|

Akıl Hastası Üzerindeki Bakım ve Gözetim Yükümlülüğünün İhlali Suçu (TCK-175)

Akıl hastası üzerindeki bakım ve gözetim yükümlülüğünün ihlali

Akıl hastası üzerindeki bakım ve gözetim yükümlülüğünün ihlali, Türk Ceza Kanunu’nun 175. maddesinde düzenlenen ve akıl hastasını gözetmekle yükümlü kişinin bu yükümlülüğü, başkalarının güvenliğini tehlikeye düşürecek şekilde ihmal etmesini cezalandıran bir genel tehlike suçudur. Bu suçun en dikkat çekici yönü, korumanın doğrudan akıl hastasına değil, akıl hastasının kontrolsüz kalması halinde tehlikeye girebilecek üçüncü kişilere yönelik olmasıdır. Bu yazıda akıl hastası üzerindeki bakım ve gözetim yükümlülüğünün ihlali suçunun ihmali yapısını, yükümlülüğün kaynağını, unsurlarını, akıl hastasının kendi ceza sorumluluğuyla ilişkisini, cezasını ve yargılama usulünü ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.

Bu yazı, Genel Tehlike Yaratan Suçlar (TCK 170-180) başlıklı genel rehberimizin bir parçasıdır. Bölümdeki diğer suç tiplerine de bu rehber üzerinden ulaşabilirsiniz.

Akıl Hastası Üzerindeki Bakım ve Gözetim Yükümlülüğünün İhlali Nedir?

Bu suç, TCK’nın “Genel Tehlike Yaratan Suçlar” bölümünde yer alır. Maddeye göre; akıl hastası üzerindeki bakım ve gözetim yükümlülüğünü, başkalarının hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından tehlikeli olabilecek şekilde ihmal eden kişi, altı aya kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır. Suçun temelinde, akıl hastasını gözetmekle görevli kişinin, bu görevini yerine getirmemesi ve bunun sonucunda üçüncü kişiler bakımından somut bir tehlike doğması vardır.

Toplumsal yaşamda, akıl sağlığı yerinde olmayan ve davranışlarını yönlendirme yeteneği bulunmayan kişiler, kimi durumlarda çevrelerindeki insanlar için istem dışı bir tehlike kaynağı oluşturabilir. Kanun koyucu, bu durumu tümüyle akıl hastasının sorumluluğuna bırakmak yerine, onu gözetmekle yükümlü kişilere bir sorumluluk yüklemiştir. Böylece, gözetim yükümlülüğünün ihmal edilmesiyle ortaya çıkabilecek tehlikelerin önlenmesi amaçlanır. Bu yönüyle madde, hem toplumu koruyan hem de bakım yükümlüsüne belirli bir özen borcu getiren bir düzenlemedir.

Bu düzenleme, ceza hukukunun yalnızca aktif zarar verici davranışları değil, belirli koşullarda kişilerin üzerine düşen koruma görevini yerine getirmemesini de yaptırım altına aldığını gösterir. Toplumsal yaşamda bazı kişiler, konumları gereği başkalarını belirli tehlikelerden koruma sorumluluğunu üstlenmişlerdir. Akıl hastasının gözetimini üstlenen kişi de bu tür bir sorumluluk taşır. Kanun koyucu, bu sorumluluğun ihmal edilmesinin ciddi sonuçlar doğurabileceğini gözeterek, gözetim yükümlülüğünün ağır biçimde ihmalini bağımsız bir suç olarak düzenlemeyi tercih etmiştir. Böylece hem akıl hastasının içinde bulunduğu özel durum korunmuş hem de çevredeki insanların güvenliği güvence altına alınmış olur.

Akıl Hastası Üzerindeki Bakım ve Gözetim Yükümlülüğünün İhlali Suçu ile Korunan Hukuki Değer: Kimi Korur?

Bu maddeyle korunan hukuki değerin doğru anlaşılması, suçun kavranması açısından belirleyicidir. Yaygın bir yanılgının aksine, madde akıl hastasının kendisini değil, akıl hastasının kontrolsüz kalması durumunda tehlikeye girebilecek üçüncü kişileri ve dolayısıyla toplumun genel güvenliğini korur. Nitekim maddede açıkça, gözetim yükümlülüğünün “başkalarının hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından tehlikeli olabilecek şekilde” ihmal edilmesinden söz edilmektedir.

Bu ayrım pratikte önemlidir. Akıl hastasının kendi sağlığının veya güvenliğinin ihmal edilmesi, koşullarına göre başka hükümlerin (örneğin ihmal suretiyle işlenen suçlar veya ilgili koruma düzenlemeleri) konusu olabilir; ancak TCK 175’in koruma alanı, akıl hastasının çevresindeki insanların güvenliğidir. Dolayısıyla suçun oluşması için, ihmalin akıl hastasının kendisine değil, başkalarına yönelik bir tehlike doğurmuş olması gerekir. Bu tehlike, akıl hastasının gözetimsiz kalması sonucu başkalarına zarar verebilecek bir duruma gelmesiyle ortaya çıkar.

Korunan değerin bu şekilde belirlenmesi, suçun sistematik yerini de açıklar. Madde, kişilere karşı işlenen suçlar arasında değil, genel tehlike yaratan suçlar arasında düzenlenmiştir. Bunun nedeni, korumanın belirli bir kişiye değil, akıl hastasının çevresindeki belirsiz sayıda insana, yani topluma yönelik olmasıdır. Böylece madde, bireysel bir mağdurun değil, kamunun güvenliğini esas alır. Bu da suçun, şikâyete bağlı olmaması ve savcılık tarafından re’sen soruşturulması gibi sonuçlarını beraberinde getirir.

Akıl Hastası Üzerindeki Bakım ve Gözetim Yükümlülüğünün İhlali Suçunun İhmali Bir Suç Olması ve Garantör Konumu

Akıl hastası üzerindeki bakım ve gözetim yükümlülüğünün ihlali, ihmali davranışla işlenen bir suçtur. İhmali suçlar, failin belirli bir hareketi yapmakla yükümlü olmasına rağmen bu hareketi yapmaması sonucu ortaya çıkan suçlardır. Burada suçu oluşturan, aktif bir davranış değil; yerine getirilmesi gereken bir yükümlülüğün yerine getirilmemesidir. Bu nedenle suç, ancak gözetim yükümlülüğü bulunan kişiler tarafından işlenebilir.

İhmali suçlarda failin sorumlu tutulabilmesi için, onun sonucu önlemekle yükümlü, yani “garantör” konumunda bulunması gerekir. Garantör, belirli bir kişiyi veya menfaati koruma ya da belirli bir tehlike kaynağını denetleme görevini üstlenmiş kişidir. TCK 175 bakımından garantör, akıl hastasını gözetmekle yükümlü olan kişidir; onun bu görevi ihmal etmesi, akıl hastasının bir tehlike kaynağına dönüşmesine ve üçüncü kişilerin tehlikeye girmesine yol açabilir. Bu yönüyle suç, garantörün gözetim ve denetim yükümlülüğünün ihlaline dayanır.

İhmali suçun bu yapısı, sorumluluğun sınırlarının dikkatle çizilmesini gerektirir. Bir kişinin ihmalinden sorumlu tutulabilmesi için, öncelikle onun gerçekten bir yükümlülük altında olması, bu yükümlülüğün gereğini yerine getirmemiş olması ve bu ihmalin somut bir tehlikeye yol açmış olması aranır. Yükümlülük altında olmayan bir kişinin, yalnızca olaya tanık olması ya da müdahale edebilecek durumda bulunması, tek başına onu bu suçun faili yapmaz. Dolayısıyla ihmali suçlarda en kritik aşama, failin garantör konumunda bulunup bulunmadığının ve yükümlülüğünün kapsamının doğru belirlenmesidir.

Akıl Hastası Üzerindeki Bakım ve Gözetim Yükümlülüğünün İhlali Yükümlülüğünün Kaynağı

Suçun oluşabilmesi için, failin akıl hastası üzerinde gerçek bir bakım ve gözetim yükümlülüğü bulunması gerekir. Bu yükümlülük çeşitli kaynaklardan doğabilir:

  • Aile ve yakınlık ilişkisi: Akıl hastasıyla birlikte yaşayan veya onun bakımını fiilen üstlenmiş yakınları bakımından bu yükümlülük söz konusu olabilir.
  • Vasilik veya yasal temsil: Kısıtlanmış bir akıl hastasının vasisi, onun gözetiminden yasal olarak sorumlu olabilir.
  • Bakım ve tedavi kurumu ilişkisi: Akıl hastasının bakımını üstlenen sağlık veya bakım kuruluşları ile buralarda görevli personel bakımından da bu yükümlülük gündeme gelebilir.
  • Sözleşme veya fiilî üstlenme: Akıl hastasının bakımını belirli bir düzenleme çerçevesinde fiilen üstlenen kişiler bakımından da yükümlülük doğabilir.

Yükümlülüğün kaynağının ve kapsamının doğru belirlenmesi, suçun failinin kim olduğunu saptamak açısından kritik önemdedir. Zira gözetim yükümlülüğü bulunmayan bir kişinin, yalnızca akıl hastasına yakın olması nedeniyle bu suçtan sorumlu tutulması mümkün değildir. Somut olayda kimin, hangi temelde ve ne ölçüde gözetim yükümlülüğü altında olduğu ayrıntılı olarak değerlendirilir.

Yükümlülüğün kapsamı da en az kaynağı kadar önemlidir. Gözetim yükümlülüğü bulunan bir kişiden beklenen özen, sınırsız değildir; kendisinden makul olarak beklenebilecek ölçüde bir denetim ve önlem alma sorumluluğunu ifade eder. Örneğin bir bakım kurumunda görevli personelden beklenen gözetim ile aile içinde bakımı üstlenmiş bir kişiden beklenen gözetim, koşullara göre farklılık gösterebilir. Bu nedenle her olayda, failin somut durumda hangi ölçüde bir gözetim yükümlülüğü altında olduğu ve bu yükümlülüğün gereğini yerine getirip getirmediği ayrı ayrı değerlendirilir. Yükümlülüğün sınırlarının doğru çizilmesi, hem sorumluluğun tespiti hem de savunma açısından belirleyici olur.

“Akıl Hastası” Kavramı

Maddenin uygulanabilmesi için, gözetim altındaki kişinin gerçekten akıl hastası olması gerekir. Ceza hukuku bakımından akıl hastalığı, kişinin işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğini etkileyen bir durumu ifade eder. Bu kavram, tıbbi bir değerlendirmeyle yakından ilişkilidir; kişinin akıl hastası olup olmadığı ve hastalığının niteliği, çoğu zaman sağlık raporları ve uzman görüşleriyle ortaya konur.

Akıl hastalığının varlığı ve derecesi, hem bu suçun oluşup oluşmadığı hem de akıl hastasının kendi fiillerinden sorumlu tutulup tutulamayacağı bakımından önem taşır. Bu iki mesele birbirinden farklıdır: TCK 175, akıl hastasının değil, onu gözetmekle yükümlü kişinin sorumluluğunu düzenler. Akıl hastasının kendi fiillerinden sorumluluğu ise ayrı bir konu olup, kusur yeteneğine ilişkin kurallar çerçevesinde değerlendirilir.

Uygulamada, gözetim altındaki kişinin akıl hastası olup olmadığı ve hastalığının niteliği çoğu zaman sağlık kurulu raporları ve uzman değerlendirmeleriyle belirlenir. Bu belirleme, suçun oluşup oluşmadığı bakımından ön koşul niteliğindedir; çünkü madde yalnızca “akıl hastası” üzerindeki gözetim yükümlülüğünü konu alır. Gözetim altındaki kişinin akıl hastası sayılamayacağı hallerde, bu madde uygulama alanı bulmaz; ancak koşullarına göre başka hükümlerin gündeme gelmesi mümkün olabilir. Bu nedenle akıl hastalığına ilişkin tıbbi değerlendirme, dosyanın en temel unsurlarından biridir.

Akıl Hastası Üzerindeki Bakım ve Gözetim Yükümlülüğünün İhlali Suçunun Maddi Unsurları

Fail: Suçun faili, ancak akıl hastası üzerinde bakım ve gözetim yükümlülüğü bulunan kişi olabilir. Bu yönüyle suç, herkes tarafından değil, yalnızca belirli bir yükümlülük altındaki kişilerce işlenebilen özgü (mahsus) bir suç niteliği taşır.

Mağdur: Suçun mağduru, gözetim yükümlülüğünün ihmali sonucu tehlikeye giren belirsiz sayıda üçüncü kişi, yani toplumdur.

Fiil: Suçun maddi unsuru, bakım ve gözetim yükümlülüğünün başkalarının hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından tehlikeli olabilecek şekilde ihmal edilmesidir. Yükümlülüğün her ihmali değil, yalnızca başkaları için somut bir tehlike doğuran ihmal bu suçu oluşturur. Örneğin gözetimi gereken bir akıl hastasının, tehlikeli davranışlarda bulunabileceği bilinmesine rağmen denetimsiz bırakılması ve bunun sonucunda çevredekiler için bir tehlike doğması, bu kapsamda değerlendirilebilir. İhmal ile ortaya çıkan tehlike arasında bir nedensellik bağının bulunması da gerekir.

Buradaki nedensellik değerlendirmesi, ihmali suçlara özgü bir mantık taşır. İhmali suçlarda fail, aktif bir hareketle değil, yapması gerekeni yapmayarak sonuca yol açar. Bu nedenle sorulan soru, failin gerekli gözetimi gösterseydi tehlikenin önlenip önlenemeyeceğidir. Eğer gözetim yükümlülüğünün yerine getirilmesi halinde tehlikenin gerçekleşmeyeceği kabul ediliyorsa, ihmal ile tehlike arasında bağ kurulur. Buna karşılık, tüm gözetim yükümlülükleri yerine getirilmiş olsa dahi tehlikenin yine de doğacağı bir durumda, failin ihmalinin bu tehlikeye neden olduğu söylenemez. Bu değerlendirme, somut olayın koşullarına göre dikkatle yapılır. Akıl hastası üzerindeki bakım ve gözetim yükümlülüğünün ihlali gibi, gözetim yükümlülüğünün kapsamının titizlikle değerlendirilmesini gerektiren bir suç isnadıyla karşılaşmanız halinde, alanında deneyimli bir İstanbul’da müdafilik hizmeti almanız faydalı olacaktır.

Akıl Hastası Üzerindeki Bakım ve Gözetim Yükümlülüğünün İhlali Suçunda Manevi Unsur

Suçun manevi unsuru kasttır. Failin, akıl hastası üzerindeki gözetim yükümlülüğünü bildiği halde, bu yükümlülüğü ihmal ettiğinin ve bunun başkaları için tehlike doğurabileceğinin bilincinde olması gerekir. Burada da olası kast söz konusu olabilir; fail, gözetimi ihmal etmesi halinde başkalarının tehlikeye girebileceğini öngörüp bu neticeyi göze almışsa kastla hareket etmiş sayılır.

Failin gerçekten kusurlu olup olmadığı değerlendirilirken, somut koşullarda kendisinden beklenebilecek gözetimin sınırları da göz önünde tutulur. Örneğin failin, akıl hastasının tehlike yaratabileceğini bilmesi ya da bilebilecek durumda olması, kastın belirlenmesinde önem taşır. Buna karşılık öngörülmesi mümkün olmayan, tümüyle beklenmedik bir davranış söz konusuysa, failin sorumluluğu bu açıdan ayrıca tartışılır.

Manevi unsurun bu şekilde belirlenmesi, suçun kasten işlenen bir tehlike suçu olmasının doğal sonucudur. Fail, gözetim yükümlülüğünü ve bu yükümlülüğü ihmal etmenin başkaları için doğurabileceği tehlikeyi bilerek hareket etmelidir. Failin, akıl hastasının daha önceki davranışları veya durumu nedeniyle tehlike yaratabileceğini bilmesi ya da bilebilecek durumda olması, kastın değerlendirilmesinde önemli bir gösterge oluşturur. Bu değerlendirmede, olayın tüm koşulları ve failin akıl hastasıyla ilişkisinin niteliği birlikte göz önünde tutulur. Kastın bulunmadığı, yalnızca basit bir dikkatsizliğin söz konusu olduğu hallerde ise bu suçun oluşup oluşmayacağı ayrıca tartışma konusu olabilir.

Akıl Hastasının Kendi Ceza Sorumluluğu ile İlişkisi

TCK 175’i doğru anlamak için, akıl hastasının kendi ceza sorumluluğuna ilişkin kuralları da hatırlamak gerekir. Ceza hukukunda, işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli ölçüde azalmış olan akıl hastaları bakımından kusur yeteneği kural olarak bulunmaz; bu kişiler hakkında ceza yerine güvenlik tedbirlerine hükmedilebilir. Bu konudaki genel esaslar için kusur yeteneğini etkileyen haller yazımıza bakabilirsiniz.

İşte tam da bu noktada TCK 175’in işlevi ortaya çıkar. Akıl hastası, kusur yeteneği bulunmadığı için kendi davranışlarından cezai olarak sorumlu tutulamayabilir; ancak bu durum, onun çevresindekiler için oluşturabileceği tehlikenin görmezden gelinebileceği anlamına gelmez. Kanun koyucu, bu boşluğu, akıl hastasını gözetmekle yükümlü kişilere sorumluluk yükleyerek doldurmuştur. Böylece koruma, akıl hastasının cezalandırılması yoluyla değil, onu gözetmekle yükümlü kişinin özen borcu aracılığıyla sağlanır.

Akıl Hastası Üzerindeki Bakım ve Gözetim Yükümlülüğünün İhlali Suçunun Özel Görünüş Biçimleri

Teşebbüs: İhmali suçlarda teşebbüsün sınırları, hareketli suçlara göre farklı değerlendirilir. Bu suç, gözetim yükümlülüğünün ihmali sonucu somut bir tehlikenin doğmasıyla tamamlandığından, teşebbüsün uygulama alanı sınırlıdır. Teşebbüsün genel kuralları için suça teşebbüs konusuna bakabilirsiniz.

İştirak: Gözetim yükümlülüğü birden fazla kişiye ait olabilir; bu durumda her bir yükümlünün sorumluluğu kendi yükümlülüğü çerçevesinde ayrıca değerlendirilir. Katılma biçimleri için suça iştirak (şeriklik) yazımıza bakabilirsiniz.

İçtima: Gözetim yükümlülüğünün ihmali sonucu yalnızca bir tehlike değil, üçüncü bir kişinin fiilen yaralanması veya ölmesi gibi somut bir zarar da doğmuşsa, suçların içtimaı kurallarına göre garantörün sorumluluğu ayrıca değerlendirilebilir. Bu durumda ihmal suretiyle işlenen suçlara ilişkin genel kurallar da gündeme gelebilir.

Akıl Hastası Üzerindeki Bakım ve Gözetim Yükümlülüğünün İhlali Suçunun Diğer Suçlarla İlişkisi

TCK 175, akıl hastasının gözetimsiz kalması sonucu ortaya çıkabilecek daha ağır sonuçlar bakımından bir ön koruma sağlar. Eğer gözetim yükümlülüğünün ihmali sonucunda akıl hastası, üçüncü bir kişinin yaralanmasına veya ölümüne yol açacak bir davranışta bulunmuşsa, garantör konumundaki kişinin ihmal suretiyle işlenen kasten veya taksirle öldürme ya da yaralama suçlarından sorumluluğu gündeme gelebilir. Bu değerlendirme, garantörün öngörüsüne, ihmalinin ağırlığına ve nedensellik bağına göre yapılır.

Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta, akıl hastasının fiiliyle garantörün sorumluluğunun birbirinden ayrı değerlendirilmesidir. Akıl hastası, kusur yeteneği bulunmadığı için kendi fiilinden cezai olarak sorumlu tutulamasa bile, onu gözetmekle yükümlü kişinin ihmali ayrıca değerlendirilir. Yani garantörün sorumluluğu, akıl hastasının cezalandırılıp cezalandırılamamasından bağımsızdır. Bu ayrım, TCK 175’in kendine özgü yapısını bir kez daha ortaya koyar: koruma, tehlike kaynağı konumundaki kişinin değil, onu denetlemekle yükümlü olan kişinin sorumluluğu üzerinden sağlanır.

TCK 175, bu daha ağır sonuçlardan bağımsız olarak, henüz bir zarar doğmadan yalnızca tehlikenin ortaya çıkmasını cezalandırır. Bu yönüyle madde, genel tehlike yaratan suçların önleyici karakterini yansıtır. Somut olayda tehlikenin mi yoksa gerçekleşmiş bir zararın mı söz konusu olduğu, uygulanacak hükümleri belirler.

Bu suçun, akıl hastalığına ilişkin diğer hukuki kurumlarla da dolaylı ilişkisi bulunur. Örneğin akıl hastalarının tedavi ve gözetim altına alınmasına ilişkin düzenlemeler, gözetim yükümlülüğünün nasıl yerine getirilmesi gerektiği konusunda bir çerçeve sunar. Gözetim yükümlüsünün bu düzenlemelere uygun davranıp davranmadığı, ihmalin bulunup bulunmadığının değerlendirilmesinde göz önünde tutulabilir. Bu yönüyle TCK 175, yalnızca ceza hukukunu değil, akıl hastalarının bakımına ilişkin daha geniş bir hukuki çerçeveyi de ilgilendirir. Somut olayda bu çerçevenin bütünsel olarak değerlendirilmesi, sorumluluğun doğru belirlenmesi açısından önemlidir.

Akıl Hastası Üzerindeki Bakım ve Gözetim Yükümlülüğünün İhlali Suçunda Yaptırım, Soruşturma ve Kovuşturma

Suçun cezası, altı aya kadar hapis veya adli para cezasıdır. Kanunun cezayı seçimlik olarak (hapis veya adli para) öngörmesi ve üst sınırı düşük tutması, bu suçun genel tehlike yaratan suçlar arasında görece hafif bir yaptırıma bağlandığını gösterir. Hükmedilen kısa süreli hapis cezasının, koşulların bulunması halinde adli para cezasına çevrilmesi ya da hükmün açıklanmasının geri bırakılması gibi kurumların uygulanması gündeme gelebilir.

Suç şikâyete bağlı değildir; savcılık öğrenir öğrenmez re’sen soruşturma yürütür. Görevli mahkeme kural olarak asliye ceza mahkemesidir. Suçun kanuni metni için mevzuat.gov.tr üzerindeki Türk Ceza Kanunu metnine başvurabilirsiniz. Bu tür dosyalarda gözetim yükümlülüğünün gerçekten bulunup bulunmadığı, ihmalin somut bir tehlike doğurup doğurmadığı ve failin kastı gibi hususların doğru değerlendirilmesi, sonucu doğrudan etkiler.

Soruşturma aşamasında, gözetim altındaki kişinin akıl hastası olup olmadığı, failin bu kişi üzerinde bir yükümlülüğünün bulunup bulunmadığı ve ihmalin başkaları için somut bir tehlike doğurup doğurmadığı araştırılır. Bu kapsamda sağlık raporları, tanık beyanları ve olayın gelişimine ilişkin deliller toplanır. Failin, gözetim yükümlülüğünün gereğini yerine getirdiğine ya da ortaya çıkan durumun öngörülemez olduğuna ilişkin savunmaları da bu aşamada önem kazanır. Toplanan delillere göre savcılık, kovuşturmaya yer olmadığına karar verebilir veya iddianame düzenleyerek dava açabilir; kovuşturma aşamasında ise mahkeme, suçun tüm unsurlarının birlikte gerçekleşip gerçekleşmediğini değerlendirir.

Böyle bir isnatla karşılaşmanız halinde, gözetim yükümlülüğünün kapsamına ve ihmalin niteliğine ilişkin savunmanın doğru kurulması için dosyanızı bir ceza avukatıyla birlikte değerlendirmeniz önemlidir.

Sıkça Sorulan Sorular

Akıl hastası üzerindeki gözetim yükümlülüğünün ihlali suçunun cezası nedir?

Bu suçun cezası, TCK 175 uyarınca altı aya kadar hapis veya adli para cezasıdır. Ceza seçimlik olarak öngörülmüştür; koşulların bulunması halinde kısa süreli hapis cezası adli para cezasına çevrilebilir ya da hükmün açıklanmasının geri bırakılması gündeme gelebilir.

Bu suç akıl hastasını mı yoksa başkalarını mı korur?

Madde, akıl hastasının kendisini değil, akıl hastasının gözetimsiz kalması halinde tehlikeye girebilecek üçüncü kişileri ve toplumun genel güvenliğini korur. Nitekim maddede, gözetim yükümlülüğünün başkalarının hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından tehlikeli olabilecek şekilde ihmal edilmesinden söz edilir.

Bu suçu kimler işleyebilir?

Suç, ancak akıl hastası üzerinde bakım ve gözetim yükümlülüğü bulunan kişiler tarafından işlenebilen özgü bir suçtur. Bu yükümlülük; aile ve yakınlık ilişkisi, vasilik, bakım ve tedavi kurumu ilişkisi ya da fiilî üstlenme gibi kaynaklardan doğabilir. Gözetim yükümlülüğü bulunmayan kişiler bu suçun faili olamaz.

Akıl hastası üçüncü bir kişiye zarar verirse ne olur?

Gözetim yükümlülüğünün ihmali sonucu üçüncü bir kişi fiilen yaralanır veya ölürse, garantör konumundaki kişinin ihmal suretiyle işlenen öldürme veya yaralama suçlarından sorumluluğu ayrıca gündeme gelebilir. Bu değerlendirme, ihmalin ağırlığına ve nedensellik bağına göre yapılır.

İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak, ceza hukuku alanında dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.

Av. Sinan Karabacak – Cep Tel: +90 535 671 88 95

Benzer Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir