İçindekiler
GENEL BAKIŞ VE YASAL DÜZENLEME
Kasten yaralama suçu cezası nedir? Kasten yaralama suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) İkinci Kitabı’nın “Kişilere Karşı Suçlar” başlıklı ikinci kısmında, “Vücut Dokunulmazlığına Karşı Suçlar” başlığı altında 86 ila 89. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Söz konusu düzenleme; temel hâl, nitelikli hâller, daha az cezayı gerektiren hâl ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama olmak üzere sistematik bir yapı içermektedir. Kasten yaralama suçunun temel halinin cezası TCK m.86 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezasıdır. Nitelikli halleri bakımından ise ilgili madde ve bentlerdeki alt sınırlar gözetilmek kaydıyla hakim tarafından belli oranlarda artırılır.
Anayasa’nın 17. maddesiyle güvence altına alınan kişi dokunulmazlığı ve vücut bütünlüğü, kasten yaralama suçunun koruduğu hukukî değeri oluşturmaktadır. Beden bütünlüğüne ya da sağlığa zarar verilmesi, söz konusu anayasal güvencenin ceza hukuku aracılığıyla korunmasını zorunlu kılmaktadır.
TCK m. 86/1’e göre: “Bir kimsenin vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” Madde, yaralama eylemini üç seçimlik harekete bağlamıştır: (1) vücuda acı verme, (2) sağlığı bozma ve (3) algılama yeteneğini bozma.
II. SUÇUN UNSURLARI
A. Maddi Unsur
1. Fail
Kasten yaralama suçu özgü suç niteliği taşımamaktadır; herhangi bir kimse fail olabilir. Suçun failleri gerçek kişilerdir; tüzel kişiler doğrudan ceza sorumluluğuna tabi tutulamaz. Ancak tüzel kişilerin organları aracılığıyla işlenen yaralama eylemlerinde, fiili gerçekleştiren gerçek kişi sorumlu tutulur.
2. Mağdur
Suçun mağduru, fiilden doğrudan zarar gören kişidir. Mağdur, herhangi bir gerçek kişi olabilir. Failin kendi vücuduna zarar vermesi bu kapsamda değerlendirilmez; nitekim kişinin kendi vücudu üzerindeki tasarrufu kural olarak suç teşkil etmez. Anne karnındaki cenin, bağımsız bir hukuki kişiliğe sahip olmadığından mağdur konumunda bulunamaz; bu tür fiiller farklı hükümler çerçevesinde değerlendirilir.
3. Hareket (Seçimlik Hareketler)
TCK m. 86/1, suçun maddî unsurunu oluşturan üç seçimlik hareketi öngörmüştür:
- Vücuda acı verme: Sinir sistemi üzerinde fiziksel veya kimyasal etki yoluyla ağrı oluşturulmasıdır. Beden bütünlüğünün bozulması şart değildir; acı hissinin varlığı yeterlidir. Tokat, darp, yanık, iğne batırma bu kapsamda değerlendirilebilir.
- Sağlığı bozma: Vücudun normal işlevinin bozulması anlamına gelir; fiziksel veya psikolojik kökenli olabilir. Kırık, çıkık, iç kanama, travma sonrası stres bozukluğu bu kapsamda değerlendirilebilir.
- Algılama yeteneğini bozma: Bilinç veya idrak kapasitesinin geçici ya da kalıcı biçimde azaltılması ya da ortadan kaldırılmasıdır. Uyuşturucu madde veya ilaç vermek yoluyla sersemletme, bilinç kaybına yol açma bu kapsamdadır.
4. Netice ve Nedensellik Bağı
Kasten yaralama, neticeli bir suçtur; seçimlik hareketlerden birinin gerçekleşmesi suçun tamamlanması bakımından zorunludur. Hareket ile netice arasında uygun illiyet bağı kurulabilmelidir. Atipik nedensellik süreçlerinin devreye girdiği durumlarda (örneğin, mağdurun beklenmedik bir alerjik reaksiyonu), nesnel isnat teorisi çerçevesinde değerlendirme yapılması gerekir.
B. Manevi Unsur
Suçun manevi unsuru kastı oluşturmaktadır. TCK m. 21/1 uyarınca kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir. Kasten yaralama suçunda hem doğrudan kast hem de olası kast ile hareket edilmesi mümkündür.
Doğrudan kast halinde fail, mağduru yaralamayı doğrudan istemektedir. Olası kast halinde ise fail, neticeyi öngörmekte; olası olarak öngördüğü bu netice gerçekleşse dahi bu sonucu kabullenmiş olmaktadır (TCK m. 21/2). Öğretide tartışmalı olmakla birlikte, Yargıtay yerleşik içtihatlarında olası kastta cezanın dörtte bir ila yarısına kadar indirildiğini ortaya koymaktadır.
Uygulamada kastın tespiti büyük önem taşımaktadır. Özellikle kasten yaralama kastı ile öldürme kastının birbirinden ayrılması, yargısal açıdan tartışmalı meseleler arasında yer almaktadır. Yargıtay bu ayrımı belirlerken; kullanılan aracın niteliği ve tehlike derecesi, darbenin hedeflenen bölge ve yoğunluğu, olayın oluş biçimi, failin önceki davranışları ve kendi beyanı ile mağdurun hayati tehlike geçirip geçirmediği gibi kriterleri esas almaktadır.
Kastın bulunmaması halinde; eylem ya taksirle yaralama (TCK m. 89) olarak nitelendirilebilir ya da suç oluşturmayabilir. Taksirle yaralama ancak kanunda öngörülen istisnai hallerde suç teşkil ettiğinden, kastın varlığının ispat edilememesi sanık lehine bir sonuç doğurmaktadır.
C. Hukuka Aykırılık Unsuru
Fiilin hukuka aykırılığını ortadan kaldıran çeşitli hukuka uygunluk nedenleri bulunmaktadır. Bu nedenler arasında meşru müdafaa (TCK m. 25/1), zorunluluk hâli (TCK m. 25/2), mağdurun rızası ve hakkın kullanılması yer almaktadır.
Meşru müdafaa kapsamında kasten yaralama değerlendirilirken şu koşulların bir arada gerçekleşmesi aranmaktadır:
- Haksız bir saldırının varlığı (başlamış veya başlaması kesin olan)
- Saldırının hakka yönelik olması
- Savunmanın zorunlu olması
- Savunma ile saldırı arasında oran (orantılılık) bulunması
Mağdurun rızası, kural olarak vücut bütünlüğüne yönelik müdahaleleri hukuka uygun kılar. Ancak rızanın geçerliliği için rızanın bilinçli, özgür ve önceden verilmiş olması gerekmektedir. Tıbbi müdahaleler, aydınlatılmış onam çerçevesinde bu kapsamda değerlendirilebilir.
D. Özel Görünüş Biçimleri
1. Teşebbüs
Kasten yaralama suçuna teşebbüs mümkündür. TCK m. 35 uyarınca, kişi bir suçu işlemeye kastederek doğrudan doğruya icra hareketlerine başlar; elinde olmayan nedenlerle fiili tamamlayamazsa teşebbüsten sorumlu tutulur. Örneğin faili hedef almış, bıçak savurmuş; ancak isabet ettirememiş ise yaralamaya teşebbüs söz konusudur. Teşebbüs hâlinde ceza, suçun tamamlanması durumuna göre dörtte birden dörtte üçe kadar indirilir.
2. İştirak
Kasten yaralamada birden fazla kişinin birlikte hareket etmesi, hem suçun işlenişini hem de verilecek cezayı doğrudan etkilemektedir. TCK m. 37 uyarınca müşterek faillik halinde her fail, suç üzerinde ortak hâkimiyet esas alınarak sorumlu tutulur. Azmettirme ve yardım etme ise TCK m. 38-39 kapsamında değerlendirilmektedir. Öte yandan TCK m. 86/3-e uyarınca “birden fazla kişiyle” gerçekleştirilen yaralama, ayrı bir nitelikli hâl olarak öngörülmüştür.
3. İçtima
Kasten yaralama ile diğer suçlar arasında gerçek içtima, görünüşte içtima ya da fikri içtima sorunları gündeme gelebilir. Faili öldürmeye teşebbüs ve kasten yaralama, kastın yönelimine göre birbirinden ayrılmaktadır; kastın öldürmeye yönelik olduğunun tespiti durumunda yaralama suçunun ayrıca uygulanması mümkün değildir. Mağdurun onayı olmaksızın gerçekleştirilen cinsel dokunuş içeren yaralama eylemlerinde ise cinsel saldırı ile yaralama suçları arasında fikri içtima kuralları uygulanabilir.
III. KASTEN YARALAMA SUÇUNUN NİTELİKLİ HALLERİ (TCK m. 86/3)
TCK m. 86/3, kasten yaralamanın belirli koşullar altında gerçekleşmesini nitelikli hâl olarak tanımlamış ve bu hâllerde cezanın bir kat artırılarak uygulanacağını öngörmüştür. Nitelikli hâller aşağıda alt bentler itibarıyla ayrıntılı biçimde ele alınmaktadır.
a) Üstsoy, Altsoy veya Eşe ya da Kardeşe Karşı İşlenmesi
Suçun fail ile mağdur arasındaki aile bağı gözetilerek nitelikli sayılabilmesi için fiilin üstsoy, altsoy, eş veya kardeşe karşı işlenmiş olması gerekmektedir. “Eş” kavramı; resmi evlilik, imam nikahı ve fiili birliktelik gibi durumları kapsayıp kapsamadığı bakımından uygulamada tartışmalıdır. Yargıtay kararlarında bu kavramın dar yorumlanarak yalnızca resmî nikah kapsamında değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmiştir. Öte yandan aile içi şiddet bağlamında 6284 sayılı Kanun ile TCK m. 86/3 uygulamalarının bir arada ele alınması da sıklıkla gündeme gelmektedir.
b) Beden veya Ruh Bakımından Kendini Savunamayacak Kişiye Karşı İşlenmesi
Engelli bireyler, ağır hastalar ve yaşlılar bu bent kapsamında koruma altına alınmaktadır. Mağdurun savunmasızlığının failce bilinmesi, kastın ispatı bakımından büyük önem taşımaktadır. Çocukların beden ya da ruh bakımından kendini savunamayan kişi olarak nitelendirilip nitelendirilemeyeceği uygulamada tartışmalıdır; zira çocuklar için TCK m. 86/3-d bendi zaten ayrıca öngörülmüştür.
c) Kamu Görevlisine Karşı Görevinden Dolayı İşlenmesi
Mağdurun TCK m. 6/1-c anlamında kamu görevlisi olması ve fiilin göreviyle bağlantılı olarak işlenmesi gerekmektedir. Polis memurları, jandarma, doktorlar, öğretmenler ve diğer kamu personeli bu korumanın kapsamına girmektedir. “Görevden dolayı” ifadesi, görev sırasında ve görev nedeniyle gerçekleştirilen eylemi tanımlamaktadır; özel bir husumetten kaynaklanan saldırılar bu bent çerçevesinde değerlendirilemez.
d) Canavarca Hisle veya Eziyet Çektirerek İşlenmesi
Canavarca his; acımasızlık, vahşet veya aşırı kötülük güdüsünü ifade etmektedir. Eziyet çektirerek yaralama ise mağdura uzun süre yoğun fiziksel veya psikolojik acı çektirilmesi anlamına gelmektedir. Bu bent, özellikle sistematik şiddet vakalarında gündeme gelmektedir. Canavarca hisin var olup olmadığının tespitinde olayın süresine, uygulanan yöntemlere ve failin açıklamalarına ilişkin deliller belirleyici rol oynamaktadır.
e) Silahla İşlenmesi
TCK m. 6/1-f uyarınca silah kavramı; ateşli silahlar, patlayıcı maddeler, kesici, delici veya ezici aletler ile yakıcı, aşındırıcı, yaralayıcı, boğucu veya zehirleyici maddeleri kapsamaktadır. Bu bent, uygulamada en sık karşılaşılan nitelikli hâl olup müstakil bir bölümde ayrıntılı biçimde ele alınacaktır.
f) Birden Fazla Kişiyle Birlikte İşlenmesi
Bu bent, suçun birden fazla failin aktif katılımıyla gerçekleştirilmesini nitelikli saymaktadır. Fiilde aktif olarak yer almak yeterlidir; suç ortağı konumundaki kişilerin de fiili bizzat gerçekleştirmiş olması aranmaz. Yargıtay’ın yerleşik içtihadına göre suça katılanların sayısı ve yaralama eylemindeki rolleri cezanın belirlenmesinde gözetilmesi gereken önemli etkenlerdir.
IV. NETİCESİ SEBEBİYLE AĞIRLAŞMIŞ YARALAMA (TCK m. 87)
TCK m. 87, kasıtlı yaralama eylemine binaen gerçekleşen ağır neticeleri düzenlemektedir. Bu maddede; yaralama eyleminin mağdurun duyu veya organlarından birinin işlevini yitirmesine yol açması, ölümüne neden olması ya da çeşitli ağır sonuçlar doğurması gibi durumlar ayrı ayrı ele alınmıştır.
TCK m. 87/1 kapsamındaki ağırlaştırıcı neticeler şunlardır:
- Duyulardan veya organlardan birinin işlevinin yitirilmesi
- Konuşma ya da çocuk yapabilme yeteneğinin yitirilmesi
- Yüzün kalıcı olarak değişmesi (TCK m. 87/1-c)
- Hayati tehlike geçirilmesi
- Yaralanmanın kemik kırığına yol açması (TCK m. 87/3)
- Ölüme sebebiyet verilmesi (TCK m. 87/4)
Bu hâllerde failin ağır neticeler yönünden taksirle de olsa sorumlu tutulabilmesi için kusurlu olması gerekmektedir. Ağır netice öngörülebilir olmakla birlikte fail tarafından istenmemişse bu durum, neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama kapsamında değerlendirilmektedir. Buna karşın, ağır neticenin kasıtlı olarak istendiğinin kanıtlanması hâlinde daha ağır suç tipleri (örneğin kasten öldürme) gündeme gelebilir.
V. SİLAHLA YARALAMA – UYGULAMADA SIK KARŞILAŞILAN SORUNLAR
Silahla yaralama, TCK m. 86/3-e’de nitelikli hâl olarak öngörülmüş olmakla birlikte uygulamada en fazla soru işareti doğuran konuların başında gelmektedir. Aşağıda hem maddi hukuk hem de usul hukuku boyutlarıyla bu mesele ayrıntılı biçimde ele alınmaktadır.
A. Silah Kavramının Kapsamı (TCK m. 6/1-f)
TCK m. 6/1-f, silah kavramını geniş bir kapsamda tanımlamıştır. Buna göre aşağıdaki araç ve maddeler silah sayılmaktadır:
- Ateşli silahlar: Tabanca, tüfek, av tüfeği vb.
- Patlayıcı maddeler
- Kesici, delici veya ezici aletler: Bıçak, kama, şiş, mızrak, sopa, taş vb.
- Yakıcı veya aşındırıcı maddeler: Asit, bazlar
- Boğucu, zehirleyici veya yaralayıcı maddeler ile çevre kirliliğine yol açan katı, sıvı veya gaz hâlindeki maddeler
B. “Silah” mı “Alet” mi? Yargıtay’ın Ölçütleri
Uygulamada sıklıkla tartışılan mesele şudur: Asıl işlevi saldırı veya savunma olmayan, ancak somut olayda yaralama aracı olarak kullanılan objeler silah kapsamında mı değerlendirilmelidir? Yargıtay, bu nitelendirmeyi yaparken araçların tehlike kapasitesi, kullanım biçimi ve neden olduğu sonuçları esas almaktadır.
Yargıtay içtihadına yansımış önemli örnek kararlar şu şekilde sıralanabilir:
- Kemer tokası – silah sayılmıştır (Yargıtay 3. CD, 2019/1234)
- Cam şişe ile vurmak – silah sayılmıştır
- Yumruk – silah sayılmamıştır
- Çiçek saksısı – olayın koşullarına göre değerlendirilmektedir
C. Ateşli Silahla Yaralama – Özel Durumlar
Ateşli silahla yaralama, TCK m. 86/3-e’deki nitelikli hâlin yanı sıra 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun kapsamında da ayrıca değerlendirilebilmektedir. Ruhsatsız silah taşımak veya bulundurmak ayrı bir suç oluşturmaktadır; yaralama suçuyla gerçek içtima hükümleri uygulanarak birlikte cezalandırılır.
Ateşli silahla yaralamada kast meselesi özellikle tartışmalıdır. Failin mağdura hedef alması ve yakın mesafeden ateş etmesi hâlinde öldürme kastının varlığına karinesi oluşturmakta; bu durum öldürmeye teşebbüs kurallarının uygulanmasına yol açmaktadır. Buna karşın uzak mesafeden veya uyarı amacıyla rastgele atılan ateş sonucu meydana gelen yaralamalar, olası kastla yaralama çerçevesinde değerlendirilebilir.
D. Bıçakla Yaralama
Bıçakla yaralama, özellikle kavgadan kaynaklanan suçlarda sıkça karşılaşılan bir durumdur. Bu tür davalarda Yargıtay, kastın belirlenmesinde şu ölçütleri esas almaktadır: yaranın derinliği ve yeri, bıçak darbelerinin sayısı ve kararlılık göstergesi olup olmadığı, olayın oluş biçimi ile failin sözlü tehditleri. Hayati bölgelere yönelik derin yaralamalar öldürme kastına karine oluşturmakla birlikte yüzeysel veya el ya da bacağa isabet eden yaralamalar, kasten yaralama kapsamında değerlendirilebilir.
E. Asitle Yaralama (Yakıcı/Aşındırıcı Madde Kullanımı)
Asit veya diğer aşındırıcı maddelerle yaralama, özellikle yüz bölgesine uygulandığında hem TCK m. 86/3-e (silahla yaralama) hem de TCK m. 87/1-c (yüzün sürekli değişikliğe uğraması) kapsamında değerlendirilebilir. Bu tür eylemler son yıllarda artış göstermiş ve kamuoyunun dikkatini çekmiştir. Yüzü hedef alan asit saldırıları kasten müessir fiil niteliği taşımakla birlikte olayın koşullarına göre canavarca hisle işleme (TCK m. 86/3-d) bendi de uygulanabilir.
F. Silahla Yaralamada İspat Sorunları
Silahla yaralama davalarında sıkça karşılaşılan ispat güçlükleri şunlardır:
- Silahın olay yerinde bulunamaması – tanık ifadeleri ve adli tıp raporları bu durumda belirleyici delil niteliği kazanmaktadır.
- Birden fazla zanlı varlığında silahı kimin kullandığının tespiti
- Kazara ateşli silah yaralamalarında kastın belirlenmesi güçlüğü
- Delil yetersizliği nedeniyle nitelikli hâlin mi yoksa temel suç tipinin mi uygulanacağının belirsizleşmesi
VI. SEÇENEK YAPTIRIMLAR VE USUL HUKUKU KURUMLARI
A. Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB)
1. Yasal Dayanak ve Koşullar
HAGB, CMK m. 231’de düzenlenmektedir. Mahkûmiyet hükmünün kurulmasına karşın bu hükmün açıklanmasının beş yıl süreyle geri bırakılmasını öngören bir usul kurumudur. Söz konusu süre içinde sanığın belirlenen yükümlülüklere uygun davranması halinde, hüküm açıklanmaksızın davanın düşürülmesine karar verilmektedir.
HAGB uygulanabilmesi için CMK m. 231/6 uyarınca şu koşulların bir arada gerçekleşmesi gerekmektedir:
- Hapis cezasının iki yıl veya daha az olması (adli para cezasına çevrilen hâller dahil)
- Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan hapis cezasına mahkûm edilmemiş olması
- Mahkemenin sanığın yeniden suç işlemeyeceğine kanaat getirmesi
- Zararın giderilmesi (tazminat ya da tazminin belirlenmesi)
2. Kasten Yaralamada HAGB Uygulanabilirliği
Kasten yaralamada temel ceza bir ila üç yıl hapis olarak belirlenmiştir. HAGB uygulanabilmesi için ilk önce cezanın iki yıl veya daha az biçimde tayin edilmesi gerekmektedir. Bu nedenle HAGB; takdiri ve yasal indirimlerle birlikte değerlendirildiğinde temel hâllerde genel itibarıyla mümkün olmakla birlikte, nitelikli hâllerde somut olayın özelliklerine göre farklılık gösterebilmektedir.
Nitelikli yaralamada ceza bir kat artırılmakta ve bu durum HAGB uygulanmasını güçleştirmektedir. Öte yandan, suçun işleniş biçimi, sanığın tutumu ve mahkemenin takdir yetkisi sonucu belirleyen başlıca etkenler arasında yer almaktadır.
3. Denetim Süresi ve Yükümlülükler
HAGB kararının verilmesinin ardından sanık beş yıllık denetim süresine tabi tutulmaktadır. Bu süre zarfında; bir yıl süreyle denetimli serbestlik, mağdura tazminat ödenmesi ve kasıtlı yeni bir suç işlenmemesi gibi yükümlülüklere uymak zorunludur. Söz konusu yükümlülüklerin ihlal edilmesi hâlinde, daha önce geri bırakılan hüküm açıklanarak infaz aşamasına geçilmektedir.
B. Uzlaşma
1. Yasal Dayanak
Uzlaşma; CMK m. 253-254 ile Uzlaştırma Yönetmeliği’nde düzenlenmiş olup mağdurun zararının karşılanması karşılığında taraflar arasında bir anlaşmaya varılmasını amaçlayan alternatif bir uyuşmazlık çözüm mekanizmasıdır. Bu süreçte taraflar arasında arabulucu görevi üstlenen uzlaştırmacının rehberliğiyle müzakereler yürütülmektedir.
2. Kasten Yaralamada Uzlaşma Kapsamı
TCK m. 86 kapsamındaki kasten yaralama suçu (temel hâl) uzlaşma kapsamında yer almaktadır. Ancak TCK m. 86/3 uyarınca nitelikli hâllerin söz konusu olduğu durumlarda uzlaşma yoluna gidilip gidilemeyeceği tartışmalı olmaya devam etmektedir. Yargıtay, nitelikli hâllerin özellikle kamu görevlisine karşı işlendiği davalarda uzlaşmanın mümkün olmadığına hükmetmiştir.
Uzlaşma süreci aşağıdaki aşamalardan oluşmaktadır:
- Savcılık aşamasında uzlaştırma bürosu tarafından teklif sunulması
- Taraflara uzlaştırmacı atanması
- Müzakere sürecinin yürütülmesi
- Uzlaşma anlaşmasının imzalanması (anlaşmaya varılması hâlinde)
- Uzlaşmanın gerçekleşmesi hâlinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmesi veya davanın düşürülmesi
3. Uzlaşmanın Hukuki Sonuçları
Kovuşturma öncesinde sağlanan uzlaşma, kovuşturmaya yer olmadığı kararıyla sonuçlanmaktadır. Kovuşturma aşamasında varılan uzlaşma ise davanın düşürülmesini sağlamaktadır. Uzlaşma belgesi; adli sicile işlenmemekte, cezai sicil kaydına yansımamakta ve idari işlemlerde herhangi bir engel oluşturmamaktadır. Bu nedenle uzlaşma, özellikle sanık açısından son derece tercih edilebilir bir seçenek niteliği taşımaktadır.
C. Adli Para Cezasına Çevirme
1. Yasal Çerçeve
TCK m. 50 uyarınca kısa süreli hapis cezaları adli para cezasına dönüştürülebilmektedir. Bu dönüşümün uygulanabilmesi için hapis cezasının bir yıl veya daha az olması gerekmekte; ancak taksirle işlenen suçlarda bu koşul aranmamaktadır. Mahkeme, söz konusu dönüşüme hükmedebileceği gibi hükmün açıklanmasının geri bırakılması veya ertelenmiş hapis cezasını da tercih edebilir.
2. Kasten Yaralamada Uygulama
Temel kasten yaralamada ceza oranı bir ila üç yıl olarak öngörüldüğünden, çeşitli indirimler uygulanarak bu cezanın bir yıl veya daha az bir düzeye indirilmesi hâlinde adli para cezasına dönüştürme mümkün hale gelebilmektedir. Adli para cezasının hesaplanmasında ise gün birimi esas alınmaktadır: Bir gün adli para cezası, kanun kapsamında en az yirmi, en fazla yüz Türk Lirası olarak belirlenmekte; bu miktar hâkimin takdir yetkisi dahilinde belirlenebilmektedir.
Adli para cezasının ödenmemesi hâlinde, bu ceza hapis cezasına dönüştürülmektedir. Adli para cezasının tercih edilmesi değerlendirilirken sanığın mali durumu, daha önce hürriyeti bağlayıcı ceza alıp almadığı ve suçun niteliği gibi etkenler göz önünde bulundurulmalıdır.
VII. SONUÇ VE DEĞERLENDİRME
Kasten yaralama suçu; yaygın görülmesi, nitelikli hâllerinin çokluğu ve uygulamada yarattığı yorumlama sorunları nedeniyle Türk ceza hukukunun en kritik suç tiplerinden birini oluşturmaktadır. Suçun hukuki boyutlarını eksiksiz kavramak; hem müvekkil haklarının etkili biçimde korunması hem de adil bir yargılama sürecinin güvence altına alınması açısından büyük önem taşımaktadır.
Uygulamada temel önem taşıyan noktalar şu şekilde sıralanabilir: kastın türünün doğru belirlenmesi (doğrudan kast/olası kast), silah kavramının geniş kapsamıyla göz önünde bulundurulması, hangi nitelikli hâllerin uygulanacağına ilişkin dikkatli bir değerlendirme yapılması, HAGB ve uzlaşma gibi sanık lehine kurumların süresinde kullanılması ve özellikle bıçak ya da ateşli silahla gerçekleştirilen yaralamaya teşebbüs ile kasten yaralama fiillerinin birbirinden titizlikle ayrıştırılması. Somut olayın kendine özgü koşulları her davayı birbirinden farklı kılmaktadır. Bu nedenle, benzer görünen durumlarda dahi yargısal sonuçlar belirgin biçimde değişkenlik gösterebilmektedir. Deneyimli bir ceza avukatıyla çalışmak, gerek sanık gerek mağdur açısından olası riskleri en aza indirmek ve hukuki haklardan tam anlamıyla yararlanmak bakımından vazgeçilmez bir gerekliliktir.
VIII. KASTEN YARALAMA SUÇU HAKKINDA YARGITAY KARARLARI
1-HİV Virüsü Bulaştıran Sanığın Kasten Yaralama Suçundan Cezalandırılması Gerektiği Hakkında
<<<…2- Sanık İ.. A.. hakkında mağdur Ayşegül’ü kasten öldürmeye teşebbüs suçundan kurulan beraat hükmünün incelenmesinde, Sanık İ….’in, evli olmasına rağmen ayrı bir ev kiraladığı, bu evde Gürcistan uyruklu bir kadınla cinsel ilişki yaşadığı, bu ilişki sonucunda sanığa HIV virüsü bulaştığı, yine aynı evde zaman zaman 17 yaşındaki mağdurla rızası dahilinde cinsel ilişkiye girdiği, sanığın mağdur A…… ile cinsel ilişkiye girmesi sonucunda, sanığın mağdura HIV virüsü bulaştırdığı olayda; HIV virüsü taşıyan hastalara, sağlık birimlerince özel kodlar verildiği dikkate alınarak, sanığın hangi tarihten itibaren HIV virüsü taşıdığının, Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Kurumu ile sanığın ikametgahı İl Sağlık Müdürlüğünden sorulması, sanığın suç tarihinden önce HIV virüsü taşıdığını bilip bilmediğinin resmi kurumlarla yapılacak yazışmalardan sonra şüpheye yer vermeyecek şekilde belirlendikten sonra, sanığın suç kastının ve hukuki durumunun tayini gerekirken, eksik soruşturma sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması, bozmayı gerektirmiş…>>> (Yargıtay Ceza Dairesi 2013/4455 E. – 2014/6303 K. Sayılı Kararı) https://karararama.yargitay.gov.tr/
2-Maç Sırasında Karşı Takım Oyucularına Vurmak İçin Saldıran Failin Barikat Kuran Polisi Yaralamasının Taksirle Yaralama Suçunu Değil Olası Kastla Yaralama Suçunu Oluşturduğu Hakkında
<<<… Sanık E.. T..’nın iki takım oyuncuları arasında çıkan kavgada karşı takım oyuncularına vurmak için saldırırken arada barikat kuran polis memurlarına çarparak yaralanmalarına neden olabileceğini öngörmesine rağmen eylemine devam ederek ortaya çıkacak neticeyi kabullendiğinden sanığın eyleminin 5237 sayılı TCK.nun 86/2, 3-c ve 21/2. maddelerine uyan olası kastla yaralama suçunu oluşturduğu gözetilmeden yazılı şekilde taksirle yaralama suçundan mahkumiyet hükmü kurulması…>>> (Yargıtay Ceza Dairesi 2009/5456 E. – 2010/6916 K. Sayılı Kararı)
3-Hayvanların Silah Sayılabileceği Hakkında
<<<… Sanığın, tartıştığı müştekiye yanında bulunan köpeğini saldırtarak müştekiyi adli rapora göre basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaralaması olayında, sanığın gerçekleşen eyleminin silahla kasten yaralama suçunu oluşturduğu gözetilmeksizin, suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde karar verilmesi…>>> (Yargıtay Ceza Dairesi 2013/30417 E. – 2014/3632 K. Sayılı Kararı)
4-Kasten Yaralama Suçu Bakımından Silah Unsurunun Tartışıldığı Yargıtay Ceza Genel Kurul Kararı
<<<…Tüm bu hususlar göz önüne alındığında Ceza Genel Kurulunca yapılan değerlendirme ve varılan sonuçlar şöyle özetlenebilir:
1) Gerek 765 sayılı TCK’nın 189. maddesi gerekse 5237 sayılı TCK’nın 6. maddesinin 1/f bendi benzer düzenlemeleri içermekte ise de her iki düzenlemedeki en temel ayrım, 6. maddenin 1. fıkrasının (f)bendinin 4. alt bendinde; “Saldırı ve savunma amacıyla yapılmış olmasa bile fiilen saldırı ve savunmada kullanılmaya elverişli diğer şeyler”in silah kapsamına alınmasıdır.
2) Bu alt bent ile silah kapsamı, 5237 sayılı TCK’da genişletilmiş ve önceki daraltıcı uygulama terkedilmiştir.
3) Kanun koyucu bu düzenleme ile “fiilen saldırı ve savunmada kullanılmaya elverişli” olmak şartı ile her nesneyi, imal edilip edilmediğine ve hangi amaçla yapılmış olduğuna bakmaksızın silah kapsamına dâhil etmiştir.
4) Buradaki ayırıcı ölçüt, “saldırı ve savunmada kullanılmaya elverişliliktir.”
5) Kullanılan alet veya diğer eşyanın, işlenmesi kast edilen suç açısından saldırı ve savunmada etkinliği sağlamaya elverişli olması yeterlidir.
6) Fiilen istenen sonucun gerçekleşmesi, kullanılan şeyi silah olarak değerlendirmek açısından, hâkime bir kanaat verebilecek ise de sonucun gerçekleşmesi zorunlu bulunmamakta, başka bir anlatımla suçun teşebbüs safhasında kalması hâllerinde de, silah faktörünün varlığını kabul ve buna göre ceza tertibi mümkün bulunmaktadır.
7) Her somut olayda hâkim; olayın bütünlüğü içinde bir değerlendirme yaparak kullanılan nesnenin silah niteliğinde bulunup bulunmadığını 5271 sayılı CMK’nın 63/1. maddesi kapsamında “hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgisiyle” değerlendirmeli, hukuki bilgisinin yeterli olmadığı durumlarda ise bu konuda bilirkişi görüşüne başvurmalıdır. Nesnenin ele geçirilemediği hâllerde değerlendirmeyi ortaya çıkan sonuca göre yapmalı, “elverişlilik” faktörünü gözetmelidir.
8) Kullanılan aletin silah sayılıp sayılmayacağı hususunda işlenmesi kastedilen suçun niteliği de göz önünde bulundurulmalıdır. Bu itibarla, bir nesne, bir suçun işlenmesi için elverişli silah niteliğini taşımakla birlikte başka bir suç açısından bu niteliği haiz olmayabilecektir.
9) Vücudun bölümleri, el, ayak, kafa gibi uzuvlar, eylemde kullanılış yöntemine göre saldırı ve savunmada kullanılmaya elverişli sayılabilirse de kişinin beden bütünlüğüne dâhil olmaları nedeniyle silah kapsamında değerlendirilmeleri mümkün değildir.
10) Yine aynı şekilde sabit bir direk, sert bir zemin ve duvar, doğurduğu sonuç ne kadar ağır olursa olsun silah kapsamında değerlendirilmemelidir.
Sonuç olarak; uyuşmazlık konusu kasten yaralama suçu bakımından somut olayın özelliklerine göre örneğin yumruk veya tokatla verilebilecek zararın ötesinde yaralamaya yol açan veya yaralama tehlikesini barındıran, faile bir avantaj veya üstünlük sağlayan ya da korkutucu ve caydırıcı özelliği nedeniyle mağdurun suça karşı direncinin kırılmasına yardımcı olan ve bu doğrultuda saldırı veya savunmada etkin şekilde kullanılan her nesne, yapısı, kullanılış biçimi ve elverişlilik kriteri de göz önünde bulundurularak silah olarak kabul edilmeli ve ağırlaştırıcı neden uygulanmalıdır.
Sanık … ile eski damadı olan mağdur …’in, boşanma meselesinden kaynaklanan sorunları görüşme kamacıyla Yeni Batı Mahallesinde bulunan Bener Çarşısında buluştukları, aralarında çıkan tartışmada sanığın su dolu 500 ml’lik pet şişeyi mağdura fırlattığı ve tekme atmaya çalıştığı olayda; kullanılış amacı ve yapısı bakımından saldırı ve savunma amacıyla üretilmediği, caydırıcı ve korkutucu özelliğe sahip olmadığı hususunda tereddüt bulunmayan su dolu 500 ml’lik pet şişenin, sanık tarafından kullanılış biçimine göre mağdurun yaralanması sonucunu doğuracak elverişlilikte olmaması, yine kullanılış biçimine göre kavgada tokat veya yumrukla meydana getirilebilecek zarardan öte sanığa bir avantaj veya üstünlük sağlamaması, kavgada sanık tarafından etkin bir şekilde kullanılmaması ve dosyada mağdurun yaralandığına dair herhangi bir adli rapor da bulunmaması karşısında, su dolu 500 ml’lik pet şişenin, kullanılış biçimine göre kasten yaralama suçu bakımından silah olarak nitelendirilemeyeceği kabul edilmelidir...>>> (Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2017/311 E. – 2019/112 K. Sayılı Kararı)
5-Babanın Tedip Hakkı Kapsamında Kasten Yaralama Suçuna İlişkin Yargıtay Kararları
5-a.) Tokat Atmayı Babanın Tedip Hakkı Kapsamında Kabul Eden Yargıtay Kararı (Yargıtay Daha Sonra Görüş Değiştirmiştir.
<<<… Olay tarihinde 16 yaşında olan ve birden fazla kez evden kaçan mağdura yönelik babası olan sanığın bir kez tokat atması şeklinde gerçekleşen eylemde, babanın mağdura yönelik tedip hakkını kullandığına dair kabulde bir isabetsizlik görülmediğinden, tebliğnamedeki bozma görüşüne iştirak olunmamıştır…>>> (Yargıtay Ceza Dairesi 2014/6680 E. – 2014/30559 K. Sayılı Kararı)
5-a.) Tokat Atmayı Babanın Tedip Hakkı Kapsamından Kabul Etmeyen Yargıtay Kararı (Güncel Görüş)
<<<…Sanığın kovuşturma aşamasında yaşı küçük mağdur kızı ile suç tarihinde telefonlarına yanıt vermemesine ve gezmemesi gereken insanlarla gezdiği için sinirlenerek sert olmamak suretiyle hafifçe sol eliyle mağdurun yanağına vurduğunu savunduğu ve mağdurun aşamalardaki mağdur ve tanık anlatımları ile adli raporu ile doğrulandığı şekilde yaralandığı olayda, sanığın altsoya karşı basit yaralama suçundan cezalandırılması yerine “sanığın eyleminin terbiye hakkından doğan disiplin yetkisinin kullanılması sınırları içerisinde olduğu” şeklindeki yasal olmayan gerekçe ile yazılı şekilde beraatine karar verilmesi…>>> (Yargıtay Ceza Dairesi 2019/3619 E. – 2019/11145 K. Sayılı Kararı)
6-Kasten Yaralama Suçunda Koşulları Mevcutsa Meşru Müdafaa Hükümlerinin Uygulanması Gerektiği Hakkında
<<<… Sanığın, aşamalarda değişmeyen savunmalarında, müşteki sanık … ile daha öncesinde cezaevinde yaşanan kavga olayı sebebiyle aralarında husumet bulunduğunu, olay tarihinde adliyeye götürülürken, farklı araçlarda götürüldüklerini ancak dönüşte ısrarla talep etmiş olmasına rağmen aynı ring aracı içerisine aynı kabine konulduklarını, diğer sanık …’ın bir süre sonra ellerindeki kelepçeleri sökerek kendisinin ise elleri kelepçeli ve savunmasız bir durumda bulunurken kendisini darp ettiğini savunduğu, diğer sanık …’ın beyanı ve 11.02.2014 tarihli tutanak içeriğinden sanığın savunmalarının doğrulanmış olması karşısında; tutanak tanıkları ve araçta bulunan diğer tutuklu ve hükümlülerden olaya ilişkin görgüye dayalı bilgisi bulunanların da dinlenilerek, sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nin 25. maddesinde düzenlenen meşru savunma ve 29. maddesindeki haksız tahrik hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının karar yerinde tartışmasız bırakılması…>>> (Yargıtay Ceza Dairesi 2017/8018 E. – 2018/4327 K. Sayılı Kararı)
İstanbul / Bağcılar bölgesinde yer alan Avukat Sinan Karabacak dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir. Diğer makaleler için https://sinankarabacak.com/hukuki-makaleler/ sayfasını ziyaret edebilirsiniz.
Av. Sinan Karabacak Cep Tel: +90 535 671 88 95
Yasal Uyarı: Bu makale, yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. Her dava kendine özgü koşullar içermektedir. Hukuki danışmanlık için lütfen iletişime geçiniz.
