İçindekiler
İmar kirliliğine neden olma suçu, Türk Ceza Kanunu‘nun 184. maddesinde düzenlenen ve günlük hayatta “kaçak yapı cezası” olarak da anılan bir çevre suçudur. Ruhsat alınmadan ya da alınan ruhsata aykırı biçimde bina yapılması, ruhsatsız şantiyelere altyapı hizmeti bağlanmasına izin verilmesi veya yapı kullanma izni bulunmayan binalarda sınai faaliyet yürütülmesine göz yumulması bu suçun kapsamındadır. Hakkında suç duyurusunda bulunulan, yıkım kararıyla karşılaşan ya da yalnızca sürecin nasıl işlediğini merak eden pek çok kişi için konu, çoğu zaman malvarlığı kaygısıyla iç içe geçer. Bu yazıda, imar kirliliğine neden olma suçunun kanuni tanımını, unsurlarını, cezasını ve Yapı Kayıt Belgesi (imar barışı) ile ilişkisini sade bir dille açıklıyor; her somut olayın kendine özgü olduğunu ve kesin değerlendirmenin ancak dosyanızı inceleyecek bir avukatla mümkün olacağını hatırlatıyoruz.
Bu yazı, Çevreye Karşı Suçlar (TCK 181-184) başlıklı genel rehberimizin bir parçasıdır; bölümdeki diğer suç tiplerine bu rehber üzerinden ulaşabilirsiniz.
İmar Kirliliğine Neden Olma Suçu Nedir? (TCK 184)
İmar kirliliğine neden olma suçu, TCK’nın “Çevreye Karşı Suçlar” bölümünde, çevrenin ve şehirleşme düzeninin plansız, denetimsiz yapılaşmaya karşı korunması amacıyla düzenlenmiştir. Kanun koyucu burada yalnızca tek tek yapıların sağlamlığını değil, bir yerleşim biriminin bütününü ilgilendiren imar düzenini güvence altına almayı hedeflemiştir. Maddenin ilk fıkrasına göre, yapı ruhsatı alınmadan veya ruhsata aykırı olarak bina yapan ya da yaptıran kişi bir yıldan beş yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır. Görüldüğü üzere suçun temel hâli, hem bizzat inşa eden kişiyi hem de bu inşaatı bir başkasına yaptıran kişiyi (örneğin arsa sahibini) kapsayacak biçimde geniş tutulmuştur.
Maddenin diğer fıkraları, imar düzenini bozan farklı davranış biçimlerini de yaptırım altına alır. İkinci fıkra, ruhsatsız başlatılan inşaatlar için kurulan şantiyelere elektrik, su veya telefon bağlantısı yapılmasına müsaade eden kişiyi; üçüncü fıkra ise yapı kullanma izni (iskân) alınmamış binalarda herhangi bir sınai faaliyetin yürütülmesine izin veren kişiyi cezalandırır. Beşinci fıkra, yapıyı imar planına ve ruhsatına uygun hâle getiren kişiye önemli bir imkân sunarken; altıncı fıkra ise belirli fıkralar bakımından 12 Ekim 2004 tarihinden önce yapılmış yapıları kapsam dışında bırakır. Bu yazının ilerleyen bölümlerinde her fıkrayı ayrı ayrı ele alacağız.
İmar Kirliliğine Neden Olma Suçu ile Korunan Hukuki Değer ve Suçun Niteliği
İmar kirliliğine neden olma suçuyla korunan hukuki değer, sağlıklı ve düzenli kentleşme, çevre sağlığı ve kamunun imar planlarına duyduğu güvendir. Bu yönüyle suç, klasik anlamda bir kişinin somut zararına değil, toplumun tümünü ilgilendiren bir düzene yöneliktir. Öğretide baskın görüş, imar kirliliği suçunun bir soyut tehlike suçu olduğu yönündedir; yani suçun oluşması için ruhsatsız yapının somut bir zarara yol açması ya da fiilen çökmesi gerekmez. Ruhsata aykırı yapının meydana getirilmiş olması, korunan hukuki değer bakımından tehlikenin doğması için yeterli sayılır. Bu ayrımı daha ayrıntılı görmek isteyen okuyucular, soyut ve somut tehlike suçları arasındaki farkı çevreye karşı diğer suçlar bağlamında da izleyebilir.
Suçun bu niteliği, uygulamada iki önemli sonuç doğurur. Birincisi, yapının fiilen kullanılıp kullanılmadığından ya da herhangi bir kişiye zarar verip vermediğinden bağımsız olarak, ruhsatsız veya ruhsata aykırı bina inşasıyla suç tamamlanmış sayılabilir. İkincisi, imar mevzuatına aykırılığın tespiti çoğu zaman idari bir sürecin (belediye zabıtası, yapı tatil tutanağı, yıkım kararı) yanında ceza yargılamasını da beraberinde getirir. Böylece aynı fiil, hem idari yaptırıma hem de ceza soruşturmasına konu olabilir; bu iki sürecin birbirinden farkını yazının ilerleyen bölümlerinde ayrıca açıklıyoruz.
İmar Kirliliğine Neden Olma Suçunun Maddi Unsurları
Fail
İmar kirliliğine neden olma suçunun faili, kural olarak herkes olabilir; suç özgü (mahsus) bir suç değildir. Birinci fıkra bakımından fail, ruhsatsız ya da ruhsata aykırı binayı bizzat “yapan” kişi olabileceği gibi, bu binayı “yaptıran” kişi de olabilir. Uygulamada arsa maliki, kat maliki, müteahhit ve şantiye sorumlusu gibi kişiler failliğin gündeme geldiği başlıca kişilerdir. İkinci fıkrada fail, ruhsatsız şantiyeye elektrik, su veya telefon bağlantısı yapılmasına müsaade eden kişidir; bu, çoğunlukla ilgili altyapı kuruluşunun yetkilisi ya da bağlantı işlemini onaylayan görevli olur. Üçüncü fıkrada ise fail, iskânsız binada sınai faaliyet icrasına izin veren kişidir. Birden fazla kişinin katkısıyla işlenen fiillerde, herkesin katkısının niteliğine göre iştirak (şeriklik) kurallarının uygulanacağını da belirtmek gerekir.
Mağdur
Suçun mağduru, belirli bir kişi değil, toplumu oluşturan herkestir. İmar düzeni ve çevre sağlığı gibi kolektif değerler korunduğundan, mağdur sıfatı bütün topluma aittir; suçtan doğrudan zarar gören belirli bir kişi bulunmaması, suçun oluşumunu etkilemez. Bu nedenle imar kirliliği suçunda, örneğin bir komşunun ya da site sakininin şikâyetçi olması suçun takibi için zorunlu değildir. Konuyu, mağdurun belirli olduğu şikâyete tabi suçlarla karıştırmamak gerekir.
İmar Kirliliğine Neden Olma Suçunun Konusu: “Bina” Kavramı
İmar kirliliğine neden olma suçunun konusunu “bina” oluşturur. Kanun metninde açıkça “bina yapmak” ifadesi kullanıldığından, her imara aykırı yapı değil, yalnızca bina niteliğindeki yapılar bu suçun konusu olabilir. İmar mevzuatındaki tanım esas alındığında bina; kendi başına kullanılabilen, üstü örtülü, insanların içine girebileceği; oturma, çalışma, eğlenme, dinlenme veya ibadete ya da hayvanların ve eşyaların korunmasına yarayan yapıları ifade eder. Öğreti ve yargı uygulamasında sıklıkla vurgulanan ölçüt, yapının çatısının örtülü ve kullanıma elverişli olmasıdır. Buradan hareketle, uygulamada şu ayrım önem taşır: “Her ruhsatsız bina aynı zamanda ruhsatsız yapıdır; ancak her ruhsatsız yapı, ruhsatsız bina değildir.”
Bu ayrımın pratik sonucu şudur: istinat duvarı, bahçe duvarı, tel örgü, havuz, iskele gibi bina niteliği taşımayan yapılar ile henüz temel veya karkas aşamasında olup çatısı örtülmemiş, kullanıma elverişli hâle gelmemiş inşaatlar, TCK 184 kapsamındaki “bina” sayılmayabilir. Aynı şekilde, mevcut bir binada yapılan ve taşıyıcı unsuru etkilemeyen; sıva, boya-badana, oluk, doğrama, döşeme ya da çatı onarımı gibi basit tamir ve tadilatlar da imar kirliliği suçunu oluşturmaz. Buna karşılık binanın taşıyıcı sistemini etkileyen, bağımsız bölüm ekleyen ya da kullanım amacını değiştiren ruhsatsız değişiklikler suç kapsamında değerlendirilebilir. Somut bir yapının bu tanıma girip girmediği çoğu zaman teknik bilirkişi incelemesini gerektiren, olaya özgü bir değerlendirmedir.
İmar Kirliliğine Neden Olma Suçunda Seçimlik Hareketler ve Fıkralar
TCK 184, birden fazla seçimlik hareketi ayrı fıkralarda düzenleyen ve fıkralar arasında ceza rejimi farklılaşan bir yapıya sahiptir. Aşağıdaki tablo, maddenin fıkralarını, cezai karşılıklarını ve öne çıkan özelliklerini topluca göstermektedir.
| Fıkra | Fiil | Ceza | Öne çıkan özellik |
|---|---|---|---|
| m. 184/1 | Ruhsatsız veya ruhsata aykırı bina yapmak/yaptırmak | 1 – 5 yıl hapis | Suçun temel hâli; ıslah hükmünden (f.5) yararlanılabilir |
| m. 184/2 | Ruhsatsız şantiyeye elektrik/su/telefon bağlantısına müsaade | 1 – 5 yıl hapis | 12/10/2004 öncesi yapılara uygulanmaz (f.6); ıslahtan yararlanılabilir |
| m. 184/3 | İskânsız binada sınai faaliyete müsaade | 2 – 5 yıl hapis | Daha ağır ceza; belediye sınırı şartı aranmaz; ıslah kapsamı dışında |
Bu seçimlik hareketli yapı, uygulamada failin hangi fıkradan sorumlu tutulacağının somut olaya göre titizlikle belirlenmesini gerektirir. Örneğin ruhsatsız bina yapan kişi birinci fıkradan, o inşaata elektrik bağlanmasına izin veren görevli ise ikinci fıkradan sorumlu olabilir. Üçüncü fıkranın öngördüğü ceza alt sınırının daha yüksek olması (iki yıldan başlaması) ve bu fıkranın belediye sınırı şartına bağlanmamış olması, sınai faaliyetlere kanun koyucunun daha ağır bir yaklaşım gösterdiğini ortaya koyar.
İmar Kirliliğine Neden Olma Suçunda Manevi Unsur: Kast
İmar kirliliğine neden olma suçu ancak kasten işlenebilir; taksirle işlenmesi mümkün değildir. TCK’nın genel ilkesi uyarınca bir fiilin taksirle işlenmesinin cezalandırılabilmesi için kanunda açıkça öngörülmesi gerekir; 184. maddede böyle bir düzenleme bulunmadığından, failin ruhsatsız veya ruhsata aykırı yapı inşa ettiğini bilerek ve isteyerek hareket etmiş olması aranır. Failin, yaptığı yapının ruhsata bağlı olduğunu ve gerekli iznin bulunmadığını bilmesi, kast bakımından yeterlidir; ayrıca imar düzenini bozma gibi özel bir amaç (saik) aranmaz. Kast ve taksir ayrımının ceza sorumluluğu üzerindeki etkisini daha yakından incelemek isteyen okuyucular kast ve taksir konusundaki yazımızdan yararlanabilir.
Uygulamada kast tartışmaları, özellikle “yaptıran” konumundaki kişiler bakımından önem kazanır. Örneğin inşaatın teknik yönünü bütünüyle müteahhide bırakan bir arsa sahibinin, ruhsata aykırılıktan haberdar olup olmadığı olaya göre değerlendirilir. Aynı şekilde, ruhsatın bulunduğunu düşünerek hareket eden bir kişinin durumunda hata (yanılma) hükümlerinin gündeme gelip gelmeyeceği ayrıca incelenmelidir. Bu değerlendirmeler dosyadaki somut delillere bağlı olduğundan, kastın varlığı ya da yokluğu her olayda ayrıca ele alınmalıdır.
Uygulama Alanı Sınırlaması (m. 184/4)
Maddenin dördüncü fıkrası, üçüncü fıkra hariç olmak üzere, TCK 184 hükümlerinin ancak belediye sınırları içinde veya özel imar rejimine tabi yerlerde uygulanacağını öngörür. Bunun anlamı şudur: birinci ve ikinci fıkradaki fiiller, yalnızca belediye sınırları içinde ya da özel imar rejimine tabi bölgelerde (örneğin turizm, boğaziçi, kıyı gibi özel mevzuata bağlı alanlarda) işlenirse cezalandırılır. Buna karşılık üçüncü fıkradaki sınai faaliyet fiili bu sınırlamaya tabi değildir; dolayısıyla iskânsız binada sınai faaliyete izin verme, belediye sınırı dışındaki yerlerde de suç oluşturabilir.
Bu fıkra, uygulamada sık tartışılan bir noktayı da beraberinde getirir: belediye sınırları dışında kalan ancak belediyenin denetimine tabi “mücavir alan” kavramı. Yargıtay uygulamasında, kanunun açık lafzı gereği mücavir alanın belediye sınırları içinde sayılmadığı ve bu alanlardaki fiiller bakımından birinci ve ikinci fıkranın uygulanamayacağı yönünde yerleşik bir yaklaşım bulunmaktadır. Bu nedenle yargılamada, yapının bulunduğu yerin niteliği (belediye sınırı içinde mi, mücavir alanda mı, özel imar rejimine tabi mi olduğu) titizlikle araştırılması gereken bir husustur.
12 Ekim 2004 Geçiş Hükmü (m. 184/6)
2005 yılında eklenen altıncı fıkraya göre, ikinci ve üçüncü fıkra hükümleri, 12 Ekim 2004 tarihinden önce yapılmış yapılarla ilgili olarak uygulanmaz. Bu tarih, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun kabul tarihidir ve kanun koyucu, geriye yürüme yasağı ile bağlantılı olarak bu geçiş hükmünü öngörmüştür. Pratikte bunun anlamı şudur: 12 Ekim 2004’ten önce inşa edilmiş bir yapıya sonradan elektrik/su/telefon bağlanmasına izin verilmesi (ikinci fıkra) ya da bu yapıda sınai faaliyet yürütülmesine müsaade edilmesi (üçüncü fıkra) bakımından bu fıkralar uygulanmayacaktır. Ancak birinci fıkra, yani ruhsatsız veya ruhsata aykırı bina yapma fiili bu istisnanın dışındadır.
Bu geçiş hükmü, özellikle yapının inşa tarihi ile ilgili delillerin (yapı ruhsatı, hava fotoğrafları, uydu görüntüleri, tespit tutanakları) yargılamada büyük önem taşımasına yol açar. Yapının 12 Ekim 2004’ten önce mi sonra mı yapıldığı, hangi fıkranın uygulanacağını doğrudan etkileyebilir. Bu tür teknik ve tarihsel tespitlerin çoğu zaman bilirkişi incelemesiyle netleştirildiğini eklemek gerekir.
Etkin Pişmanlığa Benzer Islah Hükmü (m. 184/5)
İmar kirliliği suçunun en dikkat çekici yönlerinden biri, beşinci fıkrada düzenlenen “ıslah” imkânıdır. Bu fıkraya göre, kişinin ruhsatsız ya da ruhsata aykırı olarak yaptığı veya yaptırdığı binayı imar planına ve ruhsatına uygun hâle getirmesi hâlinde; birinci ve ikinci fıkra hükümleri gereğince kamu davası açılmaz, açılmış olan kamu dava düşer, mahkûm olunan ceza bütün sonuçlarıyla ortadan kalkar. Bu düzenleme, ceza hukukundaki etkin pişmanlık kurumuna benzese de ondan bazı yönleriyle ayrılan, kişiye özgü ve son derece lehe bir imkândır.
Islah hükmünün pratikteki önemi büyüktür. Fail, yapıyı imar planına ve ruhsatına uygun hâle getirdiğinde, yargılamanın hangi aşamasında olunduğuna göre farklı sonuçlar doğar: henüz dava açılmamışsa kamu davası açılmaz, dava görülüyorsa düşme kararı verilir, mahkûmiyet kesinleşmişse dahi cezanın bütün sonuçlarıyla ortadan kalkması söz konusu olur. Ancak burada dikkat edilmesi gereken kritik nokta, bu imkânın yalnızca birinci ve ikinci fıkra bakımından geçerli olmasıdır; üçüncü fıkradaki sınai faaliyet fiili ıslah kapsamı dışındadır. Ayrıca “uygun hâle getirme” ifadesinin, çoğu olayda yapının ruhsata bağlanması ya da aykırılığın giderilmesi biçiminde gerçekleştiği; failin bu yönde iradî ve aktif bir çaba göstermesinin arandığı vurgulanmalıdır.
Islah imkânının varlığı, uygulamada hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) gibi diğer kurumlarla ilişkisini de gündeme getirir. Yargıtay uygulamasında, yapının ıslahı yoluyla sağlanan bu lehe sonucun, sanık bakımından HAGB’den daha elverişli olduğu sıklıkla vurgulanır; zira ıslah, cezayı tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırırken, HAGB denetim süresine bağlı bir kurumdur. Yine de her iki kurumun uygulanabilirliği somut olayın koşullarına bağlıdır ve bu değerlendirme dosya üzerinden yapılmalıdır.
İmar Kirliliğine Neden Olma Suçunun Özel Görünüş Biçimleri: Teşebbüs, İştirak, İçtima
İmar kirliliği suçunda suça teşebbüs mümkün müdür sorusu, suçun niteliğiyle yakından ilgilidir. Ruhsatsız bina yapma fiili icraî hareketlerle işlendiğinden, inşaatın başlanıp elde olmayan nedenlerle tamamlanamaması hâlinde teşebbüs hükümlerinin gündeme gelebileceği kabul edilir. Ancak “bina” kavramının çatısı örtülü, kullanıma elverişli yapıyı gerektirmesi nedeniyle, henüz bina niteliği kazanmamış inşaatlarda suçun tamamlanıp tamamlanmadığı ve teşebbüs sınırının nerede çizileceği olaya göre değerlendirilmelidir.
Birden fazla kişinin katkısıyla işlenen imar kirliliği fiillerinde şeriklik (iştirak) kuralları uygulanır. Arsa sahibi, müteahhit, şantiye şefi ve fiilen inşaatı yürüten kişiler arasındaki iş bölümüne göre, her birinin müşterek fail mi yoksa yardım eden mi sayılacağı belirlenir. Suçların içtimaı bakımından ise; aynı yapı üzerinde farklı zamanlarda gerçekleştirilen aykırı ekler ya da birden fazla bağımsız yapının inşası gibi durumlarda, tek suç mu yoksa zincirleme suç mu bulunduğu tartışılabilir. Ayrıca imar kirliliği fiili, sahte yapı ruhsatı veya iskân belgesi düzenlenmesi gibi başka suçlarla birlikte işlenmişse, resmî belgede sahtecilik suçuyla fikrî içtima veya gerçek içtima ilişkisi ayrıca değerlendirilir.
Yaptırım: Ceza, Adli Para ve HAGB
İmar kirliliğine neden olma suçunun cezası, birinci ve ikinci fıkra bakımından bir yıldan beş yıla kadar, üçüncü fıkra bakımından iki yıldan beş yıla kadar hapistir. Hâkim, cezayı belirlerken suçun işleniş biçimini, failin kastının yoğunluğunu, yapının niteliğini ve TCK’nın 61. maddesindeki ölçütleri gözetir. Birinci ve ikinci fıkradaki cezanın alt sınırının bir yıl olması, koşulları varsa hapis cezasının adli para cezasına ya da diğer seçenek yaptırımlara çevrilmesi ihtimalini gündeme getirebilir; ancak bu, hükmedilen cezanın süresine ve somut koşullara bağlıdır.
Uygulamada HAGB‘nin bu suç bakımından uygulanıp uygulanmayacağı sık sorulan bir sorudur. Hükmedilen cezanın iki yıl veya altında olması ve diğer koşulların bulunması hâlinde HAGB gündeme gelebilirse de, yukarıda açıklandığı gibi, yapının ıslahı yoluyla sağlanan düşme sonucunun sanık bakımından daha lehe olduğu kabul edilir. Bu nedenle savunma stratejisi kurulurken, mümkünse öncelikle beşinci fıkradaki ıslah imkânının değerlendirilmesi önem taşır. Ayrıca belirtmek gerekir ki, 181. maddedeki çevrenin kasten kirletilmesi suçundan farklı olarak, TCK 184’te tüzel kişiler hakkında özel bir güvenlik tedbiri öngörülmemiştir.
Soruşturma ve Kovuşturma Usulü
İmar kirliliğine neden olma suçu şikâyete tabi değildir; Cumhuriyet savcılığınca resen soruşturulur. Uygulamada süreç çoğu zaman belediyenin yapı tatil tutanağı düzenlemesi, ilgili idarenin suç duyurusunda bulunması ya da denetim sırasında aykırılığın tespit edilmesiyle başlar. Suçun şikâyete bağlı olmaması, herhangi bir kişinin şikâyetinden vazgeçmesinin soruşturmayı sona erdirmeyeceği anlamına gelir; bu yönüyle suç, şikâyete tabi suçlardan ayrılır. Cezanın üst sınırı beş yıl olduğundan, yargılama görevli mahkeme olarak asliye ceza mahkemesinde görülür.
Suç, uzlaştırma kapsamındaki suçlardan da değildir; dolayısıyla taraflar arasında uzlaştırma yoluna gidilmez. Dava zamanaşımı bakımından ise, cezanın üst sınırının beş yıl olması nedeniyle TCK’nın 66. maddesi uyarınca kural olarak sekiz yıllık dava zamanaşımı süresi söz konusu olur. Bu sürenin ne zaman işlemeye başlayacağı, yani suçun tamamlanma anı, özellikle inşaatın bittiği tarihle bağlantılı olarak değerlendirilir ve olaya göre tartışmalı olabilir. Zamanaşımının işlemeye başladığı anın doğru tespiti, savunma açısından belirleyici olabildiğinden bu husus dosyada titizlikle incelenmelidir.
Yapı Kayıt Belgesi (İmar Barışı) ile İlişkisi
2018 yılında yürürlüğe giren ve kamuoyunda “imar barışı” olarak bilinen düzenleme, 3194 sayılı İmar Kanunu’na eklenen geçici 16. madde ile hayata geçirilmiştir. Bu düzenleme uyarınca, 31 Aralık 2017 tarihinden önce yapılmış ruhsatsız veya ruhsata aykırı yapılar için, başvuru ve kayıt bedelinin ödenmesi koşuluyla Yapı Kayıt Belgesi alınabilmiştir. Yapı Kayıt Belgesi, ilgili yapı için bazı idari işlemleri (elektrik-su aboneliği, belirli hâllerde satış gibi) mümkün kıldığı gibi, imar kirliliği suçu bakımından da önemli sonuçlar doğurabilir. Nitekim belge kapsamına giren yapılar bakımından, imar barışı hükümlerinin uygulandığı ölçüde suçun takibi ve yıkım süreçleri farklı bir hukuki zemine oturur.
Bununla birlikte, Yapı Kayıt Belgesi’nin hukuki etkisiyle TCK 184/5’teki ıslah hükmünü birbirine karıştırmamak gerekir. Yapı Kayıt Belgesi, yapıyı bulunduğu hâliyle kayıt altına alır; onu imar planına ve ruhsatına uygun hâle getirmez. Buna karşılık beşinci fıkradaki ıslah, yapının plana ve ruhsata uygun hâle getirilmesini gerektirir. Bu iki kurum farklı hukuki sonuçlar doğurduğundan, elinde Yapı Kayıt Belgesi bulunan bir kişinin durumunun her olayda ayrıca değerlendirilmesi gerekir. Belgenin geçerliliği, kapsamı ve olası iptal ihtimalleri, ceza sürecini de doğrudan etkileyebilecek unsurlardır.
2024 Anayasa Mahkemesi Kararı ve Güncel Durum
İmar barışı ve Yapı Kayıt Belgesi, son yıllarda güncelliğini koruyan bir gündem konusudur. Bu çerçevede sıkça sorulan sorulardan biri, Anayasa Mahkemesi’nin konuya ilişkin kararlarının belgeleri geçersiz kılıp kılmadığıdır. Burada doğru ve ölçülü bir bilgilendirme önemlidir: Anayasa Mahkemesi’nin 23 Temmuz 2024 tarihli kararı (E.2023/74, K.2024/141; Resmî Gazete: 3 Aralık 2024), İmar Kanunu geçici 16. maddedeki Yapı Kayıt Belgesi sisteminin tamamını değil, yalnızca “yapının depreme dayanıklılığının malikin sorumluluğunda olduğunu” öngören cümleyi Anayasa’ya aykırı bularak iptal etmiştir. Karar, devletin denetim ve gözetim yükümlülüğü sürerken sorumluluğun tümüyle malike yüklenmesini ve buna bağlı olarak tazminat yolunun kapatılmasını, etkili başvuru hakkı ile yaşam hakkı bakımından sorunlu görmüştür.
Bu nedenle, “Anayasa Mahkemesi imar barışını / Yapı Kayıt Belgelerini tümüyle iptal etti” biçimindeki genellemeler doğru değildir; iptal, belirli ve sınırlı bir cümleye ilişkindir. Öte yandan, kamuoyunda zaman zaman “yeni bir imar affı / imar barışı” çıkacağına dair haber ve beklentiler dolaşıma girmektedir. 2026 itibarıyla, 2018’deki düzenlemenin yerine geçecek şekilde herkese yeni başvuru hakkı tanıyan yeni bir imar affının yürürlüğe girdiğine dair kesin bir bilgi bulunmamaktadır; bu tür konularda çeşitli kanun teklifleri gündeme gelebilmekte, ancak bunların yasalaşıp yasalaşmadığı ayrıca takip edilmelidir. Bu alandaki gelişmeler hızla değişebildiğinden, güncel durumu resmî kaynaklardan teyit etmek ve somut durumunuzu bir avukatla değerlendirmek en doğru yaklaşımdır.
İmar Kirliliği Suçunun Benzer Suç ve Yaptırımlardan Farkı
İmar kirliliği suçuyla ilgili en sık yapılan karıştırmalardan biri, idari yaptırım ile ceza yargılamasının aynı şey sanılmasıdır. Ruhsatsız yapı nedeniyle belediyenin uyguladığı imar para cezası, yapı tatil tutanağı düzenlemesi ve yıkım kararı vermesi idari bir süreçtir; bu süreç, İmar Kanunu’nun ilgili maddeleri kapsamında yürür ve idare mahkemelerinde denetlenir. TCK 184 kapsamındaki ceza yargılaması ise bu idari süreçten bağımsızdır ve ceza mahkemesinde görülür. Bir kişi hakkında aynı yapı nedeniyle hem idari yaptırım uygulanması hem de ceza soruşturması yürütülmesi mümkündür; bu iki süreç farklı amaçlara ve farklı sonuçlara sahiptir.
Ayrıca imar kirliliği suçu, “Çevreye Karşı Suçlar” bölümündeki diğer suçlardan da ayrılır. Çevrenin kasten kirletilmesi (m. 181) atık ve artıkların çevreye verilmesini; taksirle kirletilmesi (m. 182) aynı fiilin dikkatsizlik ve özensizlikle işlenmesini; gürültüye neden olma (m. 183) ise sağlığa zarar vermeye elverişli gürültü çıkarılmasını yaptırım altına alır. İmar kirliliği (m. 184) ise bunlardan farklı olarak, yapılaşma düzenine yönelik bir suçtur. Nihayet, ruhsatsız yapı sürecinde sahte belge (sahte ruhsat, sahte iskân) düzenlenmesi hâlinde, resmî belgede sahtecilik suçu da gündeme gelebilir; bu durumda birden fazla suçun oluşup oluşmadığı içtima kurallarına göre belirlenir.
Sık Sorulan Sorular
İmar kirliliğine neden olma suçunun cezası nedir?
Ruhsatsız veya ruhsata aykırı bina yapmak/yaptırmak (m. 184/1) ile ruhsatsız şantiyeye elektrik, su veya telefon bağlanmasına müsaade etmek (m. 184/2) bir yıldan beş yıla kadar hapisle; iskânsız binada sınai faaliyete müsaade etmek (m. 184/3) ise iki yıldan beş yıla kadar hapisle cezalandırılır. Somut ceza, mahkemenin takdirine ve olayın özelliklerine göre belirlenir.
Kaçak yapımı ruhsata uygun hale getirirsem ceza alır mıyım?
TCK 184/5’e göre, ruhsatsız ya da ruhsata aykırı yapıyı imar planına ve ruhsatına uygun hale getiren kişi hakkında birinci ve ikinci fıkra yönünden kamu davası açılmaz, açılmış dava düşer, mahkumiyet bütün sonuçlarıyla ortadan kalkar. Bu imkan üçüncü fıkradaki sınai faaliyet fiili bakımından geçerli değildir.
Yapı Kayıt Belgesi almak imar kirliliği suçunu tamamen ortadan kaldırır mı?
Yapı Kayıt Belgesi yapıyı bulunduğu haliyle kayıt altına alır; onu imar planına ve ruhsatına uygun hale getirmez. Bu nedenle belgenin ceza süreci üzerindeki etkisi, TCK 184/5’teki ıslahtan farklıdır ve her olayda ayrıca değerlendirilmesi gerekir.
İmar kirliliği suçu şikayete tabi midir?
Hayır. İmar kirliliğine neden olma suçu şikayete tabi değildir; Cumhuriyet savcılığınca resen soruşturulur. Şikayetten vazgeçmek yargılamayı sona erdirmez. Suç, üst sınırı beş yıl hapis olduğundan asliye ceza mahkemesinde görülür.
İmar kirliliğine neden olma suçu, hem malvarlığı hem de cezai sorumluluk boyutuyla dikkatli bir hukuki değerlendirme gerektiren, teknik yönü ağır basan bir alandır. Yapının niteliği, inşa tarihi, bulunduğu yer, ıslah imkânı ve Yapı Kayıt Belgesi gibi unsurların her biri, sürecin sonucunu doğrudan etkileyebilir. İmar kirliliği ve diğer ceza hukuku uyuşmazlıklarında sürecin sağlıklı yürütülmesi için bu konuda hukuki destek almak, hak kaybı yaşamamak adına önemlidir.
Büromuz İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın bir konumda hizmet vermektedir. Ceza hukukuna ilişkin sorularınız için iletişime geçebilirsiniz.
Avukat Sinan Karabacak – Cep Tel: +90 535 671 88 95

Bir Yorum