İçindekiler
İnanç, Düşünce ve Kanaat Hürriyetinin Kullanılmasını Engelleme Suçu Nedir? (TCK 115)
İnanç, düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasını engelleme suçu, bir kişiyi cebir veya tehditle inançlarını açıklamaya, değiştirmeye ya da bunları açıklamaktan vazgeçmeye zorlamayı; dini ibadetini engellemeyi veya inancından kaynaklanan yaşam tarzına müdahale etmeyi cezalandıran ve Türk Ceza Kanunu‘nun (TCK) 115. maddesinde düzenlenen bu suç, her üç fıkrası bakımından da bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasını gerektirir ve Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınan en temel özgürlüklerden birini korur. Suçun TCK 119. madde kapsamında sayılan nitelikli hâllerden biriyle (silahla, kamu görevinin sağladığı nüfuzun kötüye kullanılması, birden fazla kişiyle birlikte vb.) işlenmesi hâlinde bu ceza bir kat artırılır ve üst sınır altı yıla kadar çıkabilir.
Bu suç, “Hürriyete Karşı Suçlar” bölümünde yer alır. Bölümün tamamına ilişkin genel bir bakış için Hürriyete Karşı Suçlar (TCK 106-124) rehberimize göz atabilirsiniz. Aşağıda suçun unsurları, nitelikli hâlleri, kamu görevlisi tarafından işlenmesi durumunda uygulanacak özel soruşturma usulü ve Yargıtay uygulaması somut kararlarla birlikte ele alınmıştır; ancak her olayın kendine özgü koşulları farklı sonuçlar doğurabileceğinden, somut olayınıza ilişkin mutlaka bir ceza avukatına danışmanız önerilir.
Yasal Düzenleme ve Üç Ayrı Fıkra
TCK 115, biri 2005’ten beri yürürlükte olan, ikisi 2/3/2014 tarihli ve 6529 sayılı Kanun’un 14. maddesiyle eklenen üç ayrı fıkra içerir. Her üç fıkrada da öngörülen ceza bir yıldan üç yıla kadar hapistir.
Birinci fıkra (TCK 115/1): Cebir veya tehdit kullanarak bir kimseyi dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya veya değiştirmeye zorlamak ya da bunları açıklamaktan, yaymaktan men etmek.
İkinci fıkra (TCK 115/2): Dini inancın gereğinin yerine getirilmesinin veya dini ibadet ya da ayinlerin bireysel veya toplu olarak yapılmasının; cebir, tehdit ya da hukuka aykırı başka bir davranışla engellenmesi.
Üçüncü fıkra (TCK 115/3): Cebir, tehdit ya da hukuka aykırı başka bir davranışla, bir kimsenin inanç, düşünce veya kanaatlerinden kaynaklanan yaşam tarzına ilişkin tercihlerine müdahale etmek veya bunları değiştirmeye zorlamak.
Görüldüğü gibi birinci fıkrada suçun yalnızca cebir veya tehditle işlenebilmesine karşılık, ikinci ve üçüncü fıkralarda “hukuka aykırı başka bir davranış” da suçun işleniş biçimleri arasına alınmıştır.
Suçla Korunan Hukuki Değer
Maddenin her fıkrası kısmen farklı bir değeri korur: Birinci fıkra kişinin iç dünyasındaki inanç, düşünce ve kanaat özgürlüğünü (forum internum); ikinci fıkra din ve vicdan özgürlüğünün dışa yansıyan boyutu olan ibadet hakkını (forum externum); üçüncü fıkra ise kişinin inancından kaynaklanan yaşam tarzına saygı gösterilmesini güvence altına alır.
Bu ayrım aynı zamanda birinci fıkranın neden yalnızca cebir veya tehditle işlenebildiğini, buna karşılık ikinci ve üçüncü fıkraların neden “hukuka aykırı başka bir davranışı” da suçun işleniş biçimi saydığını açıklar: iç dünyaya yönelik müdahale ancak doğrudan bir zorlamayla (cebir/tehdit) mümkünken, dışa yansıyan ibadet ve yaşam tarzı tercihleri idari/fiili engellerle de baskı altına alınabilir.
Korunan değerin sınırları bakımından Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2001/4-14 Esas, 2001/13 Karar sayılı ve 06.02.2001 tarihli kararında, dinin korunmasında güdülen hukuki yararın bizatihi din değil, kişinin dini inanç ve duygusu olduğu vurgulanmıştır; bu tespit, TCK 115 kapsamında korunan değerin de dinin veya bir inanç sisteminin kendisi değil, doğrudan bireyin inanç, düşünce ve kanaat özgürlüğü olduğunu göstermesi bakımından yol göstericidir.
Suçun Unsurları
Fail ve Mağdur
Suçun faili herkes olabilir; kanun fail bakımından özel bir nitelik aramaz, bu yönüyle bu suç özgü suç niteliği taşımamaktadır. Yani faili bakımından herhangi bir sınırlama öngörülmemiş; her gerçek kişi bu suçun faili olabilmektedir. Mağdur ise inanç, düşünce veya kanaat özgürlüğüne müdahale edilen gerçek kişidir. Failin kamu görevlisi olması ve fiili görevinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanarak işlemesi hâlinde TCK 119 uyarınca ceza bir kat artırılır; bu ihtimal aşağıda ayrı bir başlıkta ele alınmıştır.
Suçun Konusu
Suçun hukuki konusu, yukarıda açıklandığı üzere kişinin inanç, düşünce, kanaat ve bunlardan kaynaklanan yaşam tarzı özgürlüğüdür. Maddi konusu ise somut olayda mağdurun açıklamaya/değiştirmeye zorlandığı ya da açıklamaktan men edildiği inanç, düşünce, kanaat, dini ibadet veya yaşam tarzı tercihidir.
Maddi Unsur (Fiil)
Suç seçimlik hareketli bir suçtur; maddede sayılan davranışlardan birinin gerçekleşmesi yeterlidir. Birinci fıkra bakımından suçun cebir veya tehditle işlenmesi şarttır; bu unsurlar yoksa suç oluşmaz. İkinci ve üçüncü fıkralarda ise cebir veya tehdidin yanı sıra “hukuka aykırı başka bir davranış” da yeterlidir; örneğin bir kişinin dini kıyafeti nedeniyle bir kurumdaki görevinden fiilen uzaklaştırılması ya da fotoğraflarının rızası dışında kıyafetini “kanıtlamak” amacıyla çekilmesi gibi idari/fiili baskılar, cebir veya tehdit düzeyine ulaşmasa bile üçüncü fıkra kapsamında hukuka aykırı davranış sayılabilir.
Bu suç bir zarar suçudur; kişinin iradesinin baskı altına alınmasıyla zarar gerçekleşmiş sayılır. İbadetin veya inancın gereğinin yerine getirilmesinin engellenmesi gibi bazı seçimlik hareketler, engelleme devam ettiği sürece süren (mütemadi/kesintisiz) suç niteliği taşır.
Manevi Unsur (Kast)
Suç yalnızca kasten işlenebilir; taksirle işlenmesi mümkün değildir. Failin, mağdurun inanç, düşünce veya kanaat özgürlüğüne yönelik müdahalede bulunduğunu bilerek ve isteyerek hareket etmesi gerekir; failin asıl amacının başka bir husus (örneğin bir kurum içi disiplin/kılık kıyafet tartışması) olduğu, engelleme kastının bulunmadığı hâllerde suç oluşmaz. Cebir ve tehdit kavramlarının ayrıntıları için Cebir Suçu (TCK 108) ve Tehdit Suçu (TCK 106) yazılarımıza bakabilirsiniz.
Suçun Oluşma Şartları
İnanç, düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasını engelleme suçunun oluşması için içtihatlarla Yargıtay tarafından bazı kriterler ortaya konulmuştur. Maddeler halinde saymak gerekirse suçun oluşması için:
- Failin, mağduru dini, siyasi, sosyal veya felsefi bir inanç, düşünce, kanaat ya da bunlardan kaynaklanan bir yaşam tarzı tercihi bakımından açıklamaya, değiştirmeye zorlaması ya da açıklamaktan/yaymaktan/ibadetten men etmesi,
- Bu müdahalenin cebir, tehdit veya (ikinci ve üçüncü fıkralar bakımından) hukuka aykırı başka bir davranışla gerçekleştirilmesi,
- Failin bu müdahaleyi doğrudan ve özel bir engelleme kastıyla, yani bilerek ve isteyerek yapması,
- Mağdurun iradesinin fiilen baskı altına alınması; salt rahatsız edici veya eleştirel sözlerin ötesine geçen somut bir zorlama veya engellemenin gerçekleşmiş olması,
gerekmektedir. Bu şartlardan herhangi biri eksikse eylem TCK 115 kapsamında değerlendirilemez; somut olayda genellikle hakaret, tehdit veya başka bir suç tipine göre nitelendirme yapılır.
İnanç, Düşünce ve Kanaat Hürriyetinin Engellenmesi Suçunun Cezası (2026)
Suçun her fıkrası bakımından ceza bir yıldan üç yıla kadar hapistir. Alt sınır bir yıl olduğundan, alt sınırdan ceza verilen hâllerde hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesi gündeme gelebilir. Ayrıca hükmolunan ceza iki yıl veya altında ise, koşulların varlığı hâlinde hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) veya cezanın ertelenmesi mümkündür. Bu kurumların somut dosyanızda uygulanıp uygulanmayacağı cezanın miktarına ve diğer şartlara bağlıdır.
| Fiilin Niteliği | Madde | Ceza |
|---|---|---|
| Cebir veya tehditle inanç, düşünce, kanaatini açıklamaya/değiştirmeye zorlama ya da açıklamaktan men etme | TCK 115/1 | 1 yıldan 3 yıla kadar hapis |
| Dini ibadet/ayinlerin cebir, tehdit veya hukuka aykırı başka bir davranışla engellenmesi | TCK 115/2 | 1 yıldan 3 yıla kadar hapis |
| İnançtan kaynaklanan yaşam tarzına ilişkin tercihlere müdahale veya bunları değiştirmeye zorlama | TCK 115/3 | 1 yıldan 3 yıla kadar hapis |
| Silahla, tanınmayacak hâle koyarak, birden fazla kişiyle, suç örgütü korkutuculuğundan yararlanarak veya kamu görevi nüfuzu kötüye kullanılarak işlenmesi | TCK 119 (ortak hüküm) | Ceza bir kat artırılır |
| Terör örgütü faaliyeti çerçevesinde işlenmesi | 3713 sayılı Kanun m.5 | Ceza yarı oranında artırılır |
Nitelikli Halleri (TCK 119 Ortak Hüküm)
TCK 115’te ayrı bir nitelikli hâl düzenlenmemiştir; cezayı artıran hâller ortak hüküm olan TCK 119’da yer alır. Buna göre suçun;
- silahla,
- kişinin kendisini tanınmayacak hâle koyması suretiyle, imzasız mektupla veya özel işaretlerle,
- birden fazla kişi tarafından birlikte,
- var olan veya var sayılan suç örgütlerinin korkutucu gücünden yararlanılarak,
- kamu görevinin sağladığı nüfuzun kötüye kullanılması suretiyle
işlenmesi hâlinde verilecek ceza bir kat artırılır. TCK 119/1 hükmü yalnızca kendi metninde tek tek sayılan suçlar bakımından uygulanabilen sınırlayıcı bir düzenlemedir; kanun koyucu bu maddede eğitim ve öğretimin engellenmesi, kamu kurumu veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının faaliyetlerinin engellenmesi, siyasi hakların kullanılmasının engellenmesi, inanç, düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasını engelleme, konut dokunulmazlığının ihlali ile iş ve çalışma hürriyetinin ihlali suçlarını saymıştır.
Nitekim Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 2021/201 Esas, 2021/5580 Karar sayılı ve 16.03.2021 tarihli kararında, mala zarar verme suçunun bu sayılan suçlar arasında yer almadığı, dolayısıyla TCK 119/1-c maddesinin mala zarar verme suçuna kıyasen uygulanamayacağı belirtilerek bu yöndeki hüküm kanun yararına bozulmuştur; bu karar, TCK 119’un inanç, düşünce ve kanaat hürriyetinin engellenmesi suçu dışındaki suçlara genişletilemeyecek kadar dar yorumlanması gerektiğini de teyit etmektedir.
Kamu Görevlisi Tarafından İşlenmesi ve Soruşturma Mercii
Suçun kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılarak işlenmesi hem TCK 119 uyarınca cezanın bir kat artırılmasını hem de soruşturma usulü bakımından özellik arz eden bir durumu gündeme getirebilir. Fail bir üniversite öğretim üyesi ya da başka bir kamu görevlisi ise, soruşturmanın 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu veya 4483 sayılı Kanun gibi özel soruşturma usullerine mi yoksa genel hükümlere göre Cumhuriyet savcısı tarafından doğrudan mı yürütüleceği önem taşır.
Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 2019/8234 Esas, 2020/3763 Karar sayılı ve 20.02.2020 tarihli kararına konu olayda, bir üniversite öğretim üyesinin, dini inancı gereği başörtüsü takan bir stajyer öğrenciye yönelik “bu kıyafetle burada çalışamazsın” mahiyetindeki söz ve fiilleri nedeniyle kamu görevinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle inanç, düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasını engelleme suçundan soruşturma açılmış; Yargıtay, 2547 sayılı Kanun’un 53/c-7. maddesindeki istisnanın yalnızca ideolojik amaçlı, devletin bölünmez bütünlüğüne yönelik veya öğrenme-öğretme hürriyetini kısıtlayan ağır suçlar için geçerli olduğunu, somut olaydaki gibi bireysel bir müdahale iddiasının bu istisna kapsamında sayılamayacağını, dolayısıyla soruşturmanın 2547 sayılı Kanun’un 53/c-1. maddesindeki özel usule tabi olması gerektiğini vurgulayarak iddianamenin iadesi kararını yerinde bulmuştur.
Bu karar, kamu görevlisi/öğretim elemanı faili bakımından soruşturma izni alınmadan doğrudan iddianame düzenlenmesinin usul hukuku yönünden hükmü sakatlayabileceğini göstermesi bakımından pratik önem taşımaktadır.
Terörle Mücadele Kanunu ile İlişkisi
İnanç, düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasını engelleme suçu, bir terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde işlendiğinde 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddesi devreye girer ve TCK 115 uyarınca belirlenen ceza ayrıca yarı oranında artırılır.
Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 2021/8457 Esas, 2023/4543 Karar sayılı ve 21.06.2023 tarihli kararında, sanığın bir kahvehane baskını sırasında birden fazla kişiye karşı tek bir fiille inanç, düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasını engelleme suçunu işlediği, bu eylemin aynı zamanda silahlı terör örgütüne üyelik suçuyla birlikte yargılandığı ve TCK 115/1, 119/1 maddelerinin 3713 sayılı Kanun’un 5. maddesiyle birlikte uygulandığı bir olayda, birden fazla mağdura karşı tek fiille işlenen suç bakımından TCK 43/2 maddesindeki zincirleme suç hükmünün gözetilmesi gerektiği; ancak aleyhe istinaf/temyiz talebi bulunmadığından bu eksikliğin yalnızca eleştiri konusu yapılabileceği belirtilerek hüküm onanmıştır.
Bu karar, suçun toplu eylemler (örneğin bir grup insanın toplu biçimde ibadetten veya belirli bir yaşam tarzından caydırılmaya çalışılması) sırasında işlenmesi hâlinde hem terör mevzuatı hem de zincirleme suç hükümleri bakımından çok yönlü bir değerlendirme gerektirdiğini göstermektedir.
Teşebbüs, İştirak ve İçtima
Suça teşebbüs, engelleme veya zorlama fiilinin failin elinde olmayan nedenlerle tamamlanamaması hâlinde mümkündür; somut olayda icra hareketlerinin ne ölçüde tamamlandığı ayrıca değerlendirilmelidir. İştirak bakımından genel hükümler uygulanır; azmettirme, yardım etme ve müşterek faillik bu suç bakımından da mümkündür.
İçtima yönünden ise, yukarıda açıklandığı üzere suçun birden fazla mağdura karşı tek bir fiille işlenmesi hâlinde TCK 43/2 maddesindeki zincirleme suç hükmü gündeme gelir ve cezada artırım yapılması gerekir. Fıkralar arası içtimada ise aynı olayda hem inancı açıklamaya zorlama hem de ibadeti engelleme birlikte gerçekleşmişse, somut olayın bütünlüğüne göre tek suç mu yoksa gerçek içtima mı söz konusu olduğu değerlendirilir.
Yaralama ile İlişki
Bu suç çoğu zaman cebirle iç içe işlendiğinden, yaralama ile ilişkisi önem taşır. Suçun işlenmesi sırasında meydana gelen basit yaralama (TCK 86 kapsamında kalan yaralama), suçun unsuru olan cebir içinde değerlendirilir ve faile ayrıca yaralamadan ceza verilmez. Buna karşılık TCK 119/2 uyarınca, kasten yaralamanın neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâlleri (TCK 87) gerçekleşmişse, ayrıca kasten yaralama hükümleri de uygulanır.
Benzer Suçlardan Farkı: Dini Değerlere Hakaret
Uygulamada en sık karıştırılan ayrım, dini değerlere yönelik hakaret ile inanç hürriyetinin engellenmesi arasındadır. Yargıtay 23. Ceza Dairesinin 2015/13711 Esas, 2015/2550 Karar sayılı ve 15.06.2015 tarihli kararına konu olayda, alkollü bir sanık köy camisine girip namaz kılmak istediğini söylemiş; cami imamı ve cemaatten bir kişi sanığın alkollü olması nedeniyle namaz kılamayacağını belirtip müdahale etmek isteyince sanık öfkelenerek dini değerlere ağır hakaret ve tehditler savurmuş, camiden çıkmamak için direnmiş ve müdahale eden jandarmayı da tehdit etmiştir.
Yerel mahkeme sanığı hem dini değerlerden bahisle hakaretten hem de inanç hürriyetinin engellenmesinden mahkûm etmiş; Yargıtay ise hakaret ve direnme suçlarından kurulan hükümleri onarken, inanç hürriyetinin engellenmesi suçundan kurulan hükmü bozmuştur. Gerekçe, TCK 115/2 kapsamında suçun oluşması için failin başkalarının dini inancının gereğini (somut olayda toplu namaz kılınmasını) engellemek amacıyla doğrudan ve özel bir engelleme kastıyla cebir veya tehdit kullanması gerektiği; oysa sanığın camiye ibadetleri baltalamak için değil bizzat namaz kılmak amacıyla geldiği, taşkınlığın imam ve cemaatin kendisine müdahale etmesi üzerine ortaya çıkan tepkisel ve kontrolsüz bir öfke patlaması olduğu, dolayısıyla sistematik bir engelleme iradesinin bulunmadığı yönündedir.
Aynı kararda Yargıtay, sanığın kutsal kitaba yönelik sözlerinin ve ezan okunmamasını istemesinin inanç hürriyetini engellemediğini ancak toplumun dini duygularını aşağıladığını, bu nedenle eylemin TCK 125/3-c kapsamında dini değerlerden bahisle hakaret suçunu oluşturduğunu; aynı eylem nedeniyle hem hakaret hem de inanç hürriyetinin engellenmesinden ayrıca ceza verilmesinin mükerrer cezalandırma yasağına aykırı olacağını vurgulamıştır. Bu karar, sırf dini değerlere yönelik rahatsız edici veya çirkin sözlerin, engelleme kastı ve buna yönelik somut bir cebir/tehdit unsuru bulunmadıkça TCK 115 kapsamında değerlendirilemeyeceğini net biçimde ortaya koymaktadır.
Şikâyet, Uzlaştırma, Zamanaşımı ve Görevli Mahkeme
Şikâyet: İnanç, düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasını engelleme suçu şikâyete bağlı değildir; savcılık suçu öğrendiğinde resen soruşturma başlatır. Bu nedenle şikâyet süresi söz konusu değildir ve şikâyetten vazgeçme davayı düşürmez.
Uzlaştırma: Bu suç uzlaştırma kapsamında değildir.
Zamanaşımı: TCK 115’in temel hâli (1-3 yıl hapis) bakımından dava zamanaşımı süresi, TCK 66/1-e maddesi uyarınca kural olarak sekiz yıldır. Ancak suçun TCK 119 kapsamındaki bir nitelikli hâlle işlenmesi durumunda ceza üst sınırı bir kat artışla altı yıla çıktığından, bu hâlde dava zamanaşımı süresi TCK 66/1-d maddesi uyarınca on beş yıla kadar uzayabilir; bu nedenle somut dosyada zamanaşımı hesabı yapılırken suçun nitelikli hâlde işlenip işlenmediği ayrıca gözetilmelidir.
Görevli Mahkeme: Bu suça ilişkin yargılamayı yapmakla görevli mahkeme Asliye Ceza Mahkemesidir.
HAGB ve Cezanın Ertelenmesi
Hükmolunan ceza iki yıl veya altında ise, koşulların varlığı hâlinde HAGB veya cezanın ertelenmesi mümkündür. Ancak bu kurumların uygulanması sırasında da usule dikkat edilmesi gerekir.
Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 2022/11708 Esas, 2024/15974 Karar sayılı ve 04.12.2024 tarihli kararında, ilk hükümde HAGB kararı verildiği, sanığın denetim süresi içinde kasıtlı bir suç işlemesi üzerine hükmün açıklanması ve cezanın 5237 sayılı Kanun’un 51. maddesi uyarınca ertelenmesine karar verildiği; oysa 5271 sayılı Kanun’un 231/11. maddesi uyarınca, kendisine herhangi bir yükümlülük yüklenmeyen ve denetim süresinde kasıtlı suç işleyen sanık hakkında önceki hükmün aynen açıklanmasıyla yetinilmesi gerektiği, yeniden değerlendirme yapılıp cezanın ayrıca ertelenmesine karar verilemeyeceği; ayrıca sanığın birden fazla katılana karşı tek fiille suç işlemesi karşısında TCK 43/2 maddesinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılmadığı ve kendisini vekille temsil ettiren katılan lehine vekâlet ücretine hükmedilmediği gerekçeleriyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Bu karar, HAGB sonrası hükmün açıklanması aşamasında mahkemenin yeniden bir erteleme değerlendirmesi yapamayacağını, önceki hükmün aynen açıklanması gerektiğini gösteren güncel ve önemli bir emsaldir.
İnanç, Düşünce ve Kanaat Hürriyetinin Kullanılmasını Engelleme Suçu Bakımından Değerlendirme
Görüldüğü üzere inanç, düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasını engelleme suçu (TCK 115), üç ayrı fıkrasının farklı yapısı, kamu görevlisi faili bakımından özel soruşturma usulleriyle kesişmesi, terör mevzuatıyla bağlantısı ve cebir, tehdit, hakaret gibi diğer suçlarla iç içe geçmesi nedeniyle teknik bir alandır. Eylemin hangi fıkra kapsamında değerlendirileceği, failin sıfatı ve nitelikli hâllerin varlığı, karşılaşacağınız sonucu kökten değiştirebilir; Yargıtay’ın güncel kararları da bu değerlendirmenin olay bazında yapılması gerektiğini teyit etmektedir.
Sık Sorulan Sorular
İnanç, düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasını engelleme suçunun cezası nedir?
TCK 115’in her üç fıkrası bakımından da ceza bir yıldan üç yıla kadar hapistir. Nitelikli hâllerin (TCK 119) varlığı hâlinde bu ceza bir kat artırılır; suçun terör örgütü faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde ise 3713 sayılı Kanun’un 5. maddesi uyarınca ayrıca yarı oranında artırım yapılır.
Bu suç şikâyete tabi midir?
Hayır. Suç şikâyete bağlı değildir; savcılık öğrendiğinde resen soruşturma başlatır ve şikâyetten vazgeçme davayı düşürmez.
Bu suçta zamanaşımı süresi ne kadardır?
Temel hâlde dava zamanaşımı süresi kural olarak sekiz yıldır. Suç, TCK 119 kapsamında bir nitelikli hâlle işlenmişse ceza üst sınırı altı yıla çıktığından zamanaşımı süresi on beş yıla kadar uzayabilir.
TCK 115’in üç fıkrası arasındaki fark nedir?
Birinci fıkra cebir veya tehditle kişinin inanç, düşünce, kanaatini açıklamaya zorlanmasını veya açıklamaktan men edilmesini; ikinci fıkra dini ibadet ve ayinlerin cebir, tehdit ya da hukuka aykırı bir davranışla engellenmesini; üçüncü fıkra ise kişinin inancından kaynaklanan yaşam tarzına müdahale edilmesini cezalandırır.
Dini değerlere hakaret etmek bu suçu oluşturur mu?
Tek başına hayır. Yargıtay 23. Ceza Dairesi’nin 2015/13711 E. – 2015/2550 K. sayılı kararında da vurgulandığı gibi, TCK 115’in oluşması için failin başkalarının inancının gereğini engellemek amacıyla doğrudan ve özel bir kastla cebir veya tehdit kullanması gerekir; dini değerlere yönelik hakaret ayrı bir suç (TCK 125/3-c) olarak değerlendirilebilir.
Bu suç işlenirken yaralama meydana gelirse ne olur?
Suçun işlenmesi sırasında oluşan basit yaralama (TCK 86), suçun unsuru olan cebir içinde değerlendirilir ve ayrıca cezalandırılmaz. Ancak TCK 119/2 uyarınca kasten yaralamanın neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâlleri (TCK 87) gerçekleşmişse, kasten yaralama hükümleri de ayrıca uygulanır.
Bu suçta uzlaştırma uygulanır mı?
Hayır, inanç, düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasını engelleme suçu uzlaştırma kapsamında değildir.
Bu suçta görevli mahkeme hangisidir?
Bu suça ilişkin yargılamayı yapmakla görevli mahkeme Asliye Ceza Mahkemesidir.
Bu suçta HAGB veya cezanın ertelenmesi mümkün müdür?
Hükmolunan ceza iki yıl veya altında ise, koşulların varlığı hâlinde hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) veya cezanın ertelenmesi mümkündür. Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 2022/11708 Esas, 2024/15974 Karar sayılı kararında vurgulandığı üzere, HAGB sonrası denetim süresinde kasıtlı suç işlenmesi hâlinde mahkeme önceki hükmü aynen açıklamakla yetinmeli, ayrıca yeni bir erteleme değerlendirmesi yapmamalıdır.
TCK 119’a göre nitelikli hâller nelerdir?
Suçun silahla, failin kendisini tanınmayacak hâle koyması, imzasız mektup ya da özel işaretlerle, birden fazla kişi tarafından birlikte, var olan veya var sayılan suç örgütlerinin korkutucu gücünden yararlanılarak ya da kamu görevinin sağladığı nüfuzun kötüye kullanılması suretiyle işlenmesi hâlinde ceza bir kat artırılır.
Suç, kamu görevlisi veya öğretim üyesi tarafından işlenirse soruşturma nasıl yürütülür?
Kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılarak işlenen fiillerde ceza TCK 119 uyarınca bir kat artırılır. Ayrıca fail üniversite öğretim elemanı gibi özel bir statüye sahipse, Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 2019/8234 Esas, 2020/3763 Karar sayılı kararında vurgulandığı üzere, soruşturmanın 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’ndaki özel usule mi yoksa genel hükümlere mi tabi olduğu ayrıca belirlenmeli, gerekiyorsa soruşturma izni alınmadan düzenlenen iddianame usul yönünden hükümsüz sayılmalıdır.
Suç, terör örgütü faaliyeti kapsamında işlenirse ceza nasıl belirlenir?
Bu hâlde 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddesi devreye girer ve TCK 115-119 uyarınca belirlenen ceza ayrıca yarı oranında artırılır. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 2021/8457 Esas, 2023/4543 Karar sayılı kararında görüldüğü gibi, birden fazla mağdura karşı tek fiille işlenen bu tür eylemlerde TCK 43/2 maddesindeki zincirleme suç hükmü de ayrıca değerlendirilmelidir.
İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde, Bakırköy Adliyesi’ne yakın konumda yer alan Avukat Sinan Karabacak dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.
Av. Sinan Karabacak – Cep Tel: +90 535 671 88 95

