında bulunmadığının anlaşılmasına göre sanık hakkında kurulan hükümde hukuka aykırılık görülmemiştir.”
Değerlendirme
Bu karar, TCK m. 229 bağlamında “çocuğun dilencilikte araç olarak kullanılması” suçunun maddi unsurunu oluşturan fiilin sınırlarını somutlaştırması açısından oldukça değerlidir.
Kararda da vurgulandığı üzere, sırf alt soy veya velayet bağının bulunması ya da çocuğun tek başına dileniyor olması, ebeveynin bu suçu otomatikman işlediği anlamına gelmez. Suçun tipikliği bakımından “araç olarak kullanma” nitelendirmesi; fail ile mağdur arasında dilenme anında illiyet bağının, fiziki yakınlığın veya algılanabilir bir organizasyonun bulunmasını zorunlu kılar. Dilenme anında çocuğun yanında veya kontrol imkanına haiz bir mesafede yer almayan fail yönünden suçun tippedeki hareket unsuru gerçekleşmemiş olacağından, verilen beraat kararı ceza hukukunun tipiklik ve kanunilik ilkelerine tam uyum göstermektedir.
Çocuğun Yanında Bulundurularak Yazılı Kartonla Yardım İstenmesinde Dilencilik Suçunun Oluşumu
Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 2021/4798 E. – 2023/1667 K., 22.03.2023 T.
Kararın Özeti
Sanığın, metrobüs üst geçidinde küçük yaştaki çocuğunu yanına alarak “açız bir yardım edin” yazılı karton eşliğinde vatandaşlardan yardım talep etmesi eylemi üzerine İlk Derece Mahkemesince “çocukları dilencilikte araç olarak kullanma” suçundan mahkûmiyet kararı verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının sanığın beraat ettirilmesi yönündeki bozma içeren Tebliğnamesine rağmen dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesi; sanığın mağdur çocuğu yanında bulundurarak yazılı materyalle menfaat temin etmeye çalışmasını suçun sübutu için yeterli görerek mahkûmiyet hükmünü onamıştır.
Yargıtayın Gerekçesi
Yargıtay 8. Ceza Dairesi kararında, TCK m. 229 kapsamında düzenlenen suçun maddi unsurunu değerlendirmiştir. Olay günü tutulan tutanakta sanığın, öz çocuğu olan mağdur ile yan yana durduğu ve elinde bulundurduğu kartondaki ibareleri çevredeki insanlara göstererek yardım topladığı sabit görülmüştür.
Daire, Başsavcılığın “çocuğun sadece sanığın yanında bulunmasının suç oluşturmayacağı ve beraat verilmesi gerektiği” yönündeki bozma düşüncesine katılmamıştır. Çocuğun fiziki olarak eylem yerinde bulundurulması ve bu esnada acındırma algısı yaratacak bir yazılı karton kullanılması karşısında, çocuğun dilencilikte araç olarak kullanıldığı kabul edilmiş ve vicdani kanaatin dosyadaki somut tutanaklarla uyumlu olduğu belirtilmiştir.
“…Sanığın savunması, 21.11.2015 tarihli tutanak içeriği ve tüm dosya kapsamındaki deliller birlikte değerlendirdiğinde, sanığın, mağdur olan çocuğu ile birlikte olduğu sırada üzerinde ‘AÇIZ BİR YARDIM EDİN’ yazan kartonu göstererek yardım talebinde bulunarak çocuğu dilencilikte araç olarak kullanma suçunu işlediği anlaşılmakla; tebliğnamede yer alan bozma görüşüne iştirak olunmamıştır.”
Değerlendirme
Bu karar, çocukların pasif konumda da olsa ebeveynlerinin yanında tutularak merhamet duygularının sömürülmesi eyleminin TCK m. 229 anlamında “araç olarak kullanma” vasfını taşıdığını gösteren tipik bir emsal niteliğindedir.
Çocuğun bizzat para istemesi ya da aktif olarak sözel bir talepte bulunması şart değildir. Failin çocuğu yanına alarak açlık, çaresizlik veya muhtaçlık vurgusu yapan materyallerle (karton, yazı vb.) kamuya açık alanlarda yer alması, muhatapların algısında çocuğu ajitasyon unsuru yapması bakımından suçun tipteki hareket unsurunu tamamlar. Karar, çocuğun varlığının acındırma aracı haline getirildiği durumlarda alt soy ilişkisinin ağırlaştırıcı sebep olarak uygulanacağını ve bu tür somut tutanaklı durumlarda mahkûmiyet kurulması gerektiğini netleştirmektedir.
Sıkça Sorulan Sorular
Dilenmek suç mudur?
Bir kişinin kendi başına dilenmesi, TCK anlamında bir suç değildir. Bu davranış yalnızca Kabahatler Kanunu’nun 33. maddesi kapsamında bir kabahat oluşturur ve idari para cezası ile dilenilen gelire el konulması gibi idari yaptırımlara tabidir. TCK 229 ise dilenmeyi değil, bir çocuğun veya savunmasız bir kişinin dilencilikte araç olarak kullanılmasını cezalandırır.
Dilencilik suçunun cezası nedir?
Çocukları veya beden ya da ruh bakımından kendini idare edemeyecek durumdaki kişileri dilencilikte araç olarak kullanmanın cezası, bir yıldan üç yıla kadar hapistir. Suçun üçüncü derece dahil kan veya kayın hısımları ya da eş tarafından işlenmesi hâlinde ceza yarı oranında; örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde ise bir kat artırılır.
Bir çocuğu dilendirmenin cezası nedir?
Bir çocuğu dilencilikte araç olarak kullanmak, TCK 229 kapsamında suçtur ve bir yıldan üç yıla kadar hapisle cezalandırılır. Fiil, çocuğun üçüncü derece dahil kan/kayın hısmı veya eşi tarafından işlenirse ceza yarı oranında artırılır. Çocuğun rızasının bulunması suçu ortadan kaldırmaz; çocuk her hâlde korunması gereken mağdur konumundadır.
Dilencilik suçu şikâyete tabi midir?
Hayır. Dilencilik suçu topluma karşı işlenen suçlardan olduğundan şikâyete tabi değildir; Cumhuriyet savcılığı tarafından resen soruşturulur ve uzlaştırma kapsamında değildir. Suç yalnızca kastla işlenebilir.
Bir çocuğa mendil veya çiçek sattırmak dilencilik suçu mudur?
Hayır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2020/369 E. – 2021/244 K. sayılı kararına göre, bir çocuğa bedeli karşılığında bir eşya (mendil, çiçek vb.) sattırılması, dilencilik suçunu değil TCK m. 232 kapsamında kötü muamele suçunu oluşturur; çünkü dilencilik suçunun oluşması için karşı tarafın karşılıksız olarak acıma duygusuyla para veya menfaat vermesi gerekir.
Dilencilik Suçu Bakımından Sonuç
Dilencilik suçu (TCK 229), dilenmenin kendisini değil, çocukların veya kendini idare edemeyecek durumdaki kişilerin dilencilikte araç olarak kullanılmasını cezalandıran, mağdur odaklı bir suç tipidir. Kişinin kendi başına dilenmesi yalnızca bir kabahatken, savunmasız bir kişiyi dilendirmek suçtur; bu ayrım, maddenin özünü oluşturur. Ceza, bir yıldan üç yıla kadar hapistir; hısımlık ve örgüt hâllerinde artırılır. “Araç olarak kullanma” unsurunun ispatı ağır bir yük taşır ve somut delille ortaya konmalıdır. Suç resen soruşturulur, kastla işlenir ve failin çocuk olması hâlinde çocuk mahkemesi görevlidir.
İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.
Av. Sinan Karabacak – Cep Tel: +90 535 671 88 95


2 Yorumlar