|

Haberleşmenin Engellenmesi Suçu (TCK-124)

haberleşmenin engellenmesi suçu

Haberleşmenin engellenmesi suçu, kişiler arasındaki iletişimin, kamu kurumları arasındaki haberleşmenin ya da basın-yayın organlarının yayınının hukuka aykırı biçimde engellenmesidir. Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 124. maddesinde düzenlenen bu suç, Anayasa ile güvence altına alınan haberleşme hürriyetini korur. Bir kişinin mektuplarını yırtmaktan telefon hattını kesmeye, bir gazetenin dağıtımını engellemekten bir televizyon yayınını durdurmaya kadar geniş bir alanı kapsar. Hakkınızda haberleşmenin engellenmesi suçundan bir soruşturma yürütülüyorsa veya bu durumdan mağdursanız, eylemin gerçekten bu suçu mu yoksa hırsızlık gibi başka bir suçu mu oluşturduğu büyük önem taşır; bu nedenle bir ceza avukatından destek almanız yerinde olur. Bu yazıda haberleşmenin engellenmesi suçunun unsurlarını, cezasını ve usul kurallarını sade bir dille ele alıyoruz.

Bu suç, “Hürriyete Karşı Suçlar” bölümünün son maddesidir. Bölümün tamamına ilişkin genel bir bakış için Hürriyete Karşı Suçlar (TCK 106-124) rehberimize göz atabilirsiniz.

Haberleşmenin Engellenmesi Suçunda Yasal Düzenleme ve Üç Ayrı Fıkra

TCK 124 suçu üç ayrı fıkrada düzenler:

Birinci fıkra (TCK 124/1): Kişiler arasındaki haberleşmenin hukuka aykırı olarak engellenmesi hâlinde altı aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezasına hükmolunur. Bu, suçun temel hâlidir.

İkinci fıkra (TCK 124/2): Kamu kurumları arasındaki haberleşmeyi hukuka aykırı olarak engelleyen kişi bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Üçüncü fıkra (TCK 124/3): Her türlü basın ve yayın organının yayınının hukuka aykırı bir şekilde engellenmesi hâlinde, ikinci fıkraya göre (yani bir yıldan beş yıla kadar hapis) cezaya hükmolunur.

Haberleşmenin Engellenmesi Suçu ile Korunan Değer

Suçla korunan değer, bireylerin ve toplumun haberleşme hürriyetidir. Bu hak, hem kişilerin birbirleriyle özgürce iletişim kurabilmesini hem de basın-yayın yoluyla bilgi akışının sürdürülebilmesini kapsar.

Suçun Unsurları

Fail ve Mağdur

Suçun faili herkes olabilir; kanun fail bakımından özel bir nitelik aramaz. Bu yönüyle bu suç özgü suç niteliği taşımamaktadır. Yani faili bakımından herhangi bir sınırlama öngörülmemiş; her gerçek kişi bu suçun faili olabilmektedir. Mağdur ise fıkraya göre değişir: Birinci fıkrada haberleşmesi engellenen gerçek kişiler; ikinci fıkrada suçtan zarar gören kamu kurumları; üçüncü fıkrada ise yayını engellenen basın-yayın organının gerçek kişi yönetici ve sahipleridir. Konu ile ilgili ayrıntılı bilgi için ceza hukukunda taraflar başlıklı yazımızı okuyabilirsiniz.

Maddi Unsur (Fiil)

Birinci fıkra serbest (seçimlik) hareketli bir suçtur; yani kanun belirli bir hareket biçimi saymamış, haberleşmenin hukuka aykırı olarak engellenmesi sonucunu doğuran her türlü fiili kapsamına almıştır. Mektupların yırtılması, telefon hattının kesilmesi, e-postanın ya da internet erişiminin engellenmesi, bir kişiye virüs göndererek iletişiminin kesilmesi bu suça örnek gösterilebilir. Engelleme, haberleşmenin tamamen veya kısmen yapılamaması biçiminde gerçekleşebilir. Suçun oluşması için engellemenin hukuka aykırı olması şarttır.

Manevi Unsur (Kast)

Suç yalnızca kasten işlenebilir; taksirle (dikkatsizlik veya tedbirsizlikle) işlenmesi mümkün değildir. Burada çok önemli bir ayrıntı vardır: Failin kastı, doğrudan haberleşmeyi engellemeye yönelik olmalıdır. Örneğin telefon veya internet kablolarını çalmak amacıyla kesen kişinin amacı hırsızlık olduğundan, bu kişi haberleşmenin engellenmesi suçundan değil, hırsızlık suçundan sorumlu olur. Buna karşılık, bilinçli olarak haberleşmeyi kesmek amacıyla kablo kesen kişi bu suçu işlemiş olur. Bu nedenle failin amacının somut olarak ortaya konması belirleyicidir. Davanız hakkında doğru stratejinin belirlenmesi için ceza müdafi ile süreci yürütmeniz doğru olacaktır.

Hangi Haller Hukuka Uygundur?

Her engelleme suç oluşturmaz; engellemenin “hukuka aykırı” olması gerekir. Kanunun veya yetkili bir makamın izin verdiği sınırlamalar suç teşkil etmez. Örneğin cezaevinde cezası infaz edilen bir hükümlünün haberleşmesine, kamu görevinin gereği olarak mevzuata uygun biçimde sınırlama getirilmesi hukuka uygundur ve bu suçu oluşturmaz. Benzer şekilde, hâkim kararıyla uygulanan iletişim tedbirleri de hukuka uygunluk taşır.

Haberleşmenin Gizliliğini İhlal (TCK 132) ile Farkı

Uygulamada karıştırılan iki suç, haberleşmenin engellenmesi (TCK 124) ile haberleşmenin gizliliğini ihlal (TCK 132) suçlarıdır. Aradaki fark nettir: TCK 124, haberleşmenin yapılmasını engellemeyi cezalandırırken; TCK 132, haberleşmenin içeriğinin öğrenilmesini, ifşa edilmesini veya kaydedilmesini yani gizliliğin ihlalini cezalandırır. Bir mektubu yırtarak ulaşmasını engellemek 124. madde kapsamındayken, mektubu açıp okumak 132. madde kapsamındadır.

Haberleşmenin Engellenmesi Suçunun Cezası (2026)

Suçun temel hâlinde (124/1) ceza altı aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezasıdır. Kamu kurumları arasındaki haberleşmenin (124/2) veya basın-yayın organının yayınının (124/3) engellenmesinde ise ceza bir yıldan beş yıla kadar hapse yükselir. Temel hâlde, ceza iki yıl veya altında belirlenebileceğinden, koşulların varlığı hâlinde hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesi, hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) veya cezanın ertelenmesi mümkündür. TCK 124, ortak hüküm olan TCK 119’un kapsamında yer almaz; suçun cezayı artıran hâlleri kendi içindeki ikinci ve üçüncü fıkralardır.

Şikâyet, Uzlaştırma, Zamanaşımı ve Görevli Mahkeme

Şikâyet: Haberleşmenin engellenmesi suçu şikâyete bağlı değildir; savcılık suçu öğrendiğinde resen soruşturma başlatır. Bu nedenle şikâyet süresi söz konusu değildir ve şikâyetten vazgeçme davayı düşürmez.

Uzlaştırma: Bu suç uzlaştırma kapsamında değildir.

Zamanaşımı: Dava zamanaşımı süresi kural olarak sekiz yıldır.

Görevli Mahkeme: Suçun üç hâli bakımından da yargılamayı yapmakla görevli mahkeme Asliye Ceza Mahkemesidir. Yetkili mahkeme ise kural olarak suçun işlendiği yer mahkemesidir.

Haberleşmenin Engellenmesi Suçu Hakkında Yargıtay Kararları ve Karar Analizleri

Mağdurun Telefonunu Mal Edinme Değil Haberleşmesini Engelleme Amacıyla Almak Yağma Değil, Haberleşmenin Engellenmesi Suçunu Oluşturur

Yargıtay 1. Ceza Dairesi, 2024/8109 E. – 2025/8495 K., 02.12.2025 T.

Kararın Özeti

Kasten öldürme, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve başka suçların birlikte işlendiği olayda, sanık, bu suçların icrası sırasında katılana ait cep telefonunu almıştır. Katılan vekili, telefonun alınmasının yağma suçunu oluşturduğunu ileri sürerek (aleyhe, suç vasfına yönelik) temyiz etmiştir. Yargıtay, telefonun mal edinme kastıyla alınmadığını belirterek eylemin haberleşmenin engellenmesi (TCK m.124/1) suçunu oluşturduğunu kabul etmiş ve hükmü bu yönden onamıştır.

Yargıtayın Gerekçesi

Sanık, katılanın telefonunu mal edinme (sahiplenme) kastıyla değil, kasten öldürme ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarının icrası sırasında haberleşmesini engellemek amacıyla almıştır. Bu nedenle telefon, yağma suçunun değil, haberleşmenin engellenmesi suçunun konusunu oluşturur. Suç vasfının haberleşmenin engellenmesi olarak belirlenmesinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

“…cep telefonunu mal edinme kastı ile değil … haberleşmesini engellemek amacıyla aldığı olayda; … yağma suçunun konusunu oluşturmayıp haberleşmenin engellenmesi suçunun konusunu oluşturduğu…”

Değerlendirme

Bu karar, uygulamada karıştırılabilen yağma/hırsızlık ile haberleşmenin engellenmesi arasındaki vasıf ayrımını failin kastı üzerinden netleştirir. Bir kişinin telefonunun (veya iletişim aracının) elinden alınması, alınma amacına göre farklı suçlara vücut verir:

Failin Amacı (Kastı)Suç Vasfı
Telefonu kalıcı olarak sahiplenme / mal edinmeYağma veya hırsızlık
Mağdurun iletişimini / yardım çağırmasını engellemeHaberleşmenin engellenmesi (TCK m.124)

Bu ayrımın özellikle önem taşıdığı durum, somut olaydaki gibi başka bir suçun (öldürme, hürriyetten yoksun kılma, yaralama vb.) icrası sırasında mağdurun telefonunun alınmasıdır. Burada failin tipik amacı, mağdurun yardım istemesini, polis veya yakınlarını aramasını önlemektir; yani telefon, bir malvarlığı değeri olarak değil, iletişimi kesmenin aracı olarak alınmaktadır. Bu durumda eylem yağma değil, haberleşmenin engellenmesidir ve ilgili ağır suçla birlikte ayrıca cezalandırılır. Pratik sonuç olarak, telefonun olaydan sonra ne yapıldığı (geride bırakılması, kırılması, kapatılması gibi davranışlar) failin mal edinme kastının bulunmadığını destekleyen önemli bir delil olarak değerlendirilir. Vasıf tayininde belirleyici olan, telefonun fiziken alınmış olması değil, failin onu hangi amaçla aldığıdır.

Yargıtay 1. Ceza Dairesi 2024/8109 E. – 2025/8495 K. Sayılı İlamı Tam Metni

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2024/2013 E., 2024/1129 K.
SUÇLAR :Kasten öldürme, haberleşmenin engellenmesi, konut dokunulmazlığının ihlali, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, 6136 sayılı Kanun’a muhalefet
HÜKÜMLER : İstinaf başvurularının esastan reddi kararları
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Ret, temyiz istemlerinin esastan reddi ile hükmün onanması

6136 sayılı Kanun’a muhalefet suçundan kurulan hükme karşı sanık müdafiinin temyiz istemi yönünden; İlk Derece Mahkemesince sanık hakkında hükmolunan cezanın tür ve miktarı ile istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince verilen esastan ret kararı ile bu suça yönelik temyizin niteliği dikkate alındığında, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286/2-a maddesi uyarınca hükmün temyizinin mümkün olmadığı belirlenmiştir.

Haberleşmenin engellenmesi suçundan kurulan hükme karşı sanık müdafiinin temyiz istemi yönünden; İlk Derece Mahkemesince sanık hakkında hükmolunan cezanın tür ve miktarı ile istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince verilen esastan ret kararı ile bu suça yönelik temyizin niteliği dikkate alındığında, 5271 sayılı Kanun’un 286/2-d maddesi uyarınca hükmün temyizinin mümkün olmadığı belirlenmiştir.

Konut dokunulmazlığının ihlali ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından kurulan hükümlere karşı katılan … vekili ve sanık müdafiinin temyiz istemleri yönünden; Bölge Adliye Mahkemesi bozması üzerine İlk Derece Mahkemesince ikinci kez tekerrüre ilişkin hüküm eklenerek istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmesi nedeniyle, hükmün Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 30.11.2010 tarihli ve 2010/5-237 Esas, 2010/242 Karar sayılı kararında belirtildiği üzere kesin nitelikteki cezaların yanında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 58. maddesinin uygulanması durumunda hükmün 5271 sayılı Kanun’un 286/2-b maddesi gereği temyize tabi olduğu, 5271 sayılı Kanun’un 260/1. maddesi gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291/1. maddesi gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294/1. maddesi gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298/1. maddesi gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmiştir.

Haberleşmenin engellenmesi suçundan kurulan hükme karşı katılan vekilinin temyiz istemi yönünden;
İlk Derece Mahkemesince sanık hakkında kurulan hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Kanun’un 286/2. maddesi gereği kesin nitelikte olduğu ve temyizinin mümkün olmadığı anlaşılmış ise de katılan … vekilinin suç vasfına yönelik aleyhe temyiz isteminde bulunması nedeniyle Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10.03.2009 tarihli ve 2009/2-43 Esas, 2009/56 Karar sayılı kararı uyarınca hükmün temyiz edilebilir olduğu, 5271 sayılı Kanun’un 260/1. maddesi gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291/1. maddesi gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294/1. maddesi gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle ve temyiz incelemesi aleyhe temyiz edilen suç vasfı ile sınırlı olarak yapılmıştır.

Kasten öldürme suçundan kurulan hükme karşı katılanlar vekili ve sanık müdafiinin temyiz istemleri yönünden; İlk Derece Mahkemesince sanık hakkında kurulan hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Kanun’un 286/1. maddesi uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260/1. maddesi gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291/1. maddesi gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294/1. maddesi gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298/1. maddesi gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmiştir.

Sanık müdafiinin duruşmalı inceleme talebinin, 7079 sayılı Kanun’un 94. maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanun’un 299/1. maddesi gereği takdiren reddine karar verilmekle, gereği düşünüldü:

I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Kars 1. Ağır Ceza Mahkemesinin, 16.04.2024 tarihli ve 2023/262 Esas, 2024/93 Karar sayılı kararı ile;
a) Sanık hakkında kasten öldürme suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 81/1, 53, 58. maddeleri uyarınca müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına, cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve hak yoksunluklarına,

b) Sanık hakkında konut dokunulmazlığının ihlali suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 116/4, 119/1-a, 53, 58. maddeleri uyarınca 2 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, cezanın ikinci kez mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve hak yoksunluklarına,

c) Sanık hakkında haberleşmenin engellenmesi suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 124/1, 53, 58. maddeleri uyarınca 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, cezanın ikinci kez mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve hak yoksunluklarına,

d) Sanık hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan,5237 sayılı Kanun’un 109/2, 109/3-a, 53, 58. maddeleri uyarınca 4 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, cezanın ikinci kez mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve hak yoksunluklarına,
Karar verilmiştir.

2. Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 10.09.2024 tarihli ve 2024/2013 Esas, 2024/1129 Karar sayılı kararı ile; sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik lehe ve aleyhe istinaf başvurularının 5271 sayılı Kanun’un 280/1-a maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
1.Katılanlar vekilinin temyiz sebepleri özetle; kasten öldürme suçunun tasarlanarak işlendiğine, yağma suçundan cezalandırılması gerekirken yazılı şekilde haberleşmenin engellenmesi suçundan cezalandırıldığına, az ceza verildiğine ilişkindir.

2.Sanık müdafiinin temyiz sebepleri özetle; öldürme dışındaki diğer suçların unsurlarının oluşmadığına, beraatine karar verilmesi gerektiğine, haksız tahrik ve takdiri indirim hükümlerinin uygulanmadığına ilişkindir.

III. GEREKÇE
1.Sanık Hakkında Haberleşmenin Engellenmesi Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden
Suç vasfı ile sınırlı olarak yapılan incelemede;
Katılana ait cep telefonunu mal edinme kastı ile değil kasten öldürme ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarının icrası sırasında haberleşmesini engellemek amacıyla aldığı olayda; katılana ait cep telefonunun yağma suçunun konusunu oluşturmayıp haberleşmenin engellenmesi suçunun konusunu oluşturduğu anlaşılmakla; katılan … vekilinin aleyhe suç vasfına yönelik temyiz sebebinin incelenmesinde hükümde hukuka aykırılık bulunmamıştır.

2.Sanık Hakkında Kasten Öldürme, Konut Dokunulmazlığının İhlali Ve Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçlarından Kurulan Hükümler Yönünden
Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan ve dosya kapsamına göre yeterli olduğu anlaşılan delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, hükümlere esas alınan ve reddedilen delillerin açıkça gösterildiği, vicdani kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, hükümlere esas alınan adlî raporun yeterli olduğu, eylemlerin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, eylemlere uyan suç vasıflarının doğru biçimde belirlendiği, suçların maddi ve manevi unsurlarının oluştuğu, sanığın öldürme kararını ne zaman aldığının ve belli bir hazırlıkla eylemlerini gerçekleştirdiğinin kesin olarak saptanamadığı, oluşan şüpheli durumun sanık aleyhine yorumlanamayacağı, bu itibarla tasarlamanın koşullarının bulunmadığı, yargılama sonucunda oluşan kanaat ve takdire göre ceza yaptırımlarının yasal bağlamda ve gerekçeleri gösterilerek belirlendiği, ceza miktarlarında isabetsizlik bulunmadığı, maktulden sanığa yönelen haksız söz veya davranış bulunmadığından haksız tahrik indiriminin uygulanmamasının isabetli olduğu, takdiri indirimin mahkemenin takdir yetkisi kapsamında, yasal, yerinde ve yeterli gerekçelerle uygulanmamasına karar verildiği anlaşıldığından, ileri sürülen temyiz sebeplerinin incelenmesinde hükümlerde hukuka aykırılık bulunmamıştır.

IV. KARAR
1.Sanık Hakkında 6136 Sayılı Kanun’a Muhalefet Suçu ile Haberleşmenin Engellenmesi Suçundan Kurulan Hükümlere karşı Sanık Müdafiinin Temyiz İstemi Yönünden;
5271 sayılı Kanun’un 286/2-a maddesinde yer verilen; “İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adlî para cezalarına ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları”nın ve 5271 sayılı Kanun’un 286/2-d maddesinin ilgili bölümünde yer verilen; “… ilk derece mahkemelerinin görevine giren ve kanunda üst sınırı iki yıla kadar (iki yıl dâhil) hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adlî para cezalarına ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları”nın temyiz incelemesine tabi olmadığına ilişkin düzenlemeler ile incelemeye konu suçların, 5271 sayılı Kanun’un 286/3. maddesi kapsamında da bulunmadığı dikkate alındığında, sanık müdafiinin temyiz isteminin, 5271 sayılı Kanun’un 298/1. maddesi uyarınca Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle REDDİNE,

2.Sanık Hakkında Haberleşmenin Engellenmesi Suçundan Kurulan Hükme Karşı Katılan … Vekilinin Temyiz İstemi Yönünden;
Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 10.09.2024 tarihli ve 2024/2013 Esas, 2024/1129 Karar sayılı kararının kesin nitelikte olması ve katılan … vekilinin suç vasfına yönelik temyiz sebebi ile sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda hukuka aykırılık görülmemesi nedeniyle katılan … vekilinin temyiz isteminin 5271 sayılı Kanun’un 298/1. maddesi gereği oy birliğiyle REDDİNE,

3.Sanık Hakkında Kasten Öldürme, Konut Dokunulmazlığının İhlali Ve Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçlarından Kurulan Hükümlere karşı Katılanlar Vekilinin Ve Sanık Müdafiinin Temyiz İstemleri Yönünden
Gerekçe başlığı altında (2) numaralı paragrafta açıklanan nedenlerle Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 10.09.2024 tarihli ve 2024/2013 Esas, 2024/1129 Karar sayılı kararında katılanlar vekili ve sanık müdafii tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289/1. maddesi ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302/1. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKÜMLERİN ONANMASINA,

Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/1. maddesi uyarınca Kars 1. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 02.12.2025 tarihinde karar verildi.

Faydalanma Kastı Olmadan Cebren Alınan Telefon Yağma Sayılmaz; Haber Vermeyi Engelleme Amacı Varsa Haberleşmenin Engellenmesi Tartışılmalıdır

Yargıtay 6. Ceza Dairesi, 2023/19987 E. – 2025/8085 K., 30.09.2025 T.

Kararın Özeti

Sanık, arkadaşı olan mağduru hürriyetinden yoksun kılarken, mağdurun başkasına haber vermesini engellemek amacıyla telefonunu cebren almıştır. İlk derece mahkemesi, faydalanma kastı bulunmadığı gerekçesiyle nitelikli yağmadan beraat, kişiyi hürriyetinden yoksun kılmadan mahkûmiyet kararı vermiştir. Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısı, eylemin haberleşmenin engellenmesi suçunu oluşturduğunu ileri sürerek temyiz etmiştir. Yargıtay; eylemin yağma olmadığını teyit etmiş, ancak haberleşmenin engellenmesi (TCK m.124) yönünden tartışma yapılmadan beraat verilmesini eksik gerekçe sayarak hükmü bozmuştur.

Yargıtayın Gerekçesi

Tebliğnamede, yağma suçunda “yarar sağlama” özel kastı aranmadığı ve “fayda” kavramının geniş yorumlanması gerektiği; bu nedenle haber vermeyi engellemek için cebren telefon alınmasının yağma olduğu ileri sürülmüştür. Daire bu görüşe katılmamıştır. Yağma suçunun oluşması için failin faydalanma kastıyla (malik gibi tasarruf etme amacıyla) hareket etmesi zorunludur. Fail, faydalanma kastıyla değil de başka bir saikle (örneğin zarar verme veya haber vermeyi engelleme) hareket etmişse, eylem yağma suçunu oluşturmaz. Bu nedenle ilk derece mahkemesinin “faydalanma kastı yok” tespiti hukuka uygundur. Ancak mahkeme, eylemin TCK m.124’teki haberleşmenin engellenmesi suçunu oluşturup oluşturmadığını tartışmadan beraat hükmü kurduğundan, gerekçe eksik ve yetersizdir.

“…cebir ve tehdit marifetiyle malı alan fail, malik gibi tasarruf etme kastıyla hareket etmelidir.”

Değerlendirme

Bu karar, telefon/iletişim aracının cebren alınmasında suç vasfının nasıl belirleneceğini iki katmanlı biçimde ortaya koyar. Birincisi, yağmanın manevi unsuru: Yağma, “zor yoluyla hırsızlık” niteliğinde olduğundan, failin malı malik gibi tasarruf etme (faydalanma) kastıyla alması şarttır. Bu özel kast yoksa, cebir/tehdit kullanılmış olsa dahi yağma oluşmaz. Kararın önemli yönü, “fayda kavramı geniş yorumlanmalı, özel kast aranmaz” yönündeki genişletici görüşü açıkça reddederek faydalanma kastını yağmanın vazgeçilmez unsuru olarak teyit etmesidir.

İkincisi, doğru vasfın belirlenmesi: Telefon, mağdurun yardım istemesini veya durumu başkalarına bildirmesini önlemek amacıyla alınmışsa, eylem bir malvarlığı suçu (yağma/hırsızlık) değil, iletişimi kesmeye yönelik bir suçtur ve TCK m.124’teki haberleşmenin engellenmesi kapsamında değerlendirilmelidir.

Failin KastıSuç Vasfı
Malik gibi tasarruf / faydalanmaYağma (cebir/tehdit varsa) veya hırsızlık
Zarar vermeMala zarar verme
Mağdurun haber vermesini / iletişimini engellemeHaberleşmenin engellenmesi (TCK m.124)

Önemli bir usul ilkesi de şudur: Mahkeme, bir suçun (yağma) unsurlarının oluşmadığını tespit ettiğinde, eylemin başka bir suç tipini (burada haberleşmenin engellenmesi) oluşturup oluşturmadığını da değerlendirmek zorundadır; bu tartışma yapılmadan verilen beraat kararı, eksik gerekçe nedeniyle bozulur. Özellikle hürriyetten yoksun kılma, yaralama gibi suçların icrası sırasında mağdurun telefonunun haber vermesini engellemek için alınması, tipik olarak haberleşmenin engellenmesi suçunu gündeme getirir ve karar yerinde tartışılmalıdır.

Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2023/19987 E. – 2025/8085 K. Sayılı İlamı Tam Metni

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2023/607 E., 2023/1381 K.
SUÇLAR : Nitelikli yağma, kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma
HÜKÜMLER : Beraat, mahkûmiyet
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Red, bozma

Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında nitelikli yağma suçundan kurulan hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:

I. HUKUKİ SÜREÇ
A. İlk Derece
Sanık hakkında Manavgat 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 09.12.2022 tarihli 2021/223 Esas, 2022/415 Karar sayılı kararıyla nitelikli yağma suçundan açılan kamu davası hakkında 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 223/2-c maddesi uyarınca beraat; kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçundan ise 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 109/2, 109/3-a,b ve 62. maddeleri uyarınca 3 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
B. İstinaf
Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesi’nin 08.05.2023 tarihli ve 2023/607 Esas, 2023/1381 Karar sayılı kararı ile o yer Cumhuriyet savcısı ile sanık müdafiinin istinaf talebinin 5271 sayılı Kanun’un 280/1-a maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.

II. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısının temyiz istemi, sanığın beraat ettiği üzerine atılı eylemin haberleşmenin engellemesi suçunu oluşturduğuna;

Sanık müdafiinin temyiz istemi, kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçunun unsurlarının oluşmadığına ilişkindir.

B. Değerlendirme ve Gerekçe
Sanık hakkında nitelikli yağma suçundan kurulan beraat hükmü yönünden;
Her ne kadar tebliğnamede “…sanığın faydalanma kastı bulunmadığı gerekçesiyle yağma suçunun unsurları oluşmadığından beraatine dair karar verilmiş ise de, yağma suçunun kanuni tanımında hırsızlık suçundan farklı olarak “yarar sağlamak” şeklindeki özel kast aranmadığı gibi fayda kavramının maddi menfaat amacı ile sınırlı olmaksızın geniş anlamda yorumlanması gerektiği de gözetildiğinde, sanığın katılanın haber vermesini engellemek şeklindeki amaçla hareket ederek katılandan cebren cep telefonunu alması şeklinki eyleminin yağma suçunu oluşturduğu gözetilmeksizin yazılı şekilde karar verilmesi…” nedeniyle bozma kararı verilmesi talep edilmiş ise de;

Bilindiği gibi ceza hukumuzun temelini “kast” oluşturur. Bu durum 5237 sayılı Kanun’un 21 inci maddesinde; “…Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir…” şeklinde tanımlanmıştır. Maddenin gerekçesinde ise; “…Kast, kişi ile işlediği suçun maddî unsurları arasındaki psikolojik bağı ifade etmektedir. Suçun kanuni tanımındaki maddî unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi, kastın varlığı için zorunludur…” aynı hususu açıklamakta ve teyit etmektedir. Kasıt, suçun kanuni tanımındaki unsurları bilerek ve isteyerek gerçekleştirmektedir. Kural olarak her suçun zorunlu ögesidir. Yağma suçunda kasıt hem cebir veya tehdit hem de malın alınmasını kapsamalıdır. Failin malın başkasına ait olduğunu bilmesi ve bunu faydalanmak amacıyla zor kullanarak almayı istemesi manevi unsurdur. Yağma suçu için bu durumu genel kast kabul edecek olursak yani failin cebirle veya tehditle başkasına ait taşınır bir malı isteyerek alması veya teslimini sağlaması gerekir. Ancak bu tek başına yetmez ayrıca faydalanma amacının da bulunması gerekir. Yağma suçunda rızası olmama yerine rızanın zorla alınması sözkonusudur. Rıza sağlanarak daha doğrusu teslimi veya geri alınmasını engellemek için cebir veya tehdit kullanmak istemesi ve malın teslimini sağlamak için cebir veya tehdide (zor) başvurmalıdır. Almadaki amaç faydalanma olmalıdır. Eğer fail faydalanma kastı ile değil de başka bir kasıtla mesela zarar verme amacıyla hareket etmiş ise eylem yağma değil mala zarar verme suçunu oluşturacaktır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 07.10.2019 tarihli, 2158/4577 Esas ve Karar sayılı; 26.01.2016 tarihli, 2015/6-709 Esas ve 2016/33 Karar sayılı; 18.11.2014 tarihli, 810/501 Esas ve Karar sayılı; 20.05.2014 tarihli, 617/271 Esas ve Karar sayılı; 25.02.2014 tarihli, 678/98 Esas ve Karar sayılı; yine 05.07.2013 tarihli, 1548/346 esas ve karar sayılı kararlarında da belirtildiği üzere ve özetle;

“… Yağmanın temel şeklinin düzenlendiği 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 148/1. maddesi uyarınca; kişinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştirileceği ya da mal varlığı bakımından büyük bir zarara uğratılacağından bahisle tehdit ederek veya cebir kullanarak, bir malı teslime veya alınmasına karşı koymamaya mecbur bırakılması yağma suçunu oluşturur. Suç anılan değerlere yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle tehdit veya cebir kullanılması suretiyle gerçekleşir. Yağma; başkasının zilyetliğindeki taşınabilir malın, zilyedin rızası olmadan faydalanmak amacıyla cebir veya tehdit kullanmak suretiyle alınması olduğundan “zor yoluyla hırsızlık”, bir kişiye karşı kullanılan icbar araçlarıyla haksız bir menfaat elde etmek..” şeklinde tanımlanmıştır. Neticeten, yağma suçunun oluşabilmesi için sanığın faydalanma kastı hareket etmesi gerekir. Diğer bir deyişle, cebir ve tehdit marifetiyle malı alan fail, malik gibi tasarruf etme kastıyla hareket etmelidir. Bu nedenle somut olayda, ilk derece mahkemesince sanığın faydalanma kastı ile hareket etmediği tespitinde bir hukuka aykırılık görülmediğinden tebliğnamedeki görüşe iştirak edilmemiştir.

İlk derece mahkemesince nitelikli yağma suçundan kurulan beeraat hükmünün gerekçesinin “Sanıkların arkadaşı olan mağdurun telefonunu faydalanmak maksadı ile almayarak eylemi yukarıda belirtilen kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu işlemeleri nedeniyle mağdurun başkasına haber vermesini engellemeye yönelik olduğu anlaşılmakla” şeklinde açıklandığı anlaşılmakla, mahkeme kabulüne sanığın eyleminin 5237 sayılı Kanun’un 124. maddesinde yer alan “Haberleşmenin Engellenmesi” suçunu oluşturup oluşturmadığı tartışılmadan eksik ve yetersiz gerekçe ile yazılı şekile beraat kararı verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.

III. KARAR
1. Sanık Hakkında Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Bırakma Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden;
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinde yer verilen; “İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adlî para cezalarına ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları”nın temyiz incelemesine tabi olmadığına ilişkin düzenleme ile incelemeye konu suçun, aynı Kanun’un 286 ncı maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında da bulunmadığı dikkate alındığında, sanık müdafiinin temyiz isteminin, 5271 sayılı Kanun’un 298 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle REDDİNE,

2. Sanık Hakkında Nitelikli Yağma Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden;
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısının temyiz istemi yerinde görüldüğünden Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin, kararının 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği gerekçesi Tebliğname gerekçesine uygun olarak oy birliğiyle BOZULMASINA,

Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/2-a. maddesi uyarınca Manavgat 1. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine,

30.09.2025 tarihinde karar verildi.

Haberleşmenin Engellenmesi Suçu Değerlendirme

Görüldüğü üzere haberleşmenin engellenmesi suçu (TCK 124), özellikle failin kastının doğru belirlenmesi (haberleşmeyi engelleme mi, hırsızlık mı), hukuka uygun sınırlamalarla sınırı ve haberleşmenin gizliliğini ihlal suçundan farkı bakımından teknik bir alandır. Eylemin hangi suça gireceği ve hangi fıkra kapsamında değerlendirileceği, karşılaşacağınız sonucu kökten değiştirebilir.

İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.

Av. Sinan Karabacak – Cep Tel: +90 535 671 88 95

Benzer Yazılar

Bir Yorum

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir