Haksız Tahrik Nedir? (TCK-29) Şartları ve Ceza İndirimi

haksız tahrik

Haksız tahrik, bir kişinin kendisine veya bir başkasına yönelen haksız bir fiilin doğurduğu hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işlemesi hâlinde, Türk Ceza Kanunu madde 29 uyarınca cezada zorunlu indirim uygulanmasını sağlayan; ağırlaştırılmış müebbet hapis yerine 18-24 yıl, müebbet hapis yerine 12-18 yıl, diğer hâllerde ise cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadar indirilmesi sonucunu doğuran bir kusurluluğu azaltan nedendir. Haksız tahrik bir hukuka uygunluk nedeni değildir; fiil suç olmaya devam eder, yalnızca failin kusur yeteneğindeki azalma nedeniyle cezası indirilir.

Bu yazıda TCK 29’un aradığı şartlar, indirim oranının hangi ölçütlere göre belirlendiği, ilk haksız hareketin kimden geldiğinin neden belirleyici olduğu ve meşru savunma ile karıştırılan noktalar; Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun güncel kararları ışığında ele alınmıştır. Somut bir soruşturma veya kovuşturmada haksız tahrik iddiasının nasıl ileri sürülmesi ve ispat edilmesi gerektiği konusunda mutlaka bir ceza avukatına danışılması gerektiğini önemle belirtmek isteriz.

TCK 29 Haksız Tahrik Maddesinin Metni

TCK 29/1 hükmü şu şekildedir:

“Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine onsekiz yıldan yirmidört yıla ve müebbet hapis cezası yerine oniki yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hâllerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir.”

Madde, 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK ile bugünkü hâlini almıştır. 765 sayılı eski Ceza Kanunu’nda yer alan “ağır tahrik” – “hafif tahrik” ayrımı bu düzenlemeyle kaldırılmış; bunun yerine hâkime, tahriki oluşturan olayın somut özelliklerine göre kanunda gösterilen iki sınır arasında makul bir indirim yapma yetkisi tanınmıştır.

Haksız Tahrik İndiriminin Şartları Nelerdir?

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2021/262 E., 2021/660 K. sayılı kararında haksız tahrik hükmünün uygulanabilmesi için aranan şartları istikrar kazanmış içtihadı doğrultusunda dört maddede toplamıştır. Maddeler hâlinde saymak gerekirse haksız tahrik indiriminin uygulanabilmesi için;

  1. Tahriki oluşturan haksız bir fiil bulunmalıdır.
  2. Fail, bu fiilin doğurduğu öfke veya şiddetli elemin etkisi altında kalmalıdır.
  3. Failin işlediği suç, bu ruhsal durumun bir tepkisi olmalıdır.
  4. Haksız tahrik teşkil eden eylem, mağdurdan (veya maktulden) sâdır olmalıdır.

Bu dört şarttan herhangi birinin gerçekleşmediği durumda tahrik indirimi uygulanmaz. Özellikle dördüncü şart uygulamada en çok tartışılan noktadır: tahrik teşkil eden davranış üçüncü bir kişiden gelmişse ve fail bu üçüncü kişi yerine mağdura yönelmişse, kural olarak haksız tahrik hükmünden yararlanılamaz.

Ağır Tahrik – Hafif Tahrik Ayrımı Kalktı mı?

Evet, bugün yürürlükte olan hukukumuzda ağır tahrik – hafif tahrik şeklinde kanuni bir ayrım bulunmamaktadır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2021/262 E., 2021/660 K. sayılı kararında bu değişikliği şöyle özetlemiştir: “01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda, 765 sayılı Kanun’da yer alan ‘ağır – hafif tahrik’ ayırımına son verilerek; tahriki oluşturan eylem, somut olayın özelliklerine göre hâkim tarafından değerlendirilip, sanığın iradesine etkisi göz önünde bulundurulmak suretiyle, maddede gösterilen iki sınır arasında belirlenen oranda cezasından makul bir indirim yapılacağı hüküm altına alınmıştır.” Uygulamada hâlâ “hafif düzeyde tahrik”, “yoğun/ağır tahrik” gibi ifadeler kullanılsa da bunlar artık ayrı bir hukuki kategori değil, hâkimin dörtte bir ile dörtte üç arasındaki oranı belirlerken kullandığı bir derecelendirmedir.

İndirim Oranı Nasıl Belirlenir?

Hâkim, TCK 29’un çizdiği alt (1/4) ve üst (3/4) sınır arasındaki oranı belirlerken tek bir kritere değil, somut olayın bütününe bakar. Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2013/665 E., 2014/66 K. sayılı kararında bu ölçütleri şöyle sıralamıştır: “tahrik nedeniyle yapılacak indirimin oranı belirlenirken, haksız tahriki oluşturan hareketin işleniş şekli, yeri, niteliği, zamanı, yöresel şartlar ve tahrik eden ile edilenin durumları gözönüne alınıp değerlendirilmelidir.”

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2011/47 E., 2011/56 K. sayılı kararında bu ölçütü şu ilkeyle tamamlamıştır: “haksız hareket bu özellikleri itibariyle yoğun ve önemli boyutlara ulaşmışsa ancak bu takdirde haksız tahrikin ağır ve şiddetli olduğu kabul edilmelidir.” Başka bir deyişle, indirim oranının üst sınıra yaklaşması için tahriki oluşturan eylemin ciddi bir ağırlığa ulaşması gerekir; sıradan bir sözlü tartışma tek başına en üst oranda indirimi haklı çıkarmaz. Aynı ilkenin somut bir uygulaması, trafikte yol verme tartışmasından çıkan bir olayda karşımıza çıkar.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2020/122 E., 2021/533 K. sayılı kararında, maktulün aracını sanığın önüne çekip inip kafa atmasını “tek ve basit bir haksız hareket” olarak nitelendirmiş ve şu sonuca varmıştır: “Maktulden kaynaklanan ve sanığa yönelen haksız fiil oluşturan söz ve davranışların ulaştığı boyut dikkate alınarak yapılan indirim sonucu tayin edilen 16 yıl hapis cezasının makul olmadığı kabul edilmelidir.” Kurul bu olayda asgari orandan uzaklaşan bir indirimi hatalı bularak kararı bozmuştur.

İlk Haksız Hareketi Kim Yaptı? İspat Edilemezse Ne Olur?

Haksız tahrikin uygulanabilmesi için, tahriki oluşturan ilk haksız hareketin mağdurdan/maktulden geldiğinin ortaya konması gerekir. Uygulamada özellikle karşılıklı kavga, tartışma veya arbede şeklinde gelişen olaylarda ilk hareketin kimden geldiğini kesin olarak tespit etmek çoğu zaman mümkün olmaz. Bu durumda Yargıtay, sanık lehine bir çözüm benimser. Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2011/47 E., 2011/56 K. sayılı kararında bu ilkeyi şöyle ifade etmiştir: “failin, ilk haksız hareketin mağdurdan veya maktulden kaynaklandığına ilişkin savunmasının aksinin ispatlanamaması durumunda, ‘kuşkudan sanık yararlanır’ ilkesi uyarınca sanık yararına haksız tahrik hükümleri uygulanmaktadır.”

Dengenin Bozulması Kuralı: Karşılıklı Tahrikte Ne Olur?

Taraflardan her ikisinin de birbirine yönelik haksız davranışlarda bulunduğu, yani “karşılıklı tahrikin” söz konusu olduğu olaylarda hâkimin ne yapması gerektiği de Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2021/262 E., 2021/660 K. sayılı kararında açıklığa kavuşturulmuştur. Karara göre, “karşılıklı tahrik oluşturan eylemlerin varlığı hâlinde, fail ve mağdurun yek diğeri yönünden tahrik oluşturan bu haksız davranışları birbirlerine oranla değerlendirilmeli, öncelik-sonralık durumları ile birbirlerine etki-tepki biçiminde gelişip gelişmediği göz önünde tutulmalıdır.” Bu değerlendirme sonucunda, failin başlangıçtaki haksız davranışına gösterilen tepkide aşırılık ve açık bir oransızlık saptanırsa, bu kez ilk hareketi yapan taraf da -kendi payına düşen oranda- haksız tahrik hükümlerinden yararlandırılır. Kısacası “dengenin bozulması”, ilk tahriki yapanın karşı taraftan gelen ölçüsüz tepki nedeniyle bizzat mağdur konumuna düşmesi anlamına gelir.

Eşin Sadakatsizliği Haksız Tahrik Sayılır mı?

Eşinin başka biriyle birlikte olduğunu öğrenen veya bizzat gören kişinin işlediği suçlarda haksız tahrik indiriminin oranı, Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında somut olayın özelliklerine göre farklı sonuçlara bağlanmıştır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2013/665 E., 2014/66 K. sayılı kararda, eşiyle ilişkisi olduğu iddia edilen kişiyi öldüren sanığa dosyada ilişkinin cinsel boyuta ulaştığına dair delil bulunmamasına rağmen en üst oranda indirim uygulanması hatalı bulunmuştur; Kurul, “maktulden kaynaklanan ve haksız tahrik oluşturduğu kabul edilen eylemin ulaştığı boyuta göre indirim yapılması gerekirken… en üst… oranda indirim yapılmasının usul ve kanuna aykırı” olduğuna hükmetmiştir.

Buna karşılık Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2014/358 E., 2016/268 K. sayılı kararda, sanığın eşini evinde maktulle cinsel ilişki hâlinde bizzat yakaladığı somut olayda en üst oranda indirim isabetli bulunmuş; Kurul bu kez “haksız tahrikin ulaştığı boyuta göre yerel mahkemece takdir edilen en üst oranda haksız tahrik indiriminin adil ve yerinde olduğu” sonucuna varmıştır. Bu iki karar birlikte değerlendirildiğinde, aldatma iddiasının soyut kalması ile fiilen ve ansızın tanık olunması arasındaki fark, uygulanacak indirim oranını doğrudan etkilemektedir. Haksız tahrik altında bir suç işlediyseniz sürecin en başından itibaren ceza sorumluluğunun esasları alanında deneyimli bir ceza avukatıyla çalışmak sağlıklı olacaktır.

Alacağını Tahsil Edememe veya Dolandırılma Haksız Tahrik midir?

Bir kişinin alacağını tahsil edememesi veya dolandırıldığını düşünmesi, tek başına ve otomatik olarak en üst oranda haksız tahrik indirimini haklı çıkarmaz; çünkü hukuk düzeni, hakkını aramak isteyen kişiye yasal yollara başvurma imkânı tanımaktadır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2011/47 E., 2011/56 K. sayılı kararında, arazi satışında dolandırıldığını düşünen ve zararını gideremeyen sanığın maktulleri öldürmesi olayında, sanığın “hukuksal yollara başvurarak hakkını yasal zeminde arama çabası içerisine girmemiş” olduğunu vurgulayarak en üst oranda uygulanan indirimi bozmuştur. Kurul, tahriki oluşturan eylemin (dolandırılma, oyalanma, tehdit edilme) ulaştığı somut boyuta göre daha düşük bir oranda indirim yapılması gerektiğini belirtmiştir.

Haksız Tahrik ile Meşru Savunma Arasındaki Fark

Haksız tahrik ile meşru savunma uygulamada sıkça karıştırılır, ancak hukuki sonuçları taban tabana zıttır: meşru savunma bir hukuka uygunluk nedeni olduğu için fail hiç cezalandırılmaz, haksız tahrik ise yalnızca cezada indirim sağlar; fiil suç olmaya devam eder.

ÖlçütMeşru SavunmaHaksız Tahrik
Hukuki niteliğiHukuka uygunluk nedeniKusurluluğu azaltan neden
Saldırının zamanıHâlen devam eden bir saldırıSona ermiş bir haksız fiile duyulan öfke/elem
SonucuCeza verilmezCeza indirilir
AmaçSaldırıyı o an defetmekGeçmişteki haksızlığa tepki

Bu iki kurum arasındaki sınır, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2011/1-436 E., 2012/190 K. sayılı kararında şöyle çizilmiştir: “Meşru müdafada bulunan kişinin fiili, saldırgan açısından haksız tahrik olarak değerlendirilemez. Zira hukuk düzenini ilk ihlal eden kendisidir.” Aynı kararda, saldırı sona erdikten sonra işlenen bir fiil için de önemli bir ölçüt getirilmiştir: fail, “kendisini korumak için değil, sona ermiş olan saldırıdan duyduğu hiddet veya şiddetli elemin etkisiyle hareket etmiş” ise artık bir “tepki suçu” işlemiş sayılır ve olay meşru savunmanın sınırının aşılması değil, haksız tahrik kapsamında değerlendirilir. Kurul bu ayrımı netleştirmek için ayrıca şu ölçütü eklemiştir: “Failin niyeti, fiilin icra tarzına ve ruh haline göre ciddi bir saldırının defedilmesinden ziyade, kin duygusunu tatmine yönelik ise ‘meşru savunmanın’ sınırlarını aşma değil, ancak haksız tahrik söz konusu olabilecektir.” Somut olayda kendisine yönelik cinsel saldırı girişimi sona erdikten sonra saldırganı 11 bıçak darbesiyle yaralayan sanık hakkında, saldırı ile savunma arasında oran bulunmaması nedeniyle meşru savunma değil haksız tahrik hükümlerinin uygulanması gerektiğine karar verilmiştir.

Haksız Tahrik Hangi Durumlarda Uygulanmaz?

Aşağıdaki hâllerde haksız tahrik indirimi kural olarak uygulanmaz:

  • Failin kendi haksız davranışının bir sonucu olarak ortaya çıkan tepkilerde (ilk haksız hareketi bizzat fail yapmışsa).
  • Hukuka uygun bir davranışa (örneğin kolluğun yasal müdahalesine veya meşru savunmada bulunan kişinin fiiline) verilen tepkilerde.
  • Kan gütme saikiyle veya töre saikiyle işlenen kasten öldürme suçlarında (TCK 82/1-k gereği bu suç, en ağır nitelikli hâl olarak düzenlenmiştir ve haksız tahrik indirimiyle bir arada değerlendirilemez).
  • Aradan uzun bir süre geçmesi nedeniyle hiddet veya şiddetli elemin yatışmış olduğu durumlarda.
  • Yalnızca hukuki bir uyuşmazlığın (borç, alacak, mülkiyet ihtilafı) varlığında, hakkın yasal yollarla aranması mümkünken buna başvurulmamışsa.

Haksız Tahrik Kasten Yaralama ve Kasten Öldürme Dışında Uygulanır mı?

Evet, haksız tahrik TCK 29’da genel bir hüküm olarak düzenlenmiş olup yalnızca kasten yaralama ve kasten öldürme suçlarıyla sınırlı değildir; hakaret, tehdit, mala zarar verme gibi kasten işlenen diğer birçok suç tipinde de şartları oluştuğu takdirde uygulanabilir. Buna karşılık taksirli suçlarda -failin zaten kast unsuru bulunmadığından- haksız tahrik hükmünün uygulama alanı bulamayacağı doktrin ve uygulamada genel kabul gören bir görüştür.

Konu İle İlgili Yargıtay Kararları ve Analizleri

Olası Kastla İşlenen Suçlarda Haksız Tahrik İndirimi İçin Haksız Fiilin Maktulden Kaynaklanması Şarttır

Yargıtay Ceza Genel Kurul, 2013/441 E. – 2014/123 K., 11.03.2014 T.

Kararın Özeti

Sanık, kavga ettiği şahsa tabanca ile ateş açtığı sırada araya giren ve kavgayı engellemeye çalışan maktulü boynundan vurarak ölümüne sebebiyet vermiştir. İlk derece mahkemesi, sanığın eylemini olası kastla adam öldürme olarak kabul etmiş, ancak sanığın haksız bir kavga ortamında bulunmasının yarattığı ruhi durumu gözeterek lehine haksız tahrik indirimi uygulamıştır. Cumhuriyet savcısı ve sanık müdafiinin temyizi üzerine Yargıtay 1. Ceza Dairesi, maktulden kaynaklanan haksız bir fiil bulunmadığı gerekçesiyle hükmü bozmuştur. Yerel mahkemenin direnme kararı vermesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay Ceza Genel Kurulu, maktulden sadır olan haksız bir eylem bulunmadığı için haksız tahrik hükümlerinin uygulanamayacağına karar vererek direnme hükmünü bozmuştur.

Yargıtayın Gerekçesi

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 5237 sayılı TCK’nın 29. maddesinde düzenlenen haksız tahrik hükmünün uygulanabilme şartlarını incelemiştir. Kararda, haksız tahrikin kusur yeteneğini ve iradeyi zayıflatan bir ceza sorumluluğunu azaltan neden olduğu belirtilmiştir. Haksız tahrik indiriminin yapılabilmesi için kurallardan birinin “haksız tahrik teşkil eden eylemin mağdurdan sadır olması” olduğu vurgulanmıştır. Somut olayda sanığı hiddet veya şiddetli elem etkisinde bırakan bıçakla yaralama gibi haksız fiillerin beraat eden diğer şahıs tarafından gerçekleştirildiği, ölen maktulün ise kavgayı ayırmaya çalışan ve sanığa engel olmaya çalışan bir üçüncü kişi olduğu saptanmıştır. Olası kastla işlenen suçlarda da haksız tahrik uygulanabileceği ancak failin tepki fiilinin doğrudan haksız fiili gerçekleştiren kişiye yönelmesi gerektiği, haksız eylemle ilgisi bulunmayan maktule yönelik bu indirimin yapılmasının hukuka aykırı olduğu saptanmıştır.

“…hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında işlenen suçun, haksız fiili gerçekleştiren kişiye yönelik olması, diğer bir deyişle haksız tahrik teşkil eden fiilin mağdurdan kaynaklanması gerekmektedir. Haksız fiili gerçekleştirmemiş veya buna iştirak etmemiş ilgisiz üçüncü bir kişiye karşı suç işlendiğinde, haksız tahrik hükümlerinin uygulanma imkanı bulunmamaktadır.”

Değerlendirme

Bu karar, ceza sorumluluğunu azaltan nedenlerden biri olan haksız tahrikin şahsiliği ilkesini ve sınırlarını kesin bir biçimde ortaya koyan temel bir ilke kararıdır. Yargıtay, suçun olası kastla işlenmiş olmasının, tahrik hükümlerinin genel uygulama mantığını değiştirmeyeceğini hüküm altına almıştır. Fail, haksız bir saldırının yarattığı büyük bir öfke ve elemin etkisi altında kalmış olsa bile, bu öfkesini yansıtarak zarar verdiği kişinin bizzat o haksız fiilin faili veya iştirakçisi olması aranır. Olayı yatıştırmak amacıyla iyi niyetle araya giren üçüncü kişilerin, tarafların birbirine duyduğu öfkenin neticelerine katlanması ve faile bu gerekçeyle ceza indirimi yapılması ceza adaleti ve hakkaniyet ilkeleriyle bağdaşmaz. Genel Kurul, kusur durumundaki azalmanın ancak haksızlığı yapan kişiye gösterilen tepkiyle sınırlı kalması gerektiğini belirterek, hedef sapsa veya olası kastla üçüncü bir kişi zarar görse dahi masum mağdurlar aleyhine tahrik indiriminin genişletilemeyeceğini netleştirmiştir.

Yargıtay Ceza Genel Kurul, 2013/441 E. – 2014/123 K., 11.03.2014 T. Tam Metni

“İçtihat Metni”

Olası kastla öldürme suçundan sanık M.. B..’un 5237 sayılı TCK’nun 81, 21/2, 29, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 12 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin, Bakırköy 7. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 20.12.2010 gün ve 66-374 sayılı hükmün sanık müdafii ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 19.03.2012 gün ve 6873-1912 sayı ile;
“…Sanığın, kavga sırasında tabanca ile ateş ettiği sırada, olay yerinde bulunan ve kavgayı ayırmaya çalışan maktûl Burhan’ın da isabet alıp yaralanabileceğini ya da ölebileceğini öngörmesine karşın eylemine devam ettiği, atışı sonucu maktûlün isabet alarak öldüğü olayda; maktûlden kaynaklanan, sanığa yönelik haksız fiil olarak kabul edilebilecek herhangi bir söz ya da davranış bulunmadığı halde, sanık lehine haksız tahrik hükmünün uygulanması suretiyle eksik ceza tayini” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel mahkeme ise 28.06.2012 gün ve 200-256 sayı ile;
“…Birbirini takiben gerçekleşen ve asıl kavganın tarafları olan sanık Mehmet ile Mustafa’nın karşılıklı birbirlerine ateş etmeleri ve bu sırada olay yerinde bulunan ve olayı engellemeye çalışan maktûl Burhan’ın ölümü ile sonuçlanan olay örgüsü içinde; maktûlden kaynaklanmamakla birlikte sanık hakkında TCK’nun 29. maddesini uygulanabilir kılan ruh haline sokacak koşulların bulunduğu şüphesizdir.
…TCK’nun 29. maddesinde haksız bir hareketten ve salt suçun işlendiği anda failin bu haksız hareketin etki alanında bulunmasından bahsedildiği, bu hareketin kaynağının kim/kimler olması gerektiği hakkında uygulanabilirlik yönünden bir sınırlandırmaya gidilmediği; maktûlden kaynaklanmamakla birlikte maktûlün ölümü sonucunu doğuran ve elindeki silahı ateşlemesi ile sanığı, olayın gerçekleşmesi anına getiren ve var olduğu kabul gören haksız fiil niteliğindeki hareketlerin arasındaki kesintisiz irtibat dikkate alındığında suç teşkil eden eylemin kimin açısından sonuç doğurduğu yolunda bir ayırıma gidilmeksizin, olayın meydana geliş şekli ve bu olaya münhasır olarak, gerçekleşen olası kastla ölüme sebebiyet vermek suçunun somut olaydaki vasıf ve niteliğine nazaran sanık lehine TCK’nun 29. maddesinin uygulanabilirlik koşullarının oluştuğu değerlendirilmiştir.
Diğer taraftan; eylemin maktûl dışında, haksız fiilde bulunan ve kavgaya karışan bir başkasına karşı gerçekleştirilmesi halinde haksız fiil niteliğinde olduğu kabul görecek olan bu olguların, olayı yatıştırmak amacıyla araya giren ve tek bir mermi isabetiyle ölümüne sebebiyet verilen maktûle karşı işlenen, kusur ve haksızlık içeriği doğrudan kasta göre daha az olan olası kastla öldürme suçunda da haksız fiil oluşturduğu, asli netice bakımından koşulları bulunan haksız tahrik hükmünün meydana gelen tali netice bakımından da gerçekleşeceği, sadece bu fiillerin maktûl kaynaklı olmadığından bahisle madde uyarınca uygulama yapılmamasının hakkaniyet kuralına uygun düşmeyeceği” gerekçesi ile ilk hükümde direnilmesine karar vermiştir.
Bu hükmün de sanık müdafii ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının “bozma” istekli 30.05.2013 gün ve 245051 sayılı tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanık M..T..hakkında kurulan beraat hükmü temyiz edilmeksizin kesinleşmiş olup inceleme, sanık M.. B.. hakkında olası kastla öldürme suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüyle sınırlı olarak yapılmıştır.
Olası kastla öldürme suçunun sübutuna ilişkin bir uyuşmazlık ve bu kabulde dosya kapsamı itibarıyla da herhangi bir isabetsizlik bulunmayan somut olayda, Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nun 29. maddesi uyarınca haksız tahrik hükümlerinin uygulanma şartlarının oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Sanık M.. B..’un suç tarihinde öğlen saatlerinde minübüs durağına giderken 12-13 yaşlarında olan Fatih’le karşılaştığı, kendisine sinkaflı küfürler eden Fatih’e öfkelenip yanında mahallenin gençlerinden Emrah ve Zeki olduğu halde onu takip ederek girdiği evin kapısını çaldığı, beraat eden sanık Mustafa, kız arkadaşı, kız arkadaşının kardeşi Türkan ve onun erkek arkadaşı Halit’in yaşadığı evin kapısını Türkan’ın açtığı, sanığın kendisine küfrettiğini söyleyerek Fatih’i darp etmeye çalıştığı sırada arka odada uyuyan Mustafa’nın gürültü nedeniyle uyanarak geldiği, sanığın küfrettiğinden bahsederek Fatih’e vurması üzerine Mustafa’nın müdahale ettiği, sanığın yanındaki iki gençle birlikte geri döndüğü, kısa bir süre sonra mahalledeki gençlerden birinin “arkana dikkat et” diyerek uyarması üzerine döndüğünde elinde bıçak olan Mustafa’yı gördüğü, sözlü olarak tartıştıkları, Emrah ve Zeki’nin Mustafa’nın bıçağı kullanmasına engel oldukları, tartışma sırasında küfreden sanığa Mustafa’nın “bana bu mahallede küfredemezsin” diye bağırdığı,
Aynı gün akşam iki arkadaşını eve çağıran Mustafa’nın onlara silah getirip getirmediklerini sorduğu, Türkan’ın arkadaşı Halit’in bir süre sonra evden dışarı çıkarak aracına bindiği, mahalledeki birkaç kişi tarafından aracının çevrildiği, aracı çalıştıran Halit’in olay yerinden uzaklaştığı, öğle saatlerinde yaşanan olaya da öfkelenmiş olan Mustafa’nın yanındaki iki şahısla birlikte evden bıçak da alarak dışarı çıktığı, 1460. sokağa geldikleri, burada sanık Mehmet, iki oğlu ve oğullarının yakın arkadaşı olan 22 yaşındaki maktûl Burhan ile karşılaştıkları, iki grup arasındaki tartışmanın kavgaya dönüştüğü, beraat eden sanık Mustafa’ya tokat atan sanık Mehmet’in kalçasından 3 cm olacak şekilde bıçakla yaralandığı, yanında getirdiği tabancasını eline alınca maktûl Burhan’ın “Mehmet amca, yapma” diyerek sanık Mehmet’e engel olmaya çalıştığı, sanığın bir kez ateş ettiği, Burhan’ın yere düştüğü, kaldırıldığı hastanede hayatını kaybettiği, ateşli silaha ait merminin boynundan girip göğüs bölgesinden çıktığının belirlendiği,
Sanık Mehmet hakkında düzenlenen 22.08.2008 günlü adli rapora göre, sol gluteal bölgede 3×1 cm bıçak kesisi olduğu, sütur atılmış hale geldiği, hayati tehlikeye sokan bir durum olmadığı ve basit tıbbi müdahale ile giderilebilir nitelikte olduğu,
Anlaşılmaktadır.
5237 sayılı Türk Ceza Kanununun Birinci Kitap, İkinci Kısımda, “Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenler” başlıklı İkinci Bölümde yer alan “haksız tahrik” 29. maddede;
“Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine onsekiz yıldan yirmidört yıla ve müebbet hapis cezası yerine oniki yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hâllerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir” şeklinde, ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak hüküm altına alınmıştır.
5237 sayılı TCK’nda tahrikle ilgili olarak, 765 sayılı TCK’nda yer alan ağır tahrik-hafif tahrik ayırımına son verilmiş ve tahriki oluşturan fiilin, somut olayın özelliklerine göre hâkim tarafından değerlendirilmesi ve sanığın iradesi üzerindeki etkisi göz önüne alınarak maddede gösterilen iki sınır arasında belirlenen oranda indirim yapılması şeklinde bir düzenlemeye gidilmiştir.
Ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak düzenlenen haksız tahrik; kişinin haksız bir fiilin kendisinde meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işlemesi durumunda kusur yeteneğindeki azalmayı ifade etmektedir. Bu halde fail suç işleme yönünde önceden bir karar vermeksizin, dışarıdan gelen etkinin ruhsal yapısında meydana getirdiği karışıklığın bir sonucu olarak suç işlemeye yönelmektedir. Bu yönüyle haksız tahrik, kusurun irade unsuru üzerinde etkili olan bir nedendir. Başka bir anlatımla haksız tahrik halinde failin iradesi üzerinde bir zayıflama meydana gelmekte, böylece haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altındaki kişinin suç işlemekten kendisini alıkoyma yeteneği önemli ölçüde azalmış bulunmaktadır.
Yerleşmiş yargısal kararlar ve doktrinde yer alan baskın görüşlere göre, 5237 sayılı TCK’nun 29. maddesinde yer alan haksız tahrik hükümlerinin uygulanabilmesi için şu şartların birlikte gerçekleşmesi gereklidir:
a) Tahriki oluşturan bir fiil bulunmalı,
b) Bu fiil haksız olmalı,
c) Fail öfke veya şiddetli elemin etkisi altında kalmalı,
d) Failin işlediği suç, bu ruhi durumun tepkisi olmalı,
f) Haksız tahrik teşkil eden eylem, mağdurdan sadır olmalıdır.
Uyuşmazlığa konu olayda, diğer şartların gerçekleştiği konusunda bir tereddüt bulunmaması nedeniyle, haksız tahrik hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının belirlenmesi açısından, (f) bendinde yer alan haksız tahrik teşkil eden eylemin mağdurdan sadır olma şartının gerçekleşip gerçekleşmediği üzerinde durulmalıdır.
Mağdurun haksız bir fiili sonucunda hiddet veya şiddetli elem etkisinde kalan failin, tahrik edene karşı bir suç işlediğinde kusurunun azaldığı, iradesinde bir zayıflama meydana geldiği, suç işlemekten kendini alıkoyma yeteneğinin ve ceza sorumluluğunun azaldığı kabul edilmiştir.
Haksız tahriki oluşturan ve faili öfke veya şiddetli elem etkisi altında bırakan haksız fiilin, failin huzurunda veya ona yönelik olarak gerçekleştirilmesi şart olmayıp, faile yönelik olarak gerçekleştirilebileceği gibi, yakınlarına, tanıdıklarına, sevdiği kişilere veya tanımamakla birlikte durumundan etkileneceği üçüncü kişilere karşı da gerçekleştirilmesi mümkündür. Böylece failden başkasına yöneltilen haksız bir fiilin de faili öfke veya elem durumuna sokabileceği kabul edilmiştir.
Buna karşılık, hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında işlenen suçun, haksız fiili gerçekleştiren kişiye yönelik olması, diğer bir deyişle haksız tahrik teşkil eden fiilin mağdurdan kaynaklanması gerekmektedir. Haksız fiili gerçekleştirmemiş veya buna iştirak etmemiş ilgisiz üçüncü bir kişiye karşı suç işlendiğinde, haksız tahrik hükümlerinin uygulanma imkanı bulunmamaktadır.
Diğer bir anlatımla, haksız tahrik oluşturan fiilin mağdur tarafından gerçekleştirilmesi ve hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında işlenen suçun da haksız fiili gerçekleştiren kişinin zararına işlenmiş olması gerekmekte olup, mağdurun yakını dahi olsa üçüncü bir kişi tarafından gerçekleştirilen haksız fiil, mağdura yönelik işlenen suç bakımından haksız tahriki oluşturmayacaktır. Bir kimsenin haksız tahrik sayılabilecek fiilinin etkisi altında kalan kişinin haksız eylemle ilgili bulunmayan üçüncü kişiye ya da devlete veya topluma karşı bir suç işlemesi hâlinde haksız tahrik hükümleri uygulanamayacaktır.
Nitekim öğretide de; “Tepki fiilinin tahrik eden zararına işlenmesi gerekir. Tahriki oluşturan hareketle bir ilgisi olmayan 3. kişilere karşı işlenen suçlarda haksız tahrik hükmü uygulanamaz. Bu bakımdan tepkiyi oluşturan suçun hedefi tahrikçi veya onun sahip olduğu şey olmalıdır” (Mehmet Emin Artuk – Ahmet Gökçen – Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, 8. Bası, Ankara, 2014, s.489), “Suç tahrik teşkil eden haksız fiili gerçekleştiren kişiye karşı işlenmiş olmalıdır. Şayet tahrik eden kişi ile suçun mağduru farklı kişilerse haksız tahrik hükmü uygulanamaz. Örneğin babanın haksız fiiline öfkelenen kişinin baba yerine oğlunu dövmesi halinde, fail haksız tahrikten yararlanamayacaktır” (Mahmut Koca – İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 6. Bası, Ankara, 2013, s.322), “…Diğer bir koşul ise tahrik altında gösterilen tepkinin doğrudan doğruya haksız fiili gerçekleştiren kişiye yönelmiş olması veya onun zararına bir sonuç doğurmuş olmasıdır” (Hamide Zafer, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayımcılık, 3. Bası, İstanbul, 2013, s. 373), “Mağdurdan kaynaklanan bir haksız hareket nedeniyle fiili işleyen kimse mağdur dışından başka kimselerin de isabet alacağını öngörmesine rağmen sonucu kabullenerek olası kastla fiili işliyorsa, olası kastla isabet ettirdiği kimseler bakımından haksız tahrik hükümlerinden yararlanamaz. ..Tepkinin tahriki teşkil den fiili yapan kimseye yönelmiş olması şarttır” (Hakan Hakeri, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, 12. Bası, Ankara, 2011, s.352 ve 359) şeklinde görüşler ileri sürülmüştür.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 04.06.2013 gün ve 1571-278 sayılı kararında; “maktûl ile katılandan sanığa yönelen ve haksız tahrik teşkil eden herhangi bir söz ve davranışın bulunmaması karşısında, maktûl ve katılan tarafından yapılmış olan ve sanığı etkileyen haksız bir fiil sözkonusu olmadığından, somut olayda haksız tahrikin uygulanma şartlarının oluşmadığının kabulü gerekmektedir”, 04.03.2008 gün ve 2-42 sayılı kararında; “O. Yıldız’dan kaynaklanan haksız hareketler nedeniyle Z. Yıldız’ın öldürülmesi olayında haksız tahrik hükümlerinin uygulanması mümkün değildir. Haksız tahrik nedeniyle indirim yapılabilmesi için, haksız hareketin bizzat maktulden gelmesi ve bizzat sanığa ya da etkileneceği bir yakınına yönelmesi gereklidir”, 06.06.1983 gün ve 43-275 sayılı kararında da, “Mağdur haksızdır. Ancak haksız tahrikin faile karşı işlenmiş olması şart değildir” şeklindeki açıklamalarla haksız tahriki oluşturan ve faili hiddet veya şiddetli elem etkisine sokan eylemin bizzat mağdurdan gelmesi gerektiğine işaret edilmiştir.
Öte yandan, CGK’nun 05.10.2010 gün ve 132-183 sayılı kararında da belirtildiği üzere, şartlarının bulunması halinde olası kastla işlenen suçlarda da “haksız tahrik” hükümlerinin uygulanması mümkündür, ancak bunun için doğrudan kastla işlenen suçlarda olduğu gibi, haksız fiilin olası kastla işlenen suçun mağdurundan kaynaklanması gerekmektedir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Olay öncesi ve sırasında sanığı hiddet ya da şiddetli elem etkisi altında bırakan haksız fiiller beraat eden Mustafa ve onun yakınları tarafından gerçekleştirilmiş olup, sanığın çocuklarının yakın arkadaşı olan ve olay sırasında sanıkla birlikte hareket eden grupta yer alan maktûl Burhan’dan kaynaklanan haksız bir hareketin olmadığı anlaşıldığından, “mağdurdan sadır olan bir haksız eylem” şartının somut olayda gerçekleşmemesi nedeniyle, sanık lehine TCK’nun 29. maddesinin uygulanması imkanı bulunmamaktadır.
Bu itibarla, sanık hakkında haksız tahrik hükümlerinin uygulanmasına ilişkin yerel mahkeme direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Genel Kurul Üyesi; “sanık hakkında haksız tahrik hükümlerinin uygulanma şartları bulunduğundan, yerel mahkeme direnme nedenlerinin isabetli olduğu” düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Bakırköy 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 28.06.2012 gün ve 200-256 sayılı hükmünün “sanık hakkında haksız tahrik hükümlerinin uygulanma şartlarının bulunmadığının gözetilmemesi” isabetsizliğinden BOZULMASINA,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 11.03.2014 günü yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.

Salt Hukuki Alacağın Tahsil Edilememesi Haksız Tahrik Oluşturmaz

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2021/179 E. – 2023/229 K., 25.04.2023 T.

Kararın Özeti

Sanık, olay tarihinden yaklaşık iki yıl önce maktule verdiği 2.800 TL tutarındaki borç parayı geri alamamıştır. Olay günü av tüfeğiyle maktulün işlettiği büfeye giden sanık, parasını tekrar istemiş ve ardından yakın mesafeden birden fazla kez ateş ederek maktulün ölümüne sebebiyet vermiştir. İlk derece mahkemesi, borcun ödenmemesinin sanıkta meydana getirdiği hiddet ve elemin etkisiyle eylemin gerçekleştirildiğini kabul ederek sanık hakkında hırsızlık ya da diğer kasten öldürme cezalarından farklı olarak haksız tahrik indirimi uygulamıştır. Yargıtay 1. Ceza Dairesinin bozma kararına karşı yerel mahkemenin direnmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay Ceza Genel Kurulu, borcun ödenmemesinin tek başına haksız tahrik sayılamayacağını belirterek direnme hükmünü bozmuştur.

Yargıtayın Gerekçesi

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 5237 sayılı TCK’nın 29. maddesi uyarınca haksız tahrik hükümlerinin uygulanabilmesi için tahriki oluşturan haksız bir fiilin bulunması ve bu eylemin mağdurdan sadır olması gerektiğini vurgulamıştır. Kurul, somut olayda maktulün sanıktan aldığı borcu geri ödememiş olmasını hukuki bir ihtilaf olarak değerlendirmiştir. Sanığın alacağını yasal ve hukuki yollardan takip etme imkanına sahip olmasına rağmen bu yollara başvurmadığı belirtilmiştir. Ceza Genel Kurulu yerleşik uygulamalarına atıfta bulunarak, salt hukuki alacağın tahsil edilememesinin haksız tahrik olarak kabulünün mümkün olmadığını, ayrıca olay esnasında veya öncesinde maktulden kaynaklanan başkaca herhangi bir haksız söz ve davranışın da bulunmadığını saptayarak yerel mahkemenin haksız tahrik indirimini hukuka aykırı bulmuştur.

“…maktulden alacaklı olduğu parayı hukuki yollardan takip etme imkanına sahip sanığın bu yola başvurmaması, Ceza Genel Kurulunun yerleşik uygulamasına göre salt hukuki alacağın tahsil edilememesinin haksız tahrik olarak kabulünün mümkün olmaması…”

Değerlendirme

Bu karar, ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak haksız tahrik kurumunun sınırlarını, özellikle borç-alacak ilişkileri ve ekonomik uyuşmazlıklar bağlamında kesin bir biçimde çizen emsal nitelikte bir ilke kararıdır. Yargıtay, bireylerin kendi haklarını korumak veya alacaklarını tahsil etmek adına ihkak-ı hakta bulunmalarını, yani kendi adaletlerini silah yoluyla aramalarını net bir şekilde reddetmektedir. Borcun ödenmemesi objektif olarak borçlar hukuku anlamında bir sözleşmeye aykırılık teşkil etse de, ceza hukuku anlamında failin kusur yeteneğini azaltan veya haksız fiil suçu oluşturan bir “tahrik” unsuru olarak kabul edilmemiştir. Aksi bir kabul, her hukuki alacaklının yasal yollara başvurmak yerine şiddete yönelmesini meşrulaştırma riski doğurur. Kurul, toplumsal düzenin ve hukuk devleti ilkesinin bir gereği olarak, yasal takip mekanizmaları açık olan durumlarda ekonomik bunalım veya hiddet saiklerinin kasten öldürme gibi ağır suçlarda ceza indirimi gerekçesi yapılamayacağını açıkça ortaya koymuştur.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2021/179 E. – 2023/229 K., 25.04.2023 T. Tam Metni

“İçtihat Metni”


YARGITAY DAİRESİ : 1. Ceza
MAHKEMESİ :Ağır Ceza
SAYISI : 358-292

I. HUKUKİ SÜREÇ
Kasten öldürme suçundan sanık …’ın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 81/1, 29, 62, 53, 63 ve 54. maddeleri uyarınca 15 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, mahsuba ve müsadereye ilişkin Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 12.07.2016 tarihli ve 351-247 sayılı resen temyize tabi olan hükmün sanık müdafii ve katılan vekili tarafından da temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 15.05.2018 tarih ve 199-2287 sayı ile; “ (…) Sanığın maktulden alacaklı olmasını tek başına tahrik sebebi saymamak gerektiği, alacak-borç ilişkisinin yasal yollardan takip edilmesinin gerektiği, aksini düşünmenin ise her alacaklı olmanın, herhangi bir suçtan mağdur olmayı beraberinde getirmediği sürece tahrik sebebi saymayı getireceği, kaldı ki maktul tarafından sanığa yönelik haksız bir hareketin bulunmadığı anlaşıldığı, sanığın haksız tahrik indiriminden yararlandırılması,” isabetsizliğinden bozulmasına oy çokluğuyla karar verilmiş;
Daire üyeleri A. Altınkaya ve T. Ateş; “ […] Emekli olup bu maaşı ile geçinen sanık 2 yıl gibi uzun bir süre önce borç verdiği maktulden kendince yüksek bir meblağ olan 2.800 TL alacağını alamadığını, bu nedenle sinirlendiğini, çevresine de maktule zarar vereceğini söylediği, olay günü de başka hiçbir neden olmaksızın, alacağını alamamanın verdiği hiddet ile maktulün iş yerine gelerek yine alacağını istediği ve çıkan tartışmada silahla maktulü öldürdüğü olayda asgari seviyede tahrik hükümlerinden faydalanması gerektiği,” düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
II. DİRENME GEREKÇESİ
Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi 21.09.2018 tarih ve 358-292 sayı ile; “ […] Sanığın maktule olay tarihinden iki sene kadar önce 2.800 TL tutarında kredi kartı vasıtası ile borç para verdiği, sanığın borç olarak verdiği bu meblağı maktulden istemesine rağmen geri alamadığı, sanığın kendi kredi kartından maktul tarafından yapılan bu harcamaya ilişkin herhangi bir hak iddia edemeyip ödediği meblağı maktulden istemesine rağmen alamaması durumunun sanıkta meydana getirdiği hiddet ve elemin etkisiyle sanığı olay tarihinde üzerinde getirdiği tüfekle ateş etmek suretiyle kasten öldürdüğü, bu durumun sanık üzerende hafif derecede haksız tahrik oluşturduğu,” gerekçesiyle bozmaya direnerek sanığın önceki hüküm gibi cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Resen temyize tabi olan bu hükmün sanık müdafii ve Cumhuriyet savcısı ile katılan vekilince de temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 25.04.2019 tarihli ve 92824 sayılı bozma istekli tebliğnamesiyle dosya; 6763 sayılı Kanun’un 36. maddesi ile değişik 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 307. maddesi uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 13.04.2021 tarih, 2033-6727 sayı ve oy çokluğuyla direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
III. UYUŞMAZLIK KONUSU
Kasten öldürme suçunun sübutuna ilişkin bir uyuşmazlık ve bu kabulde dosya içeriği itibarıyla herhangi bir isabetsizlik bulunmayan somut olayda, Özel Daire çoğunluğu ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında haksız tahrik hükmünün uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir.
IV. GEREKÇE
A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Hukuki Açıklamalar
TCK’nın 29. maddesinde haksız tahrik; “Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine onsekiz yıldan yirmidört yıla ve müebbet hapis cezası yerine oniki yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hâllerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir.” şeklinde, ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak kabul edilmiştir.
Ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak düzenlenen haksız tahrik, kişinin haksız bir fiilin kendisinde meydana getirdiği hiddet ya da şiddetli elemin etkisi altında suç işlemesi durumunda kusur yeteneğindeki azalmayı ifade etmektedir. Bu hâlde fail, suç işleme yönünde önceden bir karar vermeden, dışarıdan gelen etkinin ruhsal yapısı üzerinde meydana getirdiği karışıklığın neticesi olarak bir suç işlemeye yönelmektedir. Bu yönüyle haksız tahrik, kusurun irade unsuru üzerinde etkili olan nedenlerden biridir. Başka bir anlatımla, haksız tahrik hâlinde failin iradesi üzerinde zayıflama meydana gelmekte, böylece haksız fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altındaki kişinin suç işlemekten kendisini alıkoyma yeteneği önemli ölçüde azalmaktadır.
Ceza Genel Kurulunun istikrar kazanmış kararları ile öğretide de kabul gören görüşler doğrultusunda haksız tahrik hükmünün uygulanabilmesi için;
a) Tahriki oluşturan haksız bir fiil bulunmalı,
b) Fail öfke veya şiddetli elemin etkisi altında kalmalı,
c) Failin işlediği suç bu ruhsal durumunun tepkisi olmalı,
d) Haksız tahrik teşkil eden eylem mağdurdan sâdır olmalıdır.
01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK’da 765 sayılı TCK’da yer alan ağır – hafif tahrik ayırımına son verilmiştir. Buna göre tahriki oluşturan eylem, somut olayın özelliklerine göre hâkim tarafından değerlendirilip, söz konusu eylemin sanığın iradesine etkisi göz önünde bulundurulmak suretiyle, maddede gösterilen iki sınır arasında belirlenen oranda cezadan indirim yapılacağı esası benimsenmiştir.
Haksız tahrik hükmünün uygulanabilmesi açısından, failin suçu ilk haksız fiilin doğurduğu öfke veya şiddetli elemin etkisiyle işleyip işlemediği önemlidir. Mağdur ya da ölenden gelen haksız hareketin psikolojik etkisinin devam ettiğinin kabulünde zorunluluk bulunan hâllerde, haksız tahrik hükmünün uygulanması gerekmektedir.
Yerleşmiş yargısal kararlarda kabul edildiği üzere tahrik uygulamasında kural olarak, haksız bir eylem ile mağduru tahrik eden fail, karşılaştığı tepkiden dolayı tahrik altında kaldığını ileri süremez. Ancak maruz kaldığı tepki, kendi gerçekleştirdiği eylemle karşılaştırıldığında aşırı bir hâl almışsa, başka bir deyişle tepkide açık bir oransızlık varsa, bu tepkinin artık başlı başına haksız bir nitelik alması nedeniyle fail bakımından haksız tahrik oluşturduğu kabul edilmelidir.
Karşılıklı tahrik oluşturan eylemlerin varlığı hâlinde, fail ve mağdurun biri diğeri yönünden tahrik oluşturan bu haksız davranışları birbirlerine oranla değerlendirilmeli, öncelik-sonralık durumları ile birbirlerine etki-tepki biçiminde gelişip gelişmediği göz önünde tutulmalı; ulaştıkları boyutlar, vahamet düzeyleri, etkileri ve dereceleri gibi hususlar dikkate alınmalı, buna göre etki-tepki arasında denge bulunup bulunmadığı gözetilerek, failin başlangıçtaki haksız davranışına gösterilen tepkide aşırılık ve açık bir oransızlık saptanması hâlinde, failin haksız tahrik hükümlerinden yararlandırılması yoluna gidilmelidir.
B. Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Hukuki Nitelendirme
Emekli olan sanık ve büfe işleten maktulün aynı mahallede ikamet etmeleri nedeniyle birbirlerini uzun süredir tanıdıkları, zaman zaman maktulün büfesinden içki alan sanığın olay tarihinden iki yıl kadar önce maktule 2.800 TL tutarında borç verdiği, sanığın alacağını istemesine karşın maktulden parasını tahsil edemediği, alkollü olarak olay günü saat 21.30 sıralarında maktulün işlettiği büfeye av tüfeğini alarak giden sanığın, tüfeği maktule doğrultarak parasını tekrar istediği, ardından büfe içerisinde birden fazla kez yakın mesafeden ateş ettiği, bacağından isabet alan maktulün iri kürevi kurşun yaralanmasına bağlı femur kemik kırığı ile karakterli büyük damar harabiyetinden gelişen dış kanama sonucu hayatını kaybettiği ve silah sesini duyduktan sonra olay yerine gelenlerce sanığın darbedilerek etkisiz hâle getirildiği anlaşılan dosyada; maktulden alacaklı olduğu parayı hukuki yollardan takip etme imkanına sahip sanığın bu yola başvurmaması, Ceza Genel Kurulunun yerleşik uygulamasına göre salt hukuki alacağın tahsil edilememesinin haksız tahrik olarak kabulünün mümkün olmaması, olay esnasında veya öncesinde maktulden kaynaklanan ve sanığa yönelen başkaca herhangi bir haksız söz ve davranışın da bulunmaması karşısında, sanık hakkında haksız tahrik hükmünün uygulanma koşullarının oluşmadığı kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün, sanık hakkında haksız tahrik hükmünün uygulanma koşullarının oluşmadığının gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanık hakkında haksız tahrik hükmünün uygulanması gerektiğine ilişkin Yerel Mahkeme direnme gerekçesinin isabetli olduğu düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.
V. KARAR
Açıklanan nedenlerle;
1- Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 21.09.2018 tarihli ve 358-292 sayılı direnme kararına konu hükmün sanık hakkında haksız tahrik hükmünün uygulanma koşullarının oluşmadığının gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 25.04.2023 tarihli müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

Sıkça Sorulan Sorular

Haksız tahrik indirimi ne kadardır?

TCK 29 uyarınca ağırlaştırılmış müebbet hapis yerine 18-24 yıl, müebbet hapis yerine 12-18 yıl hapis cezası verilir; diğer suçlarda ise cezanın dörtte birinden (1/4) dörtte üçüne (3/4) kadarı indirilir. Oranı hâkim, tahrikin ağırlığına göre belirler.

Ağır tahrik ile hafif tahrik arasındaki fark nedir?

5237 sayılı TCK’nın 01.06.2005’te yürürlüğe girmesiyle “ağır tahrik – hafif tahrik” ayrımı kanunen kaldırılmıştır. Bugün hâkim, tahrikin somut ağırlığına göre dörtte bir ile dörtte üç arasındaki oranı serbestçe belirler.

Haksız tahrik ile meşru savunma aynı olayda birlikte uygulanabilir mi?

Hayır. Meşru savunma hâlen devam eden bir saldırıya karşı yapılan savunmayı cezasız bırakan bir hukuka uygunluk nedenidir; haksız tahrik ise sona ermiş bir haksızlığa duyulan öfkeyle işlenen suçta yalnızca cezayı indirir. Aynı fiil için ikisi birlikte uygulanamaz.

Kim ilk haksız hareketi yaptığını ispatlayamazsa ne olur?

İlk haksız hareketin mağdurdan geldiğine dair savunmanın aksi ispatlanamıyorsa, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun yerleşik içtihadına göre “kuşkudan sanık yararlanır” ilkesi gereği sanık lehine haksız tahrik hükümleri uygulanır.

Karşılıklı kavgada haksız tahrik uygulanır mı?

Evet, karşılıklı tahrik oluşturan olaylarda taraflardan hangisinin haksız davranışının orantısız bir tepkiye yol açtığı incelenir. İlk haksız hareketi yapan tarafa karşı gösterilen tepki aşırı ve oransız ise, ilk hareketi yapan taraf da kendi payına düşen oranda haksız tahrikten yararlanabilir.

Eşini aldatan kişiyi öldürmek haksız tahrik sayılır mı?

Fiil yine kasten öldürme suçu olarak cezalandırılır, ancak somut olayın özelliğine göre indirim oranı değişir. Aldatma iddiası dosyada delille desteklenmiyorsa en üst oranda indirim hatalı bulunabilir; buna karşılık eşin bizzat cinsel ilişki hâlinde yakalanması gibi ağır ve ansızın gerçekleşen olaylarda en üst oranda indirim Yargıtay tarafından isabetli görülmüştür.

Alacağını alamayan veya dolandırılan kişi karşı tarafı yaralarsa/öldürürse haksız tahrikten en üst oranda yararlanır mı?

Hayır, otomatik olarak yararlanamaz. Hukuka aykırılığı yasal yollarla giderme imkânı varken buna başvurulmaması, en üst oranda indirimi haklı çıkarmaz; Yargıtay bu tür olaylarda indirim oranının tahrikin ulaştığı somut boyuta göre daha düşük belirlenmesi gerektiğine karar vermiştir.

Haksız tahrik hangi suçlarda uygulanmaz?

Failin kendi haksız davranışına verdiği tepkilerde, hukuka uygun bir müdahaleye (örneğin meşru savunmaya) karşı gösterilen tepkilerde, kan gütme veya töre saikiyle işlenen kasten öldürme suçlarında ve aradan uzun süre geçip öfkenin yatıştığı durumlarda haksız tahrik uygulanmaz.

Haksız tahrik sadece kasten yaralama ve kasten öldürme suçlarında mı uygulanır?

Hayır, TCK 29 genel bir hüküm olduğundan hakaret, tehdit ve mala zarar verme gibi kasten işlenen diğer suçlarda da şartları oluştuğunda uygulanabilir. Taksirli suçlarda ise kast unsuru bulunmadığından uygulama alanı yoktur.

Haksız tahrik iddiası dava sürecinde nasıl ileri sürülür?

Haksız tahrik iddiası soruşturma aşamasında ifade/savunmada, kovuşturma aşamasında ise duruşmada delilleriyle (tanık beyanı, mesaj/ses kaydı, kamera görüntüsü vb.) birlikte ileri sürülür; mahkeme bu delilleri değerlendirerek şartların oluşup oluşmadığına ve indirim oranına karar verir. Somut olayın delillerinin doğru sunulması ceza miktarını doğrudan etkilediğinden bir ceza avukatından destek alınması önerilir.

Sonuç

Haksız tahrik, TCK 29 uyarınca hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında işlenen suçlarda cezayı ağırlaştırılmış müebbette 18-24 yıla, müebbette 12-18 yıla, diğer suçlarda ise dörtte birinden dörtte üçüne kadar indiren; ancak fiilin suç olma niteliğini ortadan kaldırmayan bir kusurluluk nedenidir. İndirimin uygulanabilmesi haksız bir fiilin varlığını, bu fiilin mağdurdan kaynaklandığını ve failin suçu bu ruhsal durumun tepkisi olarak işlediğini gerektirirken, indirim oranı da tahrikin işleniş şekli, ağırlığı ve somut koşullarına göre hâkimin takdirinde değişkenlik gösterir. Gerek şartların gerçekleştiğinin ispatı gerekse indirim oranının hukuka uygun şekilde belirlenmesi teknik bir teşebbüs veya iştirak hâlinde daha da karmaşık bir değerlendirme gerektirdiğinden, somut olayınızla ilgili bir ceza avukatından destek almanız önerilir.

İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.

Avukat Sinan Karabacak – Cep Tel: +90 535 671 88 95

Avukat Sinan Karabacak

Avukat Sinan Karabacak

Avukat · İstanbul Barosu, Sicil No: 52130, Doğrulama

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden 2014'te mezun oldu. İstanbul Barosu'na bağlı avukatlık yapmaktadır. Enerji hukukundaki önceki deneyimleri nedeniyle başta kaçak elektrik ve voltaj dengesizliği davaları olmak üzere ceza hukuku, aile hukuku ve iş hukuku gibi alanlarda hukuki danışmanlık ve dava takibi hizmeti vermektedir.

Hakkımızda →LinkedIn →

Benzer Yazılar

Bir Yorum

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir