İçindekiler
Çevrenin taksirle kirletilmesi suçu, Türk Ceza Kanunu’nun 182. maddesinde düzenlenmiş olup;
- Suçun temel halde adli para cezasını,
- Atığın toprakta, suda veya havada kalıcı etki bırakması hâlinde iki aydan bir yıla kadar hapis cezasını,
- Tedavisi zor hastalık veya üreme yeteneğinin körelmesi gibi ağır sonuçlara elverişli atıkların söz konusu olduğu nitelikli hâlde ise bir yıldan beş yıla kadar hapis cezasını,
gerektirmektedir. Kasten işlenen çevrenin kasten kirletilmesi suçundan (TCK 181) farklı olarak bu suçta failin kirletme sonucunu istemesi aranmaz; dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık, yani taksir yeterlidir. Bu yazıda suçun unsurları, TCK 181 ile karşılaştırması, bilinçli-bilinçsiz taksir ayrımının bu suça özgü uygulaması, bilirkişi ve emisyon sınır değeri ispat sorunu, 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun idari yaptırımlarıyla ilişkisi ve konuya ilişkin Yargıtay içtihadı ayrıntılı biçimde ele alınmaktadır.
I. Çevrenin Taksirle Kirletilmesi Suçu Nedir? Madde Metni
TCK 182. madde şu şekildedir:
“(1) Çevreye zarar verecek şekilde, atık veya artıkların toprağa, suya veya havaya verilmesine taksirle neden olan kişi, adlî para cezası ile cezalandırılır. Bu atık veya artıkların, toprakta, suda veya havada kalıcı etki bırakması halinde, iki aydan bir yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(2) İnsan veya hayvanlar açısından tedavisi zor hastalıkların ortaya çıkmasına, üreme yeteneğinin körelmesine, hayvanların veya bitkilerin doğal özelliklerini değiştirmeye neden olabilecek niteliklere sahip olan atık veya artıkların toprağa, suya veya havaya taksirle verilmesine neden olan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”
Hüküm, Türk Ceza Kanunu’nun “Topluma Karşı Suçlar” kısmının “Çevreye Karşı Suçlar” bölümünde, kasten kirletmeyi düzenleyen 181. maddenin hemen ardından yer almaktadır. Suçun konusu her iki maddede de aynıdır: atık veya artıkların alıcı ortam olan toprağa, suya veya havaya verilmesi. Aradaki fark manevi unsurdadır — 181. maddede kast, 182. maddede taksir aranır. Konunun genel çerçevesi için çevreye karşı suçlar başlıklı yazımıza da bakılabilir.
II. Korunan Hukuki Değer ve Suçun Tehlike Suçu Niteliği
Anayasa’nın 56/1. maddesine göre herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir; aynı maddenin ikinci fıkrası çevreyi geliştirme, çevre sağlığını koruma ve çevre kirlenmesini önleme ödevini hem Devlete hem vatandaşlara yüklemiştir. Bu anayasal ilke, 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 3/a maddesinde de yinelenmiş; TCK’nın 1. maddesinde kamu sağlığını ve çevreyi koruma, kanunun amaçlarından biri olarak sayılmıştır.
TCK 181/1, 182/1 ve 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 8. maddesinde ortak biçimde geçen “çevreye zarar verecek şekilde” ibaresi, öğreti ve içtihatta kritik bir teknik ayrıma işaret eder: bu ibare gerçekleşmiş somut bir zararı değil, zarar vermeye elverişliliği, yani zarar ihtimalini anlatır.
Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin 2012/34297 Esas, 2014/36811 Karar sayılı kararında da vurgulandığı üzere, atık veya artığın kasten veya taksirle alıcı ortama verilmesiyle suç oluşur; çevrenin kasten veya taksirle kirletilmesi kanunda tehlike suçu olarak düzenlenmiştir ve zararın fiilen gerçekleşmesi ne unsur ne de cezalandırma şartıdır. Bu nitelik, uygulamada savunma ve iddia stratejisini doğrudan belirleyen bir noktadır: sanık “hiçbir somut zarar oluşmadı” savunmasıyla beraat talep edemez, çünkü kanun soyut tehlikeyi yeterli görmüştür.
III. Çevrenin Taksirle Kirletilmesi Suçunun Unsurları
Suçun oluşabilmesi için aşağıdaki şartların birlikte gerçekleşmesi gerekir:
- Fail: Suç herkes tarafından işlenebilen genel bir suçtur; failin belirli bir sıfat taşıması (işletmeci, mühendis vb.) şart değildir, ancak uygulamada çoğunlukla tesis/işletme sahibi veya yetkilisi faildir.
- Suçun konusu: Atık veya artık niteliğindeki maddeler. 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 2. maddesine göre atık, herhangi bir faaliyet sonucunda oluşan, çevreye atılan veya bırakılan her türlü maddedir; artık ise bir maddenin tüketim, kullanım veya harcanmasından sonra geriye kalan kısımdır.
- Hareket: Bu atık veya artığın alıcı ortam olan toprağa, suya veya havaya verilmesi.
- Elverişlilik/tehlike unsuru: Verme fiilinin “çevreye zarar verecek şekilde” gerçekleşmesi, yani somut zarara değil zarar ihtimaline yol açması.
- Manevi unsur: Failin bu neticeyi taksirle, yani dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranarak gerçekleştirmesi — kast unsuru aranmaz.
- Netice aranmaması: Suç tehlike suçu olduğundan, çevrede fiilen bir zarar meydana gelmesi cezalandırma şartı değildir; kalıcı etki ve ağır sonuç hâlleri ise cezayı ağırlaştıran nitelikli unsurlardır.
IV. Taksir Kavramı: Bilinçli Taksir – Bilinçsiz Taksir Ayrımının Bu Suça Özgü Uygulaması
TCK 22. maddesi taksiri, bilinçsiz ve bilinçli taksir olarak ikiye ayırır. TCK 22/2’ye göre bilinçsiz taksir, “dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesi”dir; TCK 22/3’e göre bilinçli taksir ise “kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi” hâlidir. Genel kast ve taksir ayrımının bu suça özgü görünümü şudur: bilinçsiz taksirde fail, özen yükümlülüğünü ihlal ederken kirlenme ihtimalini hiç düşünmemektedir; bilinçli taksirde ise somut bir tehlikenin varlığını öngörmesine rağmen bu tehlikeyi önemsememekte, kendi becerisini abartmakta ya da şansına güvenerek neticenin gerçekleşmeyeceğine inanmaktadır.
Bu ayrımın pratik önemi, Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin 2012/8757 Esas, 2014/35725 Karar sayılı kararına konu olayda somutlaşmıştır. Olayda bir atık yakma tesisinin dioksin-furan tutucu filtresi bakım nedeniyle devre dışı bırakılmış, sanıklar hakkında TCK’nın 182/2 ve 22/3. maddeleri uyarınca bilinçli taksirle nitelikli çevre kirletme suçundan dava açılmıştır.
Yargıtay, suç tarihinde bacadan salınan atıklara ilişkin emisyon sınır değerini gösteren bir veri bulunmadığını, bilirkişi raporlarının filtre devre dışıyken uygulanan özel yakma menüsünün mevcut kanıtlara göre atıkları limit değerin altında tuttuğu yönünde görüş bildirdiğini belirterek beraat kararını hukuka uygun bulmuştur. Bu karar, bilinçli taksir isnadının dahi somut emisyon verisiyle desteklenmesi gerektiğini, aksi hâlde sırf tesisin riskli bir usul izlemiş olmasının mahkûmiyete yetmeyeceğini göstermektedir.
V. TCK 181 (Kasten Kirletme) ile TCK 182 (Taksirle Kirletme) Arasındaki Fark
Yargıtay 18. Ceza Dairesi’nin 2016/1866 Esas, 2018/2924 Karar sayılı kararında açıkça ortaya konduğu üzere, TCK 181/1’de düzenlenen çevrenin kasten kirletilmesi fiili, “kanunlarda belirtilen teknik usullere aykırı olarak, çevreye zarar verecek şekilde atık veya artıkların alıcı ortamlara kasten verilmesi”dir ve suç, atık veya artığın teknik usullere aykırı olarak bir defa alıcı ortama verilmesiyle oluşur. TCK 182’de düzenlenen taksirle kirletme ise aynı fiilin taksirle işlenmesidir. Aradaki temel fark şu iki noktada toplanır:
- Manevi unsur farkı: 181’de kast, 182’de taksir aranır.
- Fiziksel unsur farkındaki nüans: 181/1’de “ilgili kanunlarla belirlenen teknik usullere aykırılık” ayrıca vurgulanmışken, 182/1’de bu ibare açıkça tekrarlanmaz; ancak Yargıtay’ın istikrarlı yorumuna göre “çevreye zarar verecek şekilde” ibaresi her iki suç bakımından da aynı işlevi görür ve fiilin mevzuata aykırılığının (emisyon sınır değeri, atık sınıfı vb.) tespiti her iki suçun da ön şartıdır.
Ceza miktarları da farklıdır: 181/1’de temel hâlde adli para cezası ile birlikte altı aydan iki yıla kadar hapis cezası öngörülürken, 182/1’de temel hâlde yalnızca adli para cezası, kalıcı etki hâlinde ise iki aydan bir yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür — kasten işlenen suça göre daha hafif bir yaptırım rejimi benimsenmiştir.
Bu iki suçun yanı sıra, atık veya artığın toprakta, suda veya havada tedavisi zor hastalık, üreme yeteneğinin körelmesi gibi ağır sonuçlara yol açabilecek nitelikte olması hâli, kasten kirletmede TCK 184/1’de, taksirle kirletmede ise TCK 182/2’de ayrı nitelikli hâller olarak düzenlenmiştir. İmar kirliliğine neden olma suçu (TCK 184) ile karıştırılmaması gereken bu düzenleme, madde numaralandırmasındaki yakınlığa rağmen tamamen farklı bir konuyu (imar mevzuatına aykırılık) düzenler; 182. maddedeki “ağır sonuçlu atıklar” nitelikli hâli ile aynı madde numarasını taşıyan farklı bir kavram olduğu unutulmamalıdır.
Uygulamada kasıt-taksir sınırının çizilmesi çoğu zaman bilirkişi incelemesine muhtaçtır. Nitekim mıcır ocağından çıkan tozun çevredeki bitkilere zarar verdiği iddiasıyla açılan davada Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 2012/34297 Esas, 2014/36811 Karar sayılı kararında, bilirkişiden sanığın işlettiği tesisin bütün önleyici tedbirleri almayarak atıkların deşarjına bilerek imkân sağladığının belirlenmesi hâlinde eylemin çevrenin kasten kirletilmesi suçunu oluşturacağının gözetilmesi gerektiğini, bu ayrım yapılmadan doğrudan taksirle kirletme nitelendirmesiyle karar verilemeyeceğini vurgulayarak hükmü bozmuştur.
VI. Kalıcı Etki Hâli ve Ceza Farkı
TCK 182/1’in ikinci cümlesi, atık veya artığın toprakta, suda veya havada kalıcı etki bırakması hâlinde cezayı adli para cezasından iki aydan bir yıla kadar hapis cezasına yükseltmektedir. “Kalıcı etki” kavramı kanunda tanımlanmamış olup, bu husus da somut olayda bilirkişi incelemesiyle belirlenmesi gereken teknik bir kavramdır; kirletici maddenin doğada kendiliğinden ayrışıp ayrışmadığı, alıcı ortamda ne kadar süre etkisini sürdürdüğü gibi hususlar rapor konusu yapılmalıdır.
VII. Ağır Sonuçlu Atıklarla İşlenme Hâli (m. 182/2) ve İspat Sorunu
TCK 182/2, insan veya hayvanlar açısından tedavisi zor hastalıkların ortaya çıkmasına, üreme yeteneğinin körelmesine, hayvanların veya bitkilerin doğal özelliklerini değiştirmeye neden olabilecek niteliklere sahip atık veya artıkların taksirle alıcı ortama verilmesini bir yıldan beş yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırmaktadır. Bu fıkranın uygulanabilmesi için atığın fiilen bu sonuçları doğurmuş olması şart değildir; kanun metninde geçen “neden olabilecek niteliklere sahip olan” ifadesi, burada da somut zarar değil elverişlilik/potansiyel arandığını göstermektedir.
Ancak bu potansiyelin varlığı yine ancak bilimsel bir incelemeyle, atığın kimyasal bileşimi ve ilgili mevzuattaki tehlikeli madde sınıflandırmalarıyla ortaya konabilir; aksi hâlde sanık aleyhine yalnızca temel fıkra (182/1) uygulanabilir. Bu noktada 182/2 ile 184/1’in (imar kirliliğinde ağır sonuç) ayrı düzenlemeler olduğu, ikisinin karıştırılmaması gerektiği tekrar vurgulanmalıdır.
VIII. Emisyon Sınır Değerinin ve Kirletici Atık Sınıfının Belirlenmesi: Zaman Bakımından Uygulama Sorunu
Suçun maddi unsurunun ispatında en teknik ve en çok hataya açık aşama, hangi atığın “kirletici” sayılacağının ve hangi emisyon/deşarj sınır değerinin esas alınacağının tespitidir.
Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin 2012/34297 Esas, 2014/36811 Karar sayılı kararında bu konuda ayrıntılı bir çerçeve çizilmiştir: hava kirliliği bakımından 02.11.1986 tarihli Hava Kalitesinin Korunması Yönetmeliği, 22.07.2006 tarihli Endüstri Tesislerinden Kaynaklanan Hava Kirliliğinin Kontrolü Yönetmeliği, 06.06.2008 tarihli Hava Kalitesi Değerlendirme ve Yönetimi Yönetmeliği, 03.07.2009 tarihli Sanayi Kaynaklı Hava Kirliliğinin Kontrolü Yönetmeliği ve 13.01.2005 tarihli Isınmadan Kaynaklanan Hava Kirliliğinin Kontrolü Yönetmeliği gibi farklı tarihlerde yürürlüğe giren düzenlemeler zaman içinde birbirini ilga etmiştir.
Yargıtay, bu düzenlemelerin yalnızca tesis, işletme, motorlu taşıt ve konut gibi sürekli veya dönemsel emisyon üreten yerlerle ilgili olduğunu, bu kapsam dışındaki bireysel eylemler (örneğin açık havada atık yakma) için herhangi bir emisyon sınır değerinin öngörülmediğini, kıyas yoluyla bu sınırların bireylere uygulanamayacağını belirtmiştir — zira TCK 2/3 maddesi ceza hukukunda kıyası yasaklamaktadır.
Aynı karar, toprak kirliliği bakımından da zaman bakımından uygulama ilkesinin nasıl işletileceğini üç döneme ayırarak açıklamıştır:
(i) 1991 tarihli Katı Atıkların Kontrolü Yönetmeliği kapsamındaki atıklar,
(ii) 31.05.2005 tarihli Toprak Kirliliğinin Kontrolü Yönetmeliği’nin yürürlüğe girdiği tarih ile 05.07.2008 tarihli Atık Yönetimi Genel Esaslarına İlişkin Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarih arasındaki eylemler,
(iii) 08.06.2010 tarihli Toprak Kirliliğinin Kontrolü ve Noktasal Kaynaklı Kirlenmiş Sahalara Dair Yönetmeliğin yürürlüğe girmesinden sonraki eylemler.
Yargıtay’a göre suç tarihinde yürürlükte bulunan yönetmelikte kirletici sayılan bir atığın, sonradan yürürlüğe giren yönetmelikte de kirletici olarak kabul edilmiş olması gerekir; aksi hâlde atığın hangi tarihte hangi mevzuata göre “kirletici” sayıldığı kuşkuya yer bırakmayacak şekilde kararda gösterilmelidir. Bu, uygulamada sıklıkla atlanan ama temyiz denetiminde bozma nedeni olan kritik bir usul kuralıdır.
IX. Bilirkişi İncelemesinin Zorunluluğu
Yukarıda anlatılan teknik karmaşıklık nedeniyle, çevrenin taksirle kirletilmesi davalarında bilirkişi incelemesi kural olarak zorunludur. Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin 2021/22110 Esas, 2024/3562 Karar sayılı kararında, bir çelikhane tesisinde kontrolsüz emisyon çıkışı iddiasıyla açılan davada yerel mahkemenin herhangi bir keşif yapmadan ve bilirkişi raporu almadan mahkûmiyet kararı verdiği, oysa atığın niteliğinin, alıcı ortamı kirletip kirletmediğinin ve kirletme ihtimalinin ilgili yönetmelikler esas alınarak tespit edilmesi gerektiği belirtilerek karar bozulmuştur.
Aynı şekilde bir tekstil işletmesinin buhar kazanı bacasından kaynaklanan emisyon iddiasına ilişkin Yargıtay 18. Ceza Dairesi’nin 2016/1866 Esas, 2018/2924 Karar sayılı kararında da yerel mahkemece keşif icra edilmeden ve bilirkişi raporu alınmadan verilen beraat kararı, eksik inceleme gerekçesiyle bozulmuştur. Bu kararlar, ne mahkûmiyet ne de beraat kararının, çevre mühendisliği veya kimya mühendisliği alanında uzman bilirkişi heyetinin somut mevzuat hükümleriyle ilişkilendirilmiş raporu olmaksızın verilemeyeceğini ortaya koymaktadır.
X. 2872 Sayılı Çevre Kanunu’nun İdari Para Cezası (m. 20) ile TCK 182 Arasındaki İlişki
2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 20. maddesi, kirletme yasağına aykırı birçok fiil için idari para cezası öngörmektedir. Bu durum, aynı fiilin hem idari yaptırım hem de ceza normu ile karşılanabileceği görünümü yaratmakta, uygulamada sıkça karıştırılmaktadır. Yargıtay 18. Ceza Dairesi’nin 2016/1866 Esas, 2018/2924 Karar sayılı kararına konu olayda, yerel mahkeme sanığın şirketinin 2872 sayılı Kanun’un 20/b maddesi uyarınca idari para cezasıyla cezalandırılmış olması karşısında ayrıca TCK’da düzenlenen çevreyi kasten kirletme suçundan cezalandırılamayacağı gerekçesiyle beraat kararı vermiştir.
Yargıtay bu noktada 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 15/3. maddesine atıf yaparak önemli bir ilke koymuştur: bir fiilin hem kabahat hem de suç olarak tanımlandığı durumlarda öncelikle sadece suçtan dolayı yaptırım uygulanır; suçtan dolayı yaptırım uygulanamayan hâllerde kabahat dolayısıyla yaptırım uygulanır. Dolayısıyla idari para cezasının kesilmiş ve ödenmiş olması, tek başına TCK 182 (veya 181) kapsamındaki cezai sorumluluğu ortadan kaldırmaz; öncelikle suçun oluşup oluşmadığının bağımsız biçimde araştırılması gerekir. Aynı içtima ilişkisi, genel suçların içtimai kurallarının çevre suçlarına özgü bir uygulamasıdır.
XI. Nedensellik (İlliyet) Bağının İspatı ve Sorumluluğun Sınırı
Taksirli sorumluluğun kurulabilmesi için, failin özen yükümlülüğünü ihlal eden davranışı ile kirlenme neticesi arasında uygun illiyet bağının kurulması şarttır; bu bağ kurulamıyorsa taksirli sorumluluk da doğmaz.
Bir geminin kaptanı hakkında, fırtına sırasında güverteye bağlı sunta yükünün çelik halatların kopmasıyla denize düşmesi nedeniyle taksirle deniz kirliliğine sebebiyet verdiği iddiasıyla açılan davada Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 2012/34626 Esas, 2014/35726 Karar sayılı kararında, yükün istiflenmesi ve sabitlenmesinde alınan tedbirlerin fırtınalı havada güvenli seyre elverişli olmadığının ve yetersiz önlem nedeniyle taksirle çevre kirliliğine sebebiyet verildiğinin kanıtlanamadığını, eylemle netice arasında uygun illiyet bağının kurulamadığını belirterek beraat kararını onamıştır.
Bu karar, mücbir sebep (fırtına) ile birlikte gelişen olaylarda taksirli sorumluluğun otomatik olarak doğmayacağını, iddia makamının hem özen yükümlülüğü ihlalini hem de bu ihlal ile netice arasındaki nedensellik bağını ayrı ayrı ispatlaması gerektiğini göstermektedir.
XII. Çevrenin Taksirle Kirletilmesi Suçuna Teşebbüs Mümkün müdür?
Taksirli suçlarda fail, kanuni tanımdaki neticeyi bilerek ve isteyerek gerçekleştirmediğinden, suça teşebbüs (TCK 35) kurumu kural olarak taksirli suçlara uygulanmaz. Teşebbüs, failin icra hareketlerine kasten başlayıp elinde olmayan nedenlerle tamamlayamamasını gerektirir; taksirde ise zaten böyle bir kastî icra iradesi bulunmadığından, çevrenin taksirle kirletilmesi suçuna teşebbüs mümkün değildir.
Çevreye karşı işlenen ve taksirle de gerçekleşebilen bir başka suç tipiyle karşılaştırma da öğretici olabilir: gürültüye neden olma suçu (TCK 183) da çevrenin korunmasına yönelik olmakla birlikte, korunan menfaat (gürültü kirliliği) ve fiilin niteliği bakımından TCK 182’den ayrışır; her iki suçta da teknik ölçüm ve mevzuata uygunluk denetimi belirleyici rol oynar.
XIII. Suçun Özel Görünüş Biçimleri: İştirak
Taksirli suçlarda iştirak kural olarak fail sayısınca bağımsız sorumluluk esasına dayanır; her failin kendi özen yükümlülüğü ayrı ayrı değerlendirilir. Yargıtay 18. Ceza Dairesi’nin 2015/42110 Esas, 2016/14345 Karar sayılı kararında, bir akü geri dönüşüm tesisinin işletmeciliğinden sorumlu sanıkların gözetim ve kontrolündeki hafriyat alanına tehlikeli atıkların dökülmesi olayında, sanıkların dikkatsizlik ve tedbirsizlik nedeniyle çevrenin taksirle kirletilmesine neden oldukları kabul edilmiş ve mahkûmiyet hükmü onanmıştır. Bu karar, birden fazla kişinin aynı işletmede farklı görev ve yetkilerle taksirli sorumluluğa ortak biçimde muhatap olabileceğini somut biçimde göstermektedir.
XIV. Davaya Katılma Hakkı: Kimler Şikayetçi veya Katılan Olabilir?
Çevre kirliliği suçlarında kimlerin davaya katılabileceği ayrı bir uygulama sorunudur. 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 12. maddesine göre kanun hükümlerine uyulup uyulmadığını denetleme yetkisi ilgili bakanlık ile yetki devredilen kurumlara aittir; aynı Kanun’un 30. maddesi ve CMK 237/1 uyarınca bu kurumlar ile çevreyi koruma yetkisi bulunan mahalli idareler davaya katılabileceği gibi, çevre kirliliği eyleminden zarar gören gerçek veya tüzel kişilerin de davaya katılması mümkündür.
Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin 2012/8757 Esas, 2014/35725 Karar sayılı kararında, bir baro başkanlığının sırf şikâyet dilekçesi vermiş olmasının davaya katılma hakkı doğurmayacağı (zira tüzel kişilik olarak bizzat zarar görmediği), buna karşılık kirlilik iddiasına konu tesisin bulunduğu yerde yaşayan ve bu nedenle fiilen zarar gören bir şikâyetçinin katılma talebinin kabul edilmesi gerektiği belirtilmiştir. Bu ayrım, çevre davalarında müvekkil temsilinde katılma talebinin kabul edilebilirliği açısından pratik önem taşır.
XV. Yaptırım, Muhakeme Usulü ve Görevli Mahkeme
Çevrenin taksirle kirletilmesi suçunda görevli mahkeme, ceza üst sınırı gözetildiğinde asliye ceza mahkemesidir. Suç şikâyete tabi değildir; savcılık ihbar veya resen öğrenme üzerine soruşturma başlatabilir. Ceza miktarına göre, koşulları oluştuğunda adli para cezası, seçenek yaptırımlar ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) uygulanabilir.
Yargılama usulü bakımından da güncel bir tartışma noktası mevcuttur. Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin 2021/22110 Esas, 2024/3562 Karar sayılı kararında, 17.10.2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun’un 5271 sayılı CMK’ya eklediği Basit Yargılama Usulü’nün (CMK 251) uygulama alanına giren suçlar bakımından, Anayasa Mahkemesi’nin 14.01.2021 tarihli, 2020/81 Esas ve 2021/4 Karar sayılı kararıyla CMK’ya 7188 sayılı Kanunla eklenen geçici 5. maddenin birinci fıkrasının (d) bendindeki “hükme bağlanmış” ibaresinin basit yargılama usulü yönünden Anayasa’nın 38. maddesine aykırı bulunarak iptal edildiği, bu nedenle temyiz incelemesi yapılan ve CMK 251/1 kapsamına giren suçlar bakımından yeniden değerlendirme yapılması gerektiği vurgulanmıştır. Ceza üst sınırı iki yıl ve altındaki hapis cezalarını gerektiren suçlarda bu usul kuralının gözetilmesi, temel hâldeki (kalıcı etkili) TCK 182/1 ihlalleri bakımından da güncelliğini korumaktadır.
XVI. Ön Ödeme (TCK m. 75) ve Kamu Davasının Düşmesi
TCK 182/1’de öngörülen adli para cezası tek başına veya iki aydan bir yıla kadar hapis cezasıyla birlikte düzenlendiğinden, ön ödeme kurumunun koşulları oluştuğunda uygulanabilir olması mümkündür. Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin 04.02.2025 tarihli, 2023/14754 Esas ve 2025/1836 Karar sayılı kararında, dosyadaki bilirkişi raporlarına göre eylemin taksir boyutunda kaldığı ve ön ödemeye tabi bu suçta yasal gerekliliklerin yerine getirildiği tespit edilerek, yerel mahkemenin ön ödeme nedeniyle verdiği kamu davasının düşmesi kararı onanmıştır.
Bu karar, taksirle kirletme fiillerinin — özellikle temel hâlde, kalıcı etki oluşturmayan ve nitelikli hâle ulaşmayan olaylarda — ön ödeme yoluyla sonuçlandırılabileceğini somut biçimde göstermektedir; ancak ön ödemenin uygulanabilmesi için de yine bilirkişi raporuyla eylemin taksir sınırında kaldığının, kasten kirletme boyutuna ulaşmadığının ortaya konması gerekmektedir.
XVII. Dava ve Ceza Zamanaşımı
TCK 182/1’de öngörülen ceza üst sınırı (adli para cezası veya bir yılı geçmeyen hapis cezası) ile 182/2’deki nitelikli hâlin üst sınırı (beş yıl hapis) birlikte değerlendirildiğinde, her iki fıkra bakımından da TCK 66/1-e uyarınca dava zamanaşımı süresi sekiz yıldır; ceza zamanaşımı süresi ise on yıldır. Suçun sürekli veya teselsül eden bir kirletme faaliyeti şeklinde işlenmesi hâlinde zamanaşımının başlangıcı, kirletme fiilinin sona erdiği veya son kez tekrarlandığı tarih esas alınarak hesaplanmalıdır.
XVIII. Sık Sorulan Sorular
Çevrenin taksirle kirletilmesi suçunun cezası nedir?
Temel hâlde adli para cezası; atığın toprakta, suda veya havada kalıcı etki bırakması hâlinde iki aydan bir yıla kadar hapis cezası; tedavisi zor hastalık, üreme yeteneğinin körelmesi gibi ağır sonuçlara elverişli atıklarla işlenmesi hâlinde bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür.
Kasten ve taksirle çevre kirletme arasındaki fark nedir?
Kasten kirletmede (TCK 181) fail kirletme sonucunu bilerek ve isteyerek gerçekleştirir; taksirle kirletmede (TCK 182) fail sonucu istemez, ancak dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranarak sonucun meydana gelmesine neden olur. Ceza miktarları da bu farka göre belirlenmiştir.
Bilinçli taksir ile bilinçsiz taksir arasındaki fark nedir?
Bilinçsiz taksirde fail, özen yükümlülüğünü ihlal ederken kirlenme ihtimalini hiç öngörmemektedir. Bilinçli taksirde ise fail somut tehlikeyi öngörmesine rağmen, bu tehlikeyi önemsememesi veya neticenin gerçekleşmeyeceğine güvenmesi nedeniyle davranışına devam eder.
Taksirle çevre kirletme suçuna teşebbüs mümkün müdür?
Hayır. Taksirli suçlarda fail neticeyi bilerek ve isteyerek gerçekleştirmediğinden, icra hareketlerine kastî bir iradeyle başlama unsuru bulunmaz; bu nedenle teşebbüs kural olarak mümkün değildir.
Çevreyi kirlettiğimi istemeden fark ettim, yine de sorumlu olur muyum?
Evet. Gerekli dikkat ve özeni göstermemiş olmanız, yani öngörülebilir bir riski önlememiş olmanız, taksirli sorumluluk doğurmak için yeterlidir; sonucu istememiş olmanız sizi sorumluluktan kurtarmaz.
İşyerime idari para cezası kesildi, ayrıca TCK 182’den de mi yargılanırım?
Evet, mümkündür. Yargıtay içtihadına göre 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 15/3. maddesi uyarınca bir fiil hem kabahat hem suç sayılıyorsa öncelikle suçtan yaptırım uygulanır; idari para cezasının kesilip ödenmiş olması tek başına ceza soruşturmasını engellemez, suçun oluşup oluşmadığı bağımsız olarak araştırılır.
Çevrenin taksirle kirletilmesi davasında bilirkişi incelemesi zorunlu mudur?
Uygulamada evet. Yargıtay, atığın niteliğinin, hangi yönetmelik kapsamına girdiğinin ve emisyon/deşarj sınır değerinin aşılıp aşılmadığının çevre veya kimya mühendisliği alanında uzman bilirkişi heyetince tespit edilmesini aramakta; bu inceleme yapılmadan verilen mahkûmiyet veya beraat kararlarını bozmaktadır.
Görevli mahkeme hangisidir?
TCK 182 kapsamındaki suçlarda, öngörülen ceza üst sınırı itibarıyla asliye ceza mahkemesi görevlidir.
Çevrenin taksirle kirletilmesi suçu şikâyete tabi midir?
Hayır. Bu suç şikâyete bağlı suçlardan değildir; savcılık ihbar üzerine veya resen soruşturma başlatabilir.
Dava zamanaşımı süresi ne kadardır?
TCK 182’nin her iki fıkrası bakımından da dava zamanaşımı süresi sekiz yıl, ceza zamanaşımı süresi on yıldır.
Ön ödeme uygulanabilir mi?
Temel hâlde (adli para cezası veya bir yılı aşmayan hapis cezası öngörülen durumlarda) koşulları oluştuğunda ön ödeme uygulanabilir; Yargıtay’ın onadığı bir kararda, bilirkişi raporuna göre eylemin taksir boyutunda kaldığı tespit edilerek ön ödeme sonucu kamu davasının düşmesine karar verilmiştir.
Emisyon sınır değeri hangi tarihe göre belirlenir?
Zaman bakımından uygulama ilkesi gereğince, suç tarihinde yürürlükte bulunan yönetmelikte kirletici sayılan atık veya emisyon sınır değeri esas alınır; bu değerin sonradan yürürlüğe giren yönetmelikte de kirletici olarak kabul edilmiş olması aranır.
Çevre kirliliğinden zarar gören üçüncü kişi davaya katılabilir mi?
Evet. Kirlilik nedeniyle fiilen zarar gördüğünü ortaya koyan gerçek veya tüzel kişiler, CMK 237 uyarınca davaya katılma talebinde bulunabilir; yalnızca şikâyet dilekçesi vermiş olmak ve bizzat zarar görmemiş olmak bu hakkı tek başına sağlamaz.
Deniz kirliliğine fırtına gibi mücbir bir sebep yol açtıysa gemi kaptanı sorumlu olur mu?
Sorumluluk için özen yükümlülüğünün ihlali ile netice arasında uygun illiyet bağının kanıtlanması gerekir. Yargıtay, alınan yükleme tedbirlerinin yetersizliği ile netice arasındaki nedensellik bağı ispatlanamadığında beraat kararını onamıştır.
Çevrenin taksirle kirletilmesi suçu, çoğu zaman kötü niyetten değil, denetim ve özen eksikliğinden kaynaklanan bir cezai sorumluluk alanıdır. Taksirin varlığı, kirliliğin kalıcılığı ve atığın niteliği gibi unsurların doğru değerlendirilmesi, sürecin sonucunu belirleyen kritik başlıklardır. Çevre ve diğer ceza hukuku uyuşmazlıklarında hak kaybı yaşamamak için ceza yargılamasında müdafi desteği almak yerinde olacaktır.
Büromuz İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın bir konumda hizmet vermektedir. Ceza hukukuna ilişkin sorularınız için iletişime geçebilirsiniz.
Avukat Sinan Karabacak – Cep Tel: +90 535 671 88 95


2 Yorumlar