|

İŞKENCE VE EZİYET SUÇLARININ CEZASI NEDİR?

iskence-ve-eziyet-sucunun-cezasi-nedir

İçindekiler

İşkence ve Eziyet suçlarının cezası nedir? Bu makale; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 94, 95 ve 96. maddeleri kapsamında düzenlenen işkence ve eziyet suçlarını; suçun unsurları, nitelikli halleri, özgü suç niteliği, şikâyet koşulu, HAGB/uzlaşma/erteleme/adli para cezası uygulanabilirliği ve görevli mahkeme bakımından kapsamlı biçimde incelemektedir.

BÖLÜM I: İŞKENCE SUÇU NEDİR? (TCK MADDE 94-95)

İşkence suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 94. maddesinde düzenlenmiş olup devlet otoritesini temsil eden kamu görevlilerinin bireylere karşı gerçekleştirebileceği en ağır insan hakları ihlallerinden birini oluşturmaktadır. Anayasa’nın 17. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3. maddesiyle de paralel biçimde korunan işkence yasağı, mutlak ve dokunulmaz bir temel hak niteliği taşımaktadır.

1. İşkence Suçunun Unsurları Nelerdir?

A) Maddi Unsur

İşkence suçunun maddi unsuru; fail, mağdur, hareket (eylem), netice ve illiyet bağından oluşmaktadır.

  • Fail: TCK m. 94/1’de açıkça belirtildiği üzere bu suç ancak kamu görevlisi tarafından işlenebilir. Kamu görevlisi kavramı, TCK m. 6/1-c’ye göre geniş yorumlanmakta; yalnızca devlet memurlarını değil, kamu hizmeti yürüten her türlü kişiyi kapsamaktadır. Ancak 94/4. fıkra uyarınca suçun işlenişine iştirak eden siviller de kamu görevlisi gibi cezalandırılır; bu düzenleme özgü suç niteliğinin iştirak bakımından istisnasını oluşturmaktadır.
  • Mağdur: Suçun mağduru herhangi bir gerçek kişi olabilir. Gözaltındaki şüpheli, tutuklu veya hükümlü olması gerekmez; kamu görevlisinin herhangi bir nedenle temas kurduğu her birey mağdur olabilir.
  • Hareket (Fiil): Kanun, işkence oluşturan davranışları şu sonuçları doğuran eylemler olarak tanımlamaktadır:
    • Bedensel veya ruhsal yönden acı çektirme,
    • Algılama veya irade yeteneğini etkileme,
    • Aşağılama.

Söz konusu eylemler fiziksel şiddet, psikolojik baskı, tehdit, cinsel taciz veya sistematik humiliasyon biçiminde gerçekleşebilir. Önemle vurgulanmalıdır ki tek bir eylem de yeterli olup süreklilik ya da sistematiklik aranmamaktadır; bu yönüyle işkence, eziyet suçundan ayrılmaktadır.

  • Netice: TCK m. 94, serbest hareketli bir suç olarak düzenlenmiştir. Mağdurun fiilen acı çekip çekmediği önemlidir; bu sonucu doğurmaya elverişli davranışların varlığı zorunludur.
  • İlliyet Bağı: Fiilin hukuki sonuçlar doğurabilmesi için gerçekleştirilen eylem ile mağdurun maruz kaldığı acı/zarar arasında nedensellik bağı kurulmalıdır.

B) Manevi Unsur

İşkence suçu yalnızca kasten işlenebilir; taksirle işkence mümkün değildir. Failin, mağdura insan onuruyla bağdaşmayan davranışlar yönelteceğini bilerek ve isteyerek hareket etmesi gerekmektedir. Genel kastın varlığı yeterlidir; özel kast (örneğin bilgi almak amacıyla ya da cezalandırmak amacıyla hareket etmek) suçun oluşumu için zorunlu unsur değildir.

TCK m. 94/5 uyarınca ihmalî davranışla işkence suçunun işlenmesi hâlinde dahi verilecek cezada indirim yapılmaz. Bu düzenleme, ihmalle işlenen işkence bakımından ceza indirimi imkânını açıkça ortadan kaldırmaktadır.

C) Hukuka Aykırılık Unsuru

İşkence suçu, bütün olası hukuka uygunluk nedenlerinin kapsamı dışında tutulmuştur. Anayasa m. 17/3, AİHM m. 3 ve TCK m. 94 çerçevesinde işkence yasaklanmaktadır; savaş hâli, olağanüstü hâl veya terörle mücadele gibi istisnai durumlar bile bu yasağı ortadan kaldırmaz. Mağdurun rızası da hukuka uygunluk nedeni teşkil etmez.

D) Özel Görünüş Biçimleri

  • Teşebbüs: İşkence suçuna teşebbüs mümkündür; ancak uygulamada eylemin somut zarar doğurmuş olması genellikle suçun tamamlanmış sayılması için yeterlidir.
  • İştirak: TCK m. 94/4’te asıl öneme sahip düzenleme yer almaktadır. Kamu görevlisi olmayan kişilerin suçun icrasına iştirak etmesi hâlinde de kamu görevlisi gibi cezalandırılacağı açıkça öngörülmüştür. Bu hüküm, özgü suçlarda iştirakin sınırlı olduğu genel kuralın bu madde bakımından bertaraf edilmesini sağlamaktadır.
  • İçtima: İşkence fiilinin birden fazla mağdura yönelik olması hâlinde her mağdur için ayrı suç oluşur. Aynı mağdura yönelik birden fazla eylem ise tek suç sayılabilir; ancak mağdurun uğradığı zarar cezanın alt ve üst sınırı arasında belirlenmesinde dikkate alınır.

2. İşkence Suçunun Nitelikli Halleri Nelerdir? (TCK m. 94/2-3)

A) Mağdurun Niteliğinden Kaynaklanan Ağırlaştırıcı Haller (m. 94/2)

Aşağıdaki kişilere karşı işkence yapılması hâlinde ceza sekiz yıldan on beş yıla kadar hapistir:

  • Çocuklar (18 yaşından küçük bireyler),
  • Beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiler (engelli bireyler, bilinç kaybı yaşayanlar, hasta olanlar vb.),
  • Gebe kadınlar.

Görevi dolayısıyla avukata veya diğer kamu görevlisine karşı işlenmesi hâlinde de aynı ağırlaştırılmış ceza uygulanır. Burada esas alınan ölçüt mağdurun mesleğidir; saldırının mağdurun göreviyle bağlantılı olması gerekmektedir.

B) Kadına Karşı İşlenmesi

TCK m. 94/1’in son cümlesine göre suçun kadına karşı işlenmesi hâlinde cezanın alt sınırı beş yıldan az olamaz. Temel suç tipi için belirlenen alt sınır olan üç yıl bu özel düzenlemeyle beş yıla çıkarılmaktadır.

C) Cinsel Taciz Biçiminde İşkence (m. 94/3)

İşkence fiilinin cinsel yönden taciz şeklinde gerçekleşmesi, bağımsız bir nitelikli hal olarak düzenlenmiştir. Bu durumda on yıldan on beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Cinsel taciz niteliğindeki işkence, hem bedensel bütünlüğe hem de cinsel dokunulmazlığa zarar verdiğinden kanun koyucu bu tür eylemlere özel önem atfetmiştir.

D) Zamanaşımının İşlememesi (m. 94/6)

İşkence suçu bakımından zamanaşımının işlemeyeceği TCK m. 94/6’da açıkça düzenlenmiştir. Bu, Türk ceza hukukunda yalnızca birkaç suç için öngörülmüş olan istisnaî bir kuraldır. Söz konusu hüküm, ne kadar zaman geçmiş olursa olsun faillerin yargılanabilmesini güvence altına almakta; işkencenin mutlak surette yasaklanan ve hesabı sorulması gereken bir eylem olduğunu vurgulamaktadır.

3. Neticesi Sebebiyle Ağırlaşmış İşkence Suçunu Oluşturan Haller Nelerdir?(TCK Madde 95)

A) Birinci Fıkra – Cezayı Yarı Oranında Artıran Haller (m. 95/1)

İşkence fiillerinin aşağıdaki sonuçlara yol açması hâlinde temel ceza yarı oranında artırılır:

  • Duyulardan veya organlardan birinin işlevinin sürekli olarak zayıflaması,
  • Konuşmada sürekli güçlük,
  • Yüzde sabit iz,
  • Hayati tehlike,
  • Gebe kadına karşı işlenip çocuğun vaktinden önce doğması.

B) İkinci Fıkra – Cezayı Bir Kat Artıran Haller (m. 95/2)

İşkence fiillerinin daha ağır sonuçlara yol açması hâlinde ceza bir kat artırılır:

  • İyileşmesi olanaksız hastalık veya bitkisel hayata girme,
  • Duyulardan veya organlardan birinin işlevinin tamamen yitirilmesi,
  • Konuşma ya da üreme yeteneğinin tamamen ortadan kalkması,
  • Yüzde sürekli değişiklik,
  • Gebe kadına karşı işlenip çocuğun düşmesi.

C) Üçüncü Fıkra – Kemik Kırığı (m. 95/3)

İşkence fiillerinin vücutta kemik kırılmasına yol açması hâlinde, kırığın hayat fonksiyonları üzerindeki etkisi gözetilerek sekiz yıldan on beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

D) Dördüncü Fıkra – Ölüm Neticesi (m. 95/4)

İşkence sonucunda ölüm meydana gelmesi hâlinde ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur. Bu, Türk hukukunda öngörülen en ağır cezadır.

4. İşkence Suçu Özgü Suç Mudur?

İşkence suçu tipik bir özgü suçtur; yalnızca kamu görevlileri tarafından işlenebilir. TCK m. 94/4’teki özel düzenleme uyarınca suça iştirak eden siviller de kamu görevlisi gibi cezalandırılır.

İşkence suçu, TCK m. 94/1’de açıkça belirtildiği üzere yalnızca kamu görevlisi tarafından işlenebilen özgü bir suçtur. Söz konusu özellik, iki önemli sonuç doğurmaktadır:

  • Kamu görevlisi olmayan kişilerin fiili, koşullar ne olursa olsun işkence suçunu oluşturamaz; ancak eziyet (m. 96) veya kasten yaralama suçuna (m. 86-88) vücut verebilir.
  • Dördüncü fıkradaki istisnai hüküm, sivil şeriklerin de kamu görevlisi gibi cezalandırılmasını sağlamakta; faillerin bu yolla sorumluluktan kaçmasının önüne geçmektedir.

5. İşkence Suçu Şikâyete Tabi Midir?

İşkence suçu şikâyete bağlı değildir. Savcılık, suçun herhangi bir şekilde öğrenmesi hâlinde re’sen soruşturma başlatmakla yükümlüdür.

İşkence suçu, suçtan haberdar olan Cumhuriyet savcısı tarafından doğrudan kovuşturulan bir suç olup mağdurun şikâyeti aranmaz. Bu yaklaşım; işkence mağdurlarının çoğunlukla şikâyette bulunmaktan çekindiği gerçeğinin bilincinde olan kanun koyucunun bilinçli bir tercihini yansıtmaktadır. Suçun şikâyetten bağımsız kovuşturulabilir nitelikte olması ve zamanaşımının işlememesine ilişkin hüküm birlikte değerlendirildiğinde, işkence faillerinin uzun vadede de hesap verebilirliğinin sağlandığı kapsamlı bir koruma mekanizması oluşturulmaktadır.

6. İşkence Suçunda HAGB, Uzlaşma, Ceza Ertelemesi veya Adli Para Cezası Hükmedilir Mi?

KurumUygulanabilir mi?Açıklama
Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB)HAYIRİşkence suçu TCK m. 231/5-a kapsamında istisna tutulmuştur; devlet otoritesinin kötüye kullanılması niteliği taşıdığından HAGB uygulanmaz.
UzlaşmaHAYIRİşkence suçu uzlaşmaya tabi suçlar arasında yer almamaktadır. CMK m. 253’teki liste yalnızca daha hafif suçları kapsamaktadır.
Ceza ErtelemesiHAYIRİki yılı aşan hapis cezaları kural olarak ertelenebilirse de işkence suçunun ağırlığı ve kasıtlı niteliği gözetilerek erteleme uygulaması fiilen söz konusu olmamaktadır.
Adli Para Cezasına ÇevirmeHAYIRİşkence suçundaki cezalar ‘kısa süreli’ hapis cezası olarak nitelendirilemeyeceğinden adli para cezasına çevrilmesi mümkün değildir.

7. İşkence Suçunda Görevli Mahkeme Hangisidir?

İşkence suçlarında görevli mahkeme, Ağır Ceza Mahkemesi’dir. Suçun nitelikli halleri veya neticesi sebebiyle ağırlaşmış halleri için de aynı mahkeme yetkilidir. Gözaltı veya tutukluluk sürecinde gerçekleşen işkence iddialarına ilişkin davalarda yer yetki kuralları ayrıca değerlendirilebilmektedir.

BÖLÜM II: EZİYET SUÇU NEDİR? (TCK MADDE 96)

Eziyet suçu, TCK m. 96’da düzenlenmiş olup herhangi bir kimsenin mağdura sistematik biçimde fiziksel veya psikolojik acı çektirmesini cezalandırmaktadır. İşkence suçundan temel farkı, failde kamu görevlisi sıfatının aranmamasıdır; bu yönüyle eziyet suçu, belirli aile ve kişisel ilişki bağlamlarında daha geniş bir uygulama alanına sahiptir.

1. Eziyet Suçunun Unsurları Nelerdir?

A) Maddi Unsur

  • Fail: Eziyet suçu herhangi bir gerçek kişi tarafından işlenebilir; kamu görevlisi sıfatı aranmaz. Bu özellik onu işkence suçundan ayıran en temel unsurdur.
  • Mağdur: Herhangi bir gerçek kişi mağdur olabilmekle birlikte, nitelikli hallerde belirli gruplar (çocuklar, savunmasız bireyler, aile fertleri) ayrıca korunmaktadır.
  • Hareket (Fiil): Eziyet, kanunda ‘bir kimsenin eziyet çekmesine yol açacak davranışlar’ olarak tanımlanmaktadır. Yargıtay içtihadına göre bu suç, süreklilik veya sistematiklik unsurunu zorunlu kılmaktadır. Tek bir eylem kural olarak eziyet oluşturmaz; bununla birlikte durumlara göre yaralama (m. 86-88) veya tehdit (m. 106) gibi başka suçlara vücut verebilir.

Süreklilik unsuru değerlendirilirken gözetilecek başlıca ölçütler şunlardır:

  • Eylemlerin tekrar eden nitelik taşıması,
  • Fiziksel veya psikolojik acının birikimli etkisi,
  • Olaylar arasındaki örüntü veya bağlantı.

B) Manevi Unsur

Eziyet suçu yalnızca kasten işlenebilir. Failin mağdura eziyet çektirme kastıyla hareket etmesi gerekir. Genel kastın varlığı yeterli olup özel amaç veya saikin bulunması zorunlu değildir. Bununla birlikte, faillerin belirli bir sonucu elde etmek (itaat sağlamak, cezalandırmak vb.) ya da egemenlik kurmak amacıyla hareket ettiği durumlar uygulamada sıkça karşılaşılan örüntüler arasındadır.

C) Hukuka Aykırılık Unsuru

Mağdurun rızası, anayasal güvence altındaki kişi dokunulmazlığını ve insan onurunu zedelediğinden hukuka uygunluk nedeni olarak kabul edilmez. Meşru savunma ya da zorunluluk hâlinin suçu hukuka uygun kılması ise eziyet suçunun sistematik niteliğiyle bağdaşmamaktadır.

D) Özel Görünüş Biçimleri

  • Teşebbüs: Eziyet suçunun sistematik niteliği gözetildiğinde teşebbüs sınırlı ölçüde söz konusu olabilir; genellikle ya suç tamamlanmış ya da henüz suç oluşturacak yoğunluğa ulaşılmamış kabul edilir.
  • İştirak: Genel iştirak kuralları uygulanır. İşkence suçunda yer alan özel düzenlemenin (m. 94/4) bir benzeri eziyet suçunda öngörülmemiştir.
  • İçtima: Eziyet suçu, bütünleşik niteliğiyle zincirleme suç hükmünün uygulanmasını gerektirebilir; bu durumda TCK m. 43’e göre cezada artırım yapılır. Ayrı mağdurlara yönelik eylemler ise ayrı suçları oluşturur.

2. Eziyet Suçunun Nitelikli Halleri Nelerdir? (TCK m. 96/2)

A) Mağdurun Niteliğinden Kaynaklanan Ağırlaştırıcı Haller

Aşağıdaki kişilere karşı işlenmesi hâlinde ceza üç yıldan sekiz yıla kadar hapistir:

  • Çocuklar (18 yaşından küçük bireyler),
  • Beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiler,
  • Gebe kadınlar.

B) Aile İlişkisinden Kaynaklanan Ağırlaştırıcı Haller

Eziyet suçunun aile bireylerine karşı işlenmesi de nitelikli hal olarak düzenlenmiş olup bu durumda ceza üç yıldan sekiz yıla kadar hapistir. Kapsama giren kişiler şunlardır:

  • Üstsoy veya altsoy (anne, baba, dede, nine, çocuklar, torunlar vb.),
  • Evlat edinen veya evlatlık,
  • Eş (evlilik süresince),
  • Boşanılan eş (evlilik sona erdikten sonra da koruma devam eder).

Özellikle boşanılan eşin de kapsama alınması, aile içi şiddet ve ayrılık sonrası tacize ilişkin kaygıları gidermek amacıyla kanun koyucu tarafından bilinçli olarak tercih edilmiştir.

C) Kadına Karşı İşlenmesi

TCK m. 96/1’in son cümlesine göre suçun kadına karşı işlenmesi hâlinde cezanın alt sınırı iki yıl altı aydan az olamaz. Temel suç tipindeki iki yıllık alt sınır bu nitelikli hâlde iki yıl altı aya yükselmektedir.

3. Eziyet Suçu Özgü Suç Mudur?

Eziyet suçu özgü suç değildir; herhangi bir kişi tarafından işlenebilir. Fail ile mağdur arasında herhangi bir özel ilişkinin bulunması gerekmemektedir.

İşkence suçunun aksine eziyet suçu herhangi bir kişi tarafından işlenebilir. Fail kamu görevlisi, aile üyesi, tanıdık veya tamamen yabancı biri olabilir. Bu özellik, suçun uygulama alanını fiilen genişletmekte ve toplumsal ilişkilerin her alanında ortaya çıkan sistematik acı çektirme eylemlerini kapsamına almaktadır.

4. Eziyet Suçu Şikâyete Tabi Midir?

Eziyet suçu şikâyete bağlı değildir. Cumhuriyet savcısı suçu öğrenir öğrenmez re’sen soruşturma başlatır.

Eziyet suçu da şikâyete tabi olmayan bir suçtur. Savcılık, suçu herhangi bir şekilde öğrenmesi hâlinde resen soruşturma başlatmakla yükümlüdür. Bu durum özellikle aile içi şiddet vakalarında büyük önem taşımaktadır; zira mağdurlar çoğunlukla sosyal baskı, ekonomik bağımlılık veya güvenlik kaygısı nedeniyle şikâyette bulunmaktan kaçınmaktadır.

Bununla birlikte, mağdurun şikâyetçi olmaması veya şikâyetini geri alması pratikte soruşturma ve kovuşturmanın işleyişini güçleştirebilmektedir. Savcılık, mağdurun beyanından bağımsız olarak mevcut delillere dayanarak davayı sürdürme hakkına ve yükümlülüğüne sahiptir.

5. Eziyet Suçunda HAGB, Uzlaşma, Ceza Ertelemesi veya Adli Para Cezasına Hükmedilir mi?

KurumUygulanabilir mi?Açıklama
Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB)KISITLITemel suç için teorik olarak mümkün; ancak mahkemeler özellikle nitelikli hallerde HAGB uygulamaktan kaçınmaktadır. Aile içi şiddet davalarında HAGB uygulanması son derece nadir görülmektedir.
UzlaşmaHAYIREziyet suçu uzlaşmaya tabi suçlar arasında yer almamaktadır.
Ceza ErtelemesiKISITLITemel suç için iki yılı aşmayan cezalarda teorik olarak mümkün; ancak uygulamada, suçun sistematik niteliği ve özellikle mağdurların savunmasız bireyler olduğu hallerde erteleme kararı verilmemektedir.
Adli Para Cezasına ÇevirmeKISITLIBir yıl veya daha az hapis cezası adli para cezasına çevrilebilirse de eziyet suçunda bu alt sınıra nadiren ulaşılmakta ve çevirme kararının uygulanması son derece istisnai kalmaktadır.

6. Eziyet Suçunda Görevli Mahkeme Hangisidir?

Eziyet suçunun temel hâli için Asliye Ceza Mahkemesi görevlidir. Ancak nitelikli hallerde, özellikle ciddi ağır bedensel zarar veya aile içi şiddet bağlamındaki davalarda, yargı yetkisi davanın niteliğine ve bölgedeki örgütlenme durumuna bağlı olarak değişebilmektedir. Aile içi şiddet biçiminde gerçekleşen eziyet vakalarında savcılık, tedbir kararları ve cinsiyet temelli şiddet davalarının takibi bakımından uzmanlaşmış birimlerle koordineli çalışmaktadır.

BÖLÜM III: İŞKENCE VE EZİYET SUÇLARININ KARŞILAŞTIRMALI ANALİZİ

Unsurİşkence (TCK m. 94)Eziyet (TCK m. 96)
FailYalnızca kamu görevlisiHerhangi bir kişi
SüreklilikTek eylem yeterliSistematik/tekrarlayan eylemler gerekli
Temel Ceza3-12 yıl hapis2-5 yıl hapis
Nitelikli Hal Cezası8-15 yıl hapis3-8 yıl hapis
ZamanaşımıİşlemezGenel kuralar uygulanır
Şikâyet ŞartıAranmaz – re’sen kovuşturulurAranmaz – re’sen kovuşturulur
HAGBUygulanmazTeorik olarak mümkün; pratikte kısıtlı
UzlaşmaUygulanmazUygulanmaz
Görevli MahkemeAğır Ceza MahkemesiAsliye Ceza Mahkemesi

İŞKENCE VE EZİYET SUÇU BAKIMINDAN DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

Türk hukukunda işkence ve eziyet suçları, insan onurunun korunmasına yönelik kapsamlı bir ceza hukuku çerçevesi oluşturmaktadır. İşkence suçu (TCK m. 94-95), kamu görevlilerini hedef alan, daha ağır yaptırımları öngören ve zamanaşımı işlemeyen özgü bir suç olarak düzenlenmiştir. Eziyet suçu (TCK m. 96) ise herhangi bir kişi tarafından işlenebilen, ancak sistematik niteliğiyle işkenceden ayrılan, özellikle aile içi şiddet bağlamında uygulama alanı bulan daha kapsamlı bir suç tipidir.

Her iki suç da şikâyete tabi tutulmayarak savcılık tarafından re’sen kovuşturulabilmektedir. Kanun koyucu, bu suçlarda uzlaşma yolunu açmamış ve HAGB uygulamasını büyük ölçüde kısıtlamıştır. Söz konusu düzenlemeler, devletin işkence ve sistematik kötü muameleye karşı uzlaşmaz tutumunu açıkça ortaya koymaktadır.

İŞKENCE VE EZİYET SUÇU HAKKINDA YARGITAY KARARLARI

1-İşkence Suçunda 5237 Sayılı Kanun ile Zamanaşımının Kaldırılması Nedeniyle Suç Tarihinde Yürürlükte Olan ve Sanık Lehine Olan 765 Sayılı Kanunun Uygulanması Gerektiği Hakkında

<<<… Somut olayda; sanığa yüklenen suç olay tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı TCK.nun 243. maddesinde düzenlenmiş olup, zamanaşımına ilişkin bir hüküm içermemektedir. Dava zamanaşımı, yasanın 102 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK.nun 94.maddesinde, yasanın kabul edildiği ilk şeklinde zamanaşımına ilişkin bir hüküm bulunmadığı halde,11.04.2013 gün, 6459 sayılı Yasanın 9. maddesi ile 94. maddeye eklenen 6. fıkrada ”Bu suçtan dolayı zamanaşımı işlemez” hükmü kabul edilmiştir. Dava zamanaşımının uygulanmayacağını kabul etmesi nedeniyle aleyhe olan bu hüküm, yürürlüğe girdiği tarihten sonra işlenen suçlarda uygulanacak, geçmişe etkili olmayacaktır.

Suç tarihinde yürürlükte olup 5237 sayılı Türk Ceza Kanununa göre lehe bulunan 765 sayılı Türk Ceza Kanunun’da sanıklara yüklenen suç için yasada öngörülen cezanın üst sınırına göre 765 sayılı TCK.nun102/4. maddesinde öngörülen 5 yıllık asli dava zamanaşımının suç ve şikayet tarihleri arasında dolmuş olduğundan, sanıklar hakkında açılan kamu davasının zamanaşımı nedeni ile 765 sayılı TCK.nun 102/4. ve CMK.nun 223. maddesi yerine, 765 sayılı TCK.nun 102/3, 104/2 ve CMK.nun 223/8. madde ve fıkrası uyarınca düşürülmesine karar verilmesi gerekmektedir…>>> (Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2016/362 E. – 2016/1607 K. Sayılı Kararı) https://karararama.yargitay.gov.tr/

2-İşkence Suçunun Belirli Bir Saikle İşlenmesinin Şart Olmadığı Hakkında

<<<… İşkence suçu açısından kamu görevlisinin gerçekleştirdiği davranışın öncelikle insan onuru ile bağdaşmaması gerekmektedir. TCK’nın 94. maddesinde işkence suçunun oluşumu bakımından insan onuru kavramı temel alınmakta ve hangi davranışların insan onuruna aykırı olduğu hususu önem kazanmaktadır. İnsan onuru (haysiyeti) kavramı bilinçli olma, kendi kaderini tayin etme ve kendi çevresini şekillendirme yeteneği veren ve kişiliksizliği ortadan kaldıran ruhtur, manevi güçtür şeklinde tanımlanmaktadır. İnsanın insan olması nedeniyle sahip olduğu ve devletten önce de geçerli hakların hiçe sayılması ve insanın obje seviyesine düşürülmesi insan onuruna aykırıdır. (Veli Özer Özbek, Koray Doğan, Pınar Bacaksız, İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 12. Baskı, Ankara, 2017, s. 272) Anayasa Mahkemesinin 28.06.1966tarihli ve 132-29 sayılı kararında da insan onuru kavramı; “…insanın ne durumda, hangi şartlar altında bulunursa bulunsun, sırf insan oluşunun kazandırdığı değerin tanınmasını ve sayılmasını anlatır. Bu öyle bir davranış çizgisidir ki, ondan aşağı düşünce, muamele, ona muhatap olan insanı insan olmaktan çıkarır. “şeklinde açıklanmıştır.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Taksim Polis Merkezi Amirliğinde komiser yardımcısı olarak görev yapan sanık …’un yağma suçuna ilişkin olarak şüpheli sıfatıyla gözaltına alınıp gece saat 02.00 sıralarında polis merkezi amirliğine getirilen mağdur … ile yanında bulunan tanıklara yönelik olarak “Buradan gideceksiniz, bir daha bu işleri yapmayacaksınız!” şeklinde bağırmaya başladığı, akabinde de elleri kelepçeli olan mağdura tokatla vurduğu, mağdurun “Bu dayağı hak edecek ne yaptık?” demesi üzerine sanığın “Neden cevap veriyorsun?” diyerek mağdura vurmaya devam ettiği, bu duruma tepki gösteren mağdurun sanığı itmesi üzerine sanığın mağduru tanıkların yanından alarak onların görebileceği ayrı bir koridora götürdüğü, burada sanığın mağdurdan yere yatmasını istediği, mağdurun yere yatmak istememesi üzerine, sanığın elinde bulunan tahta sopa ile mağdurun vücudunun değişik yerlerine vurmaya başladığı, bu esnada da sürekli olarak mağdurdan yere yatmasını istediği, mağdurun bunu kabul etmemesi nedeniyle de “Yere yapışacaksın!” diyerek mağdura kırılıncaya dek tahta sopa ile vurmayı sürdürdüğü, bu olay sonucunda Beyoğlu Adli Tıp Şube Müdürlüğü tarafından düzenlenen 11.07.2008 tarih ve 2136 sayılı rapora göre mağdurun sol üst kolu tamamen kaplayan renk değişikliğine uğramış ekimoz, bel kısmında solda 3×5 cm’lik lineer, sağ omuz başında sararmaya başlamış 5×5 cm’lik ekimoz, sol omuz orta kısımda 4×5 cm’lik ekimoz, sol dirsekte bileğe uzanan ödem, sol üst bacak üst yan orta kısımda 5×8 cm’lik ekimoz oluşacak şekilde ve basit bir tıbbi müdahale ile giderilemeyecek nitelikte yaralandığı somut olayda; mağdurun sanık tarafından karakolda darbedildiğine ilişkin birbiri ile uyumlu olan savcılık ve mahkeme ifadeleri, tanıklar …, … ve …’ın mağdurun beyanlarını destekleyen anlatımları, alınan doktor raporları ve dosya kapsamında yer alan mağdura ait fotoğrafların incelenmesinden anlaşıldığı üzere sanığın, olay tarihinde yapılmakta olan soruşturmaya ilişkin şüpheli olarak gözaltına alınan ve elleri kelepçeli olan mağdur …’a, Devletin güvencesi altında olması gereken karakolda bulunduğu sırada, güç kullanımını gerektirecek herhangi bir olumsuz davranışı bulunmadığı hâlde, insan onuru ile bağdaşmayacak şekilde ve cezalandırmak amacıyla tokatla vurmaya başlaması, bu duruma tepki gösteren mağdurun kendisini itmesi üzerine de mağduru iş yerinde birlikte çalıştığı tanıkların yanından alarak onların görebileceği ayrı bir koridora götürüp otoritesini göstermek ve aşağılamak amacıyla mağdurdan yere yatmasını istemesi, mağdurun bunu kabul etmemesi üzerine de elinde bulunan tahta sopa ile mağdurun vücudunun değişik yerlerine vurmaya başlaması, bu esnada da ısrarla mağdurdan yere yatmasını istemeye devam etmesi, mağdurun yere yatmaması üzerine de iradesini kırmak amacıyla elindeki tahta sopa kırılıncaya dek mağdura vurmaya devam etmesi şeklindeki insan onuru ile bağdaşmayan ve mağdurun bedensel yönden acı çekmesine, aşağılanmasına ve irade yeteneğinin etkilenmesine yol açan eyleminin, mağdurun vücudunda bulunan yaraların yerleri, sayıları ve nitelikleri de gözetildiğinde, ani olarak işlenmediğinin, belli bir süreç içinde gerçekleşen sistematik bir uygulama hâlini aldığının; öte yandan işkence suçu için kamu görevlisinin, insan onuruyla bağdaşmayacak surette kişinin bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine ya da aşağılanmasına yol açacak davranışlar yaptığını bilmesi ve istemesinin yeterli oluşu, kanuni düzenlemede işkencenin belirli bir saik ile işlenmesinin suçun unsuru olarak sayılmamış olması, bu anlamda bir kişiye karşı insan onuru ile bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışların korkutmak, otoritesini göstermek, ayrımcılık yapmak, cezalandırmak ya da benzer sebeplerle işlenmesi hâlinde dahi işkence suçunun oluşacağının anlaşılması karşısında sanığın eyleminin TCK’nın 86.maddesinde düzenlenen kasten yaralama suçunu değil aynı Kanun’un 94. maddesinde düzenlenen işkence suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir…>>> (Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2017/753 E. – 2019/497 K. Sayılı Kararı)

3-İşkence Suçunun Sistematik Şekilde İşlenmesi Gerektiği Hakkında

<<<… Yapılan fena muamelelerin değişik günlerde olması diğer bir anlatımla işkenceyi oluşturan fiillerin birbirini takip eden günlerde yapılması zorunlu olmayıp belli bir süre devam etmesi yeterlidir. Kasten yaralama fiili birkaç dakika, işaret veya sözle tehdit bir dakika veya daha az, cinsel taciz bir veya birkaç dakika(çimdikleme, okşama gibi) sürmektedir. Bu fiillerin devamlılığı halinde, örneğin gidip gelip bir kişiye tokat atılması, tekme vurmada, on dakikada bir küfredip vurmada, tek ayak üstünde tutmada, yüzünü duvara döndürüp elleri havada yahut tek ayak üstünde duvara yapışık vaziyette bekletmede, uyutmamak için geceleri sık sık soru sormada, kızıp bağırmada, vurmada, sorguya almada, yüksek sesle sürekli müzik dinletmede, soğukta soyup betona yatırmada, elektrik vermede, sıcakta su içmeyi önlemede, giyinik veya soyunukken su sıkıp seyretmede, tuvalet ihtiyacını gidermeye engel olmada ve benzeri olaylarda, bir anlık fena muamele olmayıp fiiller belli bir süreç içinde sistematik biçimde işlendiğinden işkence suçu tartışılmalıdır.

Somut olayda; sanık …’un olay tarihinde Hava Kuvvetleri Askeri Mahkemesinde askeri savcı olarak görev yaptığı ve K…. ilinde meydana gelen bir olaya ilişkin olarak mahallinde yürüttüğü soruşturmada 04.03.2009 tarihinde önce katılan …’yı daha sonra 07.03.2009 tarihinde diğer katılanları gözaltına aldırdığı, katılanların önce Ko…… ardından Me……. İlçe Jandarma Komutanlığı nezaret- hanelerinde ayrı ayrı tutuldukları, sanık … ve kimliği belirlenemeyen kişilerce sorgulandıkları, sanık …’un katılanları isteği doğrultusunda ifade vermeye zorladığı, bunu temin etmek için çeşitli vaatlerde bulunduğu, istediği ifadeyi vermemeleri halinde ise meslekten attıracağını söylediği, katılanların istediği yönde ifade vermemesi üzerine bunu sağlamak amacıyla kendi beyanına göre hipnoz ve zihin kontrolü konusunda çalışmaları olan emekli sanık …’ı tüm yol ve konaklama masrafları H…. K…… K……..’nca karşılanmak üzere İzmir’den çağırdığı, K……..’ye gelen sanık …’ın katılanların sorgulanmasına ilişkin hiçbir resmi görevi olmamasına rağmen geceleri sabaha kadar süren zaman dilimi içinde yakın mesafeden gözlerine bakmalarını isteyerek katılanlara sorular sorduğu, ayakta tutarak ve uyutmayarak, iradelerini zayıflatmak suretiyle kendilerine atılı suçu ikrara zorladığı, katılanların 11.03.2009 tarihine kadar gözaltında, bu tarihten sonra da 17.03.2009 tarihine kadar oda hapsinde tutuldukları, 17.03.2009 tarihinde ilk kez H….. K……. Askeri Mahkemesinin huzuruna çıkarıldıkları, katılanların gözaltında kaldıkları süre içerisinde geceleri sanık …, gündüzleyin de sanık … ve kimliği belirlenemeyen kişiler tarafından sorgulandıkları, geceleri uyumalarına izin verilmediği, uzun süre uykusuz bırakıldıkları, uyuduklarında ise kısa sürede tekrar uyandırıldıkları, düzenli yemek verilmeyerek aç bırakıldıkları, kendilerine ve ailelerine yönelik tehdit ve hakaret sözlerine maruz bırakıldıkları, asgari koşullara sahip olmayan tuvaleti taşmış pis kokulu nezarethanelerde tutuldukları, hipnoz yöntemiyle iradelerinin etki altına alınmaya çalışıldığı, CMK’nun 91 vd. benzer düzenleme içeren 353 sayılı Yasanın 80. maddesine aykırı olarak gözaltı sürelerinin uzatılmasına ilişkin kararların katılanlara tebliğ edilmediği ve gözaltına alındıkları hususunun yakınlarına bildirilmediği, sanık … tarafından şikayetçilere müdafi olarak Ankara’dan iki avukat çağrıldığı, böylece katılanların insan onuruyla bağdaşmayan bedensel ve özellikle ruhsal yönden acı çekmesine, algılama ve irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açan davranışlara maruz kaldıkları, bunun sonucunda katılan … hakkında Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulunun verdiği raporda atipik psikotik reaksiyon tablosunun geliştiği, müdahil … ve …’e ilişkin de korku duyma, uykudan uyanma, kâbus görme, geleceğinin kalmadığını düşünme gibi ruhsal etkilenme bulgularının belirlenmesi ile ruhsal travmanın oluştuğunun tespit edildiği anlaşıldığından kamu görevlisi sanık … ile…’ın 5237 sayılı TCY.nın 94/1-4 maddesi kapsamında işkence suçunu birlikte işlediklerinin kabulü gerekmiştir…>>> (Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2012/29994 E. – 2012/38227 K. Sayılı Kararı)

4-Eziyet Suçu İle Kasten Yaralama Suçunun Farkına Dair

<<<… 5237 sayılı TCK.nun 96/1. maddesinde “bir kimsenin eziyet çekmesine yol açacak davranışları gerçekleştiren kişi hakkında iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.” İbaresi yer almakta, yasada eziyet kabul edilen eylemler tanımlanmamaktadır. Madde gerekçesinde ise “eziyet olarak, bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışlarda bulunulması gerekir. Aslında bu fiiller de kasten yaralama, hakaret, tehdit, cinsel taciz niteliği taşıyabilirler. Ancak, bu fiiller, ani olarak değil, sistematik bir şekilde ve belli bir süreç içinde işlenmektedirler. Bir süreç içinde süreklilik arz eder bir tarzda işlenen eziyetin özelliği, işkence gibi, kişinin psikolojisi ve ruh sağlığı üzerindeki tahrip edici etkilerinin olmasıdır. Bu etkilerin uzun bir süre ve hatta hayat boyu devam etmesi, eziyetin bu kapsamda işlenen fiillere nazaran daha ağır ceza yaptırımı altına alınmasını gerektirmiştir.” denilmektedir.


Yaralama fiilinin başka bir suçun unsuru veya ağırlaştırıcı nedeni olması halinde bu suçla birlikte kasten yaralama suçundan da hüküm kurulabilmesi için yasada açık bir hüküm bulunması zorunludur. (Örnek:TCK.nun , 102/4., 103/5., 109/6. ve 149/2. maddeleri gibi) İşkence suçu işlenirken mağdurun TCK.nun 87.maddesinde belirtilen şekilde yaralanması halinde TCK.nun 95. maddesinde neticesi sebebiyle ağırlaşmış işkence suçu düzenlenmiş olup söz konusu nitelikli halin uygulanması gerekmektedir.


Eziyet suçunda ise, işkence suçunda olduğu gibi neticesi sebebiyle ağırlaşmış eziyet suçunun kabul edilmemesi nedeniyle, bu suçun yanında nitelikli yaralama hali oluştuğunda yaralama suçundan da ayrıca ceza tayini gerektiğine ilişkin bir hüküm bulunmadığı ve cezanın arttırılacağı hallerin TCK.nun 96/2.maddesinde sınırlı olarak sayıldığı gözetildiğinde yaralama suçundan da mahkumiyet hükmü kurulamayacaktır. Bu durumda, eziyet suçunun unsurlarından olan basit yaralamanın ötesinde neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçunun oluşması halinde TCK.nun 44. maddesi gözetilip fiilin süreklilik arz etmesi, yaralamanın dışında diğer kötü muamelelerinde bulunması gözetilerek TCK.nun 3. ve 61/1.maddeleri gereğince alt sınırdan uzaklaşılarak ceza tayini ile adil bir sonuca ulaşılması gerektiği değerlendirilmekle…>>> (Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2013/20172 E. – 2014/18515 K. Sayılı Kararı)

İstanbul / Bağcılar bölgesinde yer alan Avukat Sinan Karabacak dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir. Diğer makaleler için https://sinankarabacak.com/hukuki-makaleler/ sayfasını ziyaret edebilirsiniz.

Av. Sinan Karabacak Cep Tel: +90 535 671 88 95

Yasal Uyarı: Bu makale, yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. Her dava kendine özgü koşullar içermektedir. Hukuki danışmanlık için lütfen iletişime geçiniz.

Benzer Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir