İçindekiler
Genel güvenliğin taksirle tehlikeye sokulması, Türk Ceza Kanunu’nun 171. maddesinde düzenlenen ve dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranışlarla toplumun genel güvenliğinin tehlikeye düşürülmesini cezalandıran bir suç tipidir. Bir kişinin kasten değil, ihmali veya tedbirsizliği sonucu yangına ya da bina çökmesine, sel-taşkına neden olması bu suçun tipik görünümüdür. Bu yazıda TCK 171’in taksir temeline dayanan yapısını, unsurlarını, kasten işlenen biçimi olan TCK 170’ten farkını, cezasını ve yargılama usulünü ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.
Bu yazı, Genel Tehlike Yaratan Suçlar (TCK 170-180) başlıklı genel rehberimizin bir parçasıdır. Bölümdeki diğer suç tiplerine de bu rehber üzerinden ulaşabilirsiniz.
Genel Güvenliğin Taksirle Tehlikeye Sokulması Nedir?
Genel güvenliğin taksirle tehlikeye sokulması, TCK’nın “Genel Tehlike Yaratan Suçlar” bölümünde yer alan ve 170. maddedeki kasten işlenen suçun taksirli karşılığını oluşturan bir düzenlemedir. Maddeye göre; taksirle yangına ya da bina çökmesine, toprak kaymasına, çığ düşmesine, sel veya taşkına neden olan kişi, fiilin başkalarının hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından tehlikeli olması halinde, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Bu suçun temelinde, failin bilerek ve isteyerek değil; gerekli dikkat ve özeni göstermemesi sonucu bir tehlikeye yol açması vardır. Örneğin söndürmeden bırakılan bir ateşin yayılarak yangına dönüşmesi, gerekli statik önlemler alınmadan yapılan bir kazının toprak kaymasına neden olması gibi durumlar bu madde kapsamında değerlendirilebilir. Kanun koyucu, sonucun istenmemiş olmasını cezasızlık nedeni saymamış; ancak taksirle işlenen bu hali, kasten işlenen 170. maddeye göre çok daha hafif bir ceza rejimine bağlamıştır.
Kanun koyucunun bu davranışları cezalandırmasının temel gerekçesi, modern toplum yaşamının çok sayıda tehlikeli faaliyeti (yapı üretimi, enerji kullanımı, tarımsal faaliyetler gibi) içermesidir. Bu faaliyetlerin herkesin güvenliğini tehlikeye atmadan sürdürülebilmesi için, bunları yürüten kişilere belirli bir dikkat ve özen yükümlülüğü yüklenir. İşte bu yükümlülüğe aykırı davranarak toplumu somut bir tehlikeye maruz bırakan kişi, sonuç henüz bir zarara dönüşmemiş olsa bile ceza hukuku bakımından sorumlu tutulur. Böylece kanun, bir zarar doğmadan önce önleyici bir koruma sağlamayı amaçlar.
Taksir Kavramı ve Unsurları
Taksir, TCK’nın 22. maddesinde tanımlanır ve dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesinin öngörülmeyerek gerçekleştirilmesi olarak ifade edilir. Genel güvenliğin taksirle tehlikeye sokulması suçunun anlaşılması için taksirin unsurlarını iyi kavramak gerekir:
- Dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık: Failin, içinde bulunduğu duruma göre kendisinden beklenen tedbirli ve özenli davranışı göstermemesidir. Bu yükümlülüğün kaynağı bir kanun, bir yönetmelik, meslek kuralları veya hayat tecrübesinin gerektirdiği genel özen olabilir.
- Neticenin öngörülebilir olması: Fail, gerekli dikkati gösterseydi tehlikeli sonucun ortaya çıkabileceğini öngörebilecek durumda olmalıdır. Öngörülmesi mümkün olmayan, tümüyle beklenmedik sonuçlar taksir kapsamına girmez.
- Netice ile davranış arasında nedensellik bağı: Ortaya çıkan tehlikenin, failin özensiz davranışından kaynaklanmış olması gerekir. Tehlike başka bir bağımsız nedenden doğmuşsa faile yüklenemez.
Bilinçli Taksir ve Basit Taksir
Taksir, basit taksir ve bilinçli taksir olmak üzere ikiye ayrılır. Basit taksirde fail, dikkatsizliği sonucu tehlikeli neticeyi hiç öngörmemiştir. Bilinçli taksirde ise fail neticeyi öngörmüş, ancak “nasıl olsa gerçekleşmez” düşüncesiyle hareketine devam etmiştir. Bilinçli taksir halinde ceza artırılır. Örneğin anız yakan bir çiftçinin, rüzgârın etkisiyle ateşin yayılabileceğini görmesine rağmen tedbir almadan işine devam etmesi bilinçli taksire örnek oluşturabilir. Kast ve taksir arasındaki ayrımın ve bilinçli taksirin ayrıntıları için kast ve taksir yazımıza bakabilirsiniz.
Bilinçli taksir ile olası kast arasındaki ince çizgi de bu suç bakımından önem taşır. Olası kastta fail, neticeyi öngörür ve gerçekleşmesini adeta göze alır; “olursa olsun” tavrındadır. Bilinçli taksirde ise fail neticeyi öngörmüş olsa da onu istememekte, gerçekleşmeyeceğine dair samimi bir güven duymaktadır. Bu iki hâlin birbirinden ayrılması, failin kasten işlenen 170. maddeden mi yoksa taksirle işlenen 171. maddeden mi sorumlu tutulacağını belirlediği için büyük pratik değer taşır.
Korunan Hukuki Değer ve Somut Tehlike
Suçla korunan hukuki değer, tıpkı 170. maddede olduğu gibi kamunun güvenliğidir. Suç, belirli bir kişiyi değil toplumun genelini korumaya yöneliktir. Maddenin metninde açıkça belirtildiği üzere, cezalandırma için fiilin “başkalarının hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından tehlikeli olması” gerekir. Bu ifade, suçun bir somut tehlike suçu olduğunu gösterir: Yalnızca özensiz bir davranışın varlığı yeterli değildir; bu davranışın gerçekten üçüncü kişiler için somut bir tehlike doğurmuş olması aranır.
Örneğin ıssız bir yerde, çevrede hiç kimse ve hiçbir yapı yokken kontrolsüz bir ateş yakılması, somut bir tehlike doğurmadığı sürece bu suçu oluşturmayabilir. Buna karşılık meskûn mahalde veya ormanlık alanda yayılma riski taşıyan bir ateşin özensizce bırakılması, somut tehlike koşulunu karşılar.
Bu nedenle mahkeme, her olayda tehlikenin gerçekten doğup doğmadığını ayrıntılı biçimde değerlendirir. Somut tehlikenin varlığı; olayın meydana geldiği yerin niteliği, çevredeki insan ve yapı yoğunluğu, hava ve zemin koşulları gibi etkenlere göre belirlenir. Bu yönüyle suç, yalnızca soyut bir kural ihlalini değil, gerçek ve elle tutulur bir tehlike durumunu cezalandırır. Tehlikenin somut olarak ispatlanamadığı hallerde, failin özensiz davranmış olması tek başına bu suçun oluşması için yeterli sayılmaz.
Suçun Maddi Unsurları
Fail ve Mağdur
Suçun faili herkes olabilir; belirli bir sıfat aranmaz. Bu yönüyle bu suç özgü suç niteliği taşımamaktadır. Yani faili bakımından herhangi bir sınırlama öngörülmemiş; her gerçek kişi bu suçun faili olabilmektedir. Uygulamada fail çoğu zaman, taşıdığı özen yükümlülüğüne aykırı davranan kişilerdir (ateşi söndürmeden ayrılan kişi, gerekli zemin etüdünü yaptırmadan kazı yapan kişi gibi). Mağdur ise, doğan tehlikeden etkilenen belirsiz sayıda kişiden oluşan toplumdur.
Fiil: Taksirle Neden Olunabilecek Olaylar
TCK 171’de sayılan hareketler sınırlıdır ve yalnızca şunları kapsar: taksirle yangına ya da bina çökmesine, toprak kaymasına, çığ düşmesine, sel veya taşkına neden olmak. Burada dikkat edilmesi gereken çok önemli bir nokta vardır: 170. maddede yer alan silahla ateş etme ve patlayıcı madde kullanma hareketleri, 171. maddenin kapsamında değildir. Yani genel güvenliğin taksirle tehlikeye sokulması suçu, yalnızca yangın ve doğa olaylarına ilişkin taksirli tehlike hallerini cezalandırır; taksirle silah kullanımı sonucu doğan durumlar, koşullarına göre başka hükümler (örneğin taksirle yaralama) çerçevesinde değerlendirilir.
Maddede sayılan olaylar (yangın, bina çökmesi, toprak kayması, çığ düşmesi, sel ve taşkın) ortak bir özellik taşır: Hepsi, kontrol altına alınması güç, yayılma ve geniş bir alanı etkileme kapasitesine sahip olaylardır. Kanun koyucunun bu olayları özel olarak seçmesinin nedeni de budur; çünkü bu tür olaylar bir kez başladığında belirsiz sayıda kişiyi ve büyük malvarlığı değerlerini aynı anda tehdit edebilir. Bu nedenle listenin sınırlı sayıda (tahdidi) olduğu ve kıyas yoluyla genişletilemeyeceği kabul edilir; yani maddede sayılmayan bir olaya taksirle neden olmak, bu suç kapsamında değerlendirilmez.
TCK 170 ile TCK 171 Arasındaki Fark
Genel güvenliği tehlikeye sokan fiil, kasten işlendiğinde genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması (TCK 170); taksirle işlendiğinde ise TCK 171 gündeme gelir. İki suç arasındaki temel farkları aşağıdaki tabloda karşılaştırmalı olarak görebilirsiniz.
| Ölçüt | TCK 170 (Kasten) | TCK 171 (Taksirle) |
|---|---|---|
| Manevi unsur | Kast (bilerek ve isteyerek) | Taksir (dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık) |
| Kapsanan hareketler | Yangın, doğa olayları, silahla ateş, patlayıcı | Yalnızca yangın ve doğa olayları |
| Temel ceza | 1 yıldan 5 yıla kadar hapis (170/1) | 3 aydan 1 yıla kadar hapis |
| Adli para cezası | Yalnızca 170/3 hafif halinde seçenek | Kısa süreli hapse seçenek yaptırımlar gündeme gelebilir |
| Tehlike koşulu | Somut tehlike aranır | Fiilin başkalarının hayatı, sağlığı veya malvarlığı için tehlikeli olması aranır |
Görüldüğü gibi taksirli halin ceza rejimi belirgin biçimde daha hafiftir. Bu, ceza hukukunun temel bir ilkesinin yansımasıdır: Aynı sonucu isteyerek meydana getiren kişi ile yalnızca özensizliği sonucu buna yol açan kişi, kusurlarının ağırlığı farklı olduğu için farklı biçimde cezalandırılır.
Bu ayrım, uygulamada çoğu zaman dosyanın en çok tartışılan noktasıdır. Aynı maddi olay, failin iç dünyasına ilişkin değerlendirmeye göre ya kasten işlenen 170. madde ya da taksirle işlenen 171. madde kapsamında nitelendirilebilir. Bu nitelendirme; failin davranışının biçimi, olay öncesi ve sonrasındaki tutumu, tehlikeyi öngörüp öngörmediği ve sonucu göze alıp almadığı gibi ölçütler ışığında yapılır. Yanlış nitelendirme, hem çok farklı bir ceza miktarına hem de suçun hukuki sonuçlarında köklü değişikliğe yol açacağından, savunmada bu noktanın titizlikle ele alınması gerekir.
Manevi Unsur: Taksir
Bu suçun manevi unsuru taksirdir. Failin, tehlikeli neticeyi isteyerek meydana getirmemiş olması; ancak göstermesi gereken dikkat ve özeni göstermemiş olması gerekir. Eğer fail yangını veya çökmeyi bilerek ve isteyerek meydana getirmişse artık TCK 171 değil, kasten işlenen 170. madde uygulanır. Bu nedenle soruşturma ve kovuşturma aşamasında en kritik değerlendirme, failin iç dünyasına ilişkin bu kast-taksir ayrımının doğru yapılmasıdır. Failin davranışının bilinçli taksir düzeyine ulaşıp ulaşmadığı da cezanın miktarını etkileyeceğinden ayrıca incelenir.
Hukuka Aykırılık
Suçun oluşması için fiilin hukuka aykırı olması gerekir. Taksirli suçlarda hukuka uygunluk nedenlerinin uygulanma alanı daha sınırlı olmakla birlikte, bazı durumlarda failin davranışının izin verilen risk sınırları içinde kaldığı kabul edilebilir. Örneğin tüm mevzuata uygun tedbirleri almış olmasına rağmen tümüyle öngörülemez bir doğa olayı sonucu tehlike doğmuşsa, failin taksirinden söz edilemeyeceği için ceza sorumluluğu doğmaz. Bu değerlendirme, somut olayın koşullarına ve failden beklenen özen düzeyine göre yapılır.
Bu noktada “izin verilen risk” kavramı önem kazanır. Toplumsal yaşamın gerektirdiği pek çok faaliyet, doğası gereği belirli bir tehlike içerir; ancak mevzuata ve teknik kurallara tam uyum sağlandığında bu risk hukuken kabul edilebilir sınırlar içinde sayılır. Fail, kendisine düşen tüm önlemleri almış olmasına rağmen tümüyle öngörülemeyen bir gelişme sonucu tehlike doğmuşsa, kusurdan söz edilemeyeceği için ceza sorumluluğu da doğmaz. Bu bakımdan failin gerekli özeni gösterip göstermediğinin titizlikle araştırılması, taksirli suçlarda hem sorumluluğun tespiti hem de savunma açısından belirleyicidir. Genel güvenliğin taksirle tehlikeye sokulması gibi taksir esasına dayanan suçlarda, failin özen yükümlülüğünün sınırlarının doğru belirlenmesi savunmanın en kritik noktasıdır. Böyle bir isnatla karşılaşmanız halinde, alanında deneyimli bir ceza avukatından destek almak faydalı olacaktır.
Suçun Özel Görünüş Biçimleri
Teşebbüs: Taksirli suçlarda kural olarak teşebbüs mümkün değildir. Çünkü teşebbüs, failin belirli bir neticeyi isteyerek ona yönelmesini gerektirir; taksirde ise netice zaten istenmemiştir. Bu nedenle genel güvenliğin taksirle tehlikeye sokulması suçunda teşebbüs hükümleri uygulanmaz.
İştirak: Taksirli suçlarda TCK anlamında iştirak (azmettirme, yardım etme) da mümkün değildir. Ancak birden fazla kişinin ortak özensizliği sonucu tehlike doğmuşsa, her biri kendi taksirinden dolayı ayrı ayrı fail olarak sorumlu tutulabilir.
İçtima: Taksirli davranış sonucu yalnızca bir tehlike değil, aynı zamanda bir kişinin yaralanması veya ölmesi gibi somut bir zarar da doğmuşsa, koşullara göre suçların içtimaı kuralları çerçevesinde taksirle yaralama veya taksirle öldürme suçları da gündeme gelebilir. Örneğin özensizce yakılan bir ateşin yayılıp hem genel güvenliği tehlikeye düşürmesi hem de bir kişinin yaralanmasına yol açması halinde, olayın niteliğine göre birden fazla suç birlikte değerlendirilir.
Uygulamada Sık Görülen Örnekler
Genel güvenliğin taksirle tehlikeye sokulması suçu, günlük hayatta oldukça çeşitli biçimlerde ortaya çıkabilir. Aşağıdaki örnekler, suçun tipik görünümlerini anlamaya yardımcı olabilir; ancak her olayın kendine özgü koşullarıyla değerlendirileceği unutulmamalıdır:
- Anız veya tarla yakma: Tarımsal amaçla yakılan anızın, gerekli önlemler alınmadığı için rüzgârla yayılıp çevredeki meskûn alanları veya ormanı tehdit eder hale gelmesi, taksirle yangına neden olma kapsamında değerlendirilebilir.
- Söndürülmeden bırakılan ateş: Piknik, kamp veya benzeri faaliyetlerde yakılan ateşin tam olarak söndürülmeden bırakılması sonucu ormanlık alanda yangın tehlikesi doğması.
- Elektrik veya ısıtma tesisatındaki özensizlik: Kaçak ya da tekniğine aykırı yapılan elektrik tesisatının veya bakımı ihmal edilen ısıtma sistemlerinin yangına yol açacak bir tehlike yaratması.
- Kazı ve hafriyat çalışmaları: Gerekli zemin etüdü ve statik önlemler alınmadan yapılan kazıların, komşu yapılar bakımından bina çökmesi veya toprak kayması tehlikesi doğurması.
Bu örneklerin ortak noktası, failin sonucu istememiş olması; ancak kendisinden beklenen dikkat ve özeni göstermemesi nedeniyle toplumun genel güvenliği bakımından somut bir tehlikenin doğmasıdır. Her durumda, ortaya çıkan tehlikenin gerçekten failin özensiz davranışından kaynaklanıp kaynaklanmadığı ayrıca araştırılır.
Diğer Suçlarla İlişkisi ve Sınırı
Genel güvenliğin taksirle tehlikeye sokulması suçu, uygulamada başka suç tipleriyle sınır ilişkisi içindedir. Bu sınırların doğru çizilmesi, hem suç niteliğinin hem de cezanın belirlenmesinde önem taşır.
Taksirle öldürme veya yaralama ile ilişkisi: Taksirli davranış yalnızca bir tehlike doğurmakla kalmayıp bir kişinin ölümüne ya da yaralanmasına da yol açmışsa, artık yalnızca bir tehlike suçu değil, gerçekleşen zarara ilişkin taksirle öldürme veya taksirle yaralama suçu da söz konusu olur. Bu durumda somut olayın niteliğine göre içtima kuralları uygulanır ve fail, koşullara göre gerçekleşen sonuçtan da sorumlu tutulabilir.
Orman yangınlarına ilişkin özel düzenlemeler: Ormanlara zarar veren yangınlar bakımından Orman Kanunu gibi özel mevzuatta ayrı düzenlemeler bulunabilir. Somut olayda hangi hükmün uygulanacağı, yangının çıktığı yerin niteliğine ve fiilin özelliklerine göre belirlenir. Bu nedenle orman alanlarında meydana gelen olaylarda özel kanun–genel kanun ilişkisinin dikkatle değerlendirilmesi gerekir.
Kasten işlenen hal ile sınırı: Failin davranışı taksir sınırını aşıp kasta dönüşüyorsa, yani fail sonucu bilerek ve isteyerek meydana getiriyor ya da en azından göze alıyorsa, artık TCK 171 değil, kasten işlenen genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması (TCK 170) suçu uygulanır. Bu ayrım, cezanın miktarını köklü biçimde değiştirdiğinden büyük önem taşır.
Taksirin ve Nedensellik Bağının İspatı
Taksirli suçlarda en tartışmalı konu, failin gerçekten kusurlu olup olmadığının, yani gerekli dikkat ve özeni gösterip göstermediğinin belirlenmesidir. Bu değerlendirme yapılırken; failin içinde bulunduğu koşullar, mesleki veya kişisel bilgi düzeyi, olayın gerçekleştiği ortam ve failden makul olarak beklenebilecek özen düzeyi birlikte göz önünde tutulur.
Uygulamada bu tür dosyalarda çoğu zaman bilirkişi incelemesine başvurulur. Örneğin bir yangının çıkış nedeni, bir binanın çökme riskinin gerçek kaynağı ya da alınması gereken teknik önlemlerin neler olduğu, uzmanlık gerektiren konulardır. Bilirkişi raporu, failin davranışı ile ortaya çıkan tehlike arasındaki nedensellik bağının kurulmasında belirleyici bir delil olabilir. Ancak nihai değerlendirmeyi mahkeme yapar; bilirkişi raporu tek başına bağlayıcı değildir.
Savunma açısından ise en kritik noktalar; failin özen yükümlülüğünün sınırlarının doğru çizilmesi, tehlikenin gerçekte başka bir bağımsız nedenden kaynaklanıp kaynaklanmadığının ortaya konması ve öngörülebilirlik koşulunun somut olayda gerçekten var olup olmadığının tartışılmasıdır. Bu nedenle taksirli suç isnatlarında teknik dosya değerlendirmesi büyük önem taşır.
Yaptırım, Soruşturma ve Kovuşturma
Genel güvenliğin taksirle tehlikeye sokulması suçunun cezası, üç aydan bir yıla kadar hapistir. Ceza miktarının bu ölçüde olması nedeniyle, kanuni koşulların bulunması halinde hükmedilen kısa süreli hapis cezası, adli para cezasına veya diğer seçenek yaptırımlara çevrilebilir. Yine koşulları varsa hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) veya cezanın ertelenmesi gündeme gelebilir. Bilinçli taksirin varlığı halinde ceza artırılır.
Suç, şikâyete bağlı değildir; savcılık öğrenir öğrenmez re’sen soruşturma yürütür. Görevli mahkeme kural olarak asliye ceza mahkemesidir. Suçun kanuni tanımı ve güncel metni için mevzuat.gov.tr üzerindeki Türk Ceza Kanunu metnine bakabilirsiniz.
Soruşturma aşamasında olayın nedeni ve failin kusuru genellikle bilirkişi incelemesiyle araştırılır; toplanan delillere göre savcılık ya kovuşturmaya yer olmadığına karar verir ya da iddianame düzenleyerek kamu davası açar. Kovuşturma aşamasında ise mahkeme, taksirin ve somut tehlikenin varlığını değerlendirerek hüküm kurar. Cezanın belirlenmesinde failin kusurunun ağırlığı (basit ya da bilinçli taksir), tehlikenin büyüklüğü ve failin olay sonrasındaki davranışları gibi ölçütler dikkate alınır. Bu suçta ön ödeme uygulanır. Görevli mahkeme asliye ceza mahkemesidir.
Her somut olayın kendine özgü delil durumu bulunduğundan, bir soruşturma veya davayla karşılaşmanız halinde dosyanızı bir ceza avukatıyla birlikte değerlendirmeniz önemlidir. Özellikle taksir esasına dayanan bu tür suçlarda, teknik bilirkişi raporlarının doğru okunması ve failin özen yükümlülüğünün gerçek sınırlarının ortaya konması savunmanın seyrini önemli ölçüde etkiler.
Konu ile İlgili Yargıtay Kararları ve Analizleri
Yargılama Sırasında Yürürlüğe Giren Önödeme Düzenlemesinin Lehe Kanun ve Zaman Bakımından Uygulanma Zorunluluğu
Yargıtay 12. Ceza Dairesi, Esas: 2016/4984 – Karar: 2016/13396, Tarih: 14.12.2016
Kararın Özeti
İlk derece mahkemesi (Asliye Ceza Mahkemesi) tarafından sanık hakkında genel güvenliğin taksirle tehlikeye sokulması suçundan TCK’nın 171/1, 62, 51/1-3 ve 53/1. maddeleri uyarınca hapis cezası verilmiş ve bu ceza ertelenmiştir. Hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 12. Ceza Dairesi dosyayı incelemiştir. İnceleme aşamasında yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun ile genel güvenliğin taksirle tehlikeye sokulması suçunun önödeme kapsamına alındığını saptayan Daire, sanığın hukuki durumunun bu yeni yasal düzenleme çerçevesinde yeniden tayin ve takdir edilmesi gerektiği gerekçesiyle yerel mahkeme hükmünü oy birliğiyle bozmuştur.
Yargıtayın Gerekçesi
Yargıtay’ın bozma gerekçesi, ceza muhakemesi devam ederken fail lehine yapılan yasal değişikliklerin geçmişe etkili olarak uygulanması (lehe kanun) ilkesine dayanmaktadır. Dava dosyasının temyiz incelemesi sürerken, 02.12.2016 tarihinde 6763 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun yürürlüğe girmiştir. Bu kanunun 12. maddesi, TCK’nın 171/1. maddesinde düzenlenen “genel güvenliğin taksirle tehlikeye sokulması” suçunu adli bir para cezası ödenerek davanın düşmesini sağlayan “önödeme” kurumunun kapsamına dahil etmiştir. Önödeme, niteliği itibarıyla sanığı bir ceza mahkûmiyetinden kurtaran ve davanın tasfiyesini sağlayan maddi ceza hukukuna da dokunan bir kurumdur. Yargıtay, hüküm kesinleşmeden önce yürürlüğe giren ve sanık lehine sonuç doğuran bu usuli/maddi düzenlemenin, zaman bakımından uygulama kuralları gereğince öncelikle ilk derece mahkemesi tarafından ele alınması ve sanığa ön ödeme önerisinde bulunulması gerektiğine hükmetmiştir.
“02/12/2016 tarih ve 6763 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 12. maddesi uyarınca genel güvenliğin taksirle tehlikeye sokulması suçu bakımından önödeme hükümlerinin uygulanacağına ilişkin düzenleme karşısında, sanığın hukuki durumunun buna göre tayin ve takdir edilmesi gerekliliği…”
Değerlendirme
Bu karar, ceza adaletinde yürürlüğe giren lehe kanun değişikliklerinin, yargılamanın hangi aşamasında olursa olsun (temyiz aşaması dahil) derhal gözetilmesi gerektiğini teyit eden teknik bir denetim örneğidir. Önödeme gibi ceza davasını doğrudan düşüren ve faili mahkûmiyet sicilinden koruyan müesseseler, ceza politikasının yumuşatılmasını ve mahkemelerin iş yükünün azaltılmasını hedefler. Yargıtay 12. Ceza Dairesi, yasanın resmi gazetede yayımlanmasından yalnızca 12 gün sonra verdiği bu kararla, mevzuat değişikliklerini ne kadar dinamik bir şekilde takip ettiğini göstermiştir. Karar aynı zamanda, yerel mahkemenin suç tarihinde yürürlükte olan kurallara göre kurduğu doğru bir hükmün bile, sonradan ortaya çıkan “daha lehe bir yasal zemin” nedeniyle geçerliliğini yitireceğini ve adil yargılanma hakkı ile ceza hukukunun güvence fonksiyonunun bunu zorunlu kıldığını açıkça ortaya koymaktadır.
Yargıtay 12. Ceza Dairesi, Esas: 2016/4984 – Karar: 2016/13396, Tarih: 14.12.2016 Tam Metni
“İçtihat Metni”
Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi
Suç : Genel güvenliğin taksirle tehlikeye sokulması
Hüküm : TCK’nın 171/1, 62, 51/1-3, 53/1. maddeleri gereğince mahkumiyet.
Genel güvenliğin taksirle tehlikeye sokulması suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm, sanık müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
02/12/2016 tarih ve 6763 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 12. maddesi uyarınca genel güvenliğin taksirle tehlikeye sokulması suçu bakımından önödeme hükümlerinin uygulanacağına ilişkin düzenleme karşısında, sanığın hukuki durumunun buna göre tayin ve takdir edilmesi gerekliliği,
Bozmayı gerektirmiş olup, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden hükmün 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi gereğince halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, 14.12.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Tehlike ve Zarar Suçlarının Birleşmesi Durumunda Hüküm Kurulmasına Yer Olmadığı Kararı ile Beraat Hükmünün Düzeltilerek Onanması
Yargıtay 12. Ceza Dairesi, Esas: 2017/10500 – Karar: 2018/4867, Tarih: 25.04.2018
Kararın Özeti
İlk derece mahkemesi (Asliye Ceza Mahkemesi) tarafından taksirle öldürme ve genel güvenliğin taksirle tehlikeye sokulması suçlarından yargılanan sanık hakkında her iki suçtan da beraat kararı verilmiştir. Bu hükümler katılanlar vekilleri tarafından temyiz edilmiştir. Dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesi, taksirle öldürme suçu yönünden sanığın kusurunun bulunmadığına ilişkin mahkeme gerekçesini yerinde bularak beraat kararını onamıştır. Ancak, genel güvenliğin taksirle tehlikeye sokulması suçu yönünden kurulan beraat hükmünü hatalı bulmuştur. Daire, olayda bir ölüm neticesinin gerçekleşmesi karşısında soyut tehlike niteliğindeki bu suçtan beraat değil “hüküm kurulmasına yer olmadığına” karar verilmesi gerektiğini saptamış; yargılamayı uzatmamak adına kararı bu doğrultuda düzelterek onamıştır.
Yargıtayın Gerekçesi
Yargıtay’ın gerekçesi, ceza hukuku dogmatiğinde yer alan “tehlike suçları” ile “zarar suçları” arasındaki ilişkiye ve normların tüketilmesi (görünüşte içtima) ilkesine dayanmaktadır. TCK’nın 171. maddesinde düzenlenen genel güvenliğin taksirle tehlikeye sokulması suçu, kamu güvenliğini tehdit eden davranışları cezalandıran somut/soyut bir tehlike suçudur. Eğer taksirli bir fiil sonucunda (örneğin taksirle yangın çıkarma) sadece kamu güvenliği tehlikeye düşmekle kalmayıp, bir kişinin ölümü gibi somut bir “zarar” neticesi meydana gelmişse, artık ortada daha ağır ve neticesi sebebiyle zarar doğuran bir suç (taksirle öldürme) mevcuttur. Zarar suçu, aynı fiilin içinde barınan tehlike suçunu tüketir. Bu durumlarda sanığın tehlike suçundan beraat ettirilmesi, fiilin hukuka aykırılık teşkil etmediği izlenimini doğuracağı için usulen yanlıştır. Doğru hukuki yaklaşım, zarar suçu esas alınarak yargılama yapıldığından, tehlike yaratan alt suç unsuru hakkında bağımsız bir mahkûmiyet veya beraat kurmak yerine “hüküm kurulmasına yer olmadığına” karar vermektir.
“TCK’nın ”Genel Güvenliğin Taksirle Tehlikeye Sokulması” başlıklı 171. maddesinin 1. fıkrasında taksirle yangına neden olan kişinin yangın çıkarması halinin suç olarak düzenlendiği, maddede belirtilen suçun tehlike suçu olup, somut olayda meydana gelen ölüm neticesi sebebiyle zarar suçunun oluştuğu dikkate alındığında; taksirle yangına neden olmak suçundan hüküm kurulmasına yer olmadığına karar verilmesi gerekirken…”
Değerlendirme
Bu karar, taksirli ceza sorumluluğunun sınırlarını ve birden fazla neticenin doğduğu olaylarda hüküm fıkrasının nasıl yapılandırılması gerektiğini gösteren teknik düzeyi yüksek bir içtihattır. İlk derece mahkemeleri, bir yangın neticesinde ölüm meydana geldiğinde, iki ayrı suçtan dava açıldığı için otomatik olarak iki suç hakkında da olumlu ya da olumsuz birer hüküm (mahkûmiyet veya beraat) kurma eğilimindedir. Oysa zarar suçu ortaya çıktığı andan itibaren, kamu güvenliğinin tehlikeye düşmesi bu büyük zararın adeta yasal bir basamağı haline gelir ve bağımsız bir suç vasfını kaybeder. Yargıtay, asıl suç olan taksirle öldürmede sanığın taksirinin bulunmadığını onayarak maddi gerçeği tespit etmiş; tali nitelikte kalan tehlike suçu için ise teknik bir düzeltme yaparak adli sicil ve usul mantığına en uygun kararı (“hüküm kurulmasına yer olmadığına”) yerel mahkeme yerine geçerek vermiştir. Karar, usul ekonomisini gözetirken ceza genel hukuku ilkelerinin titizlikle korunması gerektiğini hatırlatmaktadır.
Yargıtay 12. Ceza Dairesi, Esas: 2017/10500 – Karar: 2018/4867, Tarih: 25.04.2018 Tam Metni
“İçtihat Metni”
Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi
Suç : Taksirle öldürme, Genel güvenliğin taksirle tehlikeye sokulması
Hüküm : Her iki suç bakımından; Beraat
Taksirle öldürme ve genel güvenliğin taksirle tehlikeye sokulması suçlarından sanığın beraatine ilişkin hükümler, katılanlar vekilleri tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
1)Taksirle öldürme suçu bakımından kurulan hükmün temyizen incelenmesinde;
Yapılan yargılama sonunda, yüklenen suç açısından sanığın taksirinin bulunmadığı, gerekçeleri gösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınmış olduğundan, katılanlar vekillerinin kusura ve eksik incelemeye ilişkin temyiz itirazlarının reddiyle, beraate ilişkin hükmün isteme uygun olarak ONANMASINA,
2) Genel güvenliğin taksirle tehlikeye sokulması suçu bakımından kurulan hükmün temyizen incelenmesinde;
TCK’nın ”Genel Güvenliğin Taksirle Tehlikeye Sokulması” başlıklı 171. maddesinin 1. fıkrasında taksirle yangına neden olan kişinin yangın çıkarması halinin suç olarak düzenlendiği, maddede belirtilen suçun tehlike suçu olup, somut olayda meydana gelen ölüm neticesi sebebiyle zarar suçunun oluştuğu dikkate alındığında; taksirle yangına neden olmak suçundan hüküm kurulmasına yer olmadığına karar verilmesi gerekirken, sanığın bu suçtan da beraatine karar verilmesi,;
Kanuna aykırı olup, hükmün bu nedenlerle 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi gereğince halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA; ancak, yeniden yargılamayı gerektirmeyen bu konularda, aynı Kanun’un 322. maddesi gereğince karar verilmesi mümkün bulunduğundan, aynı maddenin verdiği yetkiye istinaden, genel güvenliğin taksirle tehlikeye sokmak suçundan sanığınberaatine ilişkin hükmün 2 nolu bendinin hükümden tümüyle çıkartılarak yerine “sanık hakkında genel güvenliğin taksirle tehlikeye sokmak suçundan hüküm kurulmasına yer olmadığına” karar verilmek suretiyle, sair yönleri usul ve kanuna uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 25/04/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Sıkça Sorulan Sorular
Genel güvenliğin taksirle tehlikeye sokulması suçunun cezası nedir?
Bu suçun cezası, TCK 171 uyarınca üç aydan bir yıla kadar hapistir. Ceza miktarı düşük olduğundan, koşulların varlığı halinde hapis cezası adli para cezasına çevrilebilir ya da hükmün açıklanmasının geri bırakılması veya erteleme gündeme gelebilir. Bilinçli taksir varsa ceza artırılır.
TCK 170 ile TCK 171 arasındaki fark nedir?
Temel fark manevi unsurdadır. TCK 170 fiilin kasten (bilerek ve isteyerek), TCK 171 ise taksirle (dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılıkla) işlenmesini cezalandırır. Ayrıca TCK 171 yalnızca yangın ve doğa olaylarını kapsar; silahla ateş etme ve patlayıcı madde kullanma 171’in kapsamı dışındadır. Taksirli halin cezası çok daha hafiftir.
Taksirle çıkarılan yangın her durumda bu suçu oluşturur mu?
Hayır. Suçun oluşması için taksirli davranışın başkalarının hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından somut bir tehlike doğurmuş olması gerekir. Çevrede kimsenin ve hiçbir yapının bulunmadığı, somut bir tehlikenin ortaya çıkmadığı durumlarda suçun unsurları oluşmayabilir.
Bu suç şikâyete bağlı mıdır?
Hayır. Genel güvenliğin taksirle tehlikeye sokulması şikâyete bağlı bir suç değildir; savcılık suçu öğrendiğinde re’sen soruşturma başlatır. Mağdurun şikâyetten vazgeçmesi tek başına davayı sonlandırmaz.
İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak, ceza hukuku alanında dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.
Av. Sinan Karabacak – Cep Tel: +90 535 671 88 95
