İçindekiler
Cezanın belirlenmesi, bir suçun sabit görülmesinin ardından hâkimin, kanunda öngörülen alt ve üst sınırlar arasından başlayarak sanığa verilecek somut cezayı hesaplama sürecidir. Bu süreç rastgele değil, Türk Ceza Kanunu’nun 61 ilâ 63. maddelerinde belirlenen sıkı bir yönteme göre yürütülür. Temel cezanın belirlenmesinden takdiri indirime, artırım ve indirim nedenlerinin uygulanma sırasından tutuklulukta geçen sürenin mahsubuna kadar her aşama, sonuç cezayı doğrudan etkiler. Bu rehberde cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesi sürecini adım adım ele alıyoruz. Konu, Türk Ceza Kanunu’nun genel hükümler kısmında düzenlenmiştir.
Cezanın Belirlenmesi Nedir? (TCK 61)
Ceza kanunları, her suç için sabit tek bir ceza değil, bir alt ve üst sınır (örneğin “beş yıldan on yıla kadar hapis”) öngörür. Türk Ceza Kanunu‘nun 61. maddesi, hâkimin bu sınırlar arasından somut cezayı nasıl belirleyeceğini düzenler. Amaç, cezanın işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ve faile özgü biçimde belirlenmesidir. Bu nedenle cezanın belirlenmesi, mekanik bir işlem değil, gerekçelendirilmesi gereken hukuki bir değerlendirmedir; hâkim, ulaştığı sonucu kararında açıkça açıklamak zorundadır.
Temel Cezanın Belirlenmesi: Hâkimin Ölçütleri
Sürecin ilk adımı temel cezanın belirlenmesidir. TCK 61/1’e göre hâkim, alt ve üst sınır arasında temel cezayı belirlerken şu ölçütleri göz önünde bulundurur:
- Suçun işleniş biçimi,
- Suçun işlenmesinde kullanılan araçlar,
- Suçun işlendiği zaman ve yer,
- Suçun konusunun önem ve değeri,
- Meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı,
- Failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığı,
- Failin güttüğü amaç ve saik.
Önemli bir kural, temel cezanın ağır belirlenmesinin sonradan yapılacak indirimlerle meşrulaştırılamayacağıdır. Temel ceza ile sonraki indirimler ayrı ve bağımsız gerekçelere dayanmalıdır; aksi hâlde karar hukuka aykırı hâle gelir.
Cezanın Belirlenmesinde Uygulama Sırası (TCK 61/5)
Temel ceza belirlendikten sonra, varsa artırım ve indirim nedenleri belirli bir sıra ile uygulanır. Bu sıra, sonuç cezayı doğrudan etkilediğinden büyük önem taşır; çünkü her aşama, bir önceki aşamada bulunan ceza üzerinden hesaplanır. TCK 61/5’e göre sıra şöyledir:
- Teşebbüs,
- İştirak,
- Zincirleme suç,
- Haksız tahrik,
- Yaş küçüklüğü ve akıl hastalığı,
- Cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsi sebepler,
- Takdiri indirim nedenleri.
Bu sıranın karıştırılması ya da bir aşamanın atlanması, uygulamada en sık karşılaşılan bozma nedenlerindendir; çünkü aynı indirimlerin farklı sırayla uygulanması, sonuç cezada gözle görülür bir fark yaratır.
Takdiri İndirim Nedenleri (TCK 62)
Takdiri indirim, halk arasında “iyi hâl indirimi” olarak da bilinir ve TCK 62’de düzenlenmiştir. Kanunla belirli bir orana bağlanmayan, hâkimin somut olayın özelliklerine göre takdir ettiği bir indirim türüdür. Uygulanması hâlinde sonuç cezanın altıda birine kadarı indirilir; ağırlaştırılmış müebbet yerine müebbet, müebbet yerine yirmi beş yıl hapis cezası verilir. Hâkim, takdiri indirim nedeni olarak failin geçmişini, sosyal ilişkilerini, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki pişmanlığını gösteren davranışlarını değerlendirebilir. Ancak failin duruşmadaki, mahkemeyi etkilemeye yönelik şeklî tutum ve davranışları takdiri indirim nedeni sayılmaz; takdiri indirim nedenleri kararda gerekçeleriyle gösterilmelidir.
Mahsup: Tutuklulukta Geçen Sürenin Düşülmesi (TCK 63)
Mahsup, “indirme, düşme” anlamına gelir. TCK 63’e göre, hüküm kesinleşmeden önce gerçekleşen ve kişi hürriyetini sınırlayan bütün hâller nedeniyle geçirilmiş süreler, hükmolunan hapis cezasından indirilir. Yani sanığın yargılama sürecinde gözaltında, tutuklulukta veya adli kontrol gibi hürriyeti kısıtlayan tedbirler altında geçirdiği süre, sonuç cezadan düşülür. Adli para cezasına hükmedilmesi durumunda da bu süre, kanunda belirlenen günlük tutar üzerinden cezadan indirilir. Mahsup, kişinin aynı fiil nedeniyle fiilen ikinci kez cezalandırılmasını önleyen adil bir kuraldır.
Nitelikli Hallerin ve Artırım Nedenlerinin Etkisi
Temel cezanın belirlenmesinden önce ya da onunla birlikte, suçun nitelikli hallerinin bulunup bulunmadığı da değerlendirilir. Bir suçun temel şekline göre daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli haller varsa, TCK 61/4 uyarınca temel cezada önce artırma, sonra indirme yapılır. Örneğin hırsızlığın gece vakti işlenmesi cezayı artıran bir nitelikli hâldir ve bu artırım, temel ceza üzerinden yapılır. Nitelikli hallerin doğru tespiti, sonuç cezanın sınırlarını baştan belirlediğinden savunmanın en önemli aşamalarından biridir.
Cezanın Bireyselleştirilmesi ve Diğer Kurumlar
Cezanın belirlenmesi süreci, sonuç ceza ortaya çıktıktan sonra da devam edebilir. Bireyselleştirme kapsamında, koşulları varsa cezanın ertelenmesi, hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) ya da kısa süreli hapsin seçenek yaptırımlara çevrilmesi gündeme gelir. Böylece ceza, hem miktar hem de infaz biçimi bakımından faile özgü hâle getirilir. Bütün bu aşamaların doğru ve sanık lehine yürütülebilmesi için sürecin ceza yargılamasında müdafi desteği alınarak takip edilmesi büyük önem taşır.
Somut Ceza Hesabına Bir Örnek
Sürecin nasıl işlediğini basit bir örnekle açıklayalım. Diyelim ki bir suçun cezası “beş yıldan on yıla kadar hapis” olarak öngörülmüş olsun. Hâkim önce, TCK 61/1’deki ölçütleri değerlendirerek örneğin temel cezayı altı yıl olarak belirler. Ardından, varsa artırım ve indirim nedenleri sırayla uygulanır: fiil teşebbüs aşamasında kalmışsa bu ceza indirilir; olayda haksız tahrik varsa yeni bulunan ceza üzerinden tekrar indirim yapılır; koşulları varsa takdiri indirim uygulanır. Son olarak, sanığın tutuklulukta geçirdiği süre sonuç cezadan mahsup edilir.
Bu örnek gösterir ki, aynı olayda temel cezanın alt sınıra yakın belirlenmesi ile üst sınıra yakın belirlenmesi, tüm indirimlerden sonra ortaya çıkan sonuç cezada büyük fark yaratır. Bu nedenle savunmanın, yalnızca indirimlere değil, temel cezanın olabildiğince alt sınıra yakın belirlenmesine de odaklanması gerekir.
Gerekçe Zorunluluğu ve İstinaf–Temyiz Denetimi
Cezanın belirlenmesinin en önemli güvencelerinden biri, hâkimin ulaştığı her sonucu gerekçelendirmek zorunda olmasıdır. Temel cezanın neden alt sınırdan uzaklaşılarak belirlendiği, hangi artırım ve indirim nedenlerinin hangi oranda uygulandığı kararda açıkça gösterilmelidir. Kanunda açıkça yazılı olmadıkça cezalar artırılamaz, eksiltilemez veya değiştirilemez; bu, keyfîliği önleyen temel bir ilkedir.
Cezanın belirlenmesinde yapılan hatalar, üst mahkeme denetiminde (istinaf ve temyiz) en sık karşılaşılan bozma nedenlerindendir. Temel cezanın gerekçesiz biçimde yüksek belirlenmesi, indirim sırasının karıştırılması ya da bir indirim nedeninin hiç değerlendirilmemesi, kararın bozulmasına yol açabilir. Bu nedenle cezanın belirlenmesi sürecinin baştan itibaren titizlikle takip edilmesi ve gerektiğinde bu hatalara karşı kanun yollarına başvurulması büyük önem taşır.
Konu ile İlgili Yargıtay Kararları ve Karar Analizleri
Hükmün Açıklanması Aşamasında Önceki Hüküm Değiştirilemez; Doğrudan Farklı Bir Seçimlik Cezaya Hükmedilmesi Kanuna Aykırıdır
Yargıtay 2. Ceza Dairesi, Esas: 2023/17481 – Karar: 2023/8632, Tarih: 11.12.2023
Kararın Özeti
Suça sürüklenen çocuk (SSÇ) hakkında mala zarar verme suçundan açılan kamu davasında, yerel mahkemece yapılan yargılama sonucunda 2 ay 6 gün hapis cezası verilmiş ve bu hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına (HAGB) karar verilmiştir. SSÇ’nin denetim süresi içerisinde kasıtlı yeni bir suç işlemesi üzerine dosya yeniden ele alınmıştır. Yerel mahkeme, hükümleri aynen açıklamak yerine suçun tanımında yer alan seçimlik ceza maddesini yeniden değerlendirmiş; ilk hükümdeki hapis cezasını tamamen göz ardı ederek doğrudan 120 gün adli para cezası üzerinden neticeten 1.320,00 TL adli para cezasına hükmetmiştir. Adalet Bakanlığı, HAGB kararının ihlali halinde mahkemenin hükmü aynen açıklamak zorunda olduğunu, temel ceza türünün değiştirilemeyeceğini belirterek kanun yararına bozma yoluna başvurmuştur. Dosyayı inceleyen Yargıtay 2. Ceza Dairesi, ilk kararda hapis cezası tercih edilmişken açıklanan kararda doğrudan adli para cezası seçilmesini hukuka aykırı bulmuş ve yerel mahkemenin kesin nitelikteki kararını bozmuştur. Yargıtay, usul ekonomisi gereği yetkisini kullanarak ilk karardaki hapis cezasını yasal zorunluluk gereği seçenek yaptırım olan adli para cezasına bizzat çevirerek hükmü düzeltmiştir.
Yargıtayın Gerekçesi
Yargıtay’ın bozma gerekçesi, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231/11. maddesinde düzenlenen “hükmün aynen açıklanması zorunluluğu” kuralına ve cezanın bireyselleştirilmesi sınırlarına dayanmaktadır. Kanun koyucu, HAGB kararı verilirken kurulan ve askıya alınan hükmün, denetim süresinin ihlali halinde mahkeme tarafından değiştirilmeden karara bağlanmasını emreder. Hakim, denetim süresi içinde kasıtlı bir suç işleyen fail karşısında ilk kurduğu hükümdeki suç niteliğini, temel ceza tayinini ve ceza türü seçimini değiştiremez. Yalnızca, kendisine yükümlülük yüklenen ve bu yükümlülüğü yerine getiremeyen failler yönünden cezanın kısmen infaz edilmemesi, ertelenmesi veya hapis cezasının seçenek yaptırımlara çevrilmesi gibi lehe bireyselleştirme araçlarını kullanabilir. Somut olayda yerel mahkeme, mala zarar verme suçunda yasada yer alan hapis veya adli para cezası seçeneklerinden ilk başta hapis cezasını seçip askıya almıştır. Hükmün açıklanması aşamasında ise bu tercihten tamamen dönerek doğrudan adli para cezası seçmesi usul yönünden tam bir bozma nedenidir. Ancak SSÇ suç tarihinde çocuk olduğundan ve cezası kısa süreli hapis olduğundan, TCK m. 50/3 gereği bu cezanın para cezasına veya seçenek yaptırıma çevrilmesi yasal bir zorunluluktur. Bu nedenle Daire, yerel mahkemenin ulaştığı para cezası sonucunu ilk karardaki hapis cezasından türeterek yasal zemine oturtmuştur.
“5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesi uyarınca açıklanması geri bırakılan hükmün, suça sürüklenen çocuğun denetim süresi içinde yeni bir suç işlemesi sebebiyle yeniden ele alınıp hükmün açıklanmasına karar verildiğinde… önceki hükmede değişiklik yapılmadan aynen açıklanması… gerekirken, daha önce seçimlik ceza öngörülen mala zarar verme suçundan dolayı hapis cezası uygulanmasına rağmen açıklanan hükümde doğrudan adlî para cezası seçilmek suretiyle bu şekilde hüküm kurulması hukuka aykırı bulunmuştur.”
Değerlendirme
Bu karar, HAGB kurumunun ceza muhakemesindeki statüsünü ve mahkemelerin bu aşamadaki yetki sınırlarını çizen çok önemli bir usul hatırlatmasıdır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, nihai bir beraat veya mahkûmiyet hükmü olmayıp, hükmün askıda kalmasını sağlayan bir ara müessesedir. Ancak bu durum, ihlal gerçekleştikten sonra hakime davayı sıfırdan ele alma ve tüm dosyayı baştan yargılama yetkisi vermez. Yerel mahkeme, pratik bir yaklaşımla sanığın zaten para cezası almasının daha hakkaniyetli olacağını düşünerek doğrudan para cezası yolunu seçmiş olabilir. Ne var ki ceza usul hukuku, bu tarz serbest adalet yaklaşımlarına izin vermez; çünkü ilk kurulan ve ilan edilen hüküm ceza adaletinin temel yapı taşıdır. Yargıtay 2. Ceza Dairesi, yerel mahkemenin usul metodolojisini düzeltirken sanığın çocuk olmasından kaynaklanan yasal haklarını da korumuştur. Hapis cezasını temel alıp, çocuk faillere özgü zorunlu paraya çevirme maddelerini uygulayarak kararı hukuka uygun hale getirmiştir. Karar, usul kurallarının esnetilmeden, kanuni kalıplara sadık kalınarak uygulanması gerektiğini gösteren emsal bir denetim örneğidir.
Yargıtay 2. Ceza Dairesi, Esas: 2023/17481 – Karar: 2023/8632, Tarih: 11.12.2023 Tam Metni
“İçtihat Metni” K A N U N Y A R A R I N A
B O Z M A
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :Çocuk Mahkemesi
SAYISI : 2015/88 E., 2015/458 K.
ŞİKÂYETÇİ : …
SUÇA SÜRÜKLENEN ÇOCUK : …
SUÇ : Mala zarar verme
İNCELEME KONUSU KARAR : Mahkûmiyet
KANUN YARARINA BOZMA
YOLUNA BAŞVURAN : Adalet Bakanlığının istemi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İlgili kararın kanun yararına bozulması
I. İSTEM
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 17.05.2023 tarihli ve 2023/40866 sayılı kanun yararına bozma isteminin;
” 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesi uyarınca açıklanması geri bırakılan hükmün, sanığın denetim süresi içinde … bir suç işlemesi sebebiyle yeniden ele alınıp açıklanmasına karar verildiğinde, aynı Kanun’un 231/11. maddesi hükmü uyarınca önceki hükümde değişiklik yapılmadan aynen açıklanması, ancak kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getiremeyen sanığın durumu değerlendirerek, cezanın yarısına kadar belirlenecek bir kısmının infaz edilmemesi ya da koşullarının varlığı halinde hükümdeki hapis cezasının ertelenmesi veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine dair cezanın bireyselleştirilmesi hükümlerinin tatbik edilebileceği, bunun dışındaki hususlarda hükmün değiştirilemeyeceği nazara alındığında,
Batman Çocuk Mahkemesinin 25/05/2011 tarihli kararı ile suça sürüklenen çocuğun 2 ay 6 … hapis cezası ile cezalandırılmasına 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231/5. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair karar verildiği, denetim süresi içerisinde suç işlediği anlaşılan suça sürüklenen çocuk hakkındaki hükmün aynen açıklanması ile yetinilmesi gerektiği halde, bu hususa riayet edilmeyip, seçenek yaptırımlara çevrilmesine dair cezanın bireyselleştirilmesi hükümleri de tatbik edilmeden 5237 sayılı Kanun’un 151/1. maddesi uyarınca 120 … adli para cezası olarak belirlenen … ceza üzerinden belirlenen netice 1.320,00 Türk lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmesinde isabet görülmemiştir.” şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır.
II. GEREKÇE
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesi uyarınca açıklanması geri bırakılan hükmün, suça sürüklenen çocuğun denetim süresi içinde … bir suç işlemesi sebebiyle yeniden ele alınıp hükmün açıklanmasına karar verildiğinde, 5271 sayılı Kanun’un 231/11. maddesi uyarınca önceki hükümde değişiklik yapılmadan aynen açıklanması, ancak kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getiremeyen suça sürüklenen çocuğun durumu değerlendirerek; cezanın yarısına kadar belirlenecek bir kısmının infaz edilmemesi ya da koşullarının varlığı halinde hükümdeki hapis cezasının ertelenmesi veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine dair cezanın bireyselleştirilmesi hükümlerinin tatbik edilebileceği, bunun dışındaki hususlarda hükmün değiştirilemeyeceği gözetilmeden, denetim süresi içerisinde suç işlediği anlaşılan suça sürüklenen çocuk hakkında hükmün aynen açıklanması ile yetinilmesi gerekirken, daha önce seçimlik ceza öngörülen mala zarar verme suçundan dolayı hapis cezası uygulanmasına rağmen açıklanan hükümde doğrudan adlî para cezası seçilmek suretiyle bu şekilde hüküm kurulması hukuka aykırı bulunmuştur.
III. KARAR
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin KABULÜNE, Batman Çocuk Mahkemesinin verilmekle kesin nitelikte olan 29.05.2015 tarihli ve 2015/88 Esas, 2015/458 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 309/3. maddesi gereği, KANUN YARARINA BOZULMASINA, aynı maddenin 4. fıkrasının (d) bendinin verdiği yetkiyle; suça sürüklenen çocuk hakkında mala zarar verme suçundan 5237 sayılı Kanun’un 151/1, 31/3 ve 62/1. maddeleri uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair verilen kararda hükmolunan 2 ay 6 … hapis cezasının aynı Kanun’un 50/3, 50/1-a, 52/2. maddeleri uyarınca günlüğü takdire göre 20,00 TL’den hesaplanarak 1.320,00 TL adlî para cezasına çevrilmesine, infazın bu miktar üzerinden yapılmasına, hükmün diğer bölümlerinin aynen korunmasına, dava dosyasının Yerel Mahkemeye gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 11.12.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Denetim Süresi İhlali Sonrası Hükmün Açıklanabilmesi İçin Sanığın Duruşmaya Çağrılarak Dinlenmesi Zorunludur
Yargıtay 21. Ceza Dairesi, Esas: 2015/10965 – Karar: 2015/2661, Tarih: 02.07.2015
Kararın Özeti
Resmi belgede sahtecilik suçundan yargılanan sanık hakkında ilk derece mahkemesince verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararı, sanığın deneme süresi içerisinde kasıtlı yeni bir suç işlemesi üzerine ihbar edilmiştir. Dosyayı yeniden ele alan Asliye Ceza Mahkemesi, sanığı duruşmaya davet etmeden ve savunmasını almadan, yokluğunda eski hükmü açıklayarak mahkûmiyet kararı vermiştir. Sanığın temyizi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 21. Ceza Dairesi, denetim süresi içindeki ihlal sebebiyle cezanın bireyselleştirilmesi ilkeleri doğrultusunda yeni bir hukuki durumun ortaya çıktığını belirtmiştir. Mahkemenin sanığı dinlemeden karar vermesini “savunma hakkının ihlali” olarak nitelendiren Daire, esasa ilişkin diğer yönleri incelemeksizin yerel mahkeme hükmünü oy birliğiyle bozmuştur.
Yargıtayın Gerekçesi
Yargıtay’ın bozma gerekçesi, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231/11. maddesinin emredici lafzına ve ceza yargılamasının en temel unsurlarından biri olan “savunma hakkının kutsallığı” ilkesine dayanmaktadır. Kanun koyucu, denetim süresi içinde yeni bir suç işlenmesi halinde mahkemeye hükmü açıklama görevi yüklemiştir. Ancak bu süreç otomatik veya evrak üzerinden yürütülebilecek mekanik bir işlem değildir. Maddede öngörülen cezanın bireyselleştirilmesi yönündeki hukuki değerlendirmelerin (cezanın ertelenmesi, seçenek yaptırımlara çevrilmesi veya infaz edilmeyecek kısmın belirlenmesi gibi) adil bir şekilde yapılabilmesi, sanığın mahkeme huzurunda mevcut durumuna ilişkin beyanda bulunabilmesine bağlıdır. Daire, failin duruşmaya çağrılmadan, savunma yapma ve adil yargılanma hakkı elinden alınarak yokluğunda mahkûmiyet hükmü kurulmasını usule ve yasaya açıkça aykırı bulmuştur.
“5271 sayılı CMK’nun 231/11. maddesindeki düzenleme karşısında sanık hakkında ortaya çıkan yeni durum sebebiyle maddede öngörülen cezanın bireyselleştirilmesi yönünde bir değerlendirme yapılabilmesi için sanığın duruşmaya çağrılarak dinlendikten sonra karar verilmesi gerekirken, yokluğunda hüküm kurularak savunma hakkının ihlal edilmesi…”
Değerlendirme
Bu karar, HAGB ihlalleri sonrasında ilk derece mahkemelerinin usul ekonomisi sağlama düşüncesiyle düştüğü en yaygın pratik hatalardan birini engellemektedir. Mahkemeler genellikle “Zaten ilk yargılamada sanığın savunmasını aldık, suç işlediği de kesinleşti, geriye sadece hükmü ilan etmek kaldı” mantığıyla evrak üzerinden dosya kapatma eğilimine girebilmektedir. Yargıtay 21. Ceza Dairesi ise ceza muhakemesinin yaşayan, dinamik bir süreç olduğunu hatırlatmaktadır. Hükmün açıklanması aşaması, sanığın kaderini doğrudan etkileyen yeni bir evredir ve bu evrede hakim, cezanın infaz koşullarını yeniden şekillendirme (bireyselleştirme) yetkisine sahiptir. Sanığa bu aşamada söz hakkı verilmemesi, ceza adaletinin şeffaflık ve yüz yüzelik ilkelerini zedeler. Karar, usulün esastan önce geldiğini ve şekli güvencelerin göz ardı edilemeyeceğini kesin bir dille ortaya koymaktadır.
Yargıtay 21. Ceza Dairesi, Esas: 2015/10965 – Karar: 2015/2661, Tarih: 02.07.2015 Tam Metni
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Resmi belgede sahtecilik
HÜKÜM : Mahkumiyet
Sanığın deneme süresi içerisinde yeni bir suç işlemesi sebebiyle dosya tekrar ele alındığında;
5271 sayılı CMK’nun 231/11. maddesindeki düzenleme karşısında sanık hakkında ortaya çıkan yeni durum sebebiyle maddede öngörülen cezanın bireyselleştirilmesi yönünde bir değerlendirme yapılabilmesi için sanığın duruşmaya çağrılarak dinlendikten sonra karar verilmesi gerekirken, yokluğunda hüküm kurularak savunma hakkının ihlal edilmesi,
Yasaya aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan sair yönleri incelenmeyen hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nun 321. maddesi uyarınca istem gibi BOZULMASINA, 02.07.2015 gününde oybirliği ile karar verildi.
Temel Cezanın Belirlenmesinde Ölçütler Somutlaştırılmalı, Yasal Olmayan Gerekçeyle Alt Sınırdan Uzaklaşılamaz
Yargıtay 8. Ceza Dairesi, Esas: 2017/8619 – Karar: 2018/9977, Tarih: 27.09.2018
Kararın Özeti
Muhafaza görevini kötüye kullanma suçundan yargılanan sanık hakkında ilk derece mahkemesince mahkûmiyet hükmü kurulmuştur. Yerel mahkeme, temel cezayı belirlerken kanunda öngörülen alt sınırın üzerinde bir ceza tayin etmiştir. Hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesi; mahkemenin alt sınırdan uzaklaşma gerekçesini yasal ve somut dayanaklardan yoksun bulmuştur. Cezanın bireyselleştirilmesi ilkelerine, hak, nesafet ve orantılılık kurallarına aykırı hareket edilerek fazla ceza tayin edildiğini saptayan Daire, yerel mahkemenin mahkûmiyet hükmünü oy birliğiyle bozmuştur.
Yargıtayın Gerekçesi
Yargıtay’ın bozma gerekçesi, Türk Ceza Kanunu’nun 61. maddesinde düzenlenen “cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesi” kuralları ile ceza hukukunun evrensel ilkelerinden olan “orantılılık” esasına dayanmaktadır. Hakim, kanunda alt ve üst sınırları gösterilen bir suçta temel cezayı belirlerken serbest bir takdir yetkisine sahip olmayıp; suçun işleniş biçimi, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı, failin kastının yoğunluğu gibi TCK m. 61/1’de sayılan yasal ölçütleri somut olaya uyarlamak zorundadır. Daire; ilk derece mahkemesinin bu yasal kriterleri somutlaştırmadan, genel geçer ifadelerle veya yasal olmayan argümanlarla alt sınırdan uzaklaşmasını hukuka aykırı görmüştür. Hak ve nesafet kuralları gereğince, işlenen fiilin ağırlığı ile verilen ceza miktarı arasında makul bir dengenin (orantının) kurulması zorunludur.
“Sanık hakkında temel ceza tayin edilirken 5237 sayılı TCK.nun 61. maddesinde sayılan cezanın bireyselleştirilmesindeki ölçütler somutlaştırılmadan ve bu kriterler esas alınmadan, hak ve nesafet kuralları ile orantılılık ilkesine aykırı olarak ve yasal olmayan gerekçe ile alt sınırdan ayrılarak fazla ceza tayini…”
Değerlendirme
Bu karar, ceza yargılamasında hakimin takdir yetkisinin mutlak ve sınırsız olmadığını, aksine sıkı bir yasal gerekçelendirme denetimine tabi olduğunu gösteren tipik bir karardır. Ancak Yargıtay bu kararla, ceza adaletinin şeffaflık boyutunu korumuştur: Eğer bir sanığa taban cezadan daha fazla ceza verilecekse, bunun “neden” yapıldığı dosyadaki somut bir delille, failin net bir kusuruyla veya oluşan zararın büyüklüğüyle doğrudan ilişkilendirilmelidir. Hak ve nesafet ölçülerinden kopuk, gerekçesiz şekilde verilen her fazla ceza, cezalandırma felsefesinin özünü zedeler. Karar, keyfiliği önlemesi ve ölçülülük ilkesini yargı pratiğinde hakim kılması açısından emsal niteliktedir.
Yargıtay 8. Ceza Dairesi, Esas: 2017/8619 – Karar: 2018/9977, Tarih: 27.09.2018 Tam Metni
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ :Sulh Ceza Mahkemesi
SUÇ : Muhafaza görevini kötüye kullanma
HÜKÜM : Mahkumiyet
Gereği görüşülüp düşünüldü:
Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen kanıtlara, mahkemenin yargılama sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine göre yerinde görülmeyen sair itirazların reddine, ancak;
Sanık hakkında temel ceza tayin edilirken 5237 sayılı TCK.nun 61. maddesinde sayılan cezanın bireyselleştirilmesindeki ölçütler somutlaştırılmadan ve bu kriterler esas alınmadan, hak ve nesafet kuralları ile orantılılık ilkesine aykırı olarak ve yasal olmayan gerekçe ile alt sınırdan ayrılarak fazla ceza tayini,
Yasaya aykırı, sanık müdafinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken CMUK.nun 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, 27.09.2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Sıkça Sorulan Sorular
Temel ceza nasıl belirlenir?
Hâkim, suçun kanuni tanımındaki alt ve üst sınır arasında; suçun işleniş biçimi, kullanılan araçlar, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı, failin kusurunun ağırlığı ile amaç ve saikini göz önünde bulundurarak temel cezayı belirler ve gerekçesini kararında gösterir.
Takdiri indirim (iyi hal indirimi) ne kadardır?
Takdiri indirim uygulandığında sonuç cezanın altıda birine kadarı indirilir. Ağırlaştırılmış müebbet yerine müebbet, müebbet yerine yirmi beş yıl hapis cezası verilir. Bu indirim kanunla sabit bir orana bağlı olmayıp hâkimin takdirindedir ve gerekçelendirilmelidir.
Tutuklulukta geçen süre cezadan düşülür mü?
Evet. TCK 63 uyarınca, hüküm kesinleşmeden önce gözaltı, tutukluluk gibi kişi hürriyetini sınırlayan tüm hâllerde geçen süre, hükmolunan cezadan mahsup edilir (düşülür). Adli para cezasında da bu süre kanunda belirlenen tutar üzerinden indirilir.
Cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesindeki her aşamanın sanık lehine doğru uygulanması, sonuç cezayı köklü biçimde etkiler.
İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.
Av. Sinan Karabacak – Cep Tel +90 535 671 88 95
