İmar Kirliliğine Neden Olma Suçu (TCK-184)

imar kirliliğine neden olma

İmar Kirliliğine Neden Olma Suçu (TCK-184)


İmar kirliliğine neden olma suçu, Türk Ceza Kanunu‘nun 184. maddesinde düzenlenen ve günlük hayatta “kaçak yapı cezası” olarak da anılan bir çevre suçudur. Kanunun birinci ve ikinci fıkraları uyarınca, ruhsat alınmadan ya da alınan ruhsata aykırı biçimde bina yapılması veya ruhsatsız şantiyelere altyapı hizmeti bağlanmasına izin verilmesi bir yıldan beş yıla kadar hapis cezasını gerektirir; üçüncü fıkra kapsamında, yapı kullanma izni bulunmayan binada sınai faaliyet yürütülmesine göz yumulması ise iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.

Bu yazı, Çevreye Karşı Suçlar (TCK 181-184) başlıklı genel rehberimizin bir parçasıdır; bölümdeki diğer suç tiplerine bu rehber üzerinden ulaşabilirsiniz.

İmar Kirliliğine Neden Olma Suçu Nedir? (TCK 184)

İmar kirliliğine neden olma suçu, TCK’nın “Çevreye Karşı Suçlar” bölümünde, çevrenin ve şehirleşme düzeninin plansız, denetimsiz yapılaşmaya karşı korunması amacıyla düzenlenmiştir. Kanun koyucu burada yalnızca tek tek yapıların sağlamlığını değil, bir yerleşim biriminin bütününü ilgilendiren imar düzenini güvence altına almayı hedeflemiştir. Maddenin ilk fıkrasına göre, yapı ruhsatı alınmadan veya ruhsata aykırı olarak bina yapan ya da yaptıran kişi bir yıldan beş yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır. Görüldüğü üzere suçun temel hâli, hem bizzat inşa eden kişiyi hem de bu inşaatı bir başkasına yaptıran kişiyi (örneğin arsa sahibini) kapsayacak biçimde geniş tutulmuştur.

Maddenin diğer fıkraları, imar düzenini bozan farklı davranış biçimlerini de yaptırım altına alır. İkinci fıkra, ruhsatsız başlatılan inşaatlar için kurulan şantiyelere elektrik, su veya telefon bağlantısı yapılmasına müsaade eden kişiyi; üçüncü fıkra ise yapı kullanma izni (iskân) alınmamış binalarda herhangi bir sınai faaliyetin yürütülmesine izin veren kişiyi cezalandırır. Beşinci fıkra, yapıyı imar planına ve ruhsatına uygun hâle getiren kişiye önemli bir imkân sunarken; altıncı fıkra ise belirli fıkralar bakımından 12 Ekim 2004 tarihinden önce yapılmış yapıları kapsam dışında bırakır. Bu yazının ilerleyen bölümlerinde her fıkrayı ayrı ayrı, güncel Yargıtay kararlarıyla birlikte ele alacağız.

İmar Kirliliğine Neden Olma Suçu ile Korunan Hukuki Değer ve Suçun Niteliği

İmar kirliliğine neden olma suçuyla korunan hukuki değer, sağlıklı ve düzenli kentleşme, çevre sağlığı ve kamunun imar planlarına duyduğu güvendir. Bu yönüyle suç, klasik anlamda bir kişinin somut zararına değil, toplumun tümünü ilgilendiren bir düzene yöneliktir. Öğretide baskın görüş, imar kirliliği suçunun bir soyut tehlike suçu olduğu yönündedir; yani suçun oluşması için ruhsatsız yapının somut bir zarara yol açması ya da fiilen çökmesi gerekmez. Ruhsata aykırı yapının meydana getirilmiş olması, korunan hukuki değer bakımından tehlikenin doğması için yeterli sayılır.

Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin 15.06.2011 tarihli, 2011/8789 Esas ve 2011/8428 Karar sayılı ilamında; sanığa yükletilen imar kirliliği suçunda katılan ve kamunun uğradığı maddi (somut) bir zarar bulunmamasının, tek başına cezalandırmayı ya da lehe hükümlerin uygulanmasını engellemeyeceği vurgulanmıştır.

Suçun bu niteliği, uygulamada iki önemli sonuç doğurur:

  • Birincisi, yapının fiilen kullanılıp kullanılmadığından ya da herhangi bir kişiye zarar verip vermediğinden bağımsız olarak, ruhsatsız veya ruhsata aykırı bina inşasıyla suç tamamlanmış sayılabilir.
  • İkincisi, imar mevzuatına aykırılığın tespiti çoğu zaman idari bir sürecin (belediye zabıtası, yapı tatil tutanağı, yıkım kararı) yanında ceza yargılamasını da beraberinde getirir. Böylece aynı fiil, hem idari yaptırıma hem de ceza soruşturmasına konu olabilir.

İmar Kirliliğine Neden Olma Suçunun Maddi Unsurları

Fail

İmar kirliliğine neden olma suçunun faili, kural olarak herkes olabilir; suç özgü (mahsus) bir suç değildir. Birinci fıkra bakımından fail, ruhsatsız ya da ruhsata aykırı binayı bizzat “yapan” kişi olabileceği gibi, bu binayı “yaptıran” kişi de olabilir. Uygulamada arsa maliki, kat maliki, müteahhit ve şantiye sorumlusu gibi kişiler failliğin gündeme geldiği başlıca kişilerdir.

İkinci fıkrada fail, ruhsatsız şantiyeye elektrik, su veya telefon bağlantısı yapılmasına müsaade eden kişidir; bu, çoğunlukla ilgili altyapı kuruluşunun yetkilisi ya da bağlantı işlemini onaylayan görevli olur.

Üçüncü fıkrada ise fail, iskânsız binada sınai faaliyet icrasına izin veren kişidir. Birden fazla kişinin katkısıyla işlenen fiillerde, herkesin katkısının niteliğine göre iştirak (şeriklik) kurallarının uygulanacağını da belirtmek gerekir; bu noktada, inşaatta ücretli çalışan bir ustanın failliği ile inşaatı yaptıran malikin failliğinin aynı ölçüde değerlendirilemeyeceğine, aşağıda kast başlığı altında ayrıca değiniyoruz.

Mağdur

Suçun mağduru, belirli bir kişi değil, toplumu oluşturan herkestir. İmar düzeni ve çevre sağlığı gibi kolektif değerler korunduğundan, mağdur sıfatı bütün topluma aittir; suçtan doğrudan zarar gören belirli bir kişi bulunmaması, suçun oluşumunu etkilemez. Bu nedenle imar kirliliği suçunda, örneğin bir komşunun ya da site sakininin şikâyetçi olması suçun takibi için zorunlu değildir. Konuyu, mağdurun belirli olduğu şikâyete tabi suçlarla karıştırmamak gerekir.

İmar Kirliliğine Neden Olma Suçunun Konusu: “Bina” Kavramı

İmar kirliliğine neden olma suçunun konusunu “bina” oluşturur. Kanun metninde açıkça “bina yapmak” ifadesi kullanıldığından, her imara aykırı yapı değil, yalnızca bina niteliğindeki yapılar bu suçun konusu olabilir. İmar mevzuatındaki tanım esas alındığında bina; kendi başına kullanılabilen, üstü örtülü, insanların içine girebileceği; oturma, çalışma, eğlenme, dinlenme veya ibadete ya da hayvanların ve eşyaların korunmasına yarayan yapıları ifade eder.

Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin 12.11.2014 tarihli, 2014/32786 Esas ve 2014/32727 Karar sayılı ilamında; bu tanım esas alınarak, 47×16,60 metre ölçülerinde betonarme karkas, tuğla duvarlı, sıvası ve boyası bitmiş, çelik profil çatısı örtülü ve yüzme havuzu olarak kullanılan bir yapının bina niteliğinde bulunduğuna ve “bina niteliğinde değildir” gerekçesiyle verilen beraat kararının bu nedenle isabetsiz olduğuna hükmedilmiştir.

3194 Sayılı İmar Kanunu 5’inci maddesinde bina şu şekilde tanımlanmıştır: “Kendi başına kullanılabilen, üstü örtülü ve insanların içine girebilecekleri ve insanların oturma, çalışma, eğlenme veya dinlenmelerine veya ibadet etmelerine yarayan, hayvanların ve eşyaların korunmasına yarayan yapılardır.

Bu ayrımın pratik sonucu şudur: istinat duvarı, bahçe duvarı, tel örgü, havuz, iskele gibi bina niteliği taşımayan yapılar ile henüz temel veya karkas aşamasında olup çatısı örtülmemiş, kullanıma elverişli hâle gelmemiş inşaatlar, TCK 184 kapsamındaki “bina” sayılmayabilir.

Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin 13.10.2014 tarihli, 2013/22575 Esas ve 2014/28437 Karar sayılı ilamında; kıyıda dolgu yapılması, perde beton duvar ve rıhtım inşa edilmesi fiillerine ilişkin bir olayda, gerçekleştirilen inşai faaliyetlerin bina vasfında olmadığı saptanmış ve bu tür durumlarda imar kirliliği suçunun oluşmayacağı, ancak Kabahatler Kanunu’nun 24/1. maddesi gereğince Kıyı Kanunu’nun 15/1. maddesi uyarınca idari yaptırım uygulanması gerektiği belirtilmiştir. Yani bina niteliği taşımayan kaçak yapılaşma cezasız kalmaz, yalnızca yaptırım rejimi değişir.

Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin 04.05.2011 tarihli, 2009/8715 Esas ve 2011/6187 Karar sayılı ilamında; ruhsatlı zemin ve birinci kat üzerine ruhsatsız olarak ikinci katın kolon ve kirişlerinin dökülüp duvarlarının kısmen örülmesi olayında inşa edilen bölümün insanların oturmasına yarayan konut niteliğinde olduğunu ve bina kapsamında kaldığını, bu nedenle “yapı” niteliğinde kaldığı gerekçesiyle verilen beraat kararının hatalı olduğunu vurgulamıştır; zira suçun oluşması için bina yapılmasına yönelik inşa faaliyetine başlanmış olması yeterlidir, binanın tamamlanmış olması aranmaz.

Aynı şekilde, mevcut bir binada yapılan ve taşıyıcı unsuru etkilemeyen; sıva, boya-badana, oluk, doğrama, döşeme ya da çatı onarımı gibi basit tamir ve tadilatlar da imar kirliliği suçunu oluşturmaz. Buna karşılık binanın taşıyıcı sistemini etkileyen, bağımsız bölüm ekleyen ya da kullanım amacını değiştiren ruhsatsız değişiklikler suç kapsamında değerlendirilebilir. Somut bir yapının bu tanıma girip girmediği çoğu zaman teknik bilirkişi incelemesini gerektiren, olaya özgü bir değerlendirmedir.

İmar Kirliliğine Neden Olma Suçunda Seçimlik Hareketler ve Fıkralar

TCK 184, birden fazla seçimlik hareketi ayrı fıkralarda düzenleyen ve fıkralar arasında ceza rejimi farklılaşan bir yapıya sahiptir. Aşağıdaki tablo, maddenin fıkralarını, cezai karşılıklarını ve öne çıkan özelliklerini topluca göstermektedir.

FıkraFiilCezaÖne çıkan özellik
m. 184/1Ruhsatsız veya ruhsata aykırı bina yapmak/yaptırmak1 – 5 yıl hapisSuçun temel hâli; ıslah hükmünden (f.5) yararlanılabilir
m. 184/2Ruhsatsız şantiyeye elektrik/su/telefon bağlantısına müsaade1 – 5 yıl hapis12/10/2004 öncesi yapılara uygulanmaz (f.6); ıslahtan yararlanılabilir
m. 184/3İskânsız binada sınai faaliyete müsaade2 – 5 yıl hapisDaha ağır ceza; belediye sınırı şartı aranmaz; ıslah kapsamı dışında

Bu seçimlik hareketli yapı, uygulamada failin hangi fıkradan sorumlu tutulacağının somut olaya göre titizlikle belirlenmesini gerektirir. Örneğin ruhsatsız bina yapan kişi birinci fıkradan, o inşaata elektrik bağlanmasına izin veren görevli ise ikinci fıkradan sorumlu olabilir. Üçüncü fıkranın öngördüğü ceza alt sınırının daha yüksek olması (iki yıldan başlaması) ve bu fıkranın belediye sınırı şartına bağlanmamış olması, sınai faaliyetlere kanun koyucunun daha ağır bir yaklaşım gösterdiğini ortaya koyar.

İmar Kirliliğine Neden Olma Suçunda Manevi Unsur: Kast

İmar kirliliğine neden olma suçu ancak kasten işlenebilir; taksirle işlenmesi mümkün değildir. TCK’nın genel ilkesi uyarınca bir fiilin taksirle işlenmesinin cezalandırılabilmesi için kanunda açıkça öngörülmesi gerekir; 184. maddede böyle bir düzenleme bulunmadığından, failin ruhsatsız veya ruhsata aykırı yapı inşa ettiğini bilerek ve isteyerek hareket etmiş olması aranır. Failin, yaptığı yapının ruhsata bağlı olduğunu ve gerekli iznin bulunmadığını bilmesi, kast bakımından yeterlidir; ayrıca imar düzenini bozma gibi özel bir amaç (saik) aranmaz. Kast ve taksir ayrımının ceza sorumluluğu üzerindeki etkisini daha yakından incelemek isteyen okuyucular kast ve taksir konusundaki yazımızdan yararlanabilir.

Uygulamada kast tartışmaları, özellikle inşaatı fiilen yürüten ama “yaptıran” konumunda olmayan kişiler bakımından önem kazanır. Nitekim bir olayda, tek katlı bir inşaatta ücretli çalışan inşaat ustası olduğunu savunan sanık hakkında, inşaatın ruhsatsız ve imar planına aykırı olduğunu bilerek hareket ettiğine dair kanıtların neler olduğu yöntemince tartışılıp ortaya konulmadan hükümlülük kararı verilmesi, Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin 13.02.2012 tarihli, 2010/27045 Esas ve 2012/2535 Karar sayılı ilamıyla yetersiz gerekçe nedeniyle bozulmuştur; yani salt inşaatta çalışıyor olmak, kastın varlığı için yeterli kabul edilmemiştir. Aynı kararda, inşaatın malikine ceza ertelenirken usta sanık yönünden erteleme talebinin sabıkasız olmasına rağmen yeterli gerekçe gösterilmeden reddedilmesi de hatalı bulunmuştur.

Uygulama Alanı Sınırlaması (m. 184/4)

Maddenin dördüncü fıkrası, üçüncü fıkra hariç olmak üzere, TCK 184 hükümlerinin ancak belediye sınırları içinde veya özel imar rejimine tabi yerlerde uygulanacağını öngörür. Bunun anlamı şudur: birinci ve ikinci fıkradaki fiiller, yalnızca belediye sınırları içinde ya da özel imar rejimine tabi bölgelerde (örneğin turizm, boğaziçi, kıyı gibi özel mevzuata bağlı alanlarda) işlenirse cezalandırılır. Buna karşılık üçüncü fıkradaki sınai faaliyet fiili bu sınırlamaya tabi değildir; dolayısıyla iskânsız binada sınai faaliyete izin verme, belediye sınırı dışındaki yerlerde de suç oluşturabilir.

Bu fıkra, uygulamada sık tartışılan bir noktayı da beraberinde getirir: belediye sınırları dışında kalan ancak belediyenin denetimine tabi “mücavir alan” kavramı. Yargıtay uygulamasında, kanunun açık lafzı gereği mücavir alanın belediye sınırları içinde sayılmadığı ve bu alanlardaki fiiller bakımından birinci ve ikinci fıkranın uygulanamayacağı yönünde yerleşik bir yaklaşım bulunmaktadır.

Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin 03.11.2014 tarihli, 2013/27263 Esas ve 2014/31490 Karar sayılı ilamında; suça konu binanın kıyı şeridinde bulunup bulunmadığı ve dolayısıyla özel imar rejimi kapsamında kalıp kalmadığı konusunda ilgili idarelerin yazıları arasında çelişki bulunmasına rağmen bu çelişki giderilmeden verilen beraat kararı, eksik kovuşturma nedeniyle bozulmuştur. Mahkemenin, yapının tutanak tarihinde özel imar rejimine tabi bir yerde kalıp kalmadığını kuşkuya yer bırakmayacak şekilde tespit etmesi gerektiği vurgulanmıştır. Bu nedenle yargılamada, yapının bulunduğu yerin niteliği (belediye sınırı içinde mi, mücavir alanda mı, özel imar rejimine tabi mi olduğu) titizlikle araştırılması gereken bir husustur.

12 Ekim 2004 Geçiş Hükmü (m. 184/6)

2005 yılında eklenen altıncı fıkraya göre, ikinci ve üçüncü fıkra hükümleri, 12 Ekim 2004 tarihinden önce yapılmış yapılarla ilgili olarak uygulanmaz. Bu tarih, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun kabul tarihidir ve kanun koyucu, geriye yürüme yasağı ile bağlantılı olarak bu geçiş hükmünü öngörmüştür. Pratikte bunun anlamı şudur: 12 Ekim 2004’ten önce inşa edilmiş bir yapıya sonradan elektrik/su/telefon bağlanmasına izin verilmesi (ikinci fıkra) ya da bu yapıda sınai faaliyet yürütülmesine müsaade edilmesi (üçüncü fıkra) bakımından bu fıkralar uygulanmayacaktır. Ancak birinci fıkra, yani ruhsatsız veya ruhsata aykırı bina yapma fiili bu istisnanın dışındadır.

Bu geçiş hükmü, özellikle yapının inşa tarihi ile ilgili delillerin (yapı ruhsatı, hava fotoğrafları, uydu görüntüleri, tespit tutanakları) yargılamada büyük önem taşımasına yol açar. Yukarıda yüzme havuzu örneğinde de andığımız Yargıtay 4. Ceza Dairesi 12.11.2014 tarihli, 2014/32786 Esas ve 2014/32727 Karar sayılı ilamında, google earth görüntüsü üzerinden yapının 2005 yılı itibarıyla mevcut ve kullanıma elverişli olduğunu tespit ederek, bu tür teknik verilerin suç tarihinin belirlenmesinde delil olarak kullanılabileceğini ortaya koymuştur. Yapının 12 Ekim 2004’ten önce mi sonra mı yapıldığı, hangi fıkranın uygulanacağını doğrudan etkileyebilir; bu tür teknik ve tarihsel tespitlerin çoğu zaman bilirkişi incelemesiyle netleştirildiğini eklemek gerekir.

Etkin Pişmanlığa Benzer Islah Hükmü (m. 184/5)

İmar kirliliği suçunun en dikkat çekici yönlerinden biri, beşinci fıkrada düzenlenen “ıslah” imkânıdır. Bu fıkraya göre, kişinin ruhsatsız ya da ruhsata aykırı olarak yaptığı veya yaptırdığı binayı imar planına ve ruhsatına uygun hâle getirmesi hâlinde; birinci ve ikinci fıkra hükümleri gereğince kamu davası açılmaz, açılmış olan kamu dava düşer, mahkûm olunan ceza bütün sonuçlarıyla ortadan kalkar. Bu düzenleme, ceza hukukundaki etkin pişmanlık kurumuna benzese de ondan bazı yönleriyle ayrılan, kişiye özgü ve son derece lehe bir imkândır.

Islah hükmünün pratikteki önemi büyüktür. Fail, yapıyı imar planına ve ruhsatına uygun hâle getirdiğinde, yargılamanın hangi aşamasında olunduğuna göre farklı sonuçlar doğar: henüz dava açılmamışsa kamu davası açılmaz, dava görülüyorsa düşme kararı verilir, mahkûmiyet kesinleşmişse dahi cezanın bütün sonuçlarıyla ortadan kalkması söz konusu olur. Ancak burada dikkat edilmesi gereken kritik nokta, bu imkânın yalnızca birinci ve ikinci fıkra bakımından geçerli olmasıdır; üçüncü fıkradaki sınai faaliyet fiili ıslah kapsamı dışındadır. Ayrıca “uygun hâle getirme” ifadesinin, çoğu olayda yapının ruhsata bağlanması ya da aykırılığın giderilmesi biçiminde gerçekleştiği; failin bu yönde iradî ve aktif bir çaba göstermesinin arandığı vurgulanmalıdır.

Islah imkânının varlığı, uygulamada hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) gibi diğer kurumlarla ilişkisini de gündeme getirir. Yukarıda da andığımız Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 15.06.2011 tarihli, 2011/8789 Esas ve 2011/8428 Karar sayılı ilamında, sabıkasız bir sanık hakkında sosyal durumunun olumlu değerlendirilerek erteleme hükümlerinin uygulandığı bir olayda, katılan ve kamunun uğradığı somut bir zarar bulunmamasının ve 184/5. maddedeki ıslah imkânının, HAGB’nin uygulanmasına engel bir düzenleme oluşturmadığının gözetilmesi gerektiğini; bu hususlar dikkate alınmadan HAGB’nin uygulanmasına yer olmadığına karar verilmesinin çelişkili ve hatalı olduğunu belirtmiştir. Yine de her iki kurumun uygulanabilirliği somut olayın koşullarına bağlıdır ve bu değerlendirme dosya üzerinden yapılmalıdır; nitekim ıslah, cezayı tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırırken, HAGB denetim süresine bağlı bir kurumdur ve genellikle sanık bakımından ıslah yoluyla sağlanan sonuç daha elverişli kabul edilir.

İmar Kirliliğine Neden Olma Suçunun Özel Görünüş Biçimleri: Teşebbüs, İştirak, İçtima

İmar kirliliği suçunda suça teşebbüs mümkün müdür sorusu, suçun niteliğiyle yakından ilgilidir ve Yargıtay uygulamasında olumsuz yönde çözümlenmiştir. Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin 15.06.2011 tarihli, 2011/8789 Esas ve 2011/8428 Karar sayılı ilamında; ruhsatlı zemin ve birinci kattan oluşan bir binanın üzerine ikinci kat duvarlarının pencere üst seviyesine kadar ruhsatsız olarak örülmesi olayında birinci fıkrada düzenlenen ruhsatsız bina yapılması suçunda inşaata fiilen başlanmasıyla suçun tamamlandığı, dolayısıyla teşebbüse ilişkin hükümlerin bu suç bakımından uygulanamayacağı açıkça ortaya konmuştur. Bir başka deyişle, inşaat ne kadar erken bir aşamada durdurulmuş olursa olsun, ruhsatsız inşa faaliyetine başlanmışsa suç tamamlanmış sayılır; eksik kalan bina teşebbüs aşamasında değil, tamamlanmış suç olarak değerlendirilir.

Birden fazla kişinin katkısıyla işlenen imar kirliliği fiillerinde şeriklik (iştirak) kuralları uygulanır. Arsa sahibi, müteahhit, şantiye şefi ve fiilen inşaatı yürüten kişiler arasındaki iş bölümüne göre, her birinin müşterek fail mi yoksa yardım eden mi sayılacağı belirlenir. Suçların içtimaı bakımından ise dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta, farklı hukuki değerleri koruyan suçların birlikte işlenmesi hâlinde birinin diğerini yutmayacağıdır.

Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin 16.11.2011 tarihli, 2009/18095 Esas ve 2011/21317 Karar sayılı ilamında; ruhsatsız olduğu için mühürlenen bir inşaata, mührü bozularak devam edildiği bir olayda, kamu güvenliğine karşı işlenen mühür bozma suçu ile çevreye karşı işlenen imar kirliliği suçunun farklı suç konularına ve toplumun farklı menfaatlerine ilişkin olarak düzenlendiğini; bu nedenle sanık hakkında mühür bozma suçu yanında gerçek içtima kuralları gereğince koşulları oluşan imar kirliliği suçundan da ayrıca mahkûmiyet hükmü kurulması gerektiğini, aksi yöndeki beraat kararının hatalı olduğunu belirtmiştir. Ayrıca imar kirliliği fiili, sahte yapı ruhsatı veya iskân belgesi düzenlenmesi gibi başka suçlarla birlikte işlenmişse, resmî belgede sahtecilik suçuyla fikrî içtima veya gerçek içtima ilişkisi ayrıca değerlendirilir.

Birden Fazla Bina veya Malik Söz Konusuysa: Suç Sayısının Belirlenmesi

Uygulamada özellikle müteahhitler veya yükleniciler bakımından sıkça karşılaşılan bir soru, aynı kişinin birden fazla ruhsatsız bina yapması hâlinde tek bir suçtan mı, yoksa her bina için ayrı ayrı mı cezalandırılacağıdır. Bu noktada zincirleme suça ilişkin TCK 43. maddesinin uygulanabilmesi için fiillerin aynı suç işleme kararının icrası kapsamında ve aynı mağdura karşı işlenmiş olması gerektiği unutulmamalıdır.

Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin 10.11.2014 tarihli, 2013/20641 Esas ve 2014/33202 Karar sayılı ilamında; yüklenicinin 10 farklı malike ait toplam 31 adet ruhsatsız bina yapmasından ibaret bir olayda sanığın taşınmaz malikleriyle ayrı tarihlerde ayrı sözleşmeler yaptığını ve binaların farklı parsellerde, farklı maliklere ait olduğunu gözeterek, her bir malike ait ruhsatsız binalar bakımından ayrı ayrı TCK 184/1. madde uyarınca (aynı malike ait birden fazla bina söz konusuysa TCK 43. madde ile birlikte) cezalandırma yapılması gerektiğine; olayın tek bir suç işleme kararının icrası kapsamında değerlendirilerek zincirleme suç hükmünün bir kez uygulanmasının eksik ceza tayini anlamına geldiğine hükmetmiştir.

Bu karar, birden fazla parselde veya birden fazla malik adına eş zamanlı inşaat yürüten yüklenicilerin, her bir malik/parsel bakımından ayrı bir suç sorumluluğuyla karşı karşıya kalabileceğini göstermesi bakımından önemlidir. Hakkınızda imar kirliliğine neden olma suçuna istinaden bir soruşturma ya da kovuşturma yürütülüyorsa sürecin en başından itibaren imar suçlarında deneyimli bir ceza avukatından destek almanız önemlidir.

Yaptırım: Ceza, Adli Para ve HAGB

İmar kirliliğine neden olma suçunun cezası, birinci ve ikinci fıkra bakımından bir yıldan beş yıla kadar, üçüncü fıkra bakımından iki yıldan beş yıla kadar hapistir. Hâkim, cezayı belirlerken suçun işleniş biçimini, failin kastının yoğunluğunu, yapının niteliğini ve TCK’nın 61. maddesindeki ölçütleri gözetir. Birinci ve ikinci fıkradaki cezanın alt sınırının bir yıl olması, koşulları varsa hapis cezasının adli para cezasına ya da diğer seçenek yaptırımlara çevrilmesi ihtimalini gündeme getirebilir; ancak bu, hükmedilen cezanın süresine ve somut koşullara bağlıdır.

Uygulamada HAGB‘nin bu suç bakımından uygulanıp uygulanmayacağı sık sorulan bir sorudur. Hükmedilen cezanın iki yıl veya altında olması ve diğer koşulların bulunması hâlinde HAGB gündeme gelebilirse de, yukarıda açıklandığı gibi, yapının ıslahı yoluyla sağlanan düşme sonucunun sanık bakımından daha lehe olduğu kabul edilir. Bu nedenle savunma stratejisi kurulurken, mümkünse öncelikle beşinci fıkradaki ıslah imkânının değerlendirilmesi önem taşır. Ayrıca belirtmek gerekir ki, 181. maddedeki çevrenin kasten kirletilmesi suçundan farklı olarak, TCK 184’te tüzel kişiler hakkında özel bir güvenlik tedbiri öngörülmemiştir.

Soruşturma ve Kovuşturma Usulü

İmar kirliliğine neden olma suçu şikâyete tabi değildir; Cumhuriyet savcılığınca resen soruşturulur. Uygulamada süreç çoğu zaman belediyenin yapı tatil tutanağı düzenlemesi, ilgili idarenin suç duyurusunda bulunması ya da denetim sırasında aykırılığın tespit edilmesiyle başlar. Suçun şikâyete bağlı olmaması, herhangi bir kişinin şikâyetinden vazgeçmesinin soruşturmayı sona erdirmeyeceği anlamına gelir; bu yönüyle suç, şikâyete tabi suçlardan ayrılır. Cezanın üst sınırı beş yıl olduğundan, yargılama görevli mahkeme olarak asliye ceza mahkemesinde görülür.

Usule ilişkin dikkat edilmesi gereken bir nokta da, ilgili belediyenin bu suçtan zarar gören sıfatıyla davaya katılma ve duruşmadan haberdar edilme hakkına sahip olmasıdır. Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin 06.07.2011 tarihli, 2011/13985 Esas ve 2011/12322 Karar sayılı ilamında; duruşmaya çağrılmayan belediyeye gerekçeli kararın tebliğ edilmesi gerektiğini, aksi hâlde temyiz iradesinin usulünce oluşamayacağını belirterek dosyanın bu eksikliğin giderilmesi için mahkemesine geri gönderilmesine karar vermiştir; bu da yargılama sürecinde ilgili idarenin taraf sıfatının gözetilmesi gerektiğini göstermektedir.

Suç, uzlaştırma kapsamındaki suçlardan da değildir; dolayısıyla taraflar arasında uzlaştırma yoluna gidilmez. Dava zamanaşımı bakımından ise, cezanın üst sınırının beş yıl olması nedeniyle TCK’nın 66. maddesi uyarınca kural olarak sekiz yıllık dava zamanaşımı süresi söz konusu olur. Bu sürenin ne zaman işlemeye başlayacağı, yani suçun tamamlanma anı, özellikle inşaatın bittiği tarihle bağlantılı olarak değerlendirilir ve olaya göre tartışmalı olabilir. Zamanaşımının işlemeye başladığı anın doğru tespiti, savunma açısından belirleyici olabildiğinden bu husus dosyada titizlikle incelenmelidir.

Yapı Kayıt Belgesi (İmar Barışı) ile İlişkisi

2018 yılında yürürlüğe giren ve kamuoyunda “imar barışı” olarak bilinen düzenleme, 3194 sayılı İmar Kanunu’na eklenen geçici 16. madde ile hayata geçirilmiştir. Bu düzenleme uyarınca, 31 Aralık 2017 tarihinden önce yapılmış ruhsatsız veya ruhsata aykırı yapılar için, başvuru ve kayıt bedelinin ödenmesi koşuluyla Yapı Kayıt Belgesi alınabilmiştir. Yapı Kayıt Belgesi, ilgili yapı için bazı idari işlemleri (elektrik-su aboneliği, belirli hâllerde satış gibi) mümkün kıldığı gibi, imar kirliliği suçu bakımından da önemli sonuçlar doğurabilir. Nitekim belge kapsamına giren yapılar bakımından, imar barışı hükümlerinin uygulandığı ölçüde suçun takibi ve yıkım süreçleri farklı bir hukuki zemine oturur.

Bununla birlikte, Yapı Kayıt Belgesi’nin hukuki etkisiyle TCK 184/5’teki ıslah hükmünü birbirine karıştırmamak gerekir; bu konuda uygulamada zaman zaman karışıklık yaşandığını da belirtmek isteriz. Yapı Kayıt Belgesi, yapıyı bulunduğu hâliyle kayıt altına alır; onu imar planına ve ruhsatına uygun hâle getirmez. Buna karşılık beşinci fıkradaki ıslah, kanunun açık lafzı gereği yapının fiilen plana ve ruhsata uygun hâle getirilmesini gerektirir; belgenin varlığı tek başına bu şartı karşılamaz. Bu iki kurum farklı hukuki sonuçlar doğurduğundan, elinde Yapı Kayıt Belgesi bulunan bir kişinin durumunun her olayda ayrıca değerlendirilmesi gerekir. Belgenin geçerliliği, kapsamı ve olası iptal ihtimalleri, ceza sürecini de doğrudan etkileyebilecek unsurlardır.

2024 Anayasa Mahkemesi Kararı ve Güncel Durum

İmar barışı ve Yapı Kayıt Belgesi, son yıllarda güncelliğini koruyan bir gündem konusudur. Bu çerçevede sıkça sorulan sorulardan biri, Anayasa Mahkemesi’nin konuya ilişkin kararlarının belgeleri geçersiz kılıp kılmadığıdır. Burada doğru ve ölçülü bir bilgilendirme önemlidir: Anayasa Mahkemesi’nin 23 Temmuz 2024 tarihli kararı (E.2023/74, K.2024/141; Resmî Gazete: 3 Aralık 2024), İmar Kanunu geçici 16. maddedeki Yapı Kayıt Belgesi sisteminin tamamını değil, yalnızca “yapının depreme dayanıklılığının malikin sorumluluğunda olduğunu” öngören cümleyi Anayasa’ya aykırı bularak iptal etmiştir. Karar, devletin denetim ve gözetim yükümlülüğü sürerken sorumluluğun tümüyle malike yüklenmesini ve buna bağlı olarak tazminat yolunun kapatılmasını, etkili başvuru hakkı ile yaşam hakkı bakımından sorunlu görmüştür.

Bu nedenle, “Anayasa Mahkemesi imar barışını / Yapı Kayıt Belgelerini tümüyle iptal etti” biçimindeki genellemeler doğru değildir; iptal, belirli ve sınırlı bir cümleye ilişkindir. Öte yandan, kamuoyunda zaman zaman “yeni bir imar affı / imar barışı” çıkacağına dair haber ve beklentiler dolaşıma girmektedir. 2026 itibarıyla, 2018’deki düzenlemenin yerine geçecek şekilde herkese yeni başvuru hakkı tanıyan yeni bir imar affının yürürlüğe girdiğine dair kesin bir bilgi bulunmamaktadır; bu tür konularda çeşitli kanun teklifleri gündeme gelebilmekte, ancak bunların yasalaşıp yasalaşmadığı ayrıca takip edilmelidir. Bu alandaki gelişmeler hızla değişebildiğinden, güncel durumu resmî kaynaklardan teyit etmek ve somut durumunuzu bir avukatla değerlendirmek en doğru yaklaşımdır.

İmar Kirliliği Suçunun Benzer Suç ve Yaptırımlardan Farkı

İmar kirliliği suçuyla ilgili en sık yapılan karıştırmalardan biri, idari yaptırım ile ceza yargılamasının aynı şey sanılmasıdır. Ruhsatsız yapı nedeniyle belediyenin uyguladığı imar para cezası, yapı tatil tutanağı düzenlemesi ve yıkım kararı vermesi idari bir süreçtir; bu süreç, İmar Kanunu’nun ilgili maddeleri kapsamında yürür ve idare mahkemelerinde denetlenir. TCK 184 kapsamındaki ceza yargılaması ise bu idari süreçten bağımsızdır ve ceza mahkemesinde görülür. Bir kişi hakkında aynı yapı nedeniyle hem idari yaptırım uygulanması hem de ceza soruşturması yürütülmesi mümkündür; bu iki süreç farklı amaçlara ve farklı sonuçlara sahiptir.

Konuyu daha da karmaşık hâle getiren bir başka nokta, imar kirliliğinin bazı bölgelerde (Boğaziçi, kıyı şeridi, sit alanları gibi) özel kanunlarla da düzenlenmiş olmasıdır.

Yargıtay 18. Ceza Dairesi’nin 21.01.2016 tarihli, 2015/13874 Esas ve 2016/1237 Karar sayılı ilamında; Boğaziçi Öngörünüm Bölgesi’nde izin almadan kat ilavesi ve zemin katta büyütme yapılmasına ilişkin bir olayda, izinsiz imalatın bina niteliğinde olması hâlinde sanığın eyleminin hem 2960 sayılı Boğaziçi Kanunu’nun 18. maddesini hem de TCK 184/1’i oluşturacağı, ancak TCK’nın 44. maddesindeki fikri içtima kuralı gereğince daha ağır cezayı gerektiren TCK 184/1 uyarınca hüküm kurulması gerektiği; imalat bina niteliğinde değilse sanığın yalnızca 2960 sayılı Kanun uyarınca sorumlu tutulacağı belirtilmiştir.

Yargıtay 18. Ceza Dairesi’nin 10.04.2017 tarihli, 2015/42075 Esas ve 2017/3983 Karar sayılı benzer bir kararında da, Boğaziçi Bölgesi’nde izinsiz hafriyat ve kaçak inşaat yapan bir sanık hakkında, önce eylemin bina niteliğinde olup olmadığı ve dolayısıyla hangi kanunun uygulanacağı tartışılmadan doğrudan TCK 184/5’teki ıslah hükmü gereğince düşme kararı verilmesinin hatalı olduğu vurgulanmıştır; zira etkin pişmanlık niteliğindeki ıslah hükmü yalnızca TCK 184’te düzenlenmiştir, Boğaziçi Kanunu’nda böyle bir imkân yoktur. Bu kararlar, özel imar rejimine tabi bölgelerdeki kaçak yapılaşmada önce uygulanacak kanunun doğru tespit edilmesinin, ıslah gibi lehe hükümlerden yararlanabilmenin önkoşulu olduğunu göstermektedir.

Ayrıca imar kirliliği suçu, “Çevreye Karşı Suçlar” bölümündeki diğer suçlardan da ayrılır. Çevrenin kasten kirletilmesi (m. 181) atık ve artıkların çevreye verilmesini; taksirle kirletilmesi (m. 182) aynı fiilin dikkatsizlik ve özensizlikle işlenmesini; gürültüye neden olma (m. 183) ise sağlığa zarar vermeye elverişli gürültü çıkarılmasını yaptırım altına alır. İmar kirliliği (m. 184) ise bunlardan farklı olarak, yapılaşma düzenine yönelik bir suçtur. Nihayet, ruhsatsız yapı sürecinde sahte belge (sahte ruhsat, sahte iskân) düzenlenmesi hâlinde, resmî belgede sahtecilik suçu da gündeme gelebilir; bu durumda birden fazla suçun oluşup oluşmadığı içtima kurallarına göre belirlenir.

Sık Sorulan Sorular

İmar kirliliğine neden olma suçunun cezası nedir?

Ruhsatsız veya ruhsata aykırı bina yapmak/yaptırmak (m. 184/1) ile ruhsatsız şantiyeye elektrik, su veya telefon bağlanmasına müsaade etmek (m. 184/2) bir yıldan beş yıla kadar hapisle; iskânsız binada sınai faaliyete müsaade etmek (m. 184/3) ise iki yıldan beş yıla kadar hapisle cezalandırılır. Somut ceza, mahkemenin takdirine ve olayın özelliklerine göre belirlenir.

Kaçak yapımı ruhsata uygun hale getirirsem ceza alır mıyım?

TCK 184/5’e göre, ruhsatsız ya da ruhsata aykırı yapıyı imar planına ve ruhsatına uygun hale getiren kişi hakkında birinci ve ikinci fıkra yönünden kamu davası açılmaz, açılmış dava düşer, mahkumiyet bütün sonuçlarıyla ortadan kalkar. Bu imkan üçüncü fıkradaki sınai faaliyet fiili bakımından geçerli değildir.

Aynı kişi birden fazla ruhsatsız bina yaparsa tek suçtan mı cezalandırılır?

Hayır. Zincirleme suç hükmünün (TCK 43) uygulanabilmesi için fiillerin aynı mağdura karşı işlenmiş olması gerekir. Farklı maliklere ait parsellerde yapılan ruhsatsız binalar bakımından, her malik için ayrı bir suç sorumluluğu doğar; yalnızca aynı malike ait birden fazla bina söz konusuysa zincirleme suç hükmü gündeme gelebilir.

Yapı Kayıt Belgesi almak imar kirliliği suçunu tamamen ortadan kaldırır mı?

Yapı Kayıt Belgesi yapıyı bulunduğu haliyle kayıt altına alır; onu imar planına ve ruhsatına uygun hale getirmez. Bu nedenle belgenin ceza süreci üzerindeki etkisi, TCK 184/5’teki ıslahtan farklıdır ve her olayda ayrıca değerlendirilmesi gerekir.

İmar kirliliği suçu şikayete tabi midir?

Hayır. İmar kirliliğine neden olma suçu şikayete tabi değildir; Cumhuriyet savcılığınca resen soruşturulur. Şikayetten vazgeçmek yargılamayı sona erdirmez. Suç, üst sınırı beş yıl hapis olduğundan asliye ceza mahkemesinde görülür.


İmar kirliliğine neden olma suçu, hem malvarlığı hem de cezai sorumluluk boyutuyla dikkatli bir hukuki değerlendirme gerektiren, teknik yönü ağır basan bir alandır. Yapının niteliği, inşa tarihi, bulunduğu yer, ıslah imkânı, olası içtima ilişkileri ve Yapı Kayıt Belgesi gibi unsurların her biri, sürecin sonucunu doğrudan etkileyebilir.

Büromuz İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın bir konumda hizmet vermektedir. Ceza hukukuna ilişkin sorularınız için iletişime geçebilirsiniz.

Avukat Sinan Karabacak – Cep Tel: +90 535 671 88 95

Avukat Sinan Karabacak

Avukat Sinan Karabacak

Avukat · İstanbul Barosu, Sicil No: 52130, Doğrulama

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden 2014'te mezun oldu. İstanbul Barosu'na bağlı avukatlık yapmaktadır. Enerji hukukundaki önceki deneyimleri nedeniyle başta kaçak elektrik ve voltaj dengesizliği davaları olmak üzere ceza hukuku, aile hukuku ve iş hukuku gibi alanlarda hukuki danışmanlık ve dava takibi hizmeti vermektedir.

Hakkımızda →LinkedIn →

Benzer Yazılar

2 Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir