İçindekiler
Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçu, Türk Ceza Kanunu’nun 206. maddesinde düzenlenen ve kamu güvenine karşı suçlar arasında yer alan bir suç tipidir. Bu suçta kişi, sahte bir belgeyi bizzat düzenlemez; bunun yerine resmi belge düzenlemeye yetkili bir kamu görevlisine gerçeğe aykırı beyanda bulunarak, onun gerçek fakat içeriği yanlış bir belge düzenlemesine yol açar. Bu incelik, suçu resmi belgede sahtecilikten ayıran temel noktadır. Bu yazıda resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunun unsurlarını, cezasını, TCK‘daki diğer belge suçlarından farkını ve uygulamada sık karşılaşılan durumları açıklıyoruz.
Konunun diğer belge suçlarıyla bütünü için kamu güvenine karşı suçlar başlıklı genel rehberimizi de inceleyebilirsiniz.
Resmi Belgenin Düzenlenmesinde Yalan Beyan Suçu Nedir?
TCK 206’ya göre; bir resmi belgeyi düzenlemek yetkisine sahip olan kamu görevlisine yalan beyanda bulunan kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır. Ceza seçimlik olarak öngörülmüştür; hâkim, somut olayın özelliklerine göre hapis cezasına ya da adli para cezasına hükmedebilir.
Suçun koruduğu hukuki değer, resmi belgelerin içeriğinin doğruluğuna duyulan kamusal güvendir. Resmi belgeler, çoğu zaman kişilerin beyanları esas alınarak düzenlenir. Kamu görevlisi, kendisine bildirilen bilgilerin doğru olduğu varsayımıyla hareket eder ve belgeyi buna göre oluşturur. Kişinin gerçeğe aykırı beyanı, görünüşte usulüne uygun düzenlenmiş ancak içeriği gerçek dışı olan bir resmi belgenin doğmasına yol açar. Bu da belgeye ve dolayısıyla resmî kayıt düzenine duyulan güveni zedeler.
Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta vardır: ortaya çıkan belge, biçimsel olarak gerçek bir belgedir. Yetkili kamu görevlisi tarafından, görevi çerçevesinde ve usulüne uygun olarak düzenlenmiştir. Sahte olan, belgenin kendisi değil, içeriğindeki bilgidir. İşte bu nedenle kanun koyucu, bu fiili resmi belgede sahtecilikten ayrı ve daha hafif cezalı bir suç olarak düzenlemiştir.
Bu ayrımın bir başka önemli sonucu, suçun tamamlanma anıyla ilgilidir. Yalan beyan, yetkili kamu görevlisine yapıldığı anda fiil kural olarak gerçekleşmiş olur. Beyanın belgeye geçirilip geçirilmediği ve belgenin kişiye bir yarar sağlayıp sağlamadığı ise, suçun oluşumundan çok cezanın belirlenmesinde ve olayın diğer suçlarla ilişkisinde önem taşır. Bu nedenle beyanın yapıldığı an ile belgenin düzenlendiği an arasındaki süreç, dosyanın değerlendirilmesinde ayrıca incelenir. Söz konusu süreçte kişinin beyanını düzeltip düzeltmediği de somut olayda dikkate alınabilecek bir husustur.
Resmi Belgenin Düzenlenmesinde Yalan Beyan Suçunun Maddi Unsurları
Beyanın Muhatabı: Düzenlemeye Yetkili Kamu Görevlisi
Suçun oluşabilmesi için, yalan beyanın resmi belge düzenlemeye yetkili bir kamu görevlisine yöneltilmiş olması gerekir. Bu, maddenin kurucu unsurlarından biridir. Herhangi bir kamu görevlisine söylenen her yalan bu suçu oluşturmaz; beyanın muhatabı, o resmi belgeyi düzenleme yetkisine sahip görevli olmalıdır.
Örneğin nüfus kayıtlarını tutmakla görevli memur, tapu işlemlerini yürüten görevli veya noterlik işlemlerinde belge düzenleyen yetkili, bu anlamda muhatap olabilir. Buna karşılık, belge düzenleme yetkisi bulunmayan bir görevliye söylenen gerçeğe aykırı sözler, bu madde kapsamında değerlendirilmez. Dolayısıyla somut olayda, beyanın kime yapıldığı ve o kişinin ilgili belgeyi düzenlemeye yetkili olup olmadığı özenle belirlenmelidir.
Suçu Oluşturan Hareket: Yalan Beyanda Bulunmak
Suçun maddi unsuru, yetkili kamu görevlisine yalan beyanda bulunmaktır. Beyan, düzenlenecek resmi belgenin içeriğine girecek nitelikte ve gerçeğe aykırı olmalıdır. Yani söylenen yalan, belgenin içeriğini etkileyecek, belgede yer alacak bir bilgiye ilişkin olmalıdır. Belgenin içeriğiyle ilgisi bulunmayan, önemsiz veya belgeye yansımayan bir beyan, kural olarak bu suçu oluşturmaz.
Bir diğer önemli nokta, beyanın kamu görevlisi tarafından doğruluğu araştırılmaksızın esas alınan bir beyan olmasıdır. Eğer kamu görevlisi, kendisine bildirilen bilgiyi araştırmak ve doğrulamakla yükümlüyse, durum farklı değerlendirilebilir. Bu nedenle uygulamada, ilgili işlemde beyanın esas alınıp alınmadığı ve kamu görevlisinin araştırma yükümlülüğünün bulunup bulunmadığı tartışılabilmektedir. Bu ayrıntılar, suçun oluşup oluşmadığı bakımından belirleyici olabilir.
Fail ve Mağdur
Suçun faili herkes olabilir; suç, failin belirli bir sıfat taşımasını aramaz. Bu yönüyle bir özgü suç değildir. Beyanda bulunan herhangi bir kişi bu suçun faili olabilir. Suçun mağduru ise, korunan değerin kamusal niteliği gereği doğrudan toplumun kendisidir. Gerçeğe aykırı içerikli belgeden somut olarak zarar gören bir kişi bulunsa dahi, suçun asıl koruduğu değer resmî kayıtların doğruluğuna duyulan genel güvendir. Bu nedenle suç, mağdurun şikâyetine bağlı olmaksızın resen soruşturulur.
Resmi Belgenin Düzenlenmesinde Yalan Beyan Suçunda Manevi Unsur
Bu suç ancak kasten işlenebilir. Failin, beyanının gerçeğe aykırı olduğunu bilmesi ve bu beyanı bilerek yapması gerekir. Gerçeği bildiği hâlde farklı bir bilgi vermek, kastın varlığını gösterir. Buna karşılık, kişinin gerçekten yanılarak, bilgisizlik veya hata sonucu yanlış bir bilgi vermesi hâlinde kasttan söz edilemez; bu durumda suç oluşmaz. Bu nedenle kast ve taksir ile hata hâlleri bu suçta özel bir önem taşır.
Suçun taksirle işlenen bir hâli kanunda düzenlenmemiştir. Dolayısıyla dikkatsizlik veya özensizlik sonucu yanlış bilgi verilmesi bu suçu oluşturmaz. Uygulamada kastın varlığı, kişinin gerçek durumu bilip bilmediği, beyanın hangi koşullarda yapıldığı ve beyandan elde edilmek istenen sonuç gibi verilerden hareketle değerlendirilir. Kişinin gerçekten yanıldığını gösteren durumlar, savunmanın en önemli dayanaklarından biri olabilir.
Resmi Belgenin Düzenlenmesinde Yalan Beyan Suçunun Cezası
Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunun cezası, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezasıdır. Buradaki “veya” ibaresi önemlidir: ceza seçimliktir. Hâkim, olayın özelliklerine göre hapis cezasına ya da doğrudan adli para cezasına hükmedebilir. Bu, suçun bölümdeki en hafif cezalı düzenlemelerden biri olduğunu gösterir.
Cezanın hafifliği tesadüfi değildir. Zira bu suçta fail, sahte bir belge üretmemekte; yalnızca gerçeğe aykırı bir beyanla, yetkili görevlinin gerçek bir belgeyi yanlış içerikle düzenlemesine yol açmaktadır. Kanun koyucu, bu fiili resmi belgede sahtecilik kadar ağır görmemiş ve daha ılımlı bir yaptırım öngörmüştür. Bu durum, aşağıda ele alacağımız kurumların (erteleme, hükmün açıklanmasının geri bırakılması gibi) bu suçta sık gündeme gelmesini de beraberinde getirir.
Resmi Belgede Sahtecilik (TCK 204) ile Farkı
Bu suçun en kritik yönü, resmi belgede sahtecilik (TCK 204) suçundan farkıdır. İki suç arasındaki ayrım şöyle özetlenebilir:
- TCK 204 (resmi belgede sahtecilik): Fail, sahte bir belgeyi bizzat düzenler, gerçek bir belgeyi değiştirir veya sahte belgeyi kullanır. Ortada sahte bir belge vardır.
- TCK 206 (yalan beyan): Fail belgeyi düzenlemez; yetkili kamu görevlisine yalan beyanda bulunarak, onun gerçek fakat içeriği yanlış bir belge düzenlemesine yol açar. Ortada gerçek ama içeriği gerçek dışı bir belge vardır.
Kısaca: TCK 204’te belge sahtedir; TCK 206’da belge gerçektir, ancak içeriği yanlıştır. Bu ayrım, uygulanacak maddeyi ve dolayısıyla cezayı doğrudan belirler. TCK 204’te ceza iki yıldan beş yıla kadar hapis iken, TCK 206’da üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezasıdır. Aradaki bu ciddi fark, olayın doğru nitelendirilmesini savunma bakımından son derece önemli kılar. Ayrıca gerçek bir belgenin yok edilmesi veya gizlenmesi hâli ise resmi belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemek (TCK 205) suçunun konusunu oluşturur; bu üç madde birlikte resmi belge suçlarını meydana getirir.
Uygulamada bu iki suç arasındaki sınır her zaman net olmayabilir. Örneğin kişinin hem yalan beyanda bulunması hem de bu beyanı desteklemek üzere sahte bir belge ibraz etmesi hâlinde, iki ayrı fiil ve dolayısıyla iki ayrı suç gündeme gelebilir. Bu gibi karma durumlarda hangi maddenin uygulanacağı ve fiillerin birbiriyle ilişkisi, olayın bütün ayrıntılarıyla değerlendirilmesini gerektirir. Nitelendirmedeki bir hata, kişinin gerçekte işlediği fiilden çok daha ağır bir suçtan yargılanmasına yol açabileceğinden, iddianamedeki nitelendirme dikkatle incelenmelidir.
Kamu Görevlisinin Yalanı Bilerek Belgeye Geçirmesi
Uygulamada tartışılan önemli bir ihtimal, kamu görevlisinin kendisine yapılan beyanın yalan olduğunu bilerek belgeye geçirmesidir. Böyle bir durumda kamu görevlisi, artık iyi niyetle hareket eden ve yanıltılan bir kişi konumunda değildir.
Bu ihtimalde, kamu görevlisinin durumu TCK 204/2 kapsamında değerlendirilebilir. Zira TCK 204/2, düzenlemeye yetkili kamu görevlisinin “gerçeğe aykırı olarak belge düzenlemesi” hâlini de açıkça kapsamakta ve üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası öngörmektedir. Yani beyanı yapan kişi TCK 206’dan sorumlu olurken, yalanı bilerek belgeye geçiren kamu görevlisinin sorumluluğu çok daha ağır bir hükme tabi olabilir.
Bu değerlendirme, somut olayın koşullarına ve özellikle kamu görevlisinin bilgi durumuna bağlıdır. Burada amaç, herhangi bir meslek grubunu genellemek değil; yürürlükteki düzenlemenin, belgeyi düzenleyen görevlinin bilerek hareket etmesi hâlinde farklı bir sorumluluk öngördüğünü açıklamaktır. Kamu görevlilerinin, düzenledikleri belgelerin içeriğine ilişkin mesleki sorumluluklarının bilincinde olmaları, hem kendilerini hem de kamu düzenini korur.
Uygulamada Sık Karşılaşılan Durumlar
Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçu, günlük hayatta resmî işlemler sırasında karşımıza çıkar. Sık karşılaşılan alanlara örnek olarak şunlar verilebilir:
- Nüfus işlemleri: Nüfus kayıtlarına ilişkin işlemlerde gerçeğe aykırı beyanda bulunulması.
- Tapu işlemleri: Taşınmaza ilişkin işlemlerde, kayda geçecek bilgiler bakımından gerçeğe aykırı beyan verilmesi.
- Noterlik işlemleri: Noter önünde yapılan işlemlerde, belgeye geçecek hususlarda gerçek dışı bilgi verilmesi.
- Diğer resmî başvurular: Bir resmi belgenin düzenlenmesine esas olacak beyanların gerçeğe aykırı şekilde yapılması.
Bu örneklerin ortak yanı, kamu görevlisinin kişinin beyanını esas alarak bir resmi belge düzenlemesidir. Ancak her olayın kendine özgü koşulları bulunduğundan, benzer görünen durumlar farklı sonuçlar doğurabilir. Özellikle beyanın belgeye yansıyıp yansımadığı, kamu görevlisinin araştırma yükümlülüğü bulunup bulunmadığı ve beyanın belgenin içeriği bakımından esaslı olup olmadığı dikkatle değerlendirilmelidir. Bu yazı, belirli bir kişiye, olaya veya soruşturmaya ilişkin herhangi bir yorum içermez; yalnızca kanundaki hukuki çerçeveyi açıklamaktadır.
Sağlık Meslek Mensuplarına İlişkin Hükümle (TCK 210/2) İlişkisi
TCK 210/2, gerçeğe aykırı belge düzenleyen tabip, diş tabibi, eczacı, ebe, hemşire veya diğer sağlık mesleği mensupları için özel bir düzenleme getirir ve üç aydan bir yıla kadar hapis cezası öngörür. Düzenlenen belge kişiye haksız bir menfaat sağlıyorsa ya da kamunun veya kişilerin zararına bir sonuç doğuracak nitelik taşıyorsa, resmi belgede sahtecilik hükümlerine göre cezaya hükmolunur.
Bu hüküm ile TCK 206 arasındaki fark şudur: TCK 210/2, belgeyi düzenleyen sağlık meslek mensubunun sorumluluğunu düzenleyen özel bir hükümdür. TCK 206 ise, belgeyi düzenlemeyip yalnızca yetkili görevliye yalan beyanda bulunan kişiyi kapsayan daha genel nitelikte bir hükümdür. Yani biri belgeyi düzenleyeni, diğeri beyanda bulunanı hedef alır. Bu ayrımın, özellikle sağlık raporu ve benzeri belgelerin söz konusu olduğu olaylarda doğru belirlenmesi gerekir. Konunun ayrıntısı için resmi belgede sahtecilik yazımızdaki ilgili bölüme bakılabilir.
Resmi Belgenin Düzenlenmesinde Yalan Beyan Suçunun Özel Görünüş Biçimleri
Bu suç, beyanın yapılmasıyla tamamlanan bir suç olduğundan, teşebbüs hükümlerinin uygulanma alanı sınırlıdır; yalan beyan bir kez yapıldığında fiil kural olarak tamamlanmış sayılır. Suçun birden çok kişinin katılımıyla işlenmesi, örneğin bir kişinin diğerini yalan beyana yönlendirmesi hâlinde iştirak kurallarına göre her failin katkısı ayrı ayrı değerlendirilir.
İçtima bakımından ise, yalan beyanla elde edilen belgenin başka bir suçun işlenmesinde kullanılması hâlinde suçların içtimaı kuralları gündeme gelebilir. Ayrıca aynı işlem kapsamında birden fazla yalan beyanda bulunulması hâlinde, fiillerin tek bir suç mu yoksa birden çok suç mu oluşturduğu değerlendirilmelidir. Aynı şekilde, tek bir yalan beyanın birden fazla resmi belgenin düzenlenmesine esas olması hâlinde de, bunun içtima bakımından nasıl değerlendirileceği tartışılabilir; bu tür durumlar hükmedilecek cezanın kapsamını doğrudan etkiler.
Cezayı Etkileyen Diğer Hususlar
Ceza aralığının hafif ve seçimlik olması nedeniyle, bu suçta cezayı ve sonucu etkileyen kurumlar sıkça gündeme gelir:
- Hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB): Koşulları varsa hükmün açıklanmasının geri bırakılması bu suçta sık gündeme gelebilir; bu hâlde belirli bir denetim süresi öngörülür.
- Cezanın ertelenmesi: İki yıl veya daha az süreli hapis cezalarında, koşulları varsa cezanın ertelenmesi mümkün olabilir.
- Seçenek yaptırımlar: Kısa süreli hapis cezaları, koşulları varsa adli para cezasına veya diğer seçenek yaptırımlara çevrilebilir.
Bu kurumların uygulanıp uygulanmayacağı; hükmedilen cezaya, failin adli geçmişine ve olayın koşullarına göre değişir. Ayrıca yalan beyanın bir menfaat elde etmek amacıyla yapıldığı ve bu yolla başka bir suçun da işlendiği hâllerde, hükmedilecek toplam ceza bakımından suçların ilişkisi ayrıca değerlendirilir. Bu nedenle her dosyanın kendi özellikleri çerçevesinde bütüncül biçimde ele alınması gerekir.
Resmi Belgenin Düzenlenmesinde Yalan Beyan Suçunda Soruşturma, Görevli Mahkeme ve Zamanaşımı
Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçu şikâyete bağlı değildir; savcılık suçu öğrendiği anda resen soruşturma başlatır ve şikâyetten vazgeçme süreci sona erdirmez. Cezanın üst sınırı on yılı aşmadığından, bu suça kural olarak asliye ceza mahkemesi bakar. Dava açılabilmesi için öngörülen dava zamanaşımı süresi de suçun cezasına göre belirlenir; ceza aralığının hafif olması, bu suçta zamanaşımı süresinin de görece kısa olması sonucunu doğurur.
Resmi Belgenin Düzenlenmesinde Yalan Beyan Suçunda Sürecin İşleyişi ve Savunma
Bu suçla ilgili bir soruşturmada, savunmanın odağında genellikle şu sorular yer alır: beyan gerçekten gerçeğe aykırı mıdır; beyanın muhatabı o belgeyi düzenlemeye yetkili bir kamu görevlisi midir; beyan belgenin içeriğine esas alınmış mıdır; ve fail beyanın yanlış olduğunu bilerek mi hareket etmiştir?
Bu sorulardan her biri savunma bakımından güçlü bir dayanak olabilir. Örneğin beyanın muhatabının o belgeyi düzenlemeye yetkili olmadığı, beyanın belgeye hiç yansımadığı ya da kişinin gerçekten yanılarak yanlış bilgi verdiği ortaya konabiliyorsa, suçun unsurları tartışmalı hâle gelir. Ayrıca olayın TCK 206 kapsamında mı yoksa daha ağır cezalı TCK 204 kapsamında mı değerlendirileceği, hükmedilecek cezayı köklü biçimde değiştireceğinden, nitelendirmenin doğruluğu titizlikle denetlenmelidir.
Bu nedenle böyle bir suçlamayla karşılaşan kişinin, işleme ilişkin belge ve kayıtları saklaması ve en baştan bir avukatın desteğini alması yerinde olur. Ceza aralığının hafif olması nedeniyle, doğru bir savunmayla birlikte hükmün açıklanmasının geri bırakılması veya erteleme gibi imkânların değerlendirilmesi, sürecin sonucunu önemli ölçüde etkileyebilir. Ceza hukuku ile ilgili süreçleriniz için Sinan Karabacak Hukuk Bürosu ile iletişime geçebilirsiniz.
Resmi Belgenin Düzenlenmesinde Yalan Beyan Suçu Hakkında Yargıtay Kararları ve Analizleri
İdari Yaptırım Tutanağında Başkasının Kimlik Bilgilerinin Kullanılması ve Resmi Belgenin Düzenlenmesinde Yalan Beyan Suçu
Yargıtay 15. Ceza Dairesi, 2017/37476 E. – 2021/4065 K., 05.04.2021 T.
Kararın Özeti
Sanık, kız kardeşinin kimlik bilgilerini kullanarak iki ayrı hastanede tedavi görmüş, ardından kolluk birimlerince hakkında yürütülen görevi yaptırmamak için direnme ve Kabahatler Kanunu uyarınca yapılan idari yaptırım işlemleri sırasında da gerçek kimliğini gizleyerek kız kardeşinin bilgilerini vermiştir. Bu beyan doğrultusunda idari yaptırım karar tutanağı müşteki adına düzenlenmiş ve sanık tarafından imzalanmıştır. Bu eylemleri nedeniyle sanık hakkında nitelikli dolandırıcılık, resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan ve iftira suçlarından dava açılmıştır. İlk derece mahkemesi, hastanedeki tedavi işlemleri yönünden “hile” unsurunun oluşmadığı gerekçesiyle nitelikli dolandırıcılık ve yalan beyan suçlarından beraat kararı vermiştir. Kolluktaki eylemi ise iftira değil, değişen suç vasfına göre resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçu kapsamında değerlendirilerek sanığın mahkûmiyetine hükmedilmiştir. Temyiz incelemesini yapan Yargıtay 15. Ceza Dairesi, yerel mahkemenin beraat ve mahkûmiyet hükümlerini hukuka uygun bularak onamıştır.
Yargıtayın Gerekçesi
Yargıtay 15. Ceza Dairesi, sanığın kolluk görevlilerine karşı kız kardeşinin kimlik bilgilerini beyan ederek onun adına idari yaptırım karar tutanağı düzenletmesi fiilini 5237 sayılı TCK’nın 206. maddesinde yer alan “resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan” suçu kapsamında görmüştür. Bu suçun oluşabilmesi için, yalan beyanın resmi bir belgenin düzenlenmesi aşamasında yapılması ve beyanın doğruluğunu inceleme yükümlülüğü bulunmayan kamu görevlisinin bu beyanı esas alarak belge tanzim etmesi gerekir. Kolluk tarafından düzenlenen idari yaptırım tutanağı resmi belge niteliğinde olduğundan, sanığın bu beyanı ve tutanağı imzalaması suçun maddi unsurunu tamamlamıştır. Diğer taraftan hastane işlemleri yönünden; sanığın müştekiye ait kimlik belgesinde herhangi bir tahrifat (sahtecilik) yapmamış olması ve basit bir denetimle kimliğin başkasına ait olduğunun anlaşılabilecek bulunması nedeniyle dolandırıcılık suçunun aradığı “iğfal kabiliyeti” (aldatma yeteneği) ve “hile” boyutuna ulaşmadığı belirtilerek beraat kararı onanmıştır.
“…kendisini Esin Gürdal olarak tanıtarak idari yaptırım karar tutağı düzenlenlettiği, bu haliyle eylemin mahkemece kabul edildiği üzere 5237 sayılı TCK’nın 206. maddesinde düzenlenen “resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan” suçu kapsamında kaldığından verilen mahkûmiyet hükmünde… bir isabetsizlik görülmemiştir.”
Değerlendirme
Bu karar, ceza hukukunda resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçu (TCK 206) ile dolandırıcılık ve iftira suçları arasındaki sınırların ayrıştırılması açısından emsal bir nitelik taşımaktadır. TCK’nın 206. maddesi, kamu görevlisinin beyanın doğruluğunu araştırma zorunluluğunun bulunmadığı, beyanın doğrudan doğruya resmi belgeye geçirildiği durumları cezalandırır. Kolluk birimlerinin idari yaptırım tutanağı düzenlerken şahsın sözlü beyanını (kimlik ibraz edilemediği durumlarda) esas alarak işlem yapması halinde bu suçun unsurları doğrudan vücut bulur. Karar, adli ve idari mekanizmaların yanıltılmasını engellemeyi amaçlayan bu suç tipinin sınırlarını netleştirmiştir.
Kararın hastanedeki tedavi eylemine ilişkin boyutu ise dolandırıcılık suçlarında aranan “hile” unsurunun kalitesini ortaya koymaktadır. Ceza genel hukukunda her yalan veya başkasının kimliğini kullanma eylemi dolandırıcılık suçu için aranan ağır nitelikli hile kavramını karşılamaz. Eğer muhatap kurum veya görevliler basit bir inceleme, fotoğraf kontrolü veya sistemsel doğrulama ile gerçeği ortaya çıkarabilecek durumdaysa, denetim olanağı ortadan kalkmamış demektir. Yargıtay bu somut olayda aldatma kabiliyetinin bulunmadığını saptayarak, fiili dolandırıcılık suçunun alanından çıkarmış ve suçların kanuniliği ilkesine uygun, isabetli bir hukuk denetimi gerçekleştirmiştir.
Yargıtay 15. Ceza Dairesi, 2017/37476 E. – 2021/4065 K., 05.04.2021 T. Tam Metni
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık, resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan, iftira (değişen suç vasfına göre resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan)
HÜKÜM : 1-Nitelikli dolandırıcılık ve resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçundan; CMK’nın 223/2-a maddesi gereğince beraat
2- İftira (değişen suç vasfına göre resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan) suçundan; TCK’nın 206/1, 53, 58. maddeleri gereğince mahkûmiyet
Nitelikli dolandırıcılık ve resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçlarından sanığın beraatine ilişkin hükümler, katılan vekili; değişen suç vasfına göre resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçundan sanığın mahkûmiyetine ilişkin hüküm, sanık tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Sanığın, kız kardeşi olan müşteki …’ın kimlik bilgilerini kullanarak Aydın Devlet Hastanesi ve Aydın Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi’nde tedavi gördüğü, sanığın daha sonra Efeler Polis Merkezi Amirliğince yapılan görevi yaptırmamak için direnme ve Kabahatler Kanunu 35. maddesi uyarınca uygulanan idari yaptırım işlemi sırasında gerçek kimlik bilgilerini gizleyerek müştekiye ait kimlik bilgilerini kolluk birimlerine vererek işlemlerin müşteki üzerinden yürütülmesine neden olduğu, direnme suçundan dolayı kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği, ancak sanığın idari karar yaptırım tutanağını imzaladığı, sanığın bu suretle müştekinin kimliği ile hastanelerde tedavi olması nedeniyle nitelikli dolandırıcılık ve resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyanda bulunma, kolluk görevlilerine müştekinin kimlik bilgilerini vermesi nedeniyle de iftira suçunu işlediği iddia edilen somut olayda;
Sanığın, Kabahatler Kanunu’na aykırı eylemi nedeniyle…Polis Merkezi Amirliği’nde hakkında işlem yapıldığı, kendisini Esin Gürdal olarak tanıtarak idari yaptırım karar tutağı düzenlenlettiği, bu haliyle eylemin mahkemece kabul edildiği üzere 5237 sayılı TCK’nın 206. maddesinde düzenlenen “resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan” suçu kapsamında kaldığından verilen mahkûmiyet hükmünde; yine sanığın, suçta kullanılan müştekiye ait kimlikte herhangi bir tahrifat yapmaksızın tedavi olması, sanığın eyleminin, dolandırıcılık suçunun unsuru olan hile öğesinin sergilenişi açısından hastane görevlilerinin denetim olanağını ortadan kaldırmamış olması, basit bir incelemeden sonra söz konusu kimliğin başkasına ait olduğunun tespit edilebilmesinin mümkün olması birlikte gözetildiğinde, sanık hakkında verilen beraat hükümlerinde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılan kurum vekilinin suçun sübut bulduğuna ve eksik incelemeyle hüküm kurulduğuna, sanığın lehe hükümlerin uygulanmadığına ilişkin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA, 05/04/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Adli Rapor ve Görgü Tespit Tutanaklarında Resmi Belgenin Düzenlenmesinde Yalan Beyan Suçunun Unsurları
Yargıtay 21. Ceza Dairesi, 2015/5488 E. – 2016/2900 K., 29.03.2016 T.
Kararın Özeti
Sanık hakkında, kiraz ağacından düştüğünü beyan ederek bu doğrultuda adli rapor düzenletmesi ve kollukta beyanda bulunması eylemleri nedeniyle “resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan” suçundan kamu davası açılmıştır. İlk derece mahkemesi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir. Hükmün temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 21. Ceza Dairesi; adli rapor tanzim eden hekimin ve olay yeri görgü tespit tutanağı düzenleyen kolluk görevlilerinin beyanın doğruluğunu araştırma/inceleme yükümlülüğü bulunduğunu, dolayısıyla suçun yasal unsurlarının oluşmadığını belirterek mahkûmiyet kararını bozmuştur.
Yargıtayın Gerekçesi
Yargıtay 21. Ceza Dairesi, bozma kararında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 206. maddesinin yasal gerekçesine dayanmıştır. İlgili norm uyarınca suçun oluşabilmesi için, resmi belgenin sadece kişinin beyanı üzerine, başka hiçbir araştırma yapılmaksızın düzenlenmesi ve belgenin ispat gücünü doğrudan bu beyandan alması gerekir. Eğer kamu görevlisi, beyanın doğruluğunu tahkik edip (inceleyip) kendi kanaatine göre belge tanzim etmek durumundaysa bu suç oluşmaz. Somut olayda, adli rapor hekimin tıbbi muayenesi ve tespiti sonucu oluşturulan, kollukça tutulan Olay Yeri Görgü Tespit Tutanağı ise ihbar sonrası yapılan maddi araştırmayı ve gözlemleri yansıtan belgelerdir. Bu belgeler sırf sanığın soyut beyanına dayalı olarak tanzim edilmediğinden, suçun maddi unsurları yönünden vücut bulmadığı vurgulanmıştır.
“…resmi belge sadece kişinin beyanı üzerine değil de, memurca yapılacak inceleme sonucuna göre meydana getirilmekte ise resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunun oluşmayacağı cihetle, sanıklardan …’ın, kiraz ağacından düştüğüne ilişkin beyanı ile adli rapor düzenlenmesinin ve buna ilişkin kollukta beyanda bulunmasının, resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunu oluşturmayacağı…”
Değerlendirme
Bu karar, TCK’nın 206. maddesinde düzenlenen “resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan” suçunun sınırlarını net bir şekilde çizen, doktrin ve uygulama açısından öğretici bir niteliğe sahiptir. Kanun koyucu bu suç tipiyle, kamunun beyanlara olan güvenini ve resmi belgenin doğruluğunu korumayı amaçlamıştır. Ancak ceza hukukunun dar yorum ilkesi gereği, her gerçeğe aykırı beyanın bu suçu oluşturması kabul edilemez.
Yargıtay, kamu görevlisinin “inceleme ve doğrulama yükümlülüğü” kriterini merkeze koyarak isabetli bir ayrım yapmıştır. Hekimlerin tanzim ettiği adli raporlar veya kolluğun tuttuğu görgü tespit tutanakları, doğası gereği bir uzmanlık denetimi ve maddi gözlem içerir. Kamu görevlisinin kendi duyularıyla, bilgisiyle ve teknik incelemesiyle şekillendirdiği bir belgede, kişinin başlangıçtaki yalan beyanı belgenin tek varlık sebebi haline gelmez. Dolayısıyla, fiilin idari veya adli mekanizmayı yanıltma boyutu başka bir suçun (örneğin suç uydurma veya iftira) konusunu oluşturabilse de, resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunu oluşturmayacaktır. Karar, suç vasfının doğru tayini ve ceza sorumluluğunun sınırlandırılması bakımından hukuka tam uyum sağlamaktadır.
Yargıtay 21. Ceza Dairesi, 2015/5488 E. – 2016/2900 K., 29.03.2016 T. Tam Metni
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ :Sulh Ceza Mahkemesi
SUÇ : Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan
HÜKÜM : Mahkumiyet
5237 sayılı TCK’nın 206. maddesinin gerekçesinde de belirtildiği üzere; “beyanın” doğruluğu, düzenlenen belgeyle ispat edilecek ise, resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunun oluşacağı, buna karşılık beyanı alan memur, beyanın doğruluğunu tahkik edip, buna kanaat getirdikten sonra resmi belgeyi düzenlemek durumunda ise, yani resmi belge sadece kişinin beyanı üzerine değil de, memurca yapılacak inceleme sonucuna göre meydana getirilmekte ise resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunun oluşmayacağı cihetle, sanıklardan …’ın, kiraz ağacından düştüğüne ilişkin beyanı ile adli rapor düzenlenmesinin ve buna ilişkin kollukta beyanda bulunmasının, resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunu oluşturmayacağı gibi, kollukça tutulan 29.07.2011 tarihli Olay Yeri Görgü Tespit Tutanağının da, içeriği itibariyle, yalan beyana dayanarak tutulan bir tutanak olmayıp, ihbarı ve sonrasında yapılan araştırmayı tespit eden maddi olayın açıklanmasına ilişkin bir tutanak olması karşısında, sanıkların unsurları itibariyle oluşmayan suçtan beraatleri yerine yazılı şekilde mahkumiyetlerine hükmolunması,
Yasaya aykırı, sanıkalrın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükümlerin bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasa’nın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nun 321. maddesi uyarınca isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 29.03.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Sıkça Sorulan Sorular
Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunun cezası nedir?
Bir resmi belgeyi düzenlemek yetkisine sahip kamu görevlisine yalan beyanda bulunan kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır (TCK 206). Ceza seçimlik olduğundan hâkim, olayın özelliklerine göre hapis cezasına ya da adli para cezasına hükmedebilir.
Yalan beyan ile resmi belgede sahtecilik arasındaki fark nedir?
Resmi belgede sahtecilikte (TCK 204) fail sahte bir belgeyi bizzat düzenler, değiştirir veya kullanır; ortada sahte bir belge vardır. Yalan beyanda (TCK 206) ise fail belgeyi düzenlemez, yetkili kamu görevlisine gerçeğe aykırı beyanda bulunarak onun gerçek ama içeriği yanlış bir belge düzenlemesine yol açar. Cezalar da buna paralel olarak çok farklıdır.
Her yalan beyan bu suçu oluşturur mu?
Hayır. Suçun oluşması için beyanın, resmi belge düzenlemeye yetkili bir kamu görevlisine yapılmış olması ve düzenlenecek belgenin içeriğine esas alınacak nitelikte bulunması gerekir. Belge düzenleme yetkisi olmayan bir görevliye söylenen ya da belgeye hiç yansımayan beyanlar kural olarak bu madde kapsamına girmez.
Nüfus veya tapu işlemlerinde yanlış beyan suç mudur?
Nüfus, tapu ve noterlik işlemleri gibi resmî işlemlerde, düzenlenecek belgenin içeriğine esas olacak hususlarda bilerek gerçeğe aykırı beyanda bulunulması TCK 206 kapsamında değerlendirilebilir. Ancak somut olayda beyanın belgeye yansıyıp yansımadığı ve kişinin bilerek hareket edip etmediği ayrıca incelenir.
Bu suça hangi mahkeme bakar ve şikâyete bağlı mıdır?
Suç şikâyete bağlı değildir; savcılık suçu öğrendiği anda resen soruşturma başlatır. Cezanın üst sınırı on yılı aşmadığından bu suça kural olarak asliye ceza mahkemesi bakar.
Sonuç
Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçu (TCK 206), resmi belgelerin içeriğinin doğruluğuna duyulan güveni korur. Bu suçta belge sahte değildir; yetkili kamu görevlisi tarafından usulüne uygun düzenlenmiş, ancak içeriği gerçeğe aykırı bir belge söz konusudur. Bu incelik, suçu resmi belgede sahtecilikten (TCK 204) ayıran ve cezasını önemli ölçüde hafifleten temel noktadır. Beyanın muhatabının yetkili görevli olması, beyanın belgeye esas alınması ve failin bilerek hareket etmesi ise suçun kurucu unsurlarıdır.
İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.
Avukat Sinan Karabacak – Cep Tel: +90 535 671 88 95
