Kaybolmuş veya Hata Sonucu Ele Geçmiş Eşya Üzerinde Tasarruf Suçu (TCK-160)

Kaybolmuş veya hata sonucu ele geçmiş eşya üzerinde tasarruf

İçindekiler

Kaybolmuş veya hata sonucu ele geçmiş eşya üzerinde tasarruf suçu, sahibinin elinden çıkmış (kaybedilmiş) ya da bir hata sonucu kişinin eline geçmiş bir eşya üzerinde, iade etmeksizin veya yetkili mercileri haberdar etmeksizin malik gibi tasarrufta bulunulmasını cezalandıran ve Türk Ceza Kanunu‘nun 160. maddesinde düzenlenen bir suç tipidir. Suçun cezası, bir yıla kadar hapis veya adli para cezasıdır ve şikâyete bağlıdır. Yerde bulunan bir cüzdanı sahiplenmekten, hesabına yanlışlıkla gönderilen parayı harcamaya kadar uzanan durumlar bu suç kapsamında değerlendirilebilir.

Bu yazıda; bu suçun tanımını, unsurlarını (maddi ve manevi unsur), kapsadığı temel durumları, özellikle hesaba yanlış gönderilen para meselesini, hırsızlıktan farkını (Yargıtayın somut olaylarda uyguladığı ayırt edici ölçütlerle birlikte), cezasını, şikâyet ve uzlaştırma durumunu, görevli mahkemeyi ve merak edilen diğer hususları sade bir dille ele alacağız.

Kaybolmuş veya Hata Sonucu Ele Geçmiş Eşya Üzerinde Tasarruf Suçu ile Korunan Hukuki Değer

Bu suçta korunan temel değer, kişinin mülkiyet hakkı ve malvarlığıdır. Bir eşya, sahibinin elinden kaybolma veya bir hata nedeniyle çıkmış olsa bile, mülkiyet hakkı devam eder. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2019/410 E., 2022/307 K. sayılı kararında da vurgulandığı üzere, bu suçla kişilerin mülkiyet hakkı ve bu haktan kaynaklanan tasarruf özgürlükleri korunmakta; suçun maddi konusunu, kaybedilmiş ya da hata sonucu başkasının eline geçmiş, üzerinde başkasının mülkiyet hakkı bulunan mallar oluşturmaktadır. Bu suç, bu tür eşyaların sahiplenilerek hak sahibinin malvarlığı kaybına uğramasını önlemeyi amaçlar.

Kaybolmuş veya Hata Sonucu Ele Geçmiş Eşya Üzerinde Tasarruf Suçunun Unsurları

Bir fiilin bu suç olarak nitelendirilebilmesi için belirli unsurların bir arada bulunması gerekir.

Fail: Bu suçun faili, kaybedilmiş bir eşyayı bulan veya bir hata sonucu eline eşya geçen kişidir. Bu yönüyle suç, failin önceden bir hareketiyle değil; eşyanın ona ulaşmasından sonraki davranışıyla işlenir. Bu yönüyle bu suç özgü suç niteliği taşımamaktadır. Yani faili bakımından herhangi bir sınırlama öngörülmemiş; her gerçek kişi bu suçun faili olabilmektedir.

Mağdur: Suçun mağduru, eşyanın maliki veya zilyedi; yani eşyayı kaybeden ya da hata sonucu başkasının eline geçmesine neden olan kişidir.

Suçun Konusu: Suçun konusu iki türlü olabilir: kaybedilmiş olması nedeniyle malikinin zilyetliğinden çıkmış olan eşya ya da hata sonucu ele geçirilen eşya. Her iki durumda da eşya, failin herhangi bir aktif hareketi olmaksızın onun eline geçmiştir.

Maddi Unsur (Hareket): Suçun maddi unsuru, bu eşya üzerinde iade etmeksizin veya yetkili mercileri durumdan haberdar etmeksizin malik gibi tasarrufta bulunmaktır. Yani failin, eşyayı sahibine iade etmesi ya da yetkili makamlara bildirmesi gerekirken; bunun yerine eşyayı kendi malıymış gibi kullanması, satması veya harcaması suçu oluşturur.

Malik gibi tasarrufta bulunma; eşyanın satılması, bağışlanması, tüketilmesi, yok edilmesi, kişisel ihtiyaçlara özgülenmesi veya eşya üzerinde iyi niyetli üçüncü bir kişi lehine ayni hak tesis edilmesi gibi biçimlerde ortaya çıkabilir. Burada cezalandırılan, eşyanın ele geçirilmesi değil; sonrasında malik gibi davranılmasıdır.

Manevi Unsur (Kast): Suç yalnızca kasten işlenebilir. Failin, eşyanın kaybedilmiş ya da hata sonucu kendisine geçmiş olduğunu bilerek, iade veya bildirim yükümlülüğüne rağmen malik gibi tasarrufta bulunma iradesiyle hareket etmesi gerekir.

Failin sahiplenme kastıyla hareket edip etmediğinin tespitinde, Yargıtay içtihatlarında öne çıkan bazı somut ölçütler bulunmaktadır:

  1. Eşyanın, mağaza görevlisi, banka, kolluk gibi yetkili mercilere veya sahibine bildirilip bildirilmediği,
  2. Failin eşyayı gizleme yönünde bir davranış sergileyip sergilemediği,
  3. Eşyanın ele geçirildiği andan itibaren elde tutulma süresi ve bu süre boyunca iade yönünde herhangi bir girişimde bulunulup bulunulmadığı,
  4. Failin olay sonrasında verdiği beyanların, teknik delillerle (kamera kaydı, hareket dökümü vb.) örtüşüp örtüşmediği.

Nitekim Yargıtay 2. Ceza Dairesi 2026/884 E., 2026/2781 K. sayılı kararında, bir mağazada müşterinin kıyafetlerin üzerine bırakıp unuttuğu cüzdanı bulan ve kollukta “sahiplenme kastım yoktu, işlerim nedeniyle geç teslim edecektim” şeklinde savunma yapan şüpheli hakkında verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı incelemiştir.

Karara göre, güvenlik kamerası görüntülerinde şüphelinin cüzdanı gördükten sonra üzerine koyu renk bir kıyafet bırakarak gizlediği ve bu kıyafeti cüzdanla birlikte kavrayarak reyondan uzaklaştığı tespit edilmiş; bu somut delilin şüphelinin “sahiplenme kastı yoktu” beyanıyla açıkça çeliştiği, dolayısıyla soruşturma makamının bu beyanı tek başına yeterli görerek kovuşturmaya yer olmadığına karar vermesinin hatalı olduğu, itirazın kabul edilerek suçun oluşup oluşmadığının yargılama yoluyla değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.

Kaybolmuş veya Hata Sonucu Ele Geçmiş Eşya Üzerinde Tasarruf Suçunun Kapsadığı Temel Durumlar

Kaybedilmiş Eşya: İlk durum, bir eşyanın sahibinin elinden kaybolma yoluyla çıkmış olmasıdır. Örneğin yolda bulunan bir cüzdan, telefon veya benzeri bir eşya bu kapsamdadır. Bu eşyayı bulan kişinin, onu sahibine iade etmesi ya da yetkili mercilere teslim etmesi beklenir. Bunun yerine eşyayı sahiplenip kullanması bu suçu oluşturabilir.

Hata Sonucu Ele Geçen Eşya: İkinci durum, bir eşyanın hata sonucu kişinin eline geçmesidir. Örneğin yanlışlıkla başka birine teslim edilen bir kargo ya da sehven yapılan bir aktarma bu kapsamda değerlendirilebilir. Bu durumda da kişinin, eşyayı iade etmesi veya durumu bildirmesi gerekir.

Ancak bir eşyanın veya paranın “hata sonucu” ele geçtiğinden söz edebilmek için, zilyetliğin geçişine ilişkin gerçek ve doğrulanabilir bir yanılgının bulunması gerekir; taraflar arasındaki bir sözleşme veya yetkilendirme ilişkisi gereği yapılan ödemeler bu kapsamda değerlendirilmez.

Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2019/410 E., 2022/307 K. sayılı kararında, kurumun sözleşmeli avukatı olan sanığın, kurumun ahzu kabz (para tahsil etme) yetkisini de içeren vekâletnamesine dayanarak icra dosyalarından tahsil ettiği paranın bir bölümünü geç iade etmesi olayında; parayı teslim eden icra müdürünün sanığı kurumun yetkili vekili olarak bildiği ve sanığa ahzu kabz yetkisini bizzat kurumun kendisinin verdiği gözetildiğinde, ortada zilyetliğin geçişine ilişkin bir “hata”dan söz edilemeyeceği, dolayısıyla eylemin kaybolmuş veya hata sonucu ele geçmiş eşya üzerinde tasarruf suçunu oluşturmadığı, somut olayda kurumun zararına neden olunmasının ise 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun yollamasıyla görevi kötüye kullanma suçunu (TCK m.257) oluşturduğu sonucuna varılmıştır.

Bu karar, yetkiye veya sözleşmesel ilişkiye dayanan ödemelerle gerçek bir “hata” sonucu ele geçen eşya arasındaki sınırı somutlaştırması bakımından önemlidir.

Taşıma Sırasında Karışan Eşya: Uygulamada sık karşılaşılan bir başka durum, taşımacılık sırasında eşyaların karışmasıdır. Yargıtay 11. Ceza Dairesi 2025/1329 E., 2025/12648 K. sayılı kararında, bir yolcu otobüsünde muavine teslim edilen valizlerin, otogarda bagaj fişi karşılığı kontrol edilmeden dağıtılması sonucu başka bir yolcununkiyle karıştığı bir olayda; valizi teslim alıp iade etmeyen yolcu hakkında TCK m.160 kapsamında hiçbir değerlendirme yapılmadan, sadece “eşyanın çalındığına dair delil yok” denilerek verilen kovuşturmaya yer olmadığı kararının eksik soruşturma nedeniyle hatalı olduğuna hükmedilmiştir. Bu karar, mağdurun aynı olayda birden fazla kişiye karşı farklı suç tiplerinden şikâyetçi olabileceğini de gösterir: valizi teslim alıp iade etmeyen yolcu bakımından TCK m.160, taşıma sürecindeki ihmal iddiaları bakımından ise firma görevlileri hakkında hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçu ayrı ayrı değerlendirilebilir.

Hesabıma Yanlışlıkla Para Gönderilirse Ne Yapmalıyım?

Günümüzde bu suçun en sık karşılaşılan örneklerinden biri, banka hesabına yanlışlıkla para gönderilmesidir. Bir kişinin hesabına, hatalı bir havale veya EFT sonucu kendisine ait olmayan bir para geçebilir. Bu durumda paranın, gönderen kişiye iade edilmesi veya bankaya/yetkili mercilere durumun bildirilmesi gerekir.

Hesabına yanlışlıkla gelen parayı, kendisine ait olmadığını bilerek harcayan veya başka bir hesaba aktararak sahiplenen kişi, bu suçu işlemiş olabilir. Bu ceza sorumluluğu, hukuki sorumluluktan bağımsızdır: hesaba yanlışlıkla giren tutar, Türk Borçlar Kanunu’nun sebepsiz zenginleşmeye ilişkin 77 ve devamı maddeleri uyarınca zaten iade edilmesi gereken bir tutardır; parayı harcayan kişi, ceza soruşturmasından bağımsız olarak ayrıca bu tutarı ve varsa faizini geri ödemekle yükümlü kalır. Bu nedenle hesabınıza beklemediğiniz bir para geldiğinde, harcamak yerine en kısa sürede bankanızla iletişime geçmeniz ve durumu bildirmeniz hem cezai hem hukuki sorumluluktan korunmanız açısından önemlidir.

Kaybolmuş veya Hata Sonucu Ele Geçmiş Eşya Üzerinde Tasarruf Suçu ile Hırsızlığın Farkı

Bu suç, hırsızlık suçu ile karıştırılabilir; ancak aralarında temel bir fark vardır. Hırsızlıkta fail, malı zilyedin rızası olmadan, aktif bir hareketle bulunduğu yerden alır. Bu suçta ise fail, eşyayı almaz; eşya kaybolma veya hata sonucu zaten onun eline geçmiştir. Suç, failin bu eşyayı iade etmek yerine sahiplenmesinden doğar.

Bu ayrımın uygulamada nasıl yapıldığını somutlaştırmak amacıyla, Yargıtay içtihadında öne çıkan ölçütleri maddeler halinde saymak gerekirse:

  1. Eşyanın sahibinin belli olup olmadığı: Sahibi bilinen veya kolaylıkla tespit edilebilen bir eşya, kaybolmuş eşya sayılmaz. Yargıtay 2. Ceza Dairesi 2020/25986 E., 2022/6304 K. sayılı kararında, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10.06.1997 tarihli, 1997/132 E., 1997/151 K. sayılı kararına atıfla, suçun oluşabilmesi için malikin malın nerede olduğunu bilmemesi ve failin de eşyayı yitirilmiş mallardan olduğu inancıyla ele geçirmesi gerektiğini, sahibi bilinen bir malın kaybolmuş mallardan sayılamayacağını vurgulamış; arızalanması nedeniyle bir işyerinin yanına bırakılan ve sahibi belli olan bir motosikletin düz kontak yapılarak alınmasını, kaybolmuş eşya üzerinde tasarruf değil hırsızlık suçu olarak nitelendirmiştir.
  2. Eşyanın açıkça “sahipli” olduğunun ilk bakışta belli olup olmadığı: Yargıtay 2. Ceza Dairesi 2016/14025 E., 2018/15622 K. sayılı kararında, yemekhanede şarja takılı bulunan bir cep telefonunun alınmasını, telefonun sahipli olduğu açıkça belli olduğu gerekçesiyle kaybolmuş eşya üzerinde tasarruf değil hırsızlık suçu olarak değerlendirmiştir.
  3. Eşyanin ele geçirildiği ortam ve failin o ortamdaki konumu: Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2021/8571 E., 2022/4471 K. sayılı kararında, bir kahvehanede oyun oynayan müşterinin düşürdüğü cüzdanın, o kahvehanede çalışan kişi tarafından alınmasını hırsızlık suçu olarak nitelendirmiş; failin bulunduğu konum ve eşyaya ulaşma biçiminin de değerlendirmede etkili olduğuna işaret etmiştir.
  4. Somut olayın özellikleri her zaman hırsızlık lehine yorumlanmaz: Yargıtay 2. Ceza Dairesi 2020/27036 E., 2022/5854 K. sayılı kararında, ilk derece mahkemesinin olayı TCK m.160 kapsamında değerlendirmesini isabetli bulmuş ve tebliğnamenin hırsızlık suçu oluştuğu yönündeki görüşüne katılmayarak hükmü onamıştır. Bu karar, ayrımın her somut olayda eşyanın ele geçiriliş biçimine, failin bilgisine ve ortama göre ayrı ayrı yapılması gerektiğini, otomatik bir kural bulunmadığını göstermektedir.

Kaybolmuş veya Hata Sonucu Ele Geçmiş Eşya Üzerinde Tasarruf Suçu ile Suç Eşyasının Satın Alınması Suçunun Farkı

Bu suçta eşya, bir suçtan değil; kaybolma veya hata sonucu kişinin eline geçmiştir. Suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi suçunda (TCK 165) ise eşya, bir suçun işlenmesiyle elde edilmiştir. Yani eşyanın kaynağı farklıdır.

Bu Suç Kapsamında Asılsız Şikâyette Bulunmanın Sonuçları

Bir eşyanın gerçekte kaybolmadığı hâlde kaybolduğu iddiasıyla, belirli bir kişiyi hedef alarak şikâyette bulunmak, bu suçun kendisini değil; duruma göre iftira suçunu (TCK m.267) veya suç uydurma suçunu (TCK m.271) oluşturabilir. Belirleyici ölçüt, isnat edilen fiilin yöneltildiği kişinin belirlenebilir olup olmadığıdır: şikâyet, kimliği belli veya belirlenebilir bir kişiyi hedef alıyorsa iftira suçu; işlenmediği bilinen bir fiilin failinin belirsiz bırakılarak yetkili makamlara ihbar edilmesi veya soruşturma açtırılması durumunda ise suç uydurma suçu gündeme gelir.

Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2024/24647 E., 2025/398 K. sayılı kararında, cep telefonunu pazar yerinde kaybettiğini belirterek şikâyetçi olan ve bu şikâyet üzerine kaybolmuş veya hata sonucu ele geçmiş eşya üzerinde tasarruf suçundan soruşturma başlatılan sanığın, aslında telefonu belirli bir kişiye (taksitle) devrettiği ancak bu kişinin taksitlerini ödemediği anlaşılmıştır. Yerel mahkeme sanığı suç uydurma suçundan mahkûm etmiş; Yargıtay ise isnat edilen kişinin belirlenebilir olması nedeniyle eylemin suç uydurma değil iftira suçunu oluşturduğuna, suç vasfında hataya düşüldüğüne hükmetmiştir.

Kaybolmuş veya Hata Sonucu Ele Geçmiş Eşya Üzerinde Tasarruf Suçunun Cezası

Kaybedilmiş olması nedeniyle malikinin zilyetliğinden çıkmış olan ya da hata sonucu ele geçirilen eşya üzerinde, iade etmeksizin veya yetkili mercileri durumdan haberdar etmeksizin malik gibi tasarrufta bulunan kişi, şikâyet üzerine, bir yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır. Görüldüğü gibi bu suç şikâyete bağlıdır ve hâkim, hapis cezası yerine adli para cezasına da hükmedebilir.

Şikâyet ve Uzlaştırma

Bu suç şikâyete bağlıdır. Soruşturma ve kovuşturmanın başlayabilmesi için mağdurun, fiili ve faili öğrendiği tarihten itibaren altı ay içinde şikâyette bulunması gerekir. Bu süre kaçırılırsa dava açma hakkı düşer; şikâyetten vazgeçme ise davanın düşmesine yol açabilir.

Nitekim Yargıtay 2. Ceza Dairesi 2016/14025 E., 2018/15622 K. sayılı kararında, yargılama sırasında şikâyetinden vazgeçtiğini bildiren müştekinin bulunduğu bir olayda, mahkemenin sanıktan şikâyetten vazgeçmeyi kabul edip etmediğini sorması ve sonucuna göre TCK m.73/4-6 ile CMK m.223/8 uyarınca davanın düşmesine karar vermesi gerektiği, bu hususun gözetilmemesinin bozma nedeni olduğu vurgulanmıştır.

Uzlaştırma bakımından, şikâyete bağlı bu suç uzlaştırma kapsamında değerlendirilebilir. Uzlaştırmanın sağlanması halinde kamu davasının açılmaması ya da düşmesi mümkün olabilir.

Görevli ve Yetkili Mahkeme

Bu suça ilişkin davalar, kural olarak Asliye Ceza Mahkemesi‘nde görülür. Yetkili mahkeme ise kural olarak suçun işlendiği yer mahkemesidir. Ceza üst sınırı iki yılı aşmadığından, yargılama basit yargılama usulü (CMK m.251) kapsamında da yürütülebilir; bu usulde mahkeme duruşma açmaksızın doğrudan adli para cezasına hükmedebilir.

Ancak bu usulde verilen kararın tebligatının usule uygun yapılması büyük önem taşır. Yargıtay 2. Ceza Dairesi 2026/3163 E., 2026/8369 K. sayılı kararında, basit yargılama usulüyle 5.400 TL adli para cezasına hükmedilen bir sanığa yapılan tebligatın, tebliğ evrakını teslim alan kişinin kimliğini ve sanığın adreste geçici olarak bulunmama sebebini belirtmediği için Tebligat Yönetmeliği’nin 29/1. maddesine aykırı olduğuna, usulsüz tebligatın hükmü kesinleştirmeyeceğine ve sanığın aylar sonra yaptığı itirazın dahi süresinde kabul edilmesi gerektiğine hükmetmiştir.

Bu karar, basit yargılama usulüyle verilen hükümlerin kesinleşme sürecinde tebligat işlemlerinin özenle takip edilmesinin önemini göstermektedir.

Dava Zamanaşımı

Dava zamanaşımı süresi, TCK m.66 uyarınca öngörülen cezanın üst sınırına göre belirlenir. Bu suçun cezası bir yıla kadar hapis veya adli para cezası olduğundan, üst sınır TCK m.66/1-e kapsamındaki “beş yıldan fazla olmayan hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlar” kademesine girer ve dava zamanaşımı 8 yıldır. Bu süre, suçun işlendiği veya son icra hareketinin gerçekleştiği tarihten itibaren işlemeye başlar.

Bu sürenin sonuçları uygulamada ciddi öneme sahiptir. Yargıtay 2. Ceza Dairesi 2024/6973 E., 2024/11439 K. sayılı kararında, katılanın kaybettiği bir cep telefonu üzerinde tasarrufta bulunduğu iddiasıyla yargılanan sanık hakkında, sanığın sorgusunun yapıldığı tarihten inceleme tarihine kadar TCK m.66/1-e’de öngörülen 8 yıllık dava zamanaşımı süresinin dolmuş olması nedeniyle, kamu davasının zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine karar verilmiştir.

Akrabalar Arası: Şahsi Cezasızlık Sebebi (TCK 167)

Bu suçun belirli yakın akrabalar arasında işlenmesi halinde, malvarlığına karşı suçlara ilişkin şahsi cezasızlık sebebi gündeme gelebilir. Suçun; hakkında ayrılık kararı verilmemiş eşlerden birinin, üstsoy veya altsoyun ya da aynı konutta yaşayan kardeşlerden birinin zararına işlenmesi halinde, ilgili akraba hakkında cezaya hükmedilmez. Daha uzak akrabalarda ise şikâyet üzerine ceza yarı oranında indirilir.

Eşyanın İade Edilmesi

Malvarlığına karşı suçlarda öngörülen etkin pişmanlık düzenlemesi (TCK 168), açıkça sayılan suçlar bakımından uygulanır. Bu suç söz konusu düzenlemede ayrıca sayılmadığından, etkin pişmanlık hükümlerinin doğrudan uygulanması öngörülmemiştir. Bununla birlikte, failin eşyayı veya parayı iade etmesi ve zararı gidermesi, cezanın belirlenmesinde lehe bir unsur olarak değerlendirilebilir. Ayrıca eşyanın zamanında iade edilmesi, çoğu zaman suçun oluşmasını da engelleyebilir; çünkü suç, sahiplenme iradesiyle malik gibi tasarrufta bulunulmasını gerektirir.

Suça Teşebbüs ve Zincirleme Suç

Teşebbüs: Fail, eşya üzerinde malik gibi tasarrufta bulunmak üzere harekete geçmiş ancak elinde olmayan nedenlerle fiili tamamlayamamışsa, suça teşebbüsten söz edilebilir. Teşebbüs halinde ceza, tamamlanmış suça göre indirilir.

Zincirleme Suç: Failin aynı suç işleme kararıyla, değişik zamanlarda birden fazla kez bu suçu işlemesi halinde zincirleme suç hükümleri gündeme gelebilir. Bu durumda faile tek ceza verilir, ancak bu ceza belirli oranda artırılır.

HAGB, Adli Para Cezası ve Cezanın Ertelenmesi

Bu suçta hapis cezasının yanında adli para cezası da öngörülmüştür; hâkim somut olaya göre adli para cezasına hükmedebilir. Ayrıca verilen hapis cezası iki yıl veya altında ise ve diğer koşullar da sağlanıyorsa, hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) ya da cezanın ertelenmesi gündeme gelebilir. Bu imkânların uygulanıp uygulanamayacağı, verilecek cezanın miktarına ve dosyanın özelliklerine bağlıdır. Bu suçla ilgili bir soruşturma veya davayla karşı karşıyaysanız, malvarlığına karşı suçlar alanında deneyimli bir ceza davası avukatı ile görüşerek dosyanızın detaylı bir değerlendirmesini yaptırabilirsiniz.

Sık Sorulan Sorular

Yolda bulduğum bir telefonu kullanmaya başlarsam suç olur mu?

Kaybedilmiş bir eşyayı sahibine iade etmeden veya yetkili mercilere bildirmeden malik gibi kullanmak, bu suçu oluşturabilir. Bulduğunuz eşyayı en kısa sürede yetkili mercilere teslim etmeniz veya sahibine ulaştırmaya çalışmanız beklenir.

Hesabıma yanlış gelen parayı harcarsam ne olur?

Hesabınıza yanlışlıkla gelen, size ait olmayan parayı bilerek harcamak veya başka bir yere aktararak sahiplenmek bu suçu oluşturabilir. Ayrıca Türk Borçlar Kanunu’nun sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca bu tutarı iade yükümlülüğünüz cezai süreçten bağımsız olarak devam eder. Bu nedenle beklemediğiniz bir para geldiğinde harcamadan önce bankanıza durumu bildirmeniz önemlidir.

Eşyayı geri verirsem yine de yargılanır mıyım?

Eşyanın zamanında iade edilmesi çoğu zaman suçun oluşmasını engeller; çünkü suç, sahiplenme iradesiyle malik gibi tasarrufta bulunulmasını gerektirir. İade, ayrıca cezanın belirlenmesinde lehe değerlendirilebilir.

Bu suç şikâyete bağlı mı?

Evet. Kaybolmuş veya hata sonucu ele geçmiş eşya üzerinde tasarruf suçu şikâyete bağlıdır; fiili ve faili öğrenmeden itibaren altı ay içinde şikâyette bulunulması gerekir.

Bu suçta zamanaşımı süresi ne kadardır?

Suçun cezası bir yıla kadar hapis veya adli para cezası olduğundan, TCK m.66/1-e uyarınca dava zamanaşımı 8 yıldır. Yargıtay 2. Ceza Dairesi 2024/6973 E., 2024/11439 K. sayılı kararında, bu sürenin dolması nedeniyle bir davanın düşürüldüğü görülmüştür.

Eşyayı bilerek kaybolmuş gibi gösterip belirli bir kişiyi hedef alarak şikâyette bulunursam ne olur?

Gerçekte kaybolmamış veya rızayla teslim edilmiş bir eşya için “kayıp” beyanıyla belirli bir kişiyi hedef alan asılsız şikâyette bulunmak, Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2024/24647 E., 2025/398 K. sayılı kararında da örneklendiği üzere iftira suçunu (TCK m.267) oluşturabilir; hedef alınan kişi belirsiz bırakılırsa suç uydurma suçu (TCK m.271) gündeme gelir.

Otobüs veya kargo firmasında eşyam kaybolursa kime karşı hangi suçtan şikâyetçi olabilirim?

Yargıtay 11. Ceza Dairesi 2025/1329 E., 2025/12648 K. sayılı kararına göre, eşyayı teslim alıp iade etmeyen kişi hakkında kaybolmuş veya hata sonucu ele geçmiş eşya üzerinde tasarruf suçu (TCK m.160), taşıma sürecindeki ihmal veya kötüye kullanma iddiaları bakımından ise ilgili görevliler hakkında hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçu (TCK m.155) yönünden ayrı ayrı değerlendirme yapılması gerekir.

Bu suçtan verilen kovuşturmaya yer olmadığı kararına itiraz edebilir miyim?

Evet. Kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı, kararın tebliğinden itibaren belirlenen süre içinde sulh ceza hâkimliğine itiraz edilebilir. Yargıtay 2. Ceza Dairesi 2026/884 E., 2026/2781 K. sayılı kararında görüldüğü gibi, somut deliller (örneğin güvenlik kamerası görüntüleri) yeterince değerlendirilmeden verilen ret kararları bozulabilmektedir.

Bu suçta basit yargılama usulü uygulanır mı?

Evet. Ceza üst sınırı iki yılı aşmadığından, bu suça ilişkin yargılama CMK m.251’de düzenlenen basit yargılama usulü kapsamında yürütülebilir ve mahkeme duruşma açmaksızın doğrudan adli para cezasına hükmedebilir. Ancak bu usulde verilen kararın tebligatının usulsüz olması hâlinde, Yargıtay 2. Ceza Dairesi 2026/3163 E., 2026/8369 K. sayılı kararında belirtildiği gibi, hüküm kesinleşmez.

Belirli bir yere bıraktığım ve sahibi belli olan bir eşyamı alan kişi bu suçtan mı sorumlu olur?

Hayır, mutlaka değil. Yargıtay 2. Ceza Dairesi 2020/25986 E., 2022/6304 K. sayılı kararında, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 1997/132 E., 1997/151 K. sayılı kararına atıfla, sahibi bilinen veya kolaylıkla tespit edilebilen bir eşyanın kaybolmuş eşya sayılamayacağını, bu durumda TCK m.160 değil hırsızlık hükümlerinin uygulanması gerektiğini belirtmiştir.

Değerlendirme ve Sonuç

Kaybolmuş veya hata sonucu ele geçmiş eşya üzerinde tasarruf suçu, sahibinin elinden çıkmış bir eşyanın sahiplenilerek hak sahibinin zarara uğratılmasını önleyen bir malvarlığı suçudur. Yolda bulunan bir eşyadan, hesaba yanlışlıkla gönderilen paraya kadar farklı biçimlerde karşımıza çıkan bu suç, bir yıla kadar hapis veya adli para cezasını gerektirir.

Bu suçla ilgili süreçte; eşyanın gerçekten kaybedilmiş veya hata sonucu mu ele geçtiği, failin sahiplenme iradesiyle mi hareket ettiği ve iade ya da bildirim yükümlülüğünün yerine getirilip getirilmediği belirleyici öneme sahiptir.

Bu suç tipinin yer aldığı diğer suçlar hakkında genel bilgi almak için malvarlığına karşı suçlar başlıklı rehberimizi de inceleyebilirsiniz.

İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.

Av. Sinan Karabacak – Cep Tel: +90 535 671 88 95

Avukat Sinan Karabacak

Avukat Sinan Karabacak

Avukat · İstanbul Barosu, Sicil No: 52130, Doğrulama

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden 2014'te mezun oldu. İstanbul Barosu'na bağlı avukatlık yapmaktadır. Enerji hukukundaki önceki deneyimleri nedeniyle başta kaçak elektrik ve voltaj dengesizliği davaları olmak üzere ceza hukuku, aile hukuku ve iş hukuku gibi alanlarda hukuki danışmanlık ve dava takibi hizmeti vermektedir.

Hakkımızda →LinkedIn →

Benzer Yazılar

Bir Yorum

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir