Hileli İflas Suçu (TCK-161)

hileli iflas suçu

İçindekiler

Hileli iflas suçu, bir tacirin malvarlığını eksiltmeye yönelik hileli tasarruflarda bulunarak alacaklılarını zarara uğratmasını cezalandıran ve Türk Ceza Kanunu‘nun 161. maddesinde üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezasıyla düzenlenen bir suç tipidir. Mallarını kaçırmak, ticari kayıtları gizlemek veya sahte muhasebe düzenlemek gibi yollarla alacaklılardan mal kaçıran ve iflasına karar verilen kişiler bu suçtan sorumlu olabilir. Malvarlığına karşı suçların en ağırlarından biri olan hileli iflas, ağır ceza mahkemesinin görev alanına girer ve dava zamanaşımı 15 yıl gibi uzun bir süreye tabidir.

Bu yazıda; hileli iflas suçunun tanımını, iflas kavramını, suçun unsurlarını (maddi ve manevi unsur), dört farklı işleniş biçimini, Yargıtay’ın ticari defter/belge ibraz edilmemesine ilişkin yerleşik kriterlerini, taksirli iflastan ve tasarrufun iptali davasından farkını, cezasını, etkin pişmanlık kurumunu, şikâyet ve uzlaştırma durumunu, görevli mahkemeyi, ispat sürecini ve merak edilen diğer hususları sade bir dille ele alacağız. Somut olayınıza ilişkin süreç öncesinde alanında deneyimli bir avukata danışmanız önerilir.

Korunan Hukuki Değer

Hileli iflas suçunda korunan temel değer, alacaklıların malvarlığı haklarıdır. İflas eden bir tacirin malvarlığı, alacaklıların alacaklarını karşılamak için bir tür güvence oluşturur. Hileli iflasta fail, bu malvarlığını hileli yollarla eksilterek alacaklıların haklarına ulaşmasını engeller. Bu nedenle suç, hem bireysel alacaklıların haklarını hem de ticari hayatın güvenliğini korur.

İflas ve “Hileli İflas” Kavramı

İflas, bir tacirin borçlarını ödeyemez duruma gelmesi üzerine, malvarlığının alacaklılar arasında paylaştırılması amacıyla yürütülen hukuki bir süreçtir. İflasın kendisi bir suç değildir; ticari hayatın olağan riskleri arasında yer alır.

Ancak iflas, bazen dürüstçe değil; alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla hileli biçimde gerçekleştirilir. İşte bu durumda hileli iflas söz konusu olur. Hileli iflasta fail, malvarlığını alacaklıların erişiminden bilinçli olarak uzaklaştırır ve böylece onların zararına haksız bir avantaj sağlamaya çalışır.

Hileli İflas Suçunun Unsurları

Bir fiilin hileli iflas olarak nitelendirilebilmesi için belirli unsurların bir arada bulunması gerekir.

Fail

Hileli iflas suçunun faili, iflasa tabi olan kişidir; yani kural olarak tacir sıfatını taşıyan kişilerdir. Bu yönüyle suç, herkes tarafından işlenemeyen özgü (mahsus) bir suçtur. İflasa tabi olmayan bir kişi, kural olarak bu suçun faili olamaz. Tüzel kişinin (örneğin bir limited veya anonim şirketin) tacir sıfatını taşıması hâlinde ise, tüzel kişiliğin organı veya temsilcisi sıfatıyla tüzel kişi adına tasarrufta bulunan gerçek kişiler de suçun faili olabilir; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 18.10.2022 tarihli, 2019/51 E., 2022/645 K. sayılı kararında bu husus, tüzel kişi tacirin organ veya temsilcisi olan gerçek kişilerin de fail sıfatını taşıyabileceği vurgulanarak teyit edilmiştir.

Failin özgü suç niteliği, iştirak (suça katılma) bakımından da önemli sonuçlar doğurur. Yargıtay 2. Ceza Dairesi, 23.05.2022 tarihli, 2021/7493 E., 2022/10005 K. sayılı ilamında; hileli iflas ve resmî belgede sahtecilik suçlarından açılan bir davada, şirketin yetkilisi veya ortağı olmadığı belgelerle ortaya çıkan bir sanığın asli fail olarak mahkûm edilmesini bozmuş; hileli iflasın özgü (mahsus) bir suç olması nedeniyle iflasa tabi borçlu sıfatını taşımayan kişinin asli fail olamayacağını, ancak TCK’nın 40. maddesindeki bağlılık kuralı uyarınca azmettiren veya yardım eden sıfatıyla sorumlu tutulabileceğini belirtmiştir.

Kararda özetle, “hileli iflas suçunun asli failinin ancak iflasa tabi bir borçlu, yani tacir olabileceği, dolayısıyla … özgü bir suç olduğu” ifade edilmiştir. Bu nedenle hileli iflastan yargılanan bir kişinin tacir/iflasa tabi borçlu sıfatını veya şirketteki yetki ya da ortaklık durumunu taşıyıp taşımadığının ticaret sicili kayıtları, imza sirküleri ve ortaklık belgeleriyle titizlikle belirlenmesi; bu sıfatı taşımayan bir kişi suça karışmışsa hangi sıfatla (azmettiren mi, yardım eden mi) iştirak ettiğinin ayrıca tespit edilmesi gerekir, çünkü bu tespit hem mahkûmiyetin hukuki dayanağını hem de ceza miktarını etkiler.

Mağdur

Suçun mağduru, hileli tasarruflar nedeniyle alacaklarına ulaşamayan alacaklılardır.

Suçun Konusu

Suçun konusu, failin malvarlığı ile bu malvarlığına ilişkin ticari defter, kayıt ve belgelerdir. Hileli tasarruflar, bu malvarlığı ve kayıtlar üzerinde gerçekleştirilir.

Maddi Unsur (Hareket)

Suçun maddi unsuru, malvarlığını eksiltmeye yönelik hileli tasarruflarda bulunulmasıdır. Kanun, hangi davranışların hileli tasarruf sayılacağını dört başlık altında belirlemiştir (bu hareketleri aşağıda ayrıntılı olarak ele alacağız). Bu hareketlerden birinin gerçekleştirilmesi, suçun maddi unsuru bakımından yeterlidir.

Manevi Unsur (Kast)

Hileli iflas yalnızca kasten işlenebilir. Failin, malvarlığını eksiltmeye ve alacaklıları zarara uğratmaya yönelik bir bilinç ve iradeyle hareket etmesi gerekir. Bu yönüyle hileli iflas, dikkatsizlik sonucu ortaya çıkan taksirli iflastan ayrılır. Konunun tarihsel gelişimi de bu noktayı netleştirir: mülga 765 sayılı Kanun döneminde uygulanan İcra ve İflas Kanunu’nun 311. maddesi, hileli müflis sayılabilmek için failde “alacaklılarını zarara sokmak kasdı” aramaktaydı.

Buna karşılık Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 18.10.2022 tarihli, 2019/51 E., 2022/645 K. sayılı kararında açıklandığı üzere, 5237 sayılı TCK’nın 161. maddesi suçu “malvarlığını eksiltmeye yönelik hileli tasarruflarda bulunan kişi” şeklinde düzenlediğinden, suçun oluşumu için özel bir zarara uğratma kastı değil, genel kast yeterlidir. Aynı kararda, 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK’nın 161. maddesiyle İcra ve İflas Kanunu’nun 311. maddesinin zımnen yürürlükten kaldırıldığı ve bu tarihten sonra işlenen suçlarda artık İİK m.311’in uygulanma imkânı bulunmadığı da açıkça vurgulanmıştır.

Objektif Cezalandırılabilme Şartı: İflas Kararı

Bu suçun en önemli özelliklerinden biri, cezalandırma için iflasa karar verilmiş olması şartının aranmasıdır. Hileli tasarruflar, iflas kararından önce veya sonra gerçekleştirilmiş olabilir; ancak failin bu suçtan cezalandırılabilmesi için mutlaka bir iflas kararı bulunmalıdır. Bu şart, suçun unsuru değil, cezalandırılabilmesi için gereken objektif bir koşuldur.

Bu objektif şartın yargılamadaki karşılığı salt soyut bir iflas iddiası değil, usulüne uygun şekilde kesinleşmiş bir mahkeme kararıdır. Yargıtay 2. Ceza Dairesi, 08.11.2021 tarihli, 2021/15752 E., 2021/18740 K. sayılı kararında; sanığın hileli iflas suçundan cezalandırılabilmesi için mutlaka kesinleşmiş bir iflas kararının bulunması ve bu kararın denetime imkân verecek şekilde kesinleşme şerhi içeren onaylı suretinin dosya içerisine alınması gerektiğine hükmetmiş, kesinleşme şerhi içermeyen bir iflas ilamına dayanılarak kurulan mahkûmiyet hükmünü bu gerekçeyle bozmuştur.

Aynı ilke, Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 22.05.2023 tarihli, 2022/8400 E., 2023/2890 K. sayılı kararında da tekrarlanmış; bir sağlık kuruluşu işleten şirketin iflas erteleme süreci ve kayyum heyeti denetimi altındaki bir olayda, dosyada kesinleşme şerhi bulunmayan iflas ilamına dayanılarak hüküm kurulmasının hukuka aykırı olduğu belirtilmiştir.

Hileli İflasın Dört Görünümü

Kanun, hileli iflasın varlığı için aşağıdaki hareketlerden en az birinin gerçekleşmesini aramaktadır.

Teminat Mallarının Kaçırılması, Gizlenmesi veya Değerinin Azaltılması

Alacaklıların alacaklarının teminatı mahiyetinde olan malların kaçırılması, gizlenmesi veya değerinin azalmasına neden olunması bu kapsamdadır. Yani alacaklıların güvencesi olan mallar, onların erişiminden uzaklaştırılır.

Ticari Defter ve Belgelerin Gizlenmesi veya Yok Edilmesi

Malvarlığını kaçırmaya yönelik tasarrufların ortaya çıkmasını önlemek amacıyla ticari defter, kayıt veya belgelerin gizlenmesi ya da yok edilmesi de hileli iflas oluşturur. Bu davranış, hileli işlemlerin izlerini ortadan kaldırmaya yöneliktir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 18.10.2022 tarihli, 2019/51 E., 2022/645 K. sayılı kararında bu seçimlik hareketin gerçekleşmesi için failin önce malvarlığını kaçırmaya yönelik bir tasarrufta bulunmuş olması, ardından bu tasarrufun ortaya çıkmasını önlemek amacıyla defter, kayıt veya belgeleri gizlemesi ya da yok etmesi gerektiği; bu iki unsurun birlikte aranması gerektiği vurgulanmıştır.

Gerçek Olmayan Borç İlişkisi Yaratılması

Gerçekte bir alacak ve borç ilişkisi olmadığı halde, sanki böyle bir ilişki mevcutmuş gibi, borçların artmasına neden olacak şekilde belge düzenlenmesi de bu suç kapsamındadır. Böylece failin borçları yapay olarak şişirilerek alacaklıların payına düşecek miktar azaltılmaya çalışılır.

Sahte Muhasebe veya Bilanço ile Aktifin Az Gösterilmesi

Gerçeğe aykırı muhasebe kayıtlarıyla veya sahte bilanço düzenlenmesiyle aktifin (malvarlığının) olduğundan az gösterilmesi de hileli iflas oluşturur. Bu yolla failin gerçek malvarlığı gizlenir.

Ticari Defter ve Belgelerin İbraz Edilmemesi Tek Başına Suç Oluşturur mu?

Uygulamada en sık karşılaşılan soru, iflas idaresi veya icra dairesi tarafından istenen ticari defter ve belgelerin teslim edilmemesinin tek başına hileli iflas suçunu oluşturup oluşturmadığıdır. Yargıtay içtihatlarıyla bu konuda şu kriterler ortaya konulmuştur:

  1. Borçlunun mallarını kaçırmaya yönelik gerçekleştirilmiş hileli bir tasarruf bulunmaksızın, ticari defter, kayıt ve belgelerin istenildiği hâlde verilmemesi, hileli iflas suçunu tek başına oluşturmaz.
  2. Failin defter, kayıt veya belgeleri gizlemesi ya da yok etmesi eyleminin, mutlaka önceden gerçekleştirilmiş hileli bir tasarrufun ortaya çıkmasını önlemek amacına yönelik olması gerekir.
  3. Sanığın elinde bulunan defter ve belgelerin mahkemeye sunulmasını teklif etmesi veya bilirkişi incelemesi talep etmesi hâlinde, mahkemenin bu inceleme yaptırılmadan doğrudan mahkûmiyet kurması usule aykırıdır.
  4. Sanığın, ticari defter ve belgeleri neden ibraz edemediğini hayatın olağan akışına uygun, kabul edilebilir bir gerekçeyle açıklaması gerekir; bu açıklamayı yapamayan ve soyut biçimde ibrazdan kaçınan sanık bakımından suçun oluştuğu kabul edilir.
  5. Mahkûmiyet hükmü varsayımlar üzerine kurulamaz; şirket adına kayıtlı taşınır/taşınmaz mal olup olmadığının, ticari defterlerin gerçekten tutulup tutulmadığının ve muvazaalı devir yapılıp yapılmadığının somut biçimde araştırılması zorunludur.

Bu kriterler, sırasıyla Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 18.10.2022 tarihli, 2019/51 E., 2022/645 K.; Yargıtay 23. Ceza Dairesinin 11.05.2016 tarihli, 2016/3011 E., 2016/6143 K.; Yargıtay 23. Ceza Dairesinin 27.10.2016 tarihli, 2016/12014 E., 2016/9133 K. ve Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 18.10.2018 tarihli, 2018/3564 E., 2018/11286 K. sayılı kararlarında yerleşik biçimde uygulanmaktadır. Özetle Yargıtay, “defter vermemek = hileli iflas” gibi otomatik bir eşitleme yapmamakta; her olayda gerçek bir hileli tasarrufun varlığını ve sanığın ibrazdan kaçınmasına makul bir açıklama getirip getiremediğini ayrı ayrı aramaktadır.

Hileli İflas ile Taksirli İflasın Farkı

Hileli iflas, çoğu zaman taksirli iflasla karşılaştırılır; ancak ikisi temelden farklıdır. Hileli iflasta fail, kasten ve hileli biçimde malvarlığını eksiltir. Taksirli iflasta ise fail, tacir olmanın gerektirdiği dikkat ve özeni göstermemesi, yani dikkatsizliği nedeniyle iflasa sebebiyet verir; burada hileli bir kasıt yoktur. Bu nedenle hileli iflas çok daha ağır cezalandırılır: TCK’nın 162. maddesi taksirli iflası “tacir olmanın gerekli kıldığı dikkat ve özenin gösterilmemesi dolayısıyla iflasa sebebiyet veren kişi, iflasa karar verilmiş olması hâlinde, iki aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” şeklinde düzenlemiştir.

KriterHileli İflas (TCK 161)Taksirli İflas (TCK 162)
Manevi unsurKast (bilerek ve isteyerek)Taksir (dikkat ve özen eksikliği)
Ceza aralığı3 yıldan 8 yıla kadar hapis2 aydan 1 yıla kadar hapis
İflas kararı şartıObjektif cezalandırılabilme şartı olarak aranırObjektif cezalandırılabilme şartı olarak aranır
Etkin pişmanlıkTCK 168 uyarınca uygulanırKanun sisteminde ayrıca değerlendirilir
HAGB/ErtelemeAlt sınır (3 yıl) nedeniyle kural olarak zor uygulanırCeza miktarı düşük olduğundan uygulanma ihtimali daha yüksektir

Taksirli iflas hakkında ayrıntılı bilgi için taksirli iflas suçu makalemize bakabilirsiniz.

Hileli İflas Suçu ile Tasarrufun İptali Davası (İİK m.277-284) Arasındaki Fark

Uygulamada hileli iflas suçu, İcra ve İflas Kanunu’nun 277-284. maddelerinde düzenlenen “tasarrufun iptali davası” ile sıklıkla karıştırılmaktadır. Oysa bu iki müessese farklı hukuk dallarına aittir ve farklı amaçlara hizmet eder: hileli iflas bir ceza davasıdır ve failin cezalandırılmasını amaçlar; tasarrufun iptali davası ise bir hukuk davasıdır ve borçlunun alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla yaptığı belirli tasarrufların, yalnızca o alacaklıya karşı hükümsüz sayılmasını (yani malın icra/iflas takibinde sanki borçlunun malvarlığındaymış gibi haczedilip paraya çevrilebilmesini) sağlar; borçlu veya üçüncü kişi hakkında ceza sonucu doğurmaz.

İİK’nın ilgili maddelerine göre iptale tabi tasarrufların kapsamı süre bakımından kademelidir: İİK m.278 uyarınca karşılıksız (ivazsız) kazandırmalar, iflasın açılmasından geriye doğru 2 yıl içinde yapılmışsa iptale tabidir; İİK m.279 uyarınca borçlunun aciz hâlindeyken yaptığı ivazsız sayılan tasarruflar iflastan önceki 1 yıl içinde yapılmışsa iptale tabidir; İİK m.280 uyarınca alacaklılarını zarara uğratmak kastıyla yapılan ve karşı tarafın bu kastı bildiği veya bilmesi gereken tasarruflar ise iflastan önceki 5 yıl içinde yapılmışsa iptale tabidir.

Tasarrufun iptali davasının açılması İİK m.284 uyarınca hak düşürücü bir süreye bağlıdır ve bu süre tasarrufun yapıldığı tarihten itibaren 5 yıldır. Pratikte, aynı olay hem hileli iflas suçundan ceza soruşturmasına hem de tasarrufun iptali davasına konu olabilir; ancak ceza mahkemesindeki beraat veya mahkûmiyet kararı, hukuk mahkemesindeki tasarrufun iptali davasının sonucunu doğrudan belirlemez, zira ispat standartları ve davaların amacı farklıdır.

Hileli İflas Suçunun Cezası ve Dava Zamanaşımı

Malvarlığını eksiltmeye yönelik hileli tasarruflarda bulunan kişi, bu hileli tasarruflardan önce veya sonra iflasa karar verilmiş olması halinde, üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Görüldüğü gibi bu suç için öngörülen ceza, malvarlığına karşı pek çok suçtan daha ağırdır.

Hileli iflas suçunda dava zamanaşımı süresi 15 yıldır. Bu süre, TCK’nın 66. maddesinde yer alan “beş yıldan fazla, yirmi yıldan az hapis cezasını gerektiren suçlarda on beş yıl” kuralının, hileli iflas suçunun kanunda öngörülen sekiz yıllık üst sınırına uygulanmasından kaynaklanır. Zamanaşımı süresinin başlangıcı, suçun işlendiği değil, iflas kararının kesinleştiği (objektif cezalandırılabilme şartının gerçekleştiği) tarihten itibaren hesaplanır.

Etkin Pişmanlık (TCK 168)

Hileli iflas suçunda etkin pişmanlık uygulanabilir. Failin pişmanlık göstererek alacaklıların uğradığı zararı aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi halinde cezada indirim yapılır.

Bu indirim, zararın kovuşturma başlamadan önce giderilmesi halinde verilecek cezanın üçte ikisine kadar; kovuşturma başladıktan sonra, ancak hüküm verilmeden önce giderilmesi halinde ise yarısına kadar uygulanır. Zararın kısmen giderilmesi halinde etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için ayrıca alacaklının rızası aranır.

Şikâyet ve Uzlaştırma

Hileli iflas suçu şikâyete bağlı değildir; savcılık tarafından re’sen soruşturulur. Suçun korunan değerinin yalnızca bireysel alacaklıları değil, ticari hayatın güvenliğini de ilgilendirmesi, re’sen soruşturulmasının temel nedenidir. Bu suç, ağırlığı nedeniyle uzlaştırma kapsamı dışındadır.

Görevli ve Yetkili Mahkeme

Hileli iflas suçuna ilişkin davalar, Ağır Ceza Mahkemesi‘nde görülür. Bu yönüyle hileli iflas, asliye ceza mahkemesinde görülen pek çok malvarlığı suçundan ayrılır. Yetkili mahkeme ise kural olarak suçun işlendiği yer mahkemesidir.

Suça Teşebbüs ve İçtima

Teşebbüs

Hileli iflas suçunun yapısı ve iflas kararı şartı dikkate alındığında, teşebbüs hükümlerinin uygulanması somut olayın özelliklerine göre değerlendirilir. Failin hileli tasarruflara başlaması ancak bunları tamamlayamaması gibi durumlarda teşebbüs gündeme gelebilir.

İçtima

Hileli iflas kapsamındaki bazı hareketler (örneğin belgelerin yok edilmesi veya sahte belge düzenlenmesi), aynı zamanda başka suçların unsurlarını da oluşturabilir. Bu durumda suçlar arasındaki ilişki içtima kuralları çerçevesinde değerlendirilir. Ayrıca aynı fiilin hem hileli iflas hem de taksirli iflas olarak nitelendirilip ayrı ayrı dava konusu edilmesi hâlinde, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 18.10.2022 tarihli, 2019/51 E., 2022/645 K. sayılı kararında da vurgulandığı üzere sanıkların mükerrer cezalandırılmasının önlenmesi bakımından bu davaların birleştirilmesi gerekir.

HAGB ve Cezanın Ertelenmesi

Hileli iflas suçunun öngörülen ceza miktarları yüksek olduğundan, hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) ve cezanın ertelenmesi gibi kurumlar bu suçta kural olarak uygulanamaz. Çünkü bu kurumlar, ancak verilen hapis cezasının iki yıl veya altında olması halinde gündeme gelebilir; TCK 161’in alt sınırı zaten üç yıl olduğundan, indirim sebebi uygulanmadan verilecek bir mahkûmiyet hükmü bu eşiğin üzerinde kalır. Ancak etkin pişmanlık gibi indirim sebepleri sonuç cezayı iki yıl eşiğinin altına düşürebilirse, somut olayın özelliklerine göre bu kurumların uygulanması yeniden gündeme gelebilir.

TCK 53 Kapsamında Hak Yoksunlukları

Hileli iflastan mahkûm olan kişi hakkında, TCK’nın 53. maddesinde düzenlenen belirli hak yoksunlukları da (örneğin kamu görevine girme, seçme ve seçilme ehliyeti gibi haklardan cezanın infazı süresince yoksun bırakılma) uygulanır. Ancak bu hükmün uygulanma şekli, Anayasa Mahkemesinin 24.11.2015 tarihli ve 29542 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan, 08.10.2015 tarihli, 2014/140 E., 2015/85 K. sayılı iptal kararıyla değişikliğe uğramıştır.

Yargıtay 23. Ceza Dairesi, 11.05.2016 tarihli, 2016/3011 E., 2016/6143 K. sayılı kararında bu iptal kararının infaz aşamasında gözetilmesi gerektiğini vurgulamış; aynı Dairenin 27.10.2016 tarihli, 2016/12014 E., 2016/9133 K. sayılı kararında ise TCK’nın 53. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca velayet, vesayet veya kayyımlık yetkilerinden yoksunluğun sanığın yalnızca kendi altsoyu yönünden koşullu salıverilme tarihine kadar, altsoyu dışındaki kişiler yönünden ise cezanın infazı tamamlanıncaya kadar devam edeceği açıklığa kavuşturulmuştur.

İspat Süreci ve Bilirkişi İncelemesinin Önemi

Hileli iflas suçu, teknik ve belgeye dayalı bir suç tipi olduğundan ispat süreci büyük önem taşır. Yargıtay 15. Ceza Dairesi, 04.04.2016 tarihli, 2013/29071 E., 2016/2941 K. sayılı kararında; bir mahkûmiyet hükmünün kuşkuya yer bırakmayacak somut delillere değil varsayımlara dayanılarak kurulamayacağını vurgulamış, bilanço kalemlerinde görünen tutarların hangi ticari faaliyetten kaynaklandığı ve hangi tarihte gerçekleştiği net biçimde tespit edilmeden hüküm kurulmasını bozmuştur.

Aynı kararda, sanığın şirketine ait ticari defterler ile bunların dayanağını oluşturan muhasebe kayıtlarının, banka hesaplarının, çek hesaplarının, borç ilişkilerini tevsik eden sözleşmelerin, faturaların, makbuzların, sevk irsaliyelerinin ve varsa elektronik kayıtların temin edilmesi; dosyanın ticaret, icra-iflas ve ceza hukuku alanında uzman üç kişilik bir bilirkişi heyetine tevdi edilerek TCK’nın 161 ve 162. maddelerinde sayılan eylem ve işlemlerin bulunup bulunmadığının duraksamaya yer vermeyecek şekilde saptanması gerektiği belirtilmiştir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 18.10.2022 tarihli, 2019/51 E., 2022/645 K. sayılı kararında da benzer şekilde, ticaret ve icra-iflas hukuku öğretim üyesi ile mali müşavirden oluşan bir bilirkişi kurulu aracılığıyla inceleme yaptırılması gerektiği vurgulanmıştır. Bu içtihatlar, hileli iflas soruşturma ve kovuşturmalarında savunmanın en güçlü dayanaklarından birinin, eksik veya yetersiz bilirkişi incelemesine itiraz etmek olduğunu göstermektedir. Bu suça istinaden hakkınızda ceza soruşturması ya da ceza davası mevcutsa sürecin en başından itibaren iflas suçlarında deneyimli bir ceza avukatı ile savunmanın oluşturulması önemlidir.

Sık Sorulan Sorular

İflas etmek suç mudur?

Hayır. İflasın kendisi bir suç değildir; ticari hayatın olağan bir sonucu olabilir. Suç oluşturan, malvarlığını alacaklılardan kaçırmaya yönelik hileli tasarruflarda bulunulması, yani hileli iflastır.

Hileli iflastan ceza almak için iflas kararı şart mı?

Evet. Bu suçtan cezalandırma için iflasa karar verilmiş ve bu kararın kesinleşmiş olması gerekir. Bu, suçun cezalandırılabilmesi için aranan objektif bir koşuldur; Yargıtay, kesinleşme şerhi içeren onaylı iflas kararı dosyada bulunmadan mahkûmiyet kurulamayacağını yerleşik biçimde kabul etmektedir.

Tacir olmayan biri hileli iflas suçu işleyebilir mi?

Hileli iflas, iflasa tabi olan kişiler (kural olarak tacirler) tarafından işlenebilen özgü bir suçtur. İflasa tabi olmayan bir kişi kural olarak bu suçun asli faili olamaz; ancak azmettiren veya yardım eden sıfatıyla sorumlu tutulabilir.

Alacaklıların zararını ödersem ceza indirimi alır mıyım?

Evet. Etkin pişmanlık hükümleri gereği, alacaklıların zararını gidermeniz halinde cezada önemli indirim yapılır. İndirim oranı, ödemenin kovuşturma öncesinde mi (üçte iki) yoksa kovuşturma aşamasında mı (yarısı) yapıldığına göre değişir.

Sadece ticari defter ve belgeleri ibraz etmemek hileli iflas suçunu oluşturur mu?

Hayır, tek başına oluşturmaz. Yargıtay’ın yerleşik içtihadına göre, önceden gerçekleştirilmiş hileli bir tasarruf bulunmaksızın salt defter ve belgelerin verilmemesi hileli iflas suçu için yeterli değildir; bunun yerine ibraz etmemenin, ortaya çıkmasını önlemek istenen bir hileli tasarrufa hizmet ettiğinin ve sanığın ibrazdan kaçınmasına makul bir açıklama getiremediğinin ayrıca ispatlanması gerekir.

Hileli iflas suçunun zamanaşımı süresi kaç yıldır?

Hileli iflas suçunda dava zamanaşımı süresi 15 yıldır. Bu süre, TCK m.66’da yer alan ve suçun kanunda öngörülen sekiz yıllık üst ceza sınırına karşılık gelen zamanaşımı kategorisinden kaynaklanır.

Hileli iflas ile taksirli iflas arasındaki fark nedir?

Hileli iflasta fail kasten, taksirli iflasta ise fail dikkatsizlik/özensizlik sonucu iflasa sebebiyet verir. Cezaları da farklıdır: hileli iflas üç yıldan sekiz yıla kadar hapisle, taksirli iflas ise iki aydan bir yıla kadar hapisle cezalandırılır.

Hileli iflas suçunda hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) uygulanabilir mi?

Kural olarak hayır. HAGB ve cezanın ertelenmesi, verilen hapis cezasının iki yıl veya altında olmasını gerektirir; hileli iflasın alt sınırı zaten üç yıl olduğundan bu kurumlar genellikle uygulanamaz. Ancak etkin pişmanlık gibi ciddi bir indirim sebebi sonuç cezayı bu eşiğin altına düşürürse istisnaen gündeme gelebilir.

Tasarrufun iptali davası ile hileli iflas suçu aynı şey midir?

Hayır. Hileli iflas bir ceza davasıdır ve failin hapis cezasıyla cezalandırılmasını amaçlar. Tasarrufun iptali davası (İİK m.277-284) ise bir hukuk davasıdır ve borçlunun belirli tasarruflarının yalnızca ilgili alacaklıya karşı hükümsüz sayılmasını sağlar; ceza sonucu doğurmaz. Aynı olay her iki yargılamaya birden konu olabilir.

Hileli iflas suçu hangi mahkemede görülür?

Hileli iflas suçuna ilişkin davalar Ağır Ceza Mahkemesinde görülür. Yetkili mahkeme kural olarak suçun işlendiği yer mahkemesidir.

Hileli iflas suçunda şirket ortağı her zaman cezalandırılır mı?

Hayır. Yargıtay’a göre, şirketin yetkilisi veya fiilen yöneticisi olmayan, kayden ortak görünse dahi şirketle fiilî bağlantısı ispatlanamayan kişiler asli fail olarak cezalandırılamaz; bu kişilerin sorumluluğu ancak somut delillerle iştirak durumunun (azmettirme veya yardım etme) kanıtlanmasına bağlıdır.

Değerlendirme ve Sonuç

Hileli iflas suçu, bir tacirin alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla malvarlığını hileli yollarla eksiltmesini cezalandıran, malvarlığına karşı suçların en ağırlarından biridir. Teminat mallarının kaçırılmasından sahte muhasebe düzenlenmesine kadar farklı biçimlerde işlenebilen bu suç, iflasa karar verilmiş olması koşuluyla üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezasını gerektirir ve ağır ceza mahkemesinde görülür.

Bu suçla ilgili süreçte; hileli bir kastın gerçekten bulunup bulunmadığı, hareketin kanunda sayılan görünümlerden hangisine girdiği ve iflas kararının varlığı belirleyici öneme sahiptir.

Bu suç tipinin yer aldığı diğer suçlar hakkında genel bilgi almak için malvarlığına karşı suçlar başlıklı rehberimizi de inceleyebilirsiniz.

İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.

Av. Sinan Karabacak – Cep Tel: +90 535 671 88 95

Avukat Sinan Karabacak

Avukat Sinan Karabacak

Avukat · İstanbul Barosu, Sicil No: 52130, Doğrulama

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden 2014'te mezun oldu. İstanbul Barosu'na bağlı avukatlık yapmaktadır. Enerji hukukundaki önceki deneyimleri nedeniyle başta kaçak elektrik ve voltaj dengesizliği davaları olmak üzere ceza hukuku, aile hukuku ve iş hukuku gibi alanlarda hukuki danışmanlık ve dava takibi hizmeti vermektedir.

Hakkımızda →LinkedIn →

Benzer Yazılar

2 Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir