İçindekiler
Müsadere, bir suçla bağlantılı eşya veya kazançların, kanuni bir işlemle devletin mülkiyetine geçirilmesini sağlayan bir güvenlik tedbiridir. Türk Ceza Kanunu’nun 54 ve 55. maddelerinde düzenlenen müsadere, eşya müsaderesi ve kazanç müsaderesi olmak üzere iki türe ayrılır. Ceza olmamakla birlikte kişinin malvarlığını doğrudan etkilediğinden, uygulamada büyük önem taşır. Bu rehberde müsaderenin türlerini, şartlarını, iyiniyetli üçüncü kişilerin korunmasını ve genel müsadere yasağını ele alıyoruz. Konu, Türk Ceza Kanunu Genel Hükümler içinde düzenlenen güvenlik tedbirleri arasında yer alır.
Müsadere Nedir? (TCK 54-55)
Müsadere, suçun işlenmesinde kullanılan, suçun işlenmesine tahsis edilen, suçtan meydana gelen ya da suç işlenerek elde edilen eşya ve kazançların devlete geçirilmesidir. Türk Ceza Kanunu, müsadereyi bir ceza değil, güvenlik tedbiri olarak düzenlemiştir. Amaç, suçla elde edilen menfaatin failin yanında kalmasını önlemek ve suç işlenmesinde kullanılan tehlikeli eşyaların dolaşımdan kaldırılmasıdır. Müsadere, kural olarak bir mahkeme kararıyla hükmedilir.
Müsaderenin Hukuki Niteliği
Müsadere bir güvenlik tedbiri olduğundan, cezadan farklı özellikler taşır. Ceza failin kusuruna dayanırken, müsadere eşya veya kazancın suçla olan bağına dayanır. Bu nedenle bazı hâllerde, fail hakkında mahkûmiyet kararı verilmese bile müsadereye hükmedilebilir; örneğin üretimi, bulundurulması ya da taşınması başlı başına suç oluşturan eşyalar (uyuşturucu madde, ruhsatsız silah gibi) her hâlde müsadere edilir. Müsadere, mülkiyeti kişiden devlete geçirdiği için sonuçları itibarıyla ağır bir tedbirdir ve şartlarının titizlikle değerlendirilmesi gerekir.
Eşya Müsaderesi (TCK 54)
Eşya müsaderesi TCK 54’te düzenlenmiştir. Buna göre, iyiniyetli üçüncü kişilere ait olmamak koşuluyla; kasıtlı bir suçun işlenmesinde kullanılan, suçun işlenmesine tahsis edilen ya da suçtan meydana gelen eşyanın müsaderesine hükmolunur. Ayrıca suçun işlenmesinde kullanılmak üzere hazırlanan eşya, kamu güvenliği, kamu sağlığı veya genel ahlak açısından tehlikeli olması durumunda müsadere edilir.
Önemli bir sınır, ölçülülüktür: suçta kullanılan eşyanın müsadere edilmesinin işlenen suça göre daha ağır sonuçlar doğuracağı ve hakkaniyete aykırı olacağı anlaşıldığında, hâkim müsadereye hükmetmeyebilir. Örneğin çok küçük değerde bir suçta, çok yüksek değerli bir aracın müsaderesi hakkaniyete aykırı bulunabilir. Bir şeyin yalnızca bazı kısımlarının müsaderesi gerektiğinde ise, tümüne zarar verilmeden ayrılabiliyorsa sadece o kısım müsadere edilir.
Kazanç Müsaderesi (TCK 55)
Kazanç müsaderesi TCK 55’te düzenlenmiştir ve suçun ekonomik boyutunu hedef alır. Suçun işlenmesiyle elde edilen veya suçun konusunu oluşturan ya da suçun işlenmesi için sağlanan maddi menfaatler ile bunların değerlendirilmesi veya dönüştürülmesi sonucu ortaya çıkan ekonomik kazançların müsaderesine karar verilir. Örneğin dolandırıcılık yoluyla elde edilen para ya da bu parayla alınan mallar kazanç müsaderesine tabidir. Kazanç müsaderesine hükmedilebilmesi için, maddi menfaatin suçun mağduruna iade edilememesi gerekir; yani öncelik, mağdurun zararının giderilmesindedir.
İyiniyetli Üçüncü Kişilerin Korunması
Müsaderenin en önemli sınırlarından biri, iyiniyetli üçüncü kişilerin korunmasıdır. Eşya müsaderesi, ancak iyiniyetli üçüncü kişilere ait olmayan eşyalar bakımından mümkündür. Yani suçla ilgisi olmayan ve durumu bilmeyen bir kişinin malı, sırf suçta kullanılmış olması nedeniyle müsadere edilemez. Örneğin sahibinin bilgisi ve rızası dışında suçta kullanılan bir araç, iyiniyetli malik lehine korunur. Eşya üzerinde iyiniyetli üçüncü kişiler lehine tesis edilmiş sınırlı ayni hak (rehin gibi) bulunması hâlinde de müsadere kararı, bu hak saklı kalmak şartıyla verilir.
Eşdeğer (Karşılık) Müsadere
Müsadereye konu eşya veya kazanç ortadan kaldırılmış, elden çıkarılmış, tüketilmiş ya da başka bir biçimde müsaderesi imkânsız kılınmışsa, kanun boş kalmaz: bu durumda eşya veya kazancın değeri kadar para tutarının müsaderesine karar verilir. Buna eşdeğer (karşılık) müsadere denir. Böylece fail, müsadere konusu malı elden çıkararak tedbirden kurtulamaz; malın yerine onun değeri kadar bir para müsadere edilir. Bu düzenleme, özellikle suç gelirlerinin aklanmaya ya da gizlenmeye çalışıldığı olaylarda önem taşır.
Genel Müsadere Yasağı
Türk hukukunda müsadere, yalnızca suçla bağlantılı eşya ve kazançlarla sınırlıdır. Failin, suçla hiçbir ilgisi bulunmayan tüm malvarlığının devlete geçirilmesi anlamına gelen “genel müsadere” ise Anayasa ile kesin biçimde yasaklanmıştır. Anayasa’nın 38. maddesine göre genel müsadere cezası verilemez. Bu nedenle müsadere kararı verilirken, müsadereye konu eşya veya kazancın somut olarak hangi suçla bağlantılı olduğunun ortaya konması zorunludur. Bu bağın kurulamadığı hâllerde müsadereye hükmedilemez; bu da savunmanın üzerinde durması gereken temel noktalardan biridir.
Müsadere Kararına İtiraz ve Zamanaşımı
Müsadere kararına karşı, davanın esasıyla birlikte kanun yollarına (istinaf, temyiz) başvurulabilir. Yalnızca eşyası müsadere edilen ancak yargılamanın tarafı olmayan üçüncü kişiler de, müsadere kararına karşı hukuki yollara başvurma imkânına sahiptir. Müsadereye ilişkin hükümler bakımından bir zamanaşımı süresi de öngörülmüştür: müsadereye ilişkin karar, kesinleşmesinden itibaren yirmi yıl geçtikten sonra infaz edilemez. Müsadere kararlarının doğru değerlendirilmesi ve gerektiğinde itiraz edilmesi, kişinin malvarlığını doğrudan ilgilendirdiğinden, sürecin İstanbul’da sanık müdafiliği hizmeti alınarak yürütülmesi önerilir.
Eşya ve Kazanç Müsaderesinin Karşılaştırılması
Aşağıdaki tablo, iki müsadere türünü temel özellikleriyle karşılaştırmaktadır:
| Ölçüt | Eşya Müsaderesi (TCK 54) | Kazanç Müsaderesi (TCK 55) |
|---|---|---|
| Konusu | Suçta kullanılan/suçtan meydana gelen eşya | Suçtan elde edilen ekonomik menfaat |
| Amaç | Tehlikeli eşyayı dolaşımdan kaldırmak | Suç gelirini failde bırakmamak |
| Mağdura iade | Kural olarak eşya ilgilisine iade edilir | Öncelik mağdura iadededir; iade edilemezse müsadere |
Uygulamada Sık Görülen Durumlar
Müsadere, uygulamada özellikle belirli suç tiplerinde sıkça gündeme gelir. Uyuşturucu suçlarında, hem suça konu madde hem de bunların taşınmasında kullanılan araçlar müsadere değerlendirmesine tabi tutulur. Kaçakçılık ve dolandırıcılık gibi ekonomik suçlarda ise elde edilen gelir kazanç müsaderesinin konusunu oluşturur. Ruhsatsız silah gibi bulundurulması başlı başına suç oluşturan eşyalar ise her hâlde müsadere edilir.
Bu olaylarda savunmanın üzerinde durması gereken başlıca noktalar; eşyanın gerçekten suçla bağlantılı olup olmadığı, iyiniyetli bir üçüncü kişiye ait olup olmadığı ve müsaderenin işlenen suça göre ölçülü olup olmadığıdır. Özellikle yüksek değerli araçların müsaderesinde ölçülülük itirazı, uygulamada sıkça sonuç doğuran bir savunma aracıdır. Bu nedenle müsadere talebiyle karşılaşıldığında, eşya veya kazancın suçla bağı titizlikle incelenmelidir.
Konu ile İlgili Yargıtay Kararları ve Karar Analizleri
Müsadere İşlemlerinde Orantılılık İlkesi Zorunludur ve Mirasçıların Temyiz Hakkı Saklıdır
Yargıtay 6. Ceza Dairesi, Esas: 2021/23753 – Karar: 2022/6210, Tarih: 25.04.2022
Kararın Özeti
Hırsızlık suçundan açılan kamu davasında, sanığın yargılama aşamasında ölmesi nedeniyle yerel mahkemece düşme kararı verilmiş; suça konu 17 UK 926 plakalı traktörün ise müsaderesine hükmedilmiştir. Hayatını kaybeden sanığın mirasçısı olan eşi, gerekçeli kararın kendisine tebliğ edilmediğini belirterek müsadere hükmünü temyiz etmiştir. Yargıtay 6. Ceza Dairesi yaptığı incelemede, asıl hükümle birlikte karara bağlanan müsadere davalarında asıl hükmün tabi olduğu kanun yolunun geçerli olduğunu ve vefat eden sanığın mirasçısının bu kararı temyiz etmeye hakkı bulunduğunu tespit etmiştir. Tebligatsızlık nedeniyle temyizi süresinde kabul eden Daire; hırsızlıkta kullanılan traktörün değeri ile çalınan eşyaların değeri arasında bilirkişi incelemesi yaptırılmadığını saptamıştır. Müsaderenin hırsızlık suçuna kıyasla hakkaniyete aykırı ve orantısız sonuçlar doğurup doğurmayacağının tartışılmamasını hukuka aykırı bulan Yargıtay, traktörün müsaderesine yönelik yerel mahkeme hükmünü oy birliğiyle bozmuştur.
Yargıtayın Gerekçesi
Yargıtay’ın bozma gerekçesi iki temel hukuki sütuna dayanmaktadır: Usul hukuku yönünden “mirasçıların hak arama özgürlüğü ve müstakil müsadere kararlarının kanun yolu rejimi”, maddi ceza hukuku yönünden ise “güvenlik tedbirlerinde orantılılık ilkesi”. Ceza Genel Kurulu ve Daire pratiklerine uygun olarak, asıl dava ile birlikte yürütülen müsadere talepleri asıl kararın yargısal denetim yoluna tabidir. Sanığın ölümüyle ceza davası düşse de mülkiyet hakkını doğrudan etkileyen müsadere tedbiri devam ettiğinden, sanığın mirasçısı olan eşinin hukuki yararı bulunmakta ve temyiz hakkı doğmaktadır. Esasa ilişkin en önemli gerekçe ise TCK’nın 54/3. maddesidir. Bu madde uyarınca, suçta kullanılan eşyanın müsaderesinin, işlenen suçun ağırlığına göre daha ağır sonuçlar doğurmaması ve hakkaniyete aykırı olmaması gerekir. Mahkemenin, hırsızlıkta taşınan/çalınan malların değeri ile suça tahsis edilen traktörün piyasa değerini bilirkişi marifetiyle kıyaslamaması, orantılılık filtresini kararda hiç tartışmaması temel bozma nedenidir.
“TCK’nın 54/3. maddesine göre orantılılık ilkesi gereği çalınan eşyalar ile traktörün değeri bilirkişiye hesaplattırılarak, orantılı olup olmadığı tespit edilip, müsadere kararının işlenen hırsızlık suçuna nazaran daha ağır ve hakkaniyete aykırı sonuçlar doğurup doğurmayacağı hususları karar yerinde gösterilip tartışılarak, sonucuna göre hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi…”
Değerlendirme
Bu karar, mülkiyet hakkının ceza yargılamasındaki sınırlarını koruyan ve güvenlik tedbirlerinin orantısız bir cezalandırma aracına dönüşmesini engelleyen çok kıymetli bir adalet güvencesidir. Uygulamada ilk derece mahkemeleri, suçta kullanılan bir araç gördüklerinde (bu bir otomobil veya traktör olabilir) suçun büyüklüğüne veya çalınan malın değerine bakmaksızın otomatik olarak müsadere kararı verebilmektedir. Ancak ceza adaleti, “pire için yorgan yakılmasını” reddeder. Örneğin, değeri çok düşük olan birkaç çuval tarım ürününü çalmak için kullanılan yüksek değerli bir traktörün tamamen devlete geçmesi, sanığa veya onun masum mirasçılarına suçun hak ettiği cezadan çok daha ağır bir ekonomik yıkım yaşatır. Yargıtay bu kararla mahkemelere şu mesajı vermiştir: Sanık ölse bile mülkiyet hakkı üzerindeki koruma kalkmaz ve hakim, müsadere kararı verirken bir terazi kullanmak, eşyaların değerlerini somut olarak karşılaştırmak ve orantılılık analizini gerekçesine yazmak zorundadır.
Yargıtay 6. Ceza Dairesi, Esas: 2021/23753 – Karar: 2022/6210, Tarih: 25.04.2022 Tam Metni
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Hırsızlık
HÜKÜM : Müsadere
Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü:
Müsadere, bir güvenlik tedbiridir. Müsadere kararları, kural olarak asıl hükmün tabi olduğu kanun yoluna tabidir. Müstakil müsadere kararlarına gelince;
Karar tarihi itibariyle ikili bir ayırım yapmak gerekir.
1-) Bölge Adliye Mahkemeleri faaliyete geçmeden önce müstakil olarak verilen müsadere (veya iade) kararları yönünden 04.06.1936 gün ve 12-14 sayılı Yargıtay İçtihadı birleştirme kararı uyarınca karar tarihindeki miktara ve 5219 sayılı Kanun ile değişik 1086 sayılı HMUK’nın 427. maddesinde belirtilen kesinlik sınırına göre kararın kesin olup olmadığı belirlenecektir. Buna göre, 20.07.2016’dan önce müstakil olarak verilen ve kesin olmayan kararlar temyiz kanun yoluna tabi olacaktır.
2-) 20.07.2016 ve sonrasında müstakil olarak verilen müsadere (veya iade) kararları, 5271 sayılı CMK’nın 256 ve 258. maddeleri uyarınca, istinaf kanun yoluna tabidir.
Bu açıklamalardan sonra somut olay değerlendirildiğinde asıl hükümle birlikte görülen müsadere davasının asıl hükmün tabi olduğu kanun yoluna tabi olduğu, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi de dikkate alınarak ölen sanık …’ın mirasçılarından olan eşi …’ın müsadere kararını temyize hakkı bulunduğu, 03/09/2019 tarihinde verilen düşme ve müsadere kararının kendisine tebliğ edilmediği, bu sebeple ölen sanığın eşinin müsadere kararına vaki temyiz itirazının süresinde olduğu kabul edilerek yapılan incelemede;
TCK’nın 54/3. maddesine göre orantılılık ilkesi gereği çalınan eşyalar ile traktörün değeri bilirkişiye hesaplattırılarak, orantılı olup olmadığı tespit edilip, müsadere kararının işlenen hırsızlık suçuna nazaran daha ağır ve hakkaniyete aykırı sonuçlar doğurup doğurmayacağı hususları karar yerinde gösterilip tartışılarak, sonucuna göre hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık …’ın eşi olan …’ın temyiz itirazı bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle 17 UK 926 plaka sayılı traktörün müsaderesine yönelik olmak üzere tebliğnameye aykırı olarak BOZULMASINA, 25/04/2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
Kaçakçılık Suçlarında Araç Müsaderesi ve İadesi Hükmünün Sınırlandırılmış Temyiz İncelemesine Tabi Tutulması
Yargıtay 7. Ceza Dairesi, Esas: 2021/1288 – Karar: 2021/4364, Tarih: 03.03.2021
Kararın Özeti
5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’na aykırılık suçundan açılan kamu davasında, yerel mahkemece sanığın mahkûmiyetine ve suçta kullanılan nakil vasıtası aracın iadesine karar verilmiştir. Katılan vekili, sunduğu temyiz dilekçesinde hapis cezasına yönelik bir itirazının olmadığını, yalnızca nakil vasıtasının iade edilmeyip müsadere edilmesi gerektiğini belirterek kararın bu yönden bozulmasını talep etmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise “hükmün bölünmezliği” ilkesini ileri sürerek, müsadere tedbiri ile mahkûmiyet hükmünün birbirinden ayrı bağımsız incelemeye tabi tutulamayacağını, davanın esası (mahkûmiyet) lehe kanun değişikliği nedeniyle bozulmuşken aracın iadesi kararının onanamayacağını savunarak itiraz etmiştir. Yargıtay 7. Ceza Dairesi, müsadere talebinin reddine (aracın iadesine) ilişkin kısmın sınırlandırılmış temyize konu olabileceğini, mülkiyet hakkı koruması uyarınca iade şartları oluşmuş bir aracın mahkûmiyet hükmünün kesinleşmesine kadar bekletilmesinin hak ihlali yaratacağını belirterek Başsavcılığın itirazını oy çokluğuyla reddetmiş ve dosyayı Ceza Genel Kuruluna göndermiştir.
Yargıtayın Gerekçesi
Yargıtay’ın ret gerekçesi, mülkiyet hakkının korunması, müsadere kurumunun hukuki niteliği ve temyiz iradesinin sınırlandırılabilirliği esasına dayanmaktadır. TCK’nın 54. maddesi uyarınca müsadere bir ceza değil, güvenlik tedbiridir. CMK’nın 223. maddesi kapsamında güvenlik tedbiri kararları da tek başına birer “hüküm” niteliğindedir. Daire; katılan vekilinin temyiz dilekçesinde açıkça hapis cezasının onanmasını, sadece araç iadesinin bozulmasını talep ettiğini, Yargıtay Ceza Genel Kurulu içtihatlarına göre de temyiz talebinin müsadereye yönelik olarak sınırlandırılabileceğini belirtmiştir. En esaslı maddi hukuk gerekçesi ise Anayasa’nın 35. maddesi, Avrupa Konseyi Sözleşmesi ve AİHM içtihatlarıyla güvence altına alınan mülkiyet hakkıdır. Yargılama sırasında müsadere şartlarının (özel gizli tertibat, kaçak eşyanın aracın yüküne göre ağırlıklı bölümü oluşturması gibi 5607 s. K. m.13 şartlarının) oluşmadığı anlaşılan bir aracın, sırf asıl mahkûmiyet kararı lehe kanun değişiklikleri nedeniyle bozuldu diye kesinleşmeye kadar tedbir altında tutulması makul sürede yargılanma hakkını ve mülkiyet hakkını ihlal eder, tazminat sorumluluğu doğurur.
“5607 sayılı Yasanın 13. ve TCK’nun 54.maddesinde belirtilen müsadere şartlarının, baştan itibaren ya da yargılama sırasında oluşmadığı anlaşılan nakil araçlarının mülkiyet hakkını ihlal edecek ve malikini zarara uğratacak şekilde mahkumiyet hükmünün kesinleşinceye kadar üzerindeki tedbirin devamının kabulü, tazminatı gerektirir bir hak ihlali teşkil edeceği… açıktır.”
Değerlendirme
Bu karar, ceza yargılamasının katı usul kuralları ile bireylerin anayasal mülkiyet hakkı arasındaki dengenin nasıl kurulması gerektiğine dair çok ilerici bir yaklaşım sergilemektedir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı geleneksel “hükmün bütünlüğü” teorisine sığınarak, asıl ceza hükmü bozulduysa ona bağlı güvenlik tedbiri incelemesinin de askıda kalması gerektiğini savunmuştur. Ancak ticari veya şahsi bir nakil aracının yıllarca süren yargılama boyunca otoparklarda çürümesi, maliki için geri dönülemez bir ekonomik yıkımdır. Yargıtay 7. Ceza Dairesi, usulün esasa feda edilmesini engellemiştir. Eğer bir dosya kapsamında aracın suç organizasyonuna tahsis edilmediği, iyiniyetli üçüncü kişiye ait olduğu veya kaçak malın taşınması için zorunlu olmadığı (orantısızlık) ilk derece mahkemesince saptanmış ve iadeye karar verilmişse, sanığın cezasına yönelik sonraki yasal değişikliklerin bu aracı bağlamaması gerekir. Karar, bireylerin mülkiyet hakkını devletin haksız ve uzayan el koyma pratiklerine karşı koruyan, hak temelli bir yargı denetimi modelidir.
Yargıtay 7. Ceza Dairesi, Esas: 2021/1288 – Karar: 2021/4364, Tarih: 03.03.2021 Tam Metni
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : 5607 sayılı Yasaya aykırılık
5607 sayılı Yasanın 13. maddesi, kaçak eşyanın taşınmasında bilerek kullanılan veya kullanılmaya teşebbüs edilen her türlü aracın müsadere edilebilmesi için,
“a) Kaçak eşyanın, suçun işlenmesini kolaylaştıracak veya fiilin ortaya çıkmasını engelleyecek şekilde özel olarak hazırlanmış gizli tertibat içerisinde saklanmış veya taşınmış olması,
b) Kaçak eşyanın, taşıma aracı yüküne göre miktar veya hacim bakımından tamamını veya ağırlıklı bölümünü oluşturması veya naklinin, bu aracın kullanılmasını gerekli kılması,
c) Taşıma aracındaki kaçak eşyanın, Türkiye’ye girmesi veya Türkiye’den çıkması yasak veya toplum veya çevre sağlığı açısından zararlı maddelerden olması.”
şartlarının gerçekleşmesi halinde 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun eşya ve kazanç müsaderesine ilişkin hükümleri uygulanır hükmünü getirmiş,
TCK’nun 54/1. maddesi ise “İyiniyetli üçüncü kişilere ait olmamak koşuluyla, kasıtlı bir suçun işlenmesinde kullanılan veya suçun işlenmesine tahsis edilen ya da suçtan meydana gelen eşyanın müsaderesine hükmolunur. Suçun işlenmesinde kullanılmak üzere hazırlanan eşya, kamu güvenliği, kamu sağlığı veya genel ahlâk açısından tehlikeli olması durumunda müsadere edilir. Eşyanın üzerinde iyiniyetli üçüncü kişiler lehine tesis edilmiş sınırlı ayni hakkın bulunması hâlinde müsadere kararı, bu hak saklı kalmak şartıyla verilir.” aynı maddenin (3) fıkrası ise “Suçta kullanılan eşyanın müsadere edilmesinin işlenen suça nazaran daha ağır sonuçlar doğuracağı ve bu nedenle hakkaniyete aykırı olacağı anlaşıldığında, müsaderesine hükmedilmeyebilir.” hükümlerini içermektedir.
O halde kaçakçılık suçunda kullanılan nakil vasıtasının müsadere edilebilmesi için öncelikle 5607 sayılı Yasanın 13. maddesinde belirtilen şartların oluştuğunda 5237 sayılı Yasanın 54. maddesinde aracın iyiniyetli üçüncü kişiye ait olmaması ve hakkaniyete aykırılık teşkil etmemesi halinde müsadereye karar verilecektir.
Müsaderenin hukuksal niteliği incelendiğinde, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu yaptırımların tümüne “ceza” olarak düzenlemiş, dolayısıyla yaptırım niteliğindeki müsadere de yaptırım olarak kabul edilmiştir.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ise, ceza (yaptırım) olarak hapis ve adli para cezasını belirtirken, diğerlerini dolayısıyla müsadereyi güvenlik tedbiri olarak düzenlemiştir.
Netice olarak TCK’nun 54.maddesinde düzenlenen eşya müsaderesinin hukuksal niteliğinin, güvenlik tedbiri olduğu açıktır.
Bir kararın temyiz edilebilmesi için “hüküm” niteliğinde olması gerektiği, CMK’nun 223. maddesi “güvenlik tedbirinin” hüküm olduğu şeklindedir.
O halde, nakil aracının müsaderesi ve mahkumiyet hükmünü içerir kararda temyize tabi iki ayrı hüküm bulunmaktadır, doğal olarak bunların temyizi halinde ayrı ayrı birbirinden bağımsız olarak inceleme yapılamayacağı “hükmün bölünmezliği” “hükmün bütünlüğünün korunması zorunluluğu” gibi nedenlerle hukuka aykırılık ileri sürülemeyecektir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 24.10.2013 tarih ve 2015/10-325 Esas ve 2018/662 sayılı kararıyla açıklanan görüşleri kabul etmiştir, bu nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının bu yöndeki itirazı yerinde değildir.
Anayasanın 35. maddesi mülkiyet hakkını teminat altına almış, ülkemiz tarafından 27.09.2001 tarihinde imzalanarak onaylanan ve 16.06.2004 tarih ve 5191 sayılı Kanun ile uygun bulunan “Suç Gelirlerinin Aklanması, Aranması, Zapt Edilmesi ve Müsadere Edilmesi Hakkında Avrupa Konseyi Sözleşmesi” aynı yönde düzenlemeler getirmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bir çok kararında mülkiyet hakkının korunması, müsadere gibi el koymanında orantılı olması gerektiği dolayısıyla müsaderenin mümkün olmadığı halde el koyma nedeniyle uğranılan zararın giderilmesi gerektiğini kabul etmiştir. (Borzhonov/Rusya 61-63). Keza Anayasa Mahkemesi de 20.09.2017 tarihli ve 2014/14195 sayılı kararıyla da aynı yönde hüküm kurmuştur.
O halde, 5607 sayılı Yasanın 13. ve TCK’nun 54.maddesinde belirtilen müsadere şartlarının, baştan itibaren ya da yargılama sırasında oluşmadığı anlaşılan nakil araçlarının mülkiyet hakkını ihlal edecek ve malikini zarara uğratacak şekilde mahkumiyet hükmünün kesinleşinceye kadar üzerindeki tedbirin devamının kabulü, tazminatı gerektirir bir hak ihlali teşkil edeceği, makul sürede yargılanma hakkına aykırı olacağı açıktır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itiraz sebeplerinden diğeri Katılan vekilinin temyizinin hükmün bütününe yönelik olduğu yönünde olup bu itirazda yerinde görülmemiştir. Şöyle ki;
Katılan vekilinin temyiz dilekçesi incelendiğinde, temyiz sebepleri bölümünde nakil vasıtasının müsadere edilmesi yönünde yasal mevzuat ve şartlarının oluştuğu belirtilmiş, sonuç ve istem bölümünde ise aynen “Yukarıda açıklanan ve re’sen göz önüne alınacak nedenlerden dolayı temyiz talebinin reddine, mahkeme kararının hapis cezası yönünden Onanmasına, araçla ilgili müsadere kararı verilmesi için bozulmasına karar verilmesini arz ve talep ederim” şeklinde olup, temyizin sadece müsadere talebinin reddine ilişkin kısmına olduğu açık ve izahtan varestedir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu bir çok içtihadında, temyiz talebinin müsadereye yönelik sınırlandırılabileceğini kabul etmiştir.
Belirtilen sebeplerle bu yöndeki itiraz da yerinde görülmemiştir.
İtiraza konu dosya incelendiğinde; Katılan vekilinin müsadere talebinin reddine yönelik sınırlı temyizi üzerine nakil vasıtası araçların iadesi, yapılan duruşmaya, toplanan ve karar yerinde açıklanan delillere, gösterilen gerekçeye ve takdire göre yerinde görülerek onanmış, sanığın mahkumiyete yönelik temyizi ise 15.04.2020 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren 7262 sayılı Yasa ile lehe düzenlemeler getiren 5607 sayılı Yasa’daki değişiklikler sebebiyle bozulmuş, dolayısıyla iadesi, lehe yasa uygulaması ve hükmün kesinleşmesine kadar bekletilmemiştir.
Tüm belirtilen bu sebeplerle;
Yapılan yeniden incelemede Dairemiz kararı usul ve yasaya uygun bulunmakla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı yerinde görülmediğinden REDDİNE,
Dosyanın 05/07/2012 tarihli ve 28344 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Yasanın 99. maddesiyle 5271 sayılı CMK’nun 308. maddesine eklenen 2 ve 3. fıkraları uyarınca itiraz incelemesinin yapılması için Yargıtay Ceza Genel Kuruluna GÖNDERİLMESİNE, 03.03.2021 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi
Sıkça Sorulan Sorular
Suçta kullanılan araç müsadere edilir mi?
Kasıtlı bir suçun işlenmesinde kullanılan araç, iyiniyetli üçüncü kişiye ait değilse müsadere edilebilir. Ancak müsaderenin işlenen suça göre çok daha ağır ve hakkaniyete aykırı sonuç doğuracağı hâllerde hâkim müsadereye hükmetmeyebilir; bu, ölçülülük ilkesinin bir sonucudur.
Başkasına ait eşya müsadere edilebilir mi?
Kural olarak hayır. Eşya müsaderesi yalnızca iyiniyetli üçüncü kişilere ait olmayan eşyalar bakımından mümkündür. Suçla ilgisi olmayan ve durumu bilmeyen bir kişinin malı, sırf suçta kullanılmış olması nedeniyle müsadere edilemez.
Beraat halinde müsadere olur mu?
Bazı hâllerde evet. Üretimi, bulundurulması veya taşınması başlı başına suç oluşturan eşyalar (uyuşturucu, ruhsatsız silah gibi) mahkûmiyet olmasa dahi müsadere edilir. Müsadere, cezadan farklı olarak eşyanın tehlikeliliğine ve suçla bağına dayanır.
Müsadere, kişinin malvarlığını doğrudan etkileyen ağır bir tedbir olduğundan, şartlarının doğru değerlendirilmesi büyük önem taşır. İstanbul’da yürüttüğümüz ceza davalarına ilişkin daha fazla bilgi için profesyonel ceza hukuku desteği için tarafımızla iletişime geçebilirsiniz.
İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.
Av. Sinan Karabacak – Cep Tel: +90 535 671 88 95

Bir Yorum