|

Haksız Tahrik Nedir? (TCK-29) Şartları ve Ceza İndirimi

haksız tahrik

Haksız tahrik, ceza hukukunda cezayı azaltan nedenlerin başında gelir ve özellikle kasten yaralama ile kasten öldürme davalarında sanığın alacağı cezayı doğrudan belirler. Bir kimsenin, kendisine ya da bir başkasına yöneltilen haksız bir fiilin doğurduğu öfke veya şiddetli üzüntünün etkisi altında suç işlemesi hâlinde, kanun bu kişiye verilecek cezada indirim öngörür. Bu rehberde haksız tahrikin tanımını, hukuki niteliğini, şartlarını, indirim oranlarını, ağır ve hafif tahrik ayrımını ve sıklıkla karıştırıldığı meşru savunmadan farkını ele alıyoruz. Konu, Türk Ceza Kanunu’nun ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenler başlığı altında düzenlenmiştir.

Haksız Tahrik Nedir? (TCK 29)

Haksız tahrik, Türk Ceza Kanunu‘nun 29. maddesinde düzenlenmiştir. Maddeye göre; haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine onsekiz yıldan yirmidört yıla ve müebbet hapis cezası yerine oniki yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezası verilir; diğer hâllerde ise verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir.

Kısaca haksız tahrik; failin, karşı tarafın haksız bir davranışı sonucu içine düştüğü öfke (hiddet) veya derin üzüntü (şiddetli elem) hâlinde, bu psikolojik baskının etkisiyle suç işlemesidir. Kanun burada, haksızlığa uğrayan ve bu nedenle iradesi zayıflayan kişinin kusurunun daha az olduğunu kabul eder ve cezada indirim yapar. Ancak haksız tahrik, kişiyi tümüyle cezasız bırakmaz; yalnızca cezayı hafifletir.

Haksız Tahrikin Hukuki Niteliği

Haksız tahrik, bir hukuka uygunluk nedeni değil, kusurluluğu azaltan bir nedendir. Yani haksız tahrik altında işlenen fiil hukuka aykırı olmaya devam eder ve suç oluşturur; yalnızca failin kusuru azaldığı için cezasında indirim yapılır. Bunun sebebi, haksız bir fiile maruz kalan kişinin kendini frenleme yeteneğinin geçici olarak zayıflaması ve iradesine tam anlamıyla hâkim olamayacak bir ruh hâline sürüklenmesidir.

Bu nitelik, haksız tahriki hem meşru savunmadan hem de diğer indirim nedenlerinden ayırır. Haksız tahrik, kanunda sayılan belirli suçlara özgü değildir; kural olarak bütün suçlar bakımından uygulanabilecek genel bir indirim nedenidir. Uygulamada ise en çok hayata ve vücut bütünlüğüne karşı suçlarda, yani kasten yaralama ve kasten öldürme davalarında gündeme gelir.

Haksız Tahrikin Şartları ve Özellikleri

Haksız tahrik indiriminin uygulanabilmesi için dört şartın bir arada gerçekleşmesi gerekir:

  • Haksız bir fiil bulunmalıdır: Tahriki oluşturan davranışın haksız olması gerekir. Bu fiilin mutlaka suç oluşturması şart değildir; hakaret, aşağılama, ağır sözler, sadakatsizlik gibi haksız sayılan davranışlar da tahrik oluşturabilir. Ancak hukuka uygun bir davranış (örneğin bir hakkın kullanılması) tahrik sayılmaz.
  • Fail hiddet veya şiddetli elem içinde olmalıdır: Haksız fiil, failde öfke ya da derin bir üzüntü meydana getirmiş olmalıdır. Bu psikolojik tepki, tahrikin özünü oluşturur.
  • Suç, bu ruh hâlinin etkisiyle işlenmelidir: İşlenen suç ile haksız fiil arasında nedensellik bağı bulunmalı; suç, tahrikin yarattığı öfke ya da elemin etkisiyle işlenmelidir. Aradan uzun zaman geçmesi ve öfkenin yatışması, bu bağı zayıflatabilir.
  • Tepki, haksız fiili işleyene yönelmelidir: Failin gösterdiği tepki, kendisini tahrik eden kişiye karşı olmalıdır. Tahrikle ilgisiz üçüncü kişilere yönelen fiillerde kural olarak haksız tahrik indirimi uygulanmaz.

Haksız tahrik hükmünün uygulanabilmesi için fail, haksız fiilin neden olduğu öfke veya şiddetli üzüntünün etkisi altında iken ve bu duruma tepki olarak suçu işlemiş olmalıdır. Failin haksız fiil sonrası oluşan ruh hali ile işlenen suç arasında nedensellik bağlantısının bulunması gerekir. İşlenen suç bir tepki hareketi olarak ortaya çıkmalıdır. Zira haksız tahrikin cezayı azaltan bir neden olarak düzenlenmesinin asıl nedeni de budur. ‘Haksız fiil yapılmamış olsaydı, suç da işlenmemiş olacaktı’ denilebilecek durumlarda, haksız fiil ile işlenen suç arasında neden- sonuç ilişkisi diğer bir ifade ile nedensellik bağlantısı kurulmuş olacaktır. Eğer failin işlediği suç ile haksız fiil arasında bağlantı kurulamıyorsa nedensellikten bahsedilemez. Tahrik ile tepki arasında mutlaka nedensellik bağı bulunmalıdır.

Haksız Tahrikte Ceza İndirimi Oranları

Haksız tahrikin varlığı hâlinde uygulanacak indirim, suçun karşılığı olan cezanın türüne göre değişir. TCK 29’a göre indirim oranları şöyledir:

Suçun cezasıHaksız tahrik hâlinde verilecek ceza
Ağırlaştırılmış müebbet hapis18 yıldan 24 yıla kadar hapis
Müebbet hapis12 yıldan 18 yıla kadar hapis
Süreli hapis / diğer cezalarCezanın 1/4’ünden 3/4’üne kadarı indirilir

Süreli hapis cezalarında indirim oranı (dörtte birden dörtte üçe kadar) sabit değildir; hâkim, tahrikin ağırlığına göre bu aralıkta bir oran belirler. Tahrik ne kadar ağırsa indirim de o kadar yüksek olur. Bu değerlendirme, cezanın miktarını doğrudan etkilediğinden dosyanın en önemli aşamalarından biridir.

Ağır ve Hafif Haksız Tahrik Ayrımı

Türk Ceza Kanunu, önceki kanundaki gibi “ağır tahrik” ve “hafif tahrik” için ayrı ayrı sabit oranlar öngörmez; bunun yerine hâkime, dörtte bir ile dörtte üç arasında takdir yetkisi tanır. Uygulamada bu takdir kullanılırken tahrikin ağırlığı belirleyicidir:

  • Ağır tahrik: Failin uğradığı haksızlık büyükse (örneğin ağır bir saldırı, çok ağır hakaretler), indirim üst orana (dörtte üçe) yaklaşır.
  • Hafif tahrik: Haksız fiil görece hafifse, indirim alt orana (dörtte bire) yakın belirlenir.

Hâkimin tahrikin derecesini ve buna bağlı indirim oranını kararında gerekçelendirmesi gerekir. Tahrik oranının hatalı belirlenmesi, istinaf ve temyiz aşamasında bozma nedeni olabilir.

Haksız Tahrikin Kabul Edilmeyeceği Durumlar

Haksız tahrik her olayda otomatik olarak uygulanan bir indirim değildir; belirli durumlarda tahrik indiriminden söz edilemez. Uygulamada tahrikin kabul edilmediği başlıca hâller şunlardır:

  • Failin kendi haksız davranışının sonucu olan tepki: Fail, önce kendisi haksız bir fiille karşı tarafı tahrik etmiş ve karşı tarafın buna verdiği tepkiyi bahane ederek suç işlemişse, kural olarak haksız tahrik indiriminden yararlanamaz. Zira burada haksızlığı başlatan bizzat failin kendisidir.
  • Hukuka uygun davranışlara verilen tepki: Karşı tarafın hukuka uygun bir davranışı (bir hakkın kullanılması, kanuni bir şikâyet gibi) tahrik oluşturmaz; bu davranışlara tepki olarak işlenen suçta indirim uygulanmaz.
  • Kan gütme ve töre saiki: Kan gütme ya da töre saikiyle işlenen öldürme fiillerinde, olayın gerisindeki uzak bir husumetin tahrik olarak kabul edilmesi kural olarak mümkün değildir; bu saikler ayrıca nitelikli hâl oluşturabilir.

Ayrıca tahriki oluşturan haksız fiil ile işlenen suç arasında geçen sürenin uzunluğu da önemlidir. Aradan uzun zaman geçmiş ve failin öfkesi yatışmışsa, artık hiddet veya şiddetli elem hâlinin devam ettiğinden söz edilemeyeceği için tahrik indirimi uygulanmayabilir. Bu değerlendirmeler, her somut olayın kendi koşullarına göre yapılır ve dosyanın en tartışmalı noktalarından birini oluşturur.

Haksız Tahrik ile Meşru Savunma Arasındaki Fark

Haksız tahrik ile meşru savunma uygulamada en çok karıştırılan iki kurumdur; ancak sonuçları taban tabana zıttır. Meşru savunmada hâlen devam eden veya tekrarı muhakkak olan bir saldırı vardır ve fail bu saldırıyı o an defetmektedir; sonuç cezasızlıktır (beraat). Haksız tahrikte ise haksız fiil tamamlanmış ve sona ermiştir; fail, saldırıyı savuşturmak için değil, uğradığı haksızlığın yarattığı öfke ile karşılık vermektedir; sonuç ise cezada indirimdir.

Bu ayrım pratikte kritik önemdedir: aynı olayda savunmanın meşru savunma olarak kabul edilmesi beraatle, haksız tahrik olarak kabul edilmesi ise indirimli mahkûmiyetle sonuçlanır. Bu nedenle olayın niteliğinin (devam eden saldırı mı, sona ermiş haksızlık mı) doğru belirlenmesi büyük önem taşır.

Karşılıklı Tahrik ve Uygulamada Sık Görülen Durumlar

Uygulamada tahrik oluşturan fiil çoğu zaman tek taraflı değildir; taraflar birbirini karşılıklı olarak tahrik edebilir. Karşılıklı tahrik hâlinde, olayın başlangıcı ve tarafların birbirine yönelttiği haksız fiillerin ağırlığı değerlendirilerek, her iki taraf bakımından da uygun oranda indirim uygulanabilir. Kimin haksız fiili başlattığı ve tepkilerin dengesi, bu değerlendirmede belirleyicidir.

Haksız tahrik değerlendirmesinde tarafların ifadeleri, tanık beyanları, olay yerindeki güvenlik kamerası kayıtları ve mesaj içerikleri gibi deliller önem taşır. Tahrikin varlığını ve derecesini ortaya koyan bu delillerin dosyaya doğru biçimde kazandırılması, sürecin İstanbul’da müdafilik hizmeti alınarak yürütülmesini önemli kılar.

Haksız Fiil Kavramı ve Örnekleri

Haksız tahrikin temelinde “haksız fiil” kavramı yer alır ve bu kavram geniş yorumlanır. Tahriki oluşturan davranışın mutlaka bir suç ya da hukuka aykırı bir eylem olması gerekmez; toplumun genel ahlak ve adalet anlayışına aykırı düşen, karşı tarafta haklı bir öfke veya üzüntü yaratan her davranış haksız fiil sayılabilir. Buna karşılık, bir hakkın kullanılması niteliğindeki davranışlar tahrik oluşturmaz. Örneğin bir alacaklının borcunu hukuki yoldan istemesi ya da bir kişinin kanuni şikâyet hakkını kullanması, karşı tarafı rahatsız etse dahi haksız fiil değildir.

Uygulamada haksız fiil olarak değerlendirilebilecek başlıca davranışlar şunlardır:

  • Ağır hakaret, küfür ve aşağılayıcı sözler,
  • Fiziksel saldırı, darp veya ciddi tehdit,
  • Eşler arasında sadakat yükümlülüğünün ağır biçimde ihlali,
  • Kişinin yakınlarına yönelen haksız saldırı veya hakaretler,
  • Sürekli taciz, rahatsız etme ya da bunaltıcı davranışlar.

Haksız fiilin doğrudan failin kendisine yönelmesi de şart değildir; failin yakınlarına ya da üçüncü bir kişiye yönelen haksız bir fiil de failde hiddet veya elem yaratmışsa tahrik oluşturabilir. Örneğin bir kişinin, aile bireyine yönelik ağır bir saldırıya tanık olması, o kişide haksız tahrik oluşturabilecek bir haksız fiildir. Burada belirleyici olan, haksız fiil ile failin ruh hâli ve işlediği suç arasında makul bir bağın kurulabilmesidir.

Haksız Tahrikin Diğer İndirim Nedenleriyle Uygulanması

Bir ceza davasında haksız tahrik çoğu zaman tek başına değil, başka indirim nedenleriyle birlikte gündeme gelir. Türk Ceza Kanunu, cezanın belirlenmesinde uygulanacak indirim ve artırımların sırasını belirlemiştir. Buna göre temel ceza belirlendikten sonra sırasıyla teşebbüs, iştirak, zincirleme suç, haksız tahrik, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı ve diğer şahsi indirim nedenleri uygulanır; en sonda ise takdiri indirim değerlendirilir.

Bu sıralama sonucu doğrudan etkiler; çünkü her indirim, bir önceki aşamada hesaplanan ceza üzerinden yapılır. Örneğin hem haksız tahrik hem de teşebbüs indiriminin uygulanacağı bir olayda, indirimlerin doğru sırayla yapılması sanığın alacağı cezayı önemli ölçüde değiştirir. Haksız tahrik indiriminin atlanması ya da oranının hatalı belirlenmesi, uygulamada en sık karşılaşılan bozma nedenlerindendir. Bu nedenle indirim nedenlerinin eksiksiz ve doğru sırayla değerlendirilmesi, savunmanın en teknik ama en belirleyici kısımlarından biridir.

Taksirli Suçlarda Haksız Tahrik Hükümlerinin Uygulanıp Uygulanamayacağı Hakkında

Taksirle işlenen suçlarda haksız tahrik hükmünün uygulanıp uygulanamayacağı tartışmalıdır. Güncel tarihli Yargıtay Ceza Genel Kurul kararı (Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2024/329 E. – 2024/263 K. sayılı ilamı) Neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda ayrıma giderek bu suçlarda haksız tahrik indiriminin uygulanabileceğine karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı aşağıdadır.

TCK’nın, “Netice sebebiyle ağırlaşmış suç” başlıklı 23. maddesi şöyledir: “(1) Bir fiilin, kastedilenden daha ağır veya başka bir neticenin oluşumuna sebebiyet vermesi halinde, kişinin bundan dolayı sorumlu tutulabilmesi için bu netice bakımından en azından taksirle hareket etmesi gerekir.”
Madde gerekçesi ise şu şekildedir:


“Kişi suç teşkil eden bir fiili işlerken, kastettiği neticeden daha ağır veya başka bir netice gerçekleşmiş olabilir. Bu gibi durumlarda netice sebebiyle ağırlaşmış suç söz konusudur. Örneğin, basit yaralamada bulunulmak istenirken, kişi görme, işitme yeteneğini yitirmiş olabilir. Yaralama fiili gerçekleştirilirken, genellikle bunun sonucunda ağır bir neticenin meydana gelebileceği düşünülür. Örneğin gözün, kulağın üzerine sert bir biçimde vuran kişi, bu yumruk neticesinde mağdurun görme veya işitme yeteneğini yitirebileceği olasılığını göz önünde bulundurur. Ağır neticenin ortaya çıkacağının bu şekilde öngörüldüğü durumlarda, meydana gelen ağır netice açısından fail olası kastla hareket etmektedir.
Buna karşılık, yaralama fiili sonucunda kişinin öngörmediği ağır bir netice de meydana gelmiş olabilir. Örneğin canının biraz yanması için mağdurun karın boşluğuna hafif bir biçimde vurulması hâlinde mağdur inhibisyon sonucu ölebilir. Bu gibi durumlarda ise fail, yaralama fiilini işlerken, mağdurun ölebileceğini tahmin etmemiş olabilir. 765 sayılı Türk Ceza Kanununda ve Hükûmet Tasarısının bazı hükümlerinde, kişi gerçekleştirmeyi kastetmediği böyle neticelerden objektif olarak sorumlu tutulmaktadır.

Madde metnindeki düzenlemeyle, meydana gelen ağır netice açısından kişinin sorumlu tutulabilmesi için, söz konusu neticeye ilişkin olarak en azından taksir dolayısıyla kusurlu bulunması gerekmektedir. Bu hükümle, meydana gelen kastedilenden başka ve ağır netice açısından sorumluluğun, kusura dayalı bir sorumluluk olması sağlanmak istenmiştir.

Şu durumda, kasıt-taksir kombinasyonunun gerçekleştiği neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda, neticesi bakımından failin taksirli bir suçtan cezalandırılması gerekse dahi temel suç tipi olan kasten yaralama suçu varlığını korumaktadır. Açıklanan nedenle, maddenin düzenleniş biçimine göre sadece kasten işlenebilen temel suç için, cezai sorumluluğu azaltan bir sebep olması hâlinde, bu sebebin neticesi bakımından uygulanması gereken taksirli suçlara da tatbiki gerekmektedir. Dolayısıyla temeldeki kasten yaralama suçu haksız tahrik etkisi altında işlenmiş ise neticesi bakımından uygulanması gereken taksirle ölüme neden olma suçunda da haksız tahrik hükmü uyarınca cezada indirim yapılması gerektiği kabul edilmelidir.

Sanık polis memurunun Kabahatler Kanunu’na göre işlem yapmak için ölenden kimlik kartını istemesi üzerine ölenin sanığa hakaret ettiği, sanığın da bu haksız eylemin meydana getirdiği hiddetle ölenin göğsüne tekme attığı, basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olan bu yaralama sonucu ölenin kalbinin durması nedeniyle hayatını kaybettiği kabul edilen olayda; sanık hakkında haksız tahrik hükmünün de uygulanarak TCK’nın 22/1-2 ile 23. maddeleri delaletiyle aynı Kanun’un 85/1. maddesi uyarınca cezalandırılmasında bir isabetsizlik bulunmadığı kabul edilmelidir.

Konu İle İlgili Yargıtay Kararları ve Analizleri

Olası Kastla İşlenen Suçlarda Haksız Tahrik İndirimi İçin Haksız Fiilin Maktulden Kaynaklanması Şarttır

Yargıtay Ceza Genel Kurul, 2013/441 E. – 2014/123 K., 11.03.2014 T.

Kararın Özeti

Sanık, kavga ettiği şahsa tabanca ile ateş açtığı sırada araya giren ve kavgayı engellemeye çalışan maktulü boynundan vurarak ölümüne sebebiyet vermiştir. İlk derece mahkemesi, sanığın eylemini olası kastla adam öldürme olarak kabul etmiş, ancak sanığın haksız bir kavga ortamında bulunmasının yarattığı ruhi durumu gözeterek lehine haksız tahrik indirimi uygulamıştır. Cumhuriyet savcısı ve sanık müdafiinin temyizi üzerine Yargıtay 1. Ceza Dairesi, maktulden kaynaklanan haksız bir fiil bulunmadığı gerekçesiyle hükmü bozmuştur. Yerel mahkemenin direnme kararı vermesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay Ceza Genel Kurulu, maktulden sadır olan haksız bir eylem bulunmadığı için haksız tahrik hükümlerinin uygulanamayacağına karar vererek direnme hükmünü bozmuştur.

Yargıtayın Gerekçesi

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 5237 sayılı TCK’nın 29. maddesinde düzenlenen haksız tahrik hükmünün uygulanabilme şartlarını incelemiştir. Kararda, haksız tahrikin kusur yeteneğini ve iradeyi zayıflatan bir ceza sorumluluğunu azaltan neden olduğu belirtilmiştir. Haksız tahrik indiriminin yapılabilmesi için kurallardan birinin “haksız tahrik teşkil eden eylemin mağdurdan sadır olması” olduğu vurgulanmıştır. Somut olayda sanığı hiddet veya şiddetli elem etkisinde bırakan bıçakla yaralama gibi haksız fiillerin beraat eden diğer şahıs tarafından gerçekleştirildiği, ölen maktulün ise kavgayı ayırmaya çalışan ve sanığa engel olmaya çalışan bir üçüncü kişi olduğu saptanmıştır. Olası kastla işlenen suçlarda da haksız tahrik uygulanabileceği ancak failin tepki fiilinin doğrudan haksız fiili gerçekleştiren kişiye yönelmesi gerektiği, haksız eylemle ilgisi bulunmayan maktule yönelik bu indirimin yapılmasının hukuka aykırı olduğu saptanmıştır.

“…hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında işlenen suçun, haksız fiili gerçekleştiren kişiye yönelik olması, diğer bir deyişle haksız tahrik teşkil eden fiilin mağdurdan kaynaklanması gerekmektedir. Haksız fiili gerçekleştirmemiş veya buna iştirak etmemiş ilgisiz üçüncü bir kişiye karşı suç işlendiğinde, haksız tahrik hükümlerinin uygulanma imkanı bulunmamaktadır.”

Değerlendirme

Bu karar, ceza sorumluluğunu azaltan nedenlerden biri olan haksız tahrikin şahsiliği ilkesini ve sınırlarını kesin bir biçimde ortaya koyan temel bir ilke kararıdır. Yargıtay, suçun olası kastla işlenmiş olmasının, tahrik hükümlerinin genel uygulama mantığını değiştirmeyeceğini hüküm altına almıştır. Fail, haksız bir saldırının yarattığı büyük bir öfke ve elemin etkisi altında kalmış olsa bile, bu öfkesini yansıtarak zarar verdiği kişinin bizzat o haksız fiilin faili veya iştirakçisi olması aranır. Olayı yatıştırmak amacıyla iyi niyetle araya giren üçüncü kişilerin, tarafların birbirine duyduğu öfkenin neticelerine katlanması ve faile bu gerekçeyle ceza indirimi yapılması ceza adaleti ve hakkaniyet ilkeleriyle bağdaşmaz. Genel Kurul, kusur durumundaki azalmanın ancak haksızlığı yapan kişiye gösterilen tepkiyle sınırlı kalması gerektiğini belirterek, hedef sapsa veya olası kastla üçüncü bir kişi zarar görse dahi masum mağdurlar aleyhine tahrik indiriminin genişletilemeyeceğini netleştirmiştir.

Yargıtay Ceza Genel Kurul, 2013/441 E. – 2014/123 K., 11.03.2014 T. Tam Metni

“İçtihat Metni”

Olası kastla öldürme suçundan sanık M.. B..’un 5237 sayılı TCK’nun 81, 21/2, 29, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 12 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin, Bakırköy 7. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 20.12.2010 gün ve 66-374 sayılı hükmün sanık müdafii ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 19.03.2012 gün ve 6873-1912 sayı ile;
“…Sanığın, kavga sırasında tabanca ile ateş ettiği sırada, olay yerinde bulunan ve kavgayı ayırmaya çalışan maktûl Burhan’ın da isabet alıp yaralanabileceğini ya da ölebileceğini öngörmesine karşın eylemine devam ettiği, atışı sonucu maktûlün isabet alarak öldüğü olayda; maktûlden kaynaklanan, sanığa yönelik haksız fiil olarak kabul edilebilecek herhangi bir söz ya da davranış bulunmadığı halde, sanık lehine haksız tahrik hükmünün uygulanması suretiyle eksik ceza tayini” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel mahkeme ise 28.06.2012 gün ve 200-256 sayı ile;
“…Birbirini takiben gerçekleşen ve asıl kavganın tarafları olan sanık Mehmet ile Mustafa’nın karşılıklı birbirlerine ateş etmeleri ve bu sırada olay yerinde bulunan ve olayı engellemeye çalışan maktûl Burhan’ın ölümü ile sonuçlanan olay örgüsü içinde; maktûlden kaynaklanmamakla birlikte sanık hakkında TCK’nun 29. maddesini uygulanabilir kılan ruh haline sokacak koşulların bulunduğu şüphesizdir.
…TCK’nun 29. maddesinde haksız bir hareketten ve salt suçun işlendiği anda failin bu haksız hareketin etki alanında bulunmasından bahsedildiği, bu hareketin kaynağının kim/kimler olması gerektiği hakkında uygulanabilirlik yönünden bir sınırlandırmaya gidilmediği; maktûlden kaynaklanmamakla birlikte maktûlün ölümü sonucunu doğuran ve elindeki silahı ateşlemesi ile sanığı, olayın gerçekleşmesi anına getiren ve var olduğu kabul gören haksız fiil niteliğindeki hareketlerin arasındaki kesintisiz irtibat dikkate alındığında suç teşkil eden eylemin kimin açısından sonuç doğurduğu yolunda bir ayırıma gidilmeksizin, olayın meydana geliş şekli ve bu olaya münhasır olarak, gerçekleşen olası kastla ölüme sebebiyet vermek suçunun somut olaydaki vasıf ve niteliğine nazaran sanık lehine TCK’nun 29. maddesinin uygulanabilirlik koşullarının oluştuğu değerlendirilmiştir.
Diğer taraftan; eylemin maktûl dışında, haksız fiilde bulunan ve kavgaya karışan bir başkasına karşı gerçekleştirilmesi halinde haksız fiil niteliğinde olduğu kabul görecek olan bu olguların, olayı yatıştırmak amacıyla araya giren ve tek bir mermi isabetiyle ölümüne sebebiyet verilen maktûle karşı işlenen, kusur ve haksızlık içeriği doğrudan kasta göre daha az olan olası kastla öldürme suçunda da haksız fiil oluşturduğu, asli netice bakımından koşulları bulunan haksız tahrik hükmünün meydana gelen tali netice bakımından da gerçekleşeceği, sadece bu fiillerin maktûl kaynaklı olmadığından bahisle madde uyarınca uygulama yapılmamasının hakkaniyet kuralına uygun düşmeyeceği” gerekçesi ile ilk hükümde direnilmesine karar vermiştir.
Bu hükmün de sanık müdafii ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının “bozma” istekli 30.05.2013 gün ve 245051 sayılı tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanık M..T..hakkında kurulan beraat hükmü temyiz edilmeksizin kesinleşmiş olup inceleme, sanık M.. B.. hakkında olası kastla öldürme suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüyle sınırlı olarak yapılmıştır.
Olası kastla öldürme suçunun sübutuna ilişkin bir uyuşmazlık ve bu kabulde dosya kapsamı itibarıyla da herhangi bir isabetsizlik bulunmayan somut olayda, Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nun 29. maddesi uyarınca haksız tahrik hükümlerinin uygulanma şartlarının oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Sanık M.. B..’un suç tarihinde öğlen saatlerinde minübüs durağına giderken 12-13 yaşlarında olan Fatih’le karşılaştığı, kendisine sinkaflı küfürler eden Fatih’e öfkelenip yanında mahallenin gençlerinden Emrah ve Zeki olduğu halde onu takip ederek girdiği evin kapısını çaldığı, beraat eden sanık Mustafa, kız arkadaşı, kız arkadaşının kardeşi Türkan ve onun erkek arkadaşı Halit’in yaşadığı evin kapısını Türkan’ın açtığı, sanığın kendisine küfrettiğini söyleyerek Fatih’i darp etmeye çalıştığı sırada arka odada uyuyan Mustafa’nın gürültü nedeniyle uyanarak geldiği, sanığın küfrettiğinden bahsederek Fatih’e vurması üzerine Mustafa’nın müdahale ettiği, sanığın yanındaki iki gençle birlikte geri döndüğü, kısa bir süre sonra mahalledeki gençlerden birinin “arkana dikkat et” diyerek uyarması üzerine döndüğünde elinde bıçak olan Mustafa’yı gördüğü, sözlü olarak tartıştıkları, Emrah ve Zeki’nin Mustafa’nın bıçağı kullanmasına engel oldukları, tartışma sırasında küfreden sanığa Mustafa’nın “bana bu mahallede küfredemezsin” diye bağırdığı,
Aynı gün akşam iki arkadaşını eve çağıran Mustafa’nın onlara silah getirip getirmediklerini sorduğu, Türkan’ın arkadaşı Halit’in bir süre sonra evden dışarı çıkarak aracına bindiği, mahalledeki birkaç kişi tarafından aracının çevrildiği, aracı çalıştıran Halit’in olay yerinden uzaklaştığı, öğle saatlerinde yaşanan olaya da öfkelenmiş olan Mustafa’nın yanındaki iki şahısla birlikte evden bıçak da alarak dışarı çıktığı, 1460. sokağa geldikleri, burada sanık Mehmet, iki oğlu ve oğullarının yakın arkadaşı olan 22 yaşındaki maktûl Burhan ile karşılaştıkları, iki grup arasındaki tartışmanın kavgaya dönüştüğü, beraat eden sanık Mustafa’ya tokat atan sanık Mehmet’in kalçasından 3 cm olacak şekilde bıçakla yaralandığı, yanında getirdiği tabancasını eline alınca maktûl Burhan’ın “Mehmet amca, yapma” diyerek sanık Mehmet’e engel olmaya çalıştığı, sanığın bir kez ateş ettiği, Burhan’ın yere düştüğü, kaldırıldığı hastanede hayatını kaybettiği, ateşli silaha ait merminin boynundan girip göğüs bölgesinden çıktığının belirlendiği,
Sanık Mehmet hakkında düzenlenen 22.08.2008 günlü adli rapora göre, sol gluteal bölgede 3×1 cm bıçak kesisi olduğu, sütur atılmış hale geldiği, hayati tehlikeye sokan bir durum olmadığı ve basit tıbbi müdahale ile giderilebilir nitelikte olduğu,
Anlaşılmaktadır.
5237 sayılı Türk Ceza Kanununun Birinci Kitap, İkinci Kısımda, “Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenler” başlıklı İkinci Bölümde yer alan “haksız tahrik” 29. maddede;
“Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine onsekiz yıldan yirmidört yıla ve müebbet hapis cezası yerine oniki yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hâllerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir” şeklinde, ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak hüküm altına alınmıştır.
5237 sayılı TCK’nda tahrikle ilgili olarak, 765 sayılı TCK’nda yer alan ağır tahrik-hafif tahrik ayırımına son verilmiş ve tahriki oluşturan fiilin, somut olayın özelliklerine göre hâkim tarafından değerlendirilmesi ve sanığın iradesi üzerindeki etkisi göz önüne alınarak maddede gösterilen iki sınır arasında belirlenen oranda indirim yapılması şeklinde bir düzenlemeye gidilmiştir.
Ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak düzenlenen haksız tahrik; kişinin haksız bir fiilin kendisinde meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işlemesi durumunda kusur yeteneğindeki azalmayı ifade etmektedir. Bu halde fail suç işleme yönünde önceden bir karar vermeksizin, dışarıdan gelen etkinin ruhsal yapısında meydana getirdiği karışıklığın bir sonucu olarak suç işlemeye yönelmektedir. Bu yönüyle haksız tahrik, kusurun irade unsuru üzerinde etkili olan bir nedendir. Başka bir anlatımla haksız tahrik halinde failin iradesi üzerinde bir zayıflama meydana gelmekte, böylece haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altındaki kişinin suç işlemekten kendisini alıkoyma yeteneği önemli ölçüde azalmış bulunmaktadır.
Yerleşmiş yargısal kararlar ve doktrinde yer alan baskın görüşlere göre, 5237 sayılı TCK’nun 29. maddesinde yer alan haksız tahrik hükümlerinin uygulanabilmesi için şu şartların birlikte gerçekleşmesi gereklidir:
a) Tahriki oluşturan bir fiil bulunmalı,
b) Bu fiil haksız olmalı,
c) Fail öfke veya şiddetli elemin etkisi altında kalmalı,
d) Failin işlediği suç, bu ruhi durumun tepkisi olmalı,
f) Haksız tahrik teşkil eden eylem, mağdurdan sadır olmalıdır.
Uyuşmazlığa konu olayda, diğer şartların gerçekleştiği konusunda bir tereddüt bulunmaması nedeniyle, haksız tahrik hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının belirlenmesi açısından, (f) bendinde yer alan haksız tahrik teşkil eden eylemin mağdurdan sadır olma şartının gerçekleşip gerçekleşmediği üzerinde durulmalıdır.
Mağdurun haksız bir fiili sonucunda hiddet veya şiddetli elem etkisinde kalan failin, tahrik edene karşı bir suç işlediğinde kusurunun azaldığı, iradesinde bir zayıflama meydana geldiği, suç işlemekten kendini alıkoyma yeteneğinin ve ceza sorumluluğunun azaldığı kabul edilmiştir.
Haksız tahriki oluşturan ve faili öfke veya şiddetli elem etkisi altında bırakan haksız fiilin, failin huzurunda veya ona yönelik olarak gerçekleştirilmesi şart olmayıp, faile yönelik olarak gerçekleştirilebileceği gibi, yakınlarına, tanıdıklarına, sevdiği kişilere veya tanımamakla birlikte durumundan etkileneceği üçüncü kişilere karşı da gerçekleştirilmesi mümkündür. Böylece failden başkasına yöneltilen haksız bir fiilin de faili öfke veya elem durumuna sokabileceği kabul edilmiştir.
Buna karşılık, hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında işlenen suçun, haksız fiili gerçekleştiren kişiye yönelik olması, diğer bir deyişle haksız tahrik teşkil eden fiilin mağdurdan kaynaklanması gerekmektedir. Haksız fiili gerçekleştirmemiş veya buna iştirak etmemiş ilgisiz üçüncü bir kişiye karşı suç işlendiğinde, haksız tahrik hükümlerinin uygulanma imkanı bulunmamaktadır.
Diğer bir anlatımla, haksız tahrik oluşturan fiilin mağdur tarafından gerçekleştirilmesi ve hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında işlenen suçun da haksız fiili gerçekleştiren kişinin zararına işlenmiş olması gerekmekte olup, mağdurun yakını dahi olsa üçüncü bir kişi tarafından gerçekleştirilen haksız fiil, mağdura yönelik işlenen suç bakımından haksız tahriki oluşturmayacaktır. Bir kimsenin haksız tahrik sayılabilecek fiilinin etkisi altında kalan kişinin haksız eylemle ilgili bulunmayan üçüncü kişiye ya da devlete veya topluma karşı bir suç işlemesi hâlinde haksız tahrik hükümleri uygulanamayacaktır.
Nitekim öğretide de; “Tepki fiilinin tahrik eden zararına işlenmesi gerekir. Tahriki oluşturan hareketle bir ilgisi olmayan 3. kişilere karşı işlenen suçlarda haksız tahrik hükmü uygulanamaz. Bu bakımdan tepkiyi oluşturan suçun hedefi tahrikçi veya onun sahip olduğu şey olmalıdır” (Mehmet Emin Artuk – Ahmet Gökçen – Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, 8. Bası, Ankara, 2014, s.489), “Suç tahrik teşkil eden haksız fiili gerçekleştiren kişiye karşı işlenmiş olmalıdır. Şayet tahrik eden kişi ile suçun mağduru farklı kişilerse haksız tahrik hükmü uygulanamaz. Örneğin babanın haksız fiiline öfkelenen kişinin baba yerine oğlunu dövmesi halinde, fail haksız tahrikten yararlanamayacaktır” (Mahmut Koca – İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 6. Bası, Ankara, 2013, s.322), “…Diğer bir koşul ise tahrik altında gösterilen tepkinin doğrudan doğruya haksız fiili gerçekleştiren kişiye yönelmiş olması veya onun zararına bir sonuç doğurmuş olmasıdır” (Hamide Zafer, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayımcılık, 3. Bası, İstanbul, 2013, s. 373), “Mağdurdan kaynaklanan bir haksız hareket nedeniyle fiili işleyen kimse mağdur dışından başka kimselerin de isabet alacağını öngörmesine rağmen sonucu kabullenerek olası kastla fiili işliyorsa, olası kastla isabet ettirdiği kimseler bakımından haksız tahrik hükümlerinden yararlanamaz. ..Tepkinin tahriki teşkil den fiili yapan kimseye yönelmiş olması şarttır” (Hakan Hakeri, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, 12. Bası, Ankara, 2011, s.352 ve 359) şeklinde görüşler ileri sürülmüştür.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 04.06.2013 gün ve 1571-278 sayılı kararında; “maktûl ile katılandan sanığa yönelen ve haksız tahrik teşkil eden herhangi bir söz ve davranışın bulunmaması karşısında, maktûl ve katılan tarafından yapılmış olan ve sanığı etkileyen haksız bir fiil sözkonusu olmadığından, somut olayda haksız tahrikin uygulanma şartlarının oluşmadığının kabulü gerekmektedir”, 04.03.2008 gün ve 2-42 sayılı kararında; “O. Yıldız’dan kaynaklanan haksız hareketler nedeniyle Z. Yıldız’ın öldürülmesi olayında haksız tahrik hükümlerinin uygulanması mümkün değildir. Haksız tahrik nedeniyle indirim yapılabilmesi için, haksız hareketin bizzat maktulden gelmesi ve bizzat sanığa ya da etkileneceği bir yakınına yönelmesi gereklidir”, 06.06.1983 gün ve 43-275 sayılı kararında da, “Mağdur haksızdır. Ancak haksız tahrikin faile karşı işlenmiş olması şart değildir” şeklindeki açıklamalarla haksız tahriki oluşturan ve faili hiddet veya şiddetli elem etkisine sokan eylemin bizzat mağdurdan gelmesi gerektiğine işaret edilmiştir.
Öte yandan, CGK’nun 05.10.2010 gün ve 132-183 sayılı kararında da belirtildiği üzere, şartlarının bulunması halinde olası kastla işlenen suçlarda da “haksız tahrik” hükümlerinin uygulanması mümkündür, ancak bunun için doğrudan kastla işlenen suçlarda olduğu gibi, haksız fiilin olası kastla işlenen suçun mağdurundan kaynaklanması gerekmektedir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Olay öncesi ve sırasında sanığı hiddet ya da şiddetli elem etkisi altında bırakan haksız fiiller beraat eden Mustafa ve onun yakınları tarafından gerçekleştirilmiş olup, sanığın çocuklarının yakın arkadaşı olan ve olay sırasında sanıkla birlikte hareket eden grupta yer alan maktûl Burhan’dan kaynaklanan haksız bir hareketin olmadığı anlaşıldığından, “mağdurdan sadır olan bir haksız eylem” şartının somut olayda gerçekleşmemesi nedeniyle, sanık lehine TCK’nun 29. maddesinin uygulanması imkanı bulunmamaktadır.
Bu itibarla, sanık hakkında haksız tahrik hükümlerinin uygulanmasına ilişkin yerel mahkeme direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Genel Kurul Üyesi; “sanık hakkında haksız tahrik hükümlerinin uygulanma şartları bulunduğundan, yerel mahkeme direnme nedenlerinin isabetli olduğu” düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Bakırköy 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 28.06.2012 gün ve 200-256 sayılı hükmünün “sanık hakkında haksız tahrik hükümlerinin uygulanma şartlarının bulunmadığının gözetilmemesi” isabetsizliğinden BOZULMASINA,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 11.03.2014 günü yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.

Salt Hukuki Alacağın Tahsil Edilememesi Haksız Tahrik Oluşturmaz

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2021/179 E. – 2023/229 K., 25.04.2023 T.

Kararın Özeti

Sanık, olay tarihinden yaklaşık iki yıl önce maktule verdiği 2.800 TL tutarındaki borç parayı geri alamamıştır. Olay günü av tüfeğiyle maktulün işlettiği büfeye giden sanık, parasını tekrar istemiş ve ardından yakın mesafeden birden fazla kez ateş ederek maktulün ölümüne sebebiyet vermiştir. İlk derece mahkemesi, borcun ödenmemesinin sanıkta meydana getirdiği hiddet ve elemin etkisiyle eylemin gerçekleştirildiğini kabul ederek sanık hakkında hırsızlık ya da diğer kasten öldürme cezalarından farklı olarak haksız tahrik indirimi uygulamıştır. Yargıtay 1. Ceza Dairesinin bozma kararına karşı yerel mahkemenin direnmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay Ceza Genel Kurulu, borcun ödenmemesinin tek başına haksız tahrik sayılamayacağını belirterek direnme hükmünü bozmuştur.

Yargıtayın Gerekçesi

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 5237 sayılı TCK’nın 29. maddesi uyarınca haksız tahrik hükümlerinin uygulanabilmesi için tahriki oluşturan haksız bir fiilin bulunması ve bu eylemin mağdurdan sadır olması gerektiğini vurgulamıştır. Kurul, somut olayda maktulün sanıktan aldığı borcu geri ödememiş olmasını hukuki bir ihtilaf olarak değerlendirmiştir. Sanığın alacağını yasal ve hukuki yollardan takip etme imkanına sahip olmasına rağmen bu yollara başvurmadığı belirtilmiştir. Ceza Genel Kurulu yerleşik uygulamalarına atıfta bulunarak, salt hukuki alacağın tahsil edilememesinin haksız tahrik olarak kabulünün mümkün olmadığını, ayrıca olay esnasında veya öncesinde maktulden kaynaklanan başkaca herhangi bir haksız söz ve davranışın da bulunmadığını saptayarak yerel mahkemenin haksız tahrik indirimini hukuka aykırı bulmuştur.

“…maktulden alacaklı olduğu parayı hukuki yollardan takip etme imkanına sahip sanığın bu yola başvurmaması, Ceza Genel Kurulunun yerleşik uygulamasına göre salt hukuki alacağın tahsil edilememesinin haksız tahrik olarak kabulünün mümkün olmaması…”

Değerlendirme

Bu karar, ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak haksız tahrik kurumunun sınırlarını, özellikle borç-alacak ilişkileri ve ekonomik uyuşmazlıklar bağlamında kesin bir biçimde çizen emsal nitelikte bir ilke kararıdır. Yargıtay, bireylerin kendi haklarını korumak veya alacaklarını tahsil etmek adına ihkak-ı hakta bulunmalarını, yani kendi adaletlerini silah yoluyla aramalarını net bir şekilde reddetmektedir. Borcun ödenmemesi objektif olarak borçlar hukuku anlamında bir sözleşmeye aykırılık teşkil etse de, ceza hukuku anlamında failin kusur yeteneğini azaltan veya haksız fiil suçu oluşturan bir “tahrik” unsuru olarak kabul edilmemiştir. Aksi bir kabul, her hukuki alacaklının yasal yollara başvurmak yerine şiddete yönelmesini meşrulaştırma riski doğurur. Kurul, toplumsal düzenin ve hukuk devleti ilkesinin bir gereği olarak, yasal takip mekanizmaları açık olan durumlarda ekonomik bunalım veya hiddet saiklerinin kasten öldürme gibi ağır suçlarda ceza indirimi gerekçesi yapılamayacağını açıkça ortaya koymuştur.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2021/179 E. – 2023/229 K., 25.04.2023 T. Tam Metni

“İçtihat Metni”


YARGITAY DAİRESİ : 1. Ceza
MAHKEMESİ :Ağır Ceza
SAYISI : 358-292

I. HUKUKİ SÜREÇ
Kasten öldürme suçundan sanık …’ın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 81/1, 29, 62, 53, 63 ve 54. maddeleri uyarınca 15 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, mahsuba ve müsadereye ilişkin Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 12.07.2016 tarihli ve 351-247 sayılı resen temyize tabi olan hükmün sanık müdafii ve katılan vekili tarafından da temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 15.05.2018 tarih ve 199-2287 sayı ile; “ (…) Sanığın maktulden alacaklı olmasını tek başına tahrik sebebi saymamak gerektiği, alacak-borç ilişkisinin yasal yollardan takip edilmesinin gerektiği, aksini düşünmenin ise her alacaklı olmanın, herhangi bir suçtan mağdur olmayı beraberinde getirmediği sürece tahrik sebebi saymayı getireceği, kaldı ki maktul tarafından sanığa yönelik haksız bir hareketin bulunmadığı anlaşıldığı, sanığın haksız tahrik indiriminden yararlandırılması,” isabetsizliğinden bozulmasına oy çokluğuyla karar verilmiş;
Daire üyeleri A. Altınkaya ve T. Ateş; “ […] Emekli olup bu maaşı ile geçinen sanık 2 yıl gibi uzun bir süre önce borç verdiği maktulden kendince yüksek bir meblağ olan 2.800 TL alacağını alamadığını, bu nedenle sinirlendiğini, çevresine de maktule zarar vereceğini söylediği, olay günü de başka hiçbir neden olmaksızın, alacağını alamamanın verdiği hiddet ile maktulün iş yerine gelerek yine alacağını istediği ve çıkan tartışmada silahla maktulü öldürdüğü olayda asgari seviyede tahrik hükümlerinden faydalanması gerektiği,” düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
II. DİRENME GEREKÇESİ
Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi 21.09.2018 tarih ve 358-292 sayı ile; “ […] Sanığın maktule olay tarihinden iki sene kadar önce 2.800 TL tutarında kredi kartı vasıtası ile borç para verdiği, sanığın borç olarak verdiği bu meblağı maktulden istemesine rağmen geri alamadığı, sanığın kendi kredi kartından maktul tarafından yapılan bu harcamaya ilişkin herhangi bir hak iddia edemeyip ödediği meblağı maktulden istemesine rağmen alamaması durumunun sanıkta meydana getirdiği hiddet ve elemin etkisiyle sanığı olay tarihinde üzerinde getirdiği tüfekle ateş etmek suretiyle kasten öldürdüğü, bu durumun sanık üzerende hafif derecede haksız tahrik oluşturduğu,” gerekçesiyle bozmaya direnerek sanığın önceki hüküm gibi cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Resen temyize tabi olan bu hükmün sanık müdafii ve Cumhuriyet savcısı ile katılan vekilince de temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 25.04.2019 tarihli ve 92824 sayılı bozma istekli tebliğnamesiyle dosya; 6763 sayılı Kanun’un 36. maddesi ile değişik 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 307. maddesi uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 13.04.2021 tarih, 2033-6727 sayı ve oy çokluğuyla direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
III. UYUŞMAZLIK KONUSU
Kasten öldürme suçunun sübutuna ilişkin bir uyuşmazlık ve bu kabulde dosya içeriği itibarıyla herhangi bir isabetsizlik bulunmayan somut olayda, Özel Daire çoğunluğu ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında haksız tahrik hükmünün uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir.
IV. GEREKÇE
A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Hukuki Açıklamalar
TCK’nın 29. maddesinde haksız tahrik; “Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine onsekiz yıldan yirmidört yıla ve müebbet hapis cezası yerine oniki yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hâllerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir.” şeklinde, ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak kabul edilmiştir.
Ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak düzenlenen haksız tahrik, kişinin haksız bir fiilin kendisinde meydana getirdiği hiddet ya da şiddetli elemin etkisi altında suç işlemesi durumunda kusur yeteneğindeki azalmayı ifade etmektedir. Bu hâlde fail, suç işleme yönünde önceden bir karar vermeden, dışarıdan gelen etkinin ruhsal yapısı üzerinde meydana getirdiği karışıklığın neticesi olarak bir suç işlemeye yönelmektedir. Bu yönüyle haksız tahrik, kusurun irade unsuru üzerinde etkili olan nedenlerden biridir. Başka bir anlatımla, haksız tahrik hâlinde failin iradesi üzerinde zayıflama meydana gelmekte, böylece haksız fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altındaki kişinin suç işlemekten kendisini alıkoyma yeteneği önemli ölçüde azalmaktadır.
Ceza Genel Kurulunun istikrar kazanmış kararları ile öğretide de kabul gören görüşler doğrultusunda haksız tahrik hükmünün uygulanabilmesi için;
a) Tahriki oluşturan haksız bir fiil bulunmalı,
b) Fail öfke veya şiddetli elemin etkisi altında kalmalı,
c) Failin işlediği suç bu ruhsal durumunun tepkisi olmalı,
d) Haksız tahrik teşkil eden eylem mağdurdan sâdır olmalıdır.
01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK’da 765 sayılı TCK’da yer alan ağır – hafif tahrik ayırımına son verilmiştir. Buna göre tahriki oluşturan eylem, somut olayın özelliklerine göre hâkim tarafından değerlendirilip, söz konusu eylemin sanığın iradesine etkisi göz önünde bulundurulmak suretiyle, maddede gösterilen iki sınır arasında belirlenen oranda cezadan indirim yapılacağı esası benimsenmiştir.
Haksız tahrik hükmünün uygulanabilmesi açısından, failin suçu ilk haksız fiilin doğurduğu öfke veya şiddetli elemin etkisiyle işleyip işlemediği önemlidir. Mağdur ya da ölenden gelen haksız hareketin psikolojik etkisinin devam ettiğinin kabulünde zorunluluk bulunan hâllerde, haksız tahrik hükmünün uygulanması gerekmektedir.
Yerleşmiş yargısal kararlarda kabul edildiği üzere tahrik uygulamasında kural olarak, haksız bir eylem ile mağduru tahrik eden fail, karşılaştığı tepkiden dolayı tahrik altında kaldığını ileri süremez. Ancak maruz kaldığı tepki, kendi gerçekleştirdiği eylemle karşılaştırıldığında aşırı bir hâl almışsa, başka bir deyişle tepkide açık bir oransızlık varsa, bu tepkinin artık başlı başına haksız bir nitelik alması nedeniyle fail bakımından haksız tahrik oluşturduğu kabul edilmelidir.
Karşılıklı tahrik oluşturan eylemlerin varlığı hâlinde, fail ve mağdurun biri diğeri yönünden tahrik oluşturan bu haksız davranışları birbirlerine oranla değerlendirilmeli, öncelik-sonralık durumları ile birbirlerine etki-tepki biçiminde gelişip gelişmediği göz önünde tutulmalı; ulaştıkları boyutlar, vahamet düzeyleri, etkileri ve dereceleri gibi hususlar dikkate alınmalı, buna göre etki-tepki arasında denge bulunup bulunmadığı gözetilerek, failin başlangıçtaki haksız davranışına gösterilen tepkide aşırılık ve açık bir oransızlık saptanması hâlinde, failin haksız tahrik hükümlerinden yararlandırılması yoluna gidilmelidir.
B. Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Hukuki Nitelendirme
Emekli olan sanık ve büfe işleten maktulün aynı mahallede ikamet etmeleri nedeniyle birbirlerini uzun süredir tanıdıkları, zaman zaman maktulün büfesinden içki alan sanığın olay tarihinden iki yıl kadar önce maktule 2.800 TL tutarında borç verdiği, sanığın alacağını istemesine karşın maktulden parasını tahsil edemediği, alkollü olarak olay günü saat 21.30 sıralarında maktulün işlettiği büfeye av tüfeğini alarak giden sanığın, tüfeği maktule doğrultarak parasını tekrar istediği, ardından büfe içerisinde birden fazla kez yakın mesafeden ateş ettiği, bacağından isabet alan maktulün iri kürevi kurşun yaralanmasına bağlı femur kemik kırığı ile karakterli büyük damar harabiyetinden gelişen dış kanama sonucu hayatını kaybettiği ve silah sesini duyduktan sonra olay yerine gelenlerce sanığın darbedilerek etkisiz hâle getirildiği anlaşılan dosyada; maktulden alacaklı olduğu parayı hukuki yollardan takip etme imkanına sahip sanığın bu yola başvurmaması, Ceza Genel Kurulunun yerleşik uygulamasına göre salt hukuki alacağın tahsil edilememesinin haksız tahrik olarak kabulünün mümkün olmaması, olay esnasında veya öncesinde maktulden kaynaklanan ve sanığa yönelen başkaca herhangi bir haksız söz ve davranışın da bulunmaması karşısında, sanık hakkında haksız tahrik hükmünün uygulanma koşullarının oluşmadığı kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün, sanık hakkında haksız tahrik hükmünün uygulanma koşullarının oluşmadığının gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanık hakkında haksız tahrik hükmünün uygulanması gerektiğine ilişkin Yerel Mahkeme direnme gerekçesinin isabetli olduğu düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.
V. KARAR
Açıklanan nedenlerle;
1- Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 21.09.2018 tarihli ve 358-292 sayılı direnme kararına konu hükmün sanık hakkında haksız tahrik hükmünün uygulanma koşullarının oluşmadığının gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 25.04.2023 tarihli müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

Sıkça Sorulan Sorular

Haksız tahrik indirimi ne kadardır?

Süreli hapis ve diğer cezalarda cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir. Ağırlaştırılmış müebbet hapis yerine 18-24 yıl, müebbet hapis yerine 12-18 yıl hapis cezası verilir. İndirimin oranını, tahrikin ağırlığına göre hâkim belirler.

Hakaret haksız tahrik sayılır mı?

Evet, sayılabilir. Tahriki oluşturan haksız fiilin mutlaka suç olması gerekmez; hakaret, aşağılama veya ağır sözler de haksız fiil olarak tahrik oluşturabilir. Önemli olan, bu fiilin failde hiddet veya şiddetli elem meydana getirmesi ve suçun bu ruh hâliyle işlenmesidir.

Haksız tahrikte tahriki yapan kişi de ceza indiriminden yararlanır mı?

Haksız tahrik indiriminden, haksız fiile maruz kalan ve bunun etkisiyle suç işleyen taraf yararlanır. Karşılıklı tahrik hâllerinde, tarafların birbirine yönelttiği haksız fiillerin ağırlığına göre her iki taraf bakımından da ayrı ayrı indirim değerlendirmesi yapılabilir.

Haksız tahrik ile meşru savunma aynı anda olabilir mi?

Kural olarak hayır; ikisi farklı durumlara işaret eder. Meşru savunma devam eden bir saldırıyı defetmeyi, haksız tahrik ise sona ermiş bir haksızlığa öfkeyle tepki vermeyi anlatır. Olayın hangi kurum kapsamında değerlendirileceği, saldırının o an sürüp sürmediğine göre belirlenir.

Haksız tahrik indiriminin somut olayda doğru ve yüksek oranda uygulanması, çoğu zaman yılların cezası anlamına gelir.

İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.

Avukat Sinan Karabacak – Cep Tel: +90 535 671 88 95

Benzer Yazılar

Bir Yorum

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir