İçindekiler
Gürültüye neden olma suçu, Türk Ceza Kanunu‘nun 183. maddesinde düzenlenmiş olup, ilgili kanunlarla belirlenen yükümlülüklere aykırı olarak başka bir kimsenin sağlığının zarar görmesine elverişli şekilde gürültüye neden olan kişinin iki aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezasıyla cezalandırılmasını öngörür. Günlük hayatta komşuluk ilişkilerinden işletme faaliyetlerine, şantiye çalışmalarından eğlence mekânlarına kadar geniş bir alanda karşımıza çıkan gürültü sorunu, çoğu zaman idari şikâyet konusu olsa da, belirli koşullarda bir ceza suçu hâline de gelebilir.
Bu yazı, Çevreye Karşı Suçlar (TCK 181-184) başlıklı genel rehberimizin bir parçasıdır; bölümdeki diğer suç tiplerine bu rehber üzerinden ulaşabilirsiniz.
Gürültüye Neden Olma Suçu Nedir? (TCK 183)
TCK’nın 183. maddesine göre, ilgili kanunlarla belirlenen yükümlülüklere aykırı olarak, başka bir kimsenin sağlığının zarar görmesine elverişli bir şekilde gürültüye neden olan kişi, iki aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezasıyla cezalandırılır. Bu suç, “Çevreye Karşı Suçlar” bölümünde yer alır ve çevre değerlerinin yanı sıra bireyin sağlığını da koruma altına alır. Suçun en dikkat çekici yönü, cezasının hapis veya adli para cezası olarak seçimlik biçimde düzenlenmiş olması ve suçun oluşması için somut bir zararın değil, sağlığa zarar verme “elverişliliğinin” aranmasıdır.
Gürültüye neden olma suçu, çevreye karşı işlenen diğer suçlarla — çevrenin kasten kirletilmesi (m. 181), çevrenin taksirle kirletilmesi (m. 182) ve imar kirliliğine neden olma (m. 184) — birlikte değerlendirildiğinde, kanun koyucunun çevreyi geniş bir çerçevede ele aldığını gösterir. Ancak gürültü suçu, uygulamada çoğunlukla idari süreçlerle iç içe geçtiğinden, ceza boyutunun ne zaman gündeme geldiğini doğru anlamak önem taşır.
Korunan Hukuki Değer ve “Elverişlilik” Ölçütü
Bu suçla korunan hukuki değer, hem çevre sağlığı hem de bireyin beden ve ruh sağlığıdır. Maddenin en kritik unsuru, “sağlığın zarar görmesine elverişli şekilde” ifadesidir. Bu ifade, gürültüye neden olma suçunun bir soyut tehlike suçu olduğunu gösterir; yani gürültü nedeniyle bir kişinin sağlığının fiilen bozulmuş olması gerekmez. Önemli olan, meydana getirilen gürültünün, niteliği ve yoğunluğu itibarıyla insan sağlığına zarar verebilecek elverişlilikte olmasıdır. Bu yönüyle gürültü suçu, somut zararın arandığı suçlardan ayrılır.
Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2022/14906 E., 2023/17491 K. sayılı kararında bu ilkeyi açık biçimde ortaya koymuştur. Kararda, ruhsatsız işletilen bir düğün salonunda yönetmelik sınırlarının üzerinde gürültülü canlı müzik yapıldığı tespit edilmiş; yerel mahkeme önce mahkûmiyet vermiş, Yargıtay elverişliliğin bilirkişi heyetince belirlenmesi gerekçesiyle kararı bozmuş, bilirkişi raporunda “gürültünün sağlık üzerinde kesin bir etkisi tespit edilemediği” belirtilince yerel mahkeme bu kez beraat kararı vermiştir.
Yargıtay 4. Ceza Dairesi bu beraat kararını da bozarak “gürültüye neden olma suçu somut tehlike suçudur. Suçun oluşması için gürültüye maruz kalan kişinin sağlığının bozulması gerekmez, gürültünün insan sağlığını tehlikeye düşürmeye elverişli olması yeterlidir” tespitinde bulunmuş ve kesin sağlık zararı aranmasının hukuka aykırı olduğuna hükmetmiştir. Aynı kararda Daire, suçun mağdur profilini de netleştirmiştir: gürültüye neden olma suçunun belirli bir mağduru yoktur, toplumda yaşayan herkes bu suçun mağduru olabilir; bu yönüyle suç, failin belirli bir kişiyi hedef aldığı TCK m. 123’teki kişilerin huzur ve sükûnunu bozma suçundan ayrılır.
Elverişlilik ölçütü, uygulamada değerlendirilmesi güç bir unsurdur. Bir gürültünün sağlığa zarar verecek elverişlilikte olup olmadığı; gürültünün şiddeti, süresi, tekrarı, gerçekleştiği saat ve etkilediği kişilerin durumu gibi ölçütlerle birlikte değerlendirilir. Bu değerlendirme çoğu zaman ölçüm ve bilirkişi incelemesini gerektirir. Sağlığa zarar verme elverişliliği bulunmayan, geçici ve olağan yaşam gürültüleri ise bu suçun kapsamı dışında kalır. Nitekim her gürültü değil, yalnızca belirli bir yoğunluğa ve niteliğe ulaşan gürültü ceza hukukunun konusu olur.
Çerçeve Norm: “İlgili Kanunlar” ve Gürültü Mevzuatı
TCK. m.183, tıpkı çevre kirletme suçlarında olduğu gibi, çerçeve norm niteliği taşır. Kanun, “ilgili kanunlarla belirlenen yükümlülüklere aykırılık” ifadesiyle, gürültüye ilişkin somut kuralları ceza kanununda değil; başta 2872 sayılı Çevre Kanunu ve buna dayanılarak çıkarılan Çevresel Gürültünün Değerlendirilmesi ve Yönetimi Yönetmeliği olmak üzere ilgili mevzuatta arar. Bu düzenlemelerde, farklı alanlar (konut, sanayi, ticaret) ve farklı zaman dilimleri için gürültü sınır değerleri belirlenmiştir. Failin cezalandırılabilmesi için, bu yükümlülüklere aykırı davranmış olması gerekir.
Bu yapı, gürültü suçunda iki ayrı değerlendirmeyi bir araya getirir: bir yandan gürültünün ilgili mevzuattaki yükümlülüklere aykırı olup olmadığı, diğer yandan bu gürültünün sağlığa zarar verme elverişliliği taşıyıp taşımadığı. Her iki koşulun birlikte gerçekleşmesi hâlinde suç oluşur. Bu nedenle savunmada, hem mevzuata aykırılığın hem de elverişlilik unsurunun ayrı ayrı ele alınması gerekir.
Suçun Maddi Unsurları
Suçun faili herkes olabilir; gürültüye neden olan kişi bu suçun failidir. Uygulamada fail; bir işletme sahibi, eğlence mekânı işletmecisi, şantiye yürütücüsü, sanayi tesisi sorumlusu ya da komşu olabilir. Suçun mağduru, sağlığı zarar görme tehlikesiyle karşı karşıya kalan kişi veya kişilerdir; ancak suç, çevre sağlığını da koruduğundan, mağdurun belirli bir kişi olması her zaman zorunlu değildir. Suçun konusu, insan sağlığına zarar verecek elverişlilikteki gürültüdür.
Fiil unsuru, “gürültüye neden olma” biçiminde düzenlenmiştir. Gürültünün hangi araç veya faaliyetle çıkarıldığı önemli değildir; müzik yayını, sanayi makineleri, inşaat faaliyeti, jeneratör veya benzeri her türlü kaynak bu kapsamda değerlendirilebilir. Belirleyici olan, ortaya çıkan gürültünün mevzuata aykırı ve sağlığa zarar verme elverişliliğinde olmasıdır. Suç, kural olarak icraî bir hareketle işlenir; ancak gürültüyü önleme yükümlülüğü bulunan bir kişinin bu yükümlülüğe aykırı davranması da somut olayda değerlendirilebilir.
Yargıtay Kararları Işığında Gürültüye Neden Olma Suçunun Oluşması İçin Gerekli Şartlar
Yargıtay içtihatlarıyla, TCK 183 kapsamındaki gürültüye neden olma suçunun oluşması için aranan şartlar netleştirilmiştir. Maddeler halinde saymak gerekirse, gürültüye neden olma suçunun oluşması için;
- Gürültünün, ilgili kanunlarda ve bunlara dayanılarak çıkarılan yönetmeliklerde (öncelikle 2872 sayılı Çevre Kanunu ve Çevresel Gürültünün Değerlendirilmesi ve Yönetimi Yönetmeliği) belirlenen yükümlülüklere aykırı biçimde ortaya çıkması,
- Gürültünün, somut bir zarar doğurmasa dahi, başka bir kimsenin sağlığının zarar görmesine elverişli nitelikte olması,
- Bu elverişliliğin bilimsel ölçütlere göre, gerektiğinde bilirkişi heyeti incelemesiyle tespit edilmiş olması,
- Failin, mevzuata aykırılığı ve gürültünün sağlığa zarar verebilecek elverişlilikte olduğunu bilerek ve isteyerek hareket etmesi (kast),
- Gürültünün belirli bir kişiyi değil, potansiyel olarak toplumdaki herkesi hedef alan nitelikte olması,
gerekmektedir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2007/8-153 E., 2007/160 K. sayılı kararında bu şartların birlikte aranmasının önemini somut bir örnekle göstermiştir: bir kişinin cadde üzerinde kurusıkı tabanca ile havaya 6-7 el ateş etmesi olayında, kurusıkı tabancanın 5237 sayılı Kanunun 6. maddesi uyarınca silah sayılamayacağı gerekçesiyle TCK m. 170’teki genel güvenliği tehlikeye sokma suçunun oluşmadığına, gürültünün belirli bir kişiye yönelik olmaması nedeniyle TCK m. 123’teki kişilerin huzur ve sükûnunu bozma suçunun da oluşmadığına, ayrıca sağlığa zarar verecek düzeyde bir gürültü tespiti bulunmadığından TCK m. 183’teki gürültüye neden olma suçunun da oluşmadığına hükmetmiştir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, olayın bu üç suçun hiçbirini oluşturmadığını, buna karşılık 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 36. maddesindeki “başkalarının huzur ve sükûnunu bozacak şekilde gürültüye neden olma” kabahatine uyduğunu kabul etmiş ve hükümlü hakkında idari para cezası uygulanmasına karar vermiştir. Bu karar, yukarıdaki beş şarttan herhangi birinin eksik kalması hâlinde TCK 183 suçunun oluşmayacağını ve olayın 5326 sayılı Kabahatler Kanunu kapsamında idari yaptırıma konu olabileceğini göstermesi bakımından önemlidir.
Manevi Unsur: Kast
Gürültüye neden olma suçu kasten işlenebilen bir suçtur. Failin, mevzuata aykırı biçimde ve sağlığa zarar verebilecek elverişlilikte gürültüye neden olduğunu bilmesi ve bunu istemesi aranır. Failin ayrıca birinin sağlığını bozma yönünde özel bir amaç taşıması gerekmez; genel kast yeterlidir. Örneğin bir işletmenin, gürültü sınır değerlerini aştığı kendisine bildirilmiş olmasına rağmen faaliyetine aynı şekilde devam etmesi, kastın varlığına işaret edebilir. Taksirle gürültüye neden olma ise, kanunda ayrıca düzenlenmediğinden, bu madde kapsamında suç oluşturmaz.
Seçimlik Ceza: Hapis veya Adli Para
TCK. m.183’ün öngördüğü ceza, iki aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezasıdır. Buradaki “veya” ifadesi, cezanın seçimlik olarak düzenlendiğini gösterir; yani hâkim, somut olayın özelliklerine göre hapis cezası ya da adli para cezası arasında bir tercih yapar. Bu seçimlik yapı, gürültü suçunu çevreye karşı diğer bazı suçlardan ayıran bir özelliktir ve hâkime cezalandırmada geniş bir takdir alanı tanır.
Hapis cezasının tercih edildiği durumlarda dahi, cezanın miktarı ve koşulları uygun olduğunda, cezanın adli para cezasına çevrilmesi, seçenek yaptırımlara hükmedilmesi ya da hükmün açıklanmasının geri bırakılması gibi imkânlar gündeme gelebilir. Bu imkânların uygulanıp uygulanmayacağı, hükmedilen cezanın süresine ve failin durumuna bağlıdır ve her dosyada ayrıca değerlendirilir.
Tekrarlanan Gürültü ve Zincirleme Suç
Gürültü suçu, uygulamada çoğu zaman tek bir olayla değil, tekrarlanan fiillerle gündeme gelir. Aynı işletmenin veya kişinin, farklı günlerde ve aynı suç işleme kararıyla defalarca mevzuata aykırı gürültüye neden olması hâlinde, zincirleme suç hükümlerinin (TCK m. 43) uygulanıp uygulanmayacağı tartışılabilir. Zincirleme suç kabul edildiğinde, faile tek bir ceza verilir; ancak bu ceza belirli oranda artırılır. Bu durum, tekrarlanan gürültü fiillerinin her birinin ayrı ayrı cezalandırılması yerine, bütünlük içinde değerlendirilmesini sağlar.
Tekrarlanan ihlallerin idari süreçle iç içe geçtiği somut bir örnek, Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2013/24365 E., 2015/1452 K. sayılı kararında görülmektedir. Kararda, bir bar-restoran işletmesinin gece 02.15 itibarıyla açık alanda altı hoparlörle canlı müzik yayınına devam ettiği, aynı nedenle daha önce üç kez 2872 sayılı Kanun’un 14. maddesi uyarınca idari para cezası uygulandığı, buna rağmen ihlalin sürmesi üzerine idarenin bu kez müzik yayınının 15 gün süreyle durdurulmasına karar verdiği bir olay ele alınmıştır. Yerel mahkeme mahkûmiyet kararı vermiş, ancak Yargıtay, ölçülen gürültü düzeyinin yönetmelik sınırını aşmış olmasının tek başına yeterli olmadığını, sağlığa zarar verme elverişliliğinin KBB (kulak burun boğaz) ve odyoloji uzmanlarından oluşan bir heyetçe bilimsel ölçütlerle ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini belirterek eksik incelemeyle kurulan hükmü bozmuştur. Karar, tekrarlanan idari yaptırımların dahi TCK 183 suçunun otomatik olarak oluştuğu anlamına gelmediğini, her seferinde elverişlilik unsurunun ayrıca ispatlanması gerektiğini göstermektedir.
Zincirleme suçun kabulü için, fiillerin aynı suç işleme kararının icrası kapsamında ve aynı mağdura ya da çevreye yönelik olarak işlenmiş olması gibi koşullar aranır. Bu değerlendirme, olayın somut özelliklerine bağlı olduğundan, tekrarlanan gürültü iddialarında dosyanın bütününün incelenmesi gerekir.
İdari Yaptırım ile Ceza Yargılamasının Farkı
Gürültü konusunda en sık karıştırılan nokta, idari yaptırım ile ceza yargılamasının ayrımıdır. Uygulamada gürültü şikâyetlerinin büyük bölümü idari düzeyde sonuçlanır: 2872 sayılı Çevre Kanunu ve ilgili yönetmelikler kapsamında, yetkili idare (belediye veya ilgili birim) gürültü sınır değerlerini aşan kişi veya işletmelere idari para cezası uygulayabilir. Bu idari yaptırımlar, kabahat niteliğindeki gürültü fiillerine ilişkindir ve idari itiraz yollarıyla denetlenir. Günlük hayattaki pek çok komşuluk gürültüsü, bu idari çerçevede ele alınır.
TCK 183 kapsamındaki ceza suçu ise, bundan farklı olarak, gürültünün sağlığa zarar verme elverişliliği taşıması hâlinde gündeme gelir ve ceza mahkemesinde yargılanır. Yukarıda Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2007/8-153 E., 2007/160 K. sayılı kararında örneklendiği gibi, elverişlilik unsuru tespit edilemeyen bir gürültü olayı TCK 183 kapsamında değil, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 36. maddesi kapsamında değerlendirilir. Yani her gürültü fiili doğrudan bir ceza suçu değildir; idari yaptırımı gerektiren bir kabahat ile ceza suçunu oluşturan gürültü arasındaki temel ayrım, elverişlilik unsurundadır. Bu nedenle, yalnızca idari para cezası uygulanmış olması suç oluştuğu anlamına gelmediği gibi; ceza soruşturması açılmış olması da idari sürecin yerini almaz. İki sürecin farklı hukuki temellere dayandığını bilmek, hem şikâyetçi hem de hakkında işlem yapılan kişi bakımından önemlidir.
Suçun Özel Görünüş Biçimleri
Gürültüye neden olma suçunda teşebbüs, suçun soyut tehlike suçu niteliği nedeniyle sınırlı bir uygulama alanına sahiptir; gürültünün ortaya çıkmasıyla suç genellikle tamamlanmış sayılır. Birden fazla kişinin katkısıyla gürültüye neden olunması hâlinde iştirak kuralları uygulanabilir; örneğin bir işletmede gürültüye neden olan faaliyeti birlikte yürüten kişilerin sorumluluğu, katkılarının niteliğine göre belirlenir.
İçtima bakımından, gürültü fiilinin başka suçlarla birlikte işlendiği durumlar değerlendirilir. Örneğin gürültünün yanı sıra kişilere yönelik somut bir sağlık zararı doğması hâlinde, kasten yaralama gibi suçların ayrıca gündeme gelip gelmeyeceği tartışılabilir. Bu durumlarda hangi kuralın uygulanacağı, ortaya çıkan neticelerin niteliğine göre belirlenir.
Yaptırım ve Muhakeme Usulü
Suçun cezası iki aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezasıdır. Suç şikâyete tabi değildir; Cumhuriyet savcılığınca resen soruşturulur. Bu nedenle, gürültüden zarar gören kişinin şikâyetçi olması suçun takibi için zorunlu olmadığı gibi, şikâyetten vazgeçmesi de soruşturmayı kendiliğinden sona erdirmez; bu yönüyle suç, şikâyete bağlı suçlardan ayrılır. Uygulamada süreç çoğu zaman bir ihbar veya şikâyet üzerine başlar, ardından gürültü ölçümü ve bilirkişi incelemesiyle elverişlilik unsuru araştırılır.
Yargılama, cezanın miktarına göre asliye ceza mahkemesinde görülür. Dava zamanaşımı süresi, öngörülen cezanın üst sınırının iki yıl olması nedeniyle kural olarak sekiz yıl olarak uygulanır. Bu süre, suçun işlendiği tarihten itibaren işlemeye başlar; tekrarlanan gürültü fiillerinde ve zincirleme suç kabul edilen hâllerde, sürenin başlangıcı bakımından son fiilin tarihi önem kazanabilir.
Komşuluk ve İşletme Gürültüsünde Pratik Durumlar
Gürültüye neden olma suçu, uygulamada en çok komşuluk ilişkileri ve işletme faaliyetleri bağlamında karşımıza çıkar. Bir apartmanda sürekli yüksek sesle müzik dinlenmesi, gece geç saatlere kadar süren tadilat çalışmaları, bir eğlence mekânının çevredeki konutları etkileyen ses düzeyi ya da bir sanayi tesisinin makine gürültüsü, sıkça şikâyet konusu olan durumlardır. Bu tür olaylarda, gürültünün olağan yaşamın getirdiği bir rahatsızlık düzeyinde mi kaldığı, yoksa sağlığa zarar verecek elverişliliğe mi ulaştığı belirleyici olur.
Bu noktada, kendisinden gürültü şikâyeti alan bir işletme sahibi veya komşu ile gürültüden rahatsız olan kişinin hukuki konumları farklıdır. Şikâyetçi taraf, hem idari başvuru hem de ceza şikâyeti yollarını değerlendirebilir; hakkında işlem yapılan taraf ise hem idari sürecin hem de olası ceza yargılamasının koşullarını gözetmelidir. Her iki taraf açısından da, sürecin doğru yürütülebilmesi için somut olayın tüm yönleriyle değerlendirilmesi gerekir. Bu değerlendirmenin, ölçüm sonuçları ve dosyadaki deliller üzerinden yapılması önem taşır.
Hangi Faaliyetler Gürültü Suçu Kapsamına Girebilir?
Gürültüye neden olma suçu bakımından, gürültünün hangi kaynaktan çıktığı belirleyici değildir; önemli olan, ortaya çıkan sesin mevzuata aykırı ve sağlığa zarar verme elverişliliğinde olmasıdır. Uygulamada en sık karşılaşılan kaynaklar arasında yüksek sesli müzik yayını yapan eğlence mekânları, bar ve gece kulüpleri, düğün ve nişan salonları; makine ve üretim hattı çalıştıran sanayi tesisleri; gece geç saatlere kadar süren inşaat ve yıkım şantiyeleri; sürekli çalışan jeneratör, klima dış üniteleri ve soğutma sistemleri; ayrıca modifiye egzoz ve benzeri araç kaynaklı sesler sayılabilir. Bu faaliyetlerin her biri, koşulları taşıması hâlinde suçun konusunu oluşturabilir.
Araç kaynaklı gürültülerde ayrıca bir norm çatışması söz konusudur: sürücülerin araçlarından çevredekileri rahatsız edecek derecede gürültü çıkması hâlinde, olay TCK 183’ün değil, kural olarak 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 30/b maddesi ile 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 36. maddesi arasındaki idari yaptırım rejiminin konusu olur; hangi düzenlemenin uygulanacağı, 5326 sayılı Kanunun 15/1. maddesindeki içtima kuralı uyarınca ikisinden hangisinin daha ağır yaptırım öngördüğüne göre belirlenir. Sürücü kaynaklı gürültünün ayrıca TCK 183 kapsamında ceza suçu oluşturabilmesi için, yukarıda anlatılan sağlığa zarar verme elverişliliği unsurunun somut olayda ayrıca gerçekleşmesi gerekir.
Sanayi tesisi kaynaklı gürültüye örnek olarak, Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2013/24261 E., 2015/1454 K. sayılı kararında, bir demir-çelik fabrikasının teknik emniyet müdürü hakkında, işletmenin haddehanesinden kaynaklanan ve şikâyetçinin evine 200-300 metre mesafedeki ölçümlerde yönetmelik sınırlarının aşıldığı tespit edilen gürültüye ilişkin idari yaptırım kararı verilen bir olay değerlendirilmiştir. Yerel mahkeme, gürültünün bir kimsenin sağlığının zarar görmesine sebep olduğu ya da böyle bir yakın tehlike bulunduğu yönünde delil bulunmadığı gerekçesiyle beraat kararı vermiş; ancak Yargıtay, şikâyetçinin duruşmaya çağrılıp dinlenmediğini ve dosyada bilirkişi raporu bulunmadığını belirterek, ölçülen gürültü düzeyinin insan sağlığına elverişliliğinin üniversitelerin KBB anabilim dalından uzman iki hekim ve bir odyologdan oluşan üç kişilik heyete tevdi edilerek belirlenmesi gerektiğine hükmetmiştir.
Eğlence mekânı kaynaklı gürültüye örnek olarak da, Yargıtay 18. Ceza Dairesi 2015/13033 E., 2016/12044 K. sayılı kararında, müzikli bir eğlence yerinin mesul müdürü hakkında, gece 22.00-02.00 saatleri arasında yapılan ölçümde yönetmelikte belirlenen sınır değerlerin aşıldığı tespit edilen bir olay ele alınmıştır. Dosyada çevre mühendisi bilirkişi raporunda, sürekli gürültüye maruz kalan kişilerde fizyolojik, psikolojik ve sosyolojik etkiler oluşabileceği belirtilmiş; Yargıtay, ölçülen düzeyin yönetmelik sınırını aşmasının tek başına yeterli olmadığını, elverişliliğin yine KBB ve odyoloji uzmanlarından oluşan heyetçe bilimsel ölçütlere göre değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayarak eksik incelemeyle kurulan hükmü bozmuştur.
Ancak bu kaynaklardan çıkan her ses otomatik olarak suç sayılmaz. Örneğin ilgili mevzuattaki sınır değerler içinde kalan, izinli ve olağan bir işletme faaliyetinden kaynaklanan ses, kural olarak suç oluşturmaz. Buna karşılık sınır değerlerin aşılması, gerekli izin ve tedbirlerin alınmaması ya da gürültünün süre ve şiddet bakımından sağlığa zarar verecek düzeye ulaşması hâlinde tablo değişir. Bu nedenle her olayda, gürültü kaynağının niteliği kadar, o gürültünün somut koşullar içinde elverişlilik unsurunu taşıyıp taşımadığı ayrıca değerlendirilir.
Gürültünün Ölçümü ve İspatı: Bilirkişi Heyeti Uygulaması
Gürültü suçunda ispat, çoğu zaman teknik ölçümlere ve bilirkişi incelemelerine dayanır. Yetkili birimlerce yapılan gürültü ölçümleri, sesin şiddetini (desibel cinsinden) ve süresini belirleyerek, ilgili mevzuattaki sınır değerlerin aşılıp aşılmadığını ortaya koyar. Bu ölçüm sonuçları, hem idari sürecin hem de ceza yargılamasının önemli delillerindendir. Ayrıca tanık beyanları, tutanaklar ve varsa kamera ya da ses kayıtları da dosyada değerlendirilir. Elverişlilik unsurunun bulunup bulunmadığı, bu delillerin bütünü üzerinden belirlenir.
Yargıtay’ın yerleşik uygulamasında, ölçülen gürültü düzeyinin yönetmelikteki sınır değerleri aşmış olması tek başına elverişliliğin ispatı için yeterli görülmemektedir. Yukarıda anılan Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2013/24261 E., 2015/1454 K.; Yargıtay 18. Ceza Dairesi 2015/13033 E., 2016/12044 K. ve Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2013/24365 E., 2015/1452 K. sayılı kararlarının ortak noktası, sınır değer aşımının bilimsel ölçütlerle desteklenmesi gerektiğidir.
Bu doğrultuda Yargıtay 8. Ceza Dairesi de 2016/15421 E., 2017/2171 K. sayılı kararında, sanık hakkında aynı gürültü eylemi nedeniyle hem TCK 183 kapsamında ceza soruşturması yürütüldüğünü hem de büyükşehir belediyesi encümeni tarafından 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 12 ve 24. maddelerine aykırılıktan idari para cezası uygulandığını, ancak bu durumun ölçülen gürültü düzeyinin insan sağlığına elverişliliğinin ayrıca bilimsel ölçütlerle değerlendirilmesi zorunluluğunu ortadan kaldırmadığını belirtmiştir. Bu kararların tamamında Yargıtay, dosyanın üniversitelerin Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalında uzman, tercihen odyoloji uzmanlığı bulunan iki hekim ve bir odyologdan oluşacak üç kişilik heyete tevdi edilerek rapor alınmasını, aksi hâlde kurulan hükmün eksik incelemeye dayalı sayılacağını istikrarlı biçimde vurgulamaktadır.
İspat bakımından dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta, ölçümün gürültünün gerçekleştiği koşullarda ve usulüne uygun biçimde yapılmış olmasıdır. Ölçümün zamanı, yeri ve yöntemi, sonuçların güvenilirliğini doğrudan etkiler. Bu nedenle hem şikâyetçi hem de hakkında işlem yapılan taraf bakımından, ölçüm sürecinin usulüne uygun yürütülmesi büyük önem taşır. Delil durumunun eksik ya da usulsüz olması, sürecin sonucunu değiştirebilecek bir husustur.
Ölçüm sonuçlarının yanı sıra, gürültünün süreklilik gösterip göstermediği ve hangi saatlerde gerçekleştiği de değerlendirmede rol oynar. Örneğin gece saatlerinde, insanların dinlenme hakkının öne çıktığı zaman dilimlerinde meydana gelen gürültü, aynı şiddetteki gündüz gürültüsüne göre farklı biçimde ele alınabilir. Nitekim yukarıda anılan Bodrum’daki bar-restoran olayında (Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2013/24365 E., 2015/1452 K.) gürültünün gece 02.15 gibi geç bir saatte gerçekleşmiş olması, olayın değerlendirilmesinde ayrıca dikkate alınan bir unsur olmuştur. Benzer şekilde, kısa süreli ve bir defaya mahsus bir sesle, uzun süre tekrarlanan ve süreklilik arz eden gürültü aynı ölçüde değerlendirilmez. Tüm bu unsurların bir arada incelenmesi, hem elverişlilik unsurunun belirlenmesi hem de olası bir zincirleme suç değerlendirmesi bakımından önemlidir.
Gürültü Suçunda Şikâyet, Uzlaştırma ve HAGB
Gürültüye neden olma suçu şikâyete tabi olmadığından, resen soruşturulur ve kovuşturulur; yani sürecin başlaması ve devamı, mağdurun şikâyetine bağlı değildir. Bu durum, suçun takibini kişilerin iradesinden bağımsız kılar. Suçun uzlaştırma kapsamında olup olmadığı ise ayrı bir değerlendirme gerektirir; uzlaştırmaya tabi suçlar kanunda sınırlı olarak sayıldığından, somut olayda bu yolun mümkün olup olmadığı dosya üzerinden belirlenmelidir.
Cezanın türü ve miktarı uygun olduğunda, hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) gibi kurumlar da gündeme gelebilir. HAGB, belirli koşulların varlığı hâlinde, hükmedilen cezanın belirli bir denetim süresi boyunca sonuç doğurmamasını sağlayan bir kurumdur. HAGB kararına karşı itiraz yoluna başvurulabileceğini de belirtmek gerekir; nitekim Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2016/15421 E., 2017/2171 K. sayılı kararında, gürültüye neden olma suçundan verilen HAGB kararına yönelik itirazı inceleyen merciin, itirazı yalnızca şekil yönünden değil hem maddi olay hem de hukuki yönden incelemesi gerektiğini, gerekli görüldüğünde Cumhuriyet savcısı ve sanık müdafiini dinleyip araştırma yapabileceğini belirtmiştir. Bu ve benzeri imkânların uygulanıp uygulanmayacağı, hükmedilen cezaya ve failin durumuna bağlı olduğundan, her dosyada ayrıca değerlendirilmesi gerekir. Bu noktada, sürecin başından itibaren doğru bir hukuki değerlendirme yapılması önem taşır.
Ceza hukuku alanındaki diğer hizmet alanları için İstanbul ceza hukuku hizmetlerimiz sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.
Gürültüden Zarar Görenlerin Hukuki Yolları
Gürültüden rahatsız olan bir kişinin başvurabileceği yollar, yalnızca ceza şikâyetiyle sınırlı değildir. Uygulamada çoğu zaman ilk adım, yetkili idareye (belediye veya ilgili birim) yapılan idari başvurudur; bu başvuru üzerine gürültü ölçümü yapılabilir ve mevzuata aykırılık hâlinde idari para cezası uygulanabilir. Bunun yanında, TCK 183 kapsamında elverişlilik unsuru taşıyan gürültüler bakımından Cumhuriyet savcılığına suç duyurusunda bulunulabilir. Bu iki yol birbirini dışlamaz; somut olayın niteliğine göre her ikisi de değerlendirilebilir.
Ceza ve idari süreçlerin yanında, gürültüden zarar gören kişilerin özel hukuk yolları da bulunur. Komşuluk hukukundan ve haksız fiil sorumluluğundan doğan taleplerle, gürültünün durdurulması (önleme) ve uğranılan zararların tazmini hukuk mahkemelerinde istenebilir. Bu talepler, ceza yargılamasından bağımsız olarak yürütülür ve farklı ispat kurallarına tabidir. Dolayısıyla gürültü sorunuyla karşılaşan bir kişinin, idari, cezai ve özel hukuk yollarını birlikte değerlendirmesi; hangi yolun ya da yolların somut duruma en uygun olduğunu belirlemesi önem taşır. Bu değerlendirmenin bir hukukçu desteğiyle yapılması, hangi sürecin öncelikle işletileceğinin doğru belirlenmesi ve hak kaybının önlenmesi bakımından yararlı olacaktır.
Sık Sorulan Sorular
Gürültüye neden olma suçunun cezası nedir?
TCK 183’e göre suçun cezası iki aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezasıdır. Ceza seçimlik olarak düzenlendiğinden, hakim somut olayın özelliklerine göre hapis ya da adli para cezası arasında tercih yapar.
Her gürültü suç oluşturur mu?
Hayır. TCK 183 kapsamında suçun oluşması için gürültünün, ilgili mevzuattaki yükümlülüklere aykırı olması ve bir kimsenin sağlığının zarar görmesine elverişli nitelikte olması gerekir. Olağan yaşam gürültüleri ile sağlığa zarar verme elverişliliği bulunmayan gürültüler bu suçun kapsamı dışındadır; bunlar çoğunlukla idari yaptırım konusudur.
Gürültü şikayeti ile ceza davası aynı şey midir?
Hayır. Gürültü şikayetlerinin çoğu, Çevre Kanunu kapsamında idari para cezasıyla sonuçlanan bir kabahat sürecidir. TCK 183 kapsamındaki ceza suçu ise gürültünün sağlığa zarar verme elverişliliği taşıması halinde gündeme gelir ve ceza mahkemesinde yargılanır. İki süreç farklı hukuki temellere dayanır.
Gürültü suçu şikayete tabi midir?
Hayır. Gürültüye neden olma suçu şikayete tabi değildir; Cumhuriyet savcılığınca resen soruşturulur. Zarar gören kişinin şikayetten vazgeçmesi yargılamayı kendiliğinden sona erdirmez.
Gürültü suçunda bilirkişi incelemesi zorunlu mudur?
Uygulamada evet, denilebilir. Yargıtay’ın yerleşik içtihadına göre, gürültü ölçümünde yönetmelik sınır değerlerinin aşılmış olması tek başına yeterli değildir; sağlığa zarar verme elverişliliğinin üniversitelerin KBB anabilim dalından uzman iki hekim ve bir odyologdan oluşan üç kişilik heyetçe bilimsel ölçütlerle tespit edilmesi gerekir. Bu heyet raporu bulunmadan kurulan mahkûmiyet veya beraat hükümleri, Yargıtay tarafından eksik incelemeye dayalı kabul edilerek bozulmaktadır.
Komşumun gürültüsünden dolayı ne yapabilirim?
Öncelikle yetkili idareye (belediye veya ilgili çevre biriminde) başvurarak gürültü ölçümü ve idari yaptırım talep edebilirsiniz. Gürültünün sağlığa zarar verme elverişliliğinde olduğunu düşünüyorsanız Cumhuriyet savcılığına suç duyurusunda bulunabilirsiniz. Ayrıca komşuluk hukuku ve haksız fiil sorumluluğuna dayanarak hukuk mahkemesinde gürültünün durdurulmasını ve tazminat talep edebilirsiniz. Bu üç yol birbirini dışlamaz.
Gürültüye neden olma suçunda zamanaşımı süresi ne kadardır?
Öngörülen cezanın üst sınırının iki yıl olması nedeniyle dava zamanaşımı süresi kural olarak sekiz yıldır. Süre, suçun işlendiği tarihten itibaren işlemeye başlar; tekrarlanan gürültü fiillerinde ise son fiilin tarihi esas alınır.
İşyerimin gürültü ölçümü sınır değerleri aşarsa ne olur?
Ölçüm sonucunun sınır değerleri aşması hâlinde öncelikle idari para cezası uygulanabilir; tekrarlanan ihlallerde faaliyetin geçici olarak durdurulması gibi idari tedbirler de gündeme gelebilir. Gürültünün sağlığa zarar verme elverişliliğinde olduğu bilirkişi heyetince tespit edilirse, TCK 183 kapsamında ayrıca ceza soruşturması da açılabilir.
Aynı gürültü eylemi hem idari para cezasına hem de TCK 183 kapsamında ceza soruşturmasına konu olabilir mi?
Evet. Yargıtay içtihadında, aynı eylem nedeniyle hem 2872 sayılı Çevre Kanunu kapsamında idari para cezası uygulanmasının hem de TCK 183 kapsamında ayrı bir ceza soruşturması yürütülmesinin mümkün olduğu kabul edilmektedir; iki süreç farklı hukuki temellere dayandığından birbirinin yerini tutmaz.
Gürültüye neden olma suçunda hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) uygulanabilir mi?
Cezanın türü ve miktarı uygun olduğunda, kanundaki diğer koşulların da varlığı hâlinde HAGB uygulanabilir. HAGB kararına karşı itiraz yoluna başvurulabilir ve itirazı inceleyen merci, itirazı hem maddi olay hem de hukuki yönden değerlendirmekle yükümlüdür.
Gece saatlerindeki gürültü gündüz gürültüsünden farklı mı değerlendirilir?
Evet. Gece saatlerinde, insanların dinlenme hakkının öne çıktığı zaman dilimlerinde meydana gelen gürültü, aynı şiddetteki gündüz gürültüsüne göre farklı biçimde değerlendirilebilir. Gürültünün süresi, sıklığı ve gerçekleştiği saat, elverişlilik unsurunun tespitinde birlikte dikkate alınır.
TCK 183 (gürültüye neden olma) ile TCK 123 (kişilerin huzur ve sükûnunu bozma) arasındaki fark nedir?
argıtay 4. Ceza Dairesi 2022/14906 E., 2023/17491 K. sayılı kararına göre temel fark mağdur profilindedir: TCK 183’teki gürültüye neden olma suçunun belirli bir mağduru yoktur, toplumda yaşayan herkes bu suçun mağduru olabilir; TCK 123’teki suçta ise fail, ısrarla telefon etme veya gürültü yapma gibi davranışlarla doğrudan belirli bir kişiyi hedef almaktadır. Ayrıca TCK 123 şikâyete tabi iken, TCK 183 şikâyete tabi değildir ve resen soruşturulur.
Gürültüye neden olma suçu, idari ve cezai boyutları iç içe geçtiği için sıkça yanlış anlaşılan bir alandır. Gürültünün mevzuata aykırılığı, sağlığa zarar verme elverişliliği ve tekrarı gibi unsurların doğru değerlendirilmesi, sürecin sonucunu belirleyen başlıca noktalardır.
Büromuz İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın bir konumda hizmet vermektedir. Ceza hukukuna ilişkin sorularınız için iletişime geçebilirsiniz.
Avukat Sinan Karabacak – Cep Tel: +90 535 671 88 95


2 Yorumlar