|

Nefret ve Ayırımcılık Suçu (TCK-122)

nefret ve ayırımcılık suçu

Nefret ve ayırımcılık suçu, bir kişinin dili, ırkı, dini, cinsiyeti veya engelliliği gibi özelliklerinden kaynaklanan nefret nedeniyle; o kişinin bir maldan, hizmetten, işten ya da ekonomik etkinlikten yararlanmasının engellenmesidir. Türk Ceza Kanunu‘nun (TCK) 122. maddesinde düzenlenen bu suç, eşitlik ilkesini ve ayrımcılık yasağını koruma altına alır. 2014 yılında yapılan önemli bir değişiklikle suçun “nefret saikiyle” işlenmesi zorunlu hâle getirilmiştir; bu nedenle her ayrımcı davranış otomatik olarak bu suçu oluşturmaz. Hakkınızda nefret ve ayırımcılık suçundan bir soruşturma yürütülüyorsa veya bu durumdan mağdursanız, eylemin gerçekten bu suçu mu oluşturduğu büyük önem taşır; bu nedenle bir ceza avukatından destek almanız yerinde olur. Bu yazıda nefret ve ayırımcılık suçunun unsurlarını, cezasını ve usul kurallarını sade bir dille ele alıyoruz.

Bu suç, “Hürriyete Karşı Suçlar” bölümünde yer alır. Bölümün tamamına ilişkin genel bir bakış için Hürriyete Karşı Suçlar (TCK 106-124) rehberimize göz atabilirsiniz.

Nefret ve Ayırımcılık Suçunda Yasal Düzenleme ve 2014 Değişikliği

TCK 122’ye göre; dil, ırk, milliyet, renk, cinsiyet, engellilik, siyasi düşünce, felsefi inanç, din veya mezhep farklılığından kaynaklanan nefret nedeniyle, bir kişinin maddede sayılan haklardan yararlanmasını engelleyen kişi bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Maddenin başlığı, 2014 yılında 6529 sayılı Kanun’la “Ayırımcılık”tan “Nefret ve Ayırımcılık” olarak değiştirilmiştir. Bu değişiklikle suçun yalnızca ayrımcı bir eylemle değil, bu eylemin nefret saikiyle işlenmesi hâlinde oluşacağı vurgulanmıştır. Burada altını çizmek gerekir: TCK, bağımsız bir “nefret suçu” düzenlememiş; sadece nefret saikiyle işlenen ayırımcılık eylemlerini cezalandırmıştır.

Nefret ve Ayırımcılık Suçunda Korunan Değer ve “Nefret Saiki” Şartı

Suçla korunan değer, insanlar arasında keyfî ayrım yapılmasının önlenmesi ve kişilerin hukuken geçerli hak ve özgürlüklerden yoksun bırakılmamasıdır. Düzenlemenin temelinde toplumsal barışın korunması yatar. Suçun olmazsa olmaz koşulu, ayrımcı davranışın maddede sayılan farklılıklardan (dil, din, ırk, cinsiyet gibi) kaynaklanan bir nefretten doğmuş olmasıdır. Bu saik bulunmuyorsa, eylem başka bir hukuka aykırılık oluştursa bile TCK 122 kapsamında değerlendirilemez.

Nefret ve Ayırımcılık Suçunun Unsurları

Fail ve Mağdur

Suçun faili herkes olabilir; kanun fail bakımından özel bir nitelik aramaz. Bu yönüyle bu suç özgü suç niteliği taşımamaktadır. Yani faili bakımından herhangi bir sınırlama öngörülmemiş; her gerçek kişi bu suçun faili olabilmektedir. Mağdur ise ayrımcılığa maruz kalan gerçek kişidir; kanunda mağdur yönünden bir sınırlama bulunmamaktadır. Konu ile ilgili ayrıntılı bilgi için ceza hukukunda taraflar başlıklı yazımızı okuyabilirsiniz.

Maddi Unsur (Fiil)

Suç, maddede sayılan dört seçimlik hareketten birinin gerçekleşmesiyle oluşur:

  • Bir kişiye, kamuya arz edilmiş bir taşınır veya taşınmaz malın satılmasının, devrinin ya da kiraya verilmesinin engellenmesi,
  • Bir kişinin, kamuya arz edilmiş belli bir hizmetten yararlanmasının engellenmesi,
  • Bir kişinin işe alınmasının engellenmesi,
  • Bir kişinin olağan bir ekonomik etkinlikte bulunmasının engellenmesi.

Bu hareketlerden herhangi birinin gerçekleşmesi suçun maddi unsuru bakımından yeterlidir. Maddede sayılan bu eylemler dışında kalan davranışlar (örneğin yalnızca sözlü ifadeler) bu madde kapsamında değildir.

Manevi Unsur (Doğrudan Kast ve Nefret Saiki)

Suç ancak doğrudan kastla ve nefret saikiyle işlenebilir; taksirle ya da ihmalle işlenmesi mümkün değildir. Failin, maddede sayılan farklılıklardan kaynaklanan bir nefretle hareket ettiğinin ortaya konması gerekir. Bu saikin ispatı, uygulamada davanın en kritik ve en çok tartışılan noktasıdır. Tartışmalı noktaların doğru tahlili için İstanbul’da ceza hukuku danışmanlığı hizmeti alınmalıdır.

Nefret Söylemi Bu Madde Kapsamında mıdır?

Sık karşılaşılan bir yanılgı, her türlü “nefret söyleminin” TCK 122 kapsamında cezalandırıldığının düşünülmesidir. Oysa bu madde, yalnızca maddede sayılan dört somut ayrımcı eylemi cezalandırır. Belirli bir gruba yönelik nefreti yayan veya teşvik eden ifadeler tek başına bu suçu oluşturmaz; bu tür ifadeler koşullara göre halkı kin ve düşmanlığa tahrik (TCK 216) gibi başka hükümler kapsamında değerlendirilebilir.

Pozitif Ayrımcılık Suç mudur?

Her farklı muamele ayrımcılık sayılmaz. Fiilî eşitsizlikleri gidermek veya dengelemek amacıyla getirilen ayrımlar ile farklı gruplara farklı statüler tanınması (örneğin dezavantajlı gruplar lehine getirilen pozitif tedbirler), eşitlik ilkesine aykırı ve keyfî bir ayrımcılık olarak kabul edilmez. Bu nedenle her olayda, yapılan ayrımın haklı bir nedene dayanıp dayanmadığı değerlendirilmelidir.

Nefret ve Ayırımcılık Suçunun Cezası (2026)

Suçun cezası bir yıldan üç yıla kadar hapistir. Maddede adli para cezası bağımsız bir seçenek olarak öngörülmemiş, yalnızca hapis cezasına yer verilmiştir. Bununla birlikte, faile alt sınırdan (bir yıl) ceza verilmesi hâlinde, koşulların varlığında bu hapis cezasının seçenek yaptırımlara çevrilmesi mümkündür. Ayrıca hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) veya cezanın ertelenmesi de gündeme gelebilir. TCK 122’de cezayı artıran özel bir nitelikli hâl düzenlenmemiştir ve bu suç, ortak hüküm olan TCK 119’un kapsamında da yer almaz.

Şikâyet, Uzlaştırma, Zamanaşımı ve Görevli Mahkeme

Şikâyet: Nefret ve ayırımcılık suçu şikâyete bağlı değildir; savcılık suçu öğrendiğinde resen soruşturma başlatır. Bu nedenle şikâyet süresi söz konusu değildir.

Uzlaştırma: Bu suç uzlaştırma kapsamında değildir.

Zamanaşımı: Dava zamanaşımı süresi kural olarak sekiz yıldır.

Görevli Mahkeme: Bu suça ilişkin yargılamayı yapmakla görevli mahkeme Asliye Ceza Mahkemesidir. Yetkili mahkeme ise kural olarak suçun işlendiği yer mahkemesidir.

Nefret ve Ayırımcılık Suçu Hakkındaki Yargıtay Kararları ve Karar Analizleri

Nefret ve Ayrımcılık Suçu Yalnızca On Koruma Grubu ve Dört Seçimlik Hareketle Sınırlıdır; Ekonomik Etkinliği Engelleyici Boyuta Ulaşmayan Eylem Suç Oluşturmaz

Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 2021/11263 E. – 2023/19698 K., 12.06.2023 T.

Kararın Özeti

Sanıkların, sosyal paylaşım sitesindeki hesaplarından yaptıkları paylaşımlarla, mağdurların siyasi düşünceleri nedeniyle ayrımcılık yaparak olağan ekonomik etkinlikte bulunmalarını engellemeye teşebbüs ettikleri kabul edilmiş ve yerel mahkeme TCK m.122/1-d uyarınca (teşebbüs hükümleriyle) mahkûmiyet kararı vermiştir. Yargıtay; eylemlerin ekonomik etkinliği engelleyici boyuta ulaşmadığını, suçun unsurlarının oluşmadığını belirterek hükümleri bozmuştur.

Yargıtayın Gerekçesi

Daire, önce suçun kavramsal çerçevesini ortaya koymuştur. TCK m.122’nin başlığı “Nefret ve Ayrımcılık” olmakla birlikte, bağımsız bir “nefret suçu” düzenlenmemiş; yalnızca nefret saikiyle işlenen ayrımcılık eylemleri suç sayılmıştır. Madde, sınırlı sayıda on koruma grubu (dil, ırk, milliyet, renk, cinsiyet, engellilik, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep) ve dört seçimlik hareket öngörür. Kanunilik ilkesi gereği, bu grupların veya hareketlerin dışındaki bir ayrımcılık -nefret saikiyle dahi olsa- suç oluşturmaz.

Somut olayda eylemler, mağdurların ekonomik etkinliğini fiilen engelleyici boyuta ulaşmadığından suçun unsurları oluşmamıştır. Daire ayrıca “kabule göre” iki noktayı da hatalı bulmuştur: Suç sırf hareket suçudur; engelleme hareketi gerçekleşince tamamlanır, zarar veya somut tehlike aranmaz. Bu nedenle, hareketin parçalara bölünebildiği istisnai haller dışında teşebbüs (m.35) uygulanamaz. Ayrıca birden fazla mağdura karşı işlenen suçta zincirleme suç (m.43/2) hükmü uygulanmalıdır.

“…engelleme hareketinin yapılmasının yeterli olduğu, bu hareketin mağdur için somut bir tehlike arz etmesinin önemli olmadığı…”

Değerlendirme

Bu karar, nefret ve ayrımcılık suçunun sınırlarını hem kavramsal hem de teknik olarak çizmesi bakımından başvuru niteliğindedir. Öncelikle üç kavramı ayırır:

  • Nefret suçu: Failin önyargı saikiyle, mağduru bir gruba aidiyeti nedeniyle seçerek işlediği, ceza kanununda bağımsız suç olarak düzenlenmiş bir fiildir. Türk hukukunda bu anlamda ayrı bir nefret suçu yoktur.
  • Nefret söylemi: Hoşgörüsüzlüğe dayalı nefreti yayan/teşvik eden ifade biçimidir; ifade özgürlüğü ile gerilim içinde, ayrı bir tartışma alanıdır.
  • Ayrımcılık: Kişilere aidiyetleri nedeniyle farklı/olumsuz davranılmasıdır; TCK m.122 yalnızca bunun belirli görünümlerini cezalandırır.

Suçun çerçevesi sıkıdır ve genişletilemez:

On Koruma GrubuDört Seçimlik Hareket
Dil, ırk, milliyet, renk, cinsiyet, engellilik, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhepTaşınır/taşınmaz malın satış-devir-kirasını engelleme; kamuya arz edilmiş hizmetten yararlanmayı engelleme; işe almama; olağan ekonomik etkinliği engelleme

Pratik sonuçlar açısından üç nokta öne çıkar. Birincisi, manevi unsur olarak nefret saiki şarttır; genel kast yetmez, fail seçimlik hareketi nefret saikiyle işlemelidir. İkincisi, suç sırf hareket (tehlike) suçudur: engelleme fiilinin gerçekleşmesi yeterlidir, mağdurun zarara uğraması aranmaz; bu nitelik nedeniyle kural olarak teşebbüs uygulanamaz. Üçüncüsü ve somut olayda belirleyici olanı, eylemin gerçekten “engelleyici” bir ağırlığa ulaşması gerektiğidir; soyut beyanlar veya ekonomik etkinliği fiilen engellemeyen paylaşımlar suçu oluşturmaz. Bu karar, ifade özgürlüğü ile ayrımcılık suçu arasındaki sınırı korumak adına, suçun unsurlarının dar ve somut biçimde değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.

Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2021/11263 E. – 2023/19698 K. Sayılı İlamı Tam Metni

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2015/201 E., 2016/192 K.
SUÇ : Nefret ve ayrımcılık
HÜKÜMLER : Mahkûmiyet
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama

Sanıklar hakkında kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteklerinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteklerinin reddini gerektirir sebeplerin bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Mustafakemalpaşa 2. Asliye Ceza Mahkemesi kararı ile sanık … hakkında nefret ve ayrımcılık suçundan; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 122 inci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi, 35 inci maddesinin ikinci fırkası, 62 nci, 50 nci ve 52 nci maddeleri uyarınca neticeten 4.500,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, sanık … hakkında nefret ve ayrımcılık suçundan; 5237 sayılı Kanun’un 122 inci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi, 35 inci maddesinin ikinci fırkası, 50 nci ve 52 nci maddeleri uyarınca neticeten 5.400,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, karar verilmiştir.
2. Tebliğname’de sanıklar hakkında kurulan mahkûmiyet hükümlerinin onanması yönünde görüş bildirilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
1. Sanık …’nin temyiz isteğinin; kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna, şikâyetçi olmayan mağdurun zarara uğramadığına, ülkenin bulunduğu koşullar dikkate alındığında ayrımcılıktan bahsedilemeyeceğine ve re’sen dikkate alınacak nedenlerle kararın bozulmasına yönelik olduğu.
2. Sanık …’nin temyiz isteğinin; kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna, ülkenin bulunduğu koşullar nedeniyle paylaşımda bulunduğuna, amacının mağdurun ticaretini engellemek olmadığına, suçun unsurlarının oluşmadığına, şikâyetten vazgeçme nedeniyle düşme kararı verilmesi gerektiğine ve resen dikkate alınacak nedenlerle kararın bozulmasına yönelik olduğu belirlenmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
Sanıkların … isimli sosyal paylaşım sitesindeki hesaplarından yaptıkları paylaşımlarla, mağdurların siyasi düşünceleri nedeniyle ayrımcılık yaparak ekonomik etkinlikte bulunmalarını engellemeye teşebbüs ettikleri iddia ve kabul olunmuştur.
IV. GEREKÇE
5237 sayılı Kanun’un 122 nci maddesinde, 13 Mart 2014 tarihinde yürürlüğe giren 6529 sayılı Kanun’un 15 inci maddesi ile değişiklik yapılarak, maddenin “Ayrımcılık” olan başlığı “Nefret ve Ayrımcılık” olarak değiştirilmiştir.
6529 sayılı Kanun’un gerekçesinde “Nefret suçlarında hedef mağdurdan öte mağdurun üyesi olduğu sosyal gruptur. Fail için ise ön yargı, açık veya örtülü şekilde suçun işlenme motivasyonunu oluşturmaktadır. Ayrımcılık temelli olması nedeniyle nefret suçu, fail ve mağdur ile birlikte tüm toplumu yakından etkilemektedir. Bu kapsamda Türk Ceza Adalet Sistemine daha uygun olacak şekilde TCK’da, ayrımcılık suçuyla birlikte nefret suçu da düzenlenmektedir.” ifadesi ile 5237 sayılı Kanun’un 122 nci maddesinin, nefret suçunu da düzenlendiği vurgulanmıştır.
Yapılan bu düzenleme karşısında, “nefret suçu, ayrımcılık ve nefret söylemi” kavramlarının bilinmesi zorunlu hale gelmiştir. Ancak, yasa koyucu bu kavramların yasada tanımlanması yoluna gitmemiştir. Bu nedenle öğreti ve uluslararası belgelerde kabul gören nefret ve ayrımcılık suçları ile nefret söylemi tanımlarının benimsenmesi gerekir. Bunların, benzer özellikler içermesine karşı farklı kavramlar olduğu aşağıdaki açıklamalardan anlaşılacaktır.
Nefret suçu:
Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nın (AGİT) tanımına göre; Mağdurun mülkün yada işlenen bir suçun hedefinin, gerçek veya hissedilen ırk, ulusal ya da etnik köken, dil, renk, din, cinsiyet, yaş, zihinsel yada fiziksel engellilik, cinsel yönelim veya diğer benzer faktörlere dayalı olarak benzer özellikler taşıyan bir grupla gerçek ya da öyle algılanan bağı, bağlılığı, aidiyeti, desteği ya da üyeliği nedeniyle seçildiği, kişilere veya mala karşı suçları da kapsayacak şekilde işlenen her türlü suçtur.
Nefret suçunun oluşması için, failin ön yargı saiki ile hareket ederek Ceza Kanunu’nda suç olarak düzenlenen eylemi kişi veya gruba karşı aidiyeti nedeniyle işlenmesi gerekir. (Asuman Aytekin Nefret suçu Kavramı ve Türk Ceza Mevzuatı Açısından Değerlendirilmesi İstanbul 2012 s. 107) Yani nefret suçundan söz edebilmek için öncelikle işlenen fiilin Ceza Kanunu’nda bağımsız bir suç olarak düzenlenmesi gerekir.
5237 sayılı Kanun’da bu anlamda bir nefret suçu düzenlenmemiştir.
Nefret söylemi:
Nefret (latince odium) kelimesi arapça kökenli olup, TDK tanımına göre;
Bir kimsenin kötülüğünü, mutsuzluğunu istemeye yönelik duygu ya da tiksinme, tiksinti (http://www.TDK.gov.tr erişim tarihi 29.05.2023) anlamlarına gelmektedir. Günümüzde nefret söyleminin belirlenmesinde, Avrupa Konseyi Bakanlar Kurulu tarafından 1997 yılında kabul edilen R(97) 20 sayılı tavsiye kararındaki tanım esas alınmaktadır. Avrupa Konseyi Bakanlar Kurulu tarafından kabul edilen bu kararda nefret söylemi; ”Irkçı nefreti, yabancı düşmanlığını, antisemitizm veya hoşgörüsüzlükle ifade edilen saldırgan milliyetçilik, ırkçılık, ayrımcılık, azınlıklara, göçmenlere ve göçmen kökenli insanlara düşmanlık da dahil olmak üzere hoşgörüsüzlüğe dayalı diğer nefret biçimlerini yayan, teşvik eden, savunan ya da haklı gösteren her türlü ifade biçimidir.” biçiminde tanımlanmıştır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında, nefret söylemine ilişkin kesin bir tanım bulunmadığına vurgu yaparak, Erbakan N.-Türkiye davasına ilişkin kararda bu konudaki tutumunun; demokratik toplumlarda tolerans ve insan onurunun gözetilmesi gereğinden yana olduğu ve bu yolda gerekirse nefreti kışkırtan toleranssızlığın her türlü ifade biçiminin yasaklanabileceği yönünde olduğunu ortaya koymuştur (Erbakan N-Türkiye Davası başvuru no 59405/00) Handyside V- Birleşik Krallık kararında ise, ifade özgürlüğünün bir toplumun en temel değerlerinden biri olduğu, ifade özgürlüğü kapsamında yalnızca zararsız görülen bilgi ve fikirlerin değil aynı zamanda gerek devleti gerekse toplumun herhangi bir kesimini rahatsız edebilecek veya şok edebilecek bilgi ve fikirlerin de bulunduğu ve bunların demokratik toplumun gereklerinden olan çoğulculuk hoşgörü ve açık görüşlülüğün bir sonucu olduğunu belirtmiştir. ( Handyside V. Birleşik Krallık başvuru no 5493/72, para. 49) AİHM, Avrupa Konseyi Bakanlar Kurulu tarafından kabul edilen 1997 tarihli ve R(97) 20 sayılı tavsiye kararındaki tanıma Gündüz M. – Türkiye (Başvuru no: 35071/97) davasında atıfta bulunarak tanımı bir ölçüde kabul ettiğini göstermiştir; ancak yine de kendini şekli olarak bu tanımlarla sınırlı kabul etmeyerek her davada olayları tek tek incelemekte ve olayları geliştiği bağlam ve çerçevede değerlendirmektedir.
Ayrımcılık:
Irk, etnik köken, cinsiyet, din gibi bir takım sebeplere dayanarak, kişilere karşı uygun olmayan, farklı davranışlarda bulunulmasıdır. Burada işyerinde ya da malların veya hizmetlerin alımında yapılan ayrımcılık cezalandırılmaktadır. (Asuman Aytekin a.g.e s.107) Fiili suç haline dönüştüren kişilere sahip oldukları aidiyetleri nedeniyle takınılan ön yargılı tutumdur. Ön yargı ise başka şahıs veya gruplara karşı hoşgörüsüz, haksız ve ayrımcı tutumlardır. Burada şahıs ve gruplara aidiyetleri, taşıdıkları karakteristik özellikleri nedeniyle olumsuz davranışta bulunulmaktadır.
T.C. Anayasası 10 uncu maddesinde, “Ayrımcılık yasağı”,
Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesinin 26 ncı maddesinde ise “hukuken ayrımcılığa karşı korunma” düzenlenmiş,
5237 sayılı Kanun’un 3 üncü maddesi ile de, “Kanunun uygulanmasında ayrımcılık” yasaklanmıştır.
5237 sayılı Kanun’un 122 nci maddesinde, “Ayrımcılık” suçu; “(1) Dil, ırk, milliyet, renk, cinsiyet, engellilik, siyasi düşünce, felsefi inanç, din veya mezhep farklılığından kaynaklanan nefret nedeniyle,
a. Bir kişiye kamuya arzedilmiş olan bir taşınır veya taşınmaz malın satılmasını, devrini veya kiraya verilmesini,
b. Bir kişinin kamuya arz edilmiş belli bir hizmetten yararlanmasını,
c. Bir kişinin işe alınmasını,
d. Bir kişinin olağan bir ekonomik etkinlikte bulunmasını, engelleyen kimse, “bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” şeklinde düzenlenmiştir.
Bu suçun maddi unsuru:
Failin 122 nci maddesinde sayılan “engelleme, işe alınmaması veya alınması ile reddetme” hareketleridir. Bu suç, seçimlik ve bağlı hareketli bir suçtur. Hareketlerin gerçekleşmesi ile suç tamamlandığından bu yönüyle sırf hareket suçudur. (Caner Yenidünya TCK’da Ayrımcılık Suçu Çalışma ve Toplum Ekonomi ve Hukuk Dergisi, 2006/4 sayı 11. İstanbul 2006 s. 107)
Suçun Manevi Unsuru:
Bu suç sadece kasıtla işlenebilen bir suçtur. Ancak genel kast yeterli değildir. Ayrıca failin maddede belirtilen seçimlik ve bağlı hareketlerden en az birini nefret saiki ile işlemesi gerekir. 6521 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik ile ayrımcılık niteliğindeki hareketlerin nefret saiki ile işlenmesi manevi unsur olarak eklenmiştir.
5237 sayılı Kanun’un 122 nci maddesinde ırk, devlet, milliyet, renk, cinsiyet, engellilik, siyasi düşünce, felsefi inanç, din veya mezhep farklılığından kaynaklanan nefrete dayalı ayrımcılığı suç saymıştır. Yasa koyucu burada açık bir şekilde on koruma grubu belirlemiş ve bu on koruma gurubuna yönelik seçimlik ve bağlı hareketleri suç olarak düzenlenmiştir. Suç ve Cezada Kanunilik İlkesi gereği bu on koruma grubu dışındaki bir gruba nefret saikiyle de olsa ayrımcılık yapılması durumunda veya bu on koruma grubuna karşı maddede belirtilen dört farklı seçimlik hareket dışında bir eylemle ayrımcılık yapılması halinde de ayrımcılık suçu oluşmayacaktır.
Korunan Hukuki Yarar:
İnsanlar arasında ayrım yapılması engellenerek kişilerin hukuken geçerli hak ve özgürlüklerden keyfi olarak yoksun bırakılmasının engellenmesidir.
5237 sayılı Kanun’un 122 nci maddesinin başlığı “nefret ve ayırımcılık” suçu olarak belirtilmesine karşın Kanun’da yukarıda tanımlanan anlamda bağımsız olarak nefret suçu düzenlenmesi yoluna gidilmeyip, 5237 sayılı Kanun’un 122 nci maddesinde sadece nefret saiki ile işlenen ayırımcılık eylemleri suç olarak düzenlenmiştir.
Somut olay incelendiğinde;
1. Sanıkların işledikleri kabul edilen eylemlerinin mağdurların olağan bir ekonomik etkinlikte bulunmalarını engelleyici boyuta ulaşmadığı, bu nedenle suçun unsurlarının oluşmadığı anlaşıldığından, sanıkların beraati yerine mahkûmiyetlerine karar verilmesi,
2. Kabule göre de;
a. Sırf hareket/tehlike suçu olan nefret ve ayırımcılık suçunun oluşabilmesi için, engelleme hareketinde bir zarar doğurmasının aranmadığı, suçun oluşması için yasa maddesinde yer alan engelleme hareketinin yapılmasının yeterli olduğu, bu hareketin mağdur için somut bir tehlike arz etmesinin önemli olmadığı ve araştırılmasının gerekmediği, sadece hareketin parçalara bölünebildiği durumlarda bu suça teşebbüsün mümkün olabileceği gözetilmeksizin, sanıklar hakkında 5237 sayılı Kanun’un 35 inci maddesinde yer alan suça teşebbüs hükümlerinin tatbiki,
b. Sanık …’nin birden fazla mağdura karşı nefret ve ayrımcılık suçunu işlediğinin kabul edilmesine rağmen, 5237 sayılı Kanun’un 43 üncü maddesinin ikinci fıkrasının uygulanmaması,
Hukuka aykırı bulunmuştur.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Yerel Mahkemenin kararına yönelik sanıkların temyiz istekleri yerinde görüldüğünden HÜKÜMLERİN, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, yeniden hüküm kurulurken 1412 sayılı Kanun’un 326 ncı maddesinin son fıkrasının gözetilmesine,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
12.06.2023 tarihinde karar verildi.

Eylem, Madde 122’de Sayılan Seçimlik Hareketlerden Birine Uymuyorsa Ayrımcılık Suçu Oluşmaz; Beraat Yerindedir

Yargıtay 18. Ceza Dairesi, 2015/26353 E. – 2016/6373 K., 30.03.2016 T.

Kararın Özeti

Kişiler arasında ayrımcılık yapmak (TCK m.122) suçundan yargılanan sanık hakkında yerel mahkeme beraat kararı vermiştir. Yargıtay, kapsamlı bir kavramsal değerlendirme yaptıktan sonra, somut olayda sanığın madde 122’de sayılan tipte bir fiilinin bulunmadığını tespit ederek katılanın temyiz itirazlarını reddetmiş ve beraat hükmünü onamıştır.

Yargıtayın Gerekçesi

Daire, suçun çerçevesini şu esaslara dayandırmıştır: TCK m.122’nin başlığı 6529 sayılı Kanun’la “Nefret ve Ayrımcılık” olarak değiştirilmiş olsa da, kanunda bağımsız bir “nefret suçu” düzenlenmemiş; yalnızca nefret saikiyle işlenen ayrımcılık eylemleri suç sayılmıştır. Madde, sınırlı sayıda on koruma grubu ve bunlara yönelik dört seçimlik hareket öngörür. Suç ve cezada kanunilik ilkesi gereği, bu grupların veya hareketlerin dışındaki bir davranış -nefret saikiyle dahi olsa- ayrımcılık suçunu oluşturmaz. Somut olayda sanığın eylemi, maddede sayılan seçimlik hareketlerden hiçbirine uymadığından suç oluşmamış; beraat kararı isabetli bulunmuştur.

“…sanığın TCK’nın 122. maddesinde sayılan bir fiilinin bulunmadığı anlaşıldığından…”

Değerlendirme

Bu karar, ayrımcılık suçunun tipiklik (kanunilik) bakımından dar yorumlanması gerektiğini, beraatle sonuçlanan somut bir uygulamayla ortaya koyar. Suçun konusu, kanun koyucunun açıkça saydığı çerçeveyle sınırlıdır:

On Koruma GrubuDört Seçimlik Hareket
Dil, ırk, milliyet, renk, cinsiyet, engellilik, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhepTaşınır/taşınmaz malın satış-devir-kirasını engelleme; kamuya arz edilmiş hizmetten yararlanmayı engelleme; işe almama; olağan ekonomik etkinliği engelleme

Karardan çıkan temel ilke şudur: Bir davranışın ahlaken veya toplumsal olarak “ayrımcı” sayılması, onu otomatik olarak cezalandırılabilir kılmaz. TCK m.122’nin uygulanabilmesi için, eylemin bu dört somut hareketten birine birebir uyması ve bir koruma grubuna yönelik nefret saikiyle işlenmesi gerekir. İkisinden biri eksikse suç oluşmaz ve beraat kararı verilir. Bu yaklaşım, ifade ve davranış özgürlüğünü koruyan bir güvence işlevi görür: ceza hukuku, ancak kanunun açıkça tanımladığı sınırlı ayrımcılık biçimlerine müdahale eder. Bu çerçeveye girmeyen davranışlar, başka hukuki yollarla (örneğin idari veya hukuki sorumluluk) ele alınabilirse de, ayrımcılık suçundan mahkûmiyet konusu yapılamaz.

Yargıtay 18. Ceza Dairesi 2015/26353 E. – 2016/6373 K. Sayılı İlamı Tam Metni

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Sulh Ceza Mahkemesi
SUÇ : Kişiler arasında ayrımcılık yapmak
HÜKÜM : Beraat
KARAR
Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü.
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede:
TCK 122. maddesi 6529 sayılı 15. madde ile değiştirilerek maddenin “Ayrımcılık” olan başlığı “Nefret ve Ayrımcılık” olarak değiştirilmiştir.
6529 sayılı Yasanın gerekçesinde “Nefret suçlarında hedef mağdurdan öte mağdurun üyesi olduğu sosyal gruptur. Fail için ise ön yargı, açık veya örtülü şekilde suçun işlenme motivasyonunu oluşturmaktadır. Ayrımcılık temelli olması nedeniyle nefret suçu, fail ve mağdur ile birlikte tüm toplumu yakından etkilemektedir. Bu kapsamda Türk Ceza Adalet Sistemine daha uygun olacak şekilde TCK’da, ayrımcılık suçuyla birlikte nefret suçu da düzenlenmektedir.” ifadesi ile TCK 122. maddesinin, nefret suçunu da düzenlendiği vurgulanmıştır.
TCK’da yapılan bu düzenleme karşısında, “nefret suçu, ayrımcılık ve nefret söylemi” kavramlarının bilinmesi zorunlu hale gelmiştir. Ancak, yasa koyucu bu kavramların yasada tanımlanması yoluna gitmemiştir. Bu nedenle öğreti ve uluslararası belgelerde kabul gören nefret ve ayrımcılık suçları ile nefret söylemi tanımlarının benimsenmesi gerekir. Bunların, benzer özellikler içermesine karşı farklı kavramlar olduğu aşağıdaki açıklamalardan anlaşılacaktır.
Nefret suçu:
Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nın (AGİT) tanımına göre; Mağdurun mülkün yada işlenen bir suçun hedefinin, gerçek veya hissedilen ırk, ulusal ya da etnik köken, dil, renk, din, cinsiyet, yaş, zihinsel yada fiziksel engellilik, cinsel yönelim veya diğer benzer faktörlere dayalı olarak benzer özellikler taşıyan bir grupla gerçek ya da öyle algılanan bağı, bağlılığı, aidiyeti, desteği ya da üyeliği nedeniyle seçildiği, kişilere veya mala karşı suçları da kapsayacak şekilde işlenen her türlü suçtur.
Nefret suçunun oluşması için, failin ön yargı saiki ile hareket ederek Ceza Kanununda suç olarak düzenlenen eylemi kişi veya gruba karşı aidiyeti nedeniyle işlenmesi gerekir. (Asuman A. Nefret suçu Kavramı ve Türk Ceza Mevzuatı Açısından Değerlendirilmesi İstanbul 2012 s. 107) Yani nefret suçundan söz edebilmek için öncelikle işlenen fiilin Ceza Kanununda bağımsız bir suç olarak düzenlenmesi gerekir.
TCK’da bu anlamda bir nefret suçu düzenlenmemiştir.
Nefret söylemi:
Nefret (latince odium) kelimesi arapça kökenli olup, TDK tanımına göre;
Bir kimsenin kötülüğünü, mutsuzluğunu istemeye yönelik duygu ya da tiksinme, tiksinti (http://www.TDK.gov.tr Erişim tarihi 30.03.2016) anlamlarına gelmektedir. Günümüzde nefret söyleminin belirlenmesinde, Avrupa Konseyi Bakanlar Kurulu tarafından 1997 yılında kabul edilen R(97) 20 sayılı tavsiye kararındaki tanım esas alınmaktadır. Avrupa Konseyi Bakanlar Kurulu tarafından kabul edilen bu kararda nefret söylemi; ”Irkçı nefreti, yabancı düşmanlığını, antisemitizm veya hoşgörüsüzlükle ifade edilen saldırgan milliyetçilik, ırkçılık, ayrımcılık, azınlıklara, göçmenlere ve göçmen kökenli insanlara düşmanlık da dahil olmak üzere hoşgörüsüzlüğe dayalı diğer nefret biçimlerini yayan, teşvik eden, savunan ya da haklı gösteren her türlü ifade biçimidir.” biçiminde tanımlanmıştır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında, nefret söylemine ilişkin kesin bir tanım bulunmadığına vurgu yaparak, Erbakan N.-Türkiye davasına ilişkin kararda bu konudaki tutumunun; demokratik toplumlarda tolerans ve insan onurunun gözetilmesi gereğinden yana olduğu ve bu yolda gerekirse nefreti kışkırtan toleranssızlığın her türlü ifade biçiminin yasaklanabileceği yönünde olduğunu ortaya koymuştur (Erbakan N-Türkiye Davası başvuru no 59405/00) Handyside V- Birleşik Krallık kararında ise, ifade özgürlüğünün bir toplumun en temel değerlerinden biri olduğu, ifade özgürlüğü kapsamında yalnızca zararsız görülen bilgi ve fikirlerin değil aynı zamanda gerek devleti gerekse toplumun herhangi bir kesimini rahatsız edebilecek veya şok edebilecek bilgi ve fikirlerin de bulunduğu ve bunların demokratik toplumun gereklerinden olan çoğulculuk hoşgörü ve açık görüşlülüğün bir sonucu olduğunu belirtmiştir. ( Handyside V. Birleşik Krallık başvuru no 5493/72, para. 49) AİHM, Avrupa Konseyi Bakanlar Kurulu tarafından kabul edilen 1997 tarihli ve R(97) 20 sayılı tavsiye kararındaki tanıma Gündüz M. – Türkiye (Başvuru no: 35071/97) davasında atıfta bulunarak tanımı bir ölçüde kabul ettiğini göstermiştir; ancak yine de kendini şekli olarak bu tanımlarla sınırlı kabul etmeyerek her davada olayları tek tek incelemekte ve olayları geliştiği bağlam ve çerçevede değerlendirmektedir.
Ayrımcılık:
Irk, etnik köken, cinsiyet, din gibi bir takım sebeplere dayanarak, kişilere karşı uygun olmayan, farklı davranışlarda bulunulmasıdır. Burada işyerinde ya da malların veya hizmetlerin alımında yapılan ayrımcılık cezalandırılmaktadır. (Asuman Aytekin a.g.e s.107) Fiili suç haline dönüştüren kişilere sahip oldukları aidiyetleri nedeniyle takınılan ön yargılı tutumdur. Ön yargı ise başka şahıs veya gruplara karşı hoşgörüsüz, haksız ve ayrımcı tutumlardır. Burada şahıs ve gruplara aidiyetleri, taşıdıkları karakteristik özellikleri nedeniyle olumsuz davranışta bulunulmaktadır.
T.C. Anayasası 10. maddesinde, “ayrımcılık yasağı”,
Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesinin 26. maddesinde ise “hukuken ayrımcılığa karşı korunma” düzenlenmiş,
TCK’nın 3. maddesi ile de, “Kanunun uygulanmasında ayrımcılık” yasaklanmıştır.
TCK’nın 122. maddesinde, “Ayrımcılık” suçu; “(1) Dil, ırk, milliyet, renk, cinsiyet, engellilik, siyasi düşünce, felsefi inanç, din veya mezhep farklılığından kaynaklanan nefret nedeniyle,
a- Bir kişiye kamuya arzedilmiş olan bir taşınır veya taşınmaz malın satılmasını, devrini veya kiraya verilmesini,
b- Bir kişinin kamuya arz edilmiş belli bir hizmetten yararlanmasını,
c- Bir kişinin işe alınmasını,
d- Bir kişinin olağan bir ekonomik etkinlikte bulunmasını, engelleyen kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” şeklinde düzenlenmiştir.
Bu suçun maddi unsuru:
Failin 122. maddesinde sayılan “engelleme, işe alınmaması veya alınması ile reddetme” hareketleridir. Bu suç, seçimlik ve bağlı hareketli bir suçtur. Hareketlerin gerçekleşmesi ile suç tamamlandığından bu yönüyle sırf hareket suçudur. (… Ayrımcılık Suçu Çalışma ve … Dergisi, 2006/4 sayı 11. İstanbul 2006 s. 107)
Suçun Manevi Unsuru:
Bu suç sadece kasıtla işlenebilen bir suçtur. Ancak genel kast yeterli değildir. Ayrıca failin maddede belirtilen seçimlik ve bağlı hareketlerden en az birini nefret saiki ile işlemesi gerekir. 6521 sayılı Yasa ile yapılan değişiklik ile ayrımcılık niteliğindeki hareketlerin nefret saiki ile işlenmesi manevi unsur olarak eklenmiştir.
TCK 122. maddesinde ırk, devlet, milliyet, renk, cinsiyet, engellilik, siyasi düşünce, felsefi inanç, din veya mezhep farklılığından kaynaklanan nefrete dayalı ayrımcılığı suç saymıştır. Yasa koyucu burada açık bir şekilde on koruma grubu belirlemiş ve bu on koruma gurubuna yönelik seçimlik ve bağlı hareketleri suç olarak düzenlenmiştir. Suç ve Cezada Kanunilik İlkesi gereği bu on koruma grubu dışındaki bir gruba nefret saikiyle de olsa ayrımcılık yapılması durumunda veya bu on koruma grubuna karşı maddede belirtilen dört farklı seçimlik hareket dışında bir eylemle ayrımcılık yapılması halinde de ayrımcılık suçu oluşmayacaktır.
Korunan Hukuki Yarar:
İnsanlar arasında ayrım yapılması engellenerek kişilerin hukuken geçerli hak ve özgürlüklerden keyfi olarak yoksun bırakılmasının engellenmesidir.
TCK’nın 122. maddesinin başlığı “nefret ve ayırımcılık” suçu olarak belirtilmesine karşın TCK da, yukarıda tanımlanan anlamda bağımsız olarak nefret suçu düzenlenmesi yoluna gidilmemiştir. TCK’nın 122. maddesinin sadece nefret saiki ile işlenen ayırımcılık eylemlerini suç olarak düzenlediğini görmekteyiz
Somut olay incelendiğinde, sanığın TCK’nın 122. maddesinde sayılan bir fiilinin bulunmadığı anlaşıldığından, eyleme ve yükletilen suça yönelik katılan … temyiz iddiaları yerinde görülmediğinden tebliğnameye uygun olarak, TEMYİZ DAVASININ ESASTAN REDDİYLE HÜKMÜN ONANMASINA, 30/03/2016 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Nefret ve Ayırımcılık Suçu Değerlendirme

Görüldüğü üzere nefret ve ayırımcılık suçu (TCK 122), özellikle “nefret saiki” şartı, sınırlı sayıda sayılan seçimlik hareketler ve nefret söyleminden farkı bakımından teknik bir alandır. Bir eylemin gerçekten nefret saikiyle işlenip işlenmediği ve maddede sayılan fiillerden birini oluşturup oluşturmadığı, davanın sonucunu belirleyebilir.

İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.

Av. Sinan Karabacak – Cep Tel: +90 535 671 88 95

Benzer Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir