İçindekiler
İnsanlığa karşı suçlar, Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 77. maddesinde düzenlenen ve soykırımla birlikte “uluslararası suçlar” kategorisinde yer alan ağır suç tiplerindendir. Siyasal, felsefi, ırki veya dini saiklerle, toplumun bir kesimine karşı bir plan doğrultusunda sistemli olarak işlenen belirli fiiller bu suçu oluşturur. Bu rehberde insanlığa karşı suçun unsurlarını, kanunda sayılan fiilleri, kendine özgü ikili ceza rejimini, zamanaşımı özelliğini ve soykırımdan farkını TCK’nın hukuki çerçevesine bağlı kalarak ele alıyoruz.
Bu makale, Soykırım ve İnsanlığa Karşı Suçlar (TCK 76-78) başlıklı genel rehberimizin bir parçasıdır.
İnsanlığa Karşı Suç Nedir? (TCK 77)
İnsanlığa karşı suçlar, Türk Ceza Kanunu‘nun 77. maddesinde düzenlenmiştir. Maddeye göre; kanunun birinci fıkrasında sayılan fiillerin, siyasal, felsefi, ırki veya dini saiklerle toplumun bir kesimine karşı bir plan doğrultusunda sistemli olarak işlenmesi, insanlığa karşı suç oluşturur. Bu tanım, uluslararası hukukta “crimes against humanity” olarak bilinen ve Roma Statüsü’nün 7. maddesinde ayrıntılı biçimde düzenlenen suç kategorisiyle yakından ilişkilidir.
İnsanlığa karşı suçu sıradan (adi) suçlardan ayıran şey, tek bir fiilin değil; toplumun belirli bir kesimine yönelen, planlı ve sistemli bir saldırının parçası olarak işlenen fiillerin söz konusu olmasıdır. Yani burada korunmak istenen değer, yalnızca mağdur bireyler değil; insanlığın ortak vicdanı ve belirli bir topluluğun temel insan haklarıdır. Bu nedenle bu suç, hem ulusal hem de uluslararası düzlemde en ağır suçlardan biri kabul edilir.
Kavramı somutlaştırmak açısından teorik bir örnek vermek gerekirse: toplumun belirli bir kesimini oluşturan kişilere yönelik olarak, önceden belirlenmiş bir plan çerçevesinde, sistematik biçimde ve belirli bir saikle yürütülen öldürme, işkence ve zorla yerinden etme eylemleri bütünü, tek tek fiiller olarak değil, insanlığa karşı suç bağlamında değerlendirilir. Buradaki belirleyici unsur, fiillerin birbirinden kopuk münferit olaylar olmayıp, ortak bir plana ve sisteme bağlanabilmesidir. Bu örnek, herhangi bir gerçek olaya işaret etmeyen, yalnızca kavramın hukuki çerçevesini açıklamaya yönelik soyut bir anlatımdır.
İnsanlığa Karşı Suçun Hukuki Niteliği ve Korunan Değer
İnsanlığa karşı suçta korunan hukuki değer çok katmanlıdır. Bir yandan mağdurların yaşamı, vücut bütünlüğü, hürriyeti ve cinsel dokunulmazlığı gibi bireysel değerler korunurken; diğer yandan bu suç, insanlığın ortak değerlerine ve toplumun belirli bir kesiminin temel haklarına yönelen sistematik bir saldırıyı cezalandırır. Bu yönüyle insanlığa karşı suç, bireysel mağduriyetin ötesinde kolektif bir boyut taşır.
Soykırımda olduğu gibi, insanlığa karşı suç da genellikle çok failli ve organize biçimde işlenir. Ancak soykırımdan farklı olarak, burada failin belirli bir grubu “yok etme” özel kastı aranmaz; belirleyici olan, fiillerin bir plan doğrultusunda sistemli biçimde işlenmesidir. Bu ayrım, iki suç tipini birbirinden ayıran en kritik noktadır ve aşağıda ayrıntılı olarak ele alınmaktadır.
İnsanlığa Karşı Suçun Unsurları
İnsanlığa karşı suçun oluşabilmesi için, belirli fiillerin işlenmesi tek başına yeterli değildir; bu fiillerin belirli bir bağlam ve amaç içinde gerçekleşmesi gerekir. Suçun unsurlarını şu başlıklar altında incelemek mümkündür.
Maddi Unsur: Plan Doğrultusunda Sistemli İşleyiş
TCK 77, fiillerin “bir plan doğrultusunda sistemli olarak” işlenmesini arar. Bu, insanlığa karşı suçun en ayırt edici maddi unsurudur. Münferit, tesadüfi ya da kişisel bir husumetten kaynaklanan bir fiil, bu suçu oluşturmaz. Fiillerin; önceden belirlenmiş bir plana dayanması, belirli bir düzen ve tekrar içinde gerçekleşmesi ve toplumun bir kesimini hedef alması gerekir. “Sistemli olma”, saldırının rastgele değil, örgütlü ve amaca yönelik bir karakter taşıdığını ifade eder.
Manevi Unsur: Saik ve Kast
İnsanlığa karşı suçta fail, kanunda sayılan fiili bilerek ve isteyerek (kastla) işlemelidir. Bunun yanında madde, fiillerin belirli saiklerle işlenmesini de arar: siyasal, felsefi, ırki veya dini saikler. Failin, toplumun bir kesimine bu saiklerden biriyle yönelmesi gerekir. Ancak soykırımdan farklı olarak burada “grubu yok etme” gibi bir özel kast aranmaz; failin amacı grubu baskı altına almak, sindirmek, köleleştirmek veya bir bölgeden uzaklaştırmak gibi farklı biçimlerde de olabilir.
Hedef: Toplumun Bir Kesimi
Soykırım suçu yalnızca milli, etnik, ırki veya dini grupları korurken; insanlığa karşı suçun hedefi daha geniştir: “toplumun bir kesimi”. Bu kesim, siyasal, felsefi, ırki veya dini bir ortak nitelik etrafında tanımlanabilir. Dolayısıyla soykırımın koruma alanı dışında kalan siyasi veya felsefi topluluklar, koşulları varsa insanlığa karşı suçun mağduru olabilir. Bu, iki suç arasındaki koruma alanı farkının önemli bir yönüdür.
“Yaygın veya Sistematik Saldırı” Ölçütü
Uluslararası ceza hukukunda insanlığa karşı suçun temel bağlam unsuru, fiillerin bir sivil topluluğa karşı “yaygın veya sistematik saldırının” parçası olarak işlenmesidir. “Yaygınlık”, saldırının çok sayıda kişiyi hedef alan geniş ölçeğini; “sistematiklik” ise saldırının örgütlü, planlı ve tekrar eden karakterini ifade eder. TCK 77 bu anlayışı “bir plan doğrultusunda sistemli olarak” ifadesiyle iç hukuka yansıtmıştır. Bu ölçüt, insanlığa karşı suçu, birbirinden bağımsız münferit suçlardan ayıran ve ona uluslararası nitelik kazandıran belirleyici çerçevedir. Nitekim Eski Yugoslavya ve Ruanda Uluslararası Ceza Mahkemelerinin içtihatları da bu iki ölçütün yorumunda önemli hukuki ilkeler ortaya koymuştur.
Kanunda Sayılan Fiiller (a–h Bentleri)
TCK 77/1’de insanlığa karşı suçu oluşturabilecek fiiller sınırlı sayıda (tahdidi) olarak sayılmıştır. Bu fiillerden birinin, yukarıda açıklanan sistemli saldırı bağlamında işlenmesi suçu oluşturur:
- a) Kasten öldürme: Toplumun bir kesimine mensup kişilerin kasten yaşamına son verilmesi.
- b) Kasten yaralama: Kişilerin bedensel bütünlüğüne kasten zarar verilmesi.
- c) İşkence, eziyet veya köleleştirme: Kişilere sistematik biçimde acı çektirme ya da onları köle konumuna indirgeme.
- d) Kişi hürriyetinden yoksun kılma: Kişilerin hukuka aykırı biçimde özgürlüklerinden mahrum bırakılması.
- e) Bilimsel deneylere tabi kılma: Kişilerin rızası dışında deneylerin konusu yapılması.
- f) Cinsel saldırıda bulunma, çocukların cinsel istismarı: Cinsel dokunulmazlığa yönelen fiiller.
- g) Zorla hamile bırakma: Kişinin iradesi dışında gebe bırakılması.
- h) Zorla fuhşa sevketme: Kişilerin cebir veya baskıyla fuhşa yöneltilmesi.
Bu fiillerin ayrı ayrı da suç oluşturduğuna dikkat edilmelidir. Ancak sistemli saldırı bağlamında ve belirtilen saiklerle işlendiklerinde, artık basit birer suç olmaktan çıkıp insanlığa karşı suç niteliği kazanır ve çok daha ağır bir ceza rejimine tabi olurlar.
İnsanlığa Karşı Suçta Ceza Rejimi: İkili Yapı
İnsanlığa karşı suçun ceza rejimi, soykırımdan farklı olarak ikili bir yapı gösterir. TCK 77/2, işlenen fiilin türüne göre farklı ceza öngörür. Bu ayrım, uygulamada büyük önem taşır ve maddenin en dikkat çeken yönüdür.
Kasten Öldürme (md. 77/1-a): Ağırlaştırılmış Müebbet Hapis
Birinci fıkranın (a) bendindeki kasten öldürme fiilinin işlenmesi halinde, fail hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur. Bu, Türk hukukundaki en ağır ceza türü olup, insanlığa karşı suç kapsamında adam öldürmenin, sıradan bir kasten öldürmeden çok daha ağır cezalandırıldığını gösterir. Hapis cezalarının türleri hakkında ayrıntılı bilgi için ceza türleri ve yaptırımlar yazımıza bakabilirsiniz.
Diğer Fiiller (b–h Bentleri): Sekiz Yıldan Az Olmamak Üzere Hapis
Birinci fıkranın diğer bentlerinde (b–h) tanımlanan fiillerin işlenmesi halinde ise, fail hakkında sekiz yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur. Yani öldürme dışındaki insanlığa karşı fiiller (yaralama, işkence, köleleştirme, hürriyetten yoksun kılma, cinsel saldırı vb.) için kanun, alt sınırı sekiz yıl olan süreli hapis cezası öngörmüştür. Bu düzenleme, öldürme fiilini diğerlerinden belirgin biçimde ayırarak kademeli bir ceza sistemi kurar.
| Fiil | İlgili Bent | Öngörülen Ceza |
|---|---|---|
| Kasten öldürme | md. 77/1-a | Ağırlaştırılmış müebbet hapis |
| Kasten yaralama, işkence, köleleştirme, hürriyetten yoksun kılma, cinsel saldırı vb. | md. 77/1-b ile h arası | 8 yıldan az olmamak üzere hapis |
Gerçek İçtima: Mağdur Sayısınca Ceza
TCK 77/2’nin son cümlesi uyarınca, birinci fıkranın (a) ve (b) bentleri kapsamında işlenen kasten öldürme ve kasten yaralama suçları açısından, belirlenen mağdur sayısınca gerçek içtima hükümleri uygulanır. Yani öldürülen veya yaralanan her bir mağdur için ayrı ceza belirlenir. Suçların içtimaına ilişkin genel kurallar için suçların içtimaı yazımızı inceleyebilirsiniz. Bu kural, her mağdurun yaşam ve vücut bütünlüğünün ayrı ayrı korunduğu düşüncesine dayanır ve failin sorumluluğunu mağdur sayısıyla orantılı biçimde ağırlaştırır.
İnsanlığa Karşı Suç ile Soykırım (TCK 76) Arasındaki Fark
İnsanlığa karşı suç ile soykırım suçu sıklıkla karıştırılır. İki suç da uluslararası suçlar kategorisinde yer alır ve benzer fiiller içerebilir; ancak aralarında temel unsur farkları bulunur. En kritik ayrım manevi unsurdadır: soykırımda failin belirli bir grubu tamamen veya kısmen yok etme özel kastı (dolus specialis) aranırken, insanlığa karşı suçta böyle bir yok etme kastı şart değildir.
| Ölçüt | Soykırım (TCK 76) | İnsanlığa Karşı Suç (TCK 77) |
|---|---|---|
| Özel kast | Grubu tamamen/kısmen yok etme maksadı | Yok etme kastı aranmaz |
| Belirleyici nitelik | Bir planın icrası + yok etme kastı | Plan doğrultusunda sistemli işleyiş |
| Hedef | Milli, etnik, ırki veya dini grup | Toplumun bir kesimi (siyasal, felsefi, ırki, dini saiklerle) |
| Ceza | Ağırlaştırılmış müebbet hapis (tek rejim) | Öldürmede ağırlaştırılmış müebbet; diğer fiillerde 8 yıldan az olmamak üzere hapis |
| Zamanaşımı | İşlemez | İşlemez |
Kısaca söylemek gerekirse: her soykırım aslında insanlığa karşı bir saldırıdır; ancak her insanlığa karşı suç soykırım değildir. Soykırımı ayıran şey, grubu bizzat yok etmeye yönelen özel kasttır.
İnsanlığa Karşı Suç ile Adi Suçların Farkı
İnsanlığa karşı suç kapsamındaki fiillerin (öldürme, yaralama, işkence, cinsel saldırı gibi) her biri, TCK’nın ilgili maddelerinde zaten bağımsız suç olarak düzenlenmiştir. Peki aynı fiil neden bazen adi suç, bazen insanlığa karşı suç sayılır? Fark, fiilin işleniş bağlamındadır. Bir kişinin kişisel husumetle bir başkasını öldürmesi kasten öldürme suçunu oluştururken; aynı fiilin, toplumun belirli bir kesimine karşı siyasal, felsefi, ırki veya dini saiklerle, bir plan doğrultusunda sistemli olarak yürütülen bir saldırının parçası olarak işlenmesi, onu insanlığa karşı suça dönüştürür.
Bu nitelendirme farkı, hem cezanın ağırlığı hem de zamanaşımı rejimi bakımından çok önemli sonuçlar doğurur. Bu nedenle somut bir olayın hangi suç kapsamında değerlendirileceği, alanında uzman bir ceza avukatının titiz bir hukuki analizini gerektirir.
Tüzel Kişiler Hakkında Güvenlik Tedbirleri
TCK 77/3 uyarınca, insanlığa karşı suçlardan dolayı tüzel kişiler hakkında da güvenlik tedbirine hükmolunur. Türk hukukunda tüzel kişilere hapis cezası verilemese de, suçun bir şirket, dernek, vakıf veya benzeri bir tüzel kişilik aracılığıyla ya da onun faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, tüzel kişiye özgü güvenlik tedbirleri (örneğin faaliyet izninin iptali veya müsadere) uygulanabilir. Bu düzenleme, soykırım suçundaki (TCK 76/3) paralel hükümle uyumludur.
Zamanaşımının İşlememesi (TCK 77/4)
Soykırım suçunda olduğu gibi, insanlığa karşı suçlarda da TCK 77/4 uyarınca zamanaşımı işlemez. Bu, suçun ne dava zamanaşımına ne de ceza zamanaşımına tabi olduğu anlamına gelir. Suçun üzerinden ne kadar süre geçerse geçsin soruşturma ve kovuşturma yapılabilir; kesinleşmiş ceza da zamanaşımına uğrayarak infaz edilemez hale gelmez.
Bu düzenlemenin önemini anlamak için genel kuralla karşılaştırmak gerekir. Kural olarak suçlar, ağırlıklarına göre belirli sürelerde dava zamanaşımına uğrar; cezalar ise ceza zamanaşımı süreleri dolunca infaz edilemez. Örneğin ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda dava zamanaşımı kural olarak otuz yıldır. TCK 77/4 ise insanlığa karşı suçlar bakımından bu genel rejimi tamamen devre dışı bırakır.
| Karşılaştırma | Genel Suçlar (TCK 66 vd.) | İnsanlığa Karşı Suç (TCK 77/4) |
|---|---|---|
| Dava zamanaşımı | Suçun ağırlığına göre kademeli süreler | İşlemez |
| Ceza zamanaşımı | Belirli sürelerin geçmesiyle ceza infaz edilemez | İşlemez |
| Sonuç | Süre dolunca dava/ceza düşer | Her zaman soruşturma, kovuşturma ve infaz mümkün |
Uluslararası Hukukta İnsanlığa Karşı Suçlar
İnsanlığa karşı suç kavramı, uluslararası hukukta İkinci Dünya Savaşı sonrasında belirginleşmiştir. Kavramın gelişiminde birkaç temel aşama öne çıkar:
- Nürnberg Mahkemesi (1945): İnsanlığa karşı suçlar ilk kez uluslararası bir yargı organının statüsünde açıkça tanımlanmış ve yargılamaya konu olmuştur.
- Eski Yugoslavya (ICTY) ve Ruanda (ICTR) Mahkemeleri (1990’lar): Bu geçici mahkemelerin içtihatları, “yaygın veya sistematik saldırı” ölçütü ile insanlığa karşı suçun unsurlarını önemli ölçüde biçimlendirmiştir.
- Roma Statüsü (1998): Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni (UCM/ICC) kuran Roma Statüsü’nün 7. maddesi, insanlığa karşı suçları ayrıntılı biçimde düzenler.
Bilgi olarak belirtmek gerekir ki Türkiye Roma Statüsü’ne taraf değildir; dolayısıyla Türkiye bakımından bu suçların yargılanmasında esas kaynak, iç hukuktaki TCK 77 hükmüdür. Yukarıdaki uluslararası içtihat ve belgelere yalnızca hukuki ilke düzeyinde, kaynağı belirtilerek atıf yapılmakta; herhangi bir güncel veya tarihi siyasi olay hakkında değerlendirme yapılmamaktadır.
İnsanlığa Karşı Suçta İştirak ve Sorumluluk
İnsanlığa karşı suçlar, çok sayıda kişinin katılımıyla ve organize biçimde işlendiğinden, iştirak (suça katılma) kuralları bu suçta önemli bir yer tutar. TCK’nın genel hükümleri çerçevesinde; fiili doğrudan gerçekleştiren fail (müşterek fail), başkasını suça iten kişi (azmettiren) ve suçun işlenmesine yardım eden kişi (yardım eden) farklı sıfatlarla sorumlu tutulabilir. Sistemli bir saldırıyı planlayan, yöneten ya da buna emir veren kişilerin sorumluluğu, fiilleri bizzat işlememiş olsalar dahi gündeme gelebilir.
Uluslararası ceza hukukunda bu bağlamda gelişen “üst sorumluluğu” (command/superior responsibility) ilkesi, emir-komuta zincirinde yer alan kişilerin, astlarının işlediği fiillerden belirli koşullarda sorumlu tutulabileceğini öngörür. Türk hukuku bakımından sorumluluk, TCK’nın iştirak ve genel sorumluluk kurallarına göre belirlenir. Bu tür ayrımların somut olayda doğru kurulması, alanında uzman bir ceza avukatının hukuki değerlendirmesini gerektirir.
Soruşturma ve Yargılama Usulü
İnsanlığa karşı suçlar, kamu düzenini ve insanlığın ortak değerlerini ilgilendirdiğinden, usul bakımından da kendine özgü kurallara tabidir:
- Şikâyete tabi değildir: Suç, mağdurun şikâyetine bağlı olmaksızın resen soruşturulur ve kovuşturulur.
- Uzlaştırma kapsamı dışındadır: Ağırlığı nedeniyle uzlaştırma kurumunun kapsamına girmez.
- Görevli mahkeme: Öngörülen ceza nedeniyle yargılama ağır ceza mahkemesinde yapılır.
- Zamanaşımı işlemez: Süre geçmesi soruşturma veya kovuşturmaya engel oluşturmaz.
Mağdurun Konumu ve Davaya Katılma
İnsanlığa karşı suç resen soruşturulan bir suç olsa da, bu, mağdurların yargılamadaki konumunu ortadan kaldırmaz. Mağdurlar ve suçtan zarar görenler, ceza muhakemesi kuralları çerçevesinde soruşturma ve kovuşturma aşamasında haklarını kullanabilir; kovuşturma aşamasında davaya katılan (müdahil) sıfatıyla dahil olabilir, bir vekil aracılığıyla temsil edilebilir ve delillerin toplanmasına ilişkin taleplerde bulunabilir. Suçun ağırlığı ve genellikle çok sayıda mağduru bulunması, yargılamanın karmaşık ve uzun sürebilen bir süreç olmasına yol açar. Bu nedenle gerek şüpheli/sanık gerek mağdur/müşteki tarafın, sürecin başından itibaren hukuki temsille hareket etmesi büyük önem taşır.
İnsanlığa Karşı Suç İşlemek İçin Örgüt (TCK 78)
İnsanlığa karşı suçlar çoğu zaman örgütlü bir yapı çerçevesinde işlendiğinden, kanun koyucu TCK 78’de ayrı bir suç tipi öngörmüştür: soykırım veya insanlığa karşı suçları işlemek maksadıyla örgüt kurmak, yönetmek veya bu örgüte üye olmak. TCK 78 kendi başına bağımsız bir suçtur ve kendi ceza aralığına sahiptir (kurucu veya yönetici için on yıldan on beş yıla kadar; üye için beş yıldan on yıla kadar hapis). Bu örgüt suçu bakımından da (TCK 78/3) zamanaşımı işlemez. Konunun ayrıntıları ve TCK 220’deki genel örgüt suçundan farkları ayrı bir yazıda ele alınacaktır.
Konu ile İlgili Yargıtay Kararı
Geçmişe Yürüme Yasağı ve Kanunilik İlkesi Uyarınca 2005 Öncesi Eylemler İnsanlığa Karşı Suç Sayılamaz; 30 Yıllık Kesintili Zamanaşımı Dolan Davada Düşme Hükmü Onanmalıdır
Yargıtay 1. Ceza Dairesi, Esas: 2022/11555 – Karar: 2023/1053, Tarih: 15.03.2023
Kararın Özeti
TBMM lojmanlarında 24.06.1991 tarihinde gerçekleştirilen öldürme eylemiyle ilgili olarak sanık hakkında açılan kamu davasında ilk derece mahkemesi beraat kararı vermiştir. Katılan vekillerinin istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi, suçun tasarlayarak/taammüden öldürme niteliğinde olduğunu saptamış ve lehe olan 765 sayılı mülga Kanun uyarınca 30 yıllık kesintili zamanaşımı süresinin dolduğunu belirterek davanın düşmesine karar vermiştir. Katılan vekilleri; eksik soruşturma yapıldığını, idari ve adli mercilerin görevlerini kötüye kullandığını ve eylemin zamanaşımına tabi olmayan “insanlığa karşı suç” kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürerek kararı temyiz etmiştir. Yargıtay 1. Ceza Dairesi, kanunilik ilkesi gereğince 2005 yılından önce işlenen bir eylemin bu kapsama alınamayacağını ve zamanaşımı süresinin dolduğunu vurgulayarak temyiz istemlerinin esastan reddine ve düşme hükmünün onanmasına oy birliğiyle karar vermiştir.
Yargıtayın Gerekçesi
Yargıtay’ın onama gerekçesi, ceza hukukunun en temel iki güvencesi olan “kanunilik ilkesi (suçta ve cezada yasal bağlılık)” ile “dava zamanaşımı” müesseselerine dayanmaktadır. Katılan tarafın “insanlığa karşı suç” iddiasına karşı Daire, bu suç tipinin Türk hukukuna ilk kez 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 77. maddesiyle girdiğini hatırlatmıştır. Kanunilik ilkesinin alt başlığı olan “geçmişe yürüme yasağı” uyarınca, yürürlük tarihinden önce (1991 yılında) işlenen bir eyleme bu suç normunun uygulanması hukuken imkansızdır. Ayrıca tipiklik açısından insanlığa karşı suçun mağdurunun “toplumun bir kesimi” olması ve eylemin siyasal, felsefi, ırki veya dini saiklerle (özel kastla) işlendiğinin kesin delillerle kanıtlanması gerekir; tek bir kişiye yönelik konut içi infaz eylemi bu unsurları taşımaz. Eylemin hukuki vasfı, suç tarihinde yürürlükte olan 765 sayılı Kanun’un 450/4. maddesindeki “taammüden öldürme” suçudur. Bu suç yönünden lehe olan eski kanun rejimine göre hesaplanan 20 yıllık asli ve en fazla 30 yıllık kesintili dava zamanaşımı süresi, suç tarihi olan 24.06.1991 ile istinaf mahkemesinin inceleme tarihi olan 30.06.2021 arasında tamamen dolmuştur. Son sorgu işleminden sonra zamanaşımını durduran veya yeniden kesen hiçbir adli neden gerçekleşmediğinden devletin cezalandırma hakkı düşmüştür.
“İnsanlığa karşı suçun Hukukumuza ilk kez 12.10.2004 tarihli ve 5237 sayılı Kanun ile girdiği ve yürürlüğe giriş tarihinin de 01.06.2005 olduğu, kanunîlik ilkesi gereği 5237 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden önce işlenen yargılama konusu bu eylemin insanlığa karşı suç kapsamına sokulmasının mümkün olmadığı… 30 yıllık kesintili zamanaşımı süresinin, suç tarihi olan 24.06.1991 ile Bölge Adliye Mahkemesinin inceleme tarihi olan 30.06.2021 tarihi arasında gerçekleştiği anlaşıldığından…”
Değerlendirme
Bu karar, kamuoyunda derin izler bırakan tarihsel ve siyasal nitelikli cinayet dosyalarında dahi adli mekanizmanın “duygusal veya konjonktürel” değil, katı bir şekilde “hukuki ve dogmatik” sınırlar içinde kalması gerektiğini gösteren çok önemli bir hukuk devleti manifestosudur. Mağdur aileleri ve toplumsal vicdan, niteliği ne olursa olsun ağır suçların zamanaşımı zırhıyla cezasız kalmasına haklı olarak tepki gösterebilmekte ve bu eylemleri “insanlığa karşı suç” torbasına sokarak zamanaşımından kurtarma refleksi sergileyebilmektedir. Ancak Yargıtay, ceza adaletinin popülist esnemelere kapalı olduğunu çok net bir dille ortaya koymuştur: Kanunilik ilkesi ve geçmişe yürüme yasağı mutlak güvencelerdir; suçun işlendiği tarihte kanunda yazılı olmayan bir suç tipiyle hiç kimse sonradan yargılanamaz. Ayrıca tekil cinayet eylemleri ile sistematik bir politikanın ürünü olan kitlesel/ideolojik insanlık suçları arasındaki tipiklik farkı net bir şekilde korunmuştur. Karar, adli ihmaller nedeniyle davalar uzamış olsa bile, kanunun öngördüğü azami süre (30 yıl) dolduğunda yargılamanın durdurulması yönündeki tasfiye edici yasal zorunluluğu teyit etmektedir.
Yargıtay 1. Ceza Dairesi, Esas: 2022/11555 – Karar: 2023/1053, Tarih: 15.03.2023 Tam Metni
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SUÇ : Nitelikli kasten öldürme
HÜKÜM : Düşme
İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. … 10. Ağır Ceza Mahkemesinin, 13.04.2021 tarihli ve 2011/210 Esas, 2021/187 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında nitelikli kasten öldürme suçundan, 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi uyarınca beraatine karar verilmiştir.
2. … Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 30.06.2021 tarihli ve 2021/955 Esas, 2021/1758 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık müdafiinin istinaf başvurusu üzerine istinaf incelemesine konu bir hüküm bulunmadığından, sanık müdafiinin istinaf talebi konusunda bir karar verilmemiş, katılan vekillerinin istinaf başvurusu üzerine sanık hakkındaki kamu davasının 765 sayılı Kanun’un 102 nci maddesinin birinci fıkrası, 104 üncü maddesinin ikinci fıkrası ve 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca düşmesine karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Katılan vekillerinin temyiz sebepleri; Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, idari ve adli anlamda görevli ve yetkili olan merciilerinin görevlerini müteselsil bir şekilde ihmal ve suistimal ettiklerine, eksik soruşturma yapıldığına, 5271 sayılı Kanun’un 288 ve 289 uncu maddelerinde belirtilen hukuka aykırılık ve hukuka kesin aykırılık hallerinin mevcut olduğuna, sanığın eyleminin 5237 sayılı Kanun’un 77 nci maddesi kapsamında bir insanlık suçu olup zamanaşımının gerçekleşmeyeceğine ilişkindir.
IV. GEREKÇE
1. Sanığın işlediği iddia olunan yargılama konusu eylem için dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediğinin tespiti için öncelikle suç vasfının doğru belirlenip belirlenmediğinin denetlenmesinin gerektiği, katılan vekilleri sanığın eyleminin 5237 sayılı Kanun’un 77 nci maddesinde düzenlenen insanlığa karşı suçlar kapsamında olduğunu temyiz nedeni olarak belirtmiş iseler de öncelikle anılan suçun Hukukumuza ilk kez 12.10.2004 tarihli ve 5237 sayılı Kanun ile girdiği ve yürürlüğe giriş tarihinin de 01.06.2005 olduğu, kanunîlik ilkesi gereği 5237 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden önce işlenen yargılama konusu bu eylemin insanlığa karşı suç kapsamına sokulmasının mümkün olmadığı, yine bu suçun mağdurunun yasada toplumun bir kesimi şeklinde ifade edilmesi karşısında, tek bir kişiye yönelik olarak işlenemeyeceği
ve ayrıca bu suçun yasada aranan özel kast ile (siyasal, felsefi, ırki veya dini saiklerle) işlendiğine ilişkin her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delilin bulunmadığı, önceden alınan suç işleme kararı doğrultusunda, plan yapılarak herkesin girmesinin mümkün olmadığı ve korunan TBMM lojmanlarında, katılan …’ün lojman sitesinde oturmuş olduğu konutun en üst katındaki yatak odasında katılan …’un oğlu olan maktule karşı ateşli silah ve kesici alet kullanılarak gerçekleştirilen öldürme eyleminin suç tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı Kanun’un 450 nci maddesinin dördüncü fıkrasında düzenlenen taammüden öldürme ve daha lehe olan 5237 sayılı Kanun’un 82 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde düzenlenen tasarlayarak öldürme suçu kapsamında olduğu anlaşılmıştır.
2. Sanığın yargılama konusu eylemi için, dava zamanaşımı süresi yönünden lehe olan 765 sayılı Kanun’un 450 nci maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca belirlenecek cezanın türü ve üst haddine göre aynı Kanun’un 102 nci maddesinin birinci fıkrası gereği 20 yıllık asli zamanaşımı süresi, 104 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca 30 yıllık kesintili zamanaşımı süresi öngörülmüştür.
3. Bu açıklamalar ışığında dava zamanaşımı incelendiğinde; sanık hakkında 22.06.2011 tarihli iddianame ile dava açıldığı, dava zamanaşımını kesen en son işlemin sanığın 27.01.2012 tarihli sorgusu olup bu
tarihten sonra dava zamanaşımını kesen başkaca bir neden bulunmadığı gibi zamanaşımını durduran bir neden de olmadığı, 765 sayılı Kanun’un 102 nci maddesinin birinci fıkrası ve 104 üncü maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen 30 yıllık kesintili zamanaşımı süresinin, suç tarihi olan 24.06.1991 ile Bölge Adliye Mahkemesinin inceleme tarihi olan 30.06.2021 tarihi arasında gerçekleştiği anlaşıldığından, hükümde hukuka aykırılık bulunmamıştır.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle … Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 30.06.2021 tarihli ve 2021/955 Esas, 2021/1758 Karar sayılı kararında katılan vekillerince öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca … 10. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise … Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
15.03.2023 tarihinde karar verildi.
Sıkça Sorulan Sorular
İnsanlığa karşı suçun cezası nedir?
İnsanlığa karşı suçta ceza ikili bir yapı gösterir. TCK 77/1-a’daki kasten öldürme fiili için ağırlaştırılmış müebbet hapis; diğer bentlerdeki (b-h) fiiller için ise sekiz yıldan az olmamak üzere hapis cezası öngörülmüştür. Öldürme ve yaralamada mağdur sayısınca gerçek içtima uygulanır.
İnsanlığa karşı suç ile soykırım arasındaki fark nedir?
Temel fark manevi unsurdadır. Soykırımda failin belirli bir grubu tamamen veya kısmen yok etme özel kastı aranır. İnsanlığa karşı suçta ise yok etme kastı şart değildir; belirleyici olan fiillerin bir plan doğrultusunda sistemli biçimde toplumun bir kesimine karşı işlenmesidir.
İnsanlığa karşı suçta zamanaşımı işler mi?
Hayır. TCK 77/4 gereği insanlığa karşı suçlarda dava ve ceza zamanaşımı işlemez. Suçun üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin soruşturma, kovuşturma ve infaz mümkündür.
İnsanlığa karşı suç şikâyete tabi midir?
Hayır. İnsanlığa karşı suç, mağdurun şikâyetine bağlı olmaksızın resen soruşturulur ve kovuşturulur; ayrıca uzlaştırma kapsamı dışındadır ve ağır ceza mahkemesinde yargılanır.
İstanbul’da yürüttüğümüz ceza davaları ve hukuki danışmanlık hizmetleri hakkında daha fazla bilgi için Av. Sinan Karabacak ceza hukuku sayfası incelenebilir.
İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.
Av. Sinan Karabacak – Cep Tel: +90 535 671 88 95
