İçindekiler
Çevrenin kasten kirletilmesi suçu, Türk Ceza Kanunu‘nun 181. maddesinde düzenlenen ve “Çevreye Karşı Suçlar” bölümünün ilk suç tipini oluşturan bir düzenlemedir. Bu suç, ilgili kanunlarla belirlenen teknik usullere aykırı olarak ve çevreye zarar verecek şekilde atık veya artıkların toprağa, suya ya da havaya kasten verilmesini yaptırım altına alır. Özellikle fabrika, atölye, akaryakıt istasyonu gibi tesis işletmecileri, şirket yetkilileri ve teknik personel bakımından, çevre mevzuatına uyum kadar cezai sorumluluğun sınırlarını bilmek de önem taşır. Bu yazıda çevrenin kasten kirletilmesi suçunun tanımını, unsurlarını, ağırlaştırıcı hallerini ve yaptırımlarını sade bir dille açıklıyor; her somut olayın kendine özgü olduğunu ve kesin değerlendirmenin ancak dosyanızı inceleyecek bir avukatla mümkün olacağını hatırlatıyoruz.
Bu yazı, Çevreye Karşı Suçlar (TCK 181-184) başlıklı genel rehberimizin bir parçasıdır; bölümdeki diğer suç tiplerine bu rehber üzerinden ulaşabilirsiniz.
Çevrenin Kasten Kirletilmesi Suçu Nedir? (TCK 181)
TCK’nın 181. maddesinin birinci fıkrasına göre, ilgili kanunlarla belirlenen teknik usullere aykırı olarak ve çevreye zarar verecek şekilde, atık veya artıkları toprağa, suya veya havaya kasten veren kişi altı aydan iki yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır. Bu temel hâlin yanında madde, çevreye yönelik farklı ağırlıktaki fiilleri de kademeli biçimde düzenler: atık veya artıkları izinsiz olarak ülkeye sokmak (ikinci fıkra), kirleticilerin toprakta, suda veya havada kalıcı özellik göstermesi (üçüncü fıkra) ve insan ya da hayvan sağlığı açısından ağır sonuçlara yol açabilecek nitelikteki atıklarla suçun işlenmesi (dördüncü fıkra) daha ağır yaptırımlara bağlanmıştır. Beşinci fıkra ise belirli fıkralardaki fiillerden dolayı tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbiri uygulanmasını öngörür.
Bu suç tipini doğru anlamak için, onu tek bir yasak fiil değil, çevreye verilen zararın kaynağına ve ağırlığına göre derecelendirilmiş bir düzen olarak görmek gerekir. Çevrenin kasten kirletilmesi, TCK’nın “Çevreye Karşı Suçlar” bölümündeki diğer suçlarla — çevrenin taksirle kirletilmesi (m. 182), gürültüye neden olma (m. 183) ve imar kirliliğine neden olma (m. 184) — birlikte, çevre değerlerini ceza hukuku aracılığıyla koruyan bir bütün oluşturur.
Korunan Hukuki Değer ve Suçun Niteliği
Çevrenin kasten kirletilmesi suçuyla korunan hukuki değer, insanın sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı ile doğanın kendisidir. Anayasa’nın çevrenin korunmasını hem devlete hem de vatandaşlara bir ödev olarak yükleyen anlayışı, bu suç tipinin de arka planını oluşturur. Öğretide bu suç, kural olarak bir tehlike suçu olarak nitelendirilir; yani suçun oluşması için çevrede somut, ölçülebilir bir zararın fiilen gerçekleşmiş olması şart değildir. Atık veya artığın, çevreye zarar verecek şekilde ve teknik usullere aykırı biçimde verilmesi, korunan değer bakımından tehlikenin doğması için yeterli kabul edilir. Bu nedenle tek seferlik bir kirletme fiili dahi, koşulları taşıyorsa suçu oluşturabilir.
Maddenin bir diğer önemli özelliği, çerçeve norm (blanket norm) niteliği taşımasıdır. Kanun, “ilgili kanunlarla belirlenen teknik usullere aykırılık” ifadesiyle, suçun içeriğini doğrudan ceza kanununda değil; başta 2872 sayılı Çevre Kanunu olmak üzere ilgili mevzuatta ve ikincil düzenlemelerde belirlenen teknik kurallara atıfla belirler. Bu yapı, çevre alanındaki teknik standartların zamanla değişebilmesine imkân tanırken; failin cezalandırılabilmesi için hangi teknik kurala aykırı davrandığının somut olarak ortaya konmasını da zorunlu kılar. Dolayısıyla bu suçtan yargılanan bir kişinin savunmasında, atfedilen fiilin gerçekten hangi teknik usule aykırı olduğu titizlikle incelenmelidir.
“Atık” ve “Artık” Kavramları
Suçun konusunu “atık” ve “artık” oluşturur. Bu kavramlar TCK’da tanımlanmamış olup, çerçeve norm niteliği gereği 2872 sayılı Çevre Kanunu ve ilgili yönetmeliklerdeki tanımlara göre belirlenir. Genel olarak atık, herhangi bir faaliyet sonucunda oluşan, sahibinin çevreye attığı veya atmak zorunda olduğu maddeleri; artık ise bir üretim ya da tüketim sürecinden geriye kalan maddeleri ifade eder. Bu maddelerin katı, sıvı veya gaz hâlde olması suçun oluşumu açısından fark yaratmaz; önemli olan, çevreye zarar verecek nitelikte olması ve teknik usullere aykırı biçimde toprağa, suya ya da havaya verilmesidir.
Uygulamada atık ve artığın niteliği, çoğu zaman uzman bilirkişi incelemesiyle belirlenir. Özellikle sanayi tesisleri bakımından, deşarj edilen maddenin ilgili yönetmeliklerdeki sınır değerleri aşıp aşmadığı, arıtma sistemlerinin çalıştırılıp çalıştırılmadığı ve verilen maddenin çevreye zarar verecek nitelikte olup olmadığı, suçun sübutu bakımından belirleyici olur. Bu teknik değerlendirme, hem suçun oluşup oluşmadığını hem de hangi fıkranın uygulanacağını doğrudan etkiler.
Suçun Maddi Unsurları
Fail
Çevrenin kasten kirletilmesi suçunun faili herkes olabilir; suç, belirli bir sıfata bağlanmış özgü suç değildir. Bununla birlikte uygulamada fail çoğunlukla, atık veya artığı çevreye veren gerçek kişidir: bir tesisin işletmecisi, teknik sorumlusu, üretim müdürü veya fiilen deşarj işlemini gerçekleştiren çalışan. Tüzel kişiler (şirketler) bu suçun faili olamaz; çünkü Türk ceza hukukunda cezai sorumluluk gerçek kişilere aittir. Ancak tüzel kişi bünyesinde işlenen fiillerde, tüzel kişi hakkında güvenlik tedbiri uygulanması gündeme gelebilir. Bir tesis bünyesinde kimin fail sayılacağı — yönetici mi, teknik sorumlu mu, yoksa talimatı uygulayan çalışan mı — her olayın kendi koşullarına ve iştirak kurallarına göre belirlenir.
Mağdur ve Konu
Suçun mağduru, sağlıklı çevrede yaşama hakkı bakımından toplumun tümüdür; belirli bir kişinin doğrudan zarar görmesi aranmaz. Bu nedenle çevrenin kasten kirletilmesi suçu şikâyete tabi değildir. Suçun konusu ise yukarıda açıkladığımız gibi atık ve artıklardır. Fiilin yöneldiği yer bakımından kanun, üç ortamı — toprak, su ve hava — açıkça saymıştır. Atık veya artığın bu üç ortamdan herhangi birine çevreye zarar verecek şekilde verilmesi, suçun maddi unsuru bakımından yeterlidir.
Seçimlik Hareketler: Kirletme ve İzinsiz İthal
TCK 181, iki temel seçimlik hareketi bünyesinde barındırır. Birinci fıkradaki hareket, atık veya artığın teknik usullere aykırı olarak ve çevreye zarar verecek şekilde toprağa, suya ya da havaya verilmesidir. İkinci fıkradaki hareket ise, atık veya artığın izinsiz olarak ülkeye sokulmasıdır. İkinci fıkradaki bu fiil, birinci fıkradan bağımsız, ayrı bir seçimlik hareket olarak düzenlenmiştir ve cezası daha ağırdır (bir yıldan üç yıla kadar hapis). Kanun koyucu, atığın yurt dışından ülkeye sokulmasını, çevre üzerindeki potansiyel tehlikesi nedeniyle temel kirletme fiiline göre daha ciddi bir davranış olarak değerlendirmiştir.
Bu iki hareketin ayrı düzenlenmesinin önemli bir sonucu vardır: izinsiz atık ithali, çevreye fiilen zarar verilmeksizin de suçu oluşturabilir; zira burada cezalandırılan davranış, tehlikeli maddenin ülkeye sokulmasıdır. Ayrıca, aşağıda göreceğimiz gibi, taksirle kirletmeyi düzenleyen 182. maddede bu ithal fiiline karşılık gelen bir düzenleme bulunmaz; yani atığın taksirle ülkeye sokulması TCK 182 kapsamında ayrıca cezalandırılmamıştır. Bu da 181 ile 182 arasındaki önemli farklardan biridir.
Manevi Unsur: Kast
181. madde, adından da anlaşılacağı üzere, çevrenin kasten kirletilmesini düzenler. Suçun oluşması için failin, atık veya artığı teknik usullere aykırı biçimde ve çevreye zarar verecek şekilde verdiğini bilmesi ve bunu istemesi gerekir. Failin çevreyi kirletme yönünde özel bir amaç (saik) taşıması aranmaz; genel kast yeterlidir. Örneğin bir tesis yetkilisinin, arıtma sistemini bilerek devre dışı bırakıp atığı doğrudan dereye deşarj etmesi hâlinde kast açıkça ortaya çıkar. Buna karşılık, gerekli özenin gösterilmemesi, denetimsizlik veya dikkatsizlik sonucu ortaya çıkan kirlenmeler kast kapsamında değil, taksir kapsamında değerlendirilir ve bu durumda 182. madde gündeme gelir.
Nitelikli ve Ağırlaştırıcı Haller (m. 181/3-4)
Maddenin üçüncü fıkrası, bir nitelikli hâl öngörür: atık veya artıkların toprakta, suda veya havada kalıcı özellik göstermesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza iki katı kadar artırılır. Kalıcılık, kirletici maddenin çevrede uzun süre bozunmadan kalması ve etkisini sürdürmesi anlamına gelir; bu durum, çevreye verilen zararın ağırlığını artırdığı için cezada da artırım yapılır. Kalıcılığın tespiti, çoğu zaman kimyasal ve çevresel bilirkişi incelemesini gerektiren teknik bir konudur.
Dördüncü fıkra ise suçun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâlini düzenler. Buna göre, birinci ve ikinci fıkradaki fiiller; insan veya hayvanlar açısından tedavisi zor hastalıkların ortaya çıkmasına, üreme yeteneğinin körelmesine ya da hayvanların veya bitkilerin doğal özelliklerini değiştirmeye neden olabilecek niteliklere sahip atık veya artıklarla işlenirse, beş yıldan az olmamak üzere hapis cezasına ve bin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, kanunun “neden olabilecek nitelikler” ifadesiyle, bu ağır sonuçların fiilen gerçekleşmesini değil, atığın bu sonuçları doğurabilecek nitelikte olmasını yeterli görmesidir. Bu ağır ceza rejimi, çevre suçları içinde en yüksek yaptırımlardan birini oluşturur.
Tüzel Kişiler Hakkında Güvenlik Tedbirleri (m. 181/5)
Beşinci fıkra, çevre suçlarında büyük pratik önemi olan bir düzenleme içerir: maddenin ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkralarındaki fiillerden dolayı tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur. Bu tedbirler, tüzel kişinin faaliyet izninin iptali veya elde edilen kazançların müsaderesi gibi sonuçları içerebilir. Dikkat edilmesi gereken kritik nokta, bu güvenlik tedbirinin yalnızca ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkra fiilleri bakımından öngörülmüş olması; birinci fıkradaki temel kirletme fiilinin ise bu kapsamda bulunmamasıdır.
Bu ayrım, özellikle şirket bünyesinde işlenen çevre suçlarında büyük önem taşır. Temel kirletme fiili (birinci fıkra) nedeniyle tüzel kişi hakkında güvenlik tedbiri uygulanamazken; izinsiz ithal, kalıcı kirlilik veya ağır sonuçlu atıklarla kirletme hâllerinde tüzel kişi de sürecin bir parçası hâline gelir. Bu nedenle bir şirket faaliyetiyle bağlantılı çevre soruşturmalarında, hem gerçek kişilerin cezai sorumluluğu hem de tüzel kişi hakkındaki güvenlik tedbirleri ayrı ayrı değerlendirilmelidir.
Hukuka Aykırılık Unsuru
Suçun hukuka aykırılık unsuru, çevre mevzuatında öngörülen izin ve ruhsatlarla yakından ilgilidir. Bir tesisin, ilgili mevzuata uygun biçimde alınmış deşarj izni veya çevre izni kapsamında ve belirlenen sınır değerler dahilinde faaliyet göstermesi hâlinde, hukuka uygunluk söz konusu olabilir. Suçun temel unsuru zaten “ilgili kanunlarla belirlenen teknik usullere aykırılık” olduğundan, teknik usullere ve izin koşullarına uygun davranan bir kişinin fiili tipik sayılmaz. Buna karşılık, iznin kapsamı aşıldığında, sınır değerler ihlal edildiğinde veya izin bulunmadığında hukuka aykırılık gündeme gelir. Bu nedenle çevre izinlerinin kapsamı ve geçerliliği, savunmanın merkezinde yer alan konulardandır.
Suçun Özel Görünüş Biçimleri
Çevrenin kasten kirletilmesi suçunda teşebbüs, hareketin bölünebildiği hâllerde mümkün olabilir; failin icra hareketlerine başlayıp elinde olmayan nedenlerle fiili tamamlayamaması durumu teşebbüs olarak değerlendirilebilir. Ancak suçun bir tehlike suçu olması ve çoğu zaman tek bir deşarj hareketiyle tamamlanması, uygulamada teşebbüs alanını daraltır. Birden fazla kişinin katkısıyla işlenen fiillerde iştirak (şeriklik) kuralları uygulanır; örneğin talimatı veren yönetici ile fiilen deşarjı gerçekleştiren çalışanın sorumlulukları, katkılarının niteliğine göre belirlenir.
Suçların içtimaı bakımından ise, aynı tesisin farklı zamanlarda tekrar tekrar çevreyi kirletmesi hâlinde zincirleme suç hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağı tartışılabilir. Ayrıca çevre kirliliğinin belirli kişilerin sağlığında somut zarara yol açması durumunda, kasten yaralama gibi başka suçlarla fikrî içtima ilişkisinin doğup doğmadığı ayrıca değerlendirilir. Bu değerlendirmeler, olayın somut özelliklerine ve delil durumuna bağlıdır.
Yaptırım ve Muhakeme Usulü
Suçun cezası fıkralara göre değişir: temel hâlde (birinci fıkra) altı aydan iki yıla kadar hapis, izinsiz ithalde (ikinci fıkra) bir yıldan üç yıla kadar hapis öngörülür. Kalıcı kirlilik hâlinde ceza iki katına çıkar; ağır sonuçlu atıklarla işlenen dördüncü fıkra hâlinde ise beş yıldan az olmamak üzere hapis ile bin güne kadar adlî para cezası birlikte uygulanır. Birinci fıkradaki cezanın alt sınırının düşük olması, koşulları varsa kısa süreli hapis cezasının adli para cezasına veya diğer seçenek yaptırımlara çevrilmesini gündeme getirebilir; ancak bu, hükmedilen cezanın süresine ve somut koşullara bağlıdır.
Usul bakımından suç şikâyete tabi değildir; Cumhuriyet savcılığınca resen soruşturulur ve şikâyete bağlı suçlardan ayrılır. Yargılama, cezanın miktarına göre kural olarak asliye ceza mahkemesinde görülür. Dava zamanaşımı süresi, uygulanacak fıkraya ve öngörülen cezanın üst sınırına göre belirlenir; ağır sonuçlu dördüncü fıkra hâlinde cezanın daha yüksek olması nedeniyle zamanaşımı süresi de uzar. Uygulanacak sürenin somut olarak hesaplanması, isnat edilen fıkraya bağlı olduğundan dosya özelinde değerlendirilmelidir.
Kasten ve Taksirle Kirletme Arasındaki Fark
Çevre kirletme fiili, kasten işlenirse 181. madde, taksirle işlenirse 182. madde kapsamında değerlendirilir. Bu ayrımın ceza rejimine etkisi büyüktür. Aşağıdaki tablo, iki suç tipini temel noktalarda karşılaştırmaktadır.
| Ölçüt | Kasten Kirletme (m. 181) | Taksirle Kirletme (m. 182) |
|---|---|---|
| Manevi unsur | Kast (bilerek ve isteyerek) | Taksir (dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık) |
| Temel ceza | 6 ay – 2 yıl hapis | Adli para cezası (kalıcı etkide 2 ay – 1 yıl hapis) |
| İzinsiz ithal | Ayrı seçimlik hareket (f.2) | Karşılığı yok |
| Tüzel kişi güvenlik tedbiri | Var (f.2-3-4 için) | Öngörülmemiş |
| Teknik usullere aykırılık ibaresi | Metinde açıkça var | Metinde yer almaz |
Tabloda görülen önemli bir ayrıntı, 182. madde metninde “ilgili kanunlarla belirlenen teknik usullere aykırılık” ibaresinin yer almamasıdır. Bu durum, taksirle kirletme suçunda taksirin kaynağının yalnızca yazılı yasal düzenlemelerle sınırlı olmadığı; genel dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılığın da taksiri oluşturabileceği yönünde yorumlanır. İki madde arasındaki ilişkiyi daha ayrıntılı incelemek isteyen okuyucular çevrenin taksirle kirletilmesi yazımızdan yararlanabilir.
İdari Yaptırım ile Ceza Yargılamasının Farkı
Çevre kirliliği söz konusu olduğunda, çoğu zaman iki ayrı süreç aynı anda işleyebilir. Bunlardan ilki idari süreçtir: 2872 sayılı Çevre Kanunu uyarınca ilgili idare (Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı veya yetkili birimler) idari para cezası uygulayabilir, faaliyeti durdurabilir. Bu yaptırımlar idari nitelikte olup, idare mahkemelerinde denetlenir. İkinci süreç ise TCK 181 kapsamındaki ceza yargılamasıdır ve ceza mahkemesinde yürütülür. Bu iki süreç birbirinden bağımsızdır; bir tesise idari para cezası uygulanmış olması, ceza soruşturmasının yürütülmesine engel olmadığı gibi, tersi de geçerlidir.
Bu ayrımın pratikte karıştırılması sık rastlanan bir durumdur. Özellikle tesis işletmecileri, idari para cezasını ödedikten sonra konunun tümüyle kapandığını düşünebilir; oysa aynı fiil, kastın varlığı hâlinde ayrıca cezai sorumluluk da doğurabilir. Bu nedenle bir çevre uyuşmazlığında, hem idari hem de cezai boyutun birlikte değerlendirilmesi ve savunmanın buna göre kurgulanması önem taşır.
Çevre İzinleri ve Uyum Süreçlerinin Önemi
Çevrenin kasten kirletilmesi suçunun temelinde, çevre mevzuatındaki teknik usullere ve izin koşullarına aykırılık yatar. Bu nedenle, özellikle sanayi ve üretim tesisleri bakımından, çevre izinlerinin eksiksiz alınması ve faaliyetin bu izinler çerçevesinde yürütülmesi, hem idari hem de cezai riskleri azaltan en önemli unsurdur. Deşarj izni, çevre izni ve lisansı, atık yönetim planları ve arıtma sistemlerinin düzenli çalıştırılması gibi uyum (compliance) adımları, faaliyetin hukuka uygun sınırlar içinde kalmasını sağlar. Bu koşullara uygun davranan bir işletmenin fiili, kural olarak tipik sayılmaz.
Buna karşılık, izin koşullarının aşılması, sınır değerlerin ihlali veya gerekli izinlerin hiç alınmaması, hem idari yaptırımları hem de cezai sorumluluğu gündeme getirebilir. Bir soruşturma başladığında, tesisin izin durumu, ölçüm kayıtları, arıtma sistemine ilişkin belgeler ve iç denetim raporları savunmanın merkezinde yer alır. Bu nedenle çevre uyum süreçlerinin baştan doğru kurgulanması, olası bir yargılamada da belirleyici olabilir. Kurumsal ve sınai faaliyet yürüten kişilerin, bu süreçleri hukuki destekle yönetmesi, hem riskleri önlemek hem de olası bir uyuşmazlıkta hazırlıklı olmak bakımından önem taşır.
Çevre ve diğer ceza hukuku uyuşmazlıklarında sürecin doğru yürütülmesi adına İstanbul’da ceza hukuku danışmanlığı alınması, olası hak kayıplarını önlemek bakımından önemlidir.
Çevrenin Kasten Kirletilmesi Suçu Hakkında Yargıtay Kararları ve Analizleri
Fekal Atıkların Toprağı Kirletici Nitelikte Olmaması ve Çevrenin Kasten Kirletilmesi Suçunun Maddi Unsurunun Yokluğu
Yargıtay 4. Ceza Dairesi, Esas: 2020/34910 – Karar: 2023/17428, Tarih: 25.04.2023
Kararın Özeti
Şirket yetkilisi olan sanık hakkında, hayvansal atıkların tesisin arka kısmındaki toprak çukura döküldüğünün tespit edilmesi üzerine “çevrenin kasten kirletilmesi” suçundan kamu davası açılmıştır. İlk derece mahkemesi (Asliye Ceza Mahkemesi), sanığın kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle CMK m. 223/2-a uyarınca beraat kararı vermiştir. Katılan vekili, olay yerinde keşif yapılmadan ve bilirkişi raporu alınmadan eksik inceleme ile hüküm kurulduğunu ileri sürerek beraat kararını temyiz etmiştir. Dosyayı inceleyen Yargıtay 4. Ceza Dairesi; sanık tarafından sunulan sözleşme ve eklerini, tanık beyanlarını ve ilgili çevre mevzuatını değerlendirerek, söz konusu fekal (hayvansal) atıkların alıcı ortam olan toprağı kirletici nitelikte olmadığını saptamış ve yerel mahkemenin beraat kararını oy birliğiyle onamıştır.
Yargıtayın Gerekçesi
Yargıtay’ın onama gerekçesi, TCK’nın 181. maddesinde düzenlenen “çevrenin kasten kirletilmesi” suçunun maddi unsurlarının oluşup oluşmadığına ve çevre hukuku yönetmeliklerindeki teknik tanımlara dayanmaktadır. Çevrenin kasten kirletilmesi suçunun oluşabilmesi için, teknik olarak alıcı ortama (toprak, su, hava) bırakılan atık veya artıkların bu ortamları kirletici, zarar verici veya ekolojik dengeyi bozucu nitelikte olması yasal bir zorunluluktur. Somut olayda, tavukçuluk işletmesinin arkasındaki toprak çukura dökülen maddeler “fekal atık” (hayvansal dışkı/atık) niteliğindedir. İlgili çevre yönetmelikleri kapsamında yapılan teknik değerlendirmede, fekal atıkların alıcı ortam olan toprağı kirleten veya kirletme ihtimali bulunan kimyasal/toksik nitelikte tehlikeli atıklar kapsamında yer almadığı belirlenmiştir. Dolayısıyla, dökülen maddenin cinsi itibarıyla alıcı ortamın (toprağın) kasten kirletilmesi suçunun yasal unsurları ve tipikliği gerçekleşmemiştir. Yargıtay, sunulan bertaraf sözleşmeleri ve tanık beyanlarıyla da sanığın kusurunun bulunmadığının anlaşıldığını, bu nedenle yerel mahkemenin beraat hükmünde usul ve yasaya aykırılık görülmediğini belirtmiştir.
“Sanığın aşamalardaki savunmaları ile dosyaya sunulan sözleşme ve ekleri incelendiğinde sanığın kusurunun bulunmadığı ayrıca, ilgili yönetmeliklerde düzenlendiği üzere, fekal atık, alıcı ortam olan toprağı kirleten ya da kirletme ihtimali bulunan atık olmadığından alıcı ortam olan toprağın, dolayısıyla çevrenin kasten kirletilmesi suçu oluşmayacağından…”
Değerlendirme
Bu karar, çevre ceza hukukunda “her çevreye bırakılan atığın ceza hukuku anlamında suç oluşturmayacağı” kuralını teknik bir ayrımla ortaya koyan çok önemli bir içtihattır. Hayvansal atıkların (gübre, fekal atık vb.) toprağa dökülmesi görsel veya kokusal açıdan çevre kirliliği izlenimi yaratsa ve idari yaptırıma konu edilebilse de, TCK m. 181 anlamında kasti bir suç oluşturup oluşturmadığı çevre mevzuatındaki teknik parametrelere göre belirlenmelidir. Yargıtay, katılan vekilinin “keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmalıydı” şeklindeki usuli itirazını yerinde görmeyerek rasyonel bir yaklaşım sergilemiştir. Çünkü dökülen maddenin “fekal atık” olduğu hususunda bir tartışma yoktur ve bu atık türünün hukuken toprağı kirletici tehlikeli atık sınıfında olmadığı doğrudan mevzuat analiziyle sabittir. Hukuki durumun net olduğu bu gibi hallerde, gereksiz keşif ve bilirkişi masraflarından kaçınılarak beraat kararı verilmesi usul ekonomisine de tam uyum sağlamaktadır.
Yargıtay 4. Ceza Dairesi, Esas: 2020/34910 – Karar: 2023/17428, Tarih: 25.04.2023 Tam Metni
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Çevrenin kasten kirletilmesi
Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı, yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Yukarıda tarih ve sayısı belirtilen incelemeye konu Yerel Mahkeme kararı ile sanık hakkında; çevrenin kasten kirletilmesi suçundan açılan davada, sanığın kusurunun bulunmadığının anlaşılması nedeniyle, 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi gereğince beraatine karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Katılan vekilinin temyiz isteğinin, hükmün davaya konu olay hakkında keşif yapılmadan ve bilirkişi raporu alınmadan eksik inceleme ile hüküm kurulmuş olduğundan usul ve yasaya aykırı olduğuna ve re’sen tespit edilecek nedenlerle hükmün bozulması talebine yönelik olduğu belirlenmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
1. Ankara Valiliği … elemanlarınca, sanığın yetkilisi olduğu … Tavukçuluk ve Gıda San. Tic. A.Ş. de yapılan denetimlerde; hayvansal atıkların tesisin arka kısmında bulunan toprak çukura atıldığının tespit edilmesi üzerine şirket yetkilisi olan sanık hakkında çevrenin kasten kirletilmesi suçundan açılan davada, olayda suçun yasal unsurlarının oluşmadığı Yerel Mahkemece kabul olunmuştur.
2. Sanık atılı suçlamayı kabul etmemiştir.
3. 02.04.2015 tarihli olay tutanağı ile sanık tarafından dosyaya sunulan … Ltd. Şti. ile yapılan sözleşme örnekleri ve ekleri ile tutanak tanıkları …, … ile …’ nin beyanları dosyada mevcuttur.
IV. GEREKÇE
A. Katılan Vekilinin Temyiz Nedenleri Yönünden
Sanığın aşamalardaki savunmaları ile dosyaya sunulan sözleşme ve ekleri incelendiğinde sanığın kusurunun bulunmadığı ayrıca, ilgili yönetmeliklerde düzenlendiği üzere, fekal atık, alıcı ortam olan toprağı kirleten ya da kirletme ihtimali bulunan atık olmadığından alıcı ortam olan toprağın, dolayısıyla çevrenin kasten kirletilmesi suçu oluşmayacağından, Yerel Mahkemenin takdir ve gerekçesinde hukuka aykırılık görülmemiştir.
B. Sair Temyiz Sebepleri Yönünden
Sanık hakkında kurulan hükme yönelik yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, Mahkemenin yargılama sonuçlarına uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dava dosyası içeriğine göre, katılan vekilinin yerinde görülmeyen temyiz sebeplerinin reddine karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Mahkemenin kararında katılan vekili tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden temyiz sebeplerinin reddiyle hükmün, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
25.04.2023 tarihinde karar verildi.
Sık Sorulan Sorular
Çevrenin kasten kirletilmesi suçunun cezası nedir?
Temel halde (m. 181/1) altı aydan iki yıla kadar hapis; atığın izinsiz ithalinde (m. 181/2) bir yıldan üç yıla kadar hapis öngörülür. Kirleticinin kalıcı özellik göstermesi halinde ceza iki katına çıkar; ağır sonuçlu atıklarla işlenmesi halinde (m. 181/4) beş yıldan az olmamak üzere hapis ve bin güne kadar adli para cezası birlikte uygulanır.
Tek seferlik bir kirletme suç oluşturur mu?
Evet. Çevrenin kasten kirletilmesi bir tehlike suçu olduğundan, tek seferlik bir kirletme fiili dahi, teknik usullere aykırı ve çevreye zarar verecek nitelikte ise suçu oluşturabilir. Somut, ölçülebilir bir zararın fiilen doğması şart değildir.
Şirket çevreyi kirletirse kim sorumlu olur?
Cezai sorumluluk gerçek kişilere aittir; tüzel kişi (şirket) bu suçun faili olamaz. Tesis bünyesinde fiili gerçekleştiren veya talimat veren gerçek kişiler sorumlu tutulabilir. Ayrıca m. 181/2-3-4 fiilleri bakımından tüzel kişi hakkında güvenlik tedbiri uygulanabilir.
İdari para cezası ödersem ceza davası da düşer mi?
Hayır. Çevre Kanunu kapsamındaki idari para cezası ile TCK 181 kapsamındaki ceza yargılaması birbirinden bağımsız süreçlerdir. İdari cezanın ödenmesi, kastın bulunması halinde yürütülecek ceza soruşturmasını kendiliğinden sona erdirmez.
Çevrenin kasten kirletilmesi suçu, özellikle sanayi ve üretim faaliyetleri yürüten kişi ve kuruluşlar bakımından hem teknik hem de hukuki yönü ağır basan bir alandır. Atığın niteliği, teknik usullere aykırılık, kalıcılık ve tüzel kişi tedbirleri gibi unsurların her biri sürecin sonucunu doğrudan etkileyebilir.
Büromuz İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın bir konumda hizmet vermektedir. Ceza hukukuna ilişkin sorularınız için iletişime geçebilirsiniz.
Avukat Sinan Karabacak – Cep Tel: +90 535 671 88 95

Bir Yorum