İçindekiler
Trafik güvenliğini taksirle tehlikeye sokma, Türk Ceza Kanunu’nun 180. maddesinde düzenlenen ve deniz, hava veya demiryolu ulaşımında taksirle bir tehlikeye neden olmayı cezalandıran bir genel tehlike suçudur. Bu suç, trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunun (TCK 179) taksirli karşılığını oluşturur; ancak ondan çok önemli bir noktada ayrılır: kapsamı yalnızca deniz, hava ve demiryolu ulaşımıyla sınırlıdır ve kara ulaşımını içermez. Bu yazıda trafik güvenliğini taksirle tehlikeye sokma suçunun bu kendine özgü kapsamını, taksir esasına dayanan yapısını, TCK 179’dan farkını, cezasını ve yargılama usulünü ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.
Bu yazı, Genel Tehlike Yaratan Suçlar (TCK 170-180) başlıklı genel rehberimizin bir parçasıdır. Bölümdeki diğer suç tiplerine de bu rehber üzerinden ulaşabilirsiniz.
Trafik Güvenliğini Taksirle Tehlikeye Sokma Nedir?
Bu suç, TCK’nın “Genel Tehlike Yaratan Suçlar” bölümünün son maddesidir. Maddeye göre; deniz, hava veya demiryolu ulaşımında, kişilerin hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından bir tehlikeye taksirle neden olan kimseye üç aydan üç yıla kadar hapis cezası verilir. Suçun temelinde, bu ulaşım türlerinde dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranarak, istem dışı bir tehlikeye yol açılması vardır.
Deniz, hava ve demiryolu ulaşımı; teknik karmaşıklığı yüksek, çok sayıda kişiyi aynı anda taşıyan ve bir hatanın telafisi güç sonuçlar doğurabileceği alanlardır. Bu ulaşım türlerinde görevli kişilerin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranmaları, büyük çaplı tehlikelere yol açabilir. Kanun koyucu, bu nedenle taksirle bu tür bir tehlikeye yol açılmasını, henüz bir zarar doğmadan, tehlike aşamasında dahi cezalandırmayı öngörmüştür. Böylece madde, bu ulaşım türlerinin güvenliğini koruyan önleyici bir işlev görür.
Bu suçun genel tehlike yaratan suçlar arasında düzenlenmesi, korunan menfaatin bireysel değil toplumsal nitelik taşıdığını gösterir. Bir gemi, uçak ya da tren, yüzlerce yolcuyu aynı anda taşıyabilir ve bu ulaşım türlerinde meydana gelebilecek bir kaza, çok geniş bir alanda ve çok sayıda kişi üzerinde ağır sonuçlar doğurabilir. Kanun koyucu, bu yüksek tehlike potansiyelini gözeterek, taksirle bu tür bir tehlikeye yol açılmasını bağımsız bir suç olarak düzenlemiştir. Böylece koruma, yalnızca gerçekleşmiş kazalarla sınırlı kalmaz; kaza riskini artıran taksirli davranışlar da yaptırım altına alınmış olur. Bu da suçun önleyici karakterini güçlendirir.
Trafik Güvenliğini Taksirle Tehlikeye Sokma Suçu ile Korunan Hukuki Değer
Bu maddeyle korunan hukuki değer, deniz, hava ve demiryolu ulaşımının güvenliği ile bunun uzantısı olan kişilerin hayatı, sağlığı ve malvarlığıdır. Suç, belirli bir kişiyi değil, bu ulaşım türlerinden yararlanan belirsiz sayıda kişiyi, yani toplumu korur. Özellikle bu ulaşım türlerinde çok sayıda yolcunun aynı anda taşınması, korunması gereken menfaatin kapsamını da genişletir.
Suç, bir somut tehlike suçu olarak kabul edilir; maddede açıkça “kişilerin hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından bir tehlikeye” neden olmaktan söz edilir. Bu nedenle cezalandırma için, taksirli davranışın gerçekten somut bir tehlike doğurmuş olması aranır. Yalnızca bir kural ihlali değil, bu ihlalin ulaşım güvenliği bakımından gerçek bir tehlike yaratmış olması gerekir.
Somut tehlike koşulunun aranması, suçu yalnızca bir düzen kuralının ihlalinden ayıran temel unsurdur. Deniz, hava ve demiryolu ulaşımında pek çok teknik kural bulunur; bu kurallardan birine aykırılık her zaman aynı düzeyde tehlike yaratmaz. Suçun oluşması için, aykırılığın kişilerin hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından gerçek ve somut bir tehlike doğurmuş olması gerekir. Bu nedenle her kural ihlali otomatik olarak bu suçu oluşturmaz; ihlalin somut sonucu ayrıca değerlendirilir. Bu yaklaşım, hem cezalandırmayı gerçek bir tehlike eşiğine bağlar hem de savunma açısından önemli bir alan yaratır.
Trafik Güvenliğini Taksirle Tehlikeye Sokma Suçunda Kapsam: Kara Ulaşımı Neden Yok?
TCK 180’in en önemli ve mutlaka vurgulanması gereken özelliği, kapsamının yalnızca deniz, hava ve demiryolu ulaşımıyla sınırlı olması, kara ulaşımını kapsam dışında bırakmasıdır. Maddenin metninde bilinçli olarak “kara” ifadesine yer verilmemiştir. Bu, TCK 179 ile arasındaki en belirgin farklardan biridir; çünkü TCK 179 kara, deniz, hava ve demiryolu ulaşımının tümünü kapsarken, TCK 180 kara ulaşımını dışarıda bırakır.
Bunun pratik sonucu şudur: Kara ulaşımında, yani karayolu trafiğinde taksirle bir tehlikeye neden olunması, TCK 180 kapsamında bağımsız bir suç oluşturmaz. Karayolu trafiğinde taksirli davranışlar, kural olarak bir zarar doğduğunda taksirle yaralama veya taksirle öldürme gibi suçlar çerçevesinde ya da idari yaptırımlar aracılığıyla değerlendirilir. Karayolunda kasten işlenen tehlikeli davranışlar ise TCK 179 kapsamında ele alınır. Dolayısıyla karayolu trafiğinde taksirle tehlikeye neden olma, bu maddenin konusu değildir.
Bu ayrımın nedeni, karayolu trafiğinin kendine özgü ve çok yoğun bir düzenlemeye tabi olmasıdır. Karayolu trafiği, Karayolları Trafik Kanunu ve ilgili mevzuatla ayrıntılı biçimde düzenlenmiş; taksirli davranışların büyük bölümü idari yaptırımlar ve zarar suçları aracılığıyla ele alınmıştır. Deniz, hava ve demiryolu ulaşımı ise farklı bir teknik ve hukuki çerçeveye sahiptir. Kanun koyucu, bu ulaşım türlerinde taksirle tehlikeye neden olmayı ayrıca ve bağımsız bir suç olarak düzenlemeyi tercih etmiştir. Bu nedenle somut bir olayda hangi ulaşım türünün söz konusu olduğunun belirlenmesi, TCK 180’in uygulanıp uygulanmayacağı bakımından belirleyicidir.
Bu kapsam farkı, uygulamada sıkça gözden kaçırılan ancak son derece önemli bir noktadır. Karayolunda meydana gelen ve taksire dayanan olaylarda, kimi zaman yanlışlıkla bu maddenin uygulanabileceği düşünülebilir; oysa madde açıkça kara ulaşımını kapsam dışında bırakmıştır. Karayolu trafiğinde taksirli davranışların hukuki sonuçları, kural olarak gerçekleşen zarara göre (taksirle yaralama veya öldürme) ya da Karayolları Trafik Kanunu kapsamındaki idari yaptırımlarla belirlenir. Bu nedenle bir olayın hangi ulaşım türünde gerçekleştiğinin doğru tespiti, yalnızca hangi maddenin uygulanacağını değil, olayın bütün hukuki çerçevesini etkiler. Deniz, hava ve demiryolu ulaşımına özgü bu düzenleme, bu alanların kendine has teknik ve hukuki yapısının bir yansımasıdır.
Trafik Güvenliğini Taksirle Tehlikeye Sokma Suçunda Taksir Kavramı ve Unsurları
Suçun manevi unsuru taksirdir. Taksir, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesinin öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir. TCK 180 bakımından taksir, deniz, hava veya demiryolu ulaşımında görevli kişinin, kendisinden beklenen dikkat ve özeni göstermemesi sonucu bir tehlikeye yol açmasıdır.
Taksirin belirlenmesinde birkaç unsur birlikte değerlendirilir: dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık, neticenin öngörülebilir olması ve davranış ile tehlike arasında nedensellik bağının bulunması. Bu ulaşım türlerinde dikkat ve özen yükümlülüğü, çoğu zaman ilgili teknik mevzuattan, seyir ve işletim kurallarından ve mesleki standartlardan kaynaklanır. Failin bu kurallara aykırı davranıp davranmadığı, aykırılık ile ortaya çıkan tehlike arasında bağ bulunup bulunmadığı ayrıca incelenir. Taksir, basit veya bilinçli taksir biçiminde ortaya çıkabilir; bilinçli taksirde fail tehlikeyi öngörmüş ancak gerçekleşmeyeceğine güvenerek hareket etmiştir ve bu halde ceza artırılır. Taksir kavramının ayrıntıları için kast ve taksir yazımıza bakabilirsiniz.
Taksirli suçlarda failin gerçekten kusurlu olup olmadığının belirlenmesi, en tartışmalı ve en önemli aşamadır. Bu değerlendirmede, failin içinde bulunduğu koşullar, mesleki bilgi ve deneyimi, olayın gerçekleştiği ortam ve kendisinden makul olarak beklenebilecek özen düzeyi birlikte göz önünde tutulur. Deniz, hava ve demiryolu ulaşımında görev alan kişilerden, alanlarına özgü teknik kurallara ve güvenlik standartlarına uygun davranmaları beklenir. Failin, tüm gerekli özeni göstermesine rağmen tümüyle öngörülemeyen bir gelişme sonucu tehlike doğmuşsa, kusurdan söz edilemeyeceği için ceza sorumluluğu da doğmayabilir. Bu nedenle failin özen yükümlülüğünün sınırlarının doğru çizilmesi, hem sorumluluğun tespiti hem de savunma açısından belirleyicidir.
TCK 179 ile TCK 180 Farkı
Trafik güvenliğini tehlikeye sokma fiili, kasten işlendiğinde trafik güvenliğini tehlikeye sokma (TCK 179); taksirle işlendiğinde ise TCK 180 gündeme gelir. Ancak iki suç arasındaki fark yalnızca kast–taksir ayrımından ibaret değildir; kapsam bakımından da önemli bir fark vardır. Aşağıdaki tabloda iki suç karşılaştırmalı olarak gösterilmiştir.
| Ölçüt | TCK 179 | TCK 180 |
|---|---|---|
| Manevi unsur | Kast (bilerek ve isteyerek) | Taksir (dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık) |
| Kapsanan ulaşım türü | Kara, deniz, hava, demiryolu | Yalnızca deniz, hava, demiryolu (kara hariç) |
| Ceza | Fıkraya göre 4 ay–6 yıl arası | 3 aydan 3 yıla kadar hapis |
| Tehlike koşulu | Somut tehlike | Somut tehlike |
Görüldüğü gibi iki suç arasındaki temel farklar, hem manevi unsurda (kast–taksir) hem de kapsamda ortaya çıkar. TCK 179 tüm ulaşım türlerini ve kasten işlenen davranışları kapsarken, TCK 180 yalnızca deniz, hava ve demiryolu ulaşımındaki taksirli davranışları cezalandırır. Bu iki noktanın birlikte değerlendirilmesi, somut olayda hangi maddenin uygulanacağının belirlenmesi bakımından zorunludur.
Trafik Güvenliğini Taksirle Tehlikeye Sokma Suçunun Maddi Unsurları
Fail: Suçun faili kural olarak herkes olabilir; ancak uygulamada fail, çoğunlukla deniz, hava veya demiryolu ulaşımında görev alan ve dikkat ve özen yükümlülüğü taşıyan kişilerdir. Mağdur: Suçun mağduru, ortaya çıkan tehlikeden etkilenen belirsiz sayıda kişiden, yani toplumdan oluşur; bu ulaşım türlerinde taşınan yolcular da mağdur konumunda olabilir. Uygulamada failin, ilgili ulaşım aracını sevk ve idare eden ya da işletiminden sorumlu olan kişiler olması sık rastlanan bir durumdur; çünkü dikkat ve özen yükümlülüğü çoğunlukla bu kişilere düşer.
Failin belirlenmesinde, kişinin somut olayda taşıdığı yükümlülük ve yetki belirleyicidir. Deniz, hava ve demiryolu ulaşımında görev ve sorumluluklar çoğu zaman ayrıntılı biçimde tanımlanmıştır; bu nedenle bir tehlikenin ortaya çıkmasında hangi kişinin, hangi yükümlülüğe aykırı davranarak katkıda bulunduğunun saptanması önem taşır. Bir olayda birden fazla kişinin sorumluluğu söz konusu olabilir ve her birinin taksiri kendi görev alanı çerçevesinde ayrı ayrı değerlendirilir. Bu değerlendirme, hem gerçek sorumlunun belirlenmesi hem de gereksiz yere sorumlu tutulmanın önlenmesi bakımından önemlidir.
Fiil: Suçun maddi unsuru, deniz, hava veya demiryolu ulaşımında, kişilerin hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından taksirle bir tehlikeye neden olmaktır. Burada belirli bir hareket biçimi sayılmamış; taksirli davranışla bu ulaşım türlerinde bir tehlikeye yol açılması yeterli görülmüştür. Bu davranış, seyir kurallarına aykırılık, işletim hatası ya da gerekli kontrollerin ihmali gibi çeşitli biçimlerde ortaya çıkabilir. Önemli olan, taksirli davranış ile ortaya çıkan somut tehlike arasında nedensellik bağının bulunmasıdır.
Bu nedensellik değerlendirmesi, taksirli suçlara özgü bir mantık taşır. Ortaya çıkan tehlikenin, gerçekten failin özensiz davranışından mı yoksa başka bağımsız bir nedenden mi kaynaklandığı incelenir. Örneğin öngörülemez bir doğa olayı veya bir başkasının bağımsız kusuru sonucu tehlike doğmuşsa, bunun faile yüklenip yüklenemeyeceği ayrıca değerlendirilir. Ulaşım güvenliğinin çok sayıda etkenden etkilendiği bu alanlarda, tehlikenin gerçek kaynağının belirlenmesi çoğu zaman karmaşık bir teknik değerlendirmeyi gerektirir. Bu nedenle nedensellik bağının kurulup kurulamadığı, dosyanın en kritik değerlendirme noktalarından biridir.
Trafik Güvenliğini Taksirle Tehlikeye Sokma Suçunda Somut Tehlike Koşulu
Suçun oluşması için, taksirli davranışın kişilerin hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından somut bir tehlike doğurmuş olması gerekir. Yalnızca bir kural ihlali ya da özensiz davranış, tek başına bu suçu oluşturmaz; bu davranışın gerçekten bir tehlike yaratmış olması aranır. Bu değerlendirmede; ulaşımın türü, olayın gerçekleştiği koşullar, taşınan yolcu ve yük durumu ile ortaya çıkan tehlikenin niteliği göz önünde tutulur.
Somut tehlikenin belirlenmesi çoğu zaman teknik bir değerlendirmeyi gerektirir. Deniz, hava ve demiryolu ulaşımı, uzmanlık gerektiren teknik alanlar olduğundan, taksirin ve tehlikenin varlığı genellikle bilirkişi incelemeleriyle ortaya konur. Bu incelemeler, hangi kuralların ihlal edildiğini, failin özen yükümlülüğüne aykırı davranıp davranmadığını ve bu davranışın gerçekten bir tehlike doğurup doğurmadığını değerlendirir. Nihai değerlendirmeyi ise, toplanan tüm deliller ışığında mahkeme yapar.
Somut tehlikenin niteliği, bu ulaşım türlerinin özelliğine göre de farklılık gösterebilir. Havacılıkta çok kısa süreli bir dikkatsizlik dahi büyük bir tehlike doğurabilirken, demiryolu veya deniz ulaşımında tehlike farklı biçimlerde ortaya çıkabilir. Bu nedenle her olayda, ilgili ulaşım türünün kendine özgü koşulları ve riskleri dikkate alınarak değerlendirme yapılır. Ortaya çıkan tehlikenin somut ve gerçek olup olmadığı, olayın bütün koşulları birlikte ele alınarak belirlenir; soyut bir kural ihlali tek başına yeterli sayılmaz. Bu değerlendirmede teknik bilirkişi görüşleri belirleyici bir rol oynar.
Bir Kaza Olursa: Diğer Suçlarla İlişki
Bu suç bir tehlike suçu olduğundan, henüz bir zarar doğmadan yalnızca tehlikenin ortaya çıkmasını cezalandırır. Ancak taksirli davranış sonucunda bir kaza meydana gelir ve bir kişi yaralanır ya da ölürse, artık yalnızca bir tehlike değil, gerçekleşmiş bir zarar söz konusu olur. Bu durumda TCK 180’deki tehlike suçunun yanı sıra, koşulları varsa taksirle yaralama veya taksirle öldürme suçları da gündeme gelebilir.
Bir olayda hem tehlike suçunun hem de gerçekleşen zarara ilişkin suçun bulunması halinde, bunların ne şekilde değerlendirileceği suçların içtimaı kurallarına göre belirlenir. Özellikle deniz, hava ve demiryolu kazalarında çok sayıda kişinin aynı anda etkilenebilmesi nedeniyle, birden fazla mağdur bakımından ayrı değerlendirme yapılması da gündeme gelebilir. Bu nedenle bu tür dosyalar, hem tehlike hem de gerçekleşen zarar bakımından kapsamlı ve teknik bir değerlendirmeyi gerektirir.
Bu ilişki, tehlike suçu ile zarar suçu arasındaki bağlantıyı gösterir. TCK 180, henüz bir zarar doğmadan tehlikeyi cezalandırarak önleyici bir işlev görür; bir zarar gerçekleştiğinde ise devreye taksirle işlenen zarar suçları girer. Bu iki suç türü, aynı olayın farklı aşamalarını karşılar. Deniz, hava ve demiryolu kazalarında sonucun ağırlığı ve etkilenen kişi sayısı çoğu zaman büyük olduğundan, ortaya çıkan sonucun niteliği sorumluluğun kapsamını önemli ölçüde belirler. Bu nedenle bu tür olaylarda, hem tehlikenin hem de gerçekleşen zararın birlikte değerlendirilmesi ve kusurun doğru biçimde paylaştırılması büyük önem taşır.
Trafik Güvenliğini Taksirle Tehlikeye Sokma Suçunun Özel Görünüş Biçimleri
Teşebbüs: Taksirli suçlarda kural olarak teşebbüs mümkün değildir. Çünkü teşebbüs, failin belirli bir neticeyi isteyerek ona yönelmesini gerektirir; taksirde ise netice zaten istenmemiştir. Bu nedenle trafik güvenliğini taksirle tehlikeye sokma suçunda teşebbüs hükümleri uygulanmaz.
İştirak: Taksirli suçlarda TCK anlamında iştirak (azmettirme, yardım etme) de mümkün değildir. Ancak birden fazla kişinin ortak özensizliği sonucu tehlike doğmuşsa, her biri kendi taksirinden dolayı ayrı ayrı fail olarak sorumlu tutulabilir. Bu durum özellikle deniz, hava ve demiryolu ulaşımında, bir seyahatin veya işletimin farklı aşamalarında görevli birden fazla kişinin bulunabilmesi nedeniyle önem taşır; her birinin sorumluluğu kendi görev ve özen yükümlülüğü çerçevesinde değerlendirilir.
İçtima: Yukarıda açıklandığı üzere, taksirli davranış sonucu bir kaza meydana gelir ve bir kişi yaralanır veya ölürse, tehlike suçunun yanında taksirle yaralama veya öldürme gibi suçlar da gündeme gelir ve bunlar suçların içtimaı kurallarına göre değerlendirilir.
Trafik Güvenliğini Taksirle Tehlikeye Sokma Suçunda Yaptırım, Soruşturma ve Kovuşturma
Suçun cezası, üç aydan üç yıla kadar hapistir. Cezanın miktarına ve failin kişisel durumuna göre, koşulların bulunması halinde hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB), cezanın ertelenmesi ya da adli para cezasına çevirme gibi kurumlar gündeme gelebilir. Bilinçli taksirin varlığı halinde ise ceza artırılır.
Suç şikâyete bağlı değildir; savcılık öğrenir öğrenmez re’sen soruşturma yürütür. Görevli mahkeme kural olarak asliye ceza mahkemesidir. Bu tür dosyalarda taksirin ve somut tehlikenin varlığı çoğu zaman teknik bilirkişi raporlarıyla belirlendiğinden, bu raporların doğru okunması ve gerektiğinde bunlara itiraz edilmesi büyük önem taşır. Suçun kanuni metni için mevzuat.gov.tr üzerindeki Türk Ceza Kanunu metnine başvurabilirsiniz.
Soruşturma aşamasında olayın nasıl geliştiği, ilgili seyir ve işletim kurallarına uyulup uyulmadığı ve ortaya çıkan tehlikenin niteliği araştırılır. Bu kapsamda teknik incelemeler, kayıtlar, tanık beyanları ve bilirkişi raporları değerlendirilir. Toplanan delillere göre savcılık, kovuşturmaya yer olmadığına karar verebilir ya da iddianame düzenleyerek dava açar. Kovuşturma aşamasında mahkeme, taksirin ve somut tehlikenin varlığını, ayrıca olayın kara ulaşımını kapsam dışında bırakan bu madde kapsamına girip girmediğini değerlendirir. Bu süreçte savunmanın, kapsamın, taksirin ve nedensellik bağının değerlendirilmesine ilişkin argümanları doğru biçimde ileri sürmesi, sürecin sonucunu önemli ölçüde etkileyebilir.
Trafik güvenliğini taksirle tehlikeye sokma, kapsamı ve teknik niteliği bakımından dikkatli bir değerlendirme gerektiren bir suçtur. Böyle bir isnat veya soruşturmayla karşılaşmanız halinde, İstanbul ceza yargılaması süreci için iletişime geçebilirsiniz.
Trafik Güvenliğini Taksirle Tehlikeye Sokma Suçu ile İlgili Yargıtay Kararları ve Karar Analizleri
Deniz Vasıtasıyla Alkollü Şekilde Çarpma Eyleminde Kast-Taksir Ayrımı ve Trafik Güvenliğini Tehlikeye Sokma Suçunun Kapsamı
Yargıtay 12. Ceza Dairesi, Esas: 2018/2945 – Karar: 2018/8721, Tarih: 26.09.2018
Kararın Özeti
İlk derece mahkemesi (Asliye Ceza Mahkemesi) tarafından, sevk ve idaresindeki tekne ile başka bir tekneye çarpan alkollü sanık hakkında TCK’nın 180/1. maddesi uyarınca “trafik güvenliğini taksirle tehlikeye sokma” suçundan mahkûmiyet hükmü kurulmuştur. Kararın sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesi, eylemin hukuki nitelendirmesinde hataya düşüldüğünü saptamıştır. Sanığın yüksek promilli alkolün etkisi altındayken tekne kullanmasının kasti bir ihlal olduğunu belirten Daire, eylemin TCK m. 179/3 yollamasıyla TCK m. 179/2’de düzenlenen kasten trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunu oluşturması gerektiğine hükmetmiş ve ceza miktarı yönünden sanığın kazanılmış hakkını saklı tutarak mahkûmiyet kararını oy birliğiyle bozmuştur.
Yargıtayın Gerekçesi
Yargıtay’ın bozma gerekçesi, trafik ve ulaşım güvenliğine ilişkin suçlarda “kast” ile “taksir” arasındaki dogmatik farka ve alkollü araç kullanma eylemine kanun koyucu tarafından yüklenen özel hukuki vasfa dayanmaktadır. Olayda sanık, 231 promil gibi güvenli sürüş yeteneğini tamamen ortadan kaldıracak düzeyde aşırı alkollü bir şekilde tekne idare etmiş ve mağdurun teknesine çarpmıştır. TCK’nın 179. maddesinin 3. fıkrası; alkol veya uyarıcı madde etkisiyle ya da başka bir nedenle “emniyetli bir şekilde” araç sevk ve idare edemeyecek halde olmasına rağmen araç kullanan kişilerin kasten trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan (m. 179/2) cezalandırılacağını açıkça emretmektedir. Kanun koyucu, belirli bir seviyenin üzerinde alkollü araç kullanmayı somut bir tehlike suçu olarak kurgulamış ve bunu kasti bir suç olarak tanımlamıştır. Bu nedenle, failin alkollü şekilde direksiyon veya dümen başına geçmesi bilinçli bir kasti davranış olduğundan, meydana gelen kazanın neticesine bakılarak eylemin TCK m. 180 kapsamında “taksirli” bir suç olarak nitelendirilmesi hukuken olanaksızdır. Yargıtay, ilk derece mahkemesinin bu yasal sistematiği gözden kaçırarak delilleri hatalı takdir ettiğini saptamıştır.
“231 promil alkollü olarak sevk ve idaresindeki tekne ile mağdrun teknesine çarpan sanığın TCK’nın 179/3. maddesi yollamasıyla aynı Kanun’un 179/2. madde ve fıkrası gereğince cezalandırılması gerekirken delillerin takdirinde hataya düşülerek yazılı şekilde TCK’nın 180/1. madde ve fıkrasında düzenlenen trafik güvenliğini taksirle tehlikeye sokma suçundan mahkumiyete hükmedilmesi…”
Değerlendirme
Bu karar, ulaşım hukukunda ve ceza yargılamasında alkolün yön verdiği eylemlerin kasti mi yoksa taksirli mi sayılacağına dair tereddütleri ortadan kaldıran çok net bir sınır çizgisidir. TCK m. 180’deki taksirle tehlikeye sokma suçu; deniz, hava veya demiryolu ulaşımında tamamen öngörülemeyen teknik ihmaller, dikkatsizlikler veya özen yükümlülüğü ihlalleriyle ortaya çıkar. Ancak bir kişinin 231 promil gibi bilinci doğrudan etkileyen bir alkol düzeyindeyken tekne kullanmaya yeltenmesi, basit bir dikkatsizlik veya taksir değil, kamu güvenliğini hiçe sayan kasti bir meydan okumadır. İlk derece mahkemesinin eylemi “taksir” potasında eritmesi, ceza adaletinin caydırıcılık ilkesini zedeleyen bir yanılgıdır. Yargıtay, suç tipini “kasten tehlikeye sokma” olarak düzelttirerek doğru bir mesaj vermiş; diğer taraftan usul hukukunun amir hükmü gereğince, sanık lehine yapılan temyizde ceza miktarının (sanığın kazanılmış hakkının) korunmasını emrederek dengeli bir denetim gerçekleştirmiştir.
Yargıtay 12. Ceza Dairesi, Esas: 2018/2945 – Karar: 2018/8721, Tarih: 26.09.2018 Tam Metni
“İçtihat Metni”
Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi
Suç : Trafik güvenliğini taksirle tehlikeye sokma, Tehdit
Hüküm : Trafik güvenliğini taksirle tehlikeye sokma suçundan TCK’nın 180/1, 62/1. maddeleri gereğince mahkumiyet
Tehdit suçundan TCK’nın 106/1-1. cümle, 62/1, 53/1. maddeleri gereğince mahkumiyet
Trafik güvenliğini taksirle tehlikeye sokma ve tehdit suçlarından sanığın mahkumiyetine ilişkin hükümler, sanık tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
1- Tehdit suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne ilişkin temyiz isteminin incelenmesinde:
Hükümden sonra 02.12.2016 tarihli ve 29906 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 6763 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 34. maddesi ile değişik CMK’nın 253. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendine eklenen alt bendler arasında yer alan ve TCK’nın 106/1-1. madde ve fıkrasında tanımı yapılan tehdit suçunun uzlaşma kapsamına alındığının anlaşılması karşısında; TCK’nın 7/2. madde ve fıkrası uyarınca; “Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur.” hükmü de gözetilerek, 6763 sayılı Kanun’un 35. maddesi ile değişik CMK’nın 254. maddesi uyarınca aynı Kanun’un 253. maddesinde belirtilen esas ve usûle göre uzlaştırma işlemleri yerine getirilip, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş olup, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, sair yönleri incelenmeksizin hükmün bu nedenlerle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince isteme uygun olarak BOZULMASINA,
2- Trafik güvenliğini taksirle tehlikeye sokma suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne ilişkin temyiz isteminin incelenmesine gelince:
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Oluşa ve dosya kapsamına göre; 231 promil alkollü olarak sevk ve idaresindeki tekne ile mağdrun teknesine çarpan sanığın TCK’nın 179/3. maddesi yollamasıyla aynı Kanun’un 179/2. madde ve fıkrası gereğince cezalandırılması gerekirken delillerin takdirinde hataya düşülerek yazılı şekilde TCK’nın 180/1. madde ve fıkrasında düzenlenen trafik güvenliğini taksirle tehlikeye sokma suçundan mahkumiyete hükmedilmesi,
Kanuna aykırı olup, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu nedenle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince isteme uygun olarak BOZULMASINA, aynı Kanun’un 326/son maddesi uyarınca ceza miktarı yönünden sanığın kazanılmış hakkının saklı tutulmasına, 26.09.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Sıkça Sorulan Sorular
Trafik güvenliğini taksirle tehlikeye sokma suçunun cezası nedir?
Bu suçun cezası, TCK 180 uyarınca üç aydan üç yıla kadar hapistir. Cezanın miktarına ve failin durumuna göre hükmün açıklanmasının geri bırakılması, erteleme veya adli para cezasına çevirme gibi kurumlar gündeme gelebilir. Bilinçli taksir varsa ceza artırılır.
Bu suç karayolu trafiğini kapsar mı?
Hayır. TCK 180’in kapsamı yalnızca deniz, hava ve demiryolu ulaşımıyla sınırlıdır; kara ulaşımını kapsamaz. Bu, maddenin en önemli özelliğidir. Karayolu trafiğinde taksirle bir tehlikeye neden olma, bu madde kapsamında bağımsız bir suç oluşturmaz; bir zarar doğduğunda taksirle yaralama veya öldürme gibi suçlar ya da idari yaptırımlar gündeme gelir.
TCK 179 ile TCK 180 arasındaki fark nedir?
İki temel fark vardır. Birincisi manevi unsurdur: TCK 179 kasten, TCK 180 ise taksirle işlenen davranışı cezalandırır. İkincisi kapsamdır: TCK 179 kara dahil tüm ulaşım türlerini kapsarken, TCK 180 yalnızca deniz, hava ve demiryolu ulaşımını kapsar ve kara ulaşımını dışarıda bırakır.
Bu suçun oluşması için bir kaza olması gerekir mi?
Hayır. Suç bir tehlike suçudur; cezalandırma için deniz, hava veya demiryolu ulaşımında taksirle somut bir tehlikeye neden olunması yeterlidir. Bir kaza yaşanması şart değildir. Ancak bir kaza meydana gelir ve bir kişi yaralanır veya ölürse, ayrıca taksirle yaralama veya öldürme suçları da gündeme gelir.
İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak, ceza hukuku alanında dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.
Av. Sinan Karabacak – Cep Tel: +90 535 671 88 95
