İçindekiler
Kanunlara uymamaya tahrik suçu, Türk Ceza Kanunu‘nun 217. maddesinde kamu barışına karşı suçlar arasında düzenlenmiştir. Madde, halkı kanunlara uymamaya alenen tahrik etmeyi, tahrikin kamu barışını bozmaya elverişli olması şartıyla altı aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezasıyla cezalandırır.
Maddenin ayırt edici yönü, çağrının konusudur: burada halk doğrudan bir suç işlemeye değil, suç teşkil etmeyen kanuni ya da idari yükümlülüklere uymamaya çağrılır. Bu yönüyle madde, suç işlemeye tahrik suçundan ayrılır. Bu yazıda suçun unsurlarını, “elverişlilik” şartının anlamını, TCK 214, TCK 216 ve TCK 302 ile arasındaki sınırı, cezasını ve yargılama sürecini Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi kararları ışığında ele alıyoruz.
Kanunlara Uymamaya Tahrik Suçu Nedir?
TCK 217’ye göre; halkı kanunlara uymamaya alenen tahrik eden kişi, tahrikin kamu barışını bozmaya elverişli olması halinde, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır.
Korunan hukuki değer kamu barışıdır. Hukuk düzeninin işleyebilmesi, kuralların genel olarak uyulan kurallar olmasına bağlıdır. Halkın topluca kurallara uymamaya çağrılması, tek tek ihlallerin ötesinde hukuk düzenine duyulan güveni ve toplumsal işleyişi zedeleyebilir. Madde bu riski cezalandırır.
Bununla birlikte kanun koyucu, hükmün her türlü muhalefet söylemini kapsamasını önlemek için maddeye bir sınırlayıcı ölçüt eklemiştir: tahrikin kamu barışını bozmaya elverişli olması gerekir. Bu şart, maddeyi TCK 214’ten ayıran önemli bir farktır; TCK 214’ün metninde böyle bir ölçüt yer almaz.
Kanunlara Uymamaya Tahrik Suçunun Maddi Unsurları
Hareket: Alenen Tahrik Etmek
Suçun hareket unsuru, halkı kanunlara uymamaya tahrik etmektir. Tahrik, muhatapları belirli bir davranışa yöneltmeye elverişli bir çağrıdır. Açık bir çağrı biçiminde yapılabileceği gibi, bağlamından bu anlamı taşıdığı anlaşılan ifadelerle de gerçekleştirilebilir. Yazılı, sözlü, görsel veya işitsel her türlü araç suçun işlenme aracı olabilir.
Önemli olan, ifadenin muhatapları eyleme yöneltme işlevi kazanmış olmasıdır. Bir kuralın eleştirilmesi, hukuka aykırı bulunduğunun ileri sürülmesi, değiştirilmesinin savunulması ya da uygulamasının tartışılması tahrik değildir. Bu ayrım, maddenin uygulama alanını belirleyen ilk süzgeçtir.
Uygulamada bu süzgecin işletilmesi, çoğu zaman bir kamu açıklamasının veya basın metninin tek bir cümlesinin değil, bütünüyle değerlendirilmesini gerektirir. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 28.11.2024 tarihli ve 2023/24140 Esas, 2024/15871 Karar sayılı kararında da vurgulandığı üzere, tahrik teşkil ettiği ileri sürülen açıklamanın içeriğinde somut bir suçun işlenmesine yönelik doğrudan bir çağrı bulunup bulunmadığı, isnat edilecek suçun niteliğini belirleyen ilk ve en önemli tespittir.
Tahrikin Konusu: Kanunlara Uymamak
Tahrikin konusu, kanunlara uymamaktır. Burada kastedilen, kanunun ve buna dayanan düzenlemelerin öngördüğü yükümlülüklerin yerine getirilmemesidir: bir bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi, bir idari yükümlülüğün göz ardı edilmesi, bir izin veya kayıt şartına uyulmaması gibi.
Kritik nokta şudur: tahrikin konusunu oluşturan davranış suç teşkil etmemelidir. Eğer halk doğrudan kanunda suç olarak tanımlanmış bir fiili işlemeye çağrılıyorsa, uygulanacak hüküm TCK 217 değil TCK 214’tür. Bu nedenle uygulamada ilk yapılması gereken, çağrının konusunu oluşturan davranışın hukuki niteliğini belirlemektir: suç mu, yoksa yalnızca idari yaptırıma bağlanmış ya da hiçbir yaptırım öngörülmemiş bir yükümlülük ihlali mi?
Kabahatler ve İdari Yaptırımlarla İlişkisi
Tahrikin konusunu oluşturan yükümlülüğün ihlali çoğu zaman idari bir yaptırıma, örneğin idari para cezasına bağlanmış olabilir. Böyle bir ihlalin kabahat niteliği taşıması, tahrik edenin ceza sorumluluğunu ortadan kaldırmaz; TCK 217 bakımından önemli olan, çağrının konusunun kanunda suç olarak tanımlanmamış olmasıdır. Kabahat oluşturan davranışlara yönelik aleni çağrılar, elverişlilik şartı da gerçekleştiğinde bu madde kapsamında değerlendirilebilir.
Buna karşılık, çağrıya uyan kişilerin durumu ile tahrik edenin durumu birbirinden ayrıdır. Çağrıya uyarak yükümlülüğünü yerine getirmeyen kişiler hakkında ilgili mevzuatta öngörülen idari yaptırımlar uygulanır; tahrik eden ise kendi fiili nedeniyle bu madde kapsamında sorumlu olur. İki sorumluluk birbirinden bağımsızdır ve biri diğerinin şartı değildir.
Aleniyet
Madde, tahrikin “alenen” yapılmasını arar. Aleniyet, fiilin belirsiz sayıda ve önceden belirlenmemiş kişilerin duyabileceği, görebileceği veya öğrenebileceği biçimde gerçekleşmesini ifade eder. Kamuya açık alanlardaki konuşmalar, yayınlar ve herkese açık internet paylaşımları kural olarak bu unsuru karşılar; kapalı bir ortamda sınırlı sayıda belirli kişiye yöneltilen sözler karşılamaz.
Aleniyet unsuru, dijital ortamda yapılan paylaşımlar bakımından da aynı ölçütle değerlendirilir: bir sosyal medya hesabından herkese açık biçimde yapılan ve sınırsız sayıda kişiye ulaşabilen bir paylaşım aleniyet unsurunu karşılarken, kapalı bir grup içinde ya da sınırlı bir kişi çevresine gönderilen özel bir mesaj bu unsuru karşılamaz. Paylaşımın algoritmik olarak geniş kitlelere ulaşmış olması tek başına tahrik unsurunu tamamlamaz; içeriğin ayrıca yukarıda açıklanan tahrik niteliğini ve aşağıda ele alınan elverişlilik şartını taşıması gerekir.
Kanunlara Uymamaya Tahrik Suçunda Fail ve Mağdur
Suçun faili herkes olabilir; kanun failde özel bir sıfat aramaz. Bununla birlikte, dini görevi bulunan kişilerin bu sıfatlarından yararlanarak halkı kanunlara veya hükümet emirlerini yerine getirmeye karşı itaatsizliğe tahrik etmeleri hâli, aynı bölümde yer alan TCK 219‘da ayrıca ve daha ağır biçimde düzenlenmiştir. Mağdur ise toplumun kendisidir.
Failin belirlenmesinde, bir açıklamanın veya çağrının yapıldığı ortamda salt hazır bulunmuş olmak ile o açıklamayı yapmış veya ona etkin biçimde katılmış olmak birbirinden ayrılmalıdır. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 20.06.2023 tarihli ve 2021/5576 Esas, 2023/4519 Karar sayılı kararında, bir siyasi parti yöneticisinin kamuya açık bir açıklamasına salt dinleyici sıfatıyla katılmaktan ibaret eylemin, örgütün hiyerarşik yapısına organik bağla dahil olunduğuna ve süreklilik, çeşitlilik ile yoğunluk gösteren faaliyetlerde bulunulduğuna ilişkin kesin delil bulunmadığı sürece, halkı kanunlara uymamaya tahrik suçunun unsurlarını oluşturmayacağı içtihat edilmiştir. Bu karar, bir topluluk açıklamasının etrafında bulunan herkesin değil, yalnızca tahrik fiilini bizzat gerçekleştiren kişinin bu madde kapsamında sorumlu tutulabileceğini göstermesi bakımından önemlidir.
Kamu Barışını Bozmaya Elverişlilik Şartı
Maddenin en belirleyici unsuru budur. Kanun, aleni tahrikin cezalandırılabilmesi için tahrikin “kamu barışını bozmaya elverişli olması” şartını arar.
Elverişlilik, somut bir neticenin gerçekleşmesi anlamına gelmez. Kamu barışının gerçekten bozulması, halkın topluca kurallara uymaması ya da bir kargaşa yaşanması aranmaz. Aranan, tahrikin niteliği itibarıyla böyle bir sonuca yol açabilecek özellikte olmasıdır. Bu yönüyle şart, TCK 215 ve TCK 216/1’deki “açık ve yakın tehlike” ölçütünden daha esnek, ancak hiçbir şart aramayan bir düzenlemeden daha sınırlayıcıdır.
Elverişlilik değerlendirmesinde; tahrikin yöneldiği yükümlülüğün toplumsal önemi, çağrının ulaştığı kitlenin büyüklüğü, kullanılan aracın yaygınlığı, ifadenin yoğunluğu ve yapıldığı ortam birlikte gözetilir. Etkisi son derece dar kalan, muhatap bulması ihtimali bulunmayan ya da içeriği itibarıyla ciddiye alınamayacak nitelikteki çağrılar bu şartı karşılamaz.
Bu ölçütün somut olaylarda nasıl uygulandığı, birbirine zıt sonuçlanan iki Yargıtay kararında açıkça görülür. Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 28.11.2012 tarihli ve 2011/9105 Esas, 2012/36192 Karar sayılı kararında, yakın komşusunun çocuğuna yönelik nitelikli cinsel saldırı sonrasında adliye önünde toplanan kalabalığa hitap eden sanığın kolluk uygulamalarını ve adli süreçteki aksaklıkları eleştiren sözlerinin, halkı tahrik edecek somut bir tehlike içermediği, eleştiri sınırını aşmadığı ve suçun unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle mahkûmiyet hükmü bozulmuştur.
Buna karşılık Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 02.12.2024 tarihli ve 2022/3133 Esas, 2024/9203 Karar sayılı kararında, mahalli idareler seçimi sırasında sandıkların kırıldığı, oy pusulalarının dağıtıldığı ve emniyet mensuplarına saldırıların gerçekleştiği bir ortamda eylemcilere “saldırın” diyerek şiddeti yönlendiren sanığın eyleminin, kamu düzeninin ve seçim güvenliğinin fiilen ihlal edildiği bir kriz anında sarf edilmiş olması nedeniyle kamu barışını somut biçimde tehlikeye düşürdüğü kabul edilerek mahkûmiyet hükmü onanmıştır.
Bu iki kararın karşılaştırılması, elverişlilik şartının soyut bir formülden ibaret olmadığını, ifadenin içeriği kadar sarf edildiği somut bağlamla (infial yaratan bir olayın ardından dile getirilen bir eleştiri mi, yoksa fiilen süregelen bir şiddet ortamında sarf edilen bir yönlendirme çağrısı mı olduğu) birlikte değerlendirildiğini göstermektedir.
Bu şartın hukuki niteliği öğretide tartışılmıştır. Bir görüşe göre elverişlilik, suçun tipiklik unsurunun bir parçasıdır ve tahrikin bu niteliği taşımadığı hallerde fiil zaten tipik değildir. Diğer görüşe göre ise objektif cezalandırılabilirlik koşulu niteliğindedir. Her iki kabulde de sonuç aynı yöne çıkar: elverişlilik ortaya konamıyorsa mahkûmiyet kararı verilemez.
Kanunlara Uymamaya Tahrik Suçunda Manevi Unsur: Kast
Suç yalnızca kasten işlenebilir; taksirle işlenmesi mümkün değildir. Failin, ifadesinin halkı kanunlara uymamaya yönelten bir çağrı niteliği taşıdığını bilmesi ve bunu istemesi gerekir.
Madde, TCK 213 ve TCK 217/A’dan farklı olarak özel bir amaç veya saik aramaz. Failin halkta korku yaratmak, bir siyasi sonuca ulaşmak ya da kişisel çıkar sağlamak gibi bir amacı bulunması gerekmez; tahrik kastının varlığı yeterlidir. Kast kavramının genel çerçevesi için kast ve taksir yazımızı inceleyebilirsiniz.
Kanunlara Uymamaya Tahrik Suçunun Cezası
Suçun cezası altı aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezasıdır. Buradaki “veya” ifadesi, cezanın seçimlik olarak öngörüldüğünü gösterir: hâkim, somut olayın koşullarına göre hapis cezası ya da adli para cezası verilmesine karar verebilir. Bu, bölümdeki maddeler arasında yalnızca TCK 217 ve TCK 219’da bulunan bir özelliktir.
Seçimlik yaptırım, uygulamada önemli sonuçlar doğurur. Hâkimin doğrudan adli para cezasına hükmetmesi halinde hapis cezasına bağlı sonuçlar gündeme gelmez. Hapis cezasına hükmedilmesi halinde ise sonuç cezanın miktarına göre seçenek yaptırımlar ayrıca değerlendirilebilir.
| Hâl | Yaptırım |
|---|---|
| Temel şekil | 6 ay-2 yıl hapis veya adli para cezası |
| Basın-yayın yoluyla işlenmesi (md. 218) | Yarı oranına kadar artırım (takdiri) |
Basın ve Yayın Yoluyla İşlenmesi ve Eleştiri İstisnası (TCK 218)
TCK 218, md. 213 ila 217/A arasındaki suçların basın ve yayın yoluyla işlenmesi halinde cezanın yarı oranına kadar artırılmasını öngörür; artırım takdiridir. TCK 217 bu kapsamdadır.
Hükmün ikinci cümlesi bu maddede özellikle önemlidir: haber verme sınırlarını aşmayan ve eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz. Bir kanunun ya da idari düzenlemenin eleştirilmesi, hukuka aykırı bulunduğunun ileri sürülmesi, yürürlükten kaldırılmasının veya değiştirilmesinin savunulması, kamuoyunun bu yönde ikna edilmeye çalışılması, muhatapları doğrudan yükümlülüklerini yerine getirmemeye yöneltmediği sürece bu madde kapsamında değerlendirilmez.
Bu ayrım, demokratik tartışmanın alanı ile ceza normunun alanını birbirinden ayırır. Bir kuralın yanlış olduğunu söylemek ile o kurala uyulmamasını istemek hukuken farklı şeylerdir; ilki kural olarak düşünce açıklama özgürlüğü kapsamındadır.
TCK 214 (Suç İşlemeye Tahrik) ile Farkı
İki madde de aleni tahriki cezalandırır; ayrım, çağrının konusundadır. TCK 214’te çağrı doğrudan kanunda suç olarak tanımlanmış bir fiile yöneliktir. TCK 217’de ise çağrı, suç teşkil etmeyen kanuni ya da idari yükümlülüklere uymamaya ilişkindir.
Bu temel farkın yanında üç ayrım daha vardır. Birincisi, TCK 217 tahrikin kamu barışını bozmaya elverişli olmasını arar; TCK 214’ün metninde böyle bir şart yoktur. İkincisi, TCK 217’de seçimlik adli para cezası öngörülmüşken TCK 214’te böyle bir imkân bulunmaz. Üçüncüsü, TCK 214/3 tahrik konusu suçun işlenmesi halinde failin azmettiren sıfatıyla cezalandırılmasını öngörür; TCK 217’de buna karşılık gelen bir hüküm yoktur, çünkü çağrının konusu zaten suç değildir.
| Ölçüt | TCK 214 | TCK 217 |
|---|---|---|
| Çağrının konusu | Suç teşkil eden fiil | Suç teşkil etmeyen yükümlülük |
| Ek şart | Metinde yok | Kamu barışını bozmaya elverişlilik |
| Yaptırım | 6 ay-5 yıl hapis | 6 ay-2 yıl hapis veya adli para cezası |
| Sonuç doğması | Azmettiren sıfatıyla sorumluluk (f.3) | Karşılık gelen hüküm yok |
Bu iki maddenin sınırının nerede çizileceği, sıklıkla ifade özgürlüğü değerlendirmesiyle iç içe geçer. Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 04.07.2023 tarihli ve 2022/917 Esas, 2023/5735 Karar sayılı kararında, suç işlemeye alenen tahrik suçunun oluşabilmesi için failin fiilinin objektif olarak etkili bir şiddet çağrısı düzeyine ulaşması gerektiği, düşünce özgürlüğünün demokratik toplumlardaki mutlak sınırının şiddet olduğu, kurulu düzene aykırı ifadelerin dahi bu sınıra ulaşmadıkça korumadan yararlanacağı vurgulanarak, kesin bir şiddet çağrısı niteliği taşımayan bir paylaşım nedeniyle verilen mahkûmiyet kararı bozulmuştur.
Bu içtihat, bir ifadenin TCK 214 kapsamında mı yoksa hiçbir suçu oluşturmayan bir eleştiri düzeyinde mi kaldığının belirlenmesinde aranan eşiği göstermesi bakımından TCK 217 değerlendirmeleri için de yol göstericidir.
TCK 216 (Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik) ile Sınırı
TCK 217, TCK 216 ile de sıklıkla karıştırılır; ancak iki madde farklı bir tehlikeyi hedef alır. TCK 216/1, toplumun sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge farklılığına dayanan bir kesimini diğerine karşı kin ve düşmanlığa tahrik etmeyi cezalandırır; korunan değer, farklı toplumsal kesimler arasındaki barışın nefret söylemine karşı korunmasıdır. TCK 217 ise böyle bir grup ayrımı aramaz; çağrının muhatabı halkın bütünüdür ve tahrikin konusu bir gruba karşı düşmanlık değil, kanuni veya idari bir yükümlülüğe uymamaktır.
Bu ayrımın pratik önemi, TCK 216’nın uygulanabilmesi için maddede sayılan grup ayrımlarından birinin somut olarak var olması gerekliliğinden kaynaklanır. Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 07.07.2025 tarihli ve 2023/4650 Esas, 2025/5932 Karar sayılı kararında, bir siyasi partiye yönelik taraftarlığın TCK 216 anlamında bir “sosyal sınıf” oluşturmayacağı ve belirli illerde yaşayan kişilerin madde anlamında bir “bölge” sayılamayacağı, suçta ve cezada kanunilik ilkesi gereğince bu kavramların dar yorumlanması gerektiği içtihat edilmiştir; aynı kararda, buna karşılık belirsiz sayıda kişiyi doğrudan bir şiddet fiiline yönelten bir paylaşımın suç işlemeye alenen tahrik suçunu oluşturacağı da vurgulanmıştır.
Benzer biçimde Yargıtay (kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 02.03.2018 tarihli ve 2017/2825 Esas, 2018/639 Karar sayılı kararında, devlet kurumlarını hedef alan bir paylaşımın halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçu yerine TCK 301’in kapsamında değerlendirilmesi gerektiği belirtilerek suç vasfı yanlışlığına dikkat çekilmiştir.
TCK 216 bakımından da ifade özgürlüğü sınırı benzer bir hassasiyetle çizilir. Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 12.12.2023 tarihli ve 2021/2780 Esas, 2023/9844 Karar sayılı kararında, kamu barışına karşı işlenen tahrik suçlarının uygulanmasında Anayasa’nın 26. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesiyle güvence altına alınan ifade özgürlüğünün gözetilmesi gerektiği, somut bir tehlikenin hâkim tarafından somut olgulara dayalı olarak gösterilemediği hâllerde beraat kararı verilmesinin isabetli olacağı içtihat edilmiştir. Bu ölçüt, aşağıda ele alınan TCK 217’deki elverişlilik denetimiyle aynı işlevi görür: soyut bir söylemin cezalandırılabilmesi için somut bir tehlike potansiyeli taşıması aranır.
Sonuç olarak, bir ifadenin hangi madde kapsamında değerlendirileceği şu sırayla belirlenir: çağrı belirli bir topluluğa karşı nefret ve düşmanlığa mı yöneliktir (TCK 216), doğrudan bir suçun işlenmesine mi çağırmaktadır (TCK 214), yoksa suç teşkil etmeyen bir yükümlülüğe uyulmamasını mı istemektedir (TCK 217)? Bu üç ihtimal aynı fiilde iç içe geçebilir; böyle durumlarda uygulanacak hüküm, içtima kuralları çerçevesinde ve ifadenin ağırlıklı unsuruna göre belirlenir.
TCK 302 (Devletin Birliğini ve Ülke Bütünlüğünü Bozma) Suçu ile İlişkisi: Nedensellik Sorunu
TCK 217’nin uygulamada en tartışmalı sınırı, kamuya yapılan bir siyasi açıklamanın ardından üçüncü kişilerce gerçekleştirilen şiddet olaylarının failine isnat edilip edilemeyeceği, edilebilecekse hangi suçun oluşacağı sorusudur. Bu sorun, aynı somut olayın farklı yargı mercilerinde farklı şekilde çözümlendiği bir dizi kararla gündeme gelmiştir.
Bir siyasi parti ilçe yöneticisinin “kendimizi ve kentimizi yönetmek istiyoruz, rejim ve kurumlarını meşru görmüyoruz, bugünden itibaren kendimizi yönetiyoruz” içerikli basın açıklamasını takiben bölgede meydana gelen silahlı çatışma ve kamu düzenini bozan olaylara ilişkin yargılamada, Yargıtay (kapatılan) 16. Ceza Dairesi 31.01.2017 tarihli ve 2016/6118 Esas, 2017/361 Karar sayılı kararında, açıklama içeriğinde somut bir suçun işlenmesine yönelik doğrudan bir teşvik ifadesi bulunmadığını, böyle bir açıklamayla halkın bir kısmını kamu görevlilerini tanımamaya ve itaatsizliğe çağırmanın TCK’nın 217. maddesinde tanımlanan suçu oluşturacağını belirterek, devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma suçunun unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle mahkûmiyet hükmünü bozmuştur.
Bu bozma kararı, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 23.06.2020 tarihli ve 2017/16-747 Esas, 2020/310 Karar sayılı kararıyla kaldırılmıştır. Ceza Genel Kurulu, sanığın eylemi ile devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma neticesi arasında nedensellik bağını meydana getirmeye yeterli tüm şartların oluştuğunu kabul etmiştir.
Aynı olayın yeniden görülen yargılamasında Yargıtay 3. Ceza Dairesi, 28.11.2024 tarihli ve 2023/24140 Esas, 2024/15871 Karar sayılı kararında, öncelikle nedensellik bağının tespitinde öğretide kabul edilen şart teorisi, uygun sebep teorisi ve objektif isnadiyet teorisini ayrıntılı biçimde incelemiş; açıklamanın içeriğinde somut bir suç işlenmesi çağrısı bulunmaması nedeniyle eylemin tek başına TCK 302 değil TCK 217 kapsamında değerlendirilmesi gerektiği yönündeki kendi hukuki kanaatini açıkça ortaya koymuş, ancak Ceza Genel Kurulu kararının somut olay bakımından bağlayıcı olduğunu belirterek bu doğrultuda hüküm kurmuş ve TCK 302 mahkûmiyetini TCK 217/1 mahkûmiyetiyle birlikte onamıştır.
Aynı olgusal örüntünün farklı sanıklar bakımından değerlendirildiği bir başka dosyada ise sonuç tam tersi yönde çıkmıştır. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 20.06.2023 tarihli ve 2021/5576 Esas, 2023/4519 Karar sayılı kararında incelendiği üzere, aynı türden bir öz yönetim açıklamasına yalnızca dinleyici olarak katılan sanıklar bakımından örgütsel bağ kesin biçimde ortaya konulamadığından, eylemin kanunlara uymamaya tahrik suçunun unsurlarını dahi oluşturmayacağı kabul edilerek beraat yönünde karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Bu üç kararın birlikte okunması, TCK 217’nin uygulamada iki farklı işlevi olduğunu gösterir. İlk işlevi, bir açıklamanın doğrudan kendisiyle sınırlı, bağımsız bir suç olarak değerlendirilmesidir (yukarıdaki fail-mağdur ve elverişlilik bölümlerinde ele alınan hâl). İkinci ve daha tartışmalı işlevi ise, ağırlıklı olarak terör örgütleriyle bağlantılı davalarda, bir açıklama ile sonradan üçüncü kişilerce gerçekleştirilen şiddet olayları arasındaki nedensellik bağının tayininde bir eşik görevi görmesidir: açıklama içeriğinde somut bir suç çağrısı yoksa fiilin üst sınırı TCK 217 ile çizilir; failin örgütsel bağı ve açıklamanın somut sonuç doğurma gücü ortaya konabildiği ölçüde ise TCK 302 gibi daha ağır bir suça isnat genişleyebilir.
Nedensellik bağının hangi ölçütle kurulacağı ise öğretide hâlâ tartışmalıdır ve yukarıdaki Ceza Genel Kurulu kararı bu tartışmada uygun sebep teorisinin ötesine geçen, geniş bir isnat anlayışını benimsemiştir.
TCK 217/A ile Ortak Elverişlilik Ölçütü
TCK 217 ile hemen ardından gelen TCK 217/A (halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma) arasında dikkat çekici bir yapısal paralellik vardır: her iki madde de fiilin “kamu barışını bozmaya elverişli” olmasını arar. Kanun koyucu 2022 yılında TCK 217/A’yı eklerken, kendisinden hemen önceki maddede kullandığı ölçütü tekrarlamıştır.
Bu paralellik, iki maddenin elverişlilik şartının benzer ölçütlerle değerlendirilmesini beraberinde getirir. Ancak maddeler arasındaki farklar da açıktır: TCK 217’de fiil bir tahrik iken, TCK 217/A’da gerçeğe aykırı bir bilginin yayılmasıdır. Ayrıca TCK 217/A, failin “sırf halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle” hareket etmesini arar; TCK 217’de böyle bir özel saik aranmaz. Ceza bakımından da TCK 217/A daha ağırdır ve seçimlik adli para cezası içermez.
Anayasa m.26 ve AİHS m.10 Çerçevesinde İfade Özgürlüğü Sınırı
TCK 217’nin uygulama alanı, Anayasa’nın 26. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğüyle doğrudan kesişir. Bu nedenle madde, salt metnine bakılarak değil, ifade özgürlüğü ile kamu barışının korunması arasındaki dengeyi gözeten bir yorumla uygulanmalıdır.
Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümünün Selahattin Demirtaş (3) başvurusu üzerine verdiği 9/6/2020 tarihli ve 2017/38610 başvuru numaralı kararında, bir siyasi parti yönetim kurulunun sosyal medya üzerinden yaptığı ve ardından ülke genelinde yaygın şiddet olaylarının yaşandığı bir çağrı ile bu olaylar arasında illiyet bağı kurulmasının olgusal ve hukuki temelinin bulunduğu, başvurucunun konumu itibarıyla çağrının yaygın şiddete yol açabileceğini ve kamu düzenini bozabileceğini öngörebilecek durumda olduğu değerlendirilmiştir.
Anayasa Mahkemesi bu değerlendirmeyi, isnat edilen suçun esasına ilişkin nihai bir hüküm olarak değil, tutuklamanın ön koşulu olan kuvvetli suç şüphesinin varlığı denetimi çerçevesinde yapmış; kararda ihlal tespiti, isnadın esasına değil tutukluluğun makul süreyi aşmasına dayandırılmıştır. Karar, yine de, kurumsal ya da toplu bir çağrının hangi koşullarda kanunlara uymamaya tahrik isnadına konu olabileceği bakımından önemli bir örnek oluşturmaktadır.
Bu içtihat, madde metninde açıkça yer almayan ama uygulamada belirleyici olan bir ilkeyi ortaya koyar: bir açıklamanın failinin, açıklamasının öngörülebilir sonuçlarından da sorumlu tutulabileceği. Bununla birlikte bu sorumluluk sınırsız değildir; yukarıda TCK 302 ile ilişki başlığında ele alındığı üzere, öngörülebilirlik ve nedensellik bağının somut olarak ortaya konması gerekir, aksi hâlde fail yalnızca kendi ifadesinin doğrudan kapsamından (TCK 217) sorumlu tutulabilir.
Sivil İtaatsizlik ve Toplantı Hakkı Bağlamında Sınır
Bu madde, hukuk öğretisinde “sivil itaatsizlik” olarak adlandırılan tartışmayla kesişir. Kavram, bir kuralın adaletsiz olduğu düşüncesiyle bilinçli ve aleni biçimde ihlal edilmesini ifade eder ve hukuk felsefesinde uzun süredir tartışılmaktadır.
Ceza hukuku bakımından tabloyu sadeleştirmek gerekirse: yürürlükteki hukuk, bir kuralın adaletsiz bulunmasını tek başına o kurala uymama hakkı doğuran bir neden olarak kabul etmez. Bir kuralın eleştirilmesi, değiştirilmesinin savunulması ve bu yönde kamuoyu oluşturulması düşünce açıklama özgürlüğü kapsamındadır; buna karşılık halkın topluca o kurala uymamaya çağrılması, elverişlilik şartı da gerçekleştiğinde TCK 217 kapsamında değerlendirilebilir. Ayrım, kuralın tartışılması ile kurala uyulmamasının istenmesi arasındadır.
Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının kullanımı bakımından da benzer bir çerçeve geçerlidir. Bir toplantıda dile getirilen talepler, eleştiriler ve savunulan görüşler kendiliğinden bu madde kapsamına girmez; değerlendirme, ifadenin muhatapları belirli yükümlülükleri yerine getirmemeye yöneltip yöneltmediğine ve elverişlilik şartının bulunup bulunmadığına göre yapılır. Toplantıların düzenine ilişkin kurallara aykırılıklar ise kendi mevzuatı çerçevesinde ayrıca değerlendirilir. Yukarıda değinildiği gibi, bir toplantıya veya açıklamaya salt dinleyici olarak katılmış olmak da tek başına bu suçun faili sayılmayı gerektirmez; sorumluluk, kişinin kendi ifadesine ve fiiline göre bireysel olarak belirlenir.
Kanunlara Uymamaya Tahrik Suçunun Özel Görünüş Biçimleri
Teşebbüs. Suç, tahrik beyanının aleni hale gelmesiyle tamamlanır; muhatapların bundan etkilenmesi aranmaz. Bu nedenle teşebbüse elverişliliği tartışmalıdır. Hazırlanan içeriğin failin iradesi dışında yayımlanamaması gibi hareketin bölünebildiği hallerde teşebbüsün mümkün olabileceği savunulmaktadır.
İştirak. Genel hükümlere tabidir. Tahrik içeren içeriği birlikte hazırlayıp yayan kişiler müşterek fail; yayılmasına katkı sunanlar duruma göre yardım eden olarak sorumlu tutulabilir. Ayrıntılar için şeriklik yazımıza bakabilirsiniz.
İçtima. Aynı suç işleme kararı kapsamında farklı zamanlarda tekrarlanan çağrılar, koşulları varsa zincirleme suç hükümlerine tabi olabilir. Aynı beyanın hem suç teşkil eden hem de suç teşkil etmeyen davranışlara çağrı içerdiği hallerde TCK 214 ile TCK 217 arasındaki ilişki içtima kuralları çerçevesinde belirlenir. Bir açıklamanın hem TCK 217 hem de TCK 302 gibi daha ağır bir suçun unsurlarını karşılayabildiği yukarıda incelenen ihtimalde ise, hangi hükmün uygulanacağı nedensellik bağının somut olarak ortaya konabilmesine bağlıdır.
Kanunlara Uymamaya Tahrik Suçunda Cezayı Etkileyen Diğer Hususlar
Cezanın üst sınırının iki yıl olması ve seçimlik adli para cezası öngörülmesi, bu maddeyi hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve cezanın ertelenmesi kurumlarının sıkça gündeme geldiği hükümlerden biri haline getirir. Her iki kurum için de kanunda aranan diğer şartların bulunması gerekir. Buna karşılık, hapis cezasının üst sınırı altı ayı aştığından suç ön ödeme kapsamında değildir; ayrıca uzlaştırma kapsamına da girmez.
Temel cezanın belirlenmesinde TCK 61 uyarınca tahrikin yöneldiği yükümlülüğün önemi, çağrının ulaştığı kitle, kullanılan aracın yaygınlığı ve failin kastının yoğunluğu gözetilir. Failin geçmişte benzer bir suçtan mahkûm olması halinde tekerrür hükümleri uygulanabilir; somut olayın koşullarına göre ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenler ile hukuka uygunluk nedenleri de değerlendirilir.
Kanunlara Uymamaya Tahrik Suçunda Soruşturma, Görevli Mahkeme ve Zamanaşımı
Suç şikâyete tabi değildir; Cumhuriyet Başsavcılığı fiili öğrendiği anda resen soruşturma başlatır. Şikâyet kurumunun genel işleyişi için ilgili Şikâyet yazımıza bakabilirsiniz.
Cezanın üst sınırı iki yıl olduğundan görevli mahkeme asliye ceza mahkemesidir. Fail on sekiz yaşından küçükse yargılama çocuk mahkemesinde yapılır. Dava zamanaşımı süresi TCK 66 uyarınca sekiz yıldır; mahkûmiyet halinde ceza zamanaşımı süreleri TCK 68’e göre belirlenir. Süre, tahrik beyanının aleni hale geldiği andan itibaren işlemeye başlar.
Kanunlara Uymamaya Tahrik Suçunda Sürecin İşleyişi ve Savunma
Bu tür soruşturmalar çoğunlukla bir konuşma, açıklama, yayın ya da sosyal medya paylaşımı üzerine başlar. Dosyanın merkezinde ifadenin içeriği bulunduğundan, içeriğin tam metninin ve bağlamının doğru biçimde ortaya konması belirleyicidir.
Savunmada öne çıkan başlıklar genellikle şunlardır:
- İfadenin gerçekten bir tahrik niteliği taşıyıp taşımadığı,
- Değerlendirme veya bir düzenlemenin değiştirilmesi talebi düzeyinde mi kaldığı,
- Çağrının konusunu oluşturan davranışın hukuki niteliği (suç mu, yoksa suç teşkil etmeyen bir yükümlülük ihlali mi — bu tespit doğrudan hangi maddenin uygulanacağını belirler),
- Failin açıklamaya bizzat katılıp katılmadığı yoksa yalnızca hazır bulunan bir dinleyici mi olduğu,
- Fiilin aleni sayılıp sayılamayacağı; kamu barışını bozmaya elverişlilik şartının somut olayda gerçekten bulunup bulunmadığı,
- Olay örgütlü bir yapıyla bağlantılıysa açıklama ile sonradan gelişen olaylar arasında nedensellik bağının somut olarak kurulup kurulamayacağı,
- TCK 218’deki haber verme ile eleştiri istisnasının uygulanıp uygulanmayacağı.
Bu başlıkların her biri dosyanın somut içeriğine göre değişir. Böyle bir isnatla karşılaştığınızda ilk ifadeden önce bir avukatla görüşmeniz sürecin doğru yönetilmesi bakımından önem taşır; ceza yargılamasında sunduğumuz savunma hizmetleri hakkında bilgi alabilirsiniz. Yargılamanın genel işleyişi için ceza mahkemeleri yazımıza bakabilirsiniz.
Sıkça Sorulan Sorular
Kanunlara uymamaya tahrik suçunun cezası nedir?
TCK 217 uyarınca altı aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası öngörülmüştür. Ceza seçimlik olduğundan hâkim, somut olayın koşullarına göre doğrudan adli para cezasına da hükmedebilir. Fiilin basın ve yayın yoluyla işlenmesi halinde TCK 218 uyarınca ceza yarı oranına kadar artırılabilir.
TCK 214 ile TCK 217 arasındaki fark nedir?
Fark, çağrının konusundadır. TCK 214’te halk doğrudan kanunda suç olarak tanımlanmış bir fiili işlemeye çağrılır. TCK 217’de ise çağrı, suç teşkil etmeyen kanuni veya idari yükümlülüklere uymamaya ilişkindir. Ayrıca TCK 217 tahrikin kamu barışını bozmaya elverişli olmasını arar ve seçimlik adli para cezası öngörür.
TCK 217 ile TCK 216 arasındaki fark nedir?
TCK 216, toplumun sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge farklılığına dayanan bir kesimini diğerine karşı kin ve düşmanlığa tahrik etmeyi cezalandırır ve maddede sayılan bir grup ayrımının somut olarak bulunmasını gerektirir. TCK 217 ise böyle bir grup ayrımı aramaz; çağrının konusu bir gruba karşı düşmanlık değil, kanuni veya idari bir yükümlülüğe uymamaktır.
TCK 217 ile TCK 302 (devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma) suçu arasındaki fark nedir?
Bir açıklamanın içeriğinde somut bir suç işlenmesine yönelik doğrudan bir çağrı bulunmuyorsa, eylem kural olarak TCK 217 kapsamında değerlendirilir. Açıklama ile sonradan üçüncü kişilerce gerçekleştirilen ağır sonuçlu olaylar arasında somut bir nedensellik bağı ortaya konabildiği ve failin bu sonucu öngörebilecek konumda olduğu ortaya konabildiği durumlarda ise isnat, TCK 302 gibi daha ağır bir suça genişleyebilir. Bu ayrım, Yargıtay içtihadında hâlâ tartışmalı bir alandır.
Elverişlilik şartı ne anlama gelir?
Kamu barışının gerçekten bozulmuş olması aranmaz; tahrikin niteliği itibarıyla böyle bir sonuca yol açabilecek özellikte olması yeterlidir. Değerlendirmede çağrının ulaştığı kitle, kullanılan aracın yaygınlığı, ifadenin yoğunluğu ve yapıldığı ortam gözetilir. Etkisi son derece dar kalan ya da ciddiye alınamayacak nitelikteki çağrılar bu şartı karşılamaz.
Bir toplantıda veya açıklamada sadece dinleyici olarak bulunmak bu suçu oluşturur mu?
Hayır, kural olarak oluşturmaz. Sorumluluk, kişinin kendi ifadesine ve fiiline göre bireysel olarak belirlenir. Bir açıklamanın etrafında bulunmuş olmak, o açıklamayı bizzat yapmış veya ona etkin biçimde katılmış olmaktan farklıdır; Yargıtay içtihadı, örgütsel bağın veya bireysel katkının somut delillerle ortaya konamadığı hâllerde salt katılımın yeterli olmadığını kabul etmektedir.
Sosyal medya paylaşımları bu suç kapsamında değerlendirilir mi?
Evet, herkese açık biçimde yapılan bir sosyal medya paylaşımı aleniyet unsurunu karşılayabilir. Ancak bu tek başına yeterli değildir; paylaşımın ayrıca halkı kanuni veya idari bir yükümlülüğe uymamaya yönelten bir tahrik niteliği taşıması ve kamu barışını bozmaya elverişli olması gerekir. Bir paylaşımın geniş kitlelere ulaşmış olması, bu iki şartın yerine geçmez.
Bir kanunun değiştirilmesini savunmak suç mudur?
Hayır. Bir kanunun eleştirilmesi, hukuka veya adalete aykırı bulunduğunun ileri sürülmesi, yürürlükten kaldırılmasının ya da değiştirilmesinin savunulması düşünce açıklama özgürlüğü kapsamındadır. TCK 218 uyarınca da haber verme sınırlarını aşmayan ve eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz. Madde, kuralın tartışılmasını değil, halkın o kurala uymamaya çağrılmasını cezalandırır.
Bu suçta adli para cezası verilebilir mi?
Evet. Madde, hapis cezası ile adli para cezasını seçimlik olarak öngörmüştür; hâkim doğrudan adli para cezasına hükmedebilir. Bu özellik, kamu barışına karşı suçlar bölümünde yalnızca TCK 217 ve TCK 219’da bulunur. Hapis cezasına hükmedilmesi halinde ise sonuç cezanın miktarına göre seçenek yaptırımlar ayrıca değerlendirilebilir.
Bu suçta hükmün açıklanmasının geri bırakılması veya erteleme uygulanır mı?
Evet, cezanın üst sınırının iki yıl olması nedeniyle hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve cezanın ertelenmesi kurumları bu suç bakımından sıkça gündeme gelir. Ancak her iki kurum için de kanunda aranan diğer şartların (örneğin sanığın geçmiş sabıka durumu, mahkemenin kanaati) ayrıca gerçekleşmesi gerekir; suç, cezanın üst sınırı nedeniyle ön ödeme ve uzlaştırma kapsamında değildir.
Bu suç şikâyete tabi midir, hangi mahkeme bakar?
Suç şikâyete tabi değildir; savcılık fiili öğrendiği anda resen soruşturma başlatır ve suç uzlaştırma kapsamında da değildir. Cezanın üst sınırı iki yıl olduğundan görevli mahkeme asliye ceza mahkemesidir. Dava zamanaşımı süresi sekiz yıldır.
Kanunlara Uymamaya Tahrik Suçu Bakımından Sonuç
Kanunlara uymamaya tahrik suçu (TCK 217), halkın suç teşkil etmeyen kanuni yükümlülüklere uymamaya alenen çağrılmasını, çağrının kamu barışını bozmaya elverişli olması şartıyla altı aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezasıyla cezalandırır. Maddenin sınırlarını belirleyen iki ölçüt öne çıkar: çağrının konusunu oluşturan davranışın suç teşkil etmemesi ve tahrikin elverişlilik şartını karşılaması. Bir kuralın eleştirilmesi ile o kurala uyulmamasının istenmesi arasındaki fark ise, hükmün düşünce açıklama özgürlüğü karşısındaki sınırını çizer.
Bölümdeki diğer suç tiplerine genel bir bakış için kamu barışına karşı suçlar rehberimizi, benzer yapıdaki maddeler için suç işlemeye tahrik (TCK 214) ve halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama (TCK 216) yazılarımızı inceleyebilirsiniz.
İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.
Av. Sinan Karabacak – Cep Tel: +90 535 671 88 95


3 Yorumlar